meşhergah


ISTIRAP VE DERTLERE HASTALIK VE BELALARA ÖZLÜ BAKIŞ
( Öz özet ama çok yönlü ve derin yorum) 22.11.2016 enis celis

“لا تحزن إن الله معنا”
Tasalanma Allah bizimle beraberdir. (9/40)

DERT-HASTALIK. İRADEMİZİN PAYI VAR KENDİMİZE YÖNELMELİ
İnsanın kendini irdelemesine sorgulamasına eleştirmesine, hata ve kusurlarını görmesine; sonucunda da tövbe istiğfar ve dualarla Hakka yönelmesine, samimi yakarışlarla kalbinin incelmesine, ruhta huzur bulmasına vesile olur.

DERT-HASTALIK, HAYAT VE AMAÇ FARKINDALIĞINI SAĞLAR GAFLETİ PARÇALAR
İnsana varlıkların üstünde en mükemmel duyu, duygular ve ebede yakışır bir sermaye verildiği halde; sağlıklı kişi hasta, zengin kimse fakir, genç olan yaşlı, mutlu iken dertli hale geliyor, geçmiş ve geleceğin dertleri peşini bırakmıyor, ömür sermayesi tükeniyor, her doğan ölüyor.
Belli ki insan dünyada keyif sürmek için başıboş amaçsız bulunmuyor. Ebedi saadetini kazanması gerekiyor.
Eğer zorluk hastalık hüzün olmazsa, sağlık servet ve zevkler gaflet verir, dünyayı hoş ahireti boş gösterir. Ölümü kabri hesabı unutur. O ömür sermayesini boş yere tüketir.
Bu noktada hastalık ve acılar sadık nâsih ve mürşid olur, uyandırır: “Ölümsüz ve başıboş değilsin, vazifeni unutma, hayatın elindeyken uyan, gideceğin yere hazırlan!” der.
Dünya fani insan fani; o fani bu faniyi bir gün kapı dışarı edecek, mümkün mü aksi? O seni terk etmeden kalben sen onu terk etmeye bak.
İşte dertlerin ölümsüz olmadığını ve Sahibini hatırlatıyor, ebede yönelik vazifelerin konusunda sana yardım ediyor; seni sana bırakmıyor intibaha getiriyor.
Hem ümitsizlikten hem de gaflete dalmaktan kurtarmak ve kulunu korku-ümit dengesinde tutmak için Allah eceli gizli tutmuş.
Mümin her an ukbaya yönelik ve duyarlı olmalı. İşte bunu sağlayan dert ve hastalıklar hem ölümü hatırlatır hem gafleti dağıtır hem de ahirete hazırlatır. Dert hastalık süresince belki de ebedi seneleri cenneti kazanır.
Seni uyarana ebedî gelecek hazırlayana şikayet değil şükret!

DERT-HASTALIK, HAYATIN FAYDASIZ GEÇMESİNİ ÖNLER SEMERELENDİRİR
Hayat sermayesi, rahat gaflet zevkü sefa ve lezzetler icinde hem çabuk hem de semeresiz tükenir gider.
Hastalıklar ve sıkıntılar, günleri saatleri hatta dakikaları hem genişletip uzatıyor hem de iki dünyada da çok yönlü kârlı faydalarıyla meyvelendiriyor. Şikayet değil şükret.

DERT-HASTALIK DAKİKALARI İBADET SAYILIR
Şartların zorluk gönlün derinlik derecesine göre, meşakkatli dakikalar, ibadet dakikaları, saatleri, hatta günleri olarak kabul edilebilir.
İbadet, müsbet anlamda olur; namaz oruç gibi.
Menfî anlamda ise haramları terk etmek ya da hastalık bela ve musibetlere karşı sabretmek şeklinde olur. Kuşkusuz bu, irademizi ve vazifemizi yapma sorumluluğumuzu kaldırmaz.
Ayrıca ağır hastalık zamanında Farzı mümkün olduğu kadar yerine getiren tevekküllü bir hastanın nafilelerin yerini, o hastalık hali tutabilir, boşluğunu doldurabilir. Şikayet değil şükret.

DERT-HASTALIK, DUA İÇİNDİR. DUA DERT-HASTALIK İÇİN DEĞİL.
Yani sen dua et diye o dert ve hastalık tenezzül buyuruluyor, bir fırsat lutfediliyor.
O dert ve hastalık duaya sebep oluyor.
Duanın bizzat kendisi hasbi bir ubudiyet olduğuna göre, dert ve hastalık süresince en halis kullukla başbaşa kalıyorsun.
Bu durumda derdim hastalığım kalksın diye dua etmek aslında ibadet vaktim olan duam kalksın anlamına geliyor.
Kendi dertli halli dua etmelerin kalksın diye dua etmiş oluyorsun.
Ne kadar uzun dert ve hastalık varsa o kadar o uzun duanı dinleyenle kabul edenle başbaşa kalmış oluyorsun.
O sanki bende kal der gibi tecelli ediyor.
Seninle kalmak istemiyorum deme durumuna düşmüş oluyorsun.
Hep O’nda kalmak istemez misin?
Adeta Hz.Musa’nın Rabbiyle söyleşini uzatmak için elindeki bir Asa’nın belki bin hikmetini açıklama coşkusunu yaşaması gibi.
Konu yanlış anlaşılmamalı.
Dert hastalık istenmez ve derman arama şifa için dua etme Dinin emridir.
Bilindiği gibi Allahümme işfi ve enteşşafi…. duası gibi.
Hem beden hem de ruh sağlığı ve temizliği adına şu dua da manidardır. Allahümme inni üridel afve vel-afiyete. Hem af hem Afiyet istiyorum ya Rabbi!
Burada amaç derinlerdeki Halık ile derin ihlas bağını kurabilme hassasiyetine ve şekva edercesine ve hikmetini düşünmeden israrla bir an önce istediğinin gerçekleşmesini isteme durumuna dikkat çekmektir.
Nitekim demez miyiz; Allah her duayı işitir cevap verir kabul eder ve verir.
Ama hikmetiyle ya aynen kabul eder verir ya da farklı şekilde en layık olanı verir.
Veya hemen istediğini verir ya da orta ve uzun vadede, sana en muvafık olanı seçer verir.
Ya da burada değil ebedi alemde verir. Kendi duanı kendin kaldırmak istemeyeceğine göre anla ki (Zahiren kabul edilmemiş verilmemiş görsen bile) esas karşılık ahirette verilir.
Dert ve hastalığın, duanın vakti olduğunu bil.
Duanın neticesinin illa acilen şifa olması gerektiği fikrini zihninden sil.
Ferahlık ve şifa gelirse onu da Rahman’ın fazlından bil!

DERT-HASTALIK, İHLAS İKSİRİ-DUA MAYASI GİBİDİR
Ramazan orucu zengine açlığı hem de yapmacıksız tattırır.
Hastalık ve dertler, kibir riya gaflet gibi duyguları sıyırır alır. Acizlik ve zayıflık, hasbi rol alır.
İçten samimi yakarış başlar. Ve insan belki de o güne kadar bu kadar yürekten Mevlasına böyle acizlik ve çaresizlik diliyle yakarışa geçemediğinin farkına ve tadına varır.
Ayet “Eğer duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” der. Bu hassas halinle kabul kuşağına yükselmiş oluyorsun.
Dert ve hastalık, acz ve zaaf diliyle kabule en yakın halis bir duanın esas sebebidir.
Zorluk ve meşakkat oranında karşılık var sabret. Şikayet değil şükret.

DERT-HASTALIK NEDEN ŞİKAYETE KONU EDİLMEMELİ
İnsanın bedeninde ve dünyasındaki hiç bir şeyde mülkiyet hakkı yok ki ondan şikayet etsin. Her şeyin tek sahibi ve Maliki Allah’tır. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
Şikayet, hakkın verilmediği veya elinden alındığında olur. Hangi şeyi sen var ettin ki sahipleniyor yokluğunda tepki gösteriyorsun. Sana peşin ve karşılıksız verilen her şey Rahman’dan birer lutuf ve ihsan. Ve de sonsuz cenneti kazandıracak birer ikram.
Geçmişte verilenlerin hakkını tam verdin mi, Allah’ın hakkını verdin mi, şükrünü ve vazifeni ifa ettin mi ki şikayetinle dert ve hastalıkların avantajını aleyhine çeviriyorsun?
Sahip olduğun yararlandığın onca nimet dururken, eksilen ertelenen görünüşte zarara dönüşen bir iki tanesiyle şikayet ediyor küsüyor uzaklaşıyorsun.
Üç şerefeli minare örneğindeki gibi kendini orta şerefede kabul et.
Nimetler noktasında daha çok aşağıya; senden daha az nimete sahip olanlara bak.
Dert ve hastalıklar noktasında daha çok yukarıya; senden daha çok bela ve musibete maruz kalanlara bak.
Bunların aksi pozisyon alırsan, esas o zaman esas dert ve musibete düşmüş olursun.
Dertlerine izin ver vazifesini yapmasına müsade et sabır ve dua ile ona ve onu takdir buyurana câr-u ahbab ol!
Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Mülk sahibine teşekkür ve tevekküldür.

DERT- HASTALIK, MEVLA’NIN GÜZEL İSİMLERİYLE SENDE İŞLEDİĞİNİ GÖSTERİR.
İki bakış açısı var:
Birincisi:
Allah’ın güzel isimleri vardır. Güzelin aynası güzeldir.
Güzelin güzelliklerini gösteren ayna güzelleşir.
Esma’ya en mükekemmel ayna insandır.
Bu sebeple o en güzel ayna insanın başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünki güzel olan o esma-ül hüsnanın güzel nakışlarını gösterir
Sanki sen bir modelsin. Mülk sahibi vücudunda sahip oldukların üzerinde tasarrufta bulunuyor. Sana farklı renkler sanat estetik ve menevi biçimler kazandırıyor. Seninle kimsenin olamayacağı kadar yakın ve alakadar oluyor. Dereceler rütbeler veriyor şeref madalyaları nişanlar takıyor.
Sen akan bir nehir durmadan sende Esma nakışları cilveleniyor.
Açlık çektiğinde nimetlendiğinde “Rezzâk” seni doyuruyor.
Hasta olduğunda ‘Şâfî” ismiyle imdadına koşuyor.
Günah ızdırabında kıvranırken Tevvâb”, “Gaffar” isimleriyle huzur veriyor.
Daraldığında kaygılandığında elemlere gömüldüğünde “Bâsıt” ismiyle gönlüne ferahlık ve huzur gönderiyor.
Zulüm ve haksızlıklara maruz kaldığında “Adl” isminin kanatları altına alıp “Sabûr” ve “Veliyy’ ismiyle sekîne veriyor, hangi halde isen o hal içinde “Hakîm” ismiyle sana ne kaderler hikmetten perdeler örüyor.
Şikayeti bırakıp şükretsen, o perdeyi aralasan bir,
Ne sevimli hikmetler, Duruyor göreceksin bir bir.
İkincisi:
Tekdüze sağlık içinde geçen hayatın aynalık yönü eksik kalır, kıymeti düşer ve lezzeti tam anlaşılmadığı gibi sıkıntı dolu acı bir hayata dönüşür. Sıkıntı ise sefahete açılan kapı gibidir.
Değişimler içindeki monoton olmayan aktif hayatta ise, donuk duygular canlanır, zorluklarla mücadele edilir, ömrün kıymeti hissedilir, lezzeti ortaya çıkar.
İstirahat döşeğinde yaşayan işsiz zengin biriyle, sıkıntılı uğraşlar içinde çalışan bilinçli yoksul birini etüd edersen bu farkı görebilirsin.

DERT- HASTALIK, GENÇLERE NEDEN RAHMÂNÎ BİR İHSAN VE HEDİYEDİR
Hayır gördüğünde şer, şer zannettiğinde hayır vardır bilemezsin der ayet.
Öyle gençler vardır ki hastalık ve dertler içinde adeta embriyo ve de kundakta bebek gibi sarmalanmış da, gençlik hevesatıyla dünyanın günah çamurundan korunmuş, ahirete yönelmelerinin önü açılmıştır.
O bela ve musibetler vazifesini icra edecek, ardında çektiğin acılara makabil, o sabrın peşin ödülü manevi hazzı ve huzuru bırakacaktır. Burası hizmet yurdu ücret esas ukbada verilecektir.
Demek ki bazen hastalık sana sağlık kazandırır, dertler asıl derdine derman olur.
Kimileri servet ve sağlık içinde çakır keyif hoyrat bir hayat sürer ki o, onun için esas dert ve hastalık sayılır. Şikayet değil şükret.

DERT VE HASTALIĞIN İÇ SÎMÂSINA DİKKAT ET
GEÇMİŞ VE GELECEĞİ İYİ ETÜD ET
ZAMANA HÜKMET
Geçmişlerin geçmişlerini incele.
Yıllarca hasta yatağında çeken Hz.Eyyûb (A.S.) aklına gelsin. Beden ve maddi hayatın zararları mı kalp ve ebedi hayatın zararları mı farkına var. Her Peygamber, Sahabe ve salih kişilerin başlarına gelenlere karşı, sabır ve diri kalışlarını hatırla. Cennetin bu hallilere tebessüm ettiğini farket.
Kendi geçmişini incele.
Daha önceki sıkıntıların gittiğinde nasıl ki üç ferahlık hissettin;
— İyi ki günahlara değil sıkıntıya düşmüşüm, zevalleriyle bırakacakları elemlerden kurtulmuşum; “Oh elhamdülillah!” diyorsun.
— Yaşadığım o eski sıkıntılar zevaliyle yerini şükre, manevî lezzete bırakmış diyerek oh ile hamdediyorsun.
— Yaşayacağım nice güzellikler var. (Günahlardan korunma ve arınma, sevap ve manevî derece kazanma)
Ve zamanın efendisi olmaya bak!
Bulunduğun her an geçmiş olmak zorunda.
Belli ki dert içinde geçen her ânın, geçmişe geçtikçe, öncekiler gibi oh dedirtecek geçmiş ânlara dönüşüyor
Böylece gelecek ânları da o lezzetli geçmiş ânlara çevirecek sırrı, tılsımı, simyayı elinde tutuyor adeta zamana hükmeden, tüm zamana manevî hayat rengi basan zaman efendisi oluyorsun.
“Kimler neler yaşamış benimki de geçer. Bu da geçer yahu!” de, şikayet yerine şükret.
DÜN BUGÜN YARIN ve TEK BAKIŞ
Bugün, dert ve Hastalık var. Acı elem getirir. Tamam!
Fakat her dert, önceki dert ve hastalık elemlerinin gitmesinin ve sevabının manevi ruhi lezzetini de beraberinde getirir. Yarınlar için de şükür ve cennet bilincini yeşertir.
Yarın yok yarınki hastalık yok. Yoktan elem yok; elem yoksa endişe ve üzüntü de yok. Yok günler için evhama gerek yok.
Hem yok’a endişe duyacaksan elemli yok’a endişe neden. Onun yerine sağlıklı mutlu yok’a sevinç duymamak neden?
Dün yok yarın yok, dündeki yarındaki dert hastalık yok. Yok’a endişe neden?
Bugüne rahatlıkla yetebilecek sabır ve moral gücünü hayali yoklara çarçur etmek neden? Rahman’a odaklan “Ya Sabûr” de!

DERT-HASTALIK, SAĞLIK VE HUZURUNU ELİNDEN ALMIYOR, ANLAM VE DEĞERİNİ ARTTIRIYOR, ANLAMANI SAĞLIYOR.
Biteviye rutin süregelen şeye karşı dikkat ve farkındalık zamanla kaybolur, insan sürekli gördüğünün değerini görmez olur. Varlığında kıymeti bilinmeyenin değeri yokluğunda belli olur. Yokluğundaki talep ve hasret lezzeti varlığındakinden kat kat fazla olur.
Karanlığı bilmeseydik ışık bu kadar aranır olur muydu? Sıcakta yanmasaydık soğuk, soğukta donmasaydık sıcak özlenir miydi? Hele açlık olmasaydı koşturur muydu insanlar bir dilim ekmek bir bardak su için? Bir de hastalık ve dertler bilinmeseydi sağlık ve mutluluk için onca yatırımlar ve çalışmalar yapılır mıydı?
Ama en önemlisi insan, madde içinde maneviyatı, dünya içinde ukbayı, beden içinde kalbi, günah içinde tövbeyi, zorluk içinde kolaylığı, nimet içinde şükrü, bilemeyecek bulamayacaktı.
Dünya sıfır problem mekanı değil. Hayat kundaktan mezara, iğneden ipliğe zirvede mükemmellik yeri hiç değil.
Dünya problemlerin çözümüyle, kazanılacak mükemmelliğe doğru meşakkatlerle mücadele ve inkişaf yeri.
Bu kulvarda ve pistte yürümek istemeyenler kendilerini sadece sefahetle avutabilirler.

DERT-HASTALIK, MÜSTESNA GÜNAH TEMİZLEYİCİSİ, İSTİMDAD DİLEKÇESİDİR
Beden temizliği gibi ruha bulaşmış günah kirlerinin temizliği (Tövbe, ibadet, salih ameller yanında) bela musibet ve hastalıklarla da temizlenir. Hastalık, olgun meyvanın ağaçtan dökülmesi gibi günahları döker. Her sıkıntı, ayağa batan diken başa giren ağrı bile bir kısım günahları siler.
Her dünya dert ve hastalığı genellikle muvakkattır ve fani bedeni tehdit edebilir. Kalpteki hastalıklar ise manevi bedeni, ebedi hayatı.
Geçici olan ve iman ve sabır gücüyle üstesinden gelinebilecek bu dünya dertlerinin esas işlevi, sonsuz hayatın kirlerini temizlemesi ve ebedi hastalıklarından kurtaran ilaç olmasıdır.
Mazlumun mağdurun dertlinin yoksulun, hastanın acz ve zaaf içindeki istimdad eden nâçâr hüzünlü hali ve feryadı, bir gaflet yırtıcısı ve yıkıcısı rolü üstlenir.
Semalara uzanan yollardaki engelleri kaldırır.
Bir Kimse’si olduğunu bilmesinden kaynaklı, büyük inanç ve dua sürûru altında kalan dert ve hastalıkları küçülür, küçük kalır, erir gider.
Her cefaya gül gül ki o da gülsün küçülsün etsin tebeddül.

DERT-HASTALIK-ÖLÜM ENDİŞE VE EVHAMI DERDİ ARTTIRIR
Tıbbî ve psikolojik bir gerçektir ki kaygı üzüntü stres panik evham depresyon gibi olumsuz duygu düşünce ve tutumlar, iyileşmeyi geciktiren, ruh sağlığını bozan ve yeni rahatsızlıkları tetikleyen, bazen de ziyadeleştiren durumlardır.
Doğal olarak bedensel ve ruhsal hastalıklar birbirini etkiler. Her endişe derdi ikileştirir.
Ele aldığımız maddelerdeki açılardan bakılarak, iradenin kavgası verilerek, Hakka inanç rıza dua ve teslimiyet içinde yaklaşım, dert ve hastalıkların hafiflemesine, kökünün kesilmesine, kişinin sabır içinde ayakta durmasına sebep olur.
Aksi durumda süregelen endişeler o kişiyi ümitsizliğe, şikayet ve feverana sürükler. İlahî Hikmet ve Rahmeti tenkid, itham bazen de inkar eder duruma düşürebilir.
Şükür nasıl nimeti arttırır, şikayet ve isyan da maddî manevî rahatsızlığı çoğaltır.
Evham-Vesvese, basit gibi görünen bir sıkıntının bazen bir düşüncenin, üzerinde durdukça şişmesine büyümesine ve insana zarar verir hale gelmesine yol açar. Kovana iliştikçe arıların insanı sarması gibi.
Ölüm endişesi, inanç bilgisiyle psikolojik yardımla kolayca aşılabilir.
İnanan için ölüm, külfetli hayat görevinden terhis, dünya meydanındaki talim ve imtihanından paydos, ebedi âleme gitmiş dost ahbab ve akrabaya kavuşma vesilesi, geçici vatandan hakiki vatana dünya zindanından cennet sarayına geçiş, Rahmetle ve ebedi huzurla buluşma başlangıcı kapısı.
Ölüm endişesi olacaksa bu, daima ümitle dengelenmiş, kulluk ve dua ile öncelenmiş günahkar gitme ve hesap endişesi şeklinde olmalı.
Endişeye boşa harcayacağına enerjiyi, ölüm sonrasını tanımaya ve hazırlığa harcamalısın.
Ölüm yoksa endişe neden Varsa ölüm yok ki beden
Endişe canda demek ölüm yok Endişeyi yok eden ümit çok

DERT- HASTALIK, ÖLÜM SONRASI İÇİN KENDİ TÜRÜNDEN VE DERECESİNDEN SONSUZ YATIRIMDIR
Önce şunu bilmeli:
İki dert ve korku iki zorluk ve yokluk bir arada bulunmaz.
Dünya ahiretin rağmına işler.
İki huzur ve emniyet iki rahatlık ve bolluk da öyle.
Nefis esas cennet içindir.
Sonra şunu da bilmeli:
Her dert korku zorluk ve yokluk ne kadar ağır ve çok ise ödülü de o derece yüksek olur.
Dünyayı bu dünyada görenler gibi göremeyenler (âmâlar) kabirde berzahta hatta cennette görenlerden daha ziyade görür hale gelirler.
Kur’an’ın dediği gibi dünyadaki o amellerinize, çektiklerinize ve mahrumiyetlerinize karşılık hadi burada en hoş şekilde yeyin için! (69/24)
Bu sebeple musibetlerin en ağırı en yüksek dereceli Nebilere velilere gelmiyor mu zaten?  Bu nurani kafileye katılma payesini taşımak istemez misin?
Evet dert ve hastalıkların bir kısmı var ki eğer ölümle neticelense, manevî şehid hükmünde şehadet gibi bir velayet derecesine sebebiyet verir. Doğum ameliyat boğulma yanma gibi.
Olmasaydı manası güzel onca hastalık Verir miydi onu en sevdiklerine yüce Halık.

DERT-HASTALIK, ŞEFKAT PSİKOLOJİSİNİ BESLER, AİLE-AKRABA-UHUVVET-MUAVENET İLİŞKİSİNE HAYAT VERİR
Bir derde ve hastalığa dûçâr olan insan, yalnızlık kimsesizlik ve ilgisizlik girdabına düşmediği gibi, kendisini şefkat ve merhametle coşmuş yürekler ve yoğun ilgi ve ziyaret ortamında bulur; moral ve teselli bulur.
İnsan sağlık ve varlık içinde, sorunsuz bir hayatta doğal olarak kendisine odaklanır fakat çevresine yabancılaşabilir.
Dert ve hastalık içine girdiğinde ise yine kendisine odaklanır fakat farklı olarak çevresi de ona yönelir, ilgi görür dualar alır; hüznün tatlı meyvelerini vereceği semeredâr bir mevsime geçmiş olur.
Yoksulluk açlık bilmeyen zenginin oruçla fakirlerin halini anlaması empati kurması gibi o da kendi gibi dertli ve hastaların halini içinde daha derinden hisseder. Yardım olarak en azında dualarıyla o da bu örfâneye iştirak eder.
Öte yandan dertlinin mazlumun hastanın duası daha makbuldür ve dua eden sevap kazanır.
Dertli ve hastayı ziyaret edene, yardım edene özellikle bakımını yapana ayrı sevap  var.
Dert ve hastalık adeta bulunduğu çevrede bir sevap, hayır ve nur hâlesi oluşturuyor, kovasını kapan ondan istifade ediyor.
Celal içinde Cemal; gök gürültüsü şimşek içinde yağmur, gülde diken, doğum sancısında evlat gibi, Mevla şer görünen dertler içinden çok insana nice dermanlar hayırlar çıkarıyor.
İman ve ibadetler her derde ilaçtır. Gaflet sefahet ve nefsin hoşuna giden meşru olmayan zevkler o ilacın tesirini kırıyor. Dert ve hastalıklar ise gafleti kaldırıyor, günah lezzetlere olan iştahı kesiyor, günah keyiflere gitmeye engel oluyor. İman ve ibadetle bir başka buluşturuyor.



 nayikalbim
nayikalbim turkavaz nurukuran
cepdersdin
wordpress
cepdersdin
youtube
zihinden kalbe
youtube
dindersi
wordpress
cepdersdin
twitter
cepdersdin
facebook
turkokul
75
1 içinde yayınlandı | 1 Yorum