felak

Şeytan ve vesvese konusu detay için şeytanvesvese


FELAK SÜRESİ (113) NEFİS HASTALIĞI VE ŞER KAYNAĞI (drmavi, 2005)

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79).

1-De ki ben, varlığa çıkmış her şeyin rabbine sığınırım
2-Yarattığı varlıkların şerrinden
3-Gece karanlığı basmış varlığın şerrinden
4-Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden
5-Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden

Nüzûl sebebi:

Yahudilerden bazıları, nazar değdirmek için Peygamberimize gelip “Elin yüzün ne güzel!” demeye başladılar sonra bu sûreler nazil oldu şeklinde görüş bildirenlerin yanında en çok kabul gören görüş, Lebid isimli Yahudinin Peygamberimize büyü yapmasıdır.

Peygamberimiz bir iki gün bunun sıkıntısını yaşamış, Cebrail gelerek büyünün bulunduğu kuyuyu bildirmişti. Kuyudan tarak, kıl, düğümlü ip, iğne batırılmış mum kukla bulunmuştu.

Felak ve Nas süreleri okundukça, düğümler çözülüp, iğneler çıkarıldıkça Peygamberimizde rahatlama oluyordu. (Buhari,Tıb,39; Tirmizi, Daavat,21; Ebu Davud,Edeb,98).

Peygamberliğin sihirden etkilenme ile ters düşeceğini savunanlar bu hadisin delil olamayacağını söyler.

Oysa Peygamberimiz, Kur’an gibi (15/9) Allah’ın koruması altındadır (5/67) ve Cibril gibi Vahiyde emîndir. Emin olana Emin olan elçi olur.

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

“O Kur’an’ı güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.” Şuara/193

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إ ِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

“O hevasından değil sadece kendisine vahyedileni konuşur.” Necm/3-4

Ve Peygamberimiz bir beşer olarak, diğer insanların maruz kaldığı hastalıklara da maruz kalmış, savaşta dişi kırılmış, Hayberde zehirlenmiş, bir iki olayda unuttuğu, görüşünün hilafına bazı ayetlerin geldiği de olmuştur.

Fakat Allah’ın gözetimi altında seçilmiş bir elçi olduğundan Allah onu bu hallerden biri içinde bırakmaz, mutlaka uyarır.

Nitekim bir namazda Cebrail gelip Peygamberimizin ayakkabısına biraz pislik bulaşmış olduğu uyarısında bulunmuş O da ayakkabıyı çıkarmıştı.  (Ebû Dâvud, Salât, 89-91)

Üstelik söz konusu sihir olayında Peygamberimizin aklı etkilenmemiş, sadece bedeninde sınırlı belirtisi görülmüştür denmektedir (Yazır,10/134).

Peygemberimize bu tarz durumları konduramama hassasiyeti anlaşılabilir bir durumdur. Ne var ki Eyüp Peygamberin uzun yıllar yaralar içinde hasta yatması da insanî bir durumdur.

Peygamberlerin psikolojik insânî durumları ve duyguları yaşadıkları da Kuranda yer yer dile getirilir.

Hz.Nuh’un uzun ömründeki tufan öncesi o feryatları,
Hz.Yakup’un evlat acısından telef olacaksın dedirten ağır hasret ve  hüznü,
Hz.Yusuf’un farklı mekanlarda imtihan ve çileleri; çocukken kardeşleri kuyuya atıyor kervan pazarda satıyor, gençken Züleyhanın kıskacında yıpranıyor, bugün sarayda yarın zindana atılıyor, yönetimde ülkeleri kapsayan kıtlık sorunuyla boğuşuyor, aileyi bir araya getirmeye çalışıyor.
Hz.Musa’nın maksadını aşan katl hadisesindeki hicranı,
Hz.Eyyübün hastalıkta, Hz.Yunus’un dalgalarda niyazları,
Hz.İsa anası Meryem’in babasız çocuğu karnında ve kucağında taşıma elemleri gibi.

Ayrıca Peygamberimizle ilgili dikkat çekici bir tanımlama ile “Neredeyse kendini bitirecek helak edeceksin! (Rasûlüm)” ayeti manidârdır. (Şuara/3)

Kur’an, Cin-şeytan yaklaşma yeminini ve Peygamberlere bile sinsi sokulma isteğini ama zarar veremeyeceğini de dile getirir.

Her Peygambere şüpheler uzatır. Allah onları uzaklaştırır Nebisini saf emîn güçlü halde tutar. Hac/52

Peygamberimiz Felak Nas ve İhlas surelerini, rahatsızlık duyduğunda ve her gece ayrıca yatarken okur, avuçlarına üfleyerek başını ve yüzünden başlayarak, vücudunu meshederdi ve bunu arka arkaya üç kez yapardı (Buhari,Megazi,8; Müslim,Selam,51).

DUAYI AVUÇLARA ÜFLEME VUCUDA SÜRME!

Damarda akan kanla birlikte akıp giden şerre şerîre, cin şeytana benzetebileceğiniz zehir çeşitlerini düşünün. Ya da oksijen gıda, hayır ve şifa getirecek yararlı ilaçları. Hatta enerji bedendeki madde ötesi ışın gücünü…

Abdestin kan dolaşımına kazandırdığını, ağız ve burnun sürüldüğü yere; secdeye vuran avuç içlerinin dezenfeksiyon becerisini de…

Hz.isa elini de atlamayın. Dokunuvermesiyle ne dertlere anında şifa ve mucizevî hayat veriyordu. (Mucize ve bilim konusu için bakınız mucizebilim)

Ne cerrahların maharetli uzman elleri de öyle değil mi esasen…
Görünen görünmeyen alemler paralel, iç içe yan yana bir perdelik mesafede anlayana!

Bu sebeple dua iki boyutlu. Kimbilir kaç boyutlu!

Tarlayı eker, ilacı alır, derse işe emek verirsin bir de ürün şifa ve başarı için dua edersin.
Evren yasaları dua ile değişir mi?
Bilim dua etmeye engel mi?
Sadece bilim ya da dua ile mutluluk ya da cennet kazanılır mı?
Bilimsel bir deneyde Kur’an ve ezan okunan bir bardak su ile okunmayan su atomlarındaki değişim farkından söz edilir.
“Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine yaptığı araştırmalarda Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir altıgen dizilime ulaştığını saptadı.” (Yazının tamamı için adres)
http://okyanusum.com/makale/su-mucizesi/

DUANIN ARGÜMANLARI ARAÇLARI ŞEKİLLERİ

Salt duygu, düşünce (Lisan-ı kalp)
Dil ile ifade (Lisan-ı kâl)
Okuma Üfleme
Yazı ile ifade (Kitabet)
Elleri açma (iki büklüm bitişik, normal açarak, göklere açarak adeta uçarak)
Elleri yüze bedene sürme dokundurma.
Bazen açlıktan hastalıktan sorunlardan bazen günahtan bazen insanlığın derdinden bazen zulümlerden kıvranma, hüzünlenme, bir kaç damla gözyaşı akıtma. Acı yudumlama sadâkatle sabretme. (Lisân-ı hâl)

Ne amaçlanıyorsa insan,  ona ulaşma elde etme yolunda yürüme, maddî manevî gerekli koşulları yerine getirme.

Hepsi farklı durum tutum ve dillerde dua…
Bu çeşitlilik, hem  insan ve toplum psikolojik yapısının farklılığını hem de Allah’a ulaşma yollarının çokluğunu ve çeşitliliğini gösterir.

Önemli olan içteki ihlaslı haldir. Allah’a samimi yöneliştir.
Meşhûr şifa isteme hadis duasıyla bağlayalım:

اَذْهِبِ الْبَأْسَ رَبَّ النَّاسِ اشْفِ وَاَنْتَ الشَّافِى لَا شِفَاءَ اِلَّا شِفَاؤُكَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا

“Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20; Müslim, Selâm, 46; Ebû Dâvud, Tıbb, 18, 19)

Peygamberimiz, muska, nazarlık ve okutup üfleterek vb yollarla şifa arama konusunda uyarıda bulunur, şirke yol açabilecek olumsuz yönlerini nazara vererek yasaklar.

Bunun yanında şifayı sadece Allah’tan bekleyerek dua ettiğini, dua tavsiyesinde bulunduğunu ve kendi avuçlarına ve bir kaç örnekle başkasına nefesle okuduğunu, okuyanlara ve yazılmasına ruhsat verdiğini biliyoruz. (Yazır,10/163), (İ.Canan, Hadis Ans.Sihir:c,7/180-198; Nazar:11/113-121).

İlk iki ayet, iki suredeki bütün mefhumları içermektedir (10/148). Son iki sure, (Felak Nâs) özellikle insanın Nefis-Ruh hastalıklarıyla doğrudan ilgilidir.

Felak, infilak ettirilmiş, çatlatıp yarılarak belirtilmiş demektir.

Bir çekirdeğin fıtratında çatlama özelliği vardır, onun infilak ve inkişaf ettirilmesi sonucu, tomurcuğu, yaprağı ve meyvasıyla ortaya çıkış yolunda oluşuna “Felak” denir (Yazır,10/143).

Buna göre Felakın Fâlikı Allah’dır. Şu ayet bu konuya açıklık getirmektedir:

“Daneyi ve çekirdeği yarıp çıkaran şüphesiz Allah’dır. O, ölüyü diriden çıkarır, diriden de ölüyü. İşte Allah budur! Nasıl oluyor da O’ndan yüz çeviriyorsunuz? Karanlığı yarıp sabahı çıkaran da O’dur…”(6/95).

1-VARLIĞIN HAYIR YÖNÜ-FITRATI: قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

Çekirdek gibi varlık alemine çıkarılan her varlığa, terbiye ederek, ona en elverişli durumu ve bütün varlıkla uyumu kazandırma demektir.

Bu, insan olunca, bu varlık durumundan ve varlıkla uyumundan farklı olarak varlık üstü konumundan ve ebedi misyonundan bahsetmek de yerinde olur.

Çekirdek kavramı, anlaşılacağı üzere, varlık adına çarpıcı bir örnek ve ölçü olmaktadır.
Varlık aleminde bulunan her varlığı bununla kıyaslayabiliriz.
Bir ölçü olarak Kur’an, ölüden dirinin diriden ölünün, karanlıktan da aydınlığın çıkarılmasını göstermektedir.

Biz çekirdeğin yerine insanı; daha bedeniyle ölü hale gelmemiş yaşayan insanı; insanın Ruhunu, Fıtratını, Sadrını, Nefsini, Benliğini, Enesini, Egosunu koyarsak, konuyu daha iyi kavrayabiliriz.

2-VARLIĞIN ŞER YÖNÜ-POTANSİYELİ:  مِن شَرِّ مَا خَلَقَ

“Yarattığı varlıkların şerrinden.”

İlk hılkatte SAF SIRF HAYIR ÜZERİNE hayır amaçlı yarattığı şeylerin o YALIN ORİJİNAL HALİNDEN değil ENANİYET ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAHİPLENMİŞ NEFSİ ADINA KULLANAN EGONUN VE ONUN ŞERLEŞTİRDİĞİ VARLIKLARIN ŞERRİNDEN.

(Nefis gibi Aklın ve bilimin şerleştirilmesi… İncelemeye değer bir konu başlığı değil mi?)

Nas suresinde “ŞER” kavramı, “VESVESE ŞERRİ” anlamında bir kez geçer. Felak suresinde ise “VARLIKLARIN ŞERRİ”, “KARANLIK ŞERRİ”, “BÜYÜ ŞERRİ” “HASET ŞERRİ” anlamlarında dört kez geçer.

Allah’ın yarattığı her şey aslen, bizâtihî, yaratılış amacı olarak hayırdır, güzeldir; tıpkı melek gibi. İçinizden hanginiz bu binada bu yuvada kötülük üretilsin diye ev yapar aile kurar?

Mesela en somut örnek; Siz asla “Şu melek kötü oldu şu melek şu kötülüğü yaptı” diyemezsiniz! İlk adı İblis olan şeytan için siz “Melekti isyan ettik kovuldu şeytan oldu” diyorsanız yanılıyorsunuz belki bilmiyorsunuz. İblis ilk cindi. Melek değildi, melekler içindeydi. İlk yaratılışı itibariyle masumdu. Masum melekler içindeydi. Masumiyetini koruyabilirdi sen ben gibi. Adem karşısına çıkınca o iradî tercihiyle ilk “HAYIR” halini reddetti ilk “ŞER” haline start verdi Allah da yol verdi tıpkı sen ben gibi. Dolayısıyla kötülüğü yapan şerri işleyen melek değil şeytana dönüşen cin iblisti. Kehf/50

(İblisin, meleklerden biri veya onların “hocası” veya “başkanı” olduğuna dair ortaya atılan görüşlerin kaynağı İslâm değil Hristiyanlıktır. Ancak melek kavramı Hristiyanlık’ta, Yahudilik’ten daha açık olsa da onda da net olarak ortaya konmuş değildir. Zira Hristiyanlığa göre iblis, meleklerin başkanı iken, emrinde bulunan meleklerle beraber Allah’a isyan etmiş ve hep birlikte kovulmuşlardır. Matta İncili’nde yer alan şu cümle de bunu doğrular niteliktedir:

“(Kıyamet günü Kral) o zaman solundakilere diyecek: Ey lanetliler, benim yanımdan iblis ile onun meleklerine hazırlanmış olan ebedî ateşe girin.” (Matta, 25:41)

https://sorularlaislamiyet.com/iblis-cinlerden-midir-cennetten-kovulan-bir-melek-mi-ve-nicin-kaybetmistir )

Acaba İblis, Meleklerin insanın geleceğine ait “ŞER” li kareleri gördükleri gibi,  Hz.Adem’in soyundan gelecek Enbiya kametleri ve Baş Kamet Nebiler Nebisini fark etmiş de, ayranı kabararak; secde emrine karşı “Adem’den ve soyundan gelecek seçilmiş olanlardan hayırlıyım” mı demek istemişti? Demiş de yeryüzünde Nebiler ve BAŞ NEBİ yerine kıyamete kadar BEN BAŞ ŞEYTAN ve avanem cinler insanlar hükümran olmalı diye mi hedeflemişti!

İBLİS “: Ben O’ndan HAYIRLIYIM” dedi (Araf/12). HAYIR kavramını ilk ŞER‘de kullanan oldu. İnsanın hayır üzerine yaratılan fıtratını şer yönünde değiştireceğine yemin etmiş, hayrı şer şerri hayır gösterme üzerine kendi şer kimliğini inşa etmişti.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

“Hani biz meleklere: Âdem’e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir!” Kehf/50

Her varlık ya bizzat kendisi hayırdır güzeldir ya da neticesi itibariyle hayırdır güzeldir; zahiren ve geçici olarak şer ve çirkin görünse de.
Ya bilfiil hayır üretir
Ya da hayrın üretilmesi için yeni alternatifler üretir.
Veya şerre önlemler üretir.

Rahman ve Rahim olarak kendini tanıtan, verdikleri ve verecekleriyle şefkatini gösteren Allah, insanlığa yönelik bir “ŞER PROJESİ” yaratacak ve piyasaya sürecek değildir. (O mitolojilerde “Pandora” larda oluyor. Bir de muharref Hristiyanlıktaki şeytan işbirlikçisi olarak yaftalanan ilk (Aslî) günahın anası diye lanetlenen kadın anlayışında. Bu yüzden Hıristiyanlıkta doğan her çocuğa anadan geçen bu günah lekesinin, kilisede vaftizle, günahla kirlendikçe de haftalık toptan günah çıkarmakla temizlenmesi gerekli görülür.)

Tıpkı “İblis’in şeytan ol şeytanlıklar yap” diye yaratılmadığı, Ademoğlunun “Katil ol kötülükler yap!” amaçlı var edilmediği gibi. Varlık alemi de şer olsun kötülük üretilsin çirkinlikler yaşatılsın diye yaratılmış değildir.

İnsanların ve cinlerin mahiyetlerine verilenler ve varlık aleminde bulunan her şey, hayır yolunda kullanılması amacıyla yaratılmıştır. Bunu okumayan kavramayan uygulamayan kötülüğe çevirenler sorumludur.

Atom da öyle genler de öyle, el göz dil cinsellik de…
Güneş de öyle yağmur da öyle, demir elektrik bütün teknolojik malzeme de…

Şerri tercih eden ins ve cinnin iradesi, hayra elverişli olan şeylerin şerre dönüşmesine, şer olarak yaratılmasına sebep olur.

Aslında hayra kullanmamak bile hayırlı olmayan bir yoldur.

Anlaşılıyor ki insan, iradesini şer yerine hayır üretme yolunda kullanabilmesi için, Allah’a sığınmaya ve yardımına daima muhtaçtır.

Çünkü ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkardığı gibi Allah, hayır zannedilenden şerri, şer zannedilenden de hayrı çıkarabilir.(2/216).

Hakkımızda en hayırlı olanı da sadece o bilir ona göre verir.

Bu anlamda biz, şeytanın, meleklerin içindeki melek gibi masum o ilk fıtrî iblis halinden değil; kibirle isyan etmiş şerleşmiş ikinci (Fıtrat) halindeki şerrinden Allaha sığınıyoruz. Tıpkı Peygamberimize “Senin doğru bir insan olduğuna şahidiz” şeklinde doğru söyleyip sonra “Ama niye size geldi de bize gelmedi şu Peygamberlik!” şeklinde çark eden kibir ve isyanla fıtrat bozan Ebu Cehil gibi. Ya da Nur akrabalığına rağmen nurlanma istidadını şerre tevcih edip İblisi takip ederek şerleşen ateşleşen Ebu Lehep gibi!

İnsan beyni ne kadar geniş derin zengin girift ve hâlâ çözülememiş görünüyorsa, pozitif-negatif duygu ve arzular kozmik odası olarak nefis ve yalaka palyaçosu bilinçaltı da o derece gizemli esrarlı durumdadır.

Akıl ve vicdan tanımaz haliyle, riskten uzak hayırlı faaliyetleri için onların, en doğru kılavuzlara ihtiyacı vardır. Nefis ve bilinçaltına kılavuzluk yapacak akıl kalp vicdan ve ruhun dahi münevver ve münevvir kılavuzlara ihtiyacı vardır.

ŞERLEŞEN NEFİS. ŞER HASTALIKLARI-NEFİS HASTALIKLARI

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79).

İnsanın sebep olduğu, iç ve dış dünyasına zarar verecek her şey şerdir.

İnsanın, dış dünyasından daha önemli konumda olan iç dünyasında şer hastalıkları tohumlarının çatlayıp çekirdek gibi gelişmesinde, kendi sûi-istimallerinin büyük rolü vardır ki “Nefis-ruh hastalıkları” kavramı bu noktada yerini bulmaktadır.

(Not: Aslında Ruh bizatihî ilâhî nefha, ilâhî emir diye tanımlanır. “Ruh hasta olmaz. Ruh  arzular ambarı ve hayatın adeta baş rol oyuncusu olan nefisten, onun güdümündeki duygu ve düşüncelerdeki şer sapmalarından ve şerre alet organların davranışlarından etkilenir ve rahatsız edici tepkiler verir. Bu yüzden ruhsal hastalık, ruhu rahatsız eden hastalık anlamında bu “Ruh hastası-hastalığı” kavramı yerleşmiştir.” şeklinde açıklık getirenler olmuştur.)

Ayet, kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!diyerek bu hakikata işaret etmektedir (4/79).

3-VARLIĞIN ŞER KARANLIĞINA BÜRÜNMESİ: وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

Gece karanlığının akıp basması gibi, şerden uzak varlık yavaş yavaş şerlerle karanlıklaşmaktadır. Çünkü devreye iman güneşinden yoksun insanın Nefsi girmektedir.

Nefsin yeme içme ve cinsellik yönüyle bedeni arzuları, Benlik-Ego, kibir, kıskançlık, kin, düşmanlık, inat, öfke, hırs gibi ruhanî duygu ve düşünceleri insan ruhunu yönetmeye başlamaktadır.

Karanlık kavramının da bizde çağrıştıracağı anlamlar vardır. Bu belirsizlik demektir.

Karanlıkta neyin nerden geleceği bilinmez. Bu açıdan insan son derece tedirgin olur.

Şeytan ve nefsin hangi yönden ne zaman nasıl bir düzen ve tuzakla karşımıza çıkacağı da bilinmez, bilinse de güçlü taarruz olduğu için savunma zayıfsa karanlığa çekilebiliriz.

Bu itibarla bilinmezliğe karşı hazırlıklı, taarruza karşı son derece güçlü olmak gereği ortaya çıkar.

Aydınlık olarak, nurdan bir parça gibi yaratılan varlık, maddeleşmeye yöneldikçe ve insan eli deymeye başlayınca, bu aydınlık vasfını yavaş yavaş kaybederek şer karanlığı içine gömülme istidadına sahip bulunmaktadır.

İnsan da tertemiz fıtratıyla doğduktan sonra, bu temiz niteliğini inkar ve günah lekeleriyle karartmakta, kirletmektedir.

Bu bozulmanın ve kirlenmenin önüne geçmek ve bundan korunmak için asıl yaratılışa, temiz fıtrata, hayır özüne dönmek, dönmek için de Rabbe sığınmak inâbe-iltica yollarına başvurmak gerekmektedir.

VARLIĞIN HAYIR VE ŞER HALLERİ – AŞAMALARI

İlk ayette, قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ Varlık şer vasfından uzak olarak, “HAYIR” ve güzellik üzere yaratıldığı için, Her varlığın (Enaniyetsiz Nefsaniyetsiz fıtri halindeki, hayır fıtratındaki o halin) “RABBİ sıfatı kullanılmaktadır.

İkinci ayette, مِن شَرِّ مَا خَلَقَ insan eli değmiş (Enaniyetinin nefsaniyetinin ve özgürlüğünün farkındalığı içindeki) varlıktan söz ediliyor ki, şerre dönüşme ihtimali sebebiyle “ŞER” rinden (Şer halinden) Rabbe sığınılmaktadır. (Enaniyet daha çok şeytanla özgünleşmiş bir duruş. Nefsaniyet ise daha çok ilk insan oğlu Kabil ile vücut giymiş duruş olmuş. İlk şer babası olarak,  şerrin varlığına adi sebep olan ve insanda da bulanan o ego ve nefis taşıyan şeytanı alacak olursak, ilk kez İblis eli değmiş ve şerleşmeye başlamış varlıktan söz edilebilir. Aynı şekilde ilk insan Hz.Adem ve Havva ile şerleşme istidadındaki yasağa yönelik ilk adımın, tövbe ve Hakk’a teveccühle nasıl hayır vechesine büründüğünü de değerlendirebiliriz. Beşer olarak ise şerri ilk yeşerten Kabil’dir. O hem kıskançlığının ve öfkesinin hem de cinsel duygularının kurbanı olmuştur.)

Üçüncü ayette ise, وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ Rab tarafından tertemiz, hayra açık haliyle EMANET edilen değerleri, (şeytanın ve izinden giden) insanın kötüye kullanmasıyla hem benlik hem de varlık, tamamen şerrin karanlık rengine büründüğü için Rabbe sığınılmaktadır.

İNSAN RUHUNUN BENLİĞİNİN ÜÇ HALİ:

Bu ilk üç ayetin insan ruhunun-benliğinin üç yapısal özelliğine işaret ettiğini söylemek de herhalde mümkündür.

1-Ruhun-benliğin saf-temiz-fıtrî hali.

Nefsin doğuşla gelen fıtrat ve tövbe ile arınmış temiz durumu. İlk hılkat masumiyeti. Saf berrak pınar gibi.

2-Ruhun-benliğin günahlarla kirlenmiş hali.

Nefsin kendine zulmetmiş-azmış günahlara dalmış durumu. İlk temiz fıtratın kirlenmiş hali. Kirlenmiş yosunlaşmış bulanık pınar suyu gibi.

3-Ruhun-benliğin inkar şirk ve nifakla kararmış-bozulmuş-mühürlenmiş hali.

Günahlarla azmış nefsin zulme yönelmiş, nifaka bulaşmış ya da inkar sonucu kalbin mühürlenmiş bozgunculuk hali. Hayır yerine şer kimliğini onaylamışlık kabullenmişlik hali. Kurumuş pınar kayalığı gibi.

Bu ilk üç ayet, özellikle üçüncüsü Nefis-ruh hastalıkları konusunda bize açılım sağlamaktadır.

Tefsirlerde, “Ğâsık” kelimesi ruha ve vicdana isabet eden manevî şer ve karanlık, gam, keder darlığı veren bir sıkıntı, kaygı ve musibet olarak da tanımlanır.

Vekab” kelimesi de bu duyguların yoğun hücumu anlamına gelir (Yazır,10/154).

Ruhumuz daraldığında canımız sıkıldığında zihnimiz efkarlandığında nedense insan, nefsini avutma amaçlı içini açacak neşe ve eğlence kaynaklarına başvurur. Nefsin hoşuna giden lezzetler zevkler, ilişkiler ve envai içecekler, sûrî olarak ruhtakı sıkıntıları unutturur görünür. Narkoz etkisiyle İnsanın varlığının farkındalığından geçici uzaklaşması uyuşması gibi.

Oysa aslında ruhun ve vicdanın derin çığlıkları feryatları, asıl dert ve sıkıntıları fıtratındaki ihtiyaçları ve manevi talepleri bastırılmaktadır. Ruh, nefsin sınır tanımaz acıyı miras bırakan zevk ve şer hastalık derecesindeki tutkularının paletleri altında ezilmekte inlemektedir, insan asıl hastalıklarının farkında değildir.

Yukardaki ilk üç ayet daha ziyade iç kaynaklara, gelen iki ayet de iki dış kaynağa işaret etmektedir denebilir.

4- İNSAN VARLIĞINA BÜYÜ:  وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ

Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden

UKAD-DÜĞÜMLERE ÜFLEYEREK BÜYÜLEYENLER

UĞRAŞLARIYLA NEFESLERİYLE, İNSANIN RUH AKIL KALP VE NEFİS YAPILARINDA HAYATLARINDA VE TOPLUMLARDA, ZORLUK SIKINTI VE ŞER DÜĞÜMÜ OLUŞTURANLAR.

Ayette geçen Ukad kelimesi, düğüm anlamına gelen ukde‘nin çoğuludur. Büyü amaçlı ip düğümlerine nefes üfleyenler için kullanıldığı gibi, kin ve öfke gibi anlamlar da içerir.
Aklı baştan alan kalbi bağlayan kadın güzelliği ve tavırları, Nikah ve alışverişte akd-akit anlamına geldiği gibi öz
ellikle inançta tövbede düğümlenmiş gibi azim ve niyette akd yapma, nefisleri kötülüğe kışkırtma gibi anlamlarda kullanılmaktadır. (Yazır Felak suresi)

Bu anlamda insanlarda öfke kin nefret oluşturma amaçlı söylem üretme ve kalplerdeki inancı akıllardaki düşünceleri düğümlenmiş çözülmez şekilde şerre düğümleme ve nefisleri kışkırtma hedefli her nefes tüketmelere ve çabalara da “UKDE” denebilmektedir.

Hamdi Yazır ilginç bir yorumla gelir: “Ukad” (düğümler), hissî, manevî, hakikat, mecâz birçok mânâlara ihtimali olmakla beraber, esas mânâsı “düğüm” demek olduğu için ip düğümünde zâhirdir. Fakat maksadın normal bir ip veya iplik düğümünü bağlamak veya çözmek için üflemek veya tükürmekten ibaret olmadığı da açıktır. Bu düğümlere üfleyenlerin üflemeleri ve şerleri ise bir taraftan kulların haklarını üzerlerine alan idarecilerin kötü idareleri, mevki hırsları, tahakküm ve düşmanlık duygularıyla o düğümleri sıkıştırmak yolundaki zulüm ve zorbalık hareketleri, bir taraftan da Allah’tan korkmaz azgın âsilerin halkı azdırma ve ifsat ile Hakk’a olan bağları, çözmek, fitne ve ihtilâl çıkarmak için sarfettikleri nefeslerle yaptıkları tahrikler, çevirdikleri entrikalar demek olup iki yönü içerir ki, bunların ikisi de Allah’a sığınılması lazım gelen en büyük şerlerdendir. Bununla birlikte bunlar da sihrin “Bir şeyi kendi yönünden çevirmek” demek olan genel mânâsında dahil olacağına göre birinci mânâda dahil demektir.” (Yazır/Felak suresi)

Nefes üfleyenlerin dişil-kadınlar, çoğul olarak belirtilmesi de duygu ve düşünceleri etkilemede doğal ve doğurgan bir yanlarının bulunduğuna ve kitleleri etkilemede gücünü kolayca ve tekrarla gösterebildiğine işaret eder (Yazır,10/157-8).

Kadın sesi haram sayılmaz. Ancak bir ayet bazen kadın (Nazarının-bakışının olduğu kadar) sesinin de, kaymış erkeklerin duygu dünyasında mevcelenmeler dalgalanmalar meydana getirebileceğine insanı büyüleyebileceğine dikkat çeker. Ahzab/32

Reklamlar, klipler, renkli dünyalar, magazin hayatlar, yaşanan özel tecrübeler hatırlanırsa konuyu anlamak zor değildir. Ve büyülemenin büyülenmenin, cinnet geçirmenin mecnuna dönüşmenin, belki bin çeşidi vardır.

Beden akıl sağlıklı görünür ama günahların büyüsüyle adeta cin çarpmışa dönmüş hipnoz yemiştir de farkında değildir insan!

Farkında olanlar da önlenemez tutkularına masum bir kılıf geçirerek aşk derler ballandırarak anlatırlar, kimileri yaşamaya geldik gençlikte olur ya da bir daha mı geleceğiz diye mazeret uydururlar, kimileri de tövbe her şeyi siler deyip kendilerince müteselli olur, kendilerini avuturlar.

5İNSAN VARLIĞINA HASET-NAZAR: وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden

“Hased galeyan edip de hasedlendiğine karşı kin ve öfke, düşmanlık kaydıyle kötü nefsini yönlendirdiği zaman ki, “göz değme” denilen durum ve âfet de çoğunlukla o anda olur. Onun için hased ile gözdeğmek birbirinden ayrılmaz gibi düşünülür. O sırada hased edenin nefsi öyle bir çirkin durum alır ki o his ile fırlattığı kötü bakışların kıvılcımları, hased edileni zayıf buluverdiği takdirde bazan onu yıldırım gibi çarpar.” 

“Haset, bir nimetin hak sahibinden yok olmasını temennidir. Çoğunlukla o nimetin kaybolmasına çalışmakla da beraber olur. Mümin gıbta eder, münâfık haset eder. Bir nimetin, bir faziletin, bir olgunluğun sahibinden yok olmasını arzu etmek, kendisine geçmesini, başkasında bulunmasını mutlaka çekememektir. Öyle ki, “Onunki onda dursun da sana da verelim.” deseler memnun olmaz, keşke onunki mutlaka gitse de kendisine hiçbir şey verilmese bile hoşlanır. Özellikle haset olunan nimet, şahsî faziletler ve kendine özgü olgunluklar kabilinden olursa, hased eden o zaman bütün bütün fazilet düşmanı kesilir ve onu kendine döndüremediği için hased ettiği kişiyi haksız yere mutlaka yok etmekle teselli bulmak ister. “Allah korusun.” (Yazır/Felak suresi)

NEFİS-RUH HASTALIKLARININ ÜÇ KAYNAĞI:

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79)

1-İç kaynak.

İnsanın ruhunu, benliğini zihin kalp vicdan ve nefsini inkar ve günah karanlığına açık hale getirmesi. Ruh vicdan kalp ve zihnin, gıdasız oksijensiz bırakılması.

2-Dış kaynak. Dil.

İnsanın ruhunu, benliğini ve nefsini, ağızlarıyla şer üretenlere açık hale getirmesi.

Kuran “Summün Bükmün Umyün” der: Sağır kör dilsiz. Bakara/18

Hakikatı ve hayrı duymayan duysa da görmeyen körden, konuşmayan dilsizden söz eder. (Güncel dilde buna üç maymunu oynamak deniyor. Bazen dilsiz şeytan)

Burada da ayrı bir göz ve dil felaketine dikkat çekiliyor.

3-Dış kaynak. Göz.

İnsanın ruhunu, benliğini ve nefsini, gözleriyle şer üretenlere açık hale getirmesi.

Ruh ve bedenin dışa açılan iki en önemli ve tam etkili iki organı olan göz-bakış ve dil-ses, söz, nefes hastalık üretme vasıtası olarak ele alınmaktadır.

Bütün günahların ve psikolojik nefis hastalıklarının oluşumlarının başlangıcında ve ilk basamaklarında bu hem dışa hem içe girizgahları yoğun olan iki kıvılcım ana organ, aktif olarak baş rolü oynamaktadır. (“Nazar-Bakış şeytanın zehirli oklarından bir oktur” şeklindeki Nebi sözünü hatırlayın ve inkar isyan küfür gıybet iftira istihza laf taşıma müstehcenlik nefret hakaret kalpleri katletme vb. yönleriyle cehennemin en güçlü aracının dil olduğunu düşünün. “Bir bakışta ya da bir sözde batma!” diye tenbih vardır.

Hayatımızın iki baş aktör organizatörüdür göz ve dil. Başat rol hep gözdedir. Hayat onun o da hayatın gözdesidir. Gözlerini yumar gününü sonlandırırsın açar yeni bir güne başlarsın. Her şeyi nazarınla anlamlandırırsın. Dil de onun ikizi, baş yaveri gibi her daim mihmandarı, tercümanı ilişkiler koçu…

Hayat adeta bu ikisine yörüngelidir. Diğer bütün uzuvlar da günlük eylemlerimizde hep bunlara endekslidir. Nice duygulara ve düşüncelere uçuran iki kanat gibidir göz ve dil. Ama kimi zaman hayırlı sahillerde huzur yaşatırlar bazen de şerli kayalıklara toslatırlar.

Siz bütün insanların dilsiz ve kör halleriyle el yordamıyla bir hayat sürdürebileceklerini düşünebiliyor musunuz? Sizce her şeyi olan insanın sadece gözü ve dili olmasaydı şu insanın ve evrenin bu haliyle yaratılmasının ne kadar manası değeri ve amacı olurdu?

(“Olmaz, olamaz! Meşhergâhtaki bunca sanat eserini görmeden görüp dil olup O Sani’i tesbîh etmeden, O güzele tercüman olmadan, bu gözleri O’nu müşahedeye hazırlamadan olmaz!” diyorsunuz!)

Bilim çevrelerinin öteden beri, sihir ve nazar konularına çok sıcak bakmadıkları bilinen bir gerçektir.

Engizisyonlarıyla cadı infazlarıyla,  Ortaçağ Avrupasının durumu ise içler acısıdır.

Halk içinde özellikle bilmeyenler arasında yaygın olduğu şeklinde, cin ve büyü konusunda ret, korku veya ön yargılar vardır.

Aslında konu ne önyargıyla bakılarak reddedilecek ne de sulandırılarak bir kötülük aracı olarak kullanılacak ve de evhamlara korkulara düşülecek bir konudur.

“Sus! Adını söyleme! Üç harfli de!”, ya da ” Böyle safsatalara inanma!” gibi yaklaşımlar duyarız.

Oysa Yaratan Allah toprak insana nasıl Adem demişse bir nevi ışın olan cine de İblis demiştir.

Kuranda da cin suresi, Peygamberimizin yanlarına gidip Kuran okuması dine daveti vardır.

Hz.Süleyman’ın hayvanlara insanlara ve cinlere hükmettiğini de Kur’an dile getirir.

Ayrıca günümüzün bilim düzeyi, insanın ruhsal yapısıyla beyin özelliklerini ve zihin etkinliklerini, ayrıntılarıyla anlamakta ve açıklamakta yeterli görünmemektedir.

Maddi varlıkları olmayan cinler ve yetenekleri konusunda da durum bundan farklı değildir. Aslında maddenin temeli olan atom da enerjiden (Kuvant) farklı bir şey değil!..

(Not: 2010’lu yıllarda bulunan Higgs bozonu” görülemeyen ışık ötesi varlık üzerinde araştırmalar konusunda önemli açılım sağladı. “Tanrısal parçacık” adı bile kondu. Arama motorundan bulup okuyunuz.

Ayrıca ayette geçen İblisin fıtrata müdahale andını ve kıyamete kadar ömürlü olması hasebiyle ön arka sağ sol her cephe yön tarz yöntem ve devre göre teknolojik her materyali gündemine alarak yaklaşabileceğini düşünün. Fıtratla oynama anlamında embriyonik kök hücre ve bu kök hücre ile robotik tasarımların biyolojik-teknolojik izdivacını değerlendirin. Şerre açık bir “DEMİR ADAM” lar “YAPAY ZEKALAR” ordusunu tasavvur edin.

Süleyman Peygamberin deniz diplerinden materyal toplatıp cinler ordusuna mucizevi yapılar inşa ettirmesiyle, Belkıs’ın tahtının nakli için, Cin gücün: “Sen yerinden kalkmadan onu getiririm” (Neml/39) demesine karşı, kitabi bilgiye bilimlere vakıf bilge kişinin de: “Ben gözünü açıp kapayıncaya kadar getiririm!” (Neml/40) demesini irdeleyin irtibatlandırın ve isterseniz adına “Işınlama!” deyin!.. Böyle bir sahne karşısında büyülenmiş gibi şaşkın izleyenleri hayal edin!… Tabi insanların elindeki cep telefonundaki oyun yazı ve görüntülere büyülenmiş gibi tutkuyla bağlı olmasını da göz ardı etmeyin.

Musa Asa’sı kimlerin elinde ise toprak altı zenginliği onların elinde olmaz mı? O asa ile denizleri yarıp yol yapmazlar mı? Davut gibi elleriyle her metale her biçimi vermezler mi? Süleyman rüzgarıyla göklere uçmazlar mı? Artık!.. Süleymanın orduları kimlerin elindeyse demeye gerek var mı? Not: Ekleme, Temmuz 2018)

Büyü ve nazar!.. Bu iki olgunun, Kur’an ve Hadisler açısından inkarı mümkün değildir.

Ayet ve hadisler, hem cinlerin varlığından ve sihir yaptıklarından hem de nazar-bakışla zarar dokundurma gerçeğinden söz etmektedir (2/102, 7/116, 20/66, 69/51).

Ancak bilinmeli ki büyü yapmak da yaptırmak da dinimizce kesinlikle haramdır. Büyük günahlar içinde görülmektedir.

Öte yandan insana hasetle ve düşmanca bakış, sû-i zan, kin besleme, sözle, kaş göz işaretiyle bile rahatsızlık verme hoş görülmemiştir.

Kültürümüzde iyi bakışla bile olsa hoşa giden güzellikler karşısında; özellikle bebekler için “Maşallah!” sözü önlem amaçlı güzel bir uygulamadır.

Maşallah: Bu Allah’ın dilemesiyle olmuş olandır ya da O’nun dilemesi ne ise o olur demektir. Bir varlık ve durumun geçmişini de geleceğini de (Kıdem-Bekâ) ezelî-ebedî Sahibine irtibatlandırmış bağlamış oluyoruz. Tabi ki tevekkülü gerçek anlamıyla ele alıyor, sebeplere tevessülün de fiili bir dilek ve dua olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

Bu, duygu yoğunluğuyla söylendiğinde o duygu, Maşallah sözüyle dile döküldüğü gibi, anında semaları aşarak Allah’a yükselen bir tayyib-temiz kelam olarak duaya dönüşüyor. (İbrahim/24, Fatır/10)

Kur’an, “NAZAR” değmesine karşı “MAŞALLAH” kelimesinin kullanılmasını şu ayette doğrudan hissettirir. (Maşallah kelimesi diğer 3 ayet: Enam/128, Araf/188, Ala/7)

Allah’tan bağlantısı koparıp “Ben sahip oldum!” nankörlüğü ve şirki içine düşerek başkalarının zenginliğine hasetle nazar eden ve “Maşallah!” demeyen, sonrasında da bütün servetini kaybeden bir şahsın durumunu ele alır.

وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا
فَعَسَى رَبِّي أَن يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِّنَ السَّمَاء فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا
أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا

“Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):”
“Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir.” 
“Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.” Kehf/39-41

Siz ÇİÇEKLERE şöyle BAKINIZ ve MAŞALLAH deyiniz: Maşallah! Mevla ne güzel dilemiş dilediği şeyler ne güzelmiş! Ne güzel CEMAL ile bakmış. Her bir çiçek O’ndan bir başka güzellik kapmış! Çocuklarımız hayat bahçemizin çiçekleri değil mi zaten!

Ayrıca Kur’an, “Yarın şunu yapacağım! derken “Allah dilerse!” anlamındaki “en yeşâ-allah!” kavramını kullanır. İktibasen “İnşallah” deriz. Bu “O’nu unutma, O’nunla bağlantıyı koparma, yardımı güç ve bereketi O’ndan iste ve bekle!” anlamına gelir. Kehf/24

İnsanları kötü nazarlı diye suçlamak doğru olmadığı gibi, bazı bakışlara karşı, endişe duyulan noktada, fark ettirmeden mesela bebeğin yönünü yüzünü çevirivermek örtüvermek de yanlış sayılmayabilir.

Siz isterseniz gönül çelen sîne delen bir fettân bakışla ruhumu yakmasın, edâsıyla büyülemesin diye bakışlarınızı çevirir gözlerinizi kaparsınız; aslında bir vacip sevabı kazanırsınız. Menfi yönden gelen sevabî bir avantajdır bu ki, sizi küle dönüşecek bir yangın kıvılcımından da büyülenmekten de muhafaza etmiş olacaktır. Hadisin ifadesiyle şeytan oklarını hayal dünyasına atar; şuh gözde kirpik ok olur ne yürekler dağlar.

Ayette Mümin erkekler ve kadınlar uyarılır. Zinaya yaklaşılmaması (İsra/32) adına gözlerin, kontrol altında tutulması ve haram ilişki yangınına sürükleyecek kıvılcım ve tetikleme olmaması konusunda hassasiyete çağırır. (Nur/30-31)

Hadiste de ok benzetmesi yapılır. “Harama bakmak, şeytanın oklarından zehirli bir oktur. Bu sebeple, Allah’tan korktuğu için harama bakmayı terk eden kimseye, mükâfat olarak Allah öyle bir iman verir ki,  onun tadını kalbinde hisseder.” (Hakim, Müstedrek, 4/314; Münzirî, et-Tergib ve’t-Terhîb, III, 63)

“Resülüllah (asv)’a ani bakıştan soruldu “Nazarını hemen çevir.” . (Müslim, Âdâb 45; Ebû Dâvud, Nikâh 44). Bir seferinde de “İlk bakışa ikinci bakışı ekleme. Çünkü birincisi (İradî olmadığından) senin lehinedir, (Seyyie sayılmaz ama) ikincisi ise senin lehine değildir.” (Ebu Davud, Nikah, 44). (Kuşkusuz sosyal münasebetlerde, hayatın değişik alanlarında sağlık alışveriş mesleki zorunluluk gibi durumlarda, karşı cinslerin birbiriyle konuşmalarında “İlk kelam dışında kafanı çevir bakma konuşma!” şeklinde yaklaşımlar bu uyarı kapsamında değerlendirilmez. Burada hissi yaklaşım anlamının kastedildiği açıktır. Kur’an buna “Kalbinde fesat-tama’-hissi meyil olanları etkileyen cazibeli konuşma!” ifadesiyle açıklık kazandırır. Ahzab/32)

Bir bakışla batar mı insan? Bir damla (içki) veya (sigara uyuşturucu) nefesle başlamaz mı batmaya insan! Bir iki dakikalık kimi kliplere videolara tıklama rekorları kırarak büyülenmiş gibi niye bakar durur gözlerini alamaz ki insan?

“Zinaya yaklaşmayın!” der ayet yapmayın değil! “Anne babaya öf demeyin!” der Kur’an; daha ağırlarını sıralayıp demeyin demez. Siz isterseniz orman yanmasın diye bir kibrit çöpüne bile önlem olarak izin verilmez der, “Bir bakış bir kıvılcım olur hem de nelere mâl olur” der konuyu kapatırsınız.

Şeytan cinlerin atası ilk cin varlık olduğundan cinlerin özellikleri konusuna girmiyoruz, ilgili sayfalara bakınız.

BAŞ ŞEYTANI TANIMAK BÜTÜN CİN TEŞKİLATINI VE YAKLAŞIM ŞEKİLLERİNİ DEŞİFRE ETMEK ÇÖZMEK DEMEKTİR.

Şu kadarını ayetlerin ışığında özetleyebiliriz:

Saklanan, görünmeyen anlamıyla cin, (cenne), gecenin karanlığı gibi görünmeden insanı sarabilir (6/76),

Özellikle aynı nefis niteliklerini taşıyan insanlarla aynı frekanslarda, farklı şekillerde birbirinden yararlanmak için dost olmak isteyebilir uygun ortam kollayabilirler (6/128)

Sıra dışı sözlerle, ortak özel simge ve işaretlerle ses ve sözlerle, bir birlerini anlayabilir iletişim kurarak eğlendirir memnun ederler (6/112),

Hatta cinlere ilah muamelesi yapanlar (6/160, 34/41), onlara biatla teslim olanlar, (72/6) şer işlerde onlardan oldukça yararlanırlar menfaatlenebilirler.

Kıyamete kadar izinli olan şeytana ve yüzleri aşan yıllarca ömürlü onun komutasındaki cinlere, ihlaslı kullar ve küfürle mühürlenmişler dışında (15/40, 22/52), her insana özellikle, Allah’ı anmaktan uzak kalmış ve nefis hastalıkları içinde bocalayanlara (26/221, 43/36) yaklaşmasına fırsat verilir (34/20).

Onların her insanda bulabilecekleri ve yararlanmaya çalışacakları uygun bir payları, bölgeleri ve nefis özellikleri mutlaka vardır (4/118).

Peygamberimiz onların ve bizim yaşam alanlarımız arasında sınır çizildiğinden ve izinsiz müdahale ve zarar verme olamayacağından söz eder.

Onların hem bizimle olan mesafeleri uzaktır hem müdahale etme güç ve kabiliyetleri kısıtlıdır hem de silah çeşitleri sınırlıdır.

Kötülüklerden uzak durumunuz bir de ibadet dua ve iyilikleriniz varsa endişeye hiç gerek yoktur.

Gerisini zorlarcasına eğlence için ya da kötülük için ya da hayra insanlara yararlı işler için uğraştığını söyleyenler bilsin düşünsünler artık!..

Adem ve Havvaya yaklaşılabildiği gibi,  Onlar bizim imtihanımızdır.

Onlar bizim terakkî zembereğimizdir, savunma mekanizmalarımızdır.

Hastalık ve felaketlerle arınıp derece kazandığımız gibi, sabır ve nefis cihadı argümanlarımızdır.

(İnsan da Cin de nefis tanımlı irade kusurludur. Ahsen-esfel anlamında kusurlu irade! Farkları görünen alemin malı olmaları ya da olmamaları ve bu halleriyle birbiriyle sınanmaları. İlk cin, Adem’i göre göre Rabbine baka baka karşı gelmiş, o sınavı verememiş. İlk insan, nefsinde ilk cin rüzgarını alsa etkisini görse de Rabbisine bakmış secdeye kapanmış. Ama evladı nefsinde kalmış ilk kanı döken olmuş.)

Evet ses söz bakış enerji hissiyat vesvese gibi farklı şekillerde, ruhu böyle telkine yatkın olanların bilinç altlarına sürekli mesajlar görüntüler, manalar yollanarak insanların ruhsal durumu yatkın olanların, kendi kendilerine iç konuşma yapmaları sağlanabilir, (6/121, 16/63, 17/53, 58/10), zihin karıştırılabilir, şaşkınlık (20/120, 6/71) ve unutkanlık (6/68, 12/42) vb. verilebilir.

Evham, kuruntu ve kaygılarla sıkıntılar yaşatılır (4/120, 38/41), duygu ve düşünceler tahrik edilerek (7/200), kışkırtılarak (23/97) bir taraftan beşeri arzular coşturulur (22/52) diğer taraftan düşmanlık duyguları harekete geçirilir, kardeşler bile düşmanlaştırılır (12/ 100) ve karı koca birbirlerinden uzaklaştırılır (2/102).

Tekrar edelim ruhsal durumu yatkın ve nefis boşlukları olanlar daha çok hedef olabilir. Bir de alanlarını ihlal edip zarar verenlerle eğlence için irtibat kurmaya çalışanlar!..

Şeytanın ana becerisi birebir elinden tutup zorla günah işletmek değil, nefis cevherindeki madenleri işletmek olduğuna göre, bir dua okudum ondan kurtuldum yanılgısına düşmemek gerekir. Namazda hatta Kabe yanında bile olsak!

Kendi yolundan yürüyen dizginli, onu takip edenlerle uğraşmasına gerek yoktur; belki onlara yeni şer projeleri üretip akıllarına düşürmekle yetinir. Ama en çok inançlı ibadete ve iyiliklere yönelmişlere yönelirler. hayırlı her hizmetin muzır manileri olmada üstlerine yoktur. Evimizi iş yerimizi hırsızlara karşı korumada önlemler aldığımız gibi kalp ve zihin evimize (Ok atmalarına engel olmak zordur) hakimiyet kurmalarına izin vermemek elimizdedir.

Ve bir tenbih: Cin alemi insan alemiyle alakadardır. (İblis, isyanı sonrası insanları kıyamete kadar dört bir taraflarından yaklaşarak saptıracağına ant içmişti). İnsanlar ne kadar nuranileşirse cinler de ona muhazi-paralel (Mebsûten mütenâsip) o oranda nuranileşir. İnsanlık aleminin azmışlığı cin aleminin de azgınlığının emaresi olur. Bu durumda bu iki suredeki istiazenin önemi iki alemdeki şer şerire karşı bir kez daha gündeme gelmiş olur. 

اعوذبالله مِن شَرِّمَا خَلَقَ واعوذبالله مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ (Felak-Nas)

Yarattıklarının şerrinden, insanların ve cinlerin şerrinden Allah’a sığınırım

Ayetlerin ifadesiyle cinlerin insan hayatında boy gösterdikleri tarihi zaman dilimleri olmuştur. Süleyman Peygamberle ilgili ayetlere bakabilirsiniz. Her çağ ve asır farklı mucizeleri görmüştür. Eski dönemlerdeki gibi cin şeytan büyü nazar gibi olguların günümüzde bollukta ve alenen bulunmadığını gözlemleyebiliyoruz. Siz bunu amudi gelişen bilimlere ve teknolojiye bağlayabilir, dijital alandan robot ve yapay zekalara kadar önü açık gelişmeleri vurgulayabilirsiniz.

Bu acaba cin ve şeytanların yerini aynı misyonu üstlenen insanların  ürettiği büyüleyici teknolojik ürünlerin ortalığı sardığı anlamına gelmiş olmuyor mu diye de düşünebilirsiniz.

Şeytan kadar, en kısa zamanda milyonları büyüleyebilen sahhâr; katil ve katliamcı teknolojiye “En sevdiğim!” diye tepki veren ikinci bir mahluk var mıdır acaba?

Kim bilir belki Baş Şeytan ve avanesi cinler, arka plana çekilmiş kendileri hesabına şer ve fesat üreten, meleklerin dertlendiği o, insanoğlunun kan akıtan hallerini keyifle izlemekteler ne dersiniz? Sanal alemin bu çılgın global etkin sihri büyüsü ve bu işe teşne kitleler varken, cinleri şeytanları konu etmeye gerek var mı ne düşünürsünüz?

Adeta şeytan vesvesesi, vücut bulmuş bedenleşmiş gibi büyülü teknolojik ürünlere dönüşmüş sanki yerini onlara bırakmış.

Bu sonuca nasıl ulaşabilirsiniz? Oturup şeytan veya teşkilatından biriyle konuşup istihbarat toplamanıza gerek yok! Müslüman dünyayı ve insanlık alemini izlemeniz yeterli. Hani derler; dünyanın süper güçleri sinsi şeytani planlarla, çıkarları için her muhalif devletle uğraşırlar, özellikle Müslüman ülkeleri ve zenginliklerini kontrol altına almak için, silah temin ederek bu coğrafyanın insanına kan döktürür birbirine kırdırırlar.

Birbirine paralel şer şerir, görünen görünmeyen varlıklar ins ve cin birbirine ayna oluyorlar. Görünen köy kılavuz istemez, şeytanı cinleri görmeye ne gerek var? Onun için demiş bir söz ustası: Şeytandan da (şeytan işlevli) dünya siyasetinden de Allah’a sığınırım.

BÜYÜ ANLAMI İLE ŞEYTANIN MİSYONU ÖRTÜŞMEKTEDİR.

Vicdani duyarlılığın, zihni müsbet fonksiyonların, nefsani muhasebenin ve iyiliğe yönelik davranışların olabildiğince engellenmesi, planlanan şer hedefe yönlendirilmesi…

Sihir bir şeyin aslını bozmak, akışını evirip çevirmek olumsuza yönlendirmek anlamına gelir.

Şeytanın esas misyonu da budur. İlk kez bizzat yaptığı gibi, insanın asli temiz fıtratını bozmak değiştirmek, kendisini kendi alevleriyle büyülediği gibi, insanın kendisini kendisiyle büyülemesini sağlamak.

Bu sebeple ilk taktikleri insanın kendisinde bulunan en hassas boşluklarından sızarak, saltanat, ebedî yaşam, melek gibi olma konuları olmuştu cennet ortamında.

İnsanı tanrı yerine koyanlar, her şeye mubah diyenler, makamlar servetler şöhretler ve cennet gibi peşin bir yaşam vadedenler, şeytan reislerini taklit edenlerdir. Kapılıp gidenler de büyülenenler.

Yani insanın temiz fıtratını bozarak, nefsani arzu ve isteklerle yönünü Hak’dan cehennem yoluna çevirmektir.

Şeytan, iyilik yollarının başını tutacağını, Allah’ın yarattığı saf hayır fıtrat şeklini bozup şer yönünde değiştireceğini ayette açıkça belirtmektedir (4/119).

Ve bunu yaparken her yönden her taktikle sokulacağı yemini de etmiştir.

İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık and içerim ki, ben de onları saptırmak için, senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın. (A’raf, 7/16-17)

Çünkü fıtratını orijinal ilk halini bozan değiştiren adeta kendi büyüsü ile büyülenen, isyan ile her insanı büyüleyeceğine ve aslını bozacağına da yemin eden ilk varlık şeytan olmuştur. Bir kızın güzelliği karşısında büyülenen ve kardeş katili haline gelen ilk beşer de Kabil olmuştu.

İÇ SESLERİMİZ İÇ GÖRÜNTÜLERİMİZ

“İçimden bir ses şöyle diyor” denir.
Ve “Hayalime gelen şu görüntüler!”
Kimler söylüyor gösteriyor…

Melek ve şeytan ses ve görüntü yayını yapıyorsa bunları hayal monitorunda izleyen insan, belleğe de kaydediyor bilinçaltında arşivliyor tekrarını izliyorsa, kendi bilinçaltı o insanı zaten yönetiyor demektir.

Nefes üflemek, içte bulunan yoğun duygu ve düşüncenin bir hedefe yönlendirilmesinde, taşınmasında ve etkili olmasında; rüzgar gibi, kablo gibi, radyo ve televizyon frekansları gibi, ruhsal bir iletişim ve ulaşım aracı olarak görülebilir.

Hz.Yakub’un kilometrelerce öteden Yusuf’un gömlek kokusunu hissettiğine, Süleyman Peygamberin Belkıs’ın tahtını cisim olarak naklettiğine, hayvanlarla ve cinlerle iletişim kurduğuna ve özellikle cinlere hükmederek onları yapım ve istihbârât işlerinde çalıştırdığına (34/12) ayetler işaret eder.

Kıyamete kadar şeytana ait, en ileri teknolojik araçların üstünde hız ve kapsamda bir iletişim ve ulaşım ağının bulunacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüzdeki gen haritasının çok ötesinde insan nefsinin kılcallarına kadar gözlem imkanı bulabilir o ve avânesi. İnsan hayatına kapsamlı şekilde doğrudan müdahale imkanları olmasa da her nefiste kendilerine belirli bir alandan payları olduğundan ve sinsice sokulma fırsatı kollayıp okladıklarından kuşku yoktur.

Şeytanın hem cinlerden hem de insanlardan oluşan bütün elemanları, kötülük postalamak isteyenlerin gönüllü ceoları ve baş kargo teşkilatı gibi çalışır.

Postalanan şey ister bir duygu ve düşünce olsun, isterse bir bakış, söz, subliminal göz veya nefes olsun fark etmez. Belirtilen adrese anında ulaştırırlar.

NAZAR KONUSU AZ FARKLIDIR.

Kimi insanlar, şeytanla bilerek veya bilmeyerek aynı frekansta buluşmadığı halde, ruhsal yapısı ve beyin özelliği olarak, bir kısım negatif enerji yayabilir ve istemeden özellikle çocuklara olumsuz etkide bulunabilir.

O bakan şahsın art niyeti olmayabilir; ne var ki gün boyu hangi duygularla beslenmiş bir kalp, düşüncelerle yapılanmış bir bilinç, hangi görüntülerle beslenmiş bir göz olduğu bilinmediğinden (Hele yaşam şekli biliniyorsa) yayacağı ruh ışınları “kem” negatif olabilir.

Bu sebeple anne elinden düşmeyen bebek, belki de ilk kez,  kulacığına ezan kamet okusun, isim fısıldasın diye ilim irfan kuran takva sahibi mürşid zatların, hocaların ellerine ve nefeslerine teslim edilmez mi zaten!

Böyle bir gerçeği bilim şu anda yeterince anlayamamış olabilir. Hatta psikoloji bile henüz o konu da yetersiz olabilir. Takıntılarından depresyondan kurtul, git gece hayatı yaşa takıl diyen psikologların olduğuna şahidiz.

Ne var ki teknolojik araçlarla subliminal mesaj çalışmaları da bilinen bir gerçektir.

Hastalığın atlatılmasında manevi hayatın güçlü olmasının faydasını kimse yadsımaz.

Siz isterseniz buna subliminal şeytan vesvesesi ve büyüsü de diyebilirsiniz.

Zira ikisi de sinsidirler, büyülemeyi isterler, münafıkça masum görüntü verir, kendilerini ve asıl amaçlarını gizlerler, şehveti ve çok tüketmeyi çok severler israfa bayılırlar. İkisi de ruh ve nefis dengesini bozma savaşı verirler. İnanç ibadet ve ahlaktan uzak ve boş kim yaşıyorsa bilsin ki iblisin hoş alanında yaşıyor demektir.

Fakat hipnoz ve hipnozla tedavi gerçeğini herkes kabul etmektedir. Çünkü bunun halk önünde uygulaması yapılmakta konuyla ilgili çalışmalar ve yayınlar uzmanlarınca takip edilebilmektedir. Bilim telepati konusuyla teknoloji akıllar üstü robot çalışmalarıyla da uğraşıyor ki “Yapay zeka” düşmeyen gündem!

Ayet, hasetçinin kötü nazarına işaret etmekte ve içteki olumsuz duygunun, dışa, söz ve nefes gibi göz ve bakış olarak da yansıyabileceğine dikkat çekmektedir.

Peygamberimiz: “Göz değmesi haktır…” buyurur (Buhari,Tıbb,36; Müslim,Selam,42).

SÖZ DEĞMESİ (Ekleme, Temmuz 2018)

Yukarıda göz değmesinden pratik bir tedbirden söz ettik. Söz değmesi olur mu? Bilirsiniz kılıçtan keskin denilen dil kontrolden çıkınca facialara bile yol açabilir. Gıybet, ifşa, laf taşıma, yalan, iftira, küfür hakaret vs… Bir de ne tatlı diller dökülür akıllar baştan alınır nice masumlar kandırılır.

Sözün göze benzeyen fonksiyonel bir yönü de vardır. Nazara karşı maşallah tepkisini verdiğimiz gibi, methedildiğimizde “Estağfirullah deriz” Çünkü medhiye bizi, (Ki mübâlagâsında zımnî örtülü bir yalan olabilir) olduğumuzun dışında gösterebilir ve bizi olmadığımız şekilde görünmeye zorlayabilir. Şımartabilir ucba kibre de düşürebilir egoyu şişirebilir.

Böyle durumda öksürür yüzünüzü çevirir kibarca konuyu değiştirirsiniz.

Estağfirullahta bile kimilerinde arıza çıkabilir. Sanki tebessümle içiniz de kabararak: “Evet öyleyim ama bak alçak gönüllülük yapıyorum” der gibi çifte risk alanına düşme ihtimali olabilir. Her istiğfara yeni bir istiğfar terettüp edeblir. İç ve dış Emmare böyle bir şey!

Espirili gününüzde iseniz, muhatabınız ve ortam da müsait ise: “Boynuma vurup kesmeyin beni benden etmeyin ne olur!” da diyebilirsiniz. Çevrenize latif bir ders de vermiş olursunuz.

Bunu Kainatın Efendisinden öğreniyoruz. Arkadaşına aşırı övgüde bulunan birine şahit olunca: “Yazık! Arkadaşının boynunu koparttın!” demişti. Siz isterseniz aklını başından almış bazı duygularını bozmuş ayağını kaydırmış oluyorsun anlamında yorum getirebilirsiniz.

Ya da yere bakarak bir avuç toprak alıyor gibi yaparsınız. Anlamını soracaklar kuşkusuz. Dersiniz ki: “Efendimiz böyle aşırı medih yapanların başına toprak saçın!” buyurdu. Ki bir gün üzerine toprak atacakları günü hatırlasın kaymasın, kendini hazırlasın.

Gözlerin nazarla büyülemesi gibi sözler de adeta büyülenmiş hale düşürebilir. O kadar ki konuşanı görmediğimiz halde: “Alo ben savcı polis, banka hesabınız risk altında teröre bulaşmış….” gibi bir kaç sözle şuur kaybına ve teshîre uğrayabilenleri yüklü miktarda parasını talimatla verenleri biliyoruz. Not: Ekleme, Temmuz 2018)

ŞEYTANA YÜKSELEN HABİS KELİMELER:

Güzel hayır dualarımızın Allah’a güzel amellerimizle yükselmesi gibi, kötü söz, ses ve nefeslerin kötü amellerle şeytana, şeytanın cin ve ins elemanlarına postalanmasını, havale edilmesini düşünemez miyiz? Şerirlerin istihbaratı da müzakereleri de şer olmaz mı?

Kur’an’daki Kelime kelimesini, konumuz açısından yorumlar ve yürekten kopan dille ifadelenen, söz, ses ve nefes olarak anlarsak karşımıza şu yelpaze açılır: Çoğunlukla Allah’ın sözü olarak anlam kazanır.

Şu iki ayet konumuza bir açı kazandırabilir.

1-”Tayyib-temiz ve Habîs-pis kelimeler:

Allah bir misal getirdi. Tayyib-güzel sözü kökü yerde sabit ve dalları gökte olan güzel ağaca benzetti Rabbinin izniyle her zaman da yemişini verir…

Kötü sözün misali gövdesi yerden koparılmış, ayakta durma imkanı olmayan bir ağaca benzer”. (14/24-26)

2-”Allah’a ancak tayyib-güzel kelimeler yükselir, onları da Allah’a ameli salih ulaştırır” (35/10).

Güzel kelimeler güzel hayırlı amellerle Allah’a yükseldiğine göre, kelimeler kötü olursa güzel ameller bunları yükseltmeyecektir.

Ya da güzel kelime de olsa, kötü amellerle yükselmeyecektir.

Bu, inanan insan için bir kayıp sayılabilir, büyük çapta bir manevi zarar getirmese de…

Fakat hem kelimelerin hem de amellerin kötü olması durumunda, o kelimelerin yükseleceği yüce bir makam bulunmadığı gibi, kötülerin onlara sahip çıkması emellerine alet edilmesi ihtimali yüksek demektir.

Kaldı ki şeytanlar, meleklerin kalemlerinden çıkan sözleri bile hırsızlamak için gök casusluğunu yaparlar.

Kötü göz, söz, ses ve nefeslere balıklamasına atladıklarında kuşku yoktur.

Ne ki insanı insana düşürür, Cin şeytan hemen başına üşüşür.

3-Ayetlerde sıkça “Rabbinin kelimesi” kavramı geçmektedir.

Demek ki, bazı kelimeler var ki onlar Allah’ın (rıza ve hoşnutluğu doğrultusunda yarattığı) kelimeleri olarak nitelendirilemez.

Bir ayette de şeytanların bir kısım kelimeleri söylediklerinden, okuduklarından ve insanlara bunları sihir olarak öğrettiklerinden bahseder (Bakara/102-103).

Demek ki temiz bir ses bir nazar ve nefes, ister bir kelime olsun ister bir duygu ve düşünce, ister dışarıdan gelsin isterse iç kaynaklı olsun; saniyede üç yüz bin kilometre mesafe kateden ışıktan hızlı hareket edip hem ruhun derinliklerinde hem de semaların ötelerinde yol alabilir, müsbet anlamda dalgalanmalar oluşumlar ve değişimler meydana getirebilir. Menfi olanlar ise ten kafesinde nefis bataklığında dolanıp debelenip durur. Bazen kendisini bazen beraberindekileri de vurur.

Felak süresinde anlaşılacağı gibi, insanın kendisine değişik şekillerde zarar verebilecek şeylerden Allah’a sığınması istenmektedir.

Bu zarar ister insanın iradesi dışında alemden, isterse iradesiyle nefsinden gelsin, isterse doğrudan şeytan cephelerinden veya dolaylı olarak sihir ve nazar yoluyla gelsin; hepsinde Allah’a sığınmak, Kur’an ve Peygamberimizin tavsiyeleri doğrultusunda boşluklarımızı kapatıp donanım sahibi olmak gerekir.

Felak suresinde “Şer” kavramı 4 kez, hayır üzere ama şerre de istidatlı varlık ve beşer olarak yaratılmışlar adına tekrarlanıyor ve bir kez ifade edilen “Rabb” e sığınma öğütleniyor.

Kaynağı ve yolu yöntemi ne olursa olsun kimden ne şekilde gelirse gelsin, her şerde daima Hakk’a açılan bir iltica kapısı bulunuyor. Şerre yönelmiyor, işlediysek şerde israrcı olmuyor, şer kamçı oluyor, Rabbe dehalet ediyoruz ve o şer, mebdeine aslına fıtratına rucu ediyor kimyası vechesi değişiyor; çünkü devreye istiâze ile O giriyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s