ramazan


EY ŞEHR-İ RAMAZAN!
GÖZLENEN KUTLU ZAMAN!
BİZİ BİZE SEN BULDUR,
BİZİ SAHİBİMİZLE BULUŞTUR.

RAMAZANIN VE ORUCUN ANLAMI VE ÖNEMİ drmavi

16 Mayıs Çarşamba günü, Ramazan kutlu zamanlarının başlama günü…

Deyim yerindeyse kadri büyük büyük buluşmanın gerçekleşeceği Kadir Gecesinin aramaya başlanacağı gün…

“Her geleni Hızır her geceyi Kadir bil!” dermiş büyüklerimiz. Kendilerini kaybeden insanların çok şeyler bulabilecekleri bu feyizli günler, ümid ederiz ki bizleri bulduğu gibi bırakıp gitmesin. Rabbimizin katında kadrü kıymetimizi yüceltsin..

1-Ramazan, zamanlar içinde, madenler içindeki altın gibidir.

Bütün madde alemi ve maddenin hareketiyle meydana gelen bütün zaman parçaları, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin teşhir alanıdır. O’na ayna olması yönüyle bütün cisimler ve zamanlar değerlidir, değerli olmada müsavidir.

Ne var ki hayvan bitki hatta melek gibi varlıkların yanında insanın Allah’a aynalık yönüyle anlam ve değerinin farklı olması gibi, bizimle ilgili olarak bazı mekanlar da zaman dilimleri de diğerlerine göre farklı değer kazanırlar.

Bütün isimlerinin yanında azam isimlerin ve hepsinin başında Allah c.c. isminin, varlıklar arasında insanların insanlar arasında büyük zatların, onların içinde Peygamberlerin, ülül-azm olanların ve nihayet Peygamber Efendimizin, Kitaplar içinde kutsal olanların onların arasında Kur’an’ın, melekler içinde dört büyük melaikenin, bütün binalar içinde Kabetullah’ın, madenler arasında altının farklı ve üstün anlam ve değerleri olduğu gibi çağlar asırlar yıllar aylar günler hatta an’lar arasında bile benzerlerine göre bir üstünlük söz konusu olacaktır.

Kainat içine aldığı Nur’u Muhammedi ile başka bir anlam kazanır, toprak parçaları içinde, O Kainatın Efendisinin pak bedenini misafir eden toprak farklı muamele görür “Ravda-i Mutahhara” ismini alır.

Her Peygamberin yaşadığı ve insanlığa medeniyet ışığı sunduğu dönemler farklıdır. Allah Rasulünün yaşadığı asır ise “Saadet” ünvanını kazanır. Kadınlar içinde bile ayetin ifadesiyle Hz. Meryem Betül’e “En Hayırlı Kadın” ifadesi kullanılır. (3/42)

Ramazan zamanları neden farklıdır?

Bir madenin içine altın katılır ve katkı oranı artarsa o madenin değeri de artar. Zamanlar da içinde barındırdıkları değerlerle değer kazanırlar.

ZARF-MAZRÛF: Mazruf, zarfın içine konan nesnedir. Zarf ise bilindiği gibi zati önemli bir değeri bulunmayan ve çoğu zaman yırtılıp çöpe atılan bir kağıt parçasdır. Ancak bu basitliğine rağmen bazen olağanüstü denebilecek önemde bilgi ve belgeleri servetleri hazineleri bile taşıdığı olur ve bu içindeki değerlerden dolayı onlar gibi muamele görür ve değer kazanır. Tıpkı inciye yatak yorgan olan o basit iki kabukcuk, hazinelere analık yapan eski sandıkcık ve sonsuzluğa bizi uçuracak cevherimizi ruhumuzu taşıyan eskiyip gömlek gibi atılacak ve çürüyecek cesedcik gibi…

İşte Ramazan ayı da diğer zamanlardan farklı olarak bağrında, bin aydan kıymetli olarak ayette dile getirilen (kadir süresi) ve o da içinde Kur’an’ı barındıran “Kadir Gecesi” ni barındırmaktadır. Kadir gecesinin kadrü kıymeti de Kur’an’ı taşımasındandır. Kur’an’ın içine girdiği Kadir zarfı aynı zamanda Ramazan içinde bir mazruf olarak durmaktadır. Tıpkı Cebrail gibi Kadir gecesi, Allah’dan gelen vahyi insan olarak Kadri Yüce Nebiler Nebisine zaman olarak Kadri Büyük Ramazan’a teslim etmekte, nuruyla onların sinesini aydınlatmaktadır.

Bu açıdan Ramazan, insanın iç ve dış dünyasıyla farklılaştığı gerçek bir “Aydınlanma Zamanı”dır. Eşi bulunmaz kutlu zamanın altın kapısını tıklatıp göklerle göktekilerle kucaklaşma fırsatıdır.

Oruç da, insanın yeme içme gafletiyle, Kur’an’ın feyzinden Ramazanın bereketinden mahrum olmaması ve Ramazanın kutlu zamanıyla buluşmasını sağlayıp Rahmana yaklaştırması adına önemli bir misyon yüklenmiştir.

2-Ramazan Allah’ın hususi iltifatının ve Rahmetinin yoğunlaştığı zamanları kapsar

Bu zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın iltifatı şahanesi en yakın ve Rahmeti sağanak halini aldığı anları ihtiva eder. Bu günlerde Kur’an’ın inişi gibi lutuf ve Rahmet esintileri en çaplı şekilde gelir ve adeta üzerine yağacak baş arar, gönül bakar.

CÜLÛSÜ HÜMÂYÛN VE ULÛFE:

Önceki kelime padişahların tahta oturuşunu sonraki de her oturuş yıl dönümünde bahşişler dağıtmasını ifade etmektedir. Ve bu dönemlerde her zamankinden çok ihsanlarda bulunulur. Teşbihte hata olmasın, Cenab-ı Hak kullarına her an ihsanda ve lutuflarda bulunur, her an tevbeleri kabul eder.

Fakat bu sözünü ettiğimiz zaman dilimlerinde yönelişin yoğunluğuna ve derinliğine göre daha bir geniş ve kesif bir mahiyet kazanır. Konunun diğer boyutunda da şu vardır: Bir sultanın umum halkına bir konuşması teveccühü iltifatı vardır bir de hususi olarak huzuruna alarak konuşması perdelerin kaldırılması ve özel iletişimi vardır. Tıpkı Nebilerle vahy ile kelam ve Nebiler Nebisi ile Mirac’da kelam gibi…

Hayatımızda çok özel buluşmalar, konuşmalar hemdem olmalar vuslatlar vardır ya da olmuştur. Namahrem olanlarından Rabbim muhafaza buyursun. İnsanın hasretle yolunu gözlediği sevdiklerine vuslattan izdivaçlara, büyük bildiği kimselerin yolunu hasretle bekleyip sonra görüp diz dize gelmesinden, Hacca gidip rüyalardaki iştiyakı bilfiil yaşamaya kadar.

Ramazan zamanları işte bu Halık-Mahluk, Abid-Mabud hususi buluşmasının, insanın farklı bir buudlaşmasının hususi mevsimidir.

3-Ramazan ahiretin karlı bir ticaret pazarı verimli bir tarlası gibidir.

Bu kutlu mevsim öyle bir mevsimdir ki adeta toprağa ne atsanız boşa gitmemekte bir on bire yüz bire bin bire yedi bin milyonlar sevap verilir. Her bir tesbih bir cennet ağacı halinde orada karşınıza dikiliverir. Tıpkı toprağa attığımız bir çekirdeğin tohumun nüvenin kuru çelimsiz çürümüş haliyle çatlayıp binler çekirdek ve mevve veren ağaçlar gibi, çeşitli lezzetli yiyeceğimizi pişiren toprak kazanı gibi.

BİR ÖMÜRLÜK SEVAP BİR GECEDE:

Ulufe dağıtılması örneğinde olduğu gibi bu hasat mevsiminde bulunan Kadir gecesi Kadir süresinde “Bin ay” dan hayırlı olarak değerlendirilmekte ve o gecede melaikenin bin bir güzelliklerle fevc fevc nüzul ettiği belirtilmektedir. Bin ay 80 yıla tekabül ediyor.

Peygamber Efendimiz, eski milletlerden 80 yıllık hayatı boyunca hep hak yolunda koşturan birisini anlatınca, buna gıpta eden ve nasıl öyle olabiliriz diyen Sahabiye verdiği cevapta, bu gecenin bu değerine ve değerlendirilmesine dikkat çekmektedir.

4-Ramazan senelik ruh bakımı rehabilitasyonu terapi ve tedavisi zamanıdır.

Ruh mekanizmalarımız olan kalp vicdan akıl bilinç bilinçaltı ve özellikle nefis ve ona hizmet eden organlarımız komple bir bakıma alınır bu ışık tedavisi uygulanan dönemde. Esas hedef de “Ene” dediğimiz ben, benlik, ego, nefis!… Sene boyunca kendimizi kendimizden koparmışızdır, farklı bakışla da kendimizi sadece kendimize nefsaniliğin kollarına bırakmışızdır.

Dünyanın fani ve çoğu zararlı geçici güzelliklerine kapılmışız ruhumuzun paçasını kaptırmışızdır. Kendimizin farkındalığından yoksunuzdur. Nesneler hep objemiz olmuş, kendi benimizi benimizden ötesini obje yapmayı unutmuşuzdur. Ramazanda insan bedeninde kaybettiği ben’ini bulur. Bulmasında açlık Rahmeti yardımcı olur. Çünkü artık lezzet teknesi zevk torbası bedeninden mahrumdur.

Dışa açılan pencereler kapanır içe doğru orjinal pencereler açılır irtibatlar kurulur. Ben’i ona bir ayna ve anahtar olur, bu ayda alabildiğine yere yaklaşmış Rahmete uzanır, turfanda nur gibi gelir

Rahmet tabibi O’nu bulur. Ramazan, makas gibi kollarını açar, on bir aylık bir gidişe dur! der: Ne yapıyorsun sen? Nereye gidiyorsun? Sen kendinin sen ne yaptığının farkında mısın? Bu ne hal? Tepeden tırnağa beslenme ve güzellik uzmanı, zevk ve eğlence harmanı kesilmişsin! Ne yazık ki ruhunla kalbinle gökyüzünle sonsuz güzelliklerle irtibatını kesmişsin! Bütün dünyanın yükü altında ruhun depresyona girmiş, problemlerin düğümlenmiş, günah paletleri altında ezilmişsin!

Namaz gibi Orucuyla da Ramazan kötülüklerin kötülükleri ve günahları isteyen nefsin önüne bir set çeker, kötü gidiş varsa ona son verir, Helal yeme içmeleri ve cinsel davranışları askıya aldırır, gayrı meşrusu zaten otomatik olarak durur.

Obur nefse zorunlu perhiz uygulatır, ambargo koydurur yerinde ültimatom çektirir, yüzünü yerlere getirir. Ruhun eteğinden çeker, biraz da bu tarafa bu tarafa! ikazında bulunur.

Cismin derece-i hayatından çık da biraz kalbine bak! ölüm sonrası geleceğini düşün! uyarısında bulunur, uyandırır insanı, fırsatı kaçırma şu altın kapıyı tıklat! der ve bunun platformunu hazırlar. İnsanlar sene boyunca katılaşan iç dünyalarını yumuşatma billurlaştırma imkanını yakalar, ruhlarında teraküm etmiş birikmiş günah is pas ve kirlerinden de arınma zeminini bulurlar. Bu bir aylık manevi varidat ve dersler on bir ay boyunca adeta ruhta bir revizyon gerçekleştirmekte, yenilemekte, neşat ve zindelik kazandırabilmektedir.

Kuşkusuz sene boyunca Namaz gibi Kuran okuma gibi, pt-per oruçları gibi, haftalık sohbetler ve hizmetlerde güzel arkadaşlar arasında bulunma gibi durumları da metafizik gerilimin korunması adına lüzumlu görmek gerekmektedir.

5-Ramazan nimetlerin kıymetini anlama şükretme Allah’a yakınlaşma zamanıdır.

İnsan elinde çok ve sık bulunduğunda nimetlerin kıymetini tam anlayamaz. Mahrumiyetler elimizdeki nimetlerin değerinin farkında olmamızı sağlar. Alıştığımız sevdiğimiz nimetlerden mahrum kaldığımızda dikkatimiz, arzu heves ve isteğimiz o nimetlere bir başka yoğunlaşır.

Hastalandığımızda sağlığımızı geri isteriz doktorlara koşar ilaçlar alırız, zaruri hallerde neşter altına yatarız. Mum ışığında boyunu aşkın eserler yazanların devrinde değiliz ama elektrikler kesildiğinde nasıl mum! mum! diye feryat eder karanlıktan bizi çıkaracak bir damlacık ışık kovalarız.

Nefis ve nefsin hoşuna giden yeme içmeler cinsellikler eğlence ve hazlar aslında birer perdedir. Bunlara yoğunlaştıkça bu perdeler kesafet kazanır kalınlaşır duvarlaşırlar, ruha ruh yoluyla ruhaniliğe Rahman ile beraberliğe uzanan yolu tıkarlar. Yere urganlarla bağlanan ve ağırlıkları olan balonun yükselememesi gibi insan zamanla bedenleşir, yere yerleşir, çekim gücünün bağımlısı haline gelir, yücelere yolculuktan uzak dört duvar etten ibaret bir dünyada sığlaşır köleleşir.

Ramazanda nefse ait maddi zevklerin önü kesilir ve mahrumiyetle nimetlerin ama esas nimet verenin farkında olma platformu hazırlanır. Artık ruh ve beden her gün aldığı ve zaman zaman beğenmediği o nimetlerin en azından, en kurusundan ve tatsız olanından bile müstesna bir lezzet almaya başlar. Dikkat kesilir. Bunları bir veren var! der, minnettarlığını ifade etmek ister. İçinden gele gele karanlıkta mum ışığı arayan insan gibi “elhamdülillah!” der “Verdiklerin için binler şükür sana ya Rabbi!”.

Ve hem çehresini hem ruhunun vechesini O Nur kaynağına çevirir. Şükür, hem Rahmana amudi uzanan yolun peçelerini kaldırılmaya bütün perdeleri birer birer şeffaflaştırmaya vesile olan çaplı bir adımdır, hem de verilenleri ziyadeleştiren bir bereket kaynağı.

6-Ramazan istiğna gömleğini giyme Samediyete aynalık yapma hususi halidir.

Cenab-ı Hakkın ahlakı ile ahlaklanma diye bir hadis vardır ve insanın Allah’ın güzel isimlerini temsil etmesi. Birer şeref madalyası gibi onları taşıması. İnsanın Rahman suretinde yaratılması yani onda Rahmanın sıfat ve isimlerinin tecelli etmesi şeklinde açıklamalar vardır. İnsan bütün esmanın tam bir noktai mihrakiyesi-odak noktası durumundadır. Allah isimlerinin birer numunesini insana lutfetmiştir.

Subuti sıfatlar bunu anlatır. O görür bize göz vermiştir, işitir kulak vermiştir, konuşur dil vermiştir gibi…Bunun yanında Rabbimiz cömerttir, cömert olmalıyız, sabırlıdır sabırlı olmalıyız, affedicidir affedici olmalıyız gibi yaklaşım da doğrudur.

İnsan sıkça aynaya bakar ve kendi güzelliği ile iftihar eder. Kendini sever ve beğenir. Kendi doğal güzelliğine yeni güzellikler ilave etmek için de makyajlar yapar bakımı için zaman ve servet ayırır. Bazen ölçüyü kaçırdığı olur güzelliğinin hakiki sahibini unutur da benden güzeli var mı söyle ayna dediği olur.

Aslında her ayna Rabbimizin simamıza bastığı isimlerinin mühürlerini okumada çok güzel bir aracı olabilir. İnsan, ben aynaya bakıp nasıl güzelliğimi görüp seviyorsam, Rabbim de yüzüme bakıp tecelli eden güzel isimlerini ve önemlisi onların tarafımdan güzel temsil edilmesini sever diye düşünebilir farklı bir iç huzuru yakalayabilir.

Adeta Rabbi onu güzellik vermekle sevindirdiği gibi o da bu güzelliği onun adına güzel temsil etmekle rabbini (mukaddes haliyle) sevindirmiş olabilir. Ramazan, bu düşüncenin ufuklaştığı adeta muşahhaslaştığı bir fırsatı sunar bize oruç sayesinde.

İhlas süresinde ifade edildiği gibi “Samed” hiç bir şeye muhtaç olmama demektir. İnsan ise daima tartışmasız doğumundan ölümüne kadar ve ölümünden sonra da hep muhtaç durumdadır. İnsan ve ölümlü oluşunun muktezası yaşayabilmesi için öncelikle yemeye içmeye muhtaçtır.

Meleklerden insanı ayıran nokta da burasıdır. Yemesi içmesi cinsel yönünün oluşu. Fakat oruç tuttuğunda insan adeta meleklere benzemiş olur. Kendisine helal olan eşine ve ekmeğine suyuna bile elini uzatmaz incelmiş ruhuyla, yoğunlaşmış manevi boyutuyla, berraklaşmış latifleşmiş ruhuyla özellikle iftar saatlerinde öyle bir hali kendisinde hisseder.

AÇLIK AŞKI drmavi
HİÇ BİR AÇLIĞA AŞK DUYMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Gelin aşkımıza sahip çıkalım
Yaz aşkları vardır bir gecelik aşklar veya
Kimi aşklar nezih masumiyetli
Kimileri ruh tablosundan yoksun boş beden çerçeveli
Bizim tasavvuf iklimimizde Allah aşkı vardı Hak aşıkları yanardı
Aşk karın doyurmuyor dendi o bile mazide kaldı
Hakiki aşkların yerini heyhat hep mecazi aşklar aldı
Aşkımızı yaban ellerden istirdad etmeli
Açlıkla bile aşk nasıl olur tüm toklara belletmeli
Aşk uğruna ne deryalar aşılmış çöller geçilmiş dağlar delinmiş

Nefis öyle bir deniz derya sarp kaya ki karşısında çelik iradeler erimiş Nice pehlivanları yere sermiş çam gibi adamları devirmiş Açlık öyle bir intisap ve güç ki kainatlara meydan okutmuş Nefesi Melek nefesine karışmış ateş olmuş nefsi yakmış

*****Açlık neden var? Susuzluk? İsterseniz şehvet hissi neden var da diyelim?

“İnsanlık varlık neden var? sorusuna cevap varsa, buna da öylece bir cevap var!

“Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler-tanısınlar diye yarattım”

Demek bu insani duygular -ki yerinde nimet yerinde nıkmet olabiliyor bunlar- O’nu istemek için var!

Acıkmak susamak arzulamak… Ve yana yakıla peşine düşüp aramak bulmak ve onlarla…. O’nunla doymak için var!

*****Nefsimiz neden bu kadar güçlü!

Neden bunca şeye hep iştahlı hep aç böyle?

Bakın size nefsimize bakışta onu anlamada tanımada ve de hayra doru yönlendirmede son derece çarpıcı bir bakış açısı.

Çünkü nefsi var eden sınırsız güçlü.

Çünkü O’nun hazineleri güzelikleri nimetleri lutuflarının haddi hesabı yok!

Çünkü cennet gibi sonsuz nimetlerin bulunduğu sonsuz bir hayat nefsi bekliyor!

Böyle olunca buna denk düşebilecek bir cazibe merkezi gerekiyor insanda.

İnsana öyle bir sınırsız arzu kaynağı verilmeli ki sınırsızı arzulasın peşinden koşsun!

Böyle olmaz da güneş bırakılıp ışık böceklerinin ardına düşülürse mumlara mum olunursa, sonsuza endeksli nefis sermayesi çarçur edilmiş olacak. Tıpkı Paşaya verilen çaplı sermayenin çobanlıkta harcanması gibi.

İşte aşk derecesindeki açlıktır ki kalbi vicdanı uyarır insanın aklını başına getirir ve peşin ücrete meftun fani lezzetlere aldanabilen nefsi uyarır sütten keser aklını başına getirir esas arzulanması gerekenin yolunda yürütür.

*****Hz.Adem Havva Şeytan nefis ve dört tarz açlık….

Cenab-ı Hak ilk insanı diğer varlıklardan farklı olarak yarattığında ruhsal bedensel duygusal düşünsel yapılarıyla bütün yönleriyle bir şekilde açlık hissetmeye elverişli bir varlık olarak yarattı denebilir. Bunların veriliş amacı konusu sorulsa her aklı selim diyecektir ki, bütün bu açlıkların veriliş hikmeti, bütün bu açlıkları bu dünyada rızasına uygun şekillerde gideren ve gerçek anlamda ve ebediyyen giderecek onu esastan doyuracak olan Allahü Tealaya hesabına değerlendirmek içindir çünkü “İtminan-ı kalp kalplerin gerçek doyması zikrullah!” iledir diyecektir.

1-Yeme içme açısından insanın açlığı, cennetteki yiyeceklerle giderildiği anlaşılabilir ki Ayet yeyin için fakat şu ağaca yaklaşmayın demişti. Bu ağaç bir yiyecek türü olabilir mi olabilir. Elma buğday incir vb. şeklinde ayette bir açıklama yok.

2-Cinsellik açısından insanın açlık hissetmesi söz konusu ise şayet, Cennette insanın karşı cinsi de yaratılmış olmakta ve yaklaşılması yasaklanan ağaç da -Allah doğrusunu bilir- soy ağacı üreme ağacı cinsellik ağacı olarak anlaşılabilir. Yaklaşma yasağı acaba kadının muayyen günleri miydi olağan günleri miydi bunu da bilemiyoruz. Şunu da eklemeli ki bu yasak ihlali, eylemin gerçekleşmesinden çok kuran ifadesiyle tadmaktan ibaretti, bu belki bir temas yasağı durumundaydı, belki de bu davranış kaçınılmaz insani yapının aşılması zor bir refleksiydi (İnsanın eşine değme yasağı olan durumları düşünün; birisi de Şafi mezhebine göre abdestli haldir. Hz.Ademin imtihanı o duruma göre belki de çölde susuz kalmışın yanmışın bir damlaya el uzatmasıydı kimbilir! Kimbilir cennetteki o sırf lahuti atmosferde bulunmanın büyüsü ve abdesti o dokunuşla bozulmuştu!)

3-İktidar ve saltanat açısından insanda bir başka açlık noktası vardı. Yasak ağaca yaklaşma sonucu böyle bir sınırsız devlet ve saltanata sahip olma beklentisi olabilirdi. Ayetten anlaşıldığına göre şeytan bu yönüyle de Adem ve Havvaya yaklaşmış o yasak meyva neyse onu tattıklarında ebedi saltanata ereceklerini fısıldamıştı.

4-Dünya açlığı. Hz.Adem üstleneceği misyonu sahip olduğu bilgi ve becerilerini ancak dünyaya geldiğinde ve neslini çoğaltabileceğini biliyor ve bunu belki arzu ediyordu. Yine ayetin remiz ifadesiyle O yasak delici olma konusunda şeytan gibi azimli kararlı israrlı durumda değildi. Enfes bir yorumda dendiği gibi neslinden Muhammedin geleceğini bilseydi -ki cennetin kapısında Mumammed S.A.V. ismini görüp onun hürmetine affet! dediği anlatılır- o ağacın kabuklarını bile yerdi!… Şeytanın açlığına ve hırsına gelince bu açlıklar onun iştahını kabartıyordu, insanı çözmüştü açlık boşluklarını görmüştü bu aralıklardan sızıp onu vuracağından kuşkusu yoktu.

Nitekim Allaha karşı isyan edip istiklalini ilan ettikten sonra yemin etmişti dünyada insanları birbirine düşürecek günahlara sokacak cehenneme gitmeleri için ne gerekiyorsa yapacaktı. Ve bu insan şeytan savaşları ancak dünyada olacaktı. Bu sebeple ki taraf da Hak namına ve İnkar namına hesaplaşma yeri olarak dünyayı açlık derecesinde şiddetle arzuluyorlardı. Biri Medeniyet kuracaktı diğeri edeniyet!
Habil medenice düşünecekti Kabil denice ve şeytan ilk katil nişanını ona takacaktı.

İnsanın bu dört yönü dört önemli boşluğu idi. Ya da şeytanın en önemli dört savaş cephesi. Hayatı dünyadan ibaret saydırmak, hayatı yeme içme cinsellik ve iktidar savaşları olarak göstermek insan üzerinde şeytanın en önemli icraat alanlarıydı.

İşte Açlık konusuna Aşk ile yaklaşmamızın ana sebebi budur. Şu açlık aşkına sahip olabilsek inanın bu dört cephedeki savaşı da lehimize çevirebilir, şeytani cepheye karşı zafer üstüne zafer elde edebiliriz. Bu dört açlıktan her hangi birisine karşı yenik düşersek diğerlerine karşı da zaafımız yenilgilerimiz artabilecek demektir.

Açlık açlığı çekecek insanı yutar hale gelecektir. Söz gelimi midemiz açken mi tokken mi cinsel açlıkla savaşabiliriz. Açlıktan iki büklüm olmuş bir insan ne kadar çevresine karşı kibir kokan bir iktidar gösterisinde bulunabilir. Saltanat sevdasına kendini kaptırmış da da bütün açlıklarını dizginleyebilmiş kaç tarihi şahsiyet vardır!!! Ayaklarının altında servetler Tarıkbin Ziyad geldi aklınıza hemen değil mi?.. Onun açlık duyduğu aşkı sevdası neydi ki?

***** Açlık, aşk duyulacak bir şey mi ki? Kuru açlık aşkı karın doyurur mu?

Müspet-istenen ve menfi-istenmeyen açlık…

Farklı açlık durumları olabilmekte. Yoga açlığı ruhban açlığı açlık grevi cinsel açlık vb…

Efendimiz denge insanıdır denge için gelmiştir bütün Nebiler gibi… Yogaların rahiplerin veya grevcilerin yaptığı gibi emanet nefsi aç bırakıp telef etmek caiz değildir intihar hükmüne bile geçebilir.

Bir Sahabenin evlendiği günün akşamı namaza durması namazı bırakmaması gündüz oruc tutması eşine yönelmemesi karşısında onu karşısına alıp uyarılarda bulunmuş ve her hak sahibine hakkını vermesi gereğini anlatmıştır.

Öte yandan bilinen bir olaydır servetinin tamamını vermek isteyene üçte biri yeter çocuklarını aç bırakman doğru değil demiştir Allah Rasulü.

*****Şimdi konunun farklı boyutuna bakalım:

Gün gelir ki Ebu Bekirce elde avuçtakinin tamamı sarfedilebilir. Farzlar üstü farz konumuyla umumi seferberlik yaparcasına dine hizmetin gerekli olduğu dönemler vardır. O zaman verilen kırkta bire cimrilerin zekatı dendiği olabilir üçte bire rıza gösterene mahşerde sorgulanabileceği uyarısında bulunabilir.

Yine aynı şekilde Gün gelir ki tok olanlar aç olanlardan önde sevap ve fazilette ilerde olabilirler. Nasıl mı? O çok oruç tutan Sahabe yaşlılık döneminde zaafiyeti artınca hayıflanmıştır keşke Allah Rasulünün farklı tavsiyesini dinleseydim diye. Bir sefer esnasında ramazandır kimileri dayanırım diye orucunu açmamıştır Bazı Sahabe de oruçlarını açmış yemiş güçlenmişler ve en önde faaliyet göstermişlerdi. Allah Rasulü bugün oruç tutmayanlar oruç tutanların sevabını aldı götürdü buyurmuştur.

Meselelere dengeli bakarsak açlık aşkı sanırız yerine oturur yerinde anlaşılır.

Bu arada bir hırka bir lokma meselesine de değinmekte yarar var.

Belli amaçlı ve belli bir tasavvufi neşve ile belli bir dönemin deyim yerindeyse manevi sloganı olarak literatüre kaydı düşen bu mefhumun, hakikatli yönü olduğu kadar sathi nazarla bakanlar için özellikle mahzurlu mesajlar içeren tarafı da yok değildir kanımızca.

Nasıl ki az yeme az uyuma az konuşma gibi gönül insanlarından tevarüs eden hoş hayat ölçüsü mefhumlar vardır, bu kavram da nefsin arzularıyla yaka paça olma, Allaha yürüyüş yolunda aradaki engelleri kaldırma adına iç cihad anlamında bir anlam ifade edebilir; ne var ki günümüz cemaat zamanıdır anlayışından yola çıkarak reklamcılığın marketçiliğin lezzetli mutfak programlarının ve de yarışmaların önü alınmaz haline geldiği günümüzde, hele Müslümanlık mesajı adına bir lokma bir hırka yeter size ölçüsüyle insanların karşısına çıkmak en azından dinin evrenselliğini anlamamak din adına tepki toplamak demektir.

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta da Açlığı giderelim derken tokluğa erme ötesine geçip mideyi fesada götürecek şekilde tıka basa doldurma eylemidir ki Allah Rasulü bu konuya Allahın en sevmediği kap dolu midedir buyurarak dikkat çekmekte ve üçte birinin yiyeceğe üçte birinin suya üçte birinin boşluğa ayrılması ölçüsünü getirmektedir.

Beden ruhun madde mananın rağmına gelişir boy atar. Bedene gösterilen ihtimamdaki aşırılık bilinmelidir ki ruhu küstürmekte ruhun ruhlar alemiyle ilgisini kesmekte… Açlık ne kadar manaya yaklaştırıyorsa tokluk da o kadar maddeye esir hale getirebilir ruhumuzu uçuracak kanatları güdük hale getirebilir.

*****Kuran-İslam aç bırakan değil aç doyurandır.

Kuran açlık konusuna şöyle yaklaşır: 1-Açlığın çizdiği hudutlara riayetle helal dairede giderilmesi 2-Helal dairede de olsa israfa girilmemesi 3-Rızık verme açlıktan ölmeme ilahi taahhüd altında fakat insanın vazifesini yapması ve suistimal etmemesiyle ilintili bu 4-Açlığı gideren unutulmamalı şükürle mukabele edilmeli ki ziyadeleşsin 5-Başka açlar gözetilmeli Cenabı Hakkın her mahlukun rızkını ihtiyaç zamanında ve miktarınca gönderdiğini hepimiz bilir inanırız. O kadar ki Sina çölünde beni İsraile yerden su fışkırtan Allah semadan maide indirmiş pişmiş tavukla helva göndermiş insanları doyurmuştu.

Kudsi hadislerde aç doyurma öyle çarpıcı şekilde ele alır ki duymayan yoktur: -Kulum ben açtım beni doyurmadın -Aman ya Rabbi sen nasıl aç olursun? -Falan komşun açtı onu doyursaydın beni doyurmuş olacaktın! şeklinde müteşabihat ifadeli beyanlar vardır.

Efendimizin Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir sözü ne kadar manidardır. Yine mesela Hadislerde ibadetli de olsa bir insanın bir kediyi aç bırakmasının vebal getireceği ateş tehdidiyle anlatılırken, günahkar da olsa bir insanın bir köpeğe su içirmesinin sevap getireceği cennet taltifiyle ele alınır.

Peygamberimiz azdıran zenginlikten isyan ettiren fakirlikten sana sığınırım buyurur.

Efendimiz, şartlara göre davranarak, fert aile ve toplumun açlık içinde yaşamasına izin vermemiş en etkili tedbirleri zamanında almıştır. Tabi ki öncelikle ve özellikle ruhlara girmiş kalpleri işlemiş ve zihinleri bu işe hazır hale getirmiştir. Ve her istediğini evveliyetle kendi yaşamıştır. O kadar ki ganimetten kendisine ayetin ifadesiyle beşte birlik bir pay ayrılmış olmasına rağmen, geleni verdiği gibi içten de veriyor verdiklerinin yerine bazen taş bağlıyor bazen oturarak namaz kılabiliyordu.

Ensar Muhacirin kardeşliği bu konuda çok önemli misal teşkil eder. İsteyerek sahip olduklarını kardeşleriyle paylaşmak istiyorlardı.

Bununla yetinilmiyor herkes çalışmaya üretmeye teşvik ediliyordu. Mesela bir Sahabenin yok şartlarda bile bir ip bir balta sahibi olmasını odun kesip satmasını sağlıyordu.

Ve öyle bir gün gelimişti ki Sahabe: Biz çevremizde verecek kimse bulamazdık zekatları uzağa gönderirdik demişlerdir.

Hz.Ömer yıllarca çalışıp elden ayaktan düşenlere aylık bağlatıyor, açlık sebebiyle hırsızlık yapana ceza uygulatmıyordu. Osmanlı vakıfları imarethaneleri ise dünyaya örnek olmuştur.

Bir kent düşünün açlarla dolu. (Kent kavramını yakıştırabiliyorsanız mesela Darfur deyin)

Bir kent düşünün sadece toklarla dolu (Paris mi dersiniz Londra mı Las Vegas mı)

Bir kent düşünün açları doyuran toklarla dolu (Kent bulmada zorlandınız değil mi?)

Bir de bir kent düşünün ki açları doyuran açlarla dolu (Ütopya mı dersiniz benzeri göklerde bulunur mu dersiniz!..)

Üç örnek kafidir, bu son kent iki kez kurulmuştur Hz.Davudun Kurduğu Kudüs gibi…

Ebu Hüreyre açtır, Ramazan oruçtur, Allah Rasulü açları birer Sahabiye ısmarlamıştır Ebu Hüreyre kalmıştır, kendi evinde de bir şey kalmamıştır. Ebu Talha rast gelir ona verir. Evde çocuklar açtır uyutulur. Hanım kandil yakar karanlıkça atmosferde kaşık çorba tasına boş gelir gider aç açına ta ki aç Ebu Hüreyre doysun denir. Sabah vakti göklerden ayet gelir Onlar kendileri aç muhtaç iken açları doyururlar…

Bir muharebe sonucu üç sahabe ardı ardına son nefeslerini verirken kendilerine uzatılan bir damla suyu yakınlarında son nefeslerini vermek üzere olan arkadaşlarına havale ederler. Su elde kalır ruhlar semada sulanmaya dururlar. Açlık aşkı aç bırakır aç doyurtur.

Ve günümüzde yurtların anası bir yurtta gece vakti koridorda bir battaniyeye sarılmış da soğukda, bir muallimin kıvrılmış yattığı görülür ve sebebi sorulur; gelen hazırlık öğrencilerine yatağımı vermiştim der ferih fahur; aç kalıp lokmasını da vermez mi? Aç iken kardeşini nefsine tercih edene Cenab-ı Hak ebedi lokmalar vermez mi?..

*****Müslümanlar 10 yıllık sıcak ve uzun günlerde oruç tutma gibi ciddi sınanacakları bir sürece girdi. Ve Hz.Musa’nın Şuayb yanındaki dönem gibi… Eshab-ı Kehf’in mağarada beklemesi gibi, sanki Mekke Habeşistan dönemleri benzeri… Bu yaz çile mevsimi 10 yıl kadar sonra bahar mevsimine bahar açlığına ya da bahar aşkına dönüşecek…

Aslında bahar kıştan sonra gelir; zorluktan sonra kolaylığa erilir. Çile döneminden sonra ferahlık ve fetih günleri görülür. Öyle görünüyor ki önümüzdeki bu sıcak uzun açlık günleri müslümanları göklerde hazırlanan dünya çapındaki şenlik günlerine hazırlayacak… Meleklerle birlikte açlık çekenler de sevinecek…

*****Yaklaşan oruç ve açlık günleri, sıcak ve uzun günlere denk gelmesi sebebiyle akla geldikçe daha şimdiden bir tedirginlik meydana getirmesi kimileri için söz konusu olabiliyorsa, bunun önü nasıl alınabilir?

Olmayan günler için acı çekmek de neden denir geçilir ama bir de:

Açlığa açlık duyulur mu? Açlığa aşık olunur mu? Açlık sevilir mi, özlenerek gözlenir mi? diyerek farklı açılar yakalamaya çalışalım deriz.

Hele o açlık halimizde yemeğe karşı duyduğumuz iştahı ve önü alınamaz gençlik arzularına karşı duyulan arzuyu açlığa karşı duyar hale gelebilmek mümkün mü?

Renklere tabiat güzelliklerine, kimilerinin karşı cinse olan göz kulak dil gönül akışları ve yönelişleri ölçüsünde Açlığa karşı bir iştiyak hissi bir cezbe hali yakalanabilir mi?

Meleğin hissedemeyeceği bir duygu açlık duygusu; insana özel!… Belki de bu sebeple melek oruçlunun sevabını yazacak kalem bulamıyor bulsa da hesabını yapamıyor Rabbi Rahim sadece rapor et sevabını ben kendim yazacağım diyor.

Çünkü fevkalade bir duygusal tercih söz konusu!… İnsanın vazgeçemeyeceği türde lezzet tad iştah şehvet aşk duygularının yönleri bir başka amaca çevriliyor.

Açlık seviliyor Aç kal diyenden ötürü! Ve bu tam bir sadakat içinde yalnızken de sürdürülüyor.

O’ndan ötürü “Aç kal imsak yap!” “Tok ol iftar yap!” komutlarına ram olunuyor.

Açlık seviliyor çünkü açlık beşeri beşeriyetten soyutluyor ve İlahi aşkla buluşturuyor!

Meleğin duygu olarak algılayamayacağı bir duygu cinsellik duygusu, o da insana özel!

Ve evlenmeye gücü yetmeyenlerin oruç tutmalarının tavsiye edilmesinin ardındaki bu “Açlık aşkına” davet bu sayede daha iyi anlaşılabiliyor. Sevdalını sever gibi açlığa sevdalı ol! Meryem gibi tebettül et!

Farklı şekillerde açtım ama onları aştım sana kaçtım de ya Rabbi! Açlık aslında nedir biliyor musunuz?

Rabbimizle aramızdaki en kesif perdeleri ve aşılması zor duvarları eritmek engelleri aşmak, sanki onunla yüz yüze kalmaktır namaz arefesi…

*****30 günlük Ramazan açlığı 335 günlük belki bir ömürlük açlık aşkına model…

Her günü kadir bil dedikleri gibi her ayı ramazan bil neden denmesin?

Diğer klasik bir yaklaşım şekli Rabbimiz sadece Ramazanda değil her zaman Rabbimiz her zaman ibadete layık. Ve ruhumuz da bir ömür boyu O’na yönelmeye muhtaç.

Bir farkla ki Ramazanda yeme içme ve ilişkinin meşrusundan da uzaklaşıyor, dezavantaj gibi görünen bu açlık durumlarını aslında manevi yükselişimiz adına avantaja çeviriyoruz.

Ramazan sonrası ise bu durum zorlaşıyor çünkü açlık gibi bir avantajı kaybediyoruz. Bu durumda Ramazan dışındaki Rabbe yöneliş daha mı bir değer kazanmış oluyor. Diğer günlerin açlığı Ramazan oruç açlığından daha mı üstün hale geliyor. Çünkü herkes yerken yeme izni varken açlık çekebilmek apayrı bir irade ve sabır gücü istiyor.

Bu tıpkı Sahabe gördü de inandı biz görmeden inandık onlardan daha mı değerliyiz? Tabi ki hayır! Bunun gibi Bin aydan kıymetli olan Kadir gecesini zarf gibi içinde barındıran Ramazan diğer aylarla herhalde kıyaslanamaz.

Ne var ki Siz arkadaşlarımsınız hitabına mazhar olan Sahabe sonrası gelen İkincilere kardeşlerim taltifi yapıldığı gibi, Ramazan dışında açlık aşkıyla davrananlar da herhalde en azından Ramazanlaşmış Ramazan rengine bürünmüş olacaklardır. Belki de en azından oruç zırhına bürünmüş olmadan o açlık aşkıyla negfis cephelerinde verdikleri mukaddes savaş sebebiyle Ramazan orucunu az kıskandırmış olacaklardır

*****Açlığı seven aşkını ona saklayan, oburca yeme içme isteğini de şehvet duygusunu da kolayca bastırabilir kontrol altına alabilir ve onlarsız yapamam duygusunu kolayca aşabilir

Bir de Efendimizin işaret ettiği gibi bu iki iştahın yönü Namaza çevrilirse!

El pençe divanında huzur içinde açlığın gerçek tadı hissedilebilirse (O Hz.Ali ki namaza başlamadan önce maşukuyla buluşma heyecanı yaşayan bir genç gibi heyecana tutulur sararır ve bütünleştiği o namaz aşkının tutsaklığı içinde ayağına saplanmış okun çıkarılmasını hissetmez. Ve bu noktada O Sahabi daha bir başka anlaşılıyordu; gerdek aşkıyla baş başa kalınca el pençe divana durmuş muttasıl oruç aşkını tercih etmiş Nebi uyarısıyla Davud orucunda karar kılmıştı…)

İnsan adeta melek kesilir yeme içme ve cinsellikten uzak bedenden soyutlanmış ruh itminanına doyumuna ulaşmış olur; şehidin bedeninin eza çektiğini zannettiğimiz noktada ruhunun neşat içinde pervaz edip uçması gibi….

*****Ve… Ne güzel Rabbim bu aç halimle senin isminin mazharı oldum. Samediyet gömleğine büründüm der! Bir başka aşk yaşar….

Açlık aşkı!….

Açlık! Seni çok seviyorum iyi ki varsın, iyi ki beni benden bedenimden benliğimden uzaklaştırıyorsun özgürleştiriyorsun sonsuzluğa kulaç attırıyor Sahibime yaklaştırıyorsun der!

Zira Kuran dilinde “Açlık”, beraberinde korku ile maldan candan alınmakla sınanacağımız ve sonunda sabır müjdesi olarak “Rabbimiden geldik O’na döneceğiz” şeklindeki vuslat haberi ile taltife mazhar bir durum olarak ele alınmakta, açlıktan karnı içine geçmiş aşıkların aşklarının simalarına vurduğu vurgulanmakta…

Zira “Açlık” Hüzün Nebisini, aşığı olduğu namazında bile onu yanlız bırakmayan yerinde kasığında sarmalanan taşlara inkılab eden Nübüvvet ahlakıydı.

Çünkü “Açlık” aşığının ağzında, meleğin cennet revhu reyhanı tüten semalardan yere inip de burnunu dayayıp arayacağı bir ağız kokusu halinde temessül ediyordu.

İnsanlar kimi zaman şikayette bulunur teessüf ederler; “Açlıktan nefesim kokuyor!” derler. Bir bilseler, Melekler zaviyesinden meseleye bir bakabilseler!..

Evet bütün önü alınamaz nefis açlıklarına karşı tek alternatif çözüm; açlık, açlığa duyulan o aşk!..

Risale-i Nur’da geçer ki: Cenab-ı Hak nefse Sen kimsin ben kimim? diye sordu. O da Sen sensin ben benim dedi. Ateş cezası aldı ve bu tekrar etti. Üçüncüde aç bırakıldı. Aklı başına gelmiş olacak ki Sen Rabbimsin ben kulunum dedi. Demek ki Açlık aşk hatta aşk ötesi bir şey. Şefkat gibi ki aşkın beklediği karşılığı beklemiyor. Hem sonludan arındırıyor uzaklaştırıyor hem de sonsuza yaklaştırıyor.

*****Açlık olmalı hayatımızda…

Tevbe olmalı hayatımızda ta ki günahlarımızı silsin Teheccüd olmalı gecelerimizde ta ki kabir karanlığımızı tenvir etsin Gözyaşı olmalı gözlerimizde ta cehennem alevlerini sütrelesin Abdest olmalı ibadet dışı hallerimizde bile ki nefeslerimizi de tesbihe çevirsin Sadakalarımız olsun ki belaları def etsin Her hatamızın ardından bir iyiliğimiz olsun ki o iyiliğimiz hatamızın yerine geçsin Ayakta geçen hizmet günlerimiz olmalı olmalı ki oturduğumuz nice günlere de hizmet rengini versin Açlık olmalı hayatımızda… Olmalı ki nefsimizi dizginlesin, Açlık aşka dönüşsün ki Allaha yürüyen yolda o da mübarekleşsin

*****(Şimdiden sabah kahvaltısından veya akşam yemek vaktinden önceki açlık halinizi üç beş dakika bir değerlendirmeyi deneyiniz!

Hani derler ya korkularınızdan kaçmayınız yüzleşiniz! Açlığınızı midenizden alıp gözlerinizin önüne getiriniz beyninizin derinliklerine götürünüz kalbinizin girizgahlarında dolaştırınız. Onu öfke kaynağı stress unsuru huzursuz ve rahatsız eden bir olgu olarak değil de sanki yiyeceğiniz yemeğiniz gibi lezzetli bir varlık halinde temessül ettirip konuşunuz onu konuşturunuz… Bir an önce ondan kurtulunması gereken sanki bir işkence aracı değil de bir arkadaş bir yoldaş olarak tanımaya dost olmaya çalışınız… Hususiyetle o halinizle tefekkürün ayrı buudda tadını fark ediniz… Hatta ona tebessüm ediniz. Mütebessim çehrenizi sonra hüzünle harmanlayınız.

Olmaz mı olur; hem de nurun ala nur olur; bir kaç damla göz yaşınızla da açlığınızı taçlandırınız…Çevrenizdekiler sorarsa aşkımla buluştum onunla söyleşiyorum deyiniz!…

Bakın bir de şöyle hissetmeye ne dersiniz? Açlık sizi yokladığında anne karnındaki çocuk gibi size bir tekme attığında: “Ah! Aşkım beni aradı!” deyip gözlerinizi kapayıp O’nu düşünmeye!… Kimilerinin nelerden keyifler almasına mukabil o açlık yoklamasının, içinize ötelerden esip gelen bir rahmani meltem şeklinde yayıldığını hissetmeye…

Aşk dakikalarını kim uzatmak istemez ki!…

Tıpkı Hz.Musa gibi. Cenab-ı Hak, Ey Musa elindeki nedir? diye sorunca, Kelimullah olan Hz.Musa İlahi huzurdaki bu konuşmayı olabildiğince uzatmş, Asanın özelliklerini onunla yaptığı işleri anlatmıştı. Rabiatül Adviyye-Adeviyye vakit gece olunca aşıklar maşuklarına ben Rabbime deyip ibadete dururdu. Mevlananın şeb-i arusunu-düğün gecesini Rabbe kavuşma olarak anlattığı bilinmektedir. Ve Nebiler Nebisinin uzattıkça uzattığı o gece namazlarını anlatabilmek için Hz.Aişe Validemizi konuşturalım: Bir kıyamı bir rukuu bir secdesi vardı ki güzelliğini ne sen sor ne ben söyleyeyim…

Aşk dakikalarını kim uzatmak istemez ki!… Ve oraya gidince bugünkü açlıklara aşklara bedel orda yeyin için rızam sizin hitabına mazhar olmayı!

*****Ve ramazana 3 gün kala size çok ama çok önemli hayati bir tavsiye.

Asla ama asla bu aşkınızdan vazgeçmeyin; ölürüm de vazgeçmem deyin!

Hatta o kadar ki objektif olmasa da; tokluklar ve hatta cürümler içinde zaman zaman bata çıka da yürüseniz yine de şeytan inadına inat deyiniz; o secdeden kaçtı ben kaçmayacağım bu yaralı halimle Atam Babam Adem gibi yine de secdeye varacağım deyiniz, O’nun buğu buğu Rahmet kokan açlık kapısından vazgeçmeyiniz; ille de oruç ille de açlık ille de aşk deyiniz!…

Bir deneyelim bakalım bize neler fısıldayacak bu açlık!… Bir de o oruçtaki açlık!..)

kurannuru 05.08.2009 İzmir

SECDE AŞKI – İLK TERAVİH drmavi
HİÇ BİR SECDEDE AŞKINIZI İLAN ETTİNİZ Mİ?

Ne de tatlıydın 20 rekat 40 secde sen ilk teravih ilk sahur akşamında…

Oruç açlığına dayanamama riski karşısında Açlık aşkı alternatif olarak sunulmuştu.

Aynı durum her akşam kılması kimilerine ağır gelebilecek 13 rekat yatsı ile beraber kılınacak 20 rekat teravih için de söz konusu olabilirdi.

Hamlaşmış bedenlerin bir kaç koşu karşısında yoruluvermesi nefes nefese kalması gibi yine Ağustos sıcağında bir ay boyunca kılınacak teravihler de kimi -bu satırları yazan gibi- ham ruhlara ağır gelebilirdi; geldi de!..

Daha başlarda çoğu cemaat ter siliyordu tekbir öncesi…

Sanki bir akabe bir tepe vardı nefsin önünde 33 rekat 66 secde nasıl bitecek dedi nefis bu sıcak nemli havada…

Sanki o açlık aşkı orda da imdada yetişivermişti; aynı yöntem uygulanabilirdi,

Namaz aşkı neden olmasındı;

Secde aşkı diye bir ad neden konmasındı!

Aşık maşuk buluşması benzetmesi baş ile seccade arasında neden kurulmasındı!

Nasıl ki diyoruz, Rabbim isyan ve günahlar bana yakışıyor ama Rabbim Affetmek de sana yakışıyor.

Aynı şeyi secde duygusuyla düşünebiliriz. İnsan olarak Rabbimize secde bize yakışıyor, Rabbimiz secdemize ne kadar da layık bulunuyor.

1-Rabbim sen secde edilmeye ne de layıksın!

Teravih olsun başka namaz olsun hele özellikle geceyi sevenler için teheccüd olsun; ne tatlı ruh kamçısıdır bu düşünceye dalma sonra dalgalanmalar halinde duygulanma…

Rabbim Sen secde edilmeye ne de layıksın!

Secdem sen beni Rabbim tek yaklaştıransın!

Nebiler Nebisinin fem-i güherinde ifade edilir: “Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde halidir”.

Ve büyük zatların değerlendirmesi: “Secde halinde öyle an yakalanır ki işte cennet deseler insan girmek istemez!”.

İnanın, sadece şu düşünceyi zihnimizde mayalayabilsek ruhumuzda çimlendirebilsek, en mübtedi ruh halimizde bile, bir 20 değil belki beş 20 teravihlik bir şevk ve arzu uyandırdığı müşahede edilecektir.

Aşağıdaki düşünmeler ve duygulanmalar da ruhta namaza ve teravihe karşı hahiş teessüsünde müessir olacaktır.

2-Şeytanın nefis aşkına karşı inadına secde aşkı.

Secde, yolların ayrımında bir duruştur. İnsan ötesi varlıklar Melek ve Cin atası olan şeytan, secde ile birbirinden ayrılmış. Secde itaat aşkının kibir de isyan kahrının nişanesi olmuş.

Secdeden kaçma şeytan tavrı şeytani bir boykot eylemi. Hiç bir sebep olmasa insan sırf şeytandan kendini ayırmak soyutlamak cephesini belirlemek için inadına secde etmeli, secdede israr etmeli. Secdeyi her varlığa; nefsimize ve bütün sevdiklerimize tercih etmeli.

3-Geçmiş nimetlere karşı nasıl şükür ve secde etmem!

Rabbim karşılıksız ve peşin öylesine nimetlerle serfiraz kıldı ki beni, borcumu ödeyebilmek için başımı hiç secdeden kaldırmasam yine az şey yapmış olurum.

4-Gelecek nimetler ve cennet için nasıl dua ve secde etmem!

Şu kısacık ömür sermayesi ile sonsuz cennet gençliğini kazanabilmek için yine ne kadar secde etsem azdır.

5-Günahlarımızın affı ve cehennemden kurtulmak için nasıl iki büklüm secdeye varmam!

İbadetler ve secde günahları temizler, yur yıkar pak eder. Ve insan nasıl ki oruçlu iken bedenden uzaklaşmışlığı ile meleğe benziyorsa, secdesiyle de meleklere benzemektedir.

6-Geçmiş deneyimleri ve geleceği düşünmek.

Geçen sene oruç tutanlar şunu düşünebilir: Tuttum ne kaybettim aksine sevap kazandım. Tuttuğum oruçların sıkıntısının yerine manevi bir lezzet ve iç rahatlığı kaldı; iyi ki tutmuşum diyorum! Yine aynı duyguları yaşayabilirim. Tekrar başarabilirim diye düşünmeli.

Geçen sene oruç tutmayanlar da şunu düşünebilir: Tutmadım ne kazandım, aksine inancım gereği bir farzı terk ettim Allahın rızasından uzaklaşıyorum.

Hem tutan arkadaşlarımdan neyim eksik, onlar hatta küçüklerim bile nasıl bunu başarabiliyorsa ben de başarabilirim inşallah diye düşünmeli.

Teravihin ve diğer namazların nefsimize ağır gelebileceğini hissettiğimiz her noktada sadece ilk maddeye konsantre olmak bile yeterli olacaktır. Diğerleri de belki kimi serkeş nefislere farklı etkiler de yapabilecektir inşallah.

Reklamlar