NUR SİMÂLI GÜL TEBESSÜMLÜ EFENDİMİZ
NİCE YÜZ BİN MİNAREDEN ADIN OKUNMUŞ
ARZ-U SEMÂDA AYAK İZİN VE YÂD’IN KALMIŞ
ÖPÜLESİ KADEM-İ PÂK’İN YERDE TAŞLANMIŞ
MELEK ALKIŞLAMIŞ GÖKTE BAŞIN TAÇLANMIŞ

NEBİ MÜJDESİ ADINDAN
YANIP DURSAM YÂDINDAN
TÜY ALSAM KANADINDAN
PERVÂZ ETSEM ARDINDAN
(KANAT ÇIRPSAM UÇSAM)
Ağustos 2026
Her şey bir kader
Ama nimet ama keder
Hüdâda sonsuza gider
Gedâda işte bu kadar
Temmuz 2026
رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ (Hz.Zekeriyya) Rabbim! Bana katından tertemiz-hayırlı bir nesil ver. (Ali İmran/3, قُرَّةَ اَعْيُنٍ Göz aydınlığı eş ve evlatlar Furkan/74)
(Temmuz 2021. Dünyada (Hz.İsa ve annesi Meryem ile Hz.Yahya gibi) eş edinememiş ya da inanç engeli veya tercih sebebiyle bir araya gelememiş eşsizler için sizce sorun var mıdır? Peki dünyada evsizlere ev, aşsızlara aş, işsizlere iş, eşsizlere eş bulunabiliyor mu? O kudretli servetli makam sahibi yönetim ve bilim çevreleri ne düşünürler acaba!? Yoksa; zaten evsiz, eşsiz, aşsız, işsiz hatta nefessiz bırakanlar bizleriz mi diyorlar?
Yoksa onlar: “Dijital data tanrısal güç, bilim ve para bizde; ölüme de çare buluruz kendimize cenneti de biz yaparız, cinsiyetli cinsiyetsiz eşlerin biyolojik olanını da dijital ve robotik olanını da kendimiz üretiriz!” mi diyorlar?! Dünyada her yolla eş bulabilecek olanlar, her şeyi çift yaratan Allah’a cennette eşsizlere eş yaratmasını mı uzak görüyorlar?
Siz isterseniz genomik veya robotik, sentetic veya holografik, AI marifetli sınırsız seçenekler içinde, tercihli fizyonomik yapıda erkek kadın model tasarımlarının gerçekleşebileceğini düşünün. Dünyadaki gibi ölmek için doğmayan, doğup ölmeyen, sadece o ilk gördüğüne ebeden kilitlenen, eskimeyen sürekli yenilenen güzelleşen sürmelileri, sonsuzluk sürümlüleri… Temmuz 2021 bak haşircennet)
Sürüm deyine; 2026 yılı başında Çinliler, insana neredeyse tama yakın tıpatıp benzetilmiş, belirlenmiş işlevleri olan eril dişil robotların, özel yapım siparişlerini almaya başladılar bile…
Zeka yapaylaşıyor vicdan yapaylaşıyor; çevre demokrasi her şey yapaylaşıyor; insan, aile eş çocuk bile… Savaş zulüm yoksul hayatlar gibi, çocuk dijital oyunlarında oynanan, gerçeği arka sokaklarda parmaklıklarda ve petrol sahalarındaki ölüm bile…
Heyhât! Karnı açlar gözleri aç olanlar
Yığınlar Yığanlar yağmalayanlar
Paçalarına kadar ceplerini dolduranlar
Kusarcasına yiyorlar
Mâmeleklerini paylaşmıyorlar!
Bir demokrasi vardı
Göstermelik emeklemede
Gömüldüğü yer karşı bayırdı
Dirileceği günü beklemede… Temmuz 2026)
Mayıs 2026
Kaybetmekten neden korkuyor üzülüyorsun kaybettiğin senin değil ki
Varlığa derinlemesine bakarsan, her şey senin için bir muallim olur
Başkasını suçluyorsan mubtedîsindir (Ham)
Kendini suçluyorsan müzekkâsındır (Arınmış)
Kimseyi suçlamıyorsan müntehîsindir (Kamil)
Af yolunu seçiyor aktif sabrediyorsan Azam mertebesindesindir وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ۟ Şûrâ/43 يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ Lokman/17
Mart 2026
.
ŞUBAT 2026
DAĞLAR DA AĞLAR
Sıradağlar gibi insanlar
Soğuklarda soluklarlar
Ekin gibi doğrulur
Dağ gibi sarsılmazlar
Zirveleri tutarlar
Bulutlarla yarışırlar
Bağırlarında ağır ağrılar
Lav kusar yangınlaşırlar
Gündüzleri fürsanlaşır
Geceleri ruhbanlaşırlar
Tevazuyla yerlere eğilir
Dünyayı sırtlarında taşırlar
Sızıntı olur rüşeym verir
Çınarlaşır çağlayanlaşırlar
Deniz yarılır dağlar set olur zalimler boğulurlar (Şuara/63-66)
Onlara ne gök ne yer ağlar!
(Ağlarsalar salihlere ağlarlar)
Sahip olduklarına arkadan gelenler mirasçı olurlar. (Duhan/22-29)
O’NSUZ OLMAZ OLAMAZ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ Rad/28
Bana rağmen ben;
Her şeye rağmen
Benden ve her şeyden
Önce ve öte ‘O’!
İnsan her şey olur
O gibi olamaz
İnsan her şeysiz yaşar
O’nsuz yapamaz
Herşeyi hazır da olsa
Başkasında huzur bulamaz
Gökte bir tek ‘O’ var (diyelim)
Yerde de bir tek o var; ‘Sen’
Yerde gökte her yerde O var;
Bir sen bir de ‘O’
Her var’da O’ndan nişâneler var
Ne dersin anlatabiliyor muyum!? Şubat 2026
Benim bir sevdiğim var desen
Varlık aynasında desen desen
Her yüzde O’nu görebilsen
İçindeki ‘O’ ile yüzleşebilsen
O Dâmen’e yüz sürebilsen
Herkes dönse yüzünü bana
O bırakmaz beni diyebilsen
Bazen kimse bana iyi gelmiyor
Kendime kendim bile ağır geliyor
Yetemiyorum gücüm tükeniyor
Tek O Bâkî bana iyi geliyor. حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ Ali İmran/173
OCAK 2026
İnsan zıtlıkların odak noktası; sıradan ama sıradışı. Kayıp hem de biricik. Aciz fakat sultan. Hikayesi de öyle! Kimi basit bir hikaye sayar, kiminde o hikayeye ne iklimler sığar. Dışarıdan baksan toz toprak dam çatı akıyor içine baksan ne ocaklar yanıyor.
İnsanın dışındaki alemlerle içindeki dünyalar iç içe yan yana. Sırları dökülse silik görünse de insan, sır küpü alemlere ayna. İnsan bazen kendinden dışarıya savruluyor, ‘O’ İçindeki’nden uzaklaşıyor; bazen yanıyor.
İnsan yanar yanar da pervane gibi döner yine aşk peşinde koşar yana yana; O İçindeki En Sevdiğinden yana.
Mazîde ‘Hey gidi günler’ hâtırası,
Birikmiş önünde yığınla faturası,
İçindeki yarası nûrânî sevdası,
Ellerinde gelecek inşâ haritası.
(Bir mülheme’den muhtasar iktibas; içhavaraporu blog Ocak 2026 )
NİSAN 2025
KÜLZÂR گلزار
Kal dersen kalırız
Gel dersen koşarız
Gelsek de kalsak da
Senin için yanarız
Kendimize de aldandık
Yandık dedik yanamadık
Sahib-i Zaman Sendin
Sana zaman ayıramadık
Yangın yangın içinde
Güller kül bahçesinde
İbrahimler nâr içinde
Şehbâl açsın Ruh-ı Muhammedî
Olmadan pâre pâre
Gül olunmaz hâre
Yanmadan kül nâre
Kul olunmaz O Yâr’e Kasım 2025
İNSAN DEĞER VERDİKLERİYLE DEĞERLİDİR
Ağaçlar değerlidir
Tek başlarına özgürce
Öz değerlerini verirler cömertçe
Orman oluştururlar kardeşçe
Ağaçlar kıyıma uğrarlar
Baltalara destek verirler
Sapına bakar aldanırlar
Kendilerinden zannederler Eylül 2025
ESKİ BAYRAMLAR MI GÜZELDİ
BİZ Mİ ESKİDEN GÜZELDİK
BAYRAMLAR MI BİZ Mİ ESKİDİK
HANİ EZELDEN GELEN GÜZELDİK
YALDIZLARA KAPILANLAR
MECAZİLERLE OYALANIRLAR
YALNIZ DEĞİLDİR YALNIZLAR
YILDIZLAR YALNIZLARA KALIRLAR
(Karanlıklarda da yaşasalar
Nevvâr olur ışık saçar onlar ﻧﻮّﺍﺭ Nisan 2025
EN BÜYÜK ÖDÜLÜ ALMAK
SONSUZ VAR EDİLMEKTİR
VAR EDENE AYNA OLMAK
RIZÂ CENNET VE CEMALDİR
YOKTAN VAR EDİLMEK
VAR EDENLE TANIŞMAK
O’NUNLA SONSUZ BULUŞMAK
ŞEYLERİN EN GÜZELİDİR
SENLE BEN ÇİZGİYDİ
ÇİZGİ HİÇ BİR ŞEYDİ
ÇİZGİ HER BİR ŞEYDİ
KADERİMİZ ÇİZGİDEYDİ
BİZİ ÇİZEN KALEM
PEKİ KALEM KİMDEYDİ
O’NUN ESMASI VAR
BAŞ İSMİ HAYAT
NE VARSA O HAYATTAN
DAMLAYAN BİR TAT
DÜŞÜN ÖLÜM BİLE HAYAT
SONSUZ’A UÇURAN KANAT
ÖLÜM YOKLUK DEĞİLDİR
YOKLUĞUN YOKLUĞUDUR.
YOKLUKLARI YOK EDEN
SONUNDA KENDİNİ DE YOK EDEN
SONSUZLUĞA EVRİLEN
SON BİR YOKLUKTUR.
ÖLÜM SON DEĞİLDİR
SONLARIN SONUDUR.
SONLARI SONLANDIRAN
SONA EREN HER ŞEYE BİR SON VEREN
SONSUZLUĞA DA YOL VEREN
SON BİR SONDUR
HAYAT YÜRÜYÜŞTÜR ÖLÜM EVE DÖNÜŞTÜR.
ÖLÜM EBED ŞİFRESİDİR GAYB DEŞİFRESİDİR.
Tek mızraplık sonsuzluk bestesi
Ebed şerbeti Cemal sürmesi
HAYAT TATMAK ÖLÜM DOYMAKTIR.
HAYAT HASRET ÖLÜM KAVUŞMAKTIR.
HAYAT ARAYIŞTIR YARIŞTIR
ÖLÜM ULAŞAMADIĞINA VARIŞTIR
HAYATA GELEN KODLANIR; ÖLÜMLÜ
ÖLÜM GELEN MÜHÜRLENİR; ÖLÜMSÜZ
ALLAH’IN ALDIKLARI VERDİKLERİDİR
VERECEKLERİ ALDIKLARI NİSBETİNCEDİR
O’NUN NİSBET TAKDİRİ BİNCEDİR
ŞEKL-Ü ZAMANI HİKMETİNCEDİR
SEBEPLERLE BAKSAN DA GÖRÜRSÜN
SONSUZA KADAR İKRAM-I İLÂHÎDİR
CENNET ELBET GÜZELDİR
CENNETE GİREN DE GÜZELDİR
ESAS GÜZELLİK VE LEZZET
EBEDEN SÜRMESİNDENDİR
GÖZLERE ÇEKİLEN O
CEMAL SÜRMESİNDENDİR
SONBAHARIN NAZLI GÜLÜ
SARI SARARMIŞ YAPRAKTIR
HÜZÜN HASRET VE HİCRAN
EN BEREKETLİ TOPRAKTIR
MÂDERİN DÂMENİNDE GÖZYAŞI
CENNET ÖTESİNDE YAŞAMAKTIR
Sen secdede başın yerde
Benlik yok fenadan âzâde
Ruh kurbette gönül âmâde
Beden latîf tarifsiz o dâmende
Dense gir cennete; “Kalsın onu ne edeyim,
Ben zaten cennette hatta ötesindeyim”
EN BÜYÜK KADER ÖZGÜRLÜKTÜR
ÖZGÜRLÜK ÖZGÜNLÜKTÜR
KENDİNDE KALMAK NANKÖRLÜKTÜR
KENDİNCELİK O’NDAN SANA İNCELİKTİR
DÜNYADA MUCİZE VE BİLİM
UKBADA CENNET VE CEMALDİR
DER Kİ KADÎM KELAM
KADER YAZAR KALEM
KALEMİN YAZDIĞI GÜFTE
İRADEYLE AMEL BESTE
‘YAZDIĞIMI YAPACAKSIN!’ DEĞİL
KADER İRADESİZ İRADE SORUMSUZ DEĞİL İsra/13-15
KAÇTIĞIN ŞEY DEĞİL (فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ Tekvîr/26)
KOŞTUĞUN ŞEY KADERİNDİR (فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ Zariyat/50)
YÜZEYDE YÜZER GEZERSİN
KADERİN TÂ DERİNDEDİR
YAZGIDAN NE ANLAR
KIŞIRDA DOLANANLAR
HEPİMİZ VARLIĞA SAF VE TEMİZ
KADER GÜZELİ OLARAK GELİRİZ
ENE MENE BEN NEFİS DERİZ
KENDİMİZİ KENDİMİZ KİRLETİRİZ
AN GİBİDİR GEÇMİŞLE GELECEK
KADER İRADEYLE BİÇİMLENECEK
BİRİSİ OLMADAN OLMAZ
BİRİNE TAKILIP KALAN DA
HİÇBİRİNİ TANIMAYAN DA
GELECEĞİ YAKALAYAMAZ
Kader yazar insan yapar
İnsan geleceğe bakar
Döner geçmişe bakar
Kader hep göz kırpar
(Kader yazar yaptığı cebrîdir
Fizik yasaları kevnîdir
Kader suçlanmaz yazar Soyuttur ilmîdir
İnsan suçlanır yapar Somuttur fiilîdir
İlim maluma tabidir insan iradîdir
Özgürdür kader yazdı diye yapıyor değildir
Yapacağı önceden bilindiği için yazılıyor değil midir
Kaderde ne yazıldığı ve gelecek belli midir
Geçmişe ve dertlere kader açısından
Geleceğe ve olumlu-olumsuz eyleme irade açısından
Bakılmalı değil midir
Sonludasın kaderine sonsuz cennet yazılmış
Hürmetsizlik mürüvvetsizlik, taş atmak değil midir
Kader varsın ağlarını örsün denizler köpürsün
Mekikle dümen senin ellerinde değil midir
Kader bilinmiyor bilinse de zorla yaptırmıyor ne dersin
Etiyle kemiğiyle karşımızda duran malik benim sensin
(Bak kaderirade sayfası Mayıs 2025)
EN BÜYÜK ESARET NEFİSTENDİR
SECDE BİLMEZ KAFES TENDENDİR
GÜÇ MAKAM SERVET ŞEHVET ŞÖHRETTEN
ZULMEDEN CEBBÂR YÖNETİMLERDENDİR
ENANİYETLE İNCİTEN DİLLE SÜSLÜ KONUŞURLAR
سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ Ahzab/19
وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْۜ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْۜ Münâfikûn/4
HOŞLAN DİYE BİR DE ALLAH’I ŞAHİT TUTARLAR
وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَا ف۪ي قَلْبِه۪ۙ Bakara/204
MÜZEBZEBÛNDUR; HER YANA DÖNER KOŞARLAR
مُذَبْذَبُونَ Nisa/143
MENFAAT UMAR HER TARAFTA SAF TUTARLAR
قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ Nisa/141
NESLİ VE HALKIN GEÇİM DÜZENİNİ BOZARLAR
وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ Bakara/205
ALLAH’TAN KORKMAZ İZZETİ GÜNAHTA ARARLAR
اَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِالْاِثْمِ Bakara/206
KÖTÜLÜKLER HİÇ DURMAK BİLMİYOR
AZI SERVETLİ ÇOĞU YOKLUK ÇEKİYOR اِنَّهُمْ مُتْرَف۪ينَۚ (Vakıa/45)
İYİ ŞEYLER DURMADAN DURUYOR
SEN DURDUĞUN İÇİN DURUYOR
OTURAN OTURMAYAN BİR DEĞİL لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ Nisa/145
MERT İLE NÂMERT BELLİ DEĞİL
İnsanlar varmış elbisesi yokmuş
Elbisesi içinde insanlar yokmuş
İnsanlar var canları boğazlarında
İnsancıklar var cepleri paçalarında
Yüzde 60-80 dünya serveti ceplerinde
Yüzde bir (2-3 bin) azınlığın tekellerinde
Sofranda aşın ekmeğin ayranın var mı
Seni yansıtan aynanda vicdan var mı
Evin döşeğin var mı yatağın rahat mı
Yastığına koyduğunda başın rahat mı
Dilsiz şeytan ne demek
Samit sessizde demirlemek
Zalime övgü umarsız emek
Yergiyle Mazlumu eleştirmek
Haksızlığa boyun eğmek
Suçlulara yağlı ekmek
Suçu suçsuzlara yüklemek
Adalet sağlandı demek
VARSA BİR GÜNAHIN
İFŞÂ ETME ONU Kİ
TÖVBEYLE AFFA UĞRASIN
HEM ŞAHİT TUTMAYASIN
VARSA BİR MEZİYETİN
İLAN ETME ONU Kİ
HASET EDENLER OLMASIN
FAHR İLE ŞIMARMAYASIN
EN BÜYÜK MUTLULUK
NÛRÂNÎ EMEKTİR
MUTLU ETMEK İÇİN
MUTLULUKTAN VAZGEÇMEKTİR
ŞEVKLE SA’YET NİYETTE MUHLİS OL
YAPAMASAN DA İBADET O EMİN OL
ECEL GELİP SENİ BULDUĞUNDA
YA BİTİRİYOR YA DA BAŞLIYOR OL
PÂRE PÂRE OLMADAN
HÂRE GÜL OLUNMAZ
NÂRE KÜL OLMADAN
YÂRE KUL OLUNMAZ
ÇİRKİN GÖRÜNENLER ACILAR ZORLUKLAR ZAHİRİ BİRER PERDEDÂR
SANA MUSAHHAR ÇEVRENDE DÖNEN SADIK VERİMLİ HİZMETKÂR
GÖRMESİNİ BİLSEN İRFÂNINLA BAKSAN PERDELERİ BİR ARALASAN
ARDINDA BİLSEN NE GÜZELLİKLER FAYDALAR SONSUZ AMAÇLAR VAR
ZANNETME KENDİNİ KÜÇÜCÜK BİR ALEMSİN SEN
NİCE ESRARLI ALEMLER SAKLI SENDE BİR BİLSEN
TEK O’NU DUYACAKSIN VİCDANINI BİR DİNLE SEN
İNAN FARKLI OLMAZDIN DÜNYAYA TEKRAR GELEBİLSEN!
EN BÜYÜK AŞK
AŞK DERTTİR AŞK DÂVÂDIR DEVÂDIR
TEK HECE AŞK; “O” DUR, “YÂR” DIR
AŞK DİYORSAN DERT KAPINDA DEMEKTİR
DERTSİZSEN BAŞIN HEP DERTTE DEMEKTİR
AŞK DERT DERLER DERT DÂVÂ DERLER
DERDİ MAHKEMEDE ŞAHİDE BENZETİRLER
ŞAHİDİN YOKSA SEN DERTSİZSİN DERLER
DÂVÂYI KAZANAMAZSIN DİYE DE EKLERLER
NE ZAMAN DERDİN DÂVÂ OLUR
DÜNYA DERTLERİNE DEVÂ ODUR
Dertli bir neslin dertleriyle dertlenen
Yaralarını iyileştirmek için kendinden vazgeçen
Yeryüzünü ve gönülleri mesken edinen
Şifacı hekimler olsa aşkla didinen
HAKİKİ AŞK GÜNEŞ IŞIĞI GİBİ ASLI
ASIL KAYNAĞI RAHMAN’DA SAKLI (İlâhî)
MECAZİ AŞK CAM IŞIĞI GİBİ TEMELSİZ
EMELSİZ VE EBEDİYETE YASAKLI (Nefsânî)
AŞK ZEVKİ BEŞ DAKİKA SÜRDÜRÜR
AŞK ACISI BİR ÖMÜR SÜRÜNDÜRÜR
BOŞA TÜKETİLEN NİCE NEFES
AŞK TAKMA ADLI ONCA HEVES
RUHA ÜFLENEN NEFHA-İ KUDSÎ
O’NA DİYEDİR ESASLI HEVES
Nebi Adem Havva ile tamam olmuştur
Varlık ana temel üzerine kurulmuştur
Erkek gelip o varlık üzerine kurulmuştur
Yaşam zembereği analığa kurulmuştur
Dinlerin ve medeniyetlerin ana kurucusu
Başlara taç cennete sertâc kadın olmuştur (Bak kadınaşiddet sayfası Nisan 2025)
MEVLÂYE!.. SEYYİDÎ!..
ALLAHIM! SANA KUL EYLE
KULLARINA YOL EYLE
SENİ SEVDİRENLERDEN EYLE
SEVDİKLERİNE HÂDİM EYLE
TEK DERDİM TEK SEN
DÜNYALIKLAR DERTLER
YOLUMU KESEN
ESAS BEN
“SADECE SEN!” DİYEBİLSEYDİK اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ Fatiha/5
SENİ HAKKIYLA TAKDİR EDEBİLSEYDİK وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ Zümer/67
HER ŞEY DAĞILDI HATTA MİHRAB
YAMAN ELLER GÖNÜLLER HARAB
KİMİNE VAHA NİCELERE SERAB
KİMSESİZE DÜŞEN MEDET YA RAB
Hasret nedir elbette çeken bilir
Dert nedir esas Peygamber bilir
Nebi meslekli üstesinden gelebilir
Çektiren ne çeker sadece Allah bilir
KİMSE BANA DOKUNAMAZ
ÇÜNKÜ KİMSESİZ KİMSEYİM
KİM DEMİŞ KİMSESİZİM
HERKESİN VAR BİR KİMSE’Sİ
BENİM KİMSE’M SEN OL
EY KİMSESİZLER KİMSE’Sİ
YİNE BAKTIM ŞÖYLE BİR MAZİYE
HEY GİDİ GÜNLERİM DİYE DİYE
ÇARE YOK SENSİZ BİLİYORSUN
TEK SEN BANA İYİ GELİYORSUN
ACELE EDİP KIŞTA GELENLER
KIŞI BAHARA ÇEVİRENLER
GEÇ KALMADI ÖNDEN GİDENLER
SÜRGÜNLERDE SÜRGÜN VERENLER
AHÎ’LER ŞEHRÂHTA ÂHESTELER شهراه آهسته
YENİ ŞEYLER NÛRÂNÎ BESTELER
GÜLİZÂRDA AYRIKLAR ÂZÂDELER كلزار آزاده
ÂH EDENLER ÂHESTE ÇEKENLER
HILKAT-I KAİNATIN BİLİNCİ
NEBİLER Kİ DERTTE BİRİNCİ
GÖKTEN DÜŞEN YEKTÂ İNCİ یكتا biricik
EBEDE PEY BAYRAM SEVİNCİ Ekim 2024, Temmuz 2025
1.Sezon 13 klip
>> kızıl goncalar dailymotion/kurannuru
>> OYNATMA LİSTESİ kızıl goncalar, Dailymotion/kurannuru
13 KANAT SİZDE UÇUN KUŞLAR KALEM SİZDE YAZIN KIZLAR
>> izle Dailymotion
12 KADER KALEMLE YAZAR KIZLARINIZI KALEMSİZ BIRAKMAYIN
>> izle Dailymotion
11 TAHTTA YA DA POSTTA İRADE HAKİKATTEDİR
>> izle Dailymotion
10 YOLUNUZ YOLUM DEĞİLDİR TÖRENİZ DE TÖREM!
>> izle Dailymotion
9 İNANÇ VE BİLİM YOLUNDA GENÇLER DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKLER
>> izle Dailymotion
Nebi Adem Havva ile tamam olmuştur
Varlık ana temel üzerine kurulmuştur
Erkek gelip o varlık üzerine kurulmuştur
Yaşam zembereği analığa kurulmuştur
Dinlerin ve medeniyetlerin ana kurucusu
Başlara taç cennete sertâc kadın olmuştur (Nisan 2025)
8 KADINA ŞİDDET BİR ‘DİNDAR’ IN ZULÜM PERFORMANSI
>> izle Dailymotion
7 HER ŞEY HESAP’LIDIR ZAMAN VE ZAMANSIZLIK İÇİN DÖNER
>> izle Dailymotion
6 HAYAT VE ÖLÜM NOKTASI SONSUZLUK DOĞRUSU
>> izle Dailymotion
5 HAKK’I BULAN KİŞİ HALKI YAŞATIR
>> izle Dailymotion
4 DİZİLER VE HAYAT AĞLAMAK MI ZOR GÜLMEK Mİ
>> izle Dailymotion
IŞK عِشْقْ AŞK IŞIK ÂLEMİ
* Kuantum diyorlar.
* Atomlar sıçrıyor ve gizleniyor diyorlar.
* Dağlar ve dünya gibi (Neml/88) atom altı parçacıklar yerinde durmaz (Araf/143); Sânî ile ilinti kuramıyorlar.
* Cisim problemleriyle oyalanıyor, orman karanlıklarına dalıyor, ölüme (ve Sahibine) son verip sonsuz hayatı elde etme sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar.
* Her şeyin ardında bizi dinleyen ve izleyen bir şey veya biri var diyor, Görünmez’i çözemiyorlar.
* Belirsizlik olasılık ve tesadüften de söz ediyorlar.
* İmhal eden ihmal etmez, (لَنْ تَرٰين۪ي cisim ve sicim perdesini kaldırmadan O, Araf/143) kendini göstermez, el de çekmez bilemiyorlar. فَاَمْلَيْتُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ Rad/32
* Pozitif negatif içindeki zıt ihtimalleri sınırsız Bir Bilen var düşünemiyorlar. عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ Bakara/216
* Kuantum mikdardır, takdîrdir, parametredir; MUKADDİR’i takdir edemiyorlar. وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ Zümer/67
* Her zerre ve dalgacık NUR deryasında tecellîdir fark edemiyorlar. اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ Nur/35
* O, خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ var edip şekil veren, قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ ölçü verip yönlendirendir inanamıyorlar! Ala/2-3,
SINIRSIZ OLASILIKLAR TALEP VE TERCİHLER; UKBÂ جَنَّاتُ عَدْنٍ ADN CENNETLERİ (Tevbe/72, Kehf/31)
SINIRSIZ OLASILIKLAR TALEP VE TERCİHLER; DÜNYA KUANTUM CENNETLERİ Şubat 2024
İhtimaller her an ihtimalleri doğurur
İhtimaller kendince tercihlere konu olur
İnanç ve niyetle her biri bir can bulur
Sıradan ihtimaller bile birer salihat olur
Bütün ihtimaller sonlanır son bulur
Seçenekler tercihler sonsuzluk olur. Mart 2024
3 HAYIRDA ŞER ŞERDE HAYIR KUANTUM VE ADN CENNETLERİ
>> İzle Dailymotion
2 DÜNYA NEDEN YUVARLAK VE DÖNÜYOR ÇEKİRDEK KÜTLEÇEKİM VE AŞK
>> İzle Dailymotion
1 KIZLAR HİÇ OKUR MU ZITLAR AYNI OLUR MU
>> İzle Dailymotion
AYASOFYA’DA İLK CUMA NAMAZI – GÖNÜL FETHİ ÇAĞI
2020-2021 eğitim öğretim yılında okutulacak BİLGİ KURAMI üzerine çalışma sayfası >> bilgikuramı
DİN-BİLİM-KUR’AN-MUCİZE BİLGİ KURAMI Din Kültürü 2020-2021 cepdersdin
BİLGİ KURAMI Din Kültürü 2020-2021 cepdersdin
VARLIĞA ÜÇ BAKIŞ Bilgi Kuramı Din Kültürü cepdersdin 2019-2020
DİRİLİŞE DÖRT BAKIŞ Bilgi Kuramı Din Kültürü cepdersdin 2019-2020
ALLAH’IN VARLIĞI Ağustos 2018
|
|
DİRİLİŞ Ağustos 2018
|
|
KADER Ağustos 2018
|
|
OYNATMA LİSTESİ LİSE DİN KÜLTÜRÜ ÜNİTELERİ TAMAMI
(Fon müzikli ve Sesli anlatımla) (9.Sınıf enstürümantal)

|
zihinden kalbe Mir’at-Adese–14 18.03.2018 drmavi HAYATTAN EN ÇOK ŞİKAYET EDENLER KENDİLERİNE AİT SORUMLULUKLARI HAYATA YÜKLEYEN VE HEP ONDAN BEKLENTİYE GİRENLER. HAYATTA BİR ŞEKİLDE ÇEKEN KÜSEN VE HEP ACI HEP KAHIR DİYENLER HAYATIN KENDİLERİNE PEŞİN KARŞILIKSIZ VERDİKLERİNİ, DERTLERİN HİKMETLERİNİ VE EBEDEN VERECEKLERİNİ GÖRMEYENLER. HAYATTAN HER ŞEKİLDE FÜTÛRSUZCA KÂM ALAN DİĞERGÂMLIK BİLMEYEN ÇAKIRKEYİF TENPERVERLER EBEDİ HAYATLARINI BURADA TÜKETENLER يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اسْتَجٖيبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيٖيكُمْ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهٖ وَاَنَّهُ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Ayet: “Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” Enfal/24 الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ Ayet: “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk/2 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Ayet: “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı!” Ankebut/64 “HAYAT” Allah’ın subûtî sıfatıdır. Yani zâtî; (Vücûd Kıdem Bekâ Vahdâniyet Muhâlefetün lil-Havâdis ve Kıyâm binefsihi gibi) kendisinden başkasında örneği bulunmayanlardan değil. Bknz >> ihlas suresi Kuşkusuz biz “Hayat” dan şikayet ederken “Hayy” ve Hayatın sahibi olan Allah’tan şikayet etme niyetiyle yapmıyoruz bunu. Nitekim bir valiye kızmış olsak bile Allah’ın “VÂLΔ ismine kızmayı düşünmüş olmuyoruz. Bunun gibi “MÜMÎT” kavramını kullanarak O’nu hatta Azrail’i hedef almıyor aradaki zahirî perde sebeplere yoğunlaşıyor iradeleri ve ihmalleri sorguluyoruz. Sonunda vade dolmuş takdir böyleymiş demeyi de ihmal etmiyor sonra da hayatın akışına uymaya çalışıyoruz.. Böyle bir konu açmamıza sebep olan şey aslında her insanın paydası ortak noktası olan bir şey! Bedenimizden ruhumuzdan çevremizden, ekonomik ve sosyal olaylardan olumsuz etkilendiğimiz konulardan, bizi aşan konularda doğanın seyrinden zaman zaman rahatsızlığımızı ifade etmiş oluyoruz. Bazen şikayete vardırabiliyor kimi zaman da hem kendimize hem de çevremize zarar verebilecek boyutlara ulaşabiliyoruz. Psikolojiler alt üst yuvalar paramparça huzurlar tepe taklak olabiliyor. Memleket içi ve yakın çevresinde iki üç asırdır yaşadıklarımızı düşünelim. Bu coğrafyada ve kültürde kavlanmış harlanmaya hazır kuşağın insanlarıyız. Arabesk akımlar ve söylemler de tuz biber olunca “Ben yoruldum hayat” lar hemen bir damarı yakalayıveriyor; hemen her bireyde canlanmaya hazır pusmuş bekleyen o melankolik damarı… Kur’an eczahanesinde olmaz mıydı hiç damardan yananlara verilecek bir reçete? Derken… diye düşünürken bu şarkı sözü dilde tebellür etti, gitmiyordu inat etti… Bel bükük içte hicran yük… Ben yoruldum artık dedi dil, sus dedi oradan gönül! Ya Hayy de! İnşirahla inşirahlan! Bu gerek! Elem neşrah leke sadrek! Dedi mürde gönüllere gülerek!.. Peygamberlerin hepsi insan ve hayat için birer hayat kaynağıdır. Hepsi hayat mürşid ve muallimi. Hz.Yakup nasıl da hayat ve evlat hasret ateşiyle yanmış yıllarca. Hasta haliyle Hz.Eyüp. 950 yıllık çileli hayatıyla Nuh’un örneği yok. Hayata hiç bir zaman ben yoruldum diye şikayet etmemiş, o son damlada acil yardım talebinde bulunmuş o damla tufana denk düşmüş. Hz.İbrahim hayatın yakan ateşini zaten çöllerde yaşamış yudumlamış hep yanmış. Yanmışa ateş ne yapmış. Mevlası ateşi serin selamet kılmış. İbrahim hep hem yanmış hem koşmuş! İbrahim oraya git! İbrahim buraya gel! İbrahim eşini bebeğini çöle bırak! İbrahim arkana bakmadan vazifene bak! İbrahim çöle dön bina yap! İbrahim oğlunu kurban et! İbrahim putperestlikle mücadele et! İbrahim hadi ateşe gir! Biz hayatın hayat sunan Peygamberlerini hiç okuyup içselleştirmiyoruz gerçek hayattan ebedi hayattan uzak başımıza ördüğümüz kendi hayatımızdan yakınıyoruz. Peygamberimizin bu konudaki tutumu etüd edimeli modellenmeli. O Makâm-ı Mahmûd’da bir Habîb-i Mahbûb olduğu halde 23 yıllık Nübüvvet hayatında çekmediği çile kalmamış gibidir. Mekke’de müşrikler Ebû Cehil Ebû Lehepler, Medine’de münafık ve yahudiler, ittifak halinde hepsinden boykot kumpas ve hücumlar… Aile, dost ve arkadaş çevresinden, toplumundan gelen problemler. Hicret gibi çetin sorunlar. Her alanda uzman gibi; Nübüvvetin konuları dini tebliğler, liderlik, devlet başkanlığı, komutanlık ordu işleri, hakimlik, ekonomik konular, toplum alanları ihtiyaçları ve sorunları baş danışmanlık, ülkeler kabileler arası diplomasi, din temsilcileriyle meşguliyetler… Ailevi uğraşlar, yakınlarından vefatlar, Ümmetin derdiyle gece namazda sabahlamalar, bir küçük hücrede yarı aç tam aç günler, bir kilim bir döşek bir kaç kap kacak hayatında hastalık çekerek ebede göç etmeler. Sadece şu ardı ardına yaşanan 3 olay kafi gelecektir. 3 yıl Boykot yılında Müslümanlar her haktan mahrum bırakılmış yarı açık hapishane hayatı yaşadılar ve bazen yerde buldukları bir deri parçasıyla hayata tutunmaya çalışıyorlardı. Hayat acılarının toplumsallaştığı bir aşamaydı. Hüzün senesinde Efendimiz, içerdeki dinamiği hayat sütunu eşi Hz.Haticeyi dışardaki payandası ve tek müdafii amcası Ebu Talib’i kaybediyordu. Hayat acılarının aileyi vurduğu kalbi yakıp kavurduğu aşamaydı. Taif yolundaki hayat!. Hayatta ne olursa olsun, kulluk görevi de Nübüvvet misyonu da, hayatın nefes zincirinin son halkasına gelinceye, hayat ışığı tahtaya dayanıncaya kadar sürdürülmeliydi. Işık Taif’e taşındı sunuldu, hüsn-ü kabul görmedi. Hakaret etti kovdular, yetmedi çocukları ve ayak takımını kullanıp yollarına gül dökülesi ayaklarını taşladılar. Hayat acılarından ve kendinden geçmenin hayat sahibine yönelip hayatı acılaştıranlar için dua etmenin ibretli aşamasıydı. Hayattan ve mücrimlerden değil, istiğfarla halinden şikayette bulundu; içlerinde kalıp dayansa anlatsa mıydım demek istiyordu. Bir de melek gelip emret cezalandırayım teklifinde bulununca: “İstemem! Arkalarından inançlı ibadetli nesillerin gelmesini isterim” demişti. Hayatımın en zor günüydü demişti her zora dayanan Nebi. Hayat unutmaz bir gün yaptığın iyiliğin karşılığını verir derler. En zor günlerin atiyyesi de o derece büyük olur. İkram-ı İlahi üst üste gelmişti. Yusuf memleketlisi Addas onu tanımış hayatı nurlanmıştı. Bazen hayatta bir insana iman taşımak için taşlanmak bile gerekebilirdi. Yolda Nusaybin cinleri Nebiyi dinlemiş onlar da iman sahibi olmuşlardı. Döndüğü Mekke’de Taif’ten farksız hayat çileleri yine onu bekliyordu. Ama bir şey daha vardı; Hicret öncesi yerde çekilen bu hayat acılarına karşı adeta gökte ödül töreni düzenlenecekti. Nasıl alkış tutacaktı melekler kim bilir? Muhammed’e (S.A.V.) hoş-âmedî خوش آمدی edeceklerdi. Cemalullah ile müşerref olacaktı. Acılar diyarı yeryüzünde olduğu gibi ödüller diyarı göklerde de Ümmetini düşünecek; Amenerrasulü ile başlayan ayetleri, namazı, affı, cennete girmeyi; semadan ayrı bir hayat nefesi ihyâ soluğu taşıyacak ve sunacaktı vefalı Nebi. Hayattan şikayet etme, eza edenlere ve kadere küsme, çekilip acılarını yaşama hatta hayatına kastedenlere dönüp hesap sorma gibi davranışlar O’ndan uzaktı. (Zatına yapılanları affeder hukukullaha ve hukuku ıbadullaha giren konularda “Kızım Fatıma da yapsa!” duruşunu sergilerdi.) O “Hesab” insanı değil “Belağ” insanıydı. (Ra’d/40) Ne hayat rahatlığı ne de intikam hesapları içinde oldu. Kur’an O’na bunu söylemişti. O Kur’an’ı hayat olarak yaşayandı. Hiç O hayatından şikayet mi ederdi? Hayatta ise insan, kalbi hayatı da sönmemişse, hayatta olanlara -bırakın hayatları söndürmeyi- hayat taşımak zorundaydı. HAYAT şu 3 yönüyle sevilmeli kıymeti bilinmeli 1-Allah’ın güzel isimlerinin tecellisine en saf parlak şeffaf kirsiz tertemiz ayna. (Çirkin acı görülen her şeyde çok iyi güzel semereli yüz vardır. Ayrıca hayatı kirleten kötü hayat yaşayanlardır. Acı görülenler ebedi hayat yatırımlarıdır. Bknz. >> https://kurannuru.wordpress.com/farkliyaratilisbela/) 2-Hayat, ahiretin tarlası ticaret pazarı eğitim alanı. Kısacık ömürde iman ibadet ve iyiliklerle, hayatta başa gelecek sıkıntılara sabır ve vazifelerle sonsuz cenneti kazanma fırsatı. 3-Hayattaki kötülükler acılar dertler zulümler vb. olumsuzu olumluya çirkinliği güzelliğe kötülüğü iyiliğe çevirme mücadelesi verme insanı en cevval aktif hale getirme adına avantaj ve fırsatlardır. Şeytan ondan kaçıp Rahman’a sığınma, günah iradenin kavgasını verip sevaplara yönelme bulaşınca tövbe ile arınma, açlık nimetin hastalık sıhhatin başarısızlık başarı için çalışmanın değerini anlama vb… işlevini görürler. Günahlar kötülükler konusunda baş mazeret olarak baş vurulan nefis bile enfes bir hayır kaynağı olabilir aslında. Herkesin kendinde gördüğü veya başkasının gördüğü kötü bir karakteri iyi anlaşılsa yöntemince yaklaşılsa nasıl olumlu potansiyel olabileceği görülür. Bu yüzden çocuklarda görülen çoğu olumsuz davranışlar uzmanına müracaat edilerek zamanla olumluya çevrilebildiği rahatlıkla gözlenir. Hayatın bunca zorlukları acıları olmasaydı bunca bilim dalları ve de teknoloji gelişir miydi? Hayatta zulüm kötülük acılar ağır basıyorsa öbür kefesinde iyiler ya yok ya da iyi çalışmıyorlar demektir. İnşirah sayfasına bakınız. Hayatın zorluklarıyla nasıl baş edilebileceği ve yüklerinin insanın sırtından nasıl kaldırılıp ruha huzur ve genişlik verileceğinin ipuçlarını yakalamaya ve uygulamaya çalışınız. Son ayette dendiği gibi, hep Sohbet-i Canan’da, iş üzerine iş takibinde, arada boşluk bırakmamacasına, “Ben yoruldum hayat!” demeye fırsat bulamadan, “Hel min mezîd” kuşağında, “Meğer ben ölmüşüm!” dediğinizin farkına varabilecek şekilde, Hak yolunda faal olma mesajını çıkarınız. Bir de şu sayfaya bakınız! https://kurannuru.wordpress.com/iccanlilik/ drmavi diğer yazılar yazilardrmavi-1/ yazilardrmavi-2/ |

|
zihinden kalbe Mir’at-Adese 12 22.11.2017 enis celis PÂRE PÂRE OLMADAN Allahım! Katındaki en makbûl en mahbûb hâl ile hâllendir. “لا تحزن إن الله معنا” Tasalanma Allah bizimle beraberdir. (Tevbe/40) “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ” “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının tedbirli olun. Ama affeder, kusurlarını örter hoşgörülü ve iyi davranırsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Tegabün/14) DERT-HASTALIK. İRADEMİZİN PAYI VAR KENDİMİZE YÖNELMELİ İnsanın kendini irdelemesine sorgulamasına eleştirmesine, hata ve kusurlarını görmesine; sonucunda da tövbe istiğfar ve dualarla Hakka yönelmesine, samimi yakarışlarla kalbinin incelmesine, ruhta huzur bulmasına vesile olur. DERT-HASTALIK GÖRÜNEN ACI BİR YÜZE ASLINDA GÖRÜNMEYEN PEK ÇOK GÜZEL YÜZE SAHİPTİR Bilinmelidir ki eşya ve hadiselerde her varlık ve olayda bir zahiri dış yüz vardır bir de iç. Denir; sana bakan yönü bir iken Allah’a bakan yönü bindir. Kader konusunda da; insan görünen bir sebebe takılır ve hata da edebilir. Oysa kaderin derin kapsamlı bakışları ince anlamlı tecellileri vardır ve adalet rahmet ve hikmetle hükmeder. Biri hırsızlık yapmamıştır hırsızlıktan hüküm giyer. Vakıada ise söz gelimi bilinmeyen bir zulmü vardır. Bu sebeple halk dilinde “Kimsenin yanında kalmaz veya alma mazlumun ahını…” denir. Dışarıda görünen, göze takılan bir sebep anlam amaç sonuç varsa aslında görünmeyen fark edilemeyen pek çok yönü her yönünde sayısız mana ve hikmetleri bulunmaktadır. Bir ayet güzel bir bakış açısı kazandırır: “Güzel ve hayırlı gördüğünde şer olabilir. Şer kötü görürsün ondan hayır çıkar” (Bakar/216). Yine halka mal olmuştur: “Vardır bunda da bir hayır-hikmet, Allah hayra çıkarsın” deriz. Ne güzel veciz bir söz: “Çirkin ve kötü görünen her şeyde bir vechi-Rahmet cihet-i Nimet vardır”. DERT-HASTALIK, HAYAT VE AMAÇ FARKINDALIĞINI SAĞLAR GAFLETİ PARÇALAR İnsana varlıkların üstünde en mükemmel duyu, duygular ve ebede yakışır bir sermaye verildiği halde; sağlıklı kişi hasta, zengin kimse fakir, genç olan yaşlı, mutlu iken dertli hale geliyor, geçmiş ve geleceğin dertleri peşini bırakmıyor, ömür sermayesi tükeniyor, her doğan ölüyor. Belli ki insan dünyada keyif sürmek için başıboş amaçsız bulunmuyor. Ebedi saadetini kazanması gerekiyor. Eğer zorluk hastalık hüzün olmazsa, sağlık servet ve zevkler gaflet verir, dünyayı hoş ahireti boş gösterir. Ölümü kabri hesabı unutur. O ömür sermayesini boş yere tüketir. Bu noktada hastalık ve acılar sadık nâsih ve mürşid olur, uyandırır: “Ölümsüz ve başıboş değilsin, vazifeni unutma, hayatın elindeyken uyan, gideceğin yere hazırlan!” der. Dünya fani insan fani; o fani bu faniyi bir gün kapı dışarı edecek, mümkün mü aksi? O seni terk etmeden kalben sen onu terk etmeye bak. İşte dertlerin ölümsüz olmadığını ve Sahibini hatırlatıyor, ebede yönelik vazifelerin konusunda sana yardım ediyor; seni sana bırakmıyor intibaha getiriyor. Hem ümitsizlikten hem de gaflete dalmaktan kurtarmak ve kulunu korku-ümit dengesinde tutmak için Allah eceli gizli tutmuş. Mümin her an ukbaya yönelik ve duyarlı olmalı. İşte bunu sağlayan dert ve hastalıklar hem ölümü hatırlatır hem gafleti dağıtır hem de ahirete hazırlatır. Dert hastalık süresince belki de ebedi seneleri cenneti kazanır. Seni uyarana ebedî gelecek hazırlayana şikayet değil şükret! DERT-HASTALIK, HAYATIN FAYDASIZ GEÇMESİNİ ÖNLER SEMERELENDİRİR Hayat sermayesi, rahat gaflet zevkü sefa ve lezzetler icinde hem çabuk hem de semeresiz tükenir gider. Hastalıklar ve sıkıntılar, günleri saatleri hatta dakikaları hem genişletip uzatıyor hem de iki dünyada da çok yönlü kârlı faydalarıyla meyvelendiriyor. Şikayet değil şükret. DERT-HASTALIK DAKİKALARI İBADET SAYILIR Şartların zorluk gönlün derinlik derecesine göre, meşakkatli dakikalar, ibadet dakikaları, saatleri, hatta günleri olarak kabul edilebilir. İbadet, müsbet anlamda olur; namaz oruç gibi. Menfî anlamda ise haramları terk etmek ya da hastalık bela ve musibetlere karşı sabretmek şeklinde olur. Kuşkusuz bu, irademizi ve vazifemizi yapma sorumluluğumuzu kaldırmaz. Ayrıca ağır hastalık zamanında Farzı mümkün olduğu kadar yerine getiren tevekküllü bir hastanın nafilelerin yerini, o hastalık hali tutabilir, boşluğunu doldurabilir. Şikayet değil şükret. DERT-HASTALIK, DUA İÇİNDİR. DUA DERT-HASTALIK İÇİN DEĞİL. Yani sen dua et diye o dert ve hastalık tenezzül buyuruluyor, bir fırsat lutfediliyor. O dert ve hastalık duaya sebep oluyor. Duanın bizzat kendisi hasbi bir ubudiyet olduğuna göre, dert ve hastalık süresince en halis kullukla başbaşa kalıyorsun. Bu durumda derdim hastalığım kalksın diye dua etmek aslında ibadet vaktim olan duam kalksın anlamına geliyor. Kendi dertli halli dua etmelerin kalksın diye dua etmiş oluyorsun. Ne kadar uzun dert ve hastalık varsa o kadar o uzun duanı dinleyenle kabul edenle başbaşa kalmış oluyorsun. O sanki bende kal der gibi tecelli ediyor. Seninle kalmak istemiyorum deme durumuna düşmüş oluyorsun. Hep O’nda kalmak istemez misin? Adeta Hz.Musa’nın Rabbiyle söyleşini uzatmak için elindeki bir Asa’nın belki bin hikmetini açıklama coşkusunu yaşaması gibi. Konu yanlış anlaşılmamalı. Dert hastalık istenmez ve derman arama şifa için dua etme Dinin emridir. Bilindiği gibi Allahümme işfi ve enteşşafi…. duası gibi. Hem beden hem de ruh sağlığı ve temizliği adına şu dua da manidardır. Allahümme inni üridel afve vel-afiyete. Hem af hem Afiyet istiyorum ya Rabbi! Burada amaç derinlerdeki Halık ile derin ihlas bağını kurabilme hassasiyetine ve şekva edercesine ve hikmetini düşünmeden israrla bir an önce istediğinin gerçekleşmesini isteme durumuna dikkat çekmektir. Nitekim demez miyiz; Allah her duayı işitir cevap verir kabul eder ve verir. Ama hikmetiyle ya aynen kabul eder verir ya da farklı şekilde en layık olanı verir. Veya hemen istediğini verir ya da orta ve uzun vadede, sana en muvafık olanı seçer verir. Ya da burada değil ebedi alemde verir. Kendi duanı kendin kaldırmak istemeyeceğine göre anla ki (Zahiren kabul edilmemiş verilmemiş görsen bile) esas karşılık ahirette verilir. Dert ve hastalığın, duanın vakti olduğunu bil. Duanın neticesinin illa acilen şifa olması gerektiği fikrini zihninden sil. Ferahlık ve şifa gelirse onu da Rahman’ın fazlından bil! DERT-HASTALIK, İHLAS İKSİRİ-DUA MAYASI GİBİDİR Ramazan orucu zengine açlığı hem de yapmacıksız tattırır. Hastalık ve dertler, kibir riya gaflet gibi duyguları sıyırır alır. Acizlik ve zayıflık, hasbi rol alır. İçten samimi yakarış başlar. Ve insan belki de o güne kadar bu kadar yürekten Mevlasına böyle acizlik ve çaresizlik diliyle yakarışa geçemediğinin farkına ve tadına varır. Ayet “Eğer duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” der. Bu hassas halinle kabul kuşağına yükselmiş oluyorsun. Dert ve hastalık, acz ve zaaf diliyle kabule en yakın halis bir duanın esas sebebidir. Zorluk ve meşakkat oranında karşılık var sabret. Şikayet değil şükret. DERT-HASTALIK NEDEN ŞİKAYETE KONU EDİLMEMELİ İnsanın bedeninde ve dünyasındaki hiç bir şeyde mülkiyet hakkı yok ki ondan şikayet etsin. Her şeyin tek sahibi ve Maliki Allah’tır. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Şikayet, hakkın verilmediği veya elinden alındığında olur. Hangi şeyi sen var ettin ki sahipleniyor yokluğunda tepki gösteriyorsun. Sana peşin ve karşılıksız verilen her şey Rahman’dan birer lutuf ve ihsan. Ve de sonsuz cenneti kazandıracak birer ikram. Geçmişte verilenlerin hakkını tam verdin mi, Allah’ın hakkını verdin mi, şükrünü ve vazifeni ifa ettin mi ki şikayetinle dert ve hastalıkların avantajını aleyhine çeviriyorsun? Sahip olduğun yararlandığın onca nimet dururken, eksilen ertelenen görünüşte zarara dönüşen bir iki tanesiyle şikayet ediyor küsüyor uzaklaşıyorsun. Üç şerefeli minare örneğindeki gibi kendini orta şerefede kabul et. Nimetler noktasında daha çok aşağıya; senden daha az nimete sahip olanlara bak. Dert ve hastalıklar noktasında daha çok yukarıya; senden daha çok bela ve musibete maruz kalanlara bak. Bunların aksi pozisyon alırsan, esas o zaman esas dert ve musibete düşmüş olursun. Dertlerine izin ver vazifesini yapmasına müsade et sabır ve dua ile ona ve onu takdir buyurana câr-u ahbab ol! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Mülk sahibine teşekkür ve tevekküldür. DERT- HASTALIK, MEVLA’NIN GÜZEL İSİMLERİYLE SENDE İŞLEDİĞİNİ GÖSTERİR. İki bakış açısı var: Birincisi: – Allah’ın güzel isimleri vardır. Güzelin aynası güzeldir. Güzelin güzelliklerini gösteren ayna güzelleşir. Esma’ya en mükemmel ayna insandır. Bu sebeple o en güzel ayna insanın başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünki güzel olan o Esma-ül Hüsnanın güzel nakışlarını gösterir – Sanki sen bir modelsin. Mülk sahibi vücudunda sahip oldukların üzerinde tasarrufta bulunuyor. Sana farklı renkler sanat estetik ve menevi biçimler kazandırıyor. Seninle kimsenin olamayacağı kadar yakın ve alakadar oluyor. Dereceler rütbeler veriyor şeref madalyaları nişanlar takıyor. Sen akan bir nehir durmadan sende Esma nakışları cilveleniyor. Açlık çektiğinde nimetlendiğinde “Rezzâk” seni doyuruyor. Hasta olduğunda ‘Şâfî” ismiyle imdadına koşuyor. Günah ızdırabında kıvranırken Tevvâb”, “Gaffar” isimleriyle huzur veriyor. Daraldığında kaygılandığında elemlere gömüldüğünde “Bâsıt” ismiyle gönlüne ferahlık ve huzur gönderiyor. Zulüm ve haksızlıklara maruz kaldığında “Adl” isminin kanatları altına alıp “Sabûr” ve “Veliyy’ ismiyle sekîne veriyor, hangi halde isen o hal içinde “Hakîm” ismiyle sana ne kaderler hikmetten perdeler örüyor. Şikayeti bırakıp şükretsen, o perdeyi aralasan bir, Ne sevimli hikmetler, Duruyor göreceksin bir bir. İkincisi: – Tekdüze sağlık içinde geçen hayatın aynalık yönü eksik kalır, kıymeti düşer ve lezzeti tam anlaşılmadığı gibi sıkıntı dolu acı bir hayata dönüşür. Sıkıntı ise sefahete açılan kapı gibidir. – Değişimler içindeki monoton olmayan aktif hayatta ise, donuk duygular canlanır, zorluklarla mücadele edilir, ömrün kıymeti hissedilir, lezzeti ortaya çıkar. – İstirahat döşeğinde yaşayan işsiz zengin biriyle, sıkıntılı uğraşlar içinde çalışan bilinçli yoksul birini etüd edersen bu farkı görebilirsin. DERT- HASTALIK, MEVLA’NIN RAHMETİNİN SENİ HUSUSİ ZİYARETİNE VE KUCAKLAMASINA VESİLE SAYILABİLİR Bunu (Manası Allah’tan lafzı Nebi’den gelen) bu kudsî vb. hadis-i şeriflerden çıkarabiliyoruz. Bilindiği gibi “Nerede olursanız o sizinledir, içinizden geçenleri bilir, şah damarınızdan yakındır, kişi ile kalbi arasına girer” gibi ayetler de vardır. “Allah Teâlâ kıyamet günü buyurur: -‘Ey Âdemoğlu! Hastalandım beni ziyaret etmedin.’ Âdemoğlu -‘Ya rab! Seni nasıl ziyaret edebilirim. Sen âlemlerin rabbisin.’ diyecek. Allah ona -‘Bilmiyor muydun, filan kulum hasta oldu, sen ise onu ziyaret etmedin. Bilmiyor muydun, onu ziyaret etmiş olsaydın, beni onun yanında bulurdun. -‘Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim ama beni doyurmadın.’ buyuracak. Âdemoğlu ise -‘Ya rabbi! Seni nasıl doyurabilirdim ki? Sen âlemlerin rabbisin?’ diyecek. Allah şöyle buyuracak: -‘Bilmiyor musun, falan kulum senden yiyecek istedi de onu doyurmadın. Bilmiyor muydun ki, onu doyurmuş olsaydın, onu benim nezdimde bulacaktın. Ey Âdemoğlu! -Senden su istedim, bana su ikram etmedin?’ Âdemoğlu -‘Ya rabbi! Sana nasıl su ikram edebilirdim ki? Sen âlemlerin rabbisin?’ cevabını verir. Allah da ona şöyle buyurur: -‘Falan kulum senden su istedi. Ancak sen ona su vermedin. Ona su ikram etmiş olsaydın, bunu benim nezdimde bulacaktın.” (Muslim, Birr, h. no: 43). MÜTEŞABİHAT: “Allah’ın eli” “Allah’ın yüzü” gibi Kur’an’da geçen ifadelere “Müteşabihât” denir. Allah, olmuş ve olma ihtimali olan, akla ve hayale gelen her şeyden başkadır, şey olmadığı için hiç bir şeye benzemez, örneği bulunmadığı için hiç bir şeye benzetilemez. Bu ifadeler “Allah’ın Şe’ni, Kudreti Rahmeti cömertliği lutfu himayesi yardımı şeklinde yorumlanır. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=430375 https://sorularlaislamiyet.com/allahin-eli-anlamindaki-sifati-nasil-anlamaliyiz DERT- HASTALIK, GENÇLERE NEDEN RAHMÂNÎ BİR NİMET VE HEDİYEDİR – Hayır gördüğünde şer, şer zannettiğinde hayır vardır bilemezsin der ayet. – Öyle gençler vardır ki hastalık ve dertler içinde adeta embriyo ve de kundakta bebek gibi sarmalanmış da, gençlik hevesatıyla dünyanın günah çamurundan korunmuş, ahirete yönelmelerinin önü açılmıştır. – O bela ve musibetler vazifesini icra edecek, ardında çektiğin acılara makabil, o sabrın peşin ödülü manevi hazzı ve huzuru bırakacaktır. Burası hizmet yurdu ücret esas ukbada verilecektir. – Demek ki bazen hastalık sana sağlık kazandırır, dertler asıl derdine derman olur. Kimileri servet ve sağlık içinde çakır keyif hoyrat bir hayat sürer ki o, onun için esas dert ve hastalık sayılır. Şikayet değil şükret. DERT VE HASTALIK CEBRÎ İTİKÂF, LUTFÎ İNZİVÂ, İHSANÎ SIRRÎ TENEVVÜR SAYILIR Hz.Adem’e “Yere inin” emri, Hz.Nuh’un gemiye, Hz.İbrahim’in ateşe, Hz.İsmail’in bıçak altına, Hz.Yakub’un hasrete, Hz.Yusuf’un kuyu ve hapse, Hz.Musa’nın çöllere, Hz.Eyyüb’ün yatalak hastalığa, Hz.Yunus’un dalgalı denize, Hz.Zekeriye ve Hz.Yahya’nın idamlığa, Hz.İsa’nın çarmıha, Hz.Muhammed’in (S.A:V.) Hira Sevr ve Hicret’e, Ashab-ı Uhdud’un ateşli hendeklere, Eshab-ı Kehf’in mağarada derin uykuya alınması gibi konuları hep bu çerçevede ele alabiliriz. – Allah verir. Verdiğini alır. Aldığını karşılıksız bırakmaz. Allah karşılıksız verir. Karşılık verene hesapsız verir. Kul çoğu zaman ya hesap bilmez ya hesap etmez ya da hesapta hata eder karıştırır. Rabbini unutur, kendini de unutmuş; yanlışlarını, eksik ve kusurlarını görmez olur. Ama sonunda Rabbisiyle onu yine Rabbisi buluşturur. – “Kulum nereye gidiyorsun?” (Tekvir/26) dercesine tutar onu; onu kendinde tutar. – Bir de huzuruma bu kirlenmişliğinizle; ibadetlerde eksik iyiliklerdeki kesik hallerinizle mi geleceksiniz dercesine, kulunu arınmaya alır gurbette kurbet noktasında tutar. – Dert ve hastalıklar inanın; Rabbisi tarafından kulunun zorunlu kendinde tutulma anlarıdır. O’nun senden vazgeçmediğinin müşfik ilanlarıdır. – Sen O’ndan vazgeçmezsen mümkün mi ki O senden vazgeçsin. İşte bütün dert ve hastalıklar, Allah lutuflarının en latif, ihsanlarının en hüsünlü, ikramlarının en kerametli, hikmetlerinin en münbit alanlarını teşkil eder. DERT VE HASTALIĞIN İÇ SÎMÂSINA DİKKAT ET GEÇMİŞ VE GELECEĞİ İYİ ETÜD ET ZAMANA HÜKMET Geçmişlerin geçmişlerini incele. Yıllarca hasta yatağında çeken Hz.Eyyûb (A.S.) aklına gelsin. Beden ve maddi hayatın zararları mı kalp ve ebedi hayatın zararları mı farkına var. Her Peygamber, Sahabe ve salih kişilerin başlarına gelenlere karşı, sabır ve diri kalışlarını hatırla. Cennetin bu hallilere tebessüm ettiğini farket. Kendi geçmişini incele. Daha önceki sıkıntıların gittiğinde nasıl ki üç ferahlık hissettin; — İyi ki günahlara değil sıkıntıya düşmüşüm, zevalleriyle bırakacakları elemlerden kurtulmuşum; “Oh elhamdülillah!” diyorsun. — Yaşadığım o eski sıkıntılar zevaliyle yerini şükre, manevî lezzete bırakmış diyerek oh ile hamdediyorsun. — Yaşayacağım nice güzellikler var. (Günahlardan korunma ve arınma, sevap ve manevî derece kazanma) Ve zamanın efendisi olmaya bak! Bulunduğun her an geçmiş olmak zorunda. Belli ki dert içinde geçen her ânın, geçmişe geçtikçe, öncekiler gibi oh dedirtecek geçmiş ânlara dönüşüyor Böylece gelecek ânları da o lezzetli geçmiş ânlara çevirecek sırrı, tılsımı, simyayı elinde tutuyor adeta zamana hükmeden, tüm zamana manevî hayat rengi basan zaman efendisi oluyorsun. “Kimler neler yaşamış benimki de geçer. Bu da geçer yahu!” de, şikayet yerine şükret. DÜN BUGÜN YARIN ve TEK BAKIŞ Bugün, dert ve Hastalık var. Acı elem getirir. Tamam! Fakat her dert, önceki dert ve hastalık elemlerinin gitmesinin ve sevabının manevi ruhi lezzetini de beraberinde getirir. Yarınlar için de şükür ve cennet bilincini yeşertir. Yarın yok yarınki hastalık yok. Yoktan elem yok; elem yoksa endişe ve üzüntü de yok. Yok günler için evhama gerek yok. Hem yok’a endişe duyacaksan elemli yok’a endişe neden. Onun yerine sağlıklı mutlu yok’a sevinç duymamak neden? Dün yok yarın yok, dündeki yarındaki dert hastalık yok. Yok’a endişe neden? Bugüne rahatlıkla yetebilecek sabır ve moral gücünü hayali yoklara çarçur etmek neden? Rahman’a odaklan “Ya Sabûr” de! DERT-HASTALIK, SAĞLIK VE HUZURUNU ELİNDEN ALMIYOR, ANLAM VE DEĞERİNİ ARTTIRIYOR, ANLAMANI SAĞLIYOR. Biteviye rutin süregelen şeye karşı dikkat ve farkındalık zamanla kaybolur, insan sürekli gördüğünün değerini görmez olur. Varlığında kıymeti bilinmeyenin değeri yokluğunda belli olur. Yokluğundaki talep ve hasret lezzeti varlığındakinden kat kat fazla olur. Karanlığı bilmeseydik ışık bu kadar aranır olur muydu? Sıcakta yanmasaydık soğuk, soğukta donmasaydık sıcak özlenir miydi? Hele açlık olmasaydı koşturur muydu insanlar bir dilim ekmek bir bardak su için? Bir de hastalık ve dertler bilinmeseydi sağlık ve mutluluk için onca yatırımlar ve çalışmalar yapılır mıydı? Ama en önemlisi insan, madde içinde maneviyatı, dünya içinde ukbayı, beden içinde kalbi, günah içinde tövbeyi, zorluk içinde kolaylığı, nimet içinde şükrü, bilemeyecek bulamayacaktı. Dünya sıfır problem mekanı değil. Hayat kundaktan mezara, iğneden ipliğe zirvede mükemmellik yeri hiç değil. Dünya problemlerin çözümüyle, kazanılacak mükemmelliğe doğru meşakkatlerle mücadele ve inkişaf yeri. Bu kulvarda ve pistte yürümek istemeyenler kendilerini sadece sefahetle ya da tenperverlikle avutabilirler. DERT-HASTALIK, MÜSTESNA GÜNAH TEMİZLEYİCİSİ, İSTİMDAD DİLEKÇESİDİR Beden temizliği gibi ruha bulaşmış günah kirlerinin temizliği (Tövbe, ibadet, salih ameller yanında) bela musibet ve hastalıklarla da temizlenir. Hastalık, olgun meyvanın ağaçtan dökülmesi gibi günahları döker. Her sıkıntı, ayağa batan diken başa giren ağrı bile bir kısım günahları siler. Her dünya dert ve hastalığı genellikle muvakkattır ve fani bedeni tehdit edebilir. Kalpteki hastalıklar ise manevi bedeni, ebedi hayatı. Geçici olan ve iman ve sabır gücüyle üstesinden gelinebilecek bu dünya dertlerinin esas işlevi, sonsuz hayatın kirlerini temizlemesi ve ebedi hastalıklarından kurtaran ilaç olmasıdır. Mazlumun mağdurun dertlinin yoksulun, hastanın acz ve zaaf içindeki istimdad eden nâçâr hüzünlü hali ve feryadı, bir gaflet yırtıcısı ve yıkıcısı rolü üstlenir. Semalara uzanan yollardaki engelleri kaldırır. Bir Kimse’si olduğunu bilmesinden kaynaklı, büyük inanç ve dua sürûru altında kalan dert ve hastalıkları küçülür, küçük kalır, erir gider. Her cefaya gül gül ki o da gülsün küçülsün etsin tebeddül. DERT-HASTALIK-ÖLÜM ENDİŞE VE EVHAMI DERDİ ARTTIRIR Tıbbî ve psikolojik bir gerçektir ki kaygı üzüntü stres panik evham depresyon gibi olumsuz duygu düşünce ve tutumlar, iyileşmeyi geciktiren, ruh sağlığını bozan ve yeni rahatsızlıkları tetikleyen, bazen de ziyadeleştiren durumlardır. Doğal olarak bedensel ve ruhsal hastalıklar birbirini etkiler. Her endişe derdi ikileştirir. Ele aldığımız maddelerdeki açılardan bakılarak, iradenin kavgası verilerek, Hakka inanç rıza dua ve teslimiyet içinde yaklaşım, dert ve hastalıkların hafiflemesine, kökünün kesilmesine, kişinin sabır içinde ayakta durmasına sebep olur. Aksi durumda süregelen endişeler o kişiyi ümitsizliğe, şikayet ve feverana sürükler. İlahî Hikmet ve Rahmeti tenkid, itham bazen de inkar eder duruma düşürebilir. Şükür nasıl nimeti arttırır, şikayet ve isyan da maddî manevî rahatsızlığı çoğaltır. Evham-Vesvese, basit gibi görünen bir sıkıntının bazen bir düşüncenin, üzerinde durdukça şişmesine büyümesine ve insana zarar verir hale gelmesine yol açar. Kovana iliştikçe arıların insanı sarması gibi. Ölüm endişesi, inanç bilgisiyle psikolojik yardımla kolayca aşılabilir. İnanan için ölüm, külfetli hayat görevinden terhis, dünya meydanındaki talim ve imtihanından paydos, ebedi âleme gitmiş dost ahbab ve akrabaya kavuşma vesilesi, geçici vatandan hakiki vatana dünya zindanından cennet sarayına geçiş, Rahmetle ve ebedi huzurla buluşma başlangıcı kapısı. Ölüm endişesi olacaksa bu, daima ümitle dengelenmiş, kulluk ve dua ile öncelenmiş günahkar gitme ve hesap endişesi şeklinde olmalı. Endişeye boşa harcayacağına enerjiyi, ölüm sonrasını tanımaya ve hazırlığa harcamalısın. Ölüm yoksa endişe neden Varsa ölüm yok ki beden Endişe canda demek ölüm yok Endişeyi yok eden ümit çok DERT- HASTALIK, ÖLÜM SONRASI İÇİN KENDİ TÜRÜNDEN VE DERECESİNDEN SONSUZ YATIRIMDIR Önce şunu bilmeli: İki dert ve korku iki zorluk ve yokluk bir arada bulunmaz. Dünya ahiretin rağmına işler. İki huzur ve emniyet iki rahatlık ve bolluk da öyle. Nefis esas cennet içindir. Sonra şunu da bilmeli: Her dert korku zorluk ve yokluk ne kadar ağır ve çok ise ödülü de o derece yüksek olur. Dünyayı bu dünyada görenler gibi göremeyenler (âmâlar) kabirde berzahta hatta cennette görenlerden daha ziyade görür hale gelirler. Kur’an’ın dediği gibi dünyadaki o amellerinize, çektiklerinize ve mahrumiyetlerinize karşılık hadi burada en hoş şekilde yeyin için! (69/24) Bu sebeple musibetlerin en ağırı en yüksek dereceli Nebilere velilere gelmiyor mu zaten? Bu nurani kafileye katılma payesini taşımak istemez misin? Evet dert ve hastalıkların bir kısmı var ki eğer ölümle neticelense, manevî şehid hükmünde şehadet gibi bir velayet derecesine sebebiyet verir. Doğum ameliyat boğulma yanma gibi. Olmasaydı manası güzel onca dert ve hastalık, Verir miydi onları en sevdiklerine yüce Halık. DERT-HASTALIK, ŞEFKAT PSİKOLOJİSİNİ BESLER, AİLE-AKRABA-UHUVVET-MUAVENET İLİŞKİSİNE HAYAT VERİR Bir derde ve hastalığa dûçâr olan insan, yalnızlık kimsesizlik ve ilgisizlik girdabına düşmediği gibi, kendisini şefkat ve merhametle coşmuş yürekler ve yoğun ilgi ve ziyaret ortamında bulur; moral ve teselli bulur. İnsan sağlık ve varlık içinde, sorunsuz bir hayatta doğal olarak kendisine odaklanır fakat çevresine yabancılaşabilir. Dert ve hastalık içine girdiğinde ise yine kendisine odaklanır fakat farklı olarak çevresi de ona yönelir, ilgi görür dualar alır; hüznün tatlı meyvelerini vereceği semeredâr bir mevsime geçmiş olur. Yoksulluk açlık bilmeyen zenginin oruçla fakirlerin halini anlaması empati kurması gibi o da kendi gibi dertli ve hastaların halini içinde daha derinden hisseder. Yardım olarak en azında dualarıyla o da bu örfâneye iştirak eder. Öte yandan dertlinin mazlumun hastanın duası daha makbuldür ve dua eden sevap kazanır. Dertli ve hastayı ziyaret edene, yardım edene özellikle bakımını yapana ayrı sevap var. Dert ve hastalık adeta bulunduğu çevrede bir sevap, hayır ve nur hâlesi oluşturuyor, kovasını kapan ondan istifade ediyor. Celal içinde Cemal; gök gürültüsü şimşek içinde yağmur, gülde diken, doğum sancısında evlat gibi, Mevla şer görünen dertler içinden çok insana nice dermanlar hayırlar çıkarıyor. İman ve ibadetler her derde ilaçtır. Gaflet sefahet ve nefsin hoşuna giden meşru olmayan zevkler o ilacın tesirini kırıyor. Dert ve hastalıklar ise gafleti kaldırıyor, günah lezzetlere olan iştahı kesiyor, günah keyiflere gitmeye engel oluyor. İman ve ibadetle bir başka buluşturuyor. DERT BELA MUSĪBET, ÇÜRÜKLERİ AYIKLAR HASLARI KORUMAYA ALMIŞ OLUR. DERT BELA MUSİBET, HASLARI DÜNYA ÇAPINDA ÇAPLI VAZİFELERE HAZIRLAR. drmavi diğer yazılar yazilardrmavi-1/ yazilardrmavi-2/ |
.


































































