felak

Bismillâhirrahmânirrahîm

1,2,3,4,5.De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

FELAK SÜRESİ (113) NEFİS HASTALIĞI VE KAYNAĞI (drmavi, 2005)

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79).

1-De ki ben, varlığa çıkmış her şeyin rabbine sığınırım

2-Yarattığı varlıkların şerrinden

3-Gece karanlığı basmış varlığın şerrinden

4-Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden

5-Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden

Nüzûl sebebi:

Yahudilerden bazıları, nazar deyirmek için Peygamberimize gelip “Elin yüzün ne güzel!” demeye başladılar sonra bu sûreler nazil oldu şeklinde görüş bildirenlerin yanında en çok kabul gören görüş, Lebid isimli Yahudinin Peygamberimize büyü yapmasıdır.

Peygamberimiz bir iki gün bunun sıkıntısını yaşamış, Cebrail gelerek büyünün bulunduğu kuyuyu bildirmişti. Kuyudan tarak, kıl, düğümlü ip, iğne batırılmış mum kukla bulunmuştu.

Felak ve Nas süreleri okundukça, düğümler çözülüp, iğneler çıkarıldıkça Peygamberimizde rahatlama oluyordu. (Buhari,Tıb,39; Tirmizi, Daavat,21; Ebu Davud,Edeb,98).

Peygamberliğin sihirden etkilenme ile ters düşeceğini savunanlar bu hadisin delil olamayacağını söyler.

Oysa Peygamberimiz, Kur’an gibi (15/9) Allah’ın koruması altındadır (5/67) ve Cibril gibi Vahiyde emîndir.

Ve Peygamberimiz bir beşer olarak, diğer insanların maruz kaldığı hastalıklara da maruz kalmış, savaşta dişi kırılmış, Hayberde zehirlenmiş, bir iki olayda unuttuğu da olmuştur.

Fakat Allah’ın gözetimi altında seçilmiş bir elçi olduğundan Allah onu bu hallerden biri içinde bırakmaz, mutlaka uyarır.

Üstelik söz konusu sihir olayında Peygamberimizin aklı etkilenmemiş, sadece bedeninde sınırlı belirtisi görülmüştür denmektedir (Yazır,10/134).

Peygemberimize bu tarz durumları konduramama hassasiyeti anlaşılabilir bir durumdur. Ne var ki Eyüp Peygamberin uzun yıllar yaralar içinde hasta yatması da insanî bir durumdur.

Peygamberlerin psikolojik insânî durumları ve duyguları da Kuranda yer yer dile getirilir.

Hz.Yakup’un evlat acısından ağır hüznü, Hz.Nuh’un uzun ömründeki tufan öncesi o feryatları, İsa anası Meryem’in babasız çocuğu karnında ve kucağında taşıması gibi.

Ayrıca dikkat çekici bir tanımlama ile “Neredeyse kendini bitirecek helak edeceksin! (Rasûlüm)” ayeti manidârdır. (Şuara/3)

Kur’an, Cin-şeytan yaklaşma yeminini ve Peygamberlere bile sinsi sokulma isteğini ama zarar veremeyeceğini de dile getirir.

Her Peygambere şüpheler uzatır. Allah onları uzaklaştırır Nebisini saf emîn güçlü halde tutar. Hac/52

Peygamberimiz Felak Nas ve İhlas surelerini, rahatsızlık duyduğunda ve her gece ayrıca yatarken okur, ellerine üfleyerek başını ve yüzünden başlayarak, vücudunu meshederdi ve bunu arka arkaya üç kez yapardı (Buhari,Megazi,8; Müslim,Selam,51).

Duayı avuçlara üfleme vucuda sürme!

Damarda akan kanla birlikte akıp giden şerre şerîre, cin şeytana benzetebileceğiniz zehir çeşitlerini düşünün. Ya da oksijen gıda, hayır ve şifa getirecek yararlı ilaçları.

Abdestin kan dolaşımına kazandırdığını da.

Hz.isa elini de atlamayın. Dokunuvermesiyle ne dertlere anında mucizevî hayat veriyordu.

Ne cerrahların maharetli uzman elleri de öyle..

Görünen görünmeyen alemler paralel, iç içe yan yana bir perdelik mesafede anlayana!

Bu sebeple dua iki boyutlu. Kimbilir kaç boyutlu!

Tarlayı eker, ilacı alır, derse işe emek verirsin bir de ürün şifa ve başarı için dua edersin.

Evren yasaları dua ile değişir mi?

Bilim dua etmeye engel mi?

Sadece bilim ya da dua ile mutluluk ya da cennet kazanılır mı?

Duanın argümanları araçları şekilleri

Salt duygu, düşünce (Lisan-ı kalp)

Dil ile ifade (Lisan-ı kâl)

Okuma Üfleme

Yazı ile ifade (Kitabet)

Elleri açma (iki büklüm bitişik, normal açarak, göklere açarak adeta uçarak)

Elleri yüze bedene sürme dokundurma.

Bazen açlıktan hastalıktan sorunlardan bazen günahtan bazen insanlığın derdinden bazen zulümlerden kıvranma, hüzünlenme, bir kaç damla gözyaşı akıtma. Acı yudumlama sadâkatle sabretme. (Lisân-ı hâl)

Ne amaçlanıyorsa insan,  ona ulaşma elde etme yolunda yürüme, maddî manevî gerekli koşulları yerine getirme.

Hepsi farklı durum tutum ve dillerde dua…

Bu çeşitlilik, hem  insan ve toplum psikolojik yapısının farklılığını hem de Allah’a ulaşma yollarının çokluğunu ve çeşitliliğini gösterir.

Önemli olan içteki ihlaslı haldir. Allah’a samimi yöneliştir.

Meşhûr şifa isteme hadis duasıyla bağlayalım:

اَذْهِبِ الْبَأْسَ رَبَّ النَّاسِ اشْفِ وَاَنْتَ الشَّافِى لَا شِفَاءَ اِلَّا شِفَاؤُكَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا

“Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20; Müslim, Selâm, 46; Ebû Dâvud, Tıbb, 18, 19)

Peygamberimiz, muska, nazarlık ve okutup üfleterek şifa arama konusunda uyarıda bulunur, şirke yol açabilecek olumsuz yönlerini nazara vererek yasaklar.

Bunun yanında şifayı sadece Allah’tan bekleyerek dua ettiğini, dua tavsiyesinde bulunduğunu ve kendi avuçlarına ve bir kaç örnekle başkasına nefesle okuduğunu, okuyanlara ve yazılmasına ruhsat verdiğini biliyoruz. (Yazır,10/163), (İ.Canan, Hadis Ans.Sihir:c,7/180-198; Nazar:11/113-121).

İlk iki ayet, iki suredeki bütün mefhumları içermektedir (10/148). Son iki sure, (Felak Nâs) özellikle insanın Nefis-Ruh hastalıklarıyla doğrudan ilgilidir.

Felak“, infilak ettirilmiş, çatlatıp yarılarak belirtilmiş demektir.

Bir çekirdeğin fıtratında çatlama özelliği vardır, onun infilak ve inkişaf ettirilmesi sonucu, tomurcuğu, yaprağı ve meyvasıyla ortaya çıkış yolunda oluşuna “Felak” denir (Yazır,10/143).

Buna göre Felakın Fâlikı Allah’dır. Şu ayet bu konuya açıklık getirmektedir:

“Daneyi ve çekirdeği yarıp çıkaran şüphesiz Allah’dır. O, ölüyü diriden çıkarır, diriden de ölüyü. İşte Allah budur!..Nasıl oluyor da O’ndan yüz çeviriyorsunuz?..Karanlığı yarıp sabahı çıkaran da O’dur…”(6/95).

Rabbül-Felak:

Çekirdek gibi varlık alemine çıkarılan her varlığa, terbiye ederek, ona en elverişli durumu ve bütün varlıkla uyumu kazandırma demektir.

Bu, insan olunca, bu varlık durumundan ve varlıkla uyumundan farklı olarak varlık üstü konumundan ve ebedi misyonundan bahsetmek de yerinde olur.

Çekirdek kavramı, anlaşılacağı üzere, varlık adına çarpıcı bir örnek ve ölçü olmaktadır.

Varlık aleminde bulunan her varlığı bununla kıyaslayabiliriz.

Bir ölçü olarak Kur’an, ölüden dirinin diriden ölünün, karanlıktan da aydınlığın çıkarılmasını göstermektedir.

Biz çekirdeğin yerine insanı; daha bedeniyle ölü hale gelmemiş yaşayan insanı; insanın Ruhunu, Fıtratını, Sadrını, Nefsini, Benliğini, Enesini, Egosunu koyarsak, konuyu daha iyi kavrayabiliriz.

Varlığın şer yönü:

Yarattığı şeylerin şerrinden.

Allah’ın yarattığı her şey aslen, bizâtihî, yaratılış amacı olarak hayırdır, güzeldir.

Ya bizzat kendisi hayırdır ya da neticesi itibariyle hayırdır.

Ya bilfiil hayır üretir

Ya da hayrın üretilmesi için alternatif üretir.

Veya şerre önlemler üretir

İnsanların ve cinlerin mahiyetlerine verilenler ve varlık aleminde bulunan şeyler, hayır yolunda kullanılması amacıyla yaratılmıştır.

Atom da öyle genler de öyle, el göz dil cinsellik de…

Güneş de öyle yağmur da öyle, demir elektrik bütün teknolojik malzeme de…

İns ve cinnin iradesi, hayra elverişli olan şeylerin şerre dönüşmesine, şer olarak yaratılmasına sebep olur.

Aslında hayra kullanmamak bile hayırlı olmayan bir yoldur.

Anlaşılıyor ki insan, iradesini şer yerine hayır üretme yolunda kullanabilmesi için, Allah’a sığınmaya ve yardımına daima muhtaçtır.

Çünkü ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkardığı gibi Allah, hayır zannedilenden şerri, şer zannedilenden de hayrı çıkarabilir.(2/216).

Hakımız da en hayılı olanı da sadece o bilir ona göre verir.

Bu anlamda biz, şeytanın, ilk meleklerin içindeki melek gibi o fıtrî iblis halinden değil; kibirle isyan etmiş şerleşmiş ikinci (Fıtrat) halindeki şerrinden Allaha sığınıyoruz.

İnsan beyni ne kadar geniş derin zengin girift ve hâlâ çözülememiş görünüyorsa, pozitif-negatif duygu ve arzular kozmik odası olarak nefis de o derece gizemli esrarlı durumdadır.

Akıl ve vicdan tanımaz haliyle, riskten uzak hayırlı faaliyetleri için onun, en doğru kılavuza ihtiyacı vardır.

Şer ve Nefis hastalıkları:

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79).

İnsanın sebep olduğu, iç ve dış dünyasına zarar verecek her şey şerdir.

İnsanın, dış dünyasından daha önemli konumda olan iç dünyasında şer hastalıkları tohumlarının çatlayıp çekirdek gibi gelişmesinde, kendi sûi-istimallerinin büyük rolü vardır ki “Nefis-ruh hastalıkları” kavramı bu noktada yerini bulmaktadır.

Ayet, kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” diyerek bu hakikata işaret etmektedir (4/79).

Varlığın karanlıklaşması:

Gece karanlığının akıp basması gibi, şerden uzak varlık yavaş yavaş şerlerle karanlıklaşmaktadır. Çünkü devreye insanın Nefsi girmektedir.

Nefsin yeme içme ve cinsellik yönüyle bedeni arzuları, Benlik-Ego, kibir, kıskançlık, kin, düşmanlık, inat, öfke, hırs gibi ruhanî duygu ve düşünceleri insan ruhunu yönetmeye başlamaktadır.

Karanlık kavramının da bizde çağrıştıracağı anlamlar vardır. Bu belirsizlik demektir.

Karanlıkta neyin nerden geleceği bilinmez. Bu açıdan insan son derece tedirgin olur.

Şeytan ve nefsin hangi yönden ne zaman nasıl bir düzen ve tuzakla karşımıza çıkacağı da bilinmez, bilinse de güçlü taarruz olduğu için savunma zayıfsa karanlığa çekilebiliriz.

Bu itibarla bilinmezliğe karşı hazırlıklı, taarruza karşı son derece güçlü olmak gereği ortaya çıkar.

Aydınlık olarak, nurdan bir parça gibi yaratılan varlık, maddeleşmeye yöneldikçe ve insan eli deymeye başlayınca, bu aydınlık vasfını yavaş yavaş kaybederek şer karanlığı içine gömülme istidadına sahip bulunmaktadır.

İnsan da tertemiz fıtratıyla doğduktan sonra, bu temiz niteliğini inkar ve günah lekeleriyle karartmakta, kirletmektedir.

Bu bozulmanın ve kirlenmenin önüne geçmek ve bundan korunmak için asıl yaratılışa, temiz fıtrata, hayır özüne dönmek, dönmek için de Rabbe sığınmak gerekmektedir.

İlk ayette, Varlık şer vasfından uzak olarak, hayır ve güzellik üzere yaratıldığı için, Her varlığın Rabbi sıfatı kullanılmaktadır.

İkinci ayette, insan eli değmiş varlıktan söz ediliyor ki, şerre dönüşme ihtimali sebebiyle şerlerinden Rabbe sığınılmaktadır.

Üçüncü ayette ise, Rab tarafından tertemiz, hayra açık haliyle EMANET edilen değerlerin, insanın kötü kullanmasıyla hem benlik hem de varlık, şerrin karanlık rengine büründüğü için Rabbe sığınılmaktadır.

İnsan Ruhunun ve benliğinin üç hali:

Bu ilk üç ayetin insan ruhunun-benliğinin üç yapısal özelliğine işaret ettiğini söylemek de herhalde mümkündür.

1-Ruhun-benliğin saf-temiz-fıtrî hali.

Nefsin doğuşla gelen fıtrat ve tövbe ile arınmış temiz durumu.

2-Ruhun-benliğin günahlarla kirlenmiş hali.

Nefsin kendine zulmetmiş-azmış günahlara dalmış durumu.

3-Ruhun-benliğin inkar şirk ve nifakla kararmış-bozulmuş-mühürlenmiş hali.

İnkar sonucu kalbin mühürlenmiş, günahlarla azmış nefsin zulme yönelmiş bozgunculuk hali.

Üçüncü ayet, özellikle Nefis-ruh hastalıkların konusunda bize açılım sağlamaktadır.

Tefsirlerde, “Ğâsık” kelimesi ruha ve vicdana isabet eden manevî şer ve karanlık, gam, keder darlığı veren bir sıkıntı, kaygı ve musibet olarak da tanımlanır.

Vekab” kelimesi de bu duyguların hücumu anlamına gelir (Yazır,10/154).

Nefis-ruh hastalıklarının üç kaynağı:

Ayet: Kötülük adına size gelen şeyler “Nefsinizdendir!” (4/79).

1-İç kaynak.

İnsanın ruhunu, benliğini ve nefsini inkar ve günah karanlığına açık hale getirmesi.

2-Dış kaynak. Dil.

İnsanın ruhunu, benliğini ve nefsini, ağızlarıyla şer üretenlere açık hale getirmesi.

Kuran “Summün Bükmün Umyün” der: Sağır kör dilsiz. Bakara/18

Hakikatı ve hayrı duymayan duysa da görmeyen körden, konuşmayan dilsizden söz eder. (Güncel dilde buna üç maymunu oynamak deniyor. Bazen dilsiz şeytan)

Burada da ayrı bir göz ve dil felaketine dikkat çekiliyor.

3-Dış kaynak. Göz.

İnsanın ruhunu, benliğini ve nefsini, gözleriyle şer üretenlere açık hale getirmesi.

Yukardaki üç ayet daha ziyade iç kaynaklara, gelen iki ayet de iki dış kaynağa işaret etmektedir denebilir.

Ve ruh ve bedenin dışa açılan iki önemli ve tam etkili iki organı olan göz-bakış ve dil-ses, söz, nefes hastalık üretme vasıtası olarak ele alınmaktadır.

Bütün günahların ve psikolojik nefis hastalıklarının oluşumlarının başlangıcında ve ilk basamaklarında bu iki ana organ, aktif olarak baş rolü oynamaktadır.

Siz bütün insanların dilsiz ve kör halleriyle el yordamıyla bir hayat sürdürbileceklerini düşünebiliyor musunuz?

(Olmaz, olamaz! Meşhergâhtaki bunca sanat eserini görmeden görüp tesbîh etmeden O güzele tercüman olmadan olmaz!)

Duygu ve düşünceleri düğümleyenler, Nefes ve nazarla büyüleyenler:

Bilim çevrelerinin öteden beri, sihir ve nazar konularına çok sıcak bakmadıkları bilinen bir gerçektir.

Engizisyonlarıyla cadı infazlarıyla,  Ortaçağ Avrupasının durumu ise içler acısıdır.

Halk içinde özellikle bilmeyenler arasında yaygın olduğu şeklinde, cin ve büyü konusunda ret, korku veya önyargılar vardır.

Aslında konu ne önyargıyla bakılarak reddedilecek ne de sulandırılarak bir kötülük aracı olarak kullanılacak ve de evhamlara korkulara düşülecek bir konudur.

“Sus! Adını söyleme! Üç harfli de!”, ya da ” Böyle safsatalara inanma!” gibi yaklaşımlar duyarız.

Oysa Yaratan Allah toprak insana nasıl Adem demişse bir nevi ışın olan cine de İblis demiştir.

Kuranda da cin suresi, Peygamberimizin yanlarına gidip Kuran okuması dine daveti vardır.

Hz.Süleyman’ın hayvanlara insanlara ve cinlere hükmettiğini de Kur’an dile getirir.

Ayrıca günümüzün bilim düzeyi, insanın ruhsal yapısıyla beyin özelliklerini ve zihin etkinliklerini, ayrıntılarıyla anlamakta ve açıklamakta yeterli görünmemektedir.

Maddi varlıkları olmayan cinler ve yetenekleri konusunda da durum bundan farklı değildir. Aslında maddenin temeli olan atom da enerjiden (Kuvant) farklı bir şey değil!..

(Not: 2010’lu yıllarda bulunan “Higgs bozonu” görülemeyen ışık ötesi varlık üzerinde araştırmalar konusunda önemli açılım sağladı. “Tanrısal parçacık” adı bile kondu. Arama motorundan bulup okuyunuz)

Bu iki olgunun, Kur’an açısından inkarı mümkün değildir.

Ayet ve hadisler, hem cinlerin varlığından ve sihir yaptıklarından hem de nazar-bakışla zarar dokundurma gerçeğinden söz etmektedir (2/102, 7/116, 20/66, 69/51).

Ancak bilinmeli ki büyü yapmak da yaptırmak da dinimizce kesinlikle haramdır. Büyük günahlar içinde görülmektedir.

Öte yandan insana hasetle ve düşmanca bakış, sû-i zan, kin besleme, sözle, kaş göz işaretiyle bile rahatsızlık verme hoş görülmemiştir.

Kültürümüzde iyi bakışla bile olsa hoşa giden güzellikler karşısında; özellikle bebekler için “Maşallah!” sözü önlem amaçlı güzel bir uygulamadır.

İnsanları kötü nazarlı diye suçlamak doğru olmadığı gibi, bazı bakıslara karşı, endişe duyulan noktada, farkettirmeden bebeğin yönünü yüzünü çevirivermek örtüvermek de yanlış sayılmayabilir.

Şeytan cinlerin atası ilk cin varlık olduğundan cinlerin özellikleri konusuna girmiyoruz, ilgili sayfalara bakınız.

Baş şeytanı tanımak bütün cin teşkilatını ve yaklaşım şekillerini deşifre etmek çözmek demektir.

Şu kadarını ayetlerin ışında özetleyebiliriz:

Saklanan, görünmeyen anlamıyla cin, (cenne), gecenin karanlığı gibi görünmeden insanı sarabilir (6/76),

Özellikle aynı nefis niteliklerini taşıyan insanlarla, farklı şekillerde birbirinden yararlanmak için dost olmak isteyebilir uygun ortam kollayabilirler (6/128)

Sıra dışı sözlerle, ortak özel simge ve işaretlerle ses ve sözlerle, bir birlerini anlayabilir iletişim kurarak eğlendirir memnun ederler (6/112),

Hatta cinlere ilah muamelesi yapanlar (6/160, 34/41), onlara biatla teslim olanlar (72/6) şer işlerde onlardan oldukça yararlanırlar menfaatlenebilirler.

Kıyamete kadar izinli olan şeytana ve onun komutasındaki cinlere, ihlaslı kullar ve küfürle mühürlenmişler dışında (15/40, 22/52), her insana özellikle, Allah’ı anmaktan uzak kalmış ve nefis hastalıkları içinde bocalayanlara (26/221, 43/36) yaklaşmasına fırsat verilir (34/20).

Onların her insanda bulabilecekleri ve yararlanmaya çalışacakları uygun bir payları, bölgeleri ve nefis özellikleri mutlaka vardır (4/118).

Peygamberimiz onların ve bizim yaşam alanlarımız arasında sınır çizildiğinden ve izinsiz müdahale ve zarar verme olamayacağından söz eder.

Onların hem bizimle olan mesafeleri uzaktır hem müdahale etme güç ve kabiliyetleri kısıtlıdır hem de silah çeşitleri sınırlıdır.

Kötülüklerden uzak durumunuz bir de ibadet dua ve iyilikleriniz varsa endişeye hiç gerek yoktur.

Gerisini zorlarcasına eğlence için ya da kötülük için ya da hayra insanlara yararlı işler için, uğraştığını söyleyenler bilsin düşünsünler artık!..

Adem ve Havvaya yaklaşılabildiği gibi,  Onlar bizim imtihanımızdır.

Onlar bizim terakkî zembereğimizdir, savunma mekanizmalarımızdır.

Hastalık ve felaketlerle arınıp derece kacandığımız gibi sabır ve nefis cihadı argümanlarımızdır.

Evet ses söz bakış enerji hissiyat vesvese gibi farklı şekillerde, ruhu böyle telkine yatkın olanların bilinçaltlarına sürekli mesajlar görüntüler, manalar yollayarak insanların ruhsal durumu yatkın olanların, kendi kendilerine iç konuşma yapmaları sağlanabilir, (6/121, 16/63, 17/53, 58/10), zihin karıştırabilir, şaşkınlık (20/120, 6/71) ve unutkanlık (6/68, 12/42) vb. verilirler.

Evham, kuruntu ve kaygılarla sıkıntılar yaşatılır (4/120, 38/41), duygu ve düşünceler tahrik edilerek (7/200), kışkırtılarak (23/97) bir taraftan beşeri arzular coşturulur (22/52) diğer taraftan düşmanlık duyguları harekete geçirilir, kardeşler bile düşmanlaştırılır (12/ 100) ve karı koca birbirlerinden uzaklaştırılır (2/102).

Tekrar edelim ruhsal durumu yatkın ve nefis boşlukları olanlar daha çok hedef olabilir.

Sihir anlamı ile şeytanın misyonu örtüşmektedir.

Sihir bir şeyin aslını bozmak, akışını evirip çevirmek olumsuza yönlendirmek anlamına gelir.

Şeytanın esas misyonu da budur. İnsanı büyülemek.

Bu sebeple ilk taktikleri saltanat, ebedî yaşam, melek gibi olma konuları olmuştu cennet ortamında.

İnsana her şey mubah diyenler, cennet gibi peşin bir yaşam vadedenler şeytan reislerini taklit edenlerdir. Kapılıp gidenler de büyülenenler.

Yani insanın temiz fıtratını bozarak, nefsani arzu ve isteklerle yönünü Hak’dan cehennem yoluna çevirmektir.

Şeytan, Allah’ın yarattığı saf hayır fıtrat şeklini bozup şer yönünde değiştireceğini ayette açıkça belirtmektedir (4/119).

Çünkü fıtratını orijinal ilk halini bozan değiştiren adeta kendi büyüsü ile büyülenen, isyan ile her insanı büyüleyeceğine ve aslını bozacağına da yemin eden ilk varlık şeytan olmuştur.

Ayette geçen “Ukad” kelimesi, düğüm anlamına gelen ukde”nin çoğuludur. Ayrıca kin ve öfke anlamını da içerir.

Nefes üfleyenlerin dişil-kadınlar olarak belirtilmesi de duygu ve düşünceleri etkilemede doğal bir yanlarının bulunduğunu gösterir (Yazır,10/157-8).

Kadın sesi haram sayılmaz. Ancak bir ayet bazen kadın sesinin, kaymış erkeklerin duygu dünyasında dalgalanmalar meydana getirebileceğine insanı büyüleyebileceğine dikkat çeker. Ahzab/32

Reklamlar klipler özel tecrübeler hatırlanırsa konuyu anlamak zor değildir. Ve büyülemenin belki bin çeşidi vardır.

Beden akıl sağlıklı görünür ama günahların büyüsüyle adeta cin çarpmışa dönmüş hipnoz yemiştir farkında değildir insan!

İç seslerimiz iç görüntülerimiz

“İçimden bir ses şöyle diyor” denir.

Ve “Hayalime gelen şu görüntüler!”

Kimler söylüyor gösteriyor…

Melek ve şeytan ses ve görüntü yayını yapıyorsa bunları hayal monitorunda izleyen insan, belleğe de kaydediyor bilinçaltında arşivliyor tekrarını izliyorsa, kendi bilinçaltı o insanı zaten yönetiyor demektir.

Nefes üflemek, içte bulunan yoğun duygu ve düşüncenin bir hedefe yönlendirilmesinde, taşınmasında ve etkili olmasında; rüzgar gibi, kablo gibi, radyo ve televizyon frekansları gibi, ruhsal bir iletişim ve ulaşım aracı olarak görülebilir.

Hz.Yakub’un kilometrelerce öteden Yusuf’un gömlek kokusunu hissettiğine, Süleyman Peygamberin Belkıs’ın tahtını cisim olarak naklettiğine, hayvanlarla ve cinlerle iletişim kurduğuna ve özellikle cinlere hükmederek onları yapım ve istihbârât işlerinde çalıştırdığına (34/12) işaret etmiştik.

Kıyamete kadar şeytana ait, en ileri teknolojik araçların üstünde bir iletişim ve ulaşım ağının bulunacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Şeytanın hem cinlerden hem de insanlardan oluşan bütün elemanları, kötülük postalamak isteyenlerin gönüllü ceoları ve baş kargo teşkilatı gibi çalışır.

Postalanan şey ister bir duygu ve düşünce olsun, isterse bir bakış, söz, subliminal göz veya nefes olsun fark etmez. Belirtilen adrese anında ulaştırırlar.

Nazar konusu az farklıdır.

Kimi insanlar, şeytanla bilerek veya bilmeyerek aynı frekansta buluşmadığı halde, ruhsal yapısı ve beyin özelliği olarak, bir kısım negatif enerji yayabilir ve istemeden özellikle çocuklara olumsuz etkide bulunabilir.

O bakan şahsın art niyeti olmayabilir ne varki gün boyu hangi duygularla beslenmiş bir kalp, düşüncelerle yapılanmış bir bilinç, hangi görüntülerle beslenmiş bir göz olduğu bilinmediğinden (Hele yaşam şekli biliniyorsa) yayacağı ruh ışınları “kem” negatif olabilir.

Bu sebeple anne elinden düşmeyen bebek, belki de ilk kez,  kulacığına ezan kamet okusun, isim fısıldasın diye ilim irfan kuran takva sahibi mürşid zatların hocaların ellerine nefeslerine teslim edilmez mi zaten!

Böyle bir gerçeği nbilim şu anda yeterince anlayamamış olabilir. Hatta psikoloji bile. Takıntilarından kurtul git gece hayatı yaşa diyenleri gördük!

Ne var ki teknolojik araçlarla subliminal mesaj çalışmaları da bilinen bir gerçektir. Hastalığın atlatılmasında manevi hayatın güçlü olmasının faydasını kimse yadsımaz.

Siz isterseniz buna subliminal şeytan vesvesesi ve büyüsü de diyebilirsiniz.

Zira ikisi de sinsidirler, büyülemeyi isterler, münafıkça masum görüntü verir kendilerini ve asıl amaçlarını gizlerler, şehveti ve çok tüketmeyi çok severler israfa bayılırlar. İkisi de ruh ve nefis dengesini bozma savaşı verirler.

Fakat hipnoz ve hipnozla tedavi gerçeğini herkes kabul etmektedir. Çünkü bunun halk önünde uygulaması yapılmakta konuyla ilgili çalışmalar ve yayınlar uzmanlarınca takip edilebilmektedir.

Ayet, hasetçinin kötü nazarına işaret etmekte ve içteki olumsuz duygunun, dışa, söz ve nefes gibi göz ve bakış olarak da yansıyabileceğine dikkat çekmektedir.

Peygamberimiz: “Göz değmesi haktır…”buyurur (Buhari,Tıbb,36; Müslim,Selam,42).

Şeytana yükselen habis kelimeler:

Güzel hayır dualarımızın Allah’a güzel amellerimizle yükselmesi gibi, kötü söz, ses ve nefeslerin kötü amellerle şeytana, şeytanın cin ve ins elemanlarına postalanmasını, havale edilmesini düşünemez miyiz?

Kur’an’daki “Kelime” kelimesini, konumuz açısından yorumlar ve yürekten kopan dille ifadelenen, söz, ses ve nefes olarak anlarsak karşımıza şu yelpaze açılır: Çoğunlukla Allah’ın sözü olarak anlam kazanır.

Şu iki ayet konumuza bir açı kazandırabilir.

1-”Tayyib-temiz ve Habîs-pis kelimeler:

Allah bir misal getirdi. Tayyib-güzel sözü kökü yerde sabit ve dalları gökte olan güzel ağaca benzetti Rabbinin izniyle her zaman da yemişini verir…

Kötü sözün misali gövdesi yerden koparılmış, ayakta durma imkanı olmayan bir ağaca benzer”. (14/24-26)

2-”Allah’a ancak tayyib-güzel kelimeler yükselir, onları da Allah’a ameli salih ulaştırır” (35/10).

Güzel kelimeler güzel hayırlı amellerle Allah’a yükseldiğine göre, kelimeler kötü olursa güzel ameller bunları yükseltmeyecektir.

Ya da güzel kelime de olsa, kötü amellerle yükselmeyecektir.

Bu, inanan insan için bir kayıp sayılabilir, büyük çapta bir manevi zarar getirmese de…

Fakat hem kelimelerin hem de amellerin kötü olması durumunda, o kelimelerin yükseleceği yüce bir makam bulunmadığı gibi, kötülerin onlara sahip çıkması emellerine alet edilmesi ihtimali yüksek demektir.

Kaldı ki şeytanlar, meleklerin kalemlerinden çıkan sözleri bile hırsızlamak için gök casusluğunu yaparlar.

Kötü göz, söz, ses ve nefeslere balıklamasına atladıklarında kuşku yoktur.

Ne ki insanı insana düşürür

Cin şeytan hemen başına üşüşür.

3-Ayetlerde sıkça “Rabbinin kelimesi” kavramı geçmektedir.

Demek ki, bazı kelimeler var ki onlar Allah’ın (rıza ve hoşnutluğu doğrultusunda yarattığı) kelimeleri olarak nitelendirilemez.

Bir ayette de şeytanların bir kısım kelimeleri söylediklerinden, okuduklarından ve insanlara bunları sihir olarak öğrettiklerinden bahseder (287/102).

Felak süresinde anlaşılacağı gibi, insanın kendisine değişik şekillerde zarar verebilecek şeylerden Allah’a sığınması istenmektedir.

Bu zarar ister insanın nefsinden gelsin, isterse doğrudan şeytandan gelsin veya dolaylı olarak sihir veya nazar yoluyla gelsin; hepsinde Allah’a sığınmak, Kur’an ve Peygamberimizin tavsiyeleri doğrultusunda boşluklarımızı kapatıp donanım sahibi olmak gerekir.

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s