leyl

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. (Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,

2. Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,

3. Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,

4. Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.

5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.

8,9,10. Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.

11. Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.

12. Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.

13. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.

14. Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.

15,16. O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.

17,18. Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.

19,20. O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).

21. Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.

LEYL SÜRESİ (92) ZORLUKLARLA BAŞ EDENLER

YENİK DÜŞENLER – İHSAN TEDAVİSİ (drmavi, 2005)

Erkek-Kadın bütün insanlar, gece ve gündüz, birbirlerinden tamamen farklı, değişik hayat tarzları içinde yaşarlar.

Her insan kainatta tektir, orijinaldir; Allah’ın özel muhatabıdır.

Bu sebeple her insanın diğerlerinden farklı hususî bir ruh hayatı, duygu, düşünce ve davranışlar dünyası vardır.

Yine bu sebeple, her insan kendi kazancından ya da kaybından sorumludur (74/38), kimse başkasının yaptığıyla doğrudan sorumlu tutulmaz (6/164).

Allah sonsuz ilmiyle insanlar sayısınca birbirinden farklı dünyaları bilir, görür, işitir, cevap verir.

Vahidiyetiyle tamamına birden tecelli eder, Ehadiyetiyle tek tek her biriyle ilgilenir.

Bir ile bin, az ile çok, küçük ile büyük ona göre birdir.

Güneş maddeyken; tek olduğu halde sayısız cam parçasında, su damlasında kendini ve renklerini gösterir. Ve ışığı ile bir anda gözbebeğimizden içeri girer; biz ona ne kadar uzaksak o bize o kadar yakın olur.

Allah her bir insan dünyasına şah damarından daha yakın (50/16); erkek ve kadın, her insanın bütün duygularına, düşüncelerine ve davranışlarına gece ve gündüz her an nigehbân ve haberdardır.

Ayetin ifadesiyle Rabbimizin gözü her an üzerimizde bulunmakta, bizi görüp durmaktadır (89/14).

Gecenin karanlığıyla örtmesi, O’nun görmesini engellemez. Görmesi için, gündüzün ışığına da ihtiyaç duymaz.

Allah, milyarlarca insanın değişik durumlarını ve ruh dünyalarını birbirinden ayırmakta ve kendi dilleriyle yaptıkları dualarını duymakta da hiç zorlanmaz; her insan neyi arzuluyor ve o yönde ne çaba gösteriyorsa, onu o istediğine ulaştırmakta ve ölüm sonrası, yürüdüğü yola uygun orijinal başka bir dünya oluşturmakta da hiç yorulmaz.

Yeri ve gökleri yaratırken de, hepsi birbirinden farklı modellerde simaları, parmak izleri ve göz yapılarıyla insan dünyalarını var ederken de yorulmadığı gibi (50/38).

Ve Allah, kendilerine sayısız yollar oluşturan insanlara, temelde iki ana yol göstermiştir:

Gece gibi karanlık yol, gündüz gibi aydınlık yol!..

Güzel olan nurlu yol, çirkin olan kirli yol!…

Kalplerini ve akıllarını bozarak gadaba ve dalalete uğrayanların yolu, iki aşırı uçtan uzak sırat-ı Müstakimde yürüyenlerin yolu!..

Malını Allah yolunda kazanıp Allah yolunda sarfedip hayatını iman ve salihâtta geçirenlerin yolu, servetleri batıl yollarla yığıp cimrilik yapıp hayatını sadece dünya hayatına göre düzenleyenlerin yolu…

Cennet yolcuları. Azab yolcuları.

İnsan için en doğru ve güzel yolu göstermek sadece Allah’a mahsustur (92/12), çünkü dünya hayatından başka bir de ahiret hayatı vardır.

İki dünyayı kim var etmiş ve edecekse, iki dünyadaki mutluluğa götüren yolu da O en güzel şekilde gösterebilir (92/13)

Ayet, erkek ve kadınların davranış biçimlerinin farklı olduğuna “İşleriniz dağınık perişan karmakarışık, birbirinden bambaşka!” anlamına gelen bir kelimeyle (Şettâ) işaret ediyor.

Bu, insanların birbirinden çok farklı inanç, ibadet, ahlakî yapı, meslek, iş ve uğraş içinde oldukları, olumlu ve olumsuz birbirinden çok farklı psikolojik hayat içinde bulundukları anlamına gelmektedir.

Davranışların birbirinden farklı oluşu, duygu ve düşüncelerin farklı biçimlerde oluştuğunu gösterir.

Bu da kalp, akıl ve nefis fonksiyonlarıyla irtibatlıdır. Kalbin inançla; aklın bilgiyle aydınlatılması, bu iki ana gücün etkisiyle nefsin olumlu davranışlara yönlendirilmesi ve insanların, Vahyin birleştirici “Tevhid” anlayışı çevresinde, Kâbe etrafında birleşmeleri gibi, aynı inanç etrafında toplanmaları gereğine vurgu yapılmaktadır.

Bu, gerçekleşmediği takdirde, inanç, ahlak ve insanî değerler bazında, hem bir millet planında hem de küresel çapta beşerî dağınıklık, olumsuz anlamda başka başkalık, adaletsizlik ve zulümler artmaya devam edecek demektir.

Ayet adeta, dağınık bireysel psikolojik yaşamların, birleştirilmesi, organize ve kanalize edilmesi ve aynı ruhsal durumun ve davranış biçimlerinin sergilendiği kitlesel ve global psikolojik kolay bir oluşumun gerçekleştirilmesi tavsiyesini yapmaktadır.

Ayrıca bunun kuruluş planını da gelen maddelerle bize sunmaktadır.

A-Kolay yolun yolcuları (92/7).

Gerçek mutluluk ruhun, kalbin ve aklın, duygu ve düşüncelerin tatminiyle gerçekleşir ve bu iman, ibadet ve salih amellerle kolay sağlanır.

Bu kolay yola girmiş olanların temel dört özelliği vardır:

a-Takva sahibidirler (92/5)

Farzları yerine getirir, haramlardan kaçınırlar.

İlimle takvalarına boyut katarlar, Marifetle ruhlarına kanat takarlar.

Gönüllere ve zihinlere seferler düzenler, iman adına dünyalıları fethetmek için Hizmetle yatar Hizmetle kalkarlar!..

Ve Allah, takva sahiplerinin yollarını kolaylaştırır, önlerine daima çıkış ve çözüm yolları, hiç ummadığı yeni rızık kapıları açar (65/2-3).

b-Her yere güzellik mührü basarlar (92/6).

Karanlık geceleri aydınlatan gündüzün ışıkları gibidirler.

Çölde kalmış erkek kadın her gönüle kana kana içsin diye kova kova hayat taşırlar…

Yüzleri güzeldir, Yusuf yüzlüdürler. Simalarında nur tele’lü’ eder, güzel tebessümler gözlenir.

Sözleri güzeldir, âdâb tavırlarıyla bellenir. Evleri güzeldir, burcu burcu kardeşlik tüllenir.

Müesseseleri güzeldir, dünya bu bahar müjdesiyle nefeslenir! Yeryüzü, her yere güzellik mührü basan bu nurdan güzellerle parlar ve güzellenir.

Allah’a daveti hizmet edinenlerden daha güzeli var mıdır?(41/33).

Ve Allah, güzellik havarilerinin güzel soluklarıyla nice gönülleri fethettirir, işlerini kolaylaştırır, dünya insanına onları kabul ettirir ve sevdirir, vüdd ve hüsn-ü kabul vaz’ ettirir, her gittikleri yerde Kur’an’ın güzellikleriyle, hem gönüllere hem de dillere müjdeleme kolaylıkları lutfeder (20/96,97)

c-Cömertce mallarını verirler (92/5).

Cömertçe ihsan etmek, Güzel olan, güzeli seven Allah’ın, kulunda görmekten hoşnut olduğu en güzel hasletlerden biridir ve Allah, çok ayette ihsan sahiplerini sevdiğini belirtir (2/195)

İhsan bol güzellik üretmek demektir.

Kırkta bir zekat oranı, her kırk kişiden bir iki üç- beş kişi zekata muhtaç durumdayken ve yoksul iken mi daha makul ve anlamlı olur yoksa her kırk kişiden otuzu otuzbeşi muhtaçken mi?..

Vicdan sahibi zenginler, ihtiyaç oranı arttıkça, zekat oranlarını da yüksek tutmalıdır.

Zekat dışında müminin sorumlu olduğu bir kısım yükümlülükleri de olmalıdır.

Çünkü çoğu insanın sonsuz dünyasını tehdit eden manevi yoksulluklar daha az değildir.

Yeryüzünde bir “Allah!” sözüne muhtaç nice gönüller, fıtrat temizi yavrular, güzellik mühürlerini gönüllerine vuracak cömertlikle nurlanmış elleri beklemektedir.

Cömertler, sadece Allah’ın rızasını düşünerek verirler ve vermekle, hem servetlerini temizlemiş olurlar, hem de günahlarını…

Ve Allah, cömertlerin bu şükürlerine karşı, işlerinde kolaylıklar verir ve servetlerini bereketlendirerek daha da arttırır (14/7) yeni rızık kapıları açar(65/3).

d-Esas kolaylıklar ölümle başlar:

Canını Allah inancıyla veren şehit gibi, hem canını hem de malını, gönüllere güzellik mührü vurmak için feda eden muttakîlerin ölümleri gibi, kabir sorgulamaları da kolay olur, güzel hayatlarının benzerini berzahta da bulurlar, hesapları kolay görülür ve sırattan kolayca geçerler, cehennem de onlardan uzak tutulur (92/17).

Güzele güzellik yakışır derler, güzelce cennete yerleştirilirler ve hoşnut olurlar (92/21).

B-Zor yolun yolcuları (92/10).

Beden, maddi zevk alan organların kullanılmasıyla tatmin ediliyor görünse de ruhu ve kalbi tatmin etmek imkansızdır.

Bu zor yolda sürüklenenlerde de şu dört özellik görülür.

a-Şakî, asî ve günah yüklüdürler.

Çünkü Allah’tan ve emirlerinden istiğnâ içindedir (92/8).

Kendi başına yaşama, dilediğini yapma yolunu seçmiştir.

Böyle olunca, bela ve musibetlerin, felaket, hastalık ve ölümlerin, geçmiş ve geleceğin ağırlıklarını kiminle paylaşacaktır.

Bütün bu ağırlıklarını zayıf omzuna yüklemiş, inanç adına elde edeceği psikolojik bakış rahatlığını terk etmiştir. Üstelik her kötülüğe açık, şakîce isyankarca tutum sergilemiştir.

İnançsız ve ibadetsiz bir hayat içinde, günah bataklığında mutluluk aramak ne kadar zordur ve acı vericidir.

Beden kolaylıklar içinde zannedilir, her şeyi yemekte, istediğine ulaşmaktadır.

Ne var ki, ruh ezilmekte, zorluklar içinde nefes almaya çalışmaktadır. Vicdan çoktan oksijen çadırına yatırılmış, kalp yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermektedir!..

Bedensel tatmin kimi kolayca ve kalıcı mutlu etmiştir ki!..

Önemlisi beden yaşlanınca ne olacaktır? Bedeni tatmin yolları körleşmeye başlar. Ruha giden yollar da çoktan köreltilmişse, huzur nasıl elde edilecektir? Üstelik geçmiş yılların günah tortuları kambur gibi ruhun sırtına yüklenmiş olacak, geçmişin zevkleri geleceğin elemlerine dönüşecektir.

b-En güzeli yok ederler (92/9).

Güneşe yönelmeyen nasıl ışık alabilir? Yarasa gibi iman gözünü kör eden, gündüz bile görmez olur.

Sadece iman insana güzel baktırır, güzel düşündürür, hayatına lezzet katar. İbadetle güzel duygu ve düşüncelerini koruma altına alabilir. Güzel ahlakla güzel davranışlar sergileyebilir.

Ölçü nefis olunca, güzellik değerlendirmesinde de muvazene kaybolmaktadır.

O kadar ki nefis, haram olarak bilinen bakışlara, güzele bakmak sevaptır anlayışıyla, bir masumiyet kazandırmanın ötesinde, Allah’a iftiraya çevirir (24/30-31), ruhun manevi gıdaları sağlanamayınca, belli amaç ve ölçülerle yararı dokunabilecek müziği getirir ruha baş gıda yapar.

Ötesinde, inanç ve din adına ortaya konan samimane ve masumane güzellikleri yok etmek, cami yıkmak, kitap yakmak, millete güzel hizmet yapma yollarını tıkamak ve hasım olmak, güzelliklere karşı körlüğün ve kirliliğin ifadesidir.

c-Cimrilik yaparlar (92/8).

Cimrilik Allah’ın kainatta her göze batarcasına tecelli edip duran cömertliğine tam bir muhalefet anlamına gelmektedir.

Cömertlik ne kadar çok sevilen ve övülen güzel bir vasıfsa, cimrilik de o kadar yerilen çirkin bir özelliktir.

Kainattaki yardımlaşma kanununa muhalefet demektir. Bu çaplı saygısızlık sebebiyle, cezası da büyük olmaktadır.

d-Esas zorluklar ölümle başlar.

Ölümle beraber kabre yuvarlanınca cimrice elinde tuttuğu malları onu kurtaramaz (92/11). Daha önce uyarıldığı o, durmadan köpüren ve alevlenen cehenneme girer (92/14-15). Çünkü elinde, güzelliklerin yeri cennete götürecek hiç güzel ameli yoktur.

Batıl yollarla yığdığı servetler, masum insanlara uyguladığı zulümler yani maddî manevî kul hakları onu ahiret müflisi haline gatirmiştir.

Yukarıdaki iki grup maddeler karşılaştırılır, zahirî açıdan bakılırsa, başlıkların yerlerini değiştirme gereği ortaya çıkar.

Yani aslında kolay diye tanımlanan iman, ibadet, infak ve hayat boyu iyilik ve hizmet peşinde koşmak esasen zor görünür.

Ama bu, egolarını-nefislerini ölçü ve terazi yapanlar için doğrudur. Peşin ücrete meftûn olanlar için geçerlidir. Küfür, inkar ve günah adına tahriple, kolayca, kulluk mükellefiyetini sırtlarından atmak isteyen ve ahiret adına bir beklentisi olmayanlar için söz konusudur…

Cennet ucuz cehennem lüzumsuz değil der beyin mimarı. Ve cennet nefsin hoşuna gitmeyen cehennem de hoşuna giden şeylerle çevrilidir der Söz Sultanı!..

C-Verme kavramı, zorluğu ve kolaylıklar

Takva kavramı, Kur’an bütünlüğü içinde incelenirse, topyekün insan anlamında, aklı, kalbi ve nefsiyle, dünya ve ahiret kavranmışlığı içinde kâmil ve mükemmel insanın portresi karşımıza çıkar.

Şeaire tazim içinde (22/32) tamamen güzellikler kuşağında yaşarlar, güzellik ve iyilik dışında her şeye kapalıdırlar.

Çünkü imanları, salih ve güzel amelleri doğal olarak üretir, takvaya ererler; tekrar imanlarından güç alır yine güzellikler üretmeye devam ederler. Tekrar takva boyutlu imana dönerler. Sonra da takvanın ihsan boyutuyla kemale ererler ve Allah tarafından sevilirler (5/93).

Takvaları onları zırh gibi kötülüklerden, özellikle de cimrilikten korur (56/9,64/16).

İhsan kuşağında yaşayıp daima başkalarına güzellik sunmak için yaşadıklarından, Allah onlara kolaylıklar verir, dünya kapılarını açar, hesap edilmeyen yerden düşünülmeyen biçimlerde orijinal imkanlar sunar (65/2).

Ayetlerde Takvanın en bariz vasfı olarak cömertlik ön plana çıkarılıyor ve güzelliklerin yansıtılmasında vazgeçilmez bir gereklilik olarak dikkat çekiliyor.

Sonuç olarak da, mala son derece düşkün olan insan doğasının aşılmış olmasına peşin ücret olarak da kolaylıklar kapısı açılıyor.

Ayette “Verme” genel ifade ediliyor.

Şüphesiz insanın insanlığa vereceği en önemli ikram sevgi olmalı sonra bilgi sonra ilgi olmalıdır ki infak adına yapılan bütün maddî yardımlar, özellikle de ömrümüzden ciddi bir zaman bölümünü vermek, bu üç önemli olgunun yaşatılması ve yaygınlaştırılması adına, takvaya ayrı bir anlam ve ağırlık kazandıracaktır.

Takvada bu vardır. Vermedeki amaç, kapsam ve fedakarlık!..

Ne kadar feda edersek o oranda kâr söz konusudur; feda, kâr getirir!..

Vermek, can vermek gibi değerlidir. Mal canın yongası denmiştir. Mal canla başla çalışılarak kazanılır.

İnsan bir canı sever bir de malı mülkü ve makamı sever. Sonra cananı sever. Canla malın buluşması zamanla gerçekleşir. Bu yüzden insan, zamanı da canı ve malı gibi sever. Bu sebeple vermede fedakarlığın gerçek ölçütü, bu üç konu olmaktadır.

Ayetlerde bütün güzelliklerin, takvadan geldiği fakat verme sonucu yaygınlaştığı gerçeği veciz bir şekilde ifade edilmektedir. Bunun getirisinin de kolaylık olarak döneceği vurgulanmaktadır.

“Veren el” in hayırlı olması gerçeğinden hareketle, Allah adına verilen her şey öncelikle insan ruhunu doğrudan etkiler.

Vermenin, başka hiç bir şekilde elde edilemeyecek, kendine özgü, dünyadaki en büyük getirisi psikolojik ruh tatlılığıdır.

Bu, ruh sağlığının ötesi ve üstü bir konumdur. Mevcut psikolojik rahatsızlıkları tedavi edici ve koruyucu bir durumdur.

Adeta zekat vermekle malın kirinin atılması gibi, infak etme, zamanı insanlığa hizmet yolunda kullanma, ruhsal hastalık kirlerini, kökünden kesip atıcı ve ruha ferahlık verici bir rol üstlenmektedir.

Çünkü verdiğimiz sevgi, bilgi, ilgi, zaman ve mal zenginliği, başka ruhları ferahlatmaktadır. Başka hayatlara kolaylık sağlamaktadır. Gönüllere, Allah’a giden yolları kolaylaştırmaktadır. Vermenin karşılığı, avans gibi dünyada bile verilmekte, bire on, bire yüz bereket kapıları insana açılmaktadır.

İnsan, muhal-farz Peygamberimizi bir kez görme karşılığı, bütün servetinin verilmesi teklifi ile karşı karşıya kalsa ne düşünür?

Ya da gerçek görüntüleriyle insana cenneti gösterilse; yılda, bir günlüğüne cennetin tatil köşklerine götürülse, sonra da “Her gün namaz kılacaksın, kılarsan cennete konacaksın!” dense nasıl davranır acaba?..

Can vermenin anlamını ise: “Ya Rabbi ne olur bizi bir daha dünyaya gönder de senin için tekrar şehit olalım” diyen şehitlerin dilinden anlayabiliriz ancak!..

Lezzet çeşitlerinin listesi yapılmalı. Dile, göze kulağa, zihne, kalbe, nefse ait olanlar diye tasnif edilmeli.

Bize göre en nefis ve de enfes olanları derecesine göre sıralanmalı. Nebilere, sıddıklara, şehidlere, velilere, hizmet erlerine sormalı; bir de lezzet uzmanlarına, gurmelere, eksperlere…

Maldan ve zamandan zorlanarak vermenin, can verme kadar cana tad veren manevî bir lezzet olduğu hissedilecek, İnsanın duygu ve düşüncelerinde şeffaflaşma, davranışlarında da kolaylaşma görülecek ve yaşanacaktır.

VEREN EL (drmavi)

Veren eller

Gülen yüzler

Güzel eller

Verince güzeller

—————

Veren el

Yüzler güldürür

Veren aslında

Ruhunu güldürür

—————

Veren el

Muhtacı sevindirir

Aslında veren

Istırabını dindirir

—————

Ruhta huzur

Verene Hızır

Gelince o an

Cennet hazır

————–

Bilinir öteden beri

Kitapta böyle yeri

Verdikçe sen durur

Belalar döner geri

—————–

Veren el verir

Zanneder miskinedir

Verdiği geri gelir

Yatırım hep kendinedir

—————–

Veren elin hissesi

Başkası değil kendisidir

Kişi vermediğinin kölesi

Verdiğinin efendisidir

—————

Veren verir,

Verdikçe erir

Hep verir;

Bereketi pektir

Çuval da verse

Karşılığı hep ipektir

D- Kur’an’da kolaylık ve zorluk ile ilgili diğer ayetler

1-Dinimizin ruhunda daima kolaylık vardır.

Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” (2/185)

Bu ayet, hasta veya yolcu olanların kaza etmek üzere oruçlarını tutmayabileceklerini belirtmektedir. Namazla ilgili kolaylıklar da vardır. Ayakta kılamayanların oturarak kılması gibi..

Peygamberimiz: “Kolaylaştırır zorlaştırmayın müjdeleyin nefret ettirmeyin buyurur”.

Özellikle yeni Müslüman olmuş ya da inandığı halde ibadete yeni başlamış insanlara, ağızdan dolma tüfek gibi, bütün dini meseleler bir anda yüklenmemelidir.

Böyle bir durumda, temel inanç konularını, teferruata ait küçük meseleler için feda etmiş, hatta cinayet işlemiş oluruz.

Kolaylık olsun diye Kur’an 23 yıla yakın bir sürede tamamlanmış, emir ve yasaklar da tedrîcen gelmiştir.

İnancı tam olmayan bir insana dini emir ve yasakları bir bir anlatmak, batmakta olan bir geminin direklerini boyamaya, ya da kan kaybeden acil yaralıya cilt temizliği yapmaya benzer. Öncelikle kalpteki yaralara, zihindeki düşünce virüslerine bakmak gerekmektedir

2-Allah, hayatımızı kolaylaştırmıştır

“İnsana yolu kolaylaştırdı” (80/20).

Allah, insanın anne rahmine düşmesinden kabre düşmesine kadar süreçte, hayatını kolaylaştırdığını belirtiyor ki, bu konuda bedenimizde ve dış dünyamızda verilen nimetleri saymak mümkün değildir.

Anne rahminde beslenmemiz, doğunca şefkatli iki kolu ve iki Rahmetten süt musluklarını ha- zır bulmamız, oksijenimiz, suyumuz, yiyeceklerimiz; onlar için hazırlanmış dişlerimiz dilimiz her yanımız!..

Ayetlerde belirtildiği gibi konuşmayı, yazmayı, okumayı öğrenmemiz…Aklımızı kullanmamız, aklımıza yol gösteren Kur’an ve Peygamberlerle tanıştırılmamız, onlara tercüman olan ilim adamlarından yararlanmamız, dostlarımız, akrabalarımız, yardıma koşan komşularımız. İşlerimizdeki başarılarımız…

Hayatımızın büyük bölümünün kolaylıklarla dolu olduğunu, zorlukların az bir zaman dilimini kapsadığını, onların bile belli hayırlara ve olumlu sonuçlara vesile olduklarını görebiliriz.

“Kolay gelsin”, “Allah bir kolayını verir” gibi dilimize yerleşmiş güzel sözler vardır. Ayet de bize kolaylık konusun da dua etmeyi öğretmektedir: ‘Rabbim içimi genişlet, işimi kolaylaştır, dilimi açık eyle ki sözüm anlaşılsın!”(20/26).

3-Kur’an bize kolaylaştırılmıştır

“Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık” (54/17,22,32,40).

Asırlardır okunması, bıkılmaması, binlerce hafızın yetişmesi, özellikle güzel okuyuculardan huşû içinde dinlenmesi, çocukla yaşlının, okumamış olanla ilim adamının, her meslek erbabının farklı dersler alması, gençliğini ve tazeliğini hiç kaybetmemesi, akıcı uslûbü, kıssaları, durmadan yeni tefsirlerinin ve yorumlarının yapılması, evrensel prensiplerden ve güzel ahlaktan bahsetmesi vb. pek çok yönü, hep Kur’an’ın bu özelliğini göstermektedir. Başka ayette Kur’an’dan kolayınıza gelen yeri okuyun tavsiyesi yapılmaktadır (73/20).

4-Allah saygısı işimize kolaylık sağlar (65/4).

Bu, Allah’ın va’didir.

Fakat unutmamalı ki hem nimetlerle hem de musibetlerle imtihan olmaktayız.Çok dua da ederiz fakat istediğimiz olmayabilir.

Konuya şöyle bakılmalıdır: Allah her duayı duyar ve cevap verir. Biz anlayamasak da bu böyledir. Allah dilerse istediğimizi ya hemen verir, ya belli bir süre sonra ya da uzun bir süre sonra verir.

Ya da bu dünyada hiç vermez, öbür aleme bırakır. Bu hakkımızda daha iyi olabilir. Ancak kulluk vazifesi olarak biz dua etmeye ölünceye kadar devam etmeliyiz.

Çünkü bize gelecek menfaate dua etmiyoruz, sadece Allah’a dua ediyoruz. Öte yandan, Allah hemen veya sonra verebilir fakat aynen de verebilir, istediğimizin dışında farklı bir nimet de gönderebilir…

Hangi halde olursak olalım, gelene şükür etmeli gelmediği zaman da sabretmeli, duaya devam etmelidir. Hele şikayet, asla edilmemelidir.

Kimi kime şikayet edeceğiz. Bizim ve bütün varlıkların sahibi O’dur. Mülk onundur, dilediği gibi tasarruf edebilir. Ve O asla zulüm yapmaz. Zulmü insanlar yapar.

Ayrıca “İstiyorum, Allah vermiyor” diye şikayet eden insan, önceden verdiklerinin borcunu nasıl ödeyecektir? Onca lütuflarının, işlerimizi kolaylaştırmasının şükrünü tam ifa edebildik mi acaba?..

Yenileri gelmedi diye feryat ediyoruz!..Görevlerimizi tam yapabildik mi?..Gereğini yapmalı hep ondan istemelidir. O hiç bir zaman kendisine saygılı olan, sözünde duran kulunu ortada bırakmamış, daima yardım etmiştir.

5-Her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık da vardır (94/5-6,65/7)

Her zorluk, hedef yolunda bir adım kolaylığıdır

Her başarısızlık, başarı yolunda atılmış bir adımdır derler. Edison bin ampul patlatmış, zorlukları aşmış, kolay elde edilen elektriğe ulaşmış derler (Ediso’nun da teşekkür ettiği M. ibn-i Arabi, Şecere-i Nûmâniye’sinde, ayetten yararlanarak (24/35), tellerden akımın geçmesini anlatmıştır).

Her başarısızlık, aranılan başarının o olmadığını öğretmesi açısından bir başarı sayılabilir. Bunun gibi her zorluk bir kolaylığa ulaşmak için değil midir? Ücret ve maaş almak için insanlar mesai yapar iş zorluklarına katlanırlar. Diploma almak için öğrenciler ne zorluklar çekerler…

Aslında her zorluk, bir kolaylık çekirdeğini içinde barındırır. Çünkü sonucu olumlu olacaktır. Oruç ciddi zorluk verebilir, saatler ce aç durmak gerekir. Fakat dünyada nefsi eğitir, kötülüklerden korur, ahirette de cehenneme kalkan olur.

Hastalık zordur, ama günahlara gitmeyi önler, olanları döker nimetlerin, sağlığın değerinin anlaşılmasını sağlar. Dünya topyekün zorluk olsaydı bile yine sonsuz cennete değerdi doğrusu!..

Zorluğun kolaylıkla ilgisi şöyle de düşünülebilir. Zorluğun içinde kolaylaştırıcı bir sırlı lezzet vardır. Lezzet hizmetin içinde, sa’yde şevk vardır denir.

Peygamberler herhalde bu konuda rakip tanımayan ilk örnekler olmalıdır. Hz.Nuh da bin yıllık ömrüyle tek örnek olabilir. Sürekli toplumlarıyla uğraşmışlardır. Firavun badiresinden sonra, Kırk yıl çölde, İsrail oğullarının üst üste şok edici tutumlarıyla uğraşan Hz.Musa da bir diğer örnektir. Zorluklarda ilk örnekler oldukları gibi Peygamberler, cennetin de zirve makamlarıyla ilkleridir.

Şehitler!..

Hayatları savaşla geçer sonra savaşta sona erer. Ama ölüm bilmezler, hemen cennet nimetleriyle buluşurlar.

Anneleri de unutmayalım…

Kur’an’ın dediği gibi zorluk üstün zorlukla karınlarında taşırlar, emzirirler, uykularını, rahatlarını evlatları için terk ederler, zorlukları şefkat lezzetiyle karşılarlar hep!..

Bir de Dine, imana, vatana millete, insanlığa hizmet lezzeti vardır. Bazen yemenizi içmenizi, uykunuzu terk edersiniz. Dinlenecek vakti bulmakta zorlanırsınız. Cömertliğiniz sınır tanımaz, lokmasız ve ayakkabısız kaldığınız olur.

Bir insanın iman kazanması, güneşin gördüğü bütün servetlerden daha değerlidir der, bütün maddî değerlerinizi bu yolda feda edersiniz.

Oradan oraya koşar yorulursunuz. Fakat yetişen ak yüzlü tertemiz vatan evlatlarını görünce, bütün zorluklara rağmen aldığınız manevî lezzeti, cennetlerden daha tatlı bulursunuz.

Her zorluğu kolaylaştıran çabadır, sistemli çalışmadır.

Ayete göre dünyada her insan, çalışmasının karşılığını mutlaka görür.

Zorluklarla mücadelesi oranında kolaylıklara ulaşır.

Allah dünyada Adaletiyle muamele eder. Dürüstçe ve ciddi çalışan, sistemli olan, sürekli araştıran her insana ve millete evrende koyduğu kanunlardan istifade hakkını verir.

Almanlar ve Japonlar savaş sonrası bütün zorluklara rağmen azimle ciddi ve sistemli çalıştıkları için bugün çoğu milletin önünde kolay ve rahat hayat standartlarını elde etmişlerdir.

Allah değer verdiği sıfatlara değer verene değer verir ve işini dünyada kolaylaştırır. İnandığı ve ibadet ettiği halde Müslüman bu sıfatlara sahip çıkmıyorsa, dünyada zorluklar içinde yaşamaya mahkum olur.

Maddi manevi hayatın bütün zorluklarıyla baş edecek moral kaynaklara sahip bulunmaktayız.

Yukarda kolay yolun yolcularına sunduğumuz üç prensibi uygulayarak ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında seviyeli eğitim yapan müesseselere sahip çıkabilir, bugünün zorluklarını yarının kolaylıklarına çevirebilecek dürüst, temiz, çalışkan ve başarılı güzel neslin hayırla yad edecekleri insanlardan olabiliriz.

Kolay gelsin!..

Rabbimiz kolay eylesin..

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s