tin

Rahmân ve Rahîm Allah’ın Adıyla
1. İncir ve zeytine,
2. Sina Dağı’na,
3. Ve bu Emin Beldeye yemin olsun ki,
4. Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık. (Ahsen-i Takvîm)
5. Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük. (Esfel-i Safilîn)
6. Ancak iman edip güzel işler yapanlar müstesnadır, onlara ise hiç eksilmeyen ve tükenmeyen bir mükâfat vardır.
7. Senin hesap gününü yalanlamana sebep nedir?
8. Allah hâkimlerin Hâkimi değil midir?

TÎN SURESİ (95) İnsan değerleri ve intisap psikolojisi (drmavi Mart 2015)

Tîn, Zeytûn, Tûr-i Sîne, Beled-i Emîn kavramları

İnsanların hayatında önemli yeri olan meyveler ve Hz.İsa, Hz.Musa, Hz.Muhammed (S.A:V.) ve diğer çoğu Peygamberin zuhur ettiği mukaddes yerler olarak yorumlanır. (H.Yazır)

Dinler arası diyalogun tartışıldığı günümüzde, İlahi Dinlerin orijinal ve tarihsel olarak değişmezleri ve asgari müşterekleri sayılan; Allah’a iman, Ahirete iman ve Amel-i Salih-Güzel yararlı işler yapma gibi üç esasa ve üç Dinin Peygamberine yeminle vurgu yapılması anlamlı görülmektedir.

Bu aynı zamanda Ehl-i Kitab’a yapılan “Müşterek söz” de “Temel inanç” ta (Ali İmran/64, Ankebut/46) buluşma çağrısını ve müsbet hareketle; oldukları konumlarıyla kabullenerek ilk planda aynı konumda kabul edilme kapısının aralanması mesajını hatırlatıyor.

Ehl-i Hakka hak ve adaletçe davranmayan bilakis hasım olup bitirmeye, haritadan silmeye çalışan Ehl-i Hak gönünen çevrelere kimbilir ne anlatıyor?

“Ahsen”, en güzel, en sevimli; “Takvim” ise; biçim, suret, endam anlamına gelir. Buna göre, ahsen-i takvim; insanın en güzel bir mahiyette ve surette yaratılması demektir.

Esfel-i Safilîn: Sefillerin sefili, Aşağıların aşağısı, En aşağı derece…

Ahsen-i Takvîm: Gerek fizikî ve cismanî bakımdan, gerek ahlâk ve maneviyat itibariyle ruhani bakımdan insan en güzel bir kıvama erebilecek en güzel bir biçimde yaratılmıştır. Belinin doğrulmasından, biçiminin güzelleşmesinden, kuvvet ve melekelerinin yükselmesinden duygu, akıl, irfan ve ahlâkıyla ilâhî güzelliğe ermesine kadar Maddi manevi her en güzel olanı içine alacak şekilde biçimlendirilmiştir”. (H.Yazır)

İNSAN ve VAR OLMAK

VAR OLMAK EN YÜCE DEĞERDİR

Allah vardı. Hiç bir varlık yoktu.
Zamansız “Var olmak” zatında, başlı başına en güzel tek şeydir.
Zamanlı var edilmek de O Güzel’den geldiğinden dolayı varlıkta en güzel tek şeydir.
Tek “Güzel” Cemal-i Mutlak Allah vardı.
Allah kendi varlığını Zatını biliyordu.
Her Cemal ve Kemal sahibi kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek ister.
Mevla gizli hazinelerini, güzelliklerini sanatlarını zenginliklerini göstermek farklı gözlerde görmek istedi.
Şuurlu ruhları melek ve cinleri yarattı.

Rab Kainat sergisini açtı. Kainat sarayına layık gözde varlık İNSANI yarattı.
Sanatlarını anlayacak akıl sahibi maddi varlığı olan ve VAR EDENİ ve varlığı en iyi anlayıp temsil ve takdir edebilecek iç ve dış donanımıyla “VARLIĞA ÖZ-FİHRİST AYNA”, “SULTAN VARLIK” insanı var etti.

O’na AHSEN-İ TAKVİM dedi sanat değerini övdü,

EŞREF-İ MUHLUKAT dedi manevi boyuttaki yüksekliğine işaret etti,

YERYÜZÜ HALİFESİ dedi dışı güzel içi güzel bu varlığa yüklenebilecek en mütena vazifeyi gösterdi.

İKİ SECDE

Yokluğunu düşün bir an,
Var oldun secdeye kapan!
Sonsuz olacaksın O’nu an,
Bir kez daha secdeye kapan!

BAK O VARDI HİÇ VAR YOKTU. SENDEN ESER YOKTU.
YOKLUĞUNU YOK ETTİ SENİ VAR ETTİ VARLIĞIYLA BULUŞTURDU.
O SENİ, VAR OLUŞUN ESRARLI LEZZETİNİ SANA TADDIRMAK İÇİN YARATTI.
GÖZLERİNİ KAPA DERİNLEŞ VAROLUŞUN DERUNİ HAZZINI YUDUMLARKEN VAR EDENE NASIL HAYRAN VE MÜTEŞEKKİR OLABİLECEĞİNİ KAVRAMAYA ÇALIŞ!
YOKLUĞUNU DÜŞÜN YOK OLMADIĞIN İÇİN SECDEYE KAPAN SONRA BİR DAHA KAPAN; ÇÜNKÜ SONSUZA KADAR O’NUNLA VAR OLACAKSIN!

O SONSUZ GÜZEL’LE, SONSUZA DEK GÜZEL KALMAK İSTEMEZ MİSİN?
BU VAR OLUŞ NE GÜZEL VAR OLUŞTUR.
BU VAR ETMEK NE GÜZEL VAR ETMEKTİR.

A-KUR’AN’DA “İNSAN” KAVRAMININ ELE ALINIŞI

يدُ اللّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ الإِنسَانُ ضَعِيفاً
İnsan zayıf yaratılmıştır4/28

وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِداً أَوْ قَآئِماً فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
İnsana bir dert ve sıkıntı dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır, dua eder; ama biz kendisinden dert ve sıkıntıyı kaldırdığımızda ise, kendisine dokunan dert ve sıkıntıdan kurtulmak için bize hiç dua etmemiş gibi hareket eder. Kendi güçlerini boşa harcayanlara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür. 10/12

وَلَئِنْ أَذَقْنَا الإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ إِنَّهُ لَيَؤُوسٌ كَفُورٌ
Eğer insana kendi tarafımızdan bir rahmet tattırdıktan sonra, onu ondan çekip alırsak, hemen ümitsizliğe düşer ve Allah’tan gelen tüm gerçekleri inkâr ederek nankör olur. 11/9

إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنسَانِ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Şeytan insan için apaçık bir düşmandır. 12/5

وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
Ve size kendisinden isteyebileceğiniz her türlü şeyden bir kısmını veren de O’dur. Öyle ki, Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. Yine de insanoğlu, yaratılış gayesi dışında yaşamakta pek ısrarlı ve ger-çekleri örtbas etmekte de pek inatçıdır. 14/34

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Andolsun ki biz, insanın atası Adem’i kuru, kokmuş, şekil ve suret verilmiş bir çamurdan yarattık. 15/26

خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
O, insanı bir damla sudan yarattı. Böyleyken bir de bakarsın o insan, apaçık bir düşman kesilmiş 16/4

وَيَدْعُ الإِنسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الإِنسَانُ عَجُولاً
Hal böyleyken, insan yine de çoğu zaman iyilik için dua ettiği gibi, kötülük için de dua eder. Çünkü insan pek acelecidir. 17/11

وَكُلَّ إِنسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَاباً يَلْقَاهُ مَنشُوراً
Her insanın yaptığı işlerden dolayı, bir pay bir nasip takdir ettik. Kıyamet günü de apaçık yazılmış bir kitap olarak, onları meydana çıkaracağız. Herkes ne yapmışsa, hepsini o kitapta yazılmış bulacak. 17/13

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوّاً مُّبِيناً
Yine de sen kullarıma söyle, her zaman sözün en güzelini söylesinler. Şüphe yok ki şeytan, insanların arasını açmak için, her zaman fırsat kollamaktadır. Şüphe yok ki şeytan, gözle görülmese de insana apaçık bir düşmandır. 17/53

وَإِذَا مَسَّكُمُ الْضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلاَّ إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الإِنْسَانُ كَفُوراً
Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bütün yalvarıp yakardığınız şeyler, sizi yüzüstü bıraka rak yok olup giderler, ancak O kalır. Sizi kurtarıp, sağ salim karaya çıkarınca, hemen yüz çevirip unutuverirsiniz O’nu. Çünkü insanoğlu gerçekten nankördür. 17/67

وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُوساً
İnsana nimet verdik mi, yüz çevirir uzaklaşır fakat bir şerre uğradı mı, hemen umutsuzluğa düşer. 17/83

قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّي إِذاً لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ الإِنفَاقِ وَكَانَ الإنسَانُ قَتُوراً
De ki: Rabbimin rahmet hazineleri elinizde olsaydı, harcayıp tükenmesinden korkar da, sımsıkı tutardınız. Çünkü insan çok cimridir. 17/100

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلاً
Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da insanlara her çeşit örneği, tekrar tekrar açıkça anlatmaktayız. Ama insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. 18/54

وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيّاً
İnsan der ki: “Ben öleceğim de, sonra dirilip yeniden hayata mı döndürüleceğim?”19/66
أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئاً

İnsan, hiç düşünmez mi ki, o daha önce hiç birşey değilken biz onu yarattık. 19/67

خُلِقَ الْإِنسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
İnsan pek aceleci, tez canlı olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi, delillerimi pek yakında göstereceğim, bunu benden acele istemeyin! 21/37

وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ
Size hayat veren, sonra sizi öldüren ve en sonunda sizi yeniden diriltecek olan da O’dur. Bunca gerçeklere rağmen, insan çok nankördür.22/66

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ
Şimdi gerçek şu ki, biz insanı çamurdan süzülüp çıkarılmış bir özden yarattık 23/12

لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولاً
Gerçekte bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni Allah’ı hatırlamaktan o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı işte böyle yalnız ve çaresiz bırakır.”25/29

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناً وَإِن جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Biz insana yapacağı hayırlı işlerden biri olarak, anne ve babasına i-yi davranmasını emrettik; ama buna rağmen, eğer onlar körü körüne herhangi bir şeyi bana ortak koşmanı isterlerse, onlara uyma. Çünkü, hepiniz sonunda dönüp bana geleceksiniz, o zaman hayatta iken yapmış olduğunuz herşeyi, iyi ve kötü yönleriyle gözünüzün önüne sereceğim.29/8

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
Ve biz insana, anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik. Annesi onu nice acılara ve zayıflığa katlanarak karnında taşıdı. Onun sütten kesilmesi de, iki yıl sürer. Öyleyse ey insanoğlu! Bana, sonra ana babana şükret. Unutma ki, bütün yollar sonunda bana ulaşır. 31/14

الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِينٍ
O Yarattığı herşeyi, en mükemmel şekilde yapandır. Nihayet insanın yaratılışını balçıktan başlatmıştır32/7

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً
Gerçek şu ki biz, akıl ve irade ile yerine getirilecek dini sorumluluk emanetini göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama sorumluluğundan korktukları için, onu yüklenmeyi reddettiler. O emaneti insan üstlendi, zaten o, her zaman kendisine haksızlık etmeye yatkın bir yaratık olup, işlerin sonucu hususunda da, sağlam bilgiden yoksundur. 33/72

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
İnsan kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakarsın ki, karşımıza çekişen ve düşman olarak çıkıvermiş.36/77

وَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيباً إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ
نِعْمَةً مِّنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو إِلَيْهِ مِن قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَاداً
لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلاً إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ
İşte böyle, insanın başına bir bela geldimi, Rabbine yönelerek yar-dım için O’na yalvarır. Fakat O’nun rahmetiyle bir nimete kavuşunca da, önce-den yalvarıp yakardığını unutarak başka güçleri Allah’a rakip çıkarır ve böyle-ce başkalarını O’nun yolundan saptırır… Bu şekilde günah işleyenlere de ki: “Bu inkârınızla kısa bir müddet keyif sürün bakalım, ama sonunda ateşi hak edenlerden olacaksınız.39/8

فَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِّنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
İşte böyle, insanın başına bir bela geldiğinde, bize yardım için yalvarır, fakat ona tarafımızdan bir iyilikte bulunduğu-muz zaman kendi kendine, bütün bunlar bana bilgim yüzünden verilmiştir der. Hayır, o nimet ve başa gelenlerin hepsi bir imtihandır, fakat onların çoğu bu imtihan gerçeğini bilmezler. 39/49

بَشِيراً وَنَذِيراً فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirilen bu kitaptan yüz çevirdikleri için, O’nu düşüne düşüne dinlemezler. 41/4

وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاء عَرِيضٍ
Biz insana bir nimet verdik mi, şükür ve kulluktan yüz çevirip, kibirlenip yan çizer. Kendisine bir kötülük, bir şer geldiğinde de, kapsamlı ve enine boyuna dua eder.41/51

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظاً إِنْ عَلَيْكَ إِلَّا الْبَلَاغُ وَإِنَّا إِذَا أَذَقْنَا الْإِنسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَإِنَّ الْإِنسَانَ كَفُورٌ
Onlar senden yüz çevirip uzaklaşırlarsa, bil ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik, sana düşen yalnızca emanet edilen mesajı iletmektir. Şüphesiz biz insana, kendi katımızdan bir rahmet, bir nimet tattırsak onunla sevinir ve şımarır. Kendi ellerinin yapıp öne sürdüğü işler-den dolayı başlarına bir kötülük gelirse, o zaman da cidden Allah’tan gelen nimet ve gerçekleri örtbas eden bir nankör oluverir.42/48

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءاً إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ مُّبِينٌ
Ama hâlâ o inkârcı putperestler kullarından bir kısmını, O’ndan bir parça sayarak O’na ortak koştular. Böyle düşünen insan, gerçekten apaçık bir nankördür.43/15

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَاناً حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاً وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْراً حَتَّى إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضَاهُ وَأَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي إِنِّي تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Ve biz insana ana ve babasına iyilik edip güzel davranmasını emrettik. Anası onu güçlük ve sıkıntıyla karnında taşıdı ve onu güçlük ve sıkıntıyla doğurdu. O çocuğun ana karnında taşınması ve sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet tam olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında; “Ey Rabbim!” der. “Bana da, ana babama da lütfettiğin nimetler için şükretmeyi, seni razı edecek iyi işler işlemeyi bana nasip et ve soyumdan gelenleri de doğru ve düzgün kişiler yap. Şüphesiz sana yönelip tevbe ettim ve ben sana boyun eğen müslümanlardanım.” 46/15

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Gerçek şu ki, insanı yaratan biziz. Benliğinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliriz ve biz ona şahdamarından daha yakınız. 50/16

أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى
İnsan her dilediğini elde etme hakkına sahip olduğunu mu sanır? 53/24 Halbuki hem dünya, hem ahiret yalnız Allah’a aittir.54/25

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
Gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder. 53/39

خَلَقَ الْإِنسَانَ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
İnsanı yarattı. Diğer yaratıklardan farklı ol-sunlar diye, insanlara düşünmeyi ve konuşmayı da öğretti. 55/3-4

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ
O insanı çömlek gibi, vurulduğunda çınlayan, kupkuru bir çamurdan yarattı. 55/14

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Yahudileri aldatan münafıkların durumu da, tıpkı şeytanın durumuna benzer ki; insana “İnkar et!” dedi, insan da inkâr edince: “Ben senden uzağım, senin yaptıklarından sorumlu değilim, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi. 59/16

إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعاً
Şüphe yok ki insan; hırslı ve aç gözlü yaratılmıştır. 70/19

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ
İnsan, onu tekrar diriltip kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? 75/3

بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ
Hayır, insan ileride olacak olan kıyameti yalanlamak ister. 75/5

يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
o gün insan haykırarak “Eyvah kaçacak yer nerede?” der.75/10

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
O gün insanın yapıp öne sürdüğü veya yapmayıp geri bıraktığı iyilik ve kötülük her şey kendisine bildirilmiş olacak. 75/13

بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
Hayır, aslında insan kendi aleyhine şahitlik yapacak. 75/14

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
İnsan başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır? 75/36

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئاً مَّذْكُوراً
İnsanın tarih sahnesinde görünmesinden önceki dönem, insan henüz anılır bir şey değildi. 76/1

إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعاً بَصِيراً
Derken kökünden koparıp savuran rüzgarlara veya şiddetle eserek batılı savurup atan mesajlara veya Allah’ın dinini yaydıkça yayanlara,76/2

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى
O gün insan ne için çalışıp çabaladığını hatırlayıp anlar. 79/35

قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ
insan ne kadar da nankördür 80/17

فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ
O halde insan bir kerede yediği şeylere baksın 80/24

يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ
Ey insan! Lütuf ve iyiliği bol Rabbine karşı seni aldatan ve isyana sürükleyen nedir? Niçin O’na itaat etmiyorsun da karşı çıkıyorsun? 82/6

يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاقِيهِ
Öyleyse ey insan! Muhakkak sen Rabbbine doğru varan bir yol üzerinde çabalayıp durmaktasın, eninde sonunda mutlaka ölecek, tekrar diriltilip O’na kavuşacaksın.84/6

فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ
İnsan neden yaratıldığına bir baksın 86/5

فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ
Ama insanoğluna gelince, ne zaman Rabbi onu imtihan edip, ikramda bulunup, ona nimetler verirse, Rabbim bana layık olduğum için bu nimetleri vermiştir der.89/15

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى
İşte o gün cehennem göz önüne getirilip konacak. O gün insan yaptığı ve yapamadığı herşeyi hatırlayacak ama bu hatırlamanın ona ne faydası var. 89/23

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ
gerçekten biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan ile yüklü bir hayat içerisinde yarattık. 90/4

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Biz elbette insanı en güzel biçimde yarattık. 95/4

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ
İnsanı da bir parça kan pıhtısından. 96/2

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
İnsana bilmediğini belleten de O’dur. 96/5

كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى
Okumamaktan sakın. Gerçek şu ki insan muhakkak azıtıp sapıtır, 96/6

وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا
ve insan yeryüzüne de ne oluyor dediği zaman.99/3

إِنَّ الْإِنسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ
Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür 100/6

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ
Allah’ın gösterdiği yolda yürümeyen insan mutlaka ziyandadır.103/2

B-İNSANIN VARLIKTAKİ YERİ ANLAM VE DEĞERİ

1-İNSAN AHSEN-İ TAKVİM

AHSENÜ – ORİJİNALLİKTE EN GÜZEL VARLIK

EN GÜZEL İSİMLERE SAHİP OLAN ALLAH’TIR VE
ALLAH İNSANIN YARATILIŞI İÇİN “EN GÜZEL” VASFINI BİR AYETTE KULLANMIŞTIR TİN (95/4)

“AHSENÜ” – “EN GÜZEL” tanımlaması Kur’an’da 36 ayette geçer. En güzel Yaratıcı (23/14, 37/125), Allah boyası (2/138), Din (4/125), Hüküm (5/50), Söz (Kur’an) 39/23, 55), Söz (17/53, 39/18), Selam (4/86), Amel (11/7, 18/7, 67/2), Mükafat (9/121, 16/96, 24/38, 29/7, 39/35, 46/16), Kıssa (12/3), Mücadele (16/126, 29/26), Hakka davet (41/33), Cennet (25/24) vb…

Ayet: “İnsanı AHSEN-İ TAKVİM suretinde yarattık”. Tin/4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

Ayet: insanı şekillendirdi şeklini (AHSENE) en güzel yaptı (Teğabün/3)
وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ

İLK ORİJİNAL MODELİ YAPABİLMEK!

Bilim ve teknolojide önemli buluşların çoğunluğu buluş yapanların isimleriyle anılmakta.

Sonra tekrarı kolay yapılmakta.

Bu kaziyye dirilme kanıtı olarak anlatılır.

İlk orijinal insanı yaratan, hücre ve embriyo yoluyla tekrarını nasıl kolay yapabiliyorsa, mezardaki kemikleri de öyle canlandırabilir; ruhu yenileriyle de buluşturup haşr edebilir denir.

Konumuzla ilgili olan yönü şudur: Dünyanın gelmiş geçmiş gelecek her alanın en ünlü bilim adamları toplansın yıllarca çalışsınlar; şu insan modelinin dışında farklı ama daha gelişmiş güzel ve daha üstün bir insan modeli geliştirsinler çizsinler! Resim ya da heykel ya da robot yapar gibi sunum yapsınlar.

Diyelim çizdiler ya da kolonladılar.

Can versinler!

Diyelim veriyor göründüler; (Kıyamet öncesi insanlığın, teknolojik ilerlemeleri, genlerdeki gizli bazı yasaları belirlemesi sonucu ulaştıkları noktada: İnsanı biz yarattık sapmışlığıyla bir inkar psikozu yaşayacakları konusunda yorumlar vardır)

Ölümü durdursunlar ya da ölüm sonrası canı iade etsinler!

Diyelim hayat iksiri buldular öleni iade ettiler; Kıyamete engel olsunlar, yeni bir evren inşa etsinler!..

Diyelim!.. Diyelim!..

Cehennemi yok etsinler, Sonsuz cenneti kursunlar!..

(Hoş kıyamet öncesi insanlık Allahın imtihan için göstereceği enfüsi afaki ayetler sonucu bir kısım gen ve hayat sırlarını ve fizik yasalarını kullanarak “Canlı ya da robot yarattık!” azmışlığına da düşecekler ama Allah’a dönüş kaziyyesi çerçevesinde kıyamete takılacaklar!)

Bütün bu faraziyeler realiteye işaret ediyor:

İnsana bu sonsuz ufukları açan akıl irade ve güç veren sonsuz Bir Kudret var sonsuz bir alemin sahibi var!… Unutma! Aklının yanında sana en şerefli payeyi kazandıracak kalbin, merkezinde vicdanın var!

2-İNSAN EŞREF-İ MAHLUKAT

Ayet: insanı EŞREF-İ MAHLUKAT olarak yarattı (Akıl duyu duygu yetenek bilgi ve maddi-manevi nimet ve makamlarla donattı) (İsra/70)

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَم – “KERREMNA”

Ayet: “Şekillerinizi en güzel yaptı” Tegabün/3

Ayet: “Suret yapanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir” Mü-minûn/14

İbn Abbas (r.a): “Biz insanlara, sayesinde yemek yiyecekleri eller vererek, onu şereflendirdik. İnsan hariç, her şey ağzıyla alır yer, insan ise, eliyle alır ağzına atar”
Dahhâk: “İnsana konuşma ve eşyayı birbirinden ayırt etme ve farklı dillerle-yöntemlerle ifade etme özelliği vererek, onu kerim kıldık” (F.Razi)

Allah’ın ona beyan ve yazı yazma kabiliyetini vermesi

Ayet: “İnsanı yarattı beyan etmeyi öğretti”Taha/3,4
عَلَّمَهُ الْبَيَانَ خَلَقَ الْإِنسَانَ

Ayet: “Kalem ile yazmayı öğreten KEREM sahibi Rabbinin adıyla oku. O, insana bilmediği şeyi öğretti” (Alak. 3-4)

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

3-İNSAN YERYÜZÜ HALİFESİ

Ayet: İnsana bilgiler yükledi yeryüzünün HALİFESİ yaptı (Bakara/30, 31)

إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا

Ayet: “Sizi dünyada halifeler yapan O’dur.” Enam, 6/165, Neml, 27/62

Allahu Teâlâ insana birçok nimetler bahşetmiş, onu pek çok ulvî duygularla serfiraz kılmış ve yeryüzüne halife olarak göndermiştir. Kur’ân-ı Kerim’de de, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ (Bakara, 2/30) buyurularak anlatılmak istenen gerçek de bu olsa gerek.

Bazı müfessirler, insanın, Allah’ın halifesi olması yaklaşımını doğru bulmamışlardır. Çünkü halife, daha önce yaşayan bir melik veya sultanın vefatından sonra onun yerine geçen ve onun misyonunu temsil eden kişi demektir. Bu açıdan da insanın Allah’a halife olması söz konusu olamaz. Çünkü insan fânî, O ise, ezelî ve ebedîdir.

Ancak ‘hilâfet’ sözcüğüne değişik bir zaviyeden bakınca, insana halife denmesi de tecviz edilebilir. Şöyle ki Allahu Teâlâ eşyayı yaratan ve ona hükmeden biricik yaratıcıdır. ‘Vallâhu halakaküm ve mâ ta’melun’ (Saffat, 37/96) âyeti bu hususu gayet net olarak vurgulamaktadır. Yani, bizi, bizim davranışlarımızı, eşya ve hâdiseleri, varlığı, varlığın değişik görünümlerini yaratan sadece ve sadece O’dur. Bu açıdan da Allah (c.c) her şeyin sahibidir. Ancak, bütün bunlarla beraber O, insana eşyaya müdahale etme hakkını da vermiştir. Melekler ve cinler ise böyle bir hakka sahip değillerdir.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın, tabiat kitabıyla yaratıp ortaya koyduğu bağ ve bahçelere ayrı ayrı şekiller verebilir.. iradesini kullanarak -Allah’ın izniyle- dünyayı değiştirebilir devletler kurup ve yine devletler muvazenesinde hakim hâle gelebilir.. Cenâb-ı Hakk’ın nâm-ı celilini her yerde bayraklaştırabilir bayraklaştırabilir ve ‘Ruh-i Revan-i Muhammedi’yi bir şehbal hâlinde en yüksek burçlarda bayrak gibi dalgalandırabilir. İşte, kendisine, eşyaya bu kadar engin müdahale hakkı verilen insan, bu mânâda Cenâb-ı Hakk’ın tam bir halifesidir. Yani Allahu Teâlâ kendisinin isteme ve dilemesiyle, yine kendisinin yaratmasına bağlı olarak insanı eşyaya müdahale etme gibi bir şerefle şereflendirmiştir.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın Esmasının bir nokta-i mihrakiyesi ve âdeta O’nun yüce tecellilerinin temerküz noktası gibidir. Evet Allah, bütün esmasıyla tecelli buyurup kâinatı, daha sonra da daha farklı tecellilerle insanı yaratmıştır. Sadece o isimlerin bazılarına mazhar olmuş, eşya ve hâdiseleri, onlara ait hususiyetleriyle bilmeyen melâike-i kiram ve cinlerin eşyaya müdahalesi, meselenin metafizik yanını teşkil eder. Oysaki insanın, hem fizik hem de metafizik, hem ruh hem de maddeye müdahale isti’dadı vardır. İşte insan bu yönleriyle, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin cami bir aynasıdır ki, Allahu Teâlâ, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ (Bakara, 2/30) buyurarak, bu hakikatı meleklere duyurmuş, onlar da insana verilen bu şerefi takdirle karşılamışlardır.

Evet beşer, Allah’ın başına koyduğu insanlık tacıyla tam bir halifedir ve O’nun aziz kılmasıyla da azizlerden azizdir. Tabiî, Allah isterse onu zelil kılıp tepeüstü de getirebilir. Öyleyse insan, kendisine hilâfeti lütfeden Zat’a ciddî bir teveccühle sımsıkı sarılmalı ve ‘kemer beste-i ubudiyet’ içinde O’na karşı kulluğunda bir lâhza bile kusur etmemeye çalışmalıdır.

ÜÇ AYETTE KEREM – ŞEREF

GERÇEK ŞEREF SAHİBİ ALLAH’A EN SAYGILI OLANDIR

1- Ayet: insanı EŞREF-İ MAHLUKAT olarak yarattı (Akıl duyu duygu yetenek bilgi ve maddi-manevi nimet ve makamlarla donattı) (İsra/70)

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ – “KERREMNA”
Ayet: “Şekillerinizi en güzel yaptı” Tegabün/3

Ayet: “Suret yapanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir” Mü-minûn/14

2- Ayet: “Kalem ile yazmayı öğreten KEREM sahibi Rabbinin adıyla oku. O, insana bilmediği şeyi öğretti” (Alak. 3-4)

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

3- Ayet: “Allah katında en şerefli olanınız, ondan en çok korkanınızdır.” Hucurat/13

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Varlıkların en kıymetlisi, Allah Teâlâ’dır. Allah’a daha fazla yakın olan her varlığın, daha kıymetli ve şerefli olması gerekir. Bu âlemdeki varlıkların Allah’a en yakın olanı, kalbinin, marifetullah; lisânının, zikrullah ile müşerref; organların ve uzuvların da Allah’a tâat ile meşgul olması sebebiyle, insandır.” (F.Razi)

3-İNSAN YERÜZÜNÜN HALİFESİ

Ayet: “Sizi dünyada halifeler yapan O’dur.” Enam/165, Neml/62

GÜZEL İNSANIN DÖT GÜZEL YÖNÜ

1-Allah’ın güzel isimlerini yansıtan en güzel ayna

İnsan Allah’ın bilinen 99 isminin en mükemmel aynası yansıtıcısıdır. Sonsuz görmesi olan Allah BASAR-GÖREN isminin küçük bir örneğini insana vermiştir. KELAM-KONUŞAN ismi, SEMÎ’-İŞİTEN ismi de diğerleri de öyle… İlim İrade Tekvin Kudret Şafi Rezzak gibi. Aynaya bakar hamd eder şeref madalyası gibi taşır emanet olarak da onları koruruz. Ebedi alemde bu sonsuz isimler sonsuza kadar bizde tecelliyi sürdürecektir.
İnsan kendini bir vahid-i kıyasi mihenk ölçek yapmalı, kendini silmeli, kendindeki sınırlı benzerleriyle O’ndaki sınırsız sıfatları anlamaya çalışmalı.

2-İnsan evrenin özü özeti ve varlıkların sultanı.

Ayet: “Allah göklerde ve yerde olan her şeyi hizmetinize verdi“ Lokman/20

3-İnsan yeryüzünün halifesi sorumlusu görevlisi.

4-İnsan sonsuzluğu elde edebilecek bir sermayeye sahip

Ruhunda her biri dünyadan daha değerli nice hisler, duygular ve latifeler mevcuttur.
*** Dil neden ne zaman ahsendir Hem her lezzeti aldığı hem de kelimeten tayyibeten en veme ahsenü kavlen old için
***Göz neden ne zaman güzeldir
üç kitabı hak namına okuduğu zaman
dört yüzü gördüğü için gök yüzü yer yüzü insanın yüzü… kalp gözüyle vicdahnıyla gerçekleri gördüğü inandığı iç in

İNSANIN MAHİYETİ

İnsanın mahiyet aynası kainat aynası ile mana ve keyfiyet bakımından birbirine denktir. Yani insan şu kainatın küçültülmüş bir misalidir. Allah’ın isim ve sıfatları kainatta umumiyetli ve azametli tecelli ederken, aynı isim ve sıfatlar aynı keyfiyetle insanın mahiyet aynasında mütevazı ve okunaklı olarak tecelli ediyorlar. Bir nevi insan mahiyeti kainatın manevi bir haritası gibidir. Sadece boyutları ve hacimleri farklıdır. Bu yüzden insan dipsiz bir kuyu gibi derin ve manalı bir mahiyettedir. Birçok mütefekkir ve asfiya, insanı okumayı kainatı okumaya tercih etmiştir.

C-İNSANIN GERÇEK ANLAM VE DEĞERİ İNTİSAPTADIR

İnsan yaratıcısına bağlantı-nisbet ile ele alınırsa sonsuz bir anlam ve değer kazanır. Yoksa et kemik yönüyle geçici et yığını hücre torbası bir yaratık olarak solucanlara yem olacak basit bir varlık olarak kalır. Basit taş veya bez parçasının heykeltraşa ve ressama nisbeti gibi.
Bu intisabın başta gelen göstergesi İman marifet ve ibadettir

AYET: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana İBADET ETSİNLER diye yarattım.” Zariyat/56

İNSANIN KAİNATA AÇILAN PENCERELERİ

insan her bir maddi ve manevi aza ve duyguları ile Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tanıyıp bilecek bir mahiyete sahiptir. Bu noktadan bakıldığında insan kainat kadar geniş ve donanımlıdır denebilir. Her bir azası ve latifesi bir aleme açılan bir penceredir.
Mesela göz penceresi ile insan renkler alemini seyreder. Kulak penceresi sayesinde sesler alemini dinler. Burun sayesinde kokular alemini tadar. Dokunma hissi ile maddi alemi hisseder. Dildeki tatma duyusu ile tatlar alemine açılır ve hakeza… Daha bunun gibi binlerce duygu ve his sayesinde insan bütün kainat ve içindeki dürülü alemleri bilir ve o alemlere misafir olur.
Üstad Hazretleri de enfüsi tefekkürün afaki tefekkürden, yani küçük kainat olan insanı okumak büyük kainatı okumaktan daha salim ve faziletli olduğunu eserlerinde beyan ediyor.

İNSANIN ALLAHIN SIFAT VE İSİMLERİNE AÇILAN PENCERELERİ

İşte insan bu geniş fıtrat ve mahiyeti sayesinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını anlayıp idrak edecek külli bir nazara sahiptir. Bu geniş mahiyetinden ve külli nazarından dolayı insan Allah’a hakiki bir kul, cami bir muhataptır. Sair mahlukatta bu genişlik ve donanım yoktur.

D-ESFEL-İ SAFİLİN. İNSANIN KAYMA NOKTALARI

İNSANIN MAHİYETİNİ OLUMSUZDA KULLANMASI

İnsan, yaratılış olarak mükemmel. Fakat, insan mâhiyetiyle hüviyetini ayırt etmek lâzım.

İnsanın, eskilerin heyulâ” dediği bir mahiyet-i mücerredesi var. Bu mücerret mâhiyetiyle o, potansiyel insan. İçinde kin, nefret, gayz, başkaldırma gibi ilk anda menfî görünen husûsiyetler de bulunan bir mahiyet.

İşte, bu husûsiyetler onun mükemmeliyeti çerçevesinde değil de, kendi aslî keyfiyetlerine göre işletilirse, insanın esfel-i sâfilîne düşmesi mukadderdir.

Şerri işleme, insanda hayrı işlemeden daha ağır basar. Bu bakımdan, esfel-i sâfilîne, sadece mâhiyetindeki bu menfî husûsiyetleri işletmekle değil, onları olduğu gibi bırakmak ve hayra açık husûsiyetleri işletmemek sûretiyle de düşülebilir.

Evet, bu husûsiyetler olduğu gibi bırakılırsa, insanda kokuşma olur. Kur’an, buna dikkat çekiyor ve ahsen-i takvîmden sonra hemen esfel-i sâfilîne düşüşü zikretmekle, hem insanın şerre daha çok yönelik yanına dikkat çekiyor, hem de onun nasıl kokuşup, düşebileceğinin ip uçlarını veriyor.

Bunun ardından iman edip, sâlih amelde bulunanlar zikredilerek, esfel-i sâfilîne düşmemenin yolu gösterildiği gibi, kimlerin böyle bir düşüşten kurtulabileceği de belirtilmiş oluyor.

İNSANIN İMAN PENCERESİNDEN BAKIŞI

İnsanın, yukarıda ifade edilen özellikleri ancak iman ve ibadet ile manasına ulaşır. Ve o cami ve külli nazar ancak iman sayesinde elde edebilir.

Yoksa insan iman ve ibadeti terk etse, mahlukat içinde en zavallı en hakir en değersiz bir duruma düşer.

Allah insana, halife olacak mahiyeti verdiği gibi, kainatın en zelil ve en adi konumuna düşecek mahiyeti de vermiştir. Tercihi ise insana bırakmıştır. Ya iman ve ibadet ile kainata halife ol, ya da inkar ve isyan ile mahlukatın en zelil ve hakiri ol, tercih insana aittir, demiştir. İnsan mahlukat içinde nihayetsiz terakki ile tedenni arasında muhayyer olan tek varlıktır.

İnsanın bu geniş mahiyet aynasında yazılı olan manalar ancak iman ve hidayet nuru ile okunabilir.

Küfür ve inkar, bu yazıları okunmaz hale sokuyor.

Nasıl lambasız ve ışıksız eşya görünmez ise, iman ve hidayet olmadan da insan cephesine yazılmış manalar görünmez ve okunmaz.

İşte bu manaları göremeyen ve okuyamayan maddeci filozoflar, insanı konuşan bir hayvan olarak tarif ve tasvir ediyorlar. İnsana bakış farkındaki bu derinlik iman ile küfrün farkı ve derinliğidir.

İman insanı kainata halife ve sultan yaparken, küfür insanı hayvandan daha aşağı bir mevkie yuvarlıyor ve esfel-i safiline indiriyor.

Özet olarak insan, iman olursa, kainata bir halife, Allah’a aziz bir kul, Peygamberimize (asv) şerefli bir ümmet, insanlığa faydalı bir dost, ahsen-i takvime tam bir model oluyor.

İman olmaz ise, insan konuşan bir hayvan, zelil bir mahluk, esfel-i safiline yuvarlanan bir taş gibi oluyor.

Ahsen-i takvim Allah’a tam ve güzel bir kul olmaktır.

Esfel-i safilin ise, şeytana maskara olmak demektir. İnsanı zalim ve hakir gösteren ayetlerin hepsi iman ve hidayetten yoksun olan hale nazırdır ve ona bakıyor.

E-ENE – BEN- ENANİYET -BENLİK-EGO

HEM BİR AYNA

HEM BİR VAHİD-İ KIYASÎ

HEM DE BİR ANAHTAR

BİR TARAFI KİRSİZ SAF PARLAK DİĞER TARAFI KİRLİ PAS KARANLIK

BİR KUTUPTA ELMAS DİĞER KUTUPTA KÖMÜR

BİR UCUNDA EBU BEKİR MUSA İLE HARUN, DİĞER UCUNDA EBU CEHİL FİRAVUNLA KARUN

Kur’an’da Allah’tan başka “ben” diyen iki kişi vardır. Birisi Kârun… O şöyle diyor: “İnnemâ ûtîtühû alâ ilmin indî. Bu zenginlik bana ilmimden dolayı verildi.” (Kasas, 28/78).

Diğeri ise Firavun. O da “Ene rabbükümü’l-a’lâ – (Haşa!) Ben sizin yüce rabbinizim, efendinizim!” (Naziat, 79/24) der.

ENE-BENLİK KAİNAT GİBİ SIRLI, ESRARLI VE MUAMMALIDIR.

ENE’NİN MANASI, MAHİYETİ, YARATILIŞ GAYESİ BİLİNİRSE, HEM KENDİSİNİN HEM DE KAİNATIN SIRLARI ÇÖZÜLÜR.

İNSANA VERİLEN ENE-BENLİK BİR EMANETTİR.

ENE-BENLİK, ALLAH’IN RUBUBİYETİNİN SIFATLARININ VE ŞE’N’LERİNİN (tecellilerinin) HAKİKATLARI ANLAŞILSIN VE GÖRÜLSÜN DİYE VERİLMİŞTİR.

ENE-BENLİK, ALLAH’IN SAFATLARININ İŞARETÇİLERİ OLAN NUMUNELERE SAHİP KILINMIŞTIR.

ENE-BENLİK ALLAH’IN SIFATLARININ BENZERLERİNİ KENDİNDE TOPLAMAKTADIR.

ENE-BENLİK, ALLAH’IN SIFATLARINI VE İCRAATINI TANIMADA BİR VAHİD-İ KIYASİ’DİR, BİR MİHENK VE ÖLÇÜDÜR.

(Sâni-i Hakîm, insanın eline, emanet olarak, rububiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümuneleri câmi bir ene vermiştir tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsaf-ı Rububiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin.)
ENE-BENLİK, NURLU BİR AĞAÇ ÇEKİRDEĞİ VEYA ZEHİRLİ BİR ZAKKUM ÇEKİRDEĞİ OLABİLİR…

(… ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i tûbâ ile müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir.)

ENE-BENLİK, GİZLİ SIRLI HAZİNELER GİBİ OLAN ALLAH’IN İSİMLERİNİ, ALEMLERİN BÜTÜN SIRLARINI VE KAPILARINI AÇAN BİR ANAHTAR OLABİLİR.

(…kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır. Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder. (30.Söz, Beduzzaman Said Nursi)

İnsan benliği, bir bakıma Cenab-ı Hakk’ı bize sıfatları ile aksettiren bir menşur (prizma)’dur. Çünkü Zât-ı Ulûhiyet, sıfatlarıyla muhattır. O’nu, “Esmasıyla malum, sıfatlarıyla muhat, Zâtıyla mevcud-u meçhul” diye anlamaya anlatmaya çalışıyoruz.

İnsanın gerçek kimliği, hakikati, daha da önemlisi kendi mahiyeti dahil pek çok hakaikı ölçüp belirlemede mühim bir unsur (vâhid-i kıyâsî), sınırlılığıyla sınırsızlığa ışık tutan bir projektör, tenâhîsi içinde Nâmütenâhî’ye bakan doğru sözlü bir şahit ve açılmaz gibi görülen mânevî kapıları açabilecek sihirli bir anahtardır. Bu anahtarı kullanmasını bilenlere Allah, varlık, eşyâ ve esrâr-ı ulûhiyete ait öyle derin sırlarını açar.

Eğer ene’de cüz’î bir kudret olmasaydı, Kâinât Sultân’ının Kadîr olduğunu; ene’de cüz’î bir şefkat olmasaydı, Kâinât Sultân’ının Rahîm olduğunu; ene’de cüz’î bir hikmet olmasaydı, Kâinât Sultân’ının Hakîm olduğunu… ve hâkezâ bilemezdi.

On Birinci Söz’de Bedîüzzaman, ene’nin bir birim ölçüsü değeriyle kendisinde bir hayalî mâlikiyet, bir kudret, bir ilim varsaydığını, böylece bir hayalî sınır çizdiğini, sınırsız İlâhî isim ve sıfatları ancak bu hayalî sınırlarla tanıyabildiğini kaydeder.

Bu hayalî sınırlarla ene, “Buraya kadar benim; ondan sonrası Allah’ındır” diye hayalî bir taksimat yapar. Kendindeki hayalî ölçücükler ile Allah’ın sınırsız ve gerçek sıfatlarını anlar.

Cüz’î ilmiyle Allah’ın sınırsız ilmini; küçük sanatçığıyla Allah’ın mutlak sanatını, hayali mâlikiyetiyle Allah’ın hakîkî mâlikiyetini ve hâkezâ, binler sırlı duygular, sıfatlar ve hislerle ene bir anahtar gibi Yaratıcısının isimlerini, sıfatlarını ve şuûnâtını tanıma imkânı elde eder.

F-İNSAN DEĞERLERİ VE İNTİSAP PSİKOLOJİSİ

İnsan o kadar zayıf bir varlık olmasına rağmen zaafında evrensel çapta bir güç ve kuvvet saklı. Buna ulaşmasının yolu intisap!

İnsan o kadar aciz bir varlık olmasına rağmen aczinde evrensel çapta bir kudret saklı. Buna ulaşmasının yolu intisap!

İnsan o kadar fakir bir varlık olmasına rağmen fakrında evrensel çapta bir gına-zenginlik saklı. Buna ulaşmasının yolu intisap!

Allah’a Tek İlah olarak inanıp kulluğu kabul etmeyen, ilahi değerlere tabi olmayan bu insan ya Alayi illiyyinde kürsü kuracak ya da esfeli safilinde kalacak kararacak;

Ya dışında pek çok varlığı olayı oluşumu dünyayı serveti iktidarı ilah gibi Kabul edip temenna duracak ruhunu teslim edecek,

Ya da içinde bir ilah oluşturup nefsini ilah edinerek ruhunu ona teslim edecek.

Aslında bu ikisi birbirinin iz düşümü ve tezahürü olacak!

İnsanın nefsine, Egosuyla oluşturduğu değer ve müntesip olduğu karakterlere göz atarsak karşımıza hayvanlardan aşağı karakterler dili sarkmış kelpler çıkacaktır.

HAYVANLARDAN AŞAĞI KARAKTERLER

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلاً

Ayet: “Hevasını kendine tanrı edineni gördün mü?”
“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir hatta hayvandan aşağı sapkınlıktadırlar” Furkan/43,44

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ
وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Ayet: “Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah’ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?” Casiye/23

DİLİ SARKMIŞ KÖPEK KARAKTERİ

فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِيَ آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانسَلَخَ مِنْهَا
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَـكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Ayet: “Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklara yönelen kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevasına uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.” Araf/175,176

Ayet: “Herkim azgınlık yolunu ve dünya hayatını tercih etmişse, varacağı yer cehennemdir, Her kim de Rabbinin makamından korkmuş, nefsini hevadan-kötü arzulardan korumuşsa onun varacağı yer cennettir.” (Naziat/37-41)

İNSANIN ESFEL-İ SAFİLİNE DÜŞMESİ

Ahsen-en güzel ve eşsiz değerdeki iç dış sermayesini sefilleştirmesi sefilce kullanmasının sonucudur.

Diğer bakışla; İmandan ve salih amellerden özetle intisaptan ictinap etmesi.

İnsan hem inançlı hem inançsız olamaz. Hem mümin hem kafir olamaz.

Mümindir ama kafir sıfat ve özelliklerini taşıyabilir.

Kafirdir ama mümin sıfat ve özelliklerini taşıyabilir.

Ayet AHSEN – ESFEL ayırım noktasına, yolların ayırımına İMAN ile SALİH AMELİ ölçü olarak koyuyorl.

En güzel ve ideal ölçü İmanı güzel mümin sıfatlarla donatmaktır. Kafire münafığa ait sıfatları taşımayan mümin olmaktır.

Günahkar salih amelsiz mümin esfele düşmese de ahsenliğini kaybeder.

İnkarcı güzel amelli kafir ahsenliğini korusa da esfele düşer.

Kafir için;

Ahsen niteliklere sahip olmanın mükafatı daha çok dünyada verilir.

Esfel niteliklere sahip olmanın karşılığı daha çok ahirette verilir.

Mümin için;

Ahsen niteliklere sahip olmanın mükafatı daha çok ahirette verilir.

Esfel niteliklere sahip olmanın karşılığı daha çok dünyada verilir.

Ve dünyada Müslümanlar, Hak Dinin müntesipleri olsalar dahi hakiki intisaba eremediklerinden, yeryüzünün varisi “Vasat Ümmet” haline gelmeleri, Tin suresinin başında belirtildiği gibi Peygamberlerin zuhur ettiği kadim memleketlerde söz sahibi olmaları şöyle dursun, kimileri sefil sefalet kuşağında kimileri esfel aşağılar ikliminde debelenip dururlar.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s