msnmail

DİNİ SORULARINIZ İÇİN CEVAP LİNKLERİ
tr.fgulen.com
ahmetsahin.org
hayrettinkaraman.net
sorularlaislamiyet.com
hikmet.net
farukbeser.com
fikih.info
diyanet ilmihal fıkıh
diyanet toplum helal haram
diyanet güncel sorular cevaplar – alo fetva

Benzeri konular
>> muzakere.wordpress

>> dinpsikoloji.wordpress.com

 Kadere varlığa ve olaylara doğru bakış:

Tablo örneği: Köşesine değil bütün tabloya geniş perspektiften bakmalı

Saray kapıları: 99 kapı açık biri kapalı, girilemez denemez. Geniş açı bakmasını bilmeli!

Harita: Yukarıdan geniş açıdan çok yönlü bak ki gideceğin yere avantajlı olanla ulaşabilesin.

Film-Kitap: Birkaç karesine veya sayfasına bakarak bir filim ve kitap hakkında önyargıyla karar verilemez. Kader kitabını tamamen okuyup anla! Çünkü kaderin sana bakan yönü bir ise  başka insanlara ve Allaha bakan yönleri bindir. Sen bir sebebe bakarsın o bin sebebe.

Uçakta korsan var diye masumlar düşünülmeden düşürülür mü? Kadere de öyle bak!

Acıların amacı -Başına gelen acıda kendi iradenin payı var, çıkış yollarını bulmaya çalış!

-Acıya odaklanma, sıkıntının anlamını düşün, sahip olduğun nimetlere de bak

 -Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeri imtihandayız sabretmeliyiz de! 

-Esmaül Husna  beden elbisem üzerinde tasarruf ediyor de şeref duy hamd et!

- Her sıkıntının bir getirisi vardır. Açlıkla nimet, hastalıkla sağlık anlaşılır

-Hayatında hep nimet güzellik sağlık hakim, yokluk çirkinlik hastalık kısa ve geçici

-Her acı yüceltir günah döker sevap kazandırır ebedi cennete hazırlar

  -Allah hayır ve güzellik için yaratır. Allahın yaratması kötü değil, onu kötüye kullanmak kötü. Evini sel yatağına yap sel bastı de! Ders çalışma başarılı olamadım de!

*** Rahmet hep güzel yapmış güzellikleri göz önüne bırakmış
Baksana insan bedenine; beyninin içi dolaşım, hele boşaltım sisteminde olup bitenler gösterilmiyor
Baksana çiçeklerin görülesi güzelllikleri göz önünde, kökleri çöpleri toprağa saklanmış
Baksana karıncalar böcekler temizlik memuru gibi çirkinlikler nasıl temizliyor
Rahman’a yüzünü dönsen onca kirini günahını dert ve kederini hiç temizlemez mi?

*** Hikmet her güzelliği bir sebebe ve çabaya bağlamış
Hikmeti anlamayan insanoğlu her nimeti peşin peşin hemen elinde istiyor
Fani dünyayı baki cennet sanıyor
Nimetlere boğulunca vereni unutuyor acılara maruz kalınca feryat ve şikayet ediyor

İNSANIN BAŞINA GELENLER

Allah, insanları neden bir ve eşit yaratmamıştır? Neden insanların bir kısmı zenginken, diğer kısmı fakirdir? Ve yine, bir kısım insanların hiçbir fizyolojik problemi yokken, neden bir kısmı kör, topal ya da daha başka yönleriyle malûldür? Öte yandan, bazı insanlar musibet ve belâlara maruz kalırken, daha başkalarının rahat ve rehavet içinde ömür sürdükleri görülmektedir. Bütün bunlardaki hikmet ve sebep ne olabilir?

Günümüz insanının zihnini her devirden daha çok meşgul eden bu uzun soruya maddeler hâlinde, fakat kısaca cevap vermeye çalışalım:

1. İnsan, sevdiğini onu tanıdığı nispette sever

Evet insan, sevdiğini onu tanıdığı nispette sever; tanımadığının ise hep düşmanı olmuştur o. Esasen, itiraz işmam eden bütün soruların altında da böyle bir tanımamazlık yatmaktadır. Eğer insan, kendi Yaratıcı’sını tanıma mevzuunda herhangi bir şöhreti tanımaya duyduğu iştiyak kadar arzulu olsaydı.. Rabb’ini tanıtıp tarif eden muarrif üstadların tedrisinden nasiplenerek, kâinat kitabını Kitabullah’ın ölçü ve kıstaslarıyla tetkike tâbi tutabilseydi.. Allah Resûlü’nden sudûr ile hayata hayat olan hakikatleri bir nebze dinleyip, neticede vicdanında hâsıl olan nur hüzmelerinin maviliğiyle eşya ve hâdiselerin lâhut âlemine ait yönünü seyredebilseydi, zihnini kurcalayan birçok mesele ve istifhama daha işin başında çare bulmuş olacaktı. Gel gör ki, ilmin ve tefekkürün katledildiği bir devrede bunların hiçbirinin var olduğunu söylememiz mümkün değildir.

2. İnsan dahil bütün varlık ve bütün mükevvenat, Cenâb-ı Hakk’ın mülküdür

İnsanın kendini mâlik zannettiği ve bundan dolayı sahiplendiği nice şeyler vardır ki, az bir düşünce ile onların da hakikî sahip ve mâlikinin Allah olduğu idrak edilir ve mâlikiyet davasından vazgeçilir.

Evet, ağzımıza götürdüğümüz tek lokmanın dahi mâliki biz olamayız. Zira o tek lokmanın hazırlanıp soframıza gelmesi için koca kâinatın vücudu gerekmektedir. Demek oluyor ki, bize o tek lokmayı bahşeden, ancak bütün kâinatı yaratmaya muktedir olan Zât olabilir. Mademki her şeyin sahibi O’dur, öyleyse sahip olduğu mülkte tasarruf etme hakkına da yalnız O sahiptir. Zira, mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir ve mülkünde yalnız mülk sahibi tasarrufta bulunabilir…

Beşerin zulmüne ve cür’etinin derecesine bakın ki, terzinin, model olarak kullandığı insan üzerinde elbiseyi biçip kesmesine ve uzatıp kısaltmasına hakkı olduğunu kabul eder de, aynı hakkı Cenâb-ı Hakk’a çok görür!..

3. Allah’ın sonsuz isimleri vardır

Her isim, kendi tecellîsine mâkes olacak aynaların vücudunu gerektirir. Meselâ, Rezzak ismi, rızka muhtaç olanların varlığını iktiza ettiği gibi, Şâfî ismi de hastalıkların ve o hastalıklara giriftar olanların mevcudiyetlerini ve var olmalarını ister. Bu tecellî keyfiyetini biz, bize bakan yönüyle tevil ederken, buna “İsimlerin imdada koşması.” deriz. Allah (celle celâluhu), Mucîb ismiyle darda kalanların, Kâbız ismiyle gaflete dalanların, Bâsit ismiyle de sıkıntıda boğulanların imdadına koşar. Eğer bütün isimler teker teker ele alınıp, tecellî keyfiyetlerinin gerektirdiği âyinedarlık ve o âyinedarlıkla alâkalı hâl, durum ve zemin tetkik edilebilse, işte o zaman içtimaî hayatta farklılık gibi sanılan manzaraların hikmet yüzü görülmüş olacaktır.

Demek oluyor ki Cenâb-ı Hak, Kendini bize bu sonsuz isimleriyle tanıtmakta ve bizlere Celâlî ve Cemalî tecellîlerini göstermektedir. Bir gülün dikenine Celâlî isimleriyle tecellî edip bize Celâlini tattırdığı gibi, gülün nazik yapraklarına da Cemalî isimleriyle tecellî eder ve bize Cemalini tanıttırır. Nasıl ki bir ressam, tablosunda en az bahar mevsimi kadar kışa da yer verir ve bir güzellik buudu olarak kışın o beyaz örtüsü üzerinde de durur; aynı şekilde, bir orman manzarasında renkli çiçeklerin yanı sıra ağaçlardan birine de bir yılan konduruverir ve ırmakların, yeşilliklerin yanında kayaları da ihmal etmez.. öyle de, Cenâb-ı Hak, içtimâî tabloyu çeşitli isimlerinin tecellî kalemiyle çizmekte ve ona ayrı bir buud ve ayrı bir derinlik kazandırmaktadır. Zaten, bunu O’ndan daha güzel kim yapabilir ki..?

4. Kâinatta zıtlıklar hâkimdir

Biz, partiküllerden galaksilere kadar her şeyde artı ve eksi kutup zıtlığını görmekteyiz. Zaten, kâinattaki mükemmel vahdet ve şaşmaz nizam da bu zıtlıktan doğmaktadır. Bu fıtrat kanununa insan da uymalıdır ki, cemiyette vahdet korunmuş olsun. O hâlde insanlar, birbirine zıt durumları paylaşmalıdır. Bu da, bir kısmının zengin, diğer kısmının fakir; bir bölümünün tok, diğer bölümünün aç; bir grubun hasta ve sakat, diğer grubun ise sağlam ve sıhhatli olması gibi zıt durumların vücudunu gerektirir. Nasıl kâinatı tamamen aynı kutuplarda toplamak mümkün değilse, aynı şekilde insanları da aynı durum ve seviyede tutmak mümkün değildir. Dıştan yapılacak her müdahale, bu hâkim dengeyi ve vahdetin sağladığı âhengi bozar. Yılanları ve fareleri bile ortadan kaldırmak, tabiat kitabında çıkarılan bir cümleyle değişiklik yapıp mânâyı bozmak olacağından, nizama menfi tesir yapar. Herkesi fakir veya zengin yapmaya kalkışmakla, herkesi erkek veya kadın yapmaya çalışmak arasında neticeye tesir yönüyle pek fark yoktur. Ah zavallı gayret ve boşa giden onca emek!..

5. Arzu edilen neticeye ulaşma yolunda her bir meslek için yapılan imtihan ve test sorularının şekil ve mahiyetlerinin yanı sıra sayıları, zorluk ve kolaylıkları da farklı farklıdır

Cehennem’den kurtulma ve Cennet’e nail olma, netice bakımından az bir mazhariyet midir ki, oraya girmek için belli bir imtihan ve derecesine göre hesaba çekilme mevzuubahis olmasın? Şu dünyada ölmeyecek kadar ve ancak yetecek ölçüde verilen bir maaş için gece gündüz çalışıp didinen, yorulup çile çeken insan, mahrumiyeti ölümden daha beter bir Cennet hayatına erme karşılığında, elbette en azından o maaşa hak kazanma uğrunda maruz kaldığı şeyler kadar olsun bazı mahrumiyetlere maruz kalacaktır. Bundan da anlaşılıyor ki, cemiyet hayatında gördüğümüz birbirine zıt durumlar, herkesin kendi imtihanını verme keyfiyetinin en normal bir tezahürüdür. İmtihan ise, herkesedir ve istisnası da yoktur.

6. Dünya mağrem, ahiret ise mağnemdir

Meşakkat buradadır, nimetlere konmaksa orada. Ahirette hizmet ve talim olmadığı için bütün sıkıntılar burada çekilecek, üç buudlu sabır ile imtihan burada verilecek, emniyet ve saadet orada elde edilecektir. Zira dünya ahiretin, ahiret de dünyanın rağmına işler. Ruh cesedin, ceset de ruhun rağmına gelişir. Dünyada heveslerine göre yaşamaya çalışanlar, ahirette hiç de hoşlarına gitmeyecek bir hayatla karşılaşırlar. Burada çekilen sıkıntılar ve katlanılan mahrumiyetler, orada kazanılacak ganimetlerin katlanarak verilmesine birer sebep teşkil edecektir. Bir kudsî hadiste bu husus şöyle dile getirilir:“İki emniyeti ve iki korkuyu bir arada vermem.”[1] Allah, sevdiği kullarının ahireti burada tüketmesine razı olmaz ve onlara böyle bir neticeyle karşılaşmayacakları bir yaşama şekli lütfeder.. hatta cebreder.. ve bu cebir, bir cebr-i lütfî olur.

7. Sıkıntı ve musibetler istisnaî olup, vasatî bir insan ömrüne kıyasla çok kısa bir zaman dilimini işgal eder

İnsan, yirmi dört saatlik ömrünü tetkik etse ve bu tetkikini geçirdiği bütün hayatının zaman dilimlerine tatbik etse, görecektir ki, ömrünün kıyas kabul etmeyecek oranda ekseriyeti rahat, rehavet, bolluk ve nimetler içinde geçmiştir.

Şimdi, bazı nimetlerin umumî oluşu sebebiyle üzerlerinde hiç düşünmediğimizi nazara alarak, şu soruları cevaplamaya çalışalım: “Güneş bizim kendi malımız mıdır? Durmadan verdiği ışığın karşısında bugüne kadar hiç sarfiyat faturası ödedik mi? Ya sıcaklık kaynağı olan ısısına ne demeli? Yağmura, buluta, rüzgâra ve toprağa bizi hiç de tanımadıkları hâlde yaptıkları yardım ve hizmetlerinden dolayı verdiğimiz ücretin faturası acaba kaç kuruştur? Senede kaç saniye hava kesintisine maruz kaldık? Hiç güneşin doğmadığı gün oldu mu? Ve yılın kaç gününü bir hastalığın ızdırabıyla geçirdik?”

Evet, sıhhatli ve neşeli geçirdiğimiz, nimetlerle burun buruna yaşadığımız günlerimizle, hasta ve mahrumiyetler içinde bulunduğumuz günlerimizin yüzde hesabıyla orantısını çıkarıp şöyle bir istatistik yaptığımızda göreceğiz ki, insanoğlunun şikâyet edip durduğu fakirlik, hastalık, sakatlık, belâ ve musibet dönemleri hayatında çok kısa bir süre işgal etmekte ve daima gelip geçici olmaktadır. Ayrıca bu süreler, ahiret hesabına çok şey getirip, dünya hesabına çok az şey götürmektedir. Kaldı ki, bu geçici ve kısa devreli hâllere sebebiyet vermesi bakımından, insanların fert, aile ve millet olarak çeşitli suiistimalleri, ihmal ve kötü alışkanlıkları da söz konusudur. Bunun ötesinde, musibet ve hastalıkların pek çok rahmet yönleri ve pek çok kazandırdıkları da vardır.

Dünya tarihinde, sulh ile geçen asırların yanında savaş yılları çok cüz’î kalır. Aynı şekilde, zelzele dakikaları toplansa, yüzyıllar içinde bir saati bile doldurmaz. Yay eğri bile olsa ok doğrudur ve atış isabetli olur.

Yakın mesafeden bakıldığında bir tabloda göze çarpan mânâsız ve çirkin denebilecek gölgeler ve karanlık renkler, o tablodaki güzelliklerle birlikte ve bir bütün olarak değerlendirildiğinde, onların fuzulî bir ayıp ve kusur değil, tam aksine mânâlı bir âhenk ve güzellik içinde vazife yapmakta oldukları takdir edilecektir. Elverir ki, göz ve kafa sağlam olsun ve bakış mesafesi iyi ayarlanabilsin!..

8. Adalet, bir denge mânâsını ifade eder

Hayvana yüklenen heybe dengede olduğunda veya terazinin iki kefesi aynı hizada bulunduğunda, lügat mânâsıyla adalet yerine gelmiş demektir.

Allah âdildir ve dengeyi de bu adalet üzerine oturtmuştur. Atomlardan galaksilere, nebatlardan hayvanlara ve ondan insanlara kadar her varlığa lüzumu derecesinde ve yaratılışlarına uygun cihazlar verilmiştir. Bu verilenlerin mukabilinde ise kimsenin bir şey ödediği yoktur. Eğer adalet, almanın karşılığında aynı oranda olmak şartıyla vermek ve dengeli, karşılıklı mukabelede bulunmak ise, buyurun, Allah’ın size verdiklerinin karşılığını verin!

Mülk bütünüyle Allah’a aittir. Bizim payımıza düşen bir şey mi var? Allah’ın meccanen verdiklerine karşı verecek neyimiz var ki? Allah, “Kulum, üzerinde bulunan ve hayatında istifade ettiğin her şeyden kendine ait olan kısmı bir tarafa, Bana ait olanı da bir tarafa ayır.” diyecek olsa, herhâlde insanın payına düşen sadece bir “sıfır” olacaktır. Hatta sıfır bile, sahiplik ifade eden “Benim” ifadesine muhatap olmayacaktır. Öyleyse Mülk Sahibi’nin, kendi mülkündeki tasarrufuna karışma hak ve salâhiyetimiz yoktur. Ayrıca, karşılıksız verilenin ölçüsü ne olursa olsun, insana düşen sadece verilen kısma teşekkür borcunu îfa etmekten ibarettir.

Bir misalle meseleyi tavzihte fayda var: Fakir, kimsesiz, atıyyenin en küçüğüne dahi muhtaç üç arkadaş farz edelim. Servet sahibi bir zat geldi ve bunların elinden tutarak, Selimiye’nin minareleri gibi üç ayrı yoldan her birini minareye çıkardı. Çıkış esnasında, her basamakta onlara çeşitli ihsanlarda bulundu. Çıktıkça artan bu ihsanlar, onlardan birincisi için birinci şerefede, ikincisi için ikinci şerefede bitti. Üçüncüsü ise, minarenin en üst şerefesine kadar çıkarıldı ve diğerlerine göre daha çok ihsanlara mazhar oldu. Şimdi bu üç kişiden birincisinin, ikinci ve üçüncü şahıslara bakarak şikâyette bulunmaya, ikincinin de üçüncüye bakıp, adaletsizlikten dem vurmaya hakkı olduğu söylenebilir mi? Hayır, hiçbirinin zerrece şikâyete hakkı yoktur. Hepsinin hakkı, kendilerini basamak basamak minarenin belli bir seviyesine kadar çıkaran zata şükranlarını sunmaktır.

İşte, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanlarını da aynı ölçü içinde değerlendirmek mümkündür. O, insanı yokluktan alıp varlık basamağına, oradan da insanlık seviyesine çıkarırken, bunu sadece lütuf ve ihsanıyla yapmıştır. İnsana düşen de, ihsanın her mertebesinde O’na karşı teşekkürde bulunmak ve her nimete mukabil sadece şükran hissiyle coşmaktır.

İnsan biraz daha düşününce, Cenâb-ı Hak’tan değil şikâyet etmek, O’ndan herhangi bir şey talep etmekten dahi hicap etmesi gerekir. Zira mazide verdiklerinin şükrünü eda edememiştir ki, istikbali adına O’ndan bir talep ve istekte bulunsun. İstiyorsak, bu sadece O’nun lütuf ve ihsanına olan inancımızdan ve istemeyi de bize Kendisi vermiş bulunmasındandır.

9. Maddî imkânlar yönüyle insanları aynı seviyeye getirmek mümkün olmadığı gibi, faydalı da değildir

Nice zenginler vardır ki, bir fakirin geçirdiği mutlu bir gün karşılığında bütün servetini vermeyi canına minnet bilir. Duyduğu huzursuzluk sebebiyle canına kıyan çok zengin vardır. Ancak bu, fakirlik her zaman huzur getirir mânâsına anlaşılmamalıdır. Öyle fakirler de vardır ki, her günü diken yutar gibi geçirirler. Bundan da anlaşılıyor ki, ne zenginlik saadetin biricik sebebidir, ne de fakirlik. Çünkü insan, yalnızca mideden ibaret bir mahlûk değildir. Onun midesinin yanında bir de ruhu, kalbi, duygusu, hisleri ve vicdanı vardır.. ve esasen, insanı insan yapıp diğer varlıklardan ayıran da bunlardır. Bunlar tatmin edilmedikçe bütün dünya tek bir insana verilse, yine o insan huzurdan nasipsizdir. İşte bütün mesele, fert ve toplumları huzur duyup, mutlulukla dolacakları bir zemine, bir ebedî meskene göre hazırlamaktır. Yoksa bu geçici dünyada ona ne verirseniz verin, onu mutlu edemezsiniz…

10. Eşitlik anlayışı

Zenginden alıp fakire vermek, esasen eşitlik getirmez; aksine kabiliyetlerin körelmesine, çalışma arzusunun sönmesine, üretimin düşmesine ve sevgi, saygı, itaat ve şefkat gibi güzel duyguların ölmesine yol açar. Neticede şahsın eline bir şey geçmeyecek veya geçen miktar da elinden alınacaksa, o zaman sermaye için kim çalışır ve kim ter döker? Bunun içindir ki, komünist blok, ferdî mülkiyeti tanımaya mecbur kalmış ve sistemlerinin temel taşını kendi elleriyle parçalamıştır. O hâlde, zenginin malını zorla elinden almak çare değildir. Belki çare, onun kalbini kazanıp vermeye hazırlamak ve böylece ona insanî bir duygu kazandırmaktır.

Ticaret ahlâkına riayet edip çalışan ve böylece meşrû yoldan servet sahibi olan bir insanın malını elinden alıp, kahvehane köşelerinde çene çalmakla vakit öldüren bir tembele vermek acaba adalet midir? Böyle bir davranış, cemiyetin bir kısmını mağdur ederken, diğer kısmını da sadece başkasının sırtından geçinen asalak bir zümre hâline getirmez mi? Böyle bir adalet teklif edenler, elinden malı zorla alınıp fakire verilen insanlarla, asalak hâline getirilmiş fakirler arasında meydana gelmesi muhakkak kin ve düşmanlığı acaba ne ile izale edecekler?

Ve işte İslâm, Allah korkusunun nezaretinde hem sermayeye, hem de emeğe gereken önemi vermiş ve serveti zenginlerin elinde dönüp dolaşan bir “devlet”[2] olmaktan çıkarıp, sadaka, zekât ve karz-ı hasen köprüsüyle fakir tabakayı besleyici musluklar ve oluklar tesis ederek, servetin akışını sağlamıştır. Ayrıca İslâm, bir yandan faiz, karaborsa ve spekülâtif kazanç gibi meşrû olmayan yollarla fakirin ezilmesinin önüne geçerken, diğer yandan “Çalıştırdığınız kişinin ücretini daha alnının teri kurumadan verin.”[3] diye fermanda bulunmuştur. Evet, İslâm bir taraftan bu tedbirleri alırken, diğer taraftan da hasır üzerinde yaşayarak hayatını sürdüren Nebi’sinin bu örnek davranışıyla fakirliğin ahiret için ne demek olduğu dersini vermiştir. Bu sayede yukarıdan şefkat ve merhamet, aşağıdan ise hürmet ve itaatin söz konusu olduğu bir cemiyet teşekkül etmiş ve bütün bir toplum huzura kavuşmuştur. İslâm tarihi, bu türlü duygu ve düşüncelerin ve akılları ve kalbleri teshîr eden ilâhî kaidelerin pratiğe dökülüşünün en güzel endam aynasıdır. İnanıyorum ki, onu bu perspektiften okuyup değerlendirme, günümüz insanına pek çok şey kazandıracak ve içtimaî tıkanmaları bertaraf etmenin en müessir yolunu bulmada onun elinden tutacaktır.

Zenginlik veya fakirlikten birini tercih, tamamen ferdin gönül dünyasıyla alâkalıdır. Gözünü yüce ufuklara ve yüce ideallere dikmiş, insanlığı insanlık semasına çıkarmak için çırpınan bir ferdi, ne kadar zorlasanız da ona göre zindan sayılan zenginliğin mahbesine sokamazsınız. Ferdî plânda bu böyle olmakla beraber, cemiyet plânında devletin güçlü olabilmesi için gerekli bütün şartların hazırlanması da, vazgeçilmez bir ehemmiyeti haizdir. İşte İslâm, bu muvazene ile insanlığı kucaklamış.. ve tabiî, getirdiği prensiplere riayet edildiği müddetçe de bu muvazene muhafaza edilmiştir.

Gönüller Sultanı’nın ölçüleri içinde, dünya ahiretin yanında bir gölge, bir ağaç-altı konaklaması, bir eğlence, bir oyun ve ebedî âleme kıyasla, Allah katında sinek kanadı kadar kıymet ve değeri olmayan köhne bir menzildir. Fakat aynı dünya, diğer bir değerlendirme ile, Cenâb-ı Hakk’ın adının bayraklaştırılacağı yüksek ufuklara yükselebilmenin en mühim vasıtasıdır. Bu vasıta iyi kullanılarak mü’minler, dünya devletleri arasında bir muvazene unsuru olacak ve her türlü diplomatik münasebetlerde parmağının işareti takip edilen bir millet hâline gelecektir.

Hz. Ömer, harbe iştirak edenlerin dışında, değişik yerlerde binlerce at besliyordu. Hz. Osman binlerce deveyi yüküyle beraber bağışlayacak kadar zengin ve cömertti. Zira her ikisini de birleştiren bir nokta vardı ki, o da şuydu: İkisi de sade bir hayat sürüyor, bir parça kuru ekmek yiyor, kum üzerinde yatıyor ve halkla oturup kalkıyorlardı. Zorlama ile elde edilecek neticeler değildi bunlar; bilakis İslâm’ın kazandırdığı ruhtu ki, onları ve onlar gibileri yetiştiriyor ve topluma hâdim kılıyordu.

Eğer insan unsuru, gerçekten en başta gelen bir mesele ise ve bunu bayraklaştırıp köhne fikirlerine payanda yapmak isteyenler de dedikleri ve söylediklerinde yalancı değillerse, o zaman gelin bu meseleye bir çare bulalım. Yani, on dört asır evvel bulunmuş çareyi yeniden gündeme getirelim. Zira insanı bir fazilet âbidesi hâline getirecek tek çare, o ilâhî reçeteyi aynen tatbik edip pratiğe dökmektir… Aksine başka çare aramak, sadece hastalığı müzminleştirecektir.

11. Hulâsa

Sorunun belâ ve musibetlerle alâkalı yönünü, yukarıda anlattıklarımıza ek bir fezleke ile tamamlamaya çalışalım:

Belâ, musibet, hastalık ve sakatlıklarda cüz’î bir kısım zararlar olsa bile, bunların netice itibarıyla fevkalâde yararlı oldukları söylenebilir. Zira, bazen terbiye gayesiyle çocuğumuzun kulağını çekiyor, vücudumuzu kurtarmak için kangren olmuş bir parmağı kesiyor ve icabında yılan zehirinden ilaç yapabiliyoruz ve bütün bunlara itiraz eden olmuyor. Çünkü, gelecek büyük fayda için az bir zararın işlenmesine cevaz verilmiş oluyor.

Devam edelim: Şahin, serçenin kabiliyetini geliştirir; hâlbuki zâhiren onu korkutup tedirgin etmektedir. Bazen yağmur, elektrik ve ateşten zarar görenler olabilir; fakat umumî menfaatin hatırına kimse çıkıp da ateşe, yağmura veya elektriğe lânet okumaz. Oruçta ilk bakışta beden için bir zahmet var olduğu kabul edilebilir. Ancak o, vücuda direnç ve zindelik kazandırır. Asker için de talim ve eğitimi aynı şekilde değerlendirmek mümkündür. Ya ruhumuz; o da hastalık ve musibetlerle saflaşıp berraklaşarak, neticede Cennet’e ehil hâle gelmesin mi? Böyle bir netice, hiç de küçümsenecek bir netice değildir.

Az alıp çok vermek, Allah’ın şanındandır. O, icabında gözümüzü, ayağımızı alır ama, karşılığında şehitlik verir.. malımızı alır, ahirette çok nimetlerle mükâfatlandırır; sabrettirir, karşılığında hadsiz sevaplar bahşeder.

Hastalıklara, belâ ve musibetlere sabır ve tahammül, ibadetin menfî kısmından sayılır. Evet, bunlarla da insan sevap kazanır; sonra bunlarda riya korkusu da olmaz. Çünkü hiç kimse, gösteriş için hasta olmaz.

Belâ ve musibetler, kişinin derecesini de artırır. Dağlarda yükseklere çıkıldıkça oksijen azlığından dolayı insanın göğsünde sıkışma olur; kar, fırtına ve boralar en fazla yüksek dağların zirvesinde bulunur… Bu yüzdendir ki, en şiddetli belâlara daha çok nebiler, veliler gibi kametleri bâlâ kimseler mâruz kalmış ve yüceliklere açık kimseler de bu yolla zirveleşmişlerdir.

Belâ ve musibetler, insanlara nimetlerin kadrini öğretir ve şükür yolunu açar. Açlık, ekmeği katmer eder; iftar vakti bir bardak su ne kadar tatlıdır. Hasta, sıhhatin kıymetini daha iyi idrak edip şükrettiği gibi, uzuvlarından biri eksik olan da, diğer uzuvlarının değerini anlamada başkalarından daha fazla mesafe kat’eder.

İnsan, nefis ve şeytan gibi hasımlarına karşı sürekli uyarılmaya ve dikkati çekilmeye muhtaçtır. İşte belâ ve musibetler, insan için bu vazifeyi görür, onu günahlara karşı ikaz eder ve korurlar. Başkasının tarlasına girmeye yeltenen koyuna şefkatli çobanın attığı ikaz taşları neyse, mü’min için belâ ve musibetler de odur. Cebi dolu ve sıhhatli insanın günaha girmesi daha kolaydır. Hâlbuki mahrumiyet ve hastalıklar, onu böyle bir düşüşe karşı muhafaza eder. Ayrıca, hasta bir musibetzedenin, aczini anlayıp gurur ve kibir hastalığından kurtulmasına sebep olabilen hastalık ve musibetler de, onun için tiryak ve ilaç hükmündedir. Hatta öyle günahlar vardır ki, onlara ancak musibetler kefaret olabilir. Evet, nice belâ ve musibetler vardır ki, rüzgârın ağaç yapraklarını döktüğü gibi günahları döker ve insanı tertemiz hâle getirir. Zaten, pâk olan Cennet’e de ancak böyle paklananlar girecektir.

Meseleyi biraz daha hususî veçhesiyle ele alacak olursak, bir fikrin temsilcilerinin yetişmesinde başa gelen belâ ve musibetlerin rolü çok büyük ve büyüklüğü nispetinde de mühimdir. Allah, yüce bir hakikati omuzlayacak hasbî ve diğergâm ruhlarla ham ve menfaatperestleri tefrik edip ayırmak hikmetine binaen çeşitli imtihanlarla Hakk’a adanmış ruhları sarsar, eler, elekten geçirir, ta ki saf ve temiz olanlar diğerlerinden ayrılsın. Ve daha yolun yarısında dökülecek zayıf karakterler, işin başında dökülsün ki, sağlam bir karakter gerektiren çok kritik anlarda millet bozgun yaşamasın!…

Belâ ve musibetler, bazen umumîleşir. Böyle gelen belâlar, masumları da aynı kervana katar. Zira imtihan sırrı, bunun böyle olmasını gerektirmektedir. Şu kadar var ki, masumlar ahirette niyetlerine göre haşrolurlar, diğerleri de kendi niyetlerine göre. Her şeye rağmen belâ ve musibet istenilmez, ancak geldiği zaman sabredilip sineye çekilir. “Lütfun da hoş, kahrın da hoş!” diyebilmek ise, ayrı bir merhale meselesidir.

İşlenen günah ve isyanlar, belâ ve musibetlere davetiye çıkarmak gibidir. Geçmişte birçok milletlerin mahvına sebep olan da, işte irtikâp ettikleri bu cürümleridir. Bu türlü belâ ve musibetlere karşı paratoner ve koruyucu durumunda olanlar ise, kendi günahları için ağladığı kadar başkalarının günahları için de gözyaşı dökebilen ve hakikî ruh inceliğine sahip gönül erleridir.

LİSE DERS NOTU

İNSANLARIN FARKLI YARATILMASI-ALLAH’IN RAHMETİ VE ADALETİ
(İnsanların, zengin-fakir, güzel-çirkin, mutlu mutsuz vb. farklı yaratılması, acılar çektirilmesi…)

1-Kur’an, Allah’ın adalet ve rahmet sahibi olduğunu söyler. Allah zulmetmez, insanlar hem kendilerine hem başkalarına zulmeder. Allah’ın rahmeti hep ön plandadır.Tevbe kapısı hep açıktır. Allah,her şeyi güzel ve güzel amaçlar için yaratmış, insanlar ise kötülük kapısını açmıştır. Tarih bu-nun örnekleriyle doludur.

2-Evren ve insan, Allah’ın Rahmetini gösteren iki kitaptır. Bu iki kitap, Kur’an’ı doğrular. Güneş, hava, su, toprak, bedenimiz; tüm yiyecek ve içecek ihtiyaçlarımızın bir Rahmet servisiyle zamanında hazırlanması, bir Şefkatli elin acizlere en iyi bakması, yavrulara süt tulumbacıkları asması bu ev rensel rahmetin birer göstergedir.

3-Adalet,hak edene hakkını vermektir. Bazen bu, ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarını vermek bazen de hak edene gereğince ceza,fazlasıyla ödül şeklinde tezahür eder ki bu noktada Rahmet söz konusu olur. Adalette alıp vermede denge aranır. Emeğe, yetki ve yeteneğe göre ücret verilir

4-Allah rahmetiyle karşılıksız ve peşin vermiştir. Doğada, vücudumuzda bize verilen nimetlerin hangisine bir karşılık, ücret ödedik? Allah’a karşı bizim hangi haklarımız vardı ve bunlar verilmedi de hak talebinde bulunuyor, şikayet ediyoruz? Allah, bize karşılıksız verdiği onca nimeti geri çekse elimizde koca bir hiç kalacaktır.

5-Allah’ın,Rahmetiyle geçmişte verdiklerini ödemek mümkün değildir.Cok borcumuz bulunan birinden yeni bir borç istemeye yüzümüz olmaz.
Bir lokmamız,ya da çocuğumuz için benim deriz.Oysa kaçta kaçına gerçekten sahibiz? Geçmiş nimet borcumuz öylesine kabarık ki, niye daha fazla şeyim yok diye şikayete yüzümüz yok! İnsan bir kainat zengini olarak doğmaktadır, her şeyi hazır olarak dünyaya aziz bir misafir gibi gelmektedir.

6-Allah’ın, Rahmetiyle gelecekte verecekleri nasıl ödenecektir? Kısacık bir ömürle sonsuz bir cennet hayatının kazanılması hangi adaletle a-çıklanabilir? Bu dünyada adaletsizlikten şikayetle daha fazlasını isteyenlere, adalet gereği,sana dünyadaki hayatına bedel, 80-90 yıllık cennet hayatı yeter dense, bu ilahi adalet olurdu ama Rahmet, daima insandan yanadır ve mahşerde sonsuz tecelli edecektir.

7-Hayatımızda nimetler, güzellikler, mutluluklar hep ön planda ve uzun sürelidir. Felaketler, hastalıklar, sıkıntılar, çoğunlukla geçici ve kısa sürelidir. Depremlerin, ağrıların,ekonomik sıkıntıların toplam süresi, hayatımızda az bir yeri kapsar .Etkisi derin olanların ise manevi getirisi fazladır.

8-Olumsuzlukların ortaya çıkmasında insan iradesinin payı büyüktür.Alkol, kurallara uymama trafik kazası yaptırır. Hijyene dikkat etmeyen, abur cubur yiyen hasta olabilir. Zevki yolunda yaşayan, öfkesinin mağlubu olan kimseler problem yaşayabilir. Çevreyi kirleten insan eli değil midir? Kötü olan, kötü yaratılması değil, kötüye kullanılmasıdır. Ateş, bıçak, üzüm, haşhaş vb. aslında güzeldirler, insanların ellerinde kötü amaçlarla kirlenirler ve kirletirler…Allah her şeyi yaratırken, olumlu sonuçlarını hesaba katarak yaratmıştır,insan olumsuz sonuçları seçerse sorumludur.

9-Dünya,sıkıntılarla sınandığımız bir imtihan yeridir.Kış görmeden bahara,karanlık olmadan ışığa,çilesiz başarıya ulaşılamaz; sancısız doğum sorunsuz evlilik, ağrısız hastalık olmaz. Sabır, Allah’ın bir ismidir dinin yarısıdır.
Sabır Dört konuda olur: Allah’ın emirlerine karşı sabır, yasaklarına karşı sabır, bela musibet ve felaketlere karşı sabır, başarı yolunda her işte ve hizmetlerde sabır…Dünya Ahiretin bir tarlasıdır; bu dört yönümüzle sonsuz cennetin tohumlarını ekmekteyiz.

10-Kötü görülen şeylerde, göremediğimiz farklı yönler, hatta güzellikler saklı olabilir. Çünkü her şeyin bize bakan yönü bir ise, Allah’a bakan yönleri yüzlercedir ve biz çoğu zaman sebeplerin görünen(zahiri) yönlerine bakıp hüküm vermekteyiz.

Şu noktalar da ayrıca göz önünde tutulmalıdır:
­Allah’ın isimleri farklı tecelli eder; Rezzak açlığı, Şafi hastalığı, Mümit ölümü gerekli kılar.
­Zıtlar bütünlük ve mükemmellik sağlar. Her şeye bir anlam yükler; gül dikenle, sağlık hastalıkla, nimetlerin tadı açlıkla, ücret emekle, başarı çileyle, mutluluk fedakarlıklarla anlamlıdır ve güzelleşir.
­Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeridir ve sıkıntı çekmeyen Peygamber ve büyük zat yok gibidir. Güzel bir niyetle her sıkıntı, insanı olgunlaştırır, manevi derecesini yüceltir. İnsanın gaflet perdesini yırtar, günahların dökülmesine, sevap kazanmasına sebep olur. Özürlüler de ibret dersi verirler, fazlasını ahırette alırlar.
­
24 altın örneği: Yoksul birine 24 külçe altın verilse, sonra birini geri ver dünyanın hazinelerini al dense, kabul etmemesi akılsızlık olur. Allah karşılıksız 24 saat vermiş, bir saatini ibadetle geri verme karşılığı cenneti va’d etmektedir.Ve sonsuz cemalini! O Cemal için dünya çekilir doğrusu!..
­
Üç şerefeli minare örneği: Üç yoksul,her basamakta hediyeler verilerek, ayrı şerefelerde bırakılıyor. Yukardakine bakarak fazla verildi diye şi kayet etmek nankörlük olur. Alttakine bakmalı! Yukarıdakine bakılacaksa bu, bela ve musibetler noktasında olmalı. Halimize şükredip çalışmalıdır.

.

.

27.03.2012 ŞEHİTLERE HÜRMET

HİÇ BİR ŞEHİT MEZARINDAN TOPRAK ALIP EVİNİZE GETİRDİĞİNİZ OLDU MU?

Neler hissettiniz?

Büyüklerimiz (Karıncaya basmaz Efendiler olarak tanınır) bir tarladan geçmek zorunda kalırlarsa ayakkabılarına çabut bağlarlarmış yanlarında hayvanı varsa ağzına torba geçirir ve tarladan çıkınca da ayakkabılarına bulaşan tozu toprağı iyice temizler, başkasının toprağından bir zerrecik bile kul hakkı olarak zimmetime geçmesin diye titizlenirlermiş…

Mezarlarda Kur’an okunmaz…. Okunur mu yoksa? Ölenin bedeni necis sayıldığı için, söz gelimi evde bir odada yanıbaşında Kur’an okunmaz, yan odaya geçilir. Mezarlar da bir çeşit cesetlerin kalıntılarını barındırdığı için Kur’an okumak ilke olarak Peygamberimizden geldiğinden değil sonraları, Ümmet-i Muhammed ölüleriyle bağlantısız kalmasın diye fatiha ihlas okumayı mahzursuz görmüşler. Sünnet olan ziyaret selam ve dua şeklinde özetlenir vazifemiz. Evlerde mabedlerde yolda vb. mekanlarda okunanlar ölmüşlerin ruhuna da bağışlanır. İlave olarak onlar adına hayır hasenat yapılır.

Bir diğer mesele, insan bedeni gömüldüğü yerde asli hücrelerini -bilemiyoruz ne çeşit temel varlık taşlarını barındırdıklarından ve dirilişin o temel yapı taşları üzerinde teessüs edeceği ileri sürüldüğünden dolayı kabirlerden toprak almak ayrı bir olumsuz davranış olabilir.

Bir diğer yorum da şu olabilir. Hepimiz evimizi bahçemizi koruruz, çiçeklerimize zarar veren hayvan ve haşerata hatta komşu çocuklarına bile duyarlı davranırız. Kabirler de bir çeşit iki dünya arası bir geçiş alanı ve ruhların dünyadan ukbaya ukbadan dünyaya bir irtibat ve iletişim alanı; adeta bir mahrem bölge gibi algılanmış olabilir. Bu sebeple evliyaullah ve şehitler mekanlarını korurlar, mezarlarına yapılan müdahaleleler karşısında, Allah’ın ilim irade ve müsadesiyle farklı boyutlarda tepki verebilir uyarı gönderebilirler.

Toprak Nebilerin bedeninin yemez. Şehitleri de öyle. Şehitler canlılıklarıyla çevrelerinde de bir menevi canlılık oluşturuyor olabilirler ve farkına varmadan bizler de onların manevi atmosferlerine işlediğimiz olumsuz davranışlarla rahatsızlık veriyor olabiliriz.

Peygamberimizin cenazelere olduğu kadar mezarlara saygı konusunda da uyarıları vardır. Söz gelimi üzerine basılmamasını emreder.

İnsanlar ziyarete gittikleri ülkelerden şehirlerden o yöreye özgü hediyelik eşyayı getirirler. Belki iyi niyetle Hac’dan gelirken taş toprak getiren de olabilmektedir.

Ne var ki bilindiği üzere kimi zaman bilinçsizce eşyaya maddeye hatta bazı büyük insanlara dahi kutsallık izafe edilebilmekte kimileri onlardan yardım ummakta farkında olmadan şirke düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilmektedir.

ŞEHİTLERİN MEZARINDAN BİR TUTAM TOPRAK ALIP YANINDA GETİRME OLAYINA GELİNCE…

Bu yazıyı yazmamızın temel sebebi de hani inanılmaz! denen ve 3-5 gün önce gerçekleşmiş bir olayın bize anlatılmasıdır.

Genç kızımız Çanakkaleye geziye gider, tarihine taşına toprağına tabi ki özellikle kutsalları uğruna seve seve kanlarını döken canlarını veren ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ’ne olan sevgisinin yönlendirmesiyle bir şehit kabri üzerinden elindeki maskotun içini dolduracak kadar toprak alır ve yola çıkarlar. Olayı bize anlatan aile büyüklerinden birisi, kızı daha yolda iken içinde değişik sıkıntılar yaşamaya başlar ve adeta uyarılar yapılıyor gibi nefsi kelamlar duymaya başlar. Kabir topraklarımızın nerelere atıldığını biliyor musunuz bize ait şeyi bizden niye alıyorsunuz bizi izac ediyorsunuz şeklinde içte dalgalanmlalar yaşanır ve o gece evde bir kısım şeylerin ortadan kaybolduğu da gözlenir.

Sonuçta o aile, o manevi alemlere olan saygılarının şehitlerimize olan hürmetlerinin gereği, çocuklarıyla birlikte sabah erkenden Çanakkale’ye giderler o bir avuç insan ayasını bile doldurmayan toprak parçacıklarını o mezarın üzerindeki alındığı minik boşluğa boşaltır düzeltirler ve ferahlamış ve o alemlerdekileri de ferahlatmış olarak şehirlerine dönerler.

Şehitlerini bir toprak taneciği kadar bile rencide etmeme konusunda hassas davranan içleri derin engin insanlar, mezarlardakileri ve tarihi hatıralarını unutup kutsallarını talan eden kalpleri mezarlaşmış ruhsuz kimi insanlar….

.
29.03.3012 Yukarıdaki olay sonrası bahsi geçen o duyarlı kızımız, kendisi gibi şehit mezarının toprağından alan bir arkadaşını, bunun mahzurlu olabileceği konusunda uyarır. Bu uyarıdan sonra o arkadaşı, sabah, gece rüyasında kemiklerin kafataslarının topraktan fışkırdığını gördüğünü kabus gibi bir gece geçirdiğini anlatır.
.

DÜNYA CEZA EVİ Mİ? 23.12.2011

Sayın hocam

Az önce düşünüyordum da,birden içsel olarak şu geldi aklıma,bu dünya bir nevi cezaevi gb…..sınırları belli olan ve onun dışına çıkılamayan….cezaevleri de sonuçta öyle değil mi? Sanki YARADAN bizi buraya gerçek insan olmaya yollamış buraya….

———————————————-
Ceza evlerinin belli fonksiyonu var malum. Suç işleyenlerin cezalandırılması, adalet duygusunun yaşatılması kamu vicdanının tatmin olması, kişisel cezalandırma ile toplumsal kaosun önlenmesi….

Öte yandan cezaevi suç işleme devamlılığını durdurmakta ve bir eğitim kurumu gibi rehabilite ederek, insan psikolojisini düzenleyerek topluma kazandırma görevini son dönemlerde yerine getirmekte…Bahsettiğiniz şekilde dünya ile bir benzetme yapılmış evet…

Mevlana’nın Mesnevi başında bahsettiği şekliyle, Ney esas yurdundan koparılıp dünyaya bırakılan bir saz… 7 deliğiyle insan nefis mertebelerine işaret ediyor ve aslına dönüş özlemiyle nay edip duruyor inliyor.

Fakat şu yönüyle benzetilebilir mi? Ceza evinde bulunma öncesinde işlenen bir suça cezanın tahakkuk yeri. Dünyaya gelmeden önce işlemiş olduğumuz bir suçumuz yok ki doğrudan bir ceza evi benzetmesi yapabilelim.

Bu yaklaşım Hıristiyan inancındaki asli günah kavramını çağrıştırıyor; anneden evlatlara geçen günah kiri ve bundan kurtulmak için vaftiz olma…

Ayet bunu reddeder ve kimse başkasının günahından sorumlu tutulamaz der.Ayrıca cezaevi sınırlı dediğiniz gibi maddemiz için.Fakat biz küçük bedenimizde ve avuç içi kadar dünyamızda sonsuzluğa pencereler açabilen varlıklarız. Tefekkürümüzle manevi deneyimlerimizle ibadet ve iyiliklerimizle hatta evrenleri aşabilek kainata meydan okuyabilen varlıklarıız.

İnsanlığın en büyük temsilcisi Peygamberimiz Mirac ile dünyaları aşmış madde ötesine taşmış. Hamdım piştim oldum diyen Mevlana gibi namaz miracıyla o yolda kainata sığımayan meleklerle yarışa aday varlıklarız hep.Bu durumda dünya hayatına Kur’an ayetlerinin Hadis açılımlarının çeşitliliği içinde bakmalı ki eksik veya yanlış kanaatlardan uzak kalabilelim.

Sıratı Müstakim bakışı… Dengeli ölçülü…Hani derler dünya müminin cehennemi inkarcının cenneti diye…

Bu yönüyle Cennetin yanına koyduğumuzda bunca zevklerine renklerine rağmen tabi ki aslına nazaran dünya bir gölge gibi duruyor.Ayrıca teorik olarak Adem ile Havva’nın yasak meyvadan yemelerine terettüp eden bir ceza evi görüntüsü de yanlış sayılmaz… Fakat getirisi çok fazla olan bir geçici elem yeri…

Ruh sonsuzluk ve özgürlük… Ten kafesi içinde hapiste adeta ve elbette Ah vatanım dedirtecek bir durumda insan.

İlahi Kelam açısından doğrudan bakarsak, dünya karşımıza geçici fani bir oyun ve eğlenceden ibaret durumuyla karşımıza çıkar.

Peygamberimiz bir ağaç altında kısa bir konaklama olarak tanımlar…

Allah’ sinek kanadı kadar bu dünyaya değer verseydi size bir damla yağmur vermezdi diyerek ne kadar değer verilmesi yolunda bir bakış açısı getirir.Şu ayet dengeli bakışı öğretir Ahiretini kazanmak için bütün varlığını kullan dünyadan da nasibini unutma.

Yine ayet dünyayı tanımlarken bir imtihan bir eğitim yeri olarak tanımlar. Hanginiz arınacak kötülüklere uzak durup salih amel yapacak ölçmek için var dünya der.

Bu ve benzeri açılardan bakınca sadece ceza evi imajıyla bakılmamalı.

Özellikle bu manevi kültürü tanımamış insanlarda tabi ki gençlerde ümit kırabilir karamsarlık meydana getirebilir. Hatta Allaha uzanan siteme şikayete ve isyankarlığa sebebiyet verebilir.

Çok sorulmuştur bu konu öğretmen olarak bize: Allah neden herkesi eşit yaratmıyor kimini fakir çileli bir hayatta dert bela içinde yüzdürüyor kimi zenginlik içinde safa sürüyor bu adaletsizlik oluyor.

Dünyayı soyut cezaevi gibi görme biraz da Hinduizmdeki reenkarnasyonu çağrıştırıyor. Herkes cezasını çeker arınır bir sonraki hayatında kast sisteminin üst mertebesinde tekamül etmiş olarak gelir gibi inanç sapmasına yol açabilir.

Ama bizim saf tasavvufumuzdaki bakışla da konuya latif nezih bir sufi yorum kazandırılabilir.

Peygamberimizin dudağının bir tarafından daima hüzün varmış. Krallar ipek atlas döşeklerde yatarken krallara taç giydiren Kainatın Efendisi hasır üzerinde yatmış hasır yanağında iz yapmış, Sahabe ağlamış görünce Ağlama demiş ya Eba Hüreyre istemez misin dünya o dünyayı tercih edenlerin olsun ebedi cennet bizim olsun!…

İki kral Peygamber Davut ve Süleyman hiç dünya zevki yaşamamış hüzün yaşamışlar ağlamışlar.

Aslında siz cevabı bir cümle ile zaten vermişsiniz topanrlamışsınız. GERÇEK İNSAN OLMAK İÇİN GELDİK BURAYA.

Tasavuftaki İNSAN-I KAMİL nefsini terbiye etmiş günahlara kapanmış manevi alemlere açılmış Allah sevgisiyle insanlara hizmet aşkıyla dolmuş taşmış… Dünya hapisphanesinde gerçek özgür sultan haline gelmiş… insan olmak….

Bu farklı pencereleri açtıktan sonra aha fazla değerlendirmeleri uzatmadan dünyayı tanımlamada üç önemli yaklaşıma işaret edeyim izninizle.

1-Dünya Allahın güzel isimlerinin cilvelendiği bir Ayn bir sanat merkezi sanat galerisi olması yönüyle sevilebildiği kadar sevilmeli… Yaratıcının eseri adına cennetler ötesi bir güzellikte düşünülmeli…

2-Dünyayı ahiretin tarlası olarak sevmeli burada salih amel çekirdekleri atmaya bakmalı. Dünya hem eğitim yeri hem hizmet yeri. Ücret yeri Ahiret demeli.

3-Nefsin sınır tanımaz günah lezzeti sever durumuna bakarak, fani dünya süsüne kapılıp Allah’ı unutturan, ibadetten uzak tutan, iyiliklere kapalı yönünü ise ciddi tehlike olarak görmeli tedbir almalı.

Aslında dünya bu üçüncü maddeye muhatap insanlar için bir CEZA EVİ gibidir, nefsin tutsağı, günah arzuların esiri, paranın, malın mülkün, makamın, ihtirasların kölesi olanlar esas mahkum olanlar… Secde insanı özgürleştirir, sonsuzlaştırır, sonsuza en yakınlaştırır.Bir cümle söylenecekse Dünya kalben terk edilmeli kesben değil. Dünyayı ruhumuza esir etmeli esiri olmak değil…

———————————————-24.12.2011

Sayın hocam
ALLAH razı olsun sizden…ben bir kum taneciği yazdım siz bana okyanusları yazmışsınız….aslında ne hinduizm ve hristiyanlıkla ilgili olarak düşündüm…

dediğim gb birden gökyüzüne bakıyordum dikkatlice…ordan aklıma geldi cezaevi ya da hapis olmak …başı sonu belli bir yerde yaşıyoruz dedim kendimce sanki burda ruhlarımızı eğitecez ve başka alemlerde daha iyi konumlarda hizmete devam edeceğiz…

aslında size bir sürü şey yazabilirdim ama kelime gelmedi aklıma hatta yazdım sildim yazdım ve en sonunda o cümleler çıktı….tam demek istediğim olmadı aslında….

ama siz beni çok iyi anladığınız için aradığım ne varsa yine bana cevap oldunuz…sizin bu yönünüz bana güç veriyor kesinlikle…siz olmasaydınız acaba kimle paylaşırdım sorularımı ve iç dünyamda yaşadıklarımı…sanki bana yardıma geldiniz bu okula!!!!!!biraz büyük bir laf ama…aklıma geliyor ne yapayım…sizin bana vereceğiniz bir cevap mutlaka oluyor…

yoksa ben şizofrenmi oluyorum diye bazı şeylere yoğunlaşmaktan kaçardım kesinlikle…ama çok huzur buluyorum her farkettiğim şeylerden sonra…bende sanırım bilgi olmadan hissi bir mevlevi yön var….sizin bu kadar alim olmanız süper gerçekten….her konuda hemen aklınıza geliyor ve üşenmeden aktarıyorsunuz….göreviniz çok güzel….çok ulvi….

ben hep şunu da merak ediyorum, bugün de dedim size insanlar bazen boş işlerle o kadar uğraşıyorlar ki beni çok yoruyor bu durum…neden farketmiyorlar olanı biteni…ve herşeyi….sonra da uyarı geldi zaten,Allahın kullarına karışmak Allahın işine karışmak değil mi?bu senin çile çekmen gereken bir durum ….yani benim bu durumdan acı çekmem huzursuz olmam gerekiyor…

aslında o insanlar için üzülüyor ben…YARADAN haketmiyor diye düşünüyorum….haddim olmayarak….neyi paylaşamıyoruz ki…ALLAHın sevgisi hepimize yeter….ben kendimi dini konularda bilgi açısından cahil hissediyorum ancak eğitimim bu konuda olmadığından….

ama içime gelen o sevgi seli, ağlama isteği ve coşkusu ve sürekli şükretmem beni ONA daha da yaklaştırıyor….ya da çok yakındım da yeni yeni çıkarıyorum bunu….çok şükür herşeyi bilen ve herşeye sebep olan ALLAH bana bu sevgiyi yaşattı çok şükür….umarım herkes ulaşacak bu sevgiye….———————————–

est… bizimkisi kuru tas kellede üç beş mercimek kaşıklamak… Duygu ummanları çağlayanları siz gönül insanlarında…

Alında bu ve benzeri değerlendirmeleri yapma fırsatı çıkmamıştı hiç en yakınlarımız dahil kimseyle paylaşma zemini olmamıştı. Bir cümle ile de olsa belki belli bir çaba sonucu okuyarak oluşan ve de tortulaşan bilgi ve düşünce kırıntılarımı nemalandırıyorsunuz yüreğinizden dökülen o maya hissiyatınızla. Ve yazarken biz de farkında olmadan öğrenmiş istifade etmiş oluyoruz. Klavyeden dökülen onca cümlelerin yüzde birini ta derinlerden hissederek samimane yaşamayı yaşaran gözle secdelere kapanmayı ne kadar çok isterdik.

Ama bildiğim bir şey var, dün de ayak üstü az sözünü etmeye çalışmış açamamıştım.

Bazen kuru kuruya hakka yürüyüş ve yaşamdaki acılara rağmen Rabbe sadakat, coşku veren çok hisiyattan manevi lezzetlerden makbuldür Hak katında.

Bazen kendini unutup bir başkası için fedakarca zaman ayırma içten ilgilenme, insanın ruhani yücelmesi için yaptığı şahsi nafile ibadetlerden çok daha hora geçmekte Mevla divanında.

Sabrın en yükseklere ulaşanı, acı günde tatlı günde O’nunla olabilme arzusuyla O’nsuzluğa dayanarak bağlılık içinde O’na yüreyebilmek, O’nu sevmeyi O’nu sevdirmekte bir ayrı bulabilmek.

Hadis: Allah’ı sevdirin gönüllere ki Allah da sizi sevsin…
Dua: Allahım beni seni sevdirenlerden eyle!…
hürmetlerimle…

.

Dünyada varoluş amacı ve ruhun tekamülü 24.10.2011

….bu arada bişey daha….ölümden sonra ruhlarımız öğrenilern bilgilerle mi göğe çıkıyor?ya da şöyle diyeyim buna da dün akşam takıldım…

dünyada herkesin eğitim imkanları farklı…olanakları doğrultusunda yetişiyor…hiç okula gidemeyen ya da devamını getiremeyen bir sürü insan var onlar öğrenemedi pek çok şeyi…o nedenle de düşünemedi diyelim gelişemedi…..ruhsal olarak bilgilerin taşınması diğer alemlerde kullanılması gerekmiyorsa eğer….

neden dünyada sınavdan geçiyoruz….o zaman nasıl doğarken saf ruhlardık giderken de aynı mı gidecez?o zaman ruhumuzun yükselmesinin ne önemi var…öte alemlerden öğretici ruhların bu dünyada yardımcı olduğunu düşünüyorum ayrıca…ya da dünya da ki yaşam ruhsal eğitim sonucu öğretmen yetiştirme yeri mi?neden burada yaşama şeklimiz böyle?eminim diğer alemlerde farklı amaçlara yönelik devam edecek yaşamlar ama burdaki gb havaya suya besine gerek olmadan….çünkü bu dünyaya sular gönderildi…atmoser belli seviyede evrende asılı bırakıldı…vb.dünya eğitimin bence ilk safhası….

ve kuranda ilk anladığımız şekliyle değil pek çok derin anlamlarla yüklü…bunları konuşmaktan kaçmamak lazım bence….sorgulayarak sanırım bir yerler ulaşıcaz….

yazdıklarım size ters gelebilir belki ama size çekinmeden yazabilmem de bence çok önemli….bana zaman ve emek harcadığınız için çok teşekkürler….

———————————————————

- Estagfirullah zahmet mi olur Rahmetten bahsediyoruz, Rahmana ait hakikatlari irdeliyoruz, O’nu daha iyi tanıma çabası içinde bulunuyoruz

- Yüce Yaratıcının yüceliğine uygun şekilde tanıtılmadığı engin Rahmetine Şefkatine Güzelliğine yakışır biçimde sevdirilmediği konusunda hemfikirim, bunu yıllardır öğrencilerimden biliyorum. Çünkü çocuk mikro planda bir evin evdeki felsefesin kopyası yansıması sayılır.

- Cümleler halinde ifade ettiğiniz duygu ve düşüncelerinizin her biri ayrı bir konu bir makale başlığı açabilecek saatleri bulan dersleri kapsayacak nitelikte ve zenginlikte. Çağrıştırdığı fikirleri düşünceleri bilgileri kendi çapımda değerlendirmeye girmek epey yer kaplayacak zaman alacak öte yandan yeterli olamayabilirim de her konuda değerlendirme yapmaya…

Ama şu konuda da tesbitiniz önemli. Dinin ruhu kolaylıktır ve Allah kolaylaştırır. Ve Allah fiillerimizden çok niyetimize bakar öncelikle. Hatta bazen niyeti fiil gibi kabul edebilir. Ve ibadet sadece namazla sınırlı değildir topyekün hayatı kucaklar ve daima iç merkezlidir.

Mevlananın dediği gibi olmakla görünmeyi cem eder. Bir de her insanın Rabbi anlaması yönelmesi ve O’na ibadet sunumu bütün insanlardan parmak izi farklılığı gibi farklılık arz eder. Yani kimin hangi ibadetle Allaha yönelişle makbul bir kul olacağını sadece O bilir.

— ölümden sonra ruhlarımız öğrenilern bilgilerle mi göğe çıkıyor? ile başlayan cümleler dizesinde aynı şekilde farklı konuları içeren cümleler fark ediliyor… Hepsini kapsayacak bir yaklaşım sergileyebilir miyim bilemiyorum.

1-ilk gördüğüm ve öncelikle üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm konu, zihnimizi ne ile meşgul etmemizin Allah ve Peygamberi tarafından istendiğini anlamaktır. Yani yaratılış amacı dediğimiz şey.

kur’an yalın cevap verir: Ben insanları ve cinleri beni tanısınlar ibadet etsinler diye yarattım!”.

İbadet kavramını da başka ayetler ve Peygamberimizin sözleri açıklar. Namaz oruç Hac Zekat yanında Tefekkür önemli yer tutar Kur’an’da: Allaha ait manaların evrendeki insandaki icraatlarının düşünülmesi gibi…

Zikir önemli yer tutar ve bu Kuran okumakla olduğu gibi Allahın eserlerinin sergilendiği evrendeki bütün eşya ve hadizeleri bilim diliyle okumak da düşünülür, Dua apayrı bir paya sahip, tövbe vardır mesela… Özellikle insanlara yararlı olacak her davranış ibadet kapsamına alınır; yoldaki taşı almaktan yüzüne bir tebessüm sunmaya kadar…

2- Bu amaç doğrultusunda yaşayan inanan insanda O SONSUZ VARLIĞA KARŞI bir NİYET İZAN ANLAYIŞ İNANIŞ KABULLENİŞ SEVGİ AŞK TUTKUNLUK oluşur zamanla sözünü ettiğimiz ibadet bağlantılarını pozitif davranışları kullanmak süretiyle. Zerre iken evren olur insan, damla iken derya… Hiç iken her şey… Adeta sonsuzlaşır ruhuyla inancıyla.

Buna çölde başıboş kalmış amaçsız bir askeri birliğin anlamsız dolaşmasına karşın bir baş komutana bağlanan bir tek askerin disiplinle rütbeye bağlantısı ile değer kazanması farkı gibi bakabiliriz. Ya da bir basit bez parçasının Picassoya, bir basit taş parçasının Mikelanja bağlanmasıyla; bez ve taş parçalarının müstesna sanat eserlerine dönüşmeleri açısından bakabiliriz.

Basitlikten mükemmelliğe geçiştir bu. Biz de dünyaya gelirken basit bir avuç et hücre yığını madde iken belli dönemde aile çevre eğitim ve iredi ile tercih sonucu bir SONSUZA gönül verdiğimiz anda basitlikten mükemmelliğe fanilikten sonsuzluğa geçiş yapmış oluyoruz. Varlık amacı bu…

Dünyada 20 yıl kalsak da bu 120 yıl kalsak da bu…

Ve O SONSUZU 20 yılda bulsak da tekamülün zirvesine oturmuy oluyoruz 120 yılda bulsak da…

Mesela Peygamberimize inanmış söylemek için gelmiş, onu göremeden vefat etmiş çölde bedevi iken cennete prens olmuş. Başkası 100 yıl yaşayarak Sahabe olarak vefat etmiş o da ayrı bir Prens olmuş. Hz.İsa a.s. 33 yıl yaşamış derler. Oysa Hz.Nuh a.s. 950 yıl yaşamış…

Tekamül dünyada başlar ve sona erer. Bir anlık buşuşma ile de O bulunabilir bir ömürlük arayışla da… Yeter ki insan aklını kullanıp kalbini işletip Yaratıcısına yönelme niyet ve azmine girsin. Bu sonsuz inanma niyetiyle o sonsuz cennete ulaşır. Ruhsal beceriler kerametler göstermese de olur bu. Çünkü esas Sahibini bulmuş zaten O’nun bütün zenginliğine konmuş olmaktadır. Ruhsal gösteriler tamamen bir çerez gibi kalacaktır.

Kur’an Nebiler Sıddıklar şehidler veliler muhlisler gibi kavramları dikkat çeker, emmare levvame, mülhilme, mutmainne, radıye, mardıyye, safiye gibi kavramlarla nefsin mertebelerini derecelerini yükseliş basamaklarını saydığı gibi ve Naim, adn, firdevs, me’va, selam huld gibi cennet nevi ve mertebelerinden söz eder. Ve en şerefli olmayı takvaya yani Allaha yakınlığıa saygıya dünyada iken O’na ait hakikatları kavrama ve ibadette derinleşmeye bağlar. Herkes yaptığının karşılığını görecek der. Bu anlamda tekamülün mükemmelleşmenin sonsuza uzanan basamakları var denebilir.

3-Son bir pencere açarak bitireyim izninizle. Biz dünyaya gelince tekamül etmiyoruz bir açıdan. Tedenni ediyoruz çoğunluk itibariyle aslında. Ne demek bu… Saf alemden saf olarak geliyoruz orjinal olarak. Yani adeta saflık mükemmelliği ile geliyoruz boş beyaz bir kağıt gibi.

Tekamüle mekamüle gerek yok mevcut saflığımızı orjinalliğimizi masumiyetimizi koruyabilsek vallahi bu yeter sonsuz güzelliklere yelken açmak için. Dünya kesiti aslında bu saflığı koruma mücadelesinden ibaret.

Çünkü belli dönemden sonra bir taraftan cinsellik diğer taraftan yeme içme öbür taraftan para mal mülk makam hırsı öfke kin intikam gibi ruhun saflığını bozmak için dört bir koldan saldıran o saf yapıyı bozmak için mücadele eden gulyabanilerle savaşmak zorunda kalacağız.

İşte burda tekamül denecekse evet bilgilerle sevgilerle ve insanlığa iyiliklerle aklımızı kalbimizi güçlendirmek durumundayız. Bilgiyle ilgilendikçe zihnimiz çeşitli yönleriyle ibadetle ilgilenmekle kalbimiz güç kuvvet kazanıp bu hasımlarla baş etmeyi öğreneceğiz ve gideceğimiz aleme uygun saflığımızı yitirmemeye çalışırken erdemimizi arttırarak erdemlilerin mekanı cennete layık hale geleceğiz…

:) teşekkür ediyorum. sayenizde zihnimiz hareketlenmiş oldu. Eksik veya hatalı açıklamalar olabilir, birikimim olan Kur’an kültürüm bunları yazdırdı. Yorum hatası yaptıysam Rabbim affetsin siz de kusura bakmayın artık…

——————————————————-

24.10.2011
Çok teşekkürler …yine zahmet olmuş inanın….fazla sorum kalmadı sanki…Bir de şu konya da yaşadıklarım olası mı?mesela yaşlı dedenin bana benim Allahtan başka hiç kimsem yok kızım demesi….sabah rastladığım dilencinin sadece bana yaklaşması ve sonra hızla kaybolması…hakkını helal et demesi….bilmiyorum….dinimizde olası bir durum mudur?

Tasavuf literatüründe hiss-i kablel- vuku bast-ı zaman tayy-ı mekan abdal gibi kavramlar vardır, hakka gönül veren bu tarz insanlar tanınmaz bilinmezler hem orda hem burda bir anda görünebilirler hani Hızır gibi ihtiyacı olana koşturulurlar. Herkes yaşamayabilir tabi bu tarz deneyimleri… belki kulun en çok ihtiyacı olduğu noktada yardımlarının cilveleri binbir çeşit olan Rahmanın yardımı bu şekilde de tezahür edebilir ya da bir iyiliğin karşılığı olarak Allahın kuluna bir iltifatı teşviki gönül coşturması olarak da görülebilir.

Böyle durumlarda O’na hamdedilir doğal olarak bir iltifat ve ağza bir parmak manevi bal çalma olarak görülebilir… Genel söylüyorum tabi şımarmadan bu ihsana sadakat içinde aynı zamanda pek çevreye kimseye de anlatmadan… hani Rab ile aramızda bir sır gibi özel iletişim gibi düşünülür…

Ve bu bir paye bir makam ise şayet doğal olarak hakkı verilmeye gönüllere Allahı sevdirmeye aşk ve şevk ile devam edilir…

Bir beklentiye de girilmez tabii yani bir daha bir daha olsun der gibi… Çünkü esas olarak hakiki lutuf ihsan ödül ücret yeri ahirettir. Bazen burda farklı yollarla avans olarak da manevi deneyimler yaşatılabilir. Yani gönlüm coşarsa Hakka yönelebilirim gibi gizli bir pazarlık yapar durumda olmamalı demişler.

Sadakat ve kapalı kutu veliliği en iyisi demişler. Yani sadakat içinde samimiyetle en derinden Rabbe ait güzellikleri yaşayıp yaşatmaya kilitlenmeli. Hiç bir ödül ücret iltifat manevi deneyim olmasa da israrla kapısına kapısına gitmeli kapalı sandık gibi kendisinin bile farkına varmamalı demişler. Çeyiz sandığı gibi….
Öbür alemde açılınca ne güzellikler biriiiiiiiktirmiş Rabbim meğer benim için beni veli sevgili bir kulu yapmış diyerek büyük sürprizi orda yaşamalı….

:) coşkunuz esintiler halinde buralara yansıyınca insan klavyeden ellerini çekmekte zorlanıyor doğrusu… Bu tarz paylaşımlar için asıl bendeniz teşekkürlerimi sunarım saygıderen öğretmenim!

———————————————————

25.10.2011
Selam
İnanın ağlayarak okudum yazdıklarınızı….Sizi de Allah çıkardı karşıma kesinlikle….hep şükrediyorum Allahıma….yazdıklarınız sanki benim bilmeden bildiklerim….şımarmak ne mümkün o yüce duyguları yaşadıktan sonra…hep daha hep daha diyor insan…açılan goncagül gb….birden başlayan…çoğalan nerden nasıl büyüyecek bilmeden geliveren sürpriz bir dönem benim için….

yaşadıklarımı anlatma konusunda ise aslında çok mantıklı biri olmamdan kaynaklı….inanamamak ya da acaba ben mi uydurdum dememek için…ama artık dediğiniz gibi farkına varmam gerekiyor ve bu durumu yazdığınız gb yorumlamalıyım….çok şükür binlerce şükür…

Allahın sevgisinin yarattığı heyecan tarifsiz….içim kabarıyor kabarıyor taşıyor sadece ağlamaya yetiyor gücüm ancak o zaman kontrol altına alabiliyorum kendimi..yoksa ölürüm sanki taşıyamam…herşeyi ödül olarak veriyorbundan eminim…

.cevaplarınıza teşekkürler….

————————-

Gönül dünyanızdaki O Yüce’ye olan heyecanınıza imrenmemek mümkün değil…
Yabancısı olduğumuz duygular bunlar…

Eser de Rahmetten yeller
Bir gün belki gelirler
Bu gübreye de gelirler
Güllerle bülbüller

Asıl siz değer verip konuları açtığınız paylaştığınız için bendeniz teşekkür ederim.

.

MELEKTEN YARDIM İSTEME – HZ.İSA GELİŞİ 23.10.2011

eTeşekkür ederim sayın hocam….sizden öğrenmem gereken çok şey var kesinlikle….bende son 2 yıldır acayip değişimler oldu…aslında temelinde de mutlaka benzer bir kişilik yapım varmış demek ki…hiç yoktan başlayamazdı herhalde….ama şu an ki durumum yıllardır kendime sorduğum sorulara cevap bulmaya başlamış halim diyebilirim….çok şükür Allah’a…..

size soracağım çok soru var ama hangisinden başlasam diyorum mesela meleklerden yardım isteme modası var internette rastlamışsınızdır…meleklerele yaşamak diye bir facebook adresi var bakarsanız sevinirim…kitapları olan bir kadın beki ikela erikli adında biri…..acayip takipçisi var…kitapları ve melek kartları satışta acayip….bu insanların nasıl bu kadar kurtarıcı arayışı içinde oldukları hayrete düşürücü ve düşündürücü….

bir şey daha Hz. İSA ile ilgili….kıyamet alameti olarak deniliyor ya…aslında hep yaşadığı…ortaya çıkacağı…neyse bende bitmez benzer şeyler….
——————————————————
Sayın Hocam araştırmacı kişiliğiniz Kur’an’ın övdüğü bir durum, olayların incelenmesi Yaratıcımızın isteği…O’na bağlamak her şeyi… Her varlığın yapıcısı her olayın yöneticisi olduğunu bilmek anlamak bu yolda tefekkür ve araştırma, doğrudan başlı başına bir ibadet…

Kur’an’ın değer verdiği üç bilgi kanalı var: Vahiy, gözlem-deney ve kitap bilgisi… diğer bir yaklaşımla Kur’an-Evren-İnsan üç esaslı kaynak maddi manevi hayatımızda…

Bu esastan hareketle sözünü ettiğiniz konular dahil bütün bilgilerimizi düşüncelerimizi deneyimlerimizi çevremizde takip ettiğimiz olayları ve duyumlarımızı, ana yanılmaz ilahi tek kaynak olan Kur’an ile ölçmek test etmek süzgeçten geçirmek deyim yerindeyse ona doğrulatmak durumunda olmalı ki, ibahi beyana ters bir durumla karşılaşmayalım…

Sözünü ettiğiniz siteye baktım içeriğini gözden geçirdim… ve hemen sözünü ettiğim gibi :) Kur’an bilgisiyle test ettim şu sonuçlara ulaştım:

Kuran bilgisine göre melekler nurdan yaratılmıştır. Nur ışıkdan ötedir maddi değildir. Nur Allah’ın ismidir. Bir Hadisde Nur Allah’ın örtüsü benzetmesi yapılmıştır. Yerin göklerin nuru Allah der ayet. ve Nur-u Muhammed’den da söz edilir. Melek bu nur yönüyle bilinemezdir. Işık gibi laboratuvarda incelenemez bir varlıktır. Erkekliği dişiliği insan ve cin gibi nefis varlığı olmadığı için… Allah’a en yakın varlık tarzı olduğu için tamamen lekeden kirden her türlü negatif tutum ve davranıştan uzaktır. Allah Tek Bir varlık olarak en ileri derecede melekte tecelli etmiştir denebilir, en kutsal en mukaddes var edilen varlık melek; bu yüzden cisimleştirmeden şekillendirmeden somutlaştırmadan da uzak.

Dolayısıyla dişi değildir ki kız resmi şeklinde tasvir edilsin. Resmedildiği gibi kuş kanatları da yoktur. Onlarla doğrudan irtibat kurulamaz, birebir ilişkiden söz edilemez. Ne var ki, onlar bizden zaten uzakta değildirler ki iletişim için onca seanslara ihtiyaç duyulsun. Her insanın adeta beraberinden hiç ayrılmayan şerefli yazıcı melekler vardır hem de biz istemesek de zaten onlar hep bizle iletişim halinde. O kadar ki farenin çıkmasını kollayan kedi misali ağzımızdan çıkacak her kelimeyi avlamaya hazır durumlarını dile getirir Kur’an… Her namazda sağa sola selam verirken onları da zikrederiz kastederiz.

Allah için bir araya gelip dini ilmi konuları insanlara yararlı olacak projeleri etüd eden insanları kollayan adeta bir detektif gibi takip eden ve anında Allaha bunu rapor eden melekler vardır… Görüldüğü gibi melek zaten bizden uzak ırak yabancımız değil ki özel onları arama kampanyaları açalım. Öte yandan melek bilirsiniz soğan sarımsak sigara vb kötü kokuları sevmez ve yaklaşmak istemezler. Hadiste dendiği gibi köpek olan yerde bulunmak istemezler. Bir de oruçlunun ağız kokusunu koklamak için fırsat kollayan ve kovalayan meleklerden bahisler açılır… Burdan ne anlaşılıyor…

Bizim aslında melekle iletişim kurmak yardım talep etmek için özel çaba harcamamıza gerek yok. Onlar insanla iletişim kurmaya zaten teşne varlıklar. Yeter ki onlara karşı itici tavrımız inanç ve tutumumuz olmasın. İbadet yapan ilim arayan iyilik ve insana hizmet yolunu kovalayan insanın ayaklarının altına hani o mecazi anlamda kanatlarını sererler yol olurlar…

Kanatlardan söz edilir evet; Peygamberimiz Hira mağarasından dönüşünde meleği gördüm kanatları gökleri kaplamıştı der. Fakat bu cismani kanat değil Peygambere özel açılan ufukta onun gözünün gördüğü bir ihtişamı dillendirmektir. Nitekim Mirac’da Cenab-ı Hakkı kendi gözüyle keyfiyetsiz niteliksiz mekansız gördüğünden de söz edilir.

Öte yandan meleğin kız olarak tanımlanması yine Kur’an’da bir ayetin ifadesiyle Hristiyanların inancında resimlerinde heykellerinde geçmektedir. Rahibeler bu sebeple evlenmezlern katolikler olarak. Kendilerini Allah’ın kızları olarak nitelendirirler.

“Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.” (Necm Suresi, 53/27)

“Rabbiniz oğulları size ayırdı da, kendisi için kız olarak melekleri mi edindi?” (İsra Suresi, 17/40)

“Putperestlere de ki: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?” (Saffat Suresi, 37/149,150)

Görüldüğü gibi sözünü ettiğiniz site, tabi amaçları konuunda ön yargılı olamam, daha meleklerin görselliği konusunda Kur’an bilgisiyle uyuşmamaktadır.

MELEKLERDEN YARDIM İSTEME konusuna gelince; Daha baştan bu deyime dikkat çekmek gerekiyor. Fatiha süresinde çok okuduğumuz iki cümle var “Sadece sana ibadet eder ve senden yardım isteriz!”. Bir türbeye gidip bir faniden medet ummaktan farksız bir şey bu. İnsanlar tarih boyu bazı güçleri ve kişileri Allah’a ortak koşarak tanrı üretmişler. Müşrikler mesela putları Allah ile aramızda aracılar şefaatçiler diye yorumlamışlar. İnancımıza göre Kur’an da Peygamberimizde bir amaç ve hedef değil… Birer vesile… Amaca götürdükleri için evet amaç kadar nerdeyse önemli çünkü esas amaçtan dolayı önemli. Melek sadece yardıma vesile olabilir. Yardım sdece Allah’dan istenir. Tevhid inancımız bunu gerektirir.

Bu konunun doğru olan yanı vardır tamamen yanlış hatta ciddi tehlikeli tarafı vardır.

Doğru olan yönü Meleklerin insanlara yardım ettiğine dair Kur’an’da konular açılır fakat daha çok mesela Hendek savaşında zorda kalan inananlara yardım amaçlı etkilerinden söz edilir; o da doğrudan görünmek ve diyolog kurmak şeklinde değil mesela fırtına çıkarmak gibi eylemle anılırlar. İbrahim ve Lut Peygamberi meleklerin insan şeklinde ziyareti söz konusudur. Meleğin insan şeklinde görünüp Peygamberimize dinimizi öğretmek için sorular sorduğu rivayeti vardır ayrıca.

Bir husus da şudur: Melek olmak değil hedefimiz olamayız da… Melekle kol kola yaşamak da değil… Peygamberlere karşı çevresindeki insanların Sen bir melek olmalı değil miydin? itirazlarına karşı ayet, Peygamberin insan olduğunu israrla vurgular. İnsan insanlar arasında hatta kötülüklerin bulunduğu bu dünyada meleği imrendirecek tavırlar sergilemekle melek gibi olmuş adeta melekle arkadaş olmuş olacaktır zaten.Bütün uğraşları bırakıp ruhani bir ermişlik tadını yakalamak için melek kovalamak değil esas olan. Esas olan şeytanla mücadele ederek melekleşebilmek.

Yani anlamak mümkün değil. Allaha ibadet esasken melekle irtibat adına bu yapılıyorsa doğrudan şirk durumu ortaya çıkar. Zira melekler Allaha ibadet ve tessbihten asla uzak durmazlar ve asla isyan etmez Allahın dilemesiyle hareket ederler. Melekleri yaratanı hesaba almadan doğrudan meleklerle irtibat kurmanın sanki müstakil güçleri kudretleri varmış gibi yardım talep etmenin mantığı yok bir kere… Bu yer tanrısı gök tanrısı bereket tanrısı savaş tanrısı gibi soyut tanrılar üretme inancını da çağrıştırmıyor değil bu… Hatta garip bir şey geldi şu an aklımıza. Kötülüğün baş aktörü şeytan adına Satanizmi geliştirenlere alternatif “Engelizm” gibi bir Melekçilik sapık dini geliştirme yolu bile açılabilir buradan… Madde ötesi adına doğrudan Allah muhatabımız, madde içinde de doğrudan Peygamberimiz muhatabımız olmalı.

Bir diğer durum insanları özellikle kazalardan koruyan Hafaza Melekleri vardır koruyucu melekler. Örneklerini görürüz masum sabiler üst katlardan düşerler bazen ölmezler trafik kazasından sağ çıkarlar mucize gibi deriz.

Melekle birebir diyalog ve bilgi alışverişi sadece Peygambere vahiy iletme bilgi getirme şeklinde gerçekleşebilir. Peygamber olmayana göründüğü konusu Kur’anda da geçer ama bu tamamen farklı boyuttadır. Mesela Hz.Meryem’e görünür (ki ikinci sorunuzun ilgili olduğu bir durum) Burada Melek genç bir insan süretinde görünmüş kendisini bir çocukla müjdelemiştir. Meryem süresinin mealine bakarsanız başından itibaren bunu görebilirsiniz.

Bazı insanlar, ruhsal nitelikleriyle imtihana tabi tutulurlar inançlı insanlar iseler. İnançsız olanların da olağan üstü ruhsal durumları olabilir. Söz gelimi kehanette bulunabilirler ruhsal deneyimlerle insanları şaşkına çevirebilecek bilgiler verebilir hatta hani keramet gibi olaylar gösterebilirler ki buna mucize keramet denmez istidraç denir. Kendilerini mesih kurtarıcı mehdi Allahdan bir görevli sıradışı bir varlık gibi nitelendirebilirler, Peygamber ruhuyla görüştüklerini meleklerle iletişim içinde olduklarını dile getirebilir insanları etkileyebilirler. Nitekim Yogalar yılan çıyanlarla yatıp kalkabiliyorlar, aylarca bir şey yemeden yaşayabiliyorlar. Allahın takdir ettiği ruhun derinliklerindeki kimi güçleri ruh eğitim e egzersizleri ile harekete geçirip insan üstü bazı tutumlar sergileyebiliyorlar… Toplumda doğru bilgiye ulaşamamış arayış içinde olan çoğu insan da bu tür insanları kendileri için ruhi güçleri olan ruhsal bir huzur verici olarak görebiliyorlar.

Bu tarz kendilerinde madde ötesi metafizik güç olduğunu belirten adeta meleklerden bilgi aldığını savunan yani bir Peygamber olduğunu dolaylı olarak ifade eden insanların ya ciddi ekonomik menfaatleri ya bir milletin inancını bozma en azından saf haliyle dini inançlarımızın güçlenmemesini temin etme planları vardır ya da gerçekten olağan üstü şeyler görüyor deneyimler yaşıyorlarsa bunlar asla rahmani değil şeytani ve ecinnidir. Faust mefisto olayı gibi ruhunu kaptırmıştır şer ruhlara… Kur’an meleklerden laf çalmaya çalışan şeytan girişimlerinden göklere musallat oluşundan ve onların taşlanmasından bahseder.

Dinimizde, ruhsal açılımlarla madde ötesi kerametvari deneyimler yaşama ve olağanüstülük arayışı içinde olma hedeflenmemiştir. Söz gelimi Hinduizmdeki gibi bir tenasüh-reenkarnasyon ruh göçü macerası yoktur. Budizmdeki gibi dünyadan uzaklaşıp acılar çekerek ruhsal deneyimlerle ruhu yüceltme girişimi nirvanaya ulaşmak da yoktur. Ruh için ruhçuluk yoktur kısacası. Allah için inanma onu tanıma ibadet etme kötülüklerden uzak durup iyiliklerle insanlara hizmet etme vardır ve bunların getirisi ilahi ödül olarak verilen ruhsal tatmin huzur vardır.

Mucize bile Peygambere olur olmaz yerde verilmemiştir. üç beş sayılıdır ve Peygamberliği ispat veya hayati durumlarda yardım için verilmiştir. Musaya verilen Asa ile denizin yarılması Firavundan kurtulma gibi… Keramet de Evliya içindir ve bu değerli şahsiyetler bu olağan üstü durumlara sıcak bakmamışlar verilirse hamd tmiş gizlemişler ifşa etmemişler hatta üzülmüşler ahirete ait meyvaları dünyada mı tüketiyoruz diye Allaha sığınmışlar. İstenmez verilirse hamdedilir gizlenir demişler. Tasavvufun tarihi doğal tabii ve dinin ruhuna uygun dönemlerinde hiç bir Hak dostu meleklerle bir iletişimden söz etmemiştir, ve o sitede olduğu gibi meleklerle yaşama kitabı siparişi de almamışlardır.Kuran Allahın Hz.Musa ile kelam edişini anlatır veya Allah elçi melek göndererek konuşur Peygamberle ve perde arkasından konuşur çoğu zaman ilham buyurur kalbe. Kuran arıya vahy etti der, hayvanata ilhamı telkini sevki olur Cenab-ı Hakkın.

AYET: “Allah bir insanla ancak vahiy sûretiyle veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir; izniyle dilediğini vahyeder.” Şûrâ Sûresi, 42/51

Aynı şekilde meleğin de derecesine göre insana ilhamı vardır. Fakat aynı zamanda şeytanın da nefis işbirliği yaparak vesvese vermesi hayale istek mesajları göndermesi teşvik etmesi vardır. Kuran Hadisler İslam bilginlerinin sözleri yazıları kitapları yukarıdan beri sözünü ettiğimiz ve edemediğimiz konularda bizi aydınlatırlar. Dengeli inanmaşı düşünmeyi melek konusunda isabetli davranmayı öğretirler.

Sonuç olarak Kuranın ruhuna uymayan hiç bir arayış arızalardan salim olamaz. Rehber Kur’an Peygamberimiz ve bu ikisini çok iyi anlayıp anlatan aydın bilginler ve eserleri olmalı. Risale-i Nur insanın ruh ve kalp dünyasını aydınlatan akıl mantık ve zihin dünyasına muvazene getiren en sağlıklı Kur’an eseridir çağımızda başvurulmasını tavsiye ederiz. Ve tabi teoriden çok pratik önemlidir. Ruhi ve vicdani bu tür konular, ibadetlerle Allaha yakınlaşmak kalp ve ruhun aydınlık ikliminde seyahat etmekle zarardan uzak ve en faydalı şekilde özümsenebilir.

Son olarak Hz.İsa evet yahudiler çarmıha gerdiklerini çivilediklerini düşünmüşler bugün hristiylanlar kendisini bizim günahlarımız için feda etti çarmıha gerilmesine izin verdi kendisini derler.
Oysa Kur’an Hz.İsa’nın öldürülmediğini, İsa’ya ihanet eden çevresindeki birinin İsa’ya bençzetilerek onun öldürüldüğünü ve Hz.İsa’nın canlı olarak Semaya çekildiğini ifade eder.

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

İsanın yeryüzüne ineceği konusunda Bazı yorumcumarın işaret ettiğini belirttiği ayetler vardır Hadisi şerifler de vardır Peygamberimizin dinine davet edeceği şeklinde inanışlar vardır bunları buraya yazmak uzatacatır bu yüzden bildiğim ve düşündüğüm kadarını özetle belirteyim.

Hz.İsanın nasıl ve ne zaman ineceği tanınıp tanınmyacağı neler yapacağı şimdiden bilinebilecek durumlar değildir. Önemlisi spekülasyona çok açık konulardır bunlar. Her inanç sahibi hatta müslümanlar içinde farklı mezhep tasavvuf anlmayış sahibi kendileri açıısından yorumlar getirmektedir. Hadisler de yoruma muhtaçtır.

Bildiklerimden inandıığım şudur: Hristiyanlık mantalite olarak Müslümanlık özüne daha açıktır şu İsa geldi deyemese de ileride insanlar, Hrıstiyanlığın saflaşıp Ademden bugüne Peygamberlerle süre gelen Tevhid temel inancında buluşması söz konusu olabilecektir. O zaman insanlar bak İsa geldi diyebilirler :)

En iyi yorum da zamandır. En önemlisi de şudur:

Peygamberimize sordular yahudiler: Kıyamet ne zaman dediler. Efendimiz O konuda bana ilim verilmedi buyurur. Bir başkasının sorusuna ise öyle güzel cevap verdi ki Peygamberimiz: Kıyamet için ne hazırladın?Bulunduğumuz zaman diliminde sahip olduğumuz maddi manevi varlığımızdan yapıp yapmadıklarımızdan ve insanlıktan sorumluyuz vazifemizi yapmalı ölüme iyi hazırlanmalı ulaşamayacağımız yıllara olaylara mesaimizi boşa harcamamalı…

Siz çok yazdım dediniz… Ya benimkine ne demeli :) ilginize teşekkür ederim öğretmenim!…

.

ÇOCUKLUKTA CİNSEL TACİZ – EŞCİNSELLİK***slm slm hoşgeldiniz***hosbulduk nasilsinzteşekkür ederim kiminle tanışıyorum ***ben ……. ogrenci şu şehirde… hocam benim bir derdim var… derman bulamiyorum dogrusu kimseye de konusamiyorum Anlıyorum malum dermansız dert olmazmış, arayan da bir şekilde bulabilir… buyrun anlatın isterseniz

***bende escinsel hisler var ne yaptiysam kurtulamiyorum

bu konuda bir psikiyatriste psikoloğa gittiniz mi acaba

***cekiniyorum, utaniyorum birine yuzyuze konusabilecegimi zannetmiyorum

anlıyorum ama bu gerekli olabilir, malum ruhsal bir varlık olduğumuz kadar anatomik yapımız da var sinir sistemimiz hormonel yapımız beyin hücrelerimiz, belli ilaç tedavisi ve düşünce terapisi gerekli olabilir… ne var ki bendeniz de bir şeyler diyebilirim ama yeterli olmayabilir…

***lutfen soyleyin

yani konuya hemen girmem mümkün olamaz tabi ki…sizi tanımalıyım memleketiniz inanç ibadet durumunuz aile yapınız ve çocukluğunuz konusunda bilgi verirseniz uygun olur…

***inancliyim…

çocukluktan gelen olaylar varsa bunlar önemli açıklamak ister misiniz

***cocukken yani cok kucukken hatirladigim seyler var … anlatirken bile utaniyorum..sanirim ben boyle icimde aciyla yasayicam butun omur gece gunduz Allaha yalvariyorum kac yildir degismek icin… şaşırdım ne yapacagimi

Bu konuda öncelikle ümitsiz olmamalısınız, şu bakış önemli ALLAH VAR BEN SEN VARIZ HAYAT VAR, bu gerçekleri değiştiremediğimiz gibi, belli yaştaki deneyimler de var ve gelecek yaşayacaklarımız da…. Bütün bunlara BİRER DURUM olarak bakma durumundayız… Ve her duruma bir YORUM gerekir sonra da TUTUM sergilemek gerekir. Bir de elden TUTANLAR!… Ya geçmişe takılıp gelecek durumları karartırız ya da güzel bakış açılarıyla düşüncelerle ve önemlisi aktivitelerle güzelleştirebilir geçmişi sildirebilir hatta gelecekteki aydınlık renklere de onları boyayabiliriz; ayet var Allah geçmiş ne olursa olsun onları siler ve yerine iyilik güzellik bile yazar…

Bilirsiniz inançsızlık kadar ümitsizlik de bir inkarcı özelliğidir… buraya gelişinizin veya bir başka yerdeki arayışınızın bir anlamı olmalı di mi? Bendeniz ne manevi açıdan ne de bilgi açısından yeterli olmayabilirim hatta bilemezsiniz hangi insanın çocukluğunda gençliğinde neler yaşadığını bilemeyizdi mi, şu an hepimizin belli günahları da olabilir… Sezen Aksunun parçasında dendiği gibi bir çağ yangını bu bugün masum değiliz hiç birimiz… Ama gidilecek hangi kapı var ki bizim ruhumuzu değiştiriversin ömrümüzü farklılaştırsın… “Tanrım beni baştan yarat!” deme durumumuz yok di mi?

***bu benim anlamadigim birsey su icimdeki bu pisligi ben istemedim nerden geldi bilmiyorum ama korkuyorum bir gunah hislemekten, simdi yillardir kurtulmaya calistigim bu pislik yuzunden gunah islersem, cezasini da mi cekecegim? yoruldum on yildir savasiyorum ve artik yenilgiyi kabul etmek uzereyim..

Şimdi kardeşim iki önemli hususu açıklamama izin verir misiniz sonra bir sorum olacak

***tabi Tamam

lütfen öncelikle sabırlı olalım aceleci davranmayalım hem duygularımızda hem düşüncelerimizde tabi davranışlarımızda da; hani bilirsiniz ön yargı iyi değildir insanlar arası ilişkilerde değil mi? Hiç Allah hakkında ön yargı doğru olur mu? Sonsuz rahmet merhamet af sahibi olduğunu bilmeyenlerden değilsiniz şimdi iki konuya giriyorum izninizle Birincisi, insanın yaptığının ne olduğunun bilincinde olması farkındalığı, onu yorumlaması hakkında bir anlam bir değer yüklemesi ve bir sonuca varması… bu esas yaratılışımızın amacıdır, akıllıyız malum diğer varlıklar böyle fikirler kurup sonuçlara varamaz. Tabi çoğu insan da yaptığı her şeyin tadını alıp zevle sahiplenir günah nedir düşünmeyebilir, o da aklını kullanmıyor yaratılış amacına uygun düşünmüyor demektir

Ama sizde Allahın hoşnut olduğu bir tavır görülüyor. Yani siz durumunudeğerlendirebiliyorsunuz Allah karşısında… Vazgeçmemişsiniz O’ndan ve bunun O’nun gücüne gidebileceğinii düşünüyorsunuz, vicdanınız eziliyor ruhunuz daralıyor, bir günahı bütün ruhunuzla kabullenmiş kalbinizi fikrinini ona bağlamış değilsiniz… Bu müthiş önem verilecek bir olaydır, hiç Rabbimiz buna önem ver emz mi? lütfen siz de öncelikle buna önem veriniz.

***evet… tesekkur ederim beni anlamaya calisitiginiz degerli vaktinizi ayirdiginiz icin

Ben birinci yönünü anlattım arzu ederseniz ikinci konuya da değinebilirim veya sözünü etmek istediğin durum varsa sizi dinleyebilirim.

***tamam lutfen

Önce içinde bulunduğunuz durumdan memnun olmamanız bence çok olumlu ve çaplı bir adımdır ayet ve hadislere baktığımızda bunları görebiliriz, hani bilirsiniz şeytan isyan etmiş secdeyi terk etmiş yaptığı hatanın acısını çekmemiş aksine kibirle diklenmiş ve Allaha dönüş yapmamıştır. Oysa Hz.Adem cennette bir yönüyle cinsel bir yasağı delmiş olabilir ama sonunda yaptığının Allah karşısındaki durumuna bakarak üzülmüş Allahdan özür dilemiş ve affedilmiştir.

O Peygamberdir seçilmiştir örnek olacaktır bizler gibi sürekli hatalarda takılı kalmazlar ama örnek aldığımız için biz de benzer iç yanışıyla günaha baktığımız sürece, tekrarla elimizde olmadan işlesek bile Allaha dönüş çabası içinde olduğumuz sürece, Şeytan yönüne değil Adem yönüne yani Allaha yönelmişiz demektir lütfen bunu da unutmayınız… İkinci konumuz da bu esasen ümit kesmemek asla, Allahdan başka gidilecek bir kapı olmadığını biliriz ne kadar hatalı da olsak yine ona döneriz… Bir şey soracaktım

***tabi

Çevrenizde güzel hizmetler yapan arkadaş çevreniz var mı haftalık sohbetler gibi etkinlikler yapabiliyor musun

***pek sayilmaz hayir ben biraz utangac anti sosyal biriyim

Evet öncelikle bu konuda bir adım atmalısınız Bakın size iki şey edim !.Durumunuzu görmeniz buna içinizin yanması ve ümitli olma kapısından ayarılmama çamurlar içinde de olsak da yine gül tutabilme, Allaha el uzatmaktan geri durmama… çok önemli adımlar dedik

***evet

ÜÇÜNCÜ KONUMUZ BU olsun… Mutlaka güzel arkadaşlar edinip güzel çalışmalara yönelmemiz gerekir. Yanlızlık daima handikaptır zihin meşgul olmak ister siz onu meşgul etmezseniz o sizi meşgul edebilir. Özellikle bilinçaltı birikimleri boşluk boş an buldukça bilince doğru kabarcıklar gibi yükselmek ister. Ayette dendiği gibi onu boş bırakmaya gelmez bir etkinlik bitince mutlaka bir başkasına yönelmeli insan… Şimdilik bu üç konuya temas etmiş oluyorum sizin ayrıca temas etmek istediğiniz şey varsa isterseniz alabilirim

***haklisiniz..ne desem bilemiyorum.daha sosyal daha caliskan daha inancli olmaliyim ama olmaliyim diyerek basladigim hic biseyi olamadim bugune kadar insallah bu sefer olurum

Bakın burda da güzel farklı bir potansiyel göründü yani başladığınız şeyler… Bu böyle sürüp gitmeli pes etmemeli yani olmasa da tekrar başlamamlı bu iradenin kavgasıdır imtihan budur ve Allah içimizdeki bu iyi niyetlere amaçlara bakacaktır, yapabildiklerimizden çok… Önemli olan günahla beraber ondan tiksinme yüreğin yanması ve içi yana yana devamlı yeni arayışlar içinde olmak bu çok önemli bir tutumdur bence böyle uğraşmaya devam etmelisiniz şeytanın asıl istediği insanın cepheyi bırakıp gitmesini sağlamaktır Allaha her dönüş ve özür şeytanın canına okur, ruhumuza da direnç verir.

***savaşa devam diyorsunuz yani keske savasşçı bir ruhum olsaydi bir de

Ama çok güzel söz ettiniz :”Savaşa devam!” Biliyorsunuz aslında şeytan bu sloganı savurmuştu küstahça Allah karşısında senin insanlarını baştan çıkaracak onları hep cehenneme sürükleyeceğim hayat boyu!… Hayat boyu dediği de kıyamete kadar bakın!… Sizin “Savaşa devam!” demeniz şeytanca arzularla savaşa ve secdeye devam demektir! Şeytan kararlıdır isyandan tevbeye ve secdeye dönüşü döşünmez, biz aksini yapacağız. Savaşırken onunla sve bizden yapmamazı istedikleriyle vavaş edeceğiz yani teslim olmak şeytanın cephesini seçmektir, nefsimiiz vardır melek değiliz kardeşim, Allah bile bile nefsi vermemiş midir önemli olan bu nefse rağmen Allah cephesini seçme mücadelesidir

***halbuki benden daha korkak, kolay pes eder birini görmüş de değilim

Evet inşallah bu cümleyi değiştirmek elimizde olacaktır. Siz korkak kolay pes eder dediğiniz durumda olsanız bile bu cümleyi olumluya çevirip taklitle de olsa kendinize tekrar ediniz tavsiye ediyorum. Peygamberlerin Sahabenin Ecdadımızın tarih boyu cesaretlerini düşünün mesela tabi başarılı güven verici tebessüm çehreli ve coşku lie güzel çalışmalarda koşturan arkadaş çevresi diyeceğim yine izninizle… İnancınızla bakarak “Onlar Allahdan baştka bir şeyden korkmazlar!” ayetini düşünün lütfen. Böyle devam edin o kapısından ayrılmayanları asla zayi etmez yolda bırakmaz kesinlikle ayet böyle der.

***Evet

Bakın bir gerçek var hem ayet ve hadislerde geçer hem de modern konuları işleyen bilimsel psikolojik gelişim kitaplarında insan her duygu ve düşüncesiyle kendisine bir koza örer buna patern diyorlar bir öfke modu bir üzüntü modu bir sevinç veya bir zevk modu gibi bir durum içinde olur her insan her gün her saat hatta kimi zaman an be an değişebilir… Tıpkı bulutların geçmesi gibidir bu geçici kararır ruhumuz temiz sayfamız karalanabilir ama güneş hep vardır hep parlaktır temizdir ve mutlaka o bulutlar açılıp bize tebessüm edecektir böyle düşünmeli Siz mutlaka güzel etkili arkadaş çevresi edinmelisiniz bence … Üniversitenizde mutlaka bulabilirsiniz, açıkça diyebilirim mesela sızıntı okuyan bir arkadaş görürseniz çevrenizde hemen oturup arkadaş olun samimiyetle sürdürün neler olacak bir görün :)

***evet

kurannuru.wordpress.com/ Bu arada buraya hemen girerseniz sevinirim oradan psikoloji ile ilgili bölümlere gidebilirsiniz böyle sizinle yaptığmız gibi msn görüşmeleri yaptığımız üniversiteli genç arakadşlarımızla söyleşilerimizi okuyaliblirsin video klipler izleyebilirsiniz….

***hic benim gibi bir sorunu olan birini tanidiniz mi

Evet ama siz cesursunuz farkında değilsiniz, yüreklisiniz bilinçlisiniz derin derya gibisiniz içinizdeki cevherleri görememişsiniz

***estagfrullah kendimi gercekten birsey zannedicem

Umarım dediğim gibi kültürlü iyi genç arkadaşlarınızla güzel çalışmalar kariyeler yaparasınız

***tesekkur ederim insallah

Aslında böyle dertli insanlar çok güzel hizmetler yapabilir vatanlarına ailelerine milletlerine ve insanlığa biliyor musunuz

***dertlerini unutmak için çalışmaya başka şeylere mi adıyorlar kendilerini

Bakın hemen farklı boyutta düşünmeyi gösteriverdiniz ama bir ilave edelim dert unutmak kadar karşıdakinin derdini görünce kendi dertlerini unutup onun dertleriyle dertleniverirler bunun kadar Allah katında değerli bir şey yoktur inanın ve affedilemeyen çok günahın böyle affedilebileceğini biliyorum kitaplarımızdan yani başkasına güzellik yapmak kadar insanın içinde bulunduğu olumsuzlukları temizleyen bir iksir yok gibidir anlayacağınız hepimizin farklı boyutta renkte bir derdi var tabi ki… ama Allah Settar dır örtücü… hepsini örtüveriri siliverir… yeter ki güzellik için insanlara el uzatalım

Bakın OLUMSUZ GİBİ GÖRDÜĞÜMÜZ ÇOK YÖNLERİMİZİ OLUMLUYA ÇEVİRMEK DE MÜMKÜN… Gübreler de gül bitirir kan seruma çevrilebilir

***hocam cok tesekkurler sohbet icin daha fazla vaktinizi almayim arada gorusebilr miyiz yine?

est.. ne demek ne zaman isterseniz… ama acizane yazdıklarımı unutmayınız dört konuyu hatırlayınız… özellikle ümit ve güzel arkadaş çevresi… ben teşekkür ederim ilgi gösterdiğiniz için Allah yardımcınız olsun her konuda

***sagolun iyi geceler

size de kardeşim

AŞAĞIDAKİ AÇIKLAMA SONRADAN EKLENMİŞTİR

Günah Allah’dan uzaklaşma nefsin O’nu tanımaz yanını harekete geçirme eylemidir denebilir. Allah helal haram sınırları çizmiştir. Ağız vermiş yenecek içilecek helal karşılıklarını da yaratmış ve haramları belirtmiştir Efendimiz de Allahın verdiği yetki ile bazı haramlar ilave etmiştir, yırtıcı hayvanların yenmesinin haram olması gibi. Aynı şekilde cinselik, şehvet duygusu vermiş ve bunun eşler arasında meşru çizgilerde aile helal platformunda karşılanması sınırlarını getirmiştir.

Günah ayet ve hadislerle bize çizilen duygu düşünce ve davranış sınırlarını çiğneme ihlal etme anlamına gelir. Bunun tedavi ve restorasyonu da içte tövbe ve yanışla dışta güzel tutumlar sergilemekle olabiliyor. Ama bu ihlalde israr etmeme ve önemlisi bunun ruh kalp vicdan akıl tarafından tamamen benimsenmemesi bir günahta israr edilmemesi özellikle de başka insanlara ve topluma taşınmaması ve de haksızlık ve zulüm haline dönüştürülmemesi konusu çok önemlidir.

Bireysel kalan her günah Allahın Settar ismiyle örtülür gizlenir affedilir. Başkalarıyla paylaştıkça yaygınlaştırdıkça sürekli hale getirdikçe bu gizlilik şahsilik affa layık olma hali gittikçe ortadan kalkmaya başlayabilir. O kadar ki bu tür günahların toplum tarafından yaygınlaştırıldığı Lut kavmi dünyevi helak olma cezasını daha bu dünyada iken görmeye başlamıştır. Kuran bu konuyu ve Peygamberin uyarılarını dile getirir. O kadar olumsuz bir mahiyet kazanmıştır ki bu hastalık, sıradan günlük bir olay haline gelivermiş hatta Peygamberin evine gelen genç erkek şeklindeki meleklere karşı bile Peygambere gelip küstahça taleplerde bulunmuşlardır. Nebi toplumsallaşan günahların felaket getireceği endişesini taşımış olmalı ki onlarala bile güzel aile yuvaları kurmaları teklifini bile getirmiş, onları evlendirebileceğini belirtmişti.

Peygamberimizin benzeri konuda davranışına dikkat çekmek isteriz. Zina eden iki kişi sırayla gelmiş Efendimize israrla itirafta bulunmuştu. Peygamberimizin yaklaşımı çok önemlidir. Bunun bireysel kalmasını istemektedir ve gidin tevbe edin Allah affeder demiştir. 4 kez israr edilmesi karşısında konu toplum hukukuna girmiş sayılmaktadır müeyyide sonra gelmektedir. Hatta onların bu durumlarına tepki gösteren birine Peygamberimiz O öyle bir tevbe etti ki bütün günahkarlar o tövbe ile affedilebilirdi buyurmuştur.

Bundan şunları çıkarabiliriz kısaca. Hangi günahı işlenmiş yaşamış hatta alışmış olursak olalım bu kişisel planda gizli kalmalı yaygınlaştırılmamalı; tabi ki gizli yapılan günah da günahtır o da bir virüs gibi insan ruhunu kirletir ama mesela iftira vardır ki zinadan bin beterdir. Hayrı sevabı çoğaltmanın yolu başkalarına yararlı olmak bunu toplumsallaştırmaksa, günahı zararının büyümesinin yolu da kuşkusuz bunu yaygınlaştırmak toplumsallaştırmaktır. Ve iyi ve kötü çığır açanlar öldükten sonra da o yolda yürüyenlerden eksi artı puan paylarını kazanmaya devam ederler.

Bu açıdan bireysel yaşadığımız kötü deneyimler günahlar bizi batırmamalıdır ve bağlamamalıdır, bu topluma yapacağımız yararlı işlerin de batırılması anlamına gelmektedir. Bir kötü durumdayken pek çok iyi durumları berhava etmek ve pek çok kötü duruma kapı açmaktır. O bir iki kötü durumu orada sabitlemek dondurmak buzdolabına almak gerekir. Onu zihinde kopyalayıp durmak kendimize çevremize psikolojik zarar vermektir yapacağımız güzel hizmetleri engellemektir. Ben kirliyim temiz insanların yanına gidemem… E temizlen kardeşim derler. Kirli kalmakta kirli olduğunu düşünmekte temizlenemem fikrinde sabitlikte israr etmemelidir.

Öte yandan bu bir iki günahla işinin bittiği düşüncesi tamamen yanlıştır, Allahı tanımamak hatta “Ben bitmişim ne yaparsam yapayım ben düzelmem artık sen beni affetmezsin!” der gibi bir itham ve Rahmetini daraltma sınırlandırma gibi bir durum söz konusu olabilmektedir. Evet şu noktada siz ve benzeri durumda olanlar haklı gibi görünüyorlar. Yani neden falan gibi bir aile çevresinde eğitim çevresinde toplum çevresinde doğmadım büyümedim ben. Neden şu şu kötü davranışlara maruz kaldım. Ben kötü biri olarak yaratıldım ki bu kötülükler başıma geldi. Öyleyse hep böyle kötü kalmaya mahkumum!…

Özellikle küçük yaşta ya da herhangi bir yaşta suistimale uğramış kızlarımızı düşününüz. Tabi ki travma yaşanması söz konusudur mutlaka psikiyatrik tedavi psikolojik yardım ve terapi alınmalıdır. İnançla beraber bunun yapılması ise fevkalade müessir olabilir.

Üç bakış sunulabilir bu gibi durumlarda.

1-Yaratıcıyı inkar ya da isyan etmek. Allah korusun ve her şeye sınırsızca dalmak. Ama vicdan susturulamadığı ruh mutlu olmadığı için bunalımlar psikolojik rahatsızlıklar hatta sağlık problemler vb sorunlar hep baş gösterecektir. Doğrusu inançsızca psikolojik sorun yaşayacağına insan inançlı olarak yaşamalı bunu da hafifletmenin yollarını mutlaka araştırmalı desteklere kapalı olmamalıdır.

2-Ya da inançlı insan olarak yine de erken ya da yakın dönemlerde insanın yaşadığı olumsuzlukların manevi baskısı altında kalıp ciddi mutsuzluklar yaşamak, depresyonlara ve doğal olarak başarısızlıklara girmek.

3-Üçüncüsü ve en doğru olanı ise inancımızla ibadet ve dualarımızla yönelmek, olaylara dengeli sağlıkla bakışla bakmaya çalışmak, uzmanlardan bilginlerden ve güzel yaşayanlardan destek almak.

Ve şu önemli pencereden bakabilmek: İrademin dışınca seçimim olmadan başıma gelenler imtihan dünyasında olmamızın gereğidir. Reşit olmadığım dönemde kim bu yanlışlığı yapmışsa o sorumludur ben değil. Kaldı ki o kimse için bile tevbe kefaret ve temizlenme kapısı daima açıktır kaldı ki benim için kapalı olsun! Sorumlu olmadığıma göre kendim bunu sorun haline getirmemeliyim. Felaketi ikileştirmemeli çoğaltmamalıyım!

Bakın bir ayette dendiği gibi, dünyada gelen belalar savaşlar hastalıklar musibetler depremler vs. masumları da alıp götürüyor; bu arada bir kısım azmışların zulümleri cezalandırılmaları sebebiyle belalar yeryüzüne toplumlara inse bile bu masumlar onların elleriyle adeta cennetle ödüllendirilmiş oluyor.

Benzer bakış açısıyla şöyle bakılabilir: Küçük yaşta bana bazı kötülükleri yapanlar ciddi tövbe etmez rahat yaşarlarsa zaten onlar kaybetme kuşağında yaşıyorlar ben böyle kalmamalıyım, Allah Adili Mutlaktır onlardan zaten hesap soracaktır. Bana gelince evet ruh dünyamda sıkıntı yaşadım yaşıyorum ama bu deneyimlerden bir ders çıkarmalıyım hatta bunları birer vesile saymalıyım. Herkesin farklı bir derdi vardır benim imtihanım bu tarz bir deneyimle başlamıştır. Beterin beteri vardır. Toparlanmalıyım, bir kanser mikrobuna yakalanan insan gibi en azından mücadele etmeliyim.. Söz gelimi benim düştüğüm durumlara yavrularımızın düşmemesi için eğitime öğretime manevi hayata ahlaka gereken önemi vermeliyim hassas olmalıyım, kendim ailem çevrem toplumum insanlık adına kendimi adamalıyım. Bu bana bir kamçı olmalı ateşlemeli gayrete gelmeliyim himmetimi yüksek tutmalıyım.

Ya da şöyle düşünmeliyim: Allah nasıl ki bazen kuluna hastalık verir ta ki gençlik ve sağlık coşkusuyla heyecanlarının kabarmış duygularının kurbanı olmasın zevklere dalıp esas ebedi alem yolculuğundaki konumunu ve görevlerini unutmasın, bazen katlanılmaz bu gibi sıkıntılar karşısında O her derde derman olana iltica etsin ondan yardım iç huzuru ve güç istesin…

Ve şöyle bir cümle nasıl karşılanır?

Allaha içten iltica etmek duygu seli haline gelebilmek için günahlara bulaşmak lazım… Asla!..

Hele iyi ki günah işlemişim denir mi? Ama Rabbim günahlarımı affet diyebiliriz. Günahı kabulleniriz ama Onu silecek olanın olduğunu da biliriz.

Ve Peygamber ve özel anlamda evliya-Allah dostu yakını olan zatlar dışındaki insanların günah sonrası gözyaşı içinde Allaha dönüşleri, dönüşlerinde hissettikler de bir başka olur!…

Olmasaydı günahınız bunu nasıl diyecektiniz? Rahman Gaffar Settar isimlerinin sıcaklığını nasıl ruhunuzda esintiler halinde hissedecektiniz?

Nebice velice düşünüp “Yakınlaştıkça sana Rabbim sana uzaklığımı fark ediyorum buna hayıflanıyorum sana uzak kaldığım her dakika günahıma estağfirullah diyorum anlayışından da ne anlayabiliyor alabiliyorsanız anlamaya almaya bakabilirsiniz tabi ki.

Anne öfkesi hatta cezalandırması sonrası şefkat ve tebessümle açtığı kucağına koşma görüntüsü nasıl bir duygu verir insana. Ya da birbirini çok seven iki sevgili bir sebeple bir müddet ayrı kalsalar türk filmlerindeki gibi hani sonunda birbirlerine kavuşma anını yaşamaları gibi… Melek değiliz melekler içinde de değiliz. Hem melekler içinde olmak bile bir meziyet değil bir yönüyle. İblise baksanıza melekler içinde olduğu halde sonradan ismini alacağı o şeytanca duygu ve düşüncelerle nasıl melek içinde şeytanlık oyununu oynayıvermişti. Ateşler içinde gül bahçeli İbrahim gibi olmalı insan. Dikenler içinde gül gibi ya da. Ya da çamurlar içinde belki ama bir elmas! Bunu sağlayan imandır iman gözlüğüyle bakmaktır.

Tamamen dini bir çevrede yetişmek değil esas olan. İçi melekleşmiş insan haline gelmek için melek içlilerle beraber olmaya bakmak onlarla içlenmek lazım ki tüm kirlerimizden pak hale gelelim.

Rabbim bize böyle bakar O’na içten yönelişimize değer verir, inanın günahlarımız ne türde ve çoklukta olursa olsun affdeceğini vad buyurur. Bu bizim O’nun hakkındaki zannımız inancımız olmalı. Zira buyurur ki kudsi hadiste “Ben, kulum beni nasıl zannediyor biliyor inanıyorsa O’na öyle muamele ederim”. Çamura batmışız… El uzatan temiz giyimli biri var. Ben çamurluyum sana nasıl dokunurum bu kirimle denir mi hiç?… Kirlerimize rağmen temizliğe temiz insanlare el uzatabildiğimiz kadar uzatmalıyız ve Rabbimize….

Biz Rabbimizi kaybetme kaygısı taşıdığımız sürece günahsızlığa doğru yelken açıyoruz günahlardan ve sonuçlarından kaçıyoruz demektir, firarımız Allaha olmalı, önceki hayatımız ne derece günah dolu olursa olsun. Allah Müslüman olan insanın geçmiş puta tapma ve inkar olayını bile affeder kaldı ki günahlar!…

Bize düşen günahlara girmemeye çalışmak ama bir o kadar önemlisi de günaha girdiğimizde orda kalmamaya israr etmemeye hele hele asla yaygınlaştırmamaya bakmak Eski olumsuz hatıraları utamamanın da güzel bir esprisi vardır. Bu anımsama sürekli Rabbe karşı insanın dudağının bir yanı sarkık, buruk bir yönelişi ve hisli bağlantıyı canlı tutar daima…

Ve madem bundan rahatsız oluyorsunuz demek ki kalbiniz bunu kabullenmiyor, onlar kalbinizin ruhunuzun malı değil, Allah da kalbinize bakmıyor mu zaten? Madem bundan rahatsız oluyorsunuz demek ki o rahatsızlık verici bir durum. Demek ki siz erken dönemde rahatsız edici bir durumu yaşadınız anladınız. Demek ki artık yaşamamalısınız, rahatsız edici bir durumu kimse bile bile yaşammak istemez çünkü. Yaşamazsanız rahatsızlık vermeye devam edemez ki!. Bu da sizin gelecek adına bunlardan uzak kalmanızı sağlayacaktır.

Yani niye yaşadım ki deyip üzülmemeli, madem yaşadım rahatsız oldum bir daha yaşamamalıyım demeli… Oldu yaşadı bir insan tekrar pişman olmalı yanmalı yine kapısına varmalı… (Ne var ki sürekli günah tekrarı hassasiyetteki tekrarı zayıflatır. Yani ilk günah pişmanlığındaki derinlik zamanla kaybolmaya iç yanışı ferini kaybetmeye başlayabilir ve nasılsa tekrar işliyorum der azmi kırılabilir zamanla duyarsızlaşabilir günah zevkinin rüzgarına kapılaibilir ve bir gün gelir iki taraftan birini tercih etme zorunda kalıverir alışageldiği günahları terkedemeyebilir tevbeyi terkedebilir. Günah fasit dairesi içine girmemeye bunu kırmaya kıracak güçlü pazulu dostlara her zaman ihtiyaç vardır)

Sanki temizlik takıntısı gibi bir TAKINTI haline dönüşüyor bakın eski bir deneyim. Vesvese nasıl büyütüldükçe insana zarar verici hale geliyorsa eski olumsuz deneyimleri zihinde tekrarlayıp durmak da bilinçaltımızı olumsuz motive ediyor ve ruhumuza bu sürekli yansıyor. Ve olumsuz mesajlarla bilinçaltımızı besleyip ben kirli bir insanım fikri saplantıya dönüşüyor, bilinçaltı kirlilği oluşturuyoruz kendi telkinlerimizle…

Bizim iç telkinlerimiz zayıf kalıyorsa bize hakimiyet kurmuş nefsimize veya kimi takıntılarımıza karşı mutlaka çevremizden güzel arkadaşlardan nasihat eden büyük zatlardan dersler dinlemeli, yetersiz kaldığımız noktalarda onların ruhumuzu beslemesini bilinçaltımızı düzenlemelrini sağlamalıyız…

Eski günahların, uyarıcı iç yakıcı göz yaşartıcı kamçılayıcı Rabbe ve hizmete yöneltici misyonuna EVET!

Bizi vicdanımızdan koparıcı ruhumuzu hırpalayıcı Rabden ayırıcı yalnızlığa itici işlevine HAYIR!

Hz Vahşiyi getirdi aklımıza bu son dizeler. O, Hz.Hamzayı vurmuştu ama Nebiler Nebisi O Nur insan onun gönlüne iman nurunu vurmuştu, Müslüman olmuştu Hz.Vahşi , görüvermişti ki o mızrakla asıl kendi vicdanını vurmuştu. O Günah hatırası mızrağı mızrabı gibi hep yanına taşımıştı durmadan sinesine vurmuştu, hayırlı hizmetlerde koşturup durmuştu ve Yalancı Peygamberi aynı mızrakla yere sermişti…

İnsan taşıyacaksa vicdanında günah ağırlığını bir Vahşi mızrağı gibi evet taşımalı taşımalı ama onu en hayırlı şekilde değerlendirmeye hayra çevirmeye bakmalı vesselam

.

AYAK UCUMDA BİR VARLIK KULAĞIMDA ŞARKI 24.05.2008merhaba ben dün size mail atmıştım ben falan…. ne düşünüyorsunuz bunlar hakkında… gerçekten artık bilmek istiyorum… bazı aramalar yapmak istedim ama bunlarla ilgili pek bir şey bulamadım falan şehirde yaşadığımdan şu anda… danışabilecek iyi bir müftü bulabileceğimi de düşünmüyorum burada… ve aklıma siz geldiniz teşekkür ederimbu gibi şeyler genellikle yalnızlıktan ve tabi psikolojik yapıya bağlı olarak ve çevre sorunlarının baskısıyla insanda baş gösterebilir aslında üzerimde herhangi kişilerin baskısı yok bu konuda rahat büyüdüm burada okuduğumdan bir öğrencinin yaşayacağı sorunların dışında bir sorunumda yok ama evet yalnız olduğum doğru ama genelde insanlarla bir arada olduğum yerlerde bu ilahi müzikleri duyuyorum yanı… neden yalnızken değil de insan içinde sizin uğraştığınız dini bir uğraş var mı, okuduğunuz kitaplar, yaşantı şekliniz nedir, ibadet eder misiniz mesela kuran-ı çok öncelerde umuştum onun dışında bir kitap okumadım orucumu tutmaya çalışırım namazı ise derslerim sebebiyle uzun süredir bırakmış durumdayım bazı gençlerin uğraştığı eğlence tarzları vardır.. hani fincan oyunları fal işleri cin ruh çağırma seansları falan bu tür uğraşlara girdiniz mi

gecen yaz bır falcıya gittik arkadaşlarımla bir defa tarot baktı ama inandırıcı da değildi dalga geçtik ve bitti tekrarı olmadı yanı cin ruh çağırma olaylarına da katılmıyorum yanı arkadaş çevremde bunlarla uğraşan yok

anlıyorum anne babanızın durumu mesela büyükanne baba dede size dini konularla bilgi öğüt veriyorlar mıydı şu an nasıllar?

büyüklerimden bir tek ananem hayatta ama ailem bana öğüt vermektense kitabı kendim okuyup yorumlarda takıldığımda yardımcı olma taraftarıydı nitekim orta okuldayken de bu yüzden babam okumamı istedi ve bende okudum anlamadığım yerlerde bana açıklama yapmayı tercih ederler

anlıyorum… şimdi bana daha net belirgin cümlelerle gördüklerinizi duyduklarınızı sırasıyla yazar mısınız lütfen?

tabi… geçen yaz gece uyurken birden uyandım yada uyandırıldım bilmiyorum ama ayak ucuma baktım ve orda yaklaşık 30 40 cm boyunda mavi bir varlığı gördüm oldukça parlaktı ışık sacıyodu sanki, bana baktı ben ona baktım içimden dua etmem lazım diyordum ama dua edemiyordum defalarca bu cümleyi söyledim kendime… bir müddet sonrada kayboldu… ondan sanırım 6-7 ay sonra da arkadaşlarımla otururken ilahi sesler duymaya başladım iyice dinlediğim zaman sadece sol kulağımla duyduğumu fark ettım… sağ kulağımsa hala dünyevi sesleri duyuyordu… ve ara ara hala duyuyorum… ilk olarak da güzel bir bayan sesi duymakla başladım, çok hoş yumuşak bir ses tonu vardı… anlam veremiyorum bunlara bu ikisi üzerinde durmamız yeterli sanırım di mi

tabi öncelikle şunu demeliyim, yazışmadaki tutumunuz, düzenli kararlı anlaşılır ve olgun cevaplar verişiniz, sizin bilinçli ve tutarlı kendine güveni olan bir insan olduğunuzu gösteriyor yanılıyor muyum

evet

bu şu anlama geliyor, siz bu konuyu çok rahat kavrayabilecek ve hiç bir dini ve psikolojik bir zarar görmeden rahatlıkla aşabileceksiniz hatta eminim çevrenizdeki kızlarımıza arkadaşlarınıza da yararlı olabileceksiniz

ben de böyle düşünüyorum yoksa başka biri olsa bunlara herkesten uzakta tek başına yaşarken sanırım kolay karşı koyamazdı

anlıyorum… o zaman sizce mahzuru yoksa adım adım gidelim beni takip edebilir misiniz

tabi

şu adres şu an bende açık siz de açar mısınız lütfen?

evet acıyorum bir saniye lütfen…evet açıldı tamam… evet buldum sanırım

evet şimdi inancın gölgesinde yazan sarı baştaki yazıyı tıklayınca o siteye geçiyorsunuz,

evet gectım

burada her insanın aklına takılan her konuda soruların cevapları var uzun incelemelerle hazırlanmış çok gencimize faydası olmuş yazılar, bizim konumuz bildiğiniz gibi… şu başlıkta göreceksiniz: Ruh, Melek, Cin ve Şeytan

evet tamam

sizden bir ricam var

nedir

lütfen şimdi bu adresi kaydediyorsunuz mümkünse şimdi okumuyorsunuz yazışalım kısaca… diyelim bir hafta sonra tekrar ct veya pz bu saatlerde yine görüşelim ve okuduğunuz şeylerden de söz ederek durumunuza daha bir aydınlık kazandırmamız daha mümkün olabilecektir, oradaki her şeyi size burada yazabilmem olanaksız takdir edersiniz… Bu arada durumunuzu bir psikiyatriste veya psikologa açmanızı da tavsiye ederim. Malum Her derdimize aramamız gereken şifa yolları günümüzde ortaya çıkmış bütün şifa yolları olmalıdır, yani sözlü dualı şifa aramamızın yanında fiili olarak gerekli tıbbi yardımları aramak almak da dinimizin gereği Efendimizin tavsiyesidir. Şimdi bu adresi kaydediniz lütfen

evet kaydettim

tamam haftaya kadar o sitedeki “Ruh, Melek, Cin ve Şeytan” bölümünü iyice okumuş olarak gelirseniz daha farlı sonuçlara ulaşmak mümkün olabilecektir… şimdilik diyebileceklerimi kısaca demek isterim uygunsanız

tabi sevinirim

öncelikle Allaha iman etmek demek Allah ile ilgili her şeye alaka ilgi yakınlık dostluk kurmak demektir.. siz oldukça zeki görünüyorsunuz sanırım bunları hemen algılayabilirsiniz

evet devam edin lütfen anlamadığım şeyi sorarım emin olun

tamam yani buna, iman ışığı ile evrendeki beden ötesi alemlerdeki, bilimler ötesindeki fizik ötesi konulara doğru bakabilme kavrayabilme becerisi kazanma da diyebiliriz…. siz bu inançtasınızdır eminim yani madem Allah var Allahın yarattığı her şeyde de onun iradesi bilgisi ve kudreti ile var ve her varlıkta O’nun denetim ve yönetimi var deyebilmek çok meseleyi aşmada anahtar ilk adımdır

evet

Bir ayet aynen şöyle der: Bir yaprak yok ki onun izni olmadan düşsün, hiç bir yaratık yoktur ki onun alnından Allah tutmuş olmasın; bu ister bir yılan ister akrep ister canavar, ister cin varlıklar olsun, ister düşmanca davranan azman canavar insan tipleri olsun fark etmez… deprem de seller de hep böyle..

anlıyorum

bu inanç esas bu gibi insanı rahatsız eden her konuda en önemli psikolojik yaklaşım şeklidir…

evet

Peygamberimiz de benzer şeyi şöyle söylemiştir, insanlar alemi ile cinler aleminin hayatları sınırlarla çizilmiştir, birbirlerinin haklarına tecavüz edemezler ettiklerinde zarar görürler… sizin böyle bir girişiminiz olmamış, karşı tarafta bulunan fizik ötesi varlıklar her insana durduk yerde musallat olmazlar, mutlaka onlara bir davet bir çağrı yapıldığında ilgilenirler ve gerekirse bırakmazlar bırakmak isteyenlere zarar da verebilirler

peki ben uyurken ne gibi bir davette bulunmuş olabilirim ya da belki ben korkumdan bir şey yapamadım ama o neden hiç bişey yapmadan kayboldu yanı anlamıyorum neden uykumdan uyandırıpta kayboldu tabı bunların kesin net cevabı olmaz ama

evet genel yaklaşımdan sonra zaten sizin konunuza gelmeyi istemiştim ben de… şunu bilmenizi istedim siz ilgilenmediğiniz sürece o tür varlıkların veya görüntülerin size bir zarar veremeyeceğini bilmenizi istedim öncelikle…

ikinci konuyu açmalıyım… ruh bambaşka bir alemdir, Allah bilinmediği gibi onun özel verdiği ruh da tam bilinemez, öldükten sonra herkes kendi ruhunun ve o ruhlar aleminin ne olduğunu tam kavrayabilecek burada bilemediği Rabbisini burada olgunlaştırdığı ruhuna göre görecektir, burada O’na yakınlaştığı oranda orada O’nu O yakınlıkta görebilecektir. Burada imtihandayız ruhumuzu görmeden inanıyoruz, Allahı da görmeden inanıyoruz bu anlamda

evet

Bu sebeple ruh sırlarla doludur, rüyalar bunun bir kanıtıdır, kendimizden apayrı alemlerde yaşarız kendimiz istemediğimiz halde, işte size görünen bu gibi görüntüler de rüyalardaki ruhumuza denetim kuramadığımız gibi denetimsiz kaçak gelen görüntülerden ibarettir… düşünsenize insan istemediği halde aklına düşüncesine hayaline ne düşünceler geliveriyor… allah nasıl bir şey neye benziyor gibi… cinsellik konusunda akla gelmedik şeyler bile gelebiliyor insanın hayaline rüyalardaki gibi aynı… Hatta namazda çirkin görüntülerin hayaline geldiğinden şikayet edenler de vardır. Size veya başkasına fizik ötesi varlıkların görüntüleri de gelebilir bu bir yerde olağandır.

Şu bilinmelidir: Allah bu tür varlıklara izin vermiş kıyamete kadar belli sınırlar çizerek şeytana da izin vermiş bilirsiniz, zaten şeytan aslında, bütün cinlerin ilk atasıdır, o cindir cinlerin başıdır, bazılarının yanlış bildiği gibi kovulmuş melek değildir. Ama yine bilirsiniz ki insanlar Allahın çizdiği helal haram sınırlarına uymadığı gibi cin varlıklar da kendilerine çizilen sınırlara uymamakta zaman zaman insanları rahatsız edebilmekte veya eğlence arayışında bulunabilmektedirler; kimi caddelerde sokaklarda bağışlayın kendilerine karşı ya da benzer cins eğlence arayanlar gibi…

anlıyorum peki bir şey sorabilir miyim

buyrun

bı arkadaşım bazı varlıkları gördüğü gibi eğer rahatsız ettıklerı bir arkadaşı falan varsa onlarla temas bulunuyor yanı tartışma dövüşme gibi ve ertesi gün yaraları bile oluyor bu gerçek olabilir mı, yanı yaptığı yanlış olsa da o iyi durumda

verdiğim adresteki inancın gölgesinde kitabında benzer konular işleniyor, yukarda dediğimiz gibi, onların sınırları aşılır temas kurulmak istenirse bu mümkün, cinsel birliktelikte bulunanlar olabileceği gibi onları kullanarak işbirliği yaparak büyü yapma olaylarında kullanma da söz konusu, onlarla mücadele etmek savaşmak da öyle…

Kuranda anlatılır duymuşsunuzdur belki Süleyman Peygamber cinlere hükmediyordu orduları vardı ve onları hayır işlerinde mecburen çalıştırıyordu Peygamber ölünce azgınlıkları tekrar başladı insanları kullanmaya yine başladılar, Kuran karı koca arasını ayırma özelliklerine işaret eder, nas süresinde cinlerden Allaha sığınma anlatılır.

Şunu da bilmeliyiz bu arada, Peygamberimiz cinlere ayet okumuş Müslüman yapmıştır cin süresi vardır kuranda

evet biliyorum

Evet, bu varlıkalra inanılır melekler nasıl nurdandır cinler de ışın türü varlıklardır, onlar da insanlar gibi sorumludur, imanla ibadetle.. bizden farkı görünmezler ve onları hayır işlerinde kullanmak peygamber gibi mümkün ama bu dönem farklı, gelecekte belki uzman takva sahibi önemli kişiler bunu başarabilir… bu gün için onlarla ilgilenmek insana zarar getirir Bir de şunu ekleyeyim Size göründüğü gibi olabilir, Sahabei Kiram da farklı varlıklar gördüklerini söylemişlerdir, her insanın ya kendinde ya tanıdıklarında benzeri olaylar ya görülmüş ya duyulmuştur mesela erken dönemlerimde rüyamda bende baskılı görüntüler görürdüm, buna karabasan da deniyor biliyorsunuz. hatta kulağıma doğru bir kara bir baş eğilir sanki bir şeyler fısıldardı, gözlerinizi açamazsınız açtı gibi olur onu görürsünüz falan… Tabi bu arada bu tür olaylardan uzak yaşayanlar tam kıvamlı Müslümandır her yönüyle sağlıklı insandır anlamına gelmediği gibi, bu tür olaylara maruz kalanların ne inançlarında ne de sağlıklarında bir problem bulunduğunu iddia etmek tabi ki mümkün değildir.

evet

Bunlar bizi paniğe sevk etmemeli, bu çok önemli, olağan görmeliyiz, çünkü biz hani başımızı kuma gömmüş gibi sadece madde alemini gördüğümüz için biraz da renkli televizyonlarla günlük arkadaş eğlenceleriyle hani yaşamın renkleriyle ilgilendiğimiz için bu tür olaylar doğal olarak bize garip bazen ürkütücü gelebiliyor, yapmamız gereken çok basit doğrudan Allaha sığınmak euzu besmele çekmek dua etmek… ve evhama kapılıp üfleyip şişirmemek arı kovanına çomak sokar gibi bize zararlı hale getirmemek Bu konuda size bir ipucu pratik bir çare vereyim mi ))

lutfen

Ben o karabasandan nasıl kurtuldum biliyor musunuz

nasıl

HAMZA GELİYOR HAMZA!::: diyerek….

hamza?

bir daha gelmedi o kara renkli yaratık evet HAMZA… Peygamberimizin S.A.V. amcası bilirsiniz Uhud savaşında şehit edilmişti Allahın aslanı şehitlerin aslanı

evet

Bütün kötü cinlerin Hz.Ömer gibi Hz.Hamza gibi şahsiyetlerden çekindiğini biliyorum, rüyalardaki rahatsızlıklara karşı bile etkili olabilir siz eğer bir kez daha o görüntü ile karşılaşırsanız.. lütfen euzü besemle çekiniz ve doğrudan (tabi ki gerçek yardımı Allahdan isteyerek o kişiyi vesile yaparak)YETİŞ HAMZA deyiniz.. valla arkasına bakmadan kaçacaktır inanınn

teşekkur ederım bu bılgı için o anda aklıma bir şey gelmemişti ama bı dahakı sefere hatırlamaya calışırım peki duyduklarım için bişey diyebilirmisiniz

Kulağınıza fısıldayarak bir bayanın şarkı söylemesini mi? çok kişinin duymak isteyip de duyamadığı hoş bayan sesleri wolkmen MP3 kullanmanıza gerek bile yok ))

evet öyle gerçekten

ama siz bilinçlisiniz, İNANCIN GÖLGESİNDE olaylara bakarsanız kesin size zarar vermeyecektir, bakın ne diyeceğim, diyeyim mi?

lutfen

Bilirsiniz iki arkadaş, karı koca, anne kız, baba oğul vb tartışırken birinin dediğine diğeri cevap verdiği sürece çatışma hem uzar hem şiddetlenir tabi acıları da sonuçları da büyük olabilir. Aynı benzer şekilde aklımıza gelen her türlü düşünce içimizden kabaran her çeşit duygu karşımıza bin bir teklifle veya çatışma isteği ile gelen her teklif içimizdeki sesler… ne olursa olsun bizim tutumumuzla ya durur yok olur ya da biçim değiştirebilir veya bize zararlı hale sokabiliriz, doğru mudur?

evet

hani iletişim yöntemlerinden söz edilir, bunun gibi, işte ister aklımıza gelen şeyler olsun, ister kulaklarınıza gelen sesler, ister gözünüze ilişen görüntüler… ya bunları kabullenir devam ettirirsiniz ya reddeder kökünü kesersiniz ya da kendi inanç felsefe düşünce renginize boyar size göre yaşamasına izin verirsiniz… Ayet ve hadislerle büyük bilginlerin güzel kitapları bize hep ölçüler vermiştir bunlar hayatımıza güzellik katarlar bunlardan birinden aldığım güzel bir cümle ile sonuçlandırayım.. konuyu tabi isterseniz sorarsanız yazmaya devam edebilirim belki yordum sizi

yo hoşuma gidiyor devam edin lutfen hatta söylemek istediğim bişey de var

tamam sizdeki zihin becerisini gördüğüm için sanırım ben biraz uzattım… ben cümlemi tamamlayayım

evet

ses görüntü ve düşünce kulakla gözle hayalle gelen üç saldırı alanımız diyeyim, bunlardan sorumluyuz ölünceye kadar, Allah adına kullanmakla zararlı olanlara karşı korumakla, Allahın emaneti yani… Sizin kalbinizde iman mücevheri var üzeri küllense de diyelim tozlansa da bu tozlar onun değerine zarar veremez elinizde de bir ayna var bu aynayı yerde yanan bir ateşe tutsanız eliniz yanmaz görüntü aksetse bile değil mi?

evet

bunun gibi gelen sesler görüntüler veya hayaller sizin inançlı kalbinize sağlıklı zihin yapınıza asla zarar veremez, tebessüm eder geçersiniz… Ama bu arada kuvvetlendirici hani düşmana karşı kalenizi takviye edici çalışmalar da yapmanız da yarar olur; mesela dua etmek gibi abdest namaz gibi yapabildiğinizce, kitap okuma gibi, çevrenizde inançlı temiz güvenilir arkadaş güzel sosyal sevaplı yararlı hizmetler yapma gibi koruyucular güçlendiriciler içinde bulunmalı

az önce isterseniz düşünmeyerek redderek bu ses ve görüntülerden kurtulabilirsiniz demiştiniz neden kim tarafından iyi amaçla mı kötü amaçla mı olduğunu bilmiyorum ama şimdiki müzik dedikleri şeylerimi yoksa kulağınızdaki hoş ilahi müziklerimi dinlemek isterdiniz?siz bunları kaybetmek istermiydiniz yada? aslında bazen ürkütse de benı ben bunları arada bır dınlemeyı tercıh ederım sanırım, bana bır zararı olurmu bılmem ama…

yukarda belirtitğim gibi buradaki varlık sebebimiz Allahı tanımak ona ibadetler insanlara güzel hizmetler iyilikler yapmakla mükellefiz okumalarımız işlerimiz paramız evliliklerimiz her eylemimiz ve tabi ki aktivitelerimiz hatta eğlencelerimiz hep Allahın rızasını kazanmaya ebedi cenneti kazanmaya endeksli olarak cereyan etmeli… Bunun için yaratıldık. Bu amaç çerçevesinde hareket ettikçe zaten en önemli uğraş ne ise onunla meşgul oluruz, bu gibi durumlar istemeden gelirse dediğim gibi zarar vermediği sürece onunla da yaşayabiliriz yani bu ses iradeniz dışı geliyor sorumlu değilsiniz, ama esas dini görevlerinizi bırakır da diyelim bu gibi nefsimize hoş gelen seslere sözlere davranışlara kilitlenirsek asıl vazifelerimizi aksatmanın sorumluluğu üzerimizde kalır anlatabildim mi bilemiyorum

evet anladım çok teşekkür ederim açıklamalarınız ve zaman ayırdığınız için

özellikle burdan ayrılmayınız https://kurannuru.wordpress.com/

tabı teşekkür ederım tekrar

rica ederim

.

TEMİZLİK TAKINTILI ÜNİVERSİTELİ BİR ARKADAŞIMIZ Üniversiteli bir arkadaşımızın takıntısı üzerine değerlendirme ve görüşmeler 05.06.2006Temizlik konusunda son derece hassas bir yapısı vardı. Çevreye serpilen sulardan ciddi rahatsız oluyordu. Islak ayakla dolaşanların ardından defalarca halılar siliniyordu. Abdest ve namaz acaba tam olmuş muydu?.. Aydınlık içi gibi temiz simasına bakıp anlattıklarını dinlerken bir taraftan da kendimin, bu nezafetin, bu ibadetteki hassasiyetin neresinde olduğumu sorgulamaya başlamıştım.Bu takıntı mıydı? Bu takıntı bir hastalık mıydı?Aklıma ayetler ve hadisler gelmeye başladı.Allahü Teala elbiselerin temiz tutulmasını istiyordu (74/4), tövbe ile içlerini, temizlikle dışlarını tertemiz yapanları sevdiğini söylüyordu (2/22).Kainatın Efendisi de temizliği imandan bir bölüm olarak ele aldığı gibi, özellikle hadis kitaplarının taharet bölümlerinde görüldüğü üzere, temizlikte ciddi titizliğin gösterilmesini tavsiye buyuruyordu.

Ve Tıbb-ı Nebevi’de Hijyen-koruyucu hekimlik esaslı bir konudur. Bir örnek: Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir kaba, köpek banmışsa, onun temizlenmesi, yedi kere su ile yıkanmasına bağlıdır, hatta bunların ilki toprakla olmalıdır.” Buhari, Vudü 33; Müslim, taharet 97; Muvatta, Taharet 35; Ebu Davud, Taharet 37; Tirmizi, Taharet 68; Nesai, Miyah 7.

Siz evinizde bir kabın yedi kere yıkandığına hiç şahit oldunuz mu? Bunu yapan birisini görseniz bunda temizlik takıntısı mı var dersiniz? Köpek yaladığı için bu hassasiyetin ayrı bir anlamı mı vardır? Av, bekçilik, uyuşturucu takibi gibi insanlara yararlı olan alanların dışında köpeğin, insanların yakın hayatına girmesinin, gerek sağlık açısından gerekse manevi olarak ruh yapısına tesiri açısından bir kısım etkileri mi vardır bu araştırılmalıdır.

Delikanlımız anlatırken diğer taraftan, “Takıntı” kavramına takıldım!…

Takıntı haline getirdiğimiz nice alışkanlıklarımıza ve nefis hastalıklarımıza baktım. Mala mülke, paraya, kadına, makama, şöhrete takılıp kalan, beden arzularını doyasıya yaşayan nice insanların, nasıl büyük gülücükler dağıtarak mutlu insan profili çizdiklerini düşündüm. Ve esas tedaviye muhtaç olanların, dünyaya ve zevklerine saplanıp kalan, ruhi hayatlarını nefis hayatlarına kurban eden insanlar olduğu gerçeğine bir kez daha inandım…

Ne var ki Dinimiz, iki dünya arasında denge kurmaktadır. Peygamber Efendimiz, insanın ruh ve beden hayatına ve toplumsal yaşama denge getirmiştir. Sırat-ı Müstakim ve İtidal kavramlarıyla ele alınan bu gerçek, inanan insanları duygu, düşünce ve tutum ve davranışlarda ifrat ve tefrite düşmekten uzak tutmaktadır. Bu gerçekten hareketle temizlik konusunda evham-takıntı rahatsızlığına mübtela olmuş, abdest ve namaz konularında vesvese-saplantı yaşayan insanlar için de Kur’an Nuru ve Psikoloji eksenli, dengeli bir çalışma yapılmalıdır.

Bilişsel terapi denilen bu yöntemle, Kur’an ve Hadis nurundan da yararlanarak, takıntı rahatsızlığı olan insanlar için, dengeli ve tutarlı bir duygu ve düşünce denetimi ve yönetimi sağlanabilir.

1-Nefsimiz bize emanettir, onu yaratılış gerçeklerine en uygun şekilde yaşatmakla yükümlüyüz. Bir Sahabi evlendiği genç yaşında kendisini namaza ve oruca verir. İlerleyen günlerde durumunda bir değişme olmayınca konu Allah Rasulüne intikal ettirilir.

Efendimiz, o Sahabiye, kendisinin Nebi olduğu halde öyle yapmadığını, nefsin ve ailenin hakları bulunduğunu belirterek onun ibadet takvimine bir denge getirmesine yardımcı olur. Bu gibi olayları düşünerek, takıntılarımızla nefsimize ve de ailemize ve çevremize haksızlık ettiğimizi ve rahatsızlık verdiğimizi düşünmeli ve düşüncelerimize bir denge kazandırmamız gerektiği konusunda kendimizi ikna ederek, çok zorlamadan ciddi bir çaba içine girmede azimli ve kararlı olmalıyız.

2-Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez ve Allah iradeyi aşan konularda insanı sorumlu tutmaz “Amenerrasülü…” diye başlayan Bakara Süresinin son ayetlerinde Rabbimiz bu hususu ifade buyurur.

Devam eden ayetlerde: “Rabbimiz önceki milletlere yüklediğin ağır yükleri bize yükleme!” denir. Tefsirlerde Yahudilerin, elli vakit namazla, ¼ zekat miktarıyla, elbiselerine değen bir pislik dolayısıyla elbiselerini kesmekle yükümlü oldukları, helal yiyeceklerinin kısıtlanmasıyla, suçlarına peşin ve ağır cezaların verilmesiyle karşı karşıya kaldıkları gibi bir uygulamadan söz edilir. (Yazır, 2/280, Bakara-286.ayet tefsiri)

Buradan hareketle, temizlik ve ibadetler konusunda Rabbimizin bize yüklemediği ağır yükleri kendimize yüklememiz, olduğundan çok fazla titizlenmemiz hem dini açıdan hem de psikolojik açıdan doğru bir düşünce ve davranış biçimi değildir.

Öte yandan yine ayetin devamında, bilmeden farkında olmadan yaptıklarımızdan sorumlu tutulmayacağımız belirtilmektedir. Söz gelimi, yeterli tedbiri aldıktan sonra elimizde olmadan sıçrayan abdest sularından dolayı sorumlu olmayız.

3-İsteğimizin dışında gelen düşünceler ne kalbimize ne de aklımıza hiçbir zarar veremezler Sorumlu olmayacağımız diğer bir konu da Hayal dünyamıza gelen ve bilinçaltımızdan yükselen duygu ve düşüncelerdir. Evham ve vesvese diyebileceğimiz düşünceler, hangi konuda olursa olsun, çoğunlukla insan iradesini aşan düşünceler olarak insana zarar da veremez sorumlu da yapmaz.

Mesela elimizdeki bir aynada yansıyan ateş elimizi yakmaz, yılan süreti elimizi ısırmaz, pislik elimize bulaşmaz… Nitekim bağırsaklarımızda bulunan şeylere rağmen biz gönül rahatlığı ile namaz kılarız. Evham ve vesvese şeytanın göbek adı gibidir. Fakat sabun köpüğü, saman alevi ve örümcek ağı gibi çok zayıftır. Biz sahip çıkmadıkça etkili olamaz. Korsanların hazine gemilerine saldırması gibi bizdeki iman olduğu için bize vesvese veriyordur diye düşünüp, gülüp geçmek gerekir. Düşüncemize gelen her türlü evham ve vesvese de böyle zarar veremez. Ancak üzerine düşer, yoğunlaşır arı kovanına çomak sokar gibi karıştırırsak, bir balona üfler gibi şişirir büyütürsek bize zarar verecek hale gelebilir.

4-İsraf her çeşidiyle Allah tarafından yasaklanmıştır ve bu şeytana yakın bir şey olarak gösterilmiştir. Bu, o israfla şeytanca işlere yol açılır demektir.

Sözgelimi zamanını hayır, iyilik ve iş üreten bir yolda harcanmadığı boş geçirildiği zaman, insanın kötülüklere açık hale gelmesi şeytana boy hedefi olması demektir. Öte yandan israf insanın yeme içme ve cinsellik yönlerini çok besler ve ruhundan koparır. Bu da şeytanın canına minnet bir durum olur. Öte yandan takıntı, ciddi bir enerji ve dikkat kaybını beraberinde getirir.

İnsanın duygu ve düşüncelerini bloke eder, verimli çalışmasını engeller, çevresini üzdüğü gibi, kişinin kendi moralini de sıfırlayabilir. Ve yararlı pek çok işlere sarfetmemiz gereken zamanımızın bu rahatsızlıkla kaybolmasına sebep olabilir. Temizlik olmadı deyip defalarca ortalığı yıkamak, üst üste abdest almak da aslında dolaylı olarak temizlik malzemesi ve su israfına yol açar.

Bilindiği gibi akan suda abdest alırken bile suyu yeterince kullanmak bir esastır. Bu açıdan da bu tür takıntı, evham ve vesveseye kendimizi teslim etmememiz gerekir.

5-Emirle nehiy bir arada bulunursa nehiy olanı kaldırmak öncelikli olur. Bu güzel bir prensiptir ve takıntı rahatsızlığında güzel uygulanabilirse etkisini gösterebilir.

Söz gelimi bildiğimiz bir doğru vardır bunu söylemekle sevap kazanmayı umabiliriz. Fakat çevre koşulları ve muhatabımız bu doğrunun söylenmesine uygun değilse ve söylendiğinde fitne meydana gelebilecek, inanç açısından bir olumsuzluk ortaya çıkabilecekse bu hakikatı söylememek o hakikata saygının ifadesi olur.

Namaz kılmak farzdır. Avret yerini açmak ise haramdır. Şayet insanın üzerinde sadece avret yerini oturduğu haldeyken örtebilecek kadar bir parçacık elbisesi varsa, kalktığında avret yeri açılacaksa, avret yerini açmama tarafı tercih edilir. Kalkıp çıplak olarak namazını kılmaz.

Bunun gibi, bir temizlik güzeldir fakat bunun aynen tekrarı güzel görünmekle birlikte, yukarda belirttiğimiz çeşitli israf şekillerine girebileceği gibi, hem ruhumuza hem de çevremize zarar verme riski vardır. Bu yüzden güzel gibi görünen bu temizlik fikrinden vazgeçilmelidir. Ya da ikinci üçüncü kez abdest alıp tekrarla namaz kılma davranışından…

6-Peygamberimizin davranışları bize güzel model olmalıdır. Vesvese aklımıza her geldiğinde Peygamber Efendimizi, o tebessümüyla açan ve anlam kazanan gülleri aklımıza getirmeye kendimizi alıştırabiliriz.

Allah Rasulünün Mirac’ını hatırlama bir değil bin vesveseyi de evhamı da takıntıyı da bertaraf ediverir.

Ebu Davud’da Ebu Hüreyre’den bir rivayet şöyle: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden biri, ayakkabısıyla bir pisliğe basarsa, bilesiniz ki, toprak onu temizler.” Ebu Davud, Taharet 141, Bu hadis takıntı rahatsızlğı olanlara, mükemmel bir terapi uygulamakta, moral ve motivasyon aşılamaktadır.

İnsanın bedenine, elbisesine hayali pisliklerin lekelerin bulaşması değil, bizzat pisliğin kendisi bile gelip ayakkabılarımıza bulaşsa, çok ciddi temizleme işlemi yapmasak bile toprak o görevi kendiliğinden görmüş olmaktadır ve bu konuda Allah Rasulü insanın kalbini ferahlatacak, ruhuna huzur verecek, endişe ve evhamdan uzak tutacak teminatı da vermekte, toprağın kesin temizlik yaptığından söz etmektedir.

Toprak su gibi akıcı olmamasına rağmen pasif bu haliyle böyle temizlik yapabiliyorsa, bir defa da olsa elimizi, eşyamızı su ile temizlemekle tam bir temizlik yapmış olacağımızda kuşku kalmamalıdır. (Necaset bulaşmış bir çamaşırın üç kez yıkanıp sıkılması hususu fıkıh kitaplarında geçmektedir. Bugün otomatik çamaşır makinaları da bunu yapmaktadır)

Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Bir kadın bana: “Ben eteğimin zeylini fazla uzatıyorum ve pis yerlerde de yürüyorum? (Bu hususta ne dersiniz?)” diye sordu. Ben de ona Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “(Pis yerlere değen eteği) ondan sonrası temizler” dediğini söyledim.” Muvatta, Taharet 16; Ebu Davud, Taharet 140; Tirmizi, Taharet 109.
Bu hadis de benzer anlayışı getirmekte, takıntı yapılacak bir sebebin kalmadığını belirtmektedir.

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte mescidde otururken bir bedevi çıkageldi. Durup mescidin içine akıtmaya başladı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Ashab’ı kalkıp: “Dur! dur!” diyerek (üzerine yürümeye) kalktılar ki Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm müdahale etti: “Kestirmeyin, bırakın tamamlasın.” Ashab müdahale etmedi, adam da ihtiyacını tamamladı.

Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, adamı yanına çağırdı ve: “Bu mescidler, idrar ve pislik bırakma yeri değildir. Allah’ın zikredildiği yerlerdir. Buralarda namaz kılınır. Kur’an okunur” dedi. Sonra cemaatten birine bir kova su getirmesini emretti. Kova gelince sidiğin üzerine boşalttı.” Buhari, Vudü 57, 58, Edeb 35; Müslim, Taharet 99; Nesai, Taharet 45.

İşte Allah Rasulünden müstesna bir davranış modeli… Efendimiz panik yapanlara engel oluyor gördüğünüz gibi. Ki bu tepki de aslında normal karşılanabilecek bir tepki olabilir. Kimse mescid etrafına idrar boşaltılmasını istemez.

Ne var ki Allah Rasulü bilmeyenlere davranış biçimlerini öğreten bir Muallimdir. Ve bir eğitimcinin nasıl yaklaşması gerektiğinin de dersini vermektedir. Önce anlatmakta, anlam, amaç ve hikmetleri açıklamakta sonra göstermekte ondan sonra da olumlu davranışı istemektedir. Ve Peygamberimiz, bir kova su ile beraber konuyu kapatmaktadır. Artık ardından hiçbir evhame tereddüt ve şüpheye açık bir kapı kalmamıştır.

Aklımıza gelen evham ve vesveseleri birer kova su ile temizleyelim ve içimizi ferah tutalım…

Esas birer kova su ile temizlenecek olanlar, kafamıza yer etmiş ruhumuza sinmiş bu tür takıntılar olmalıdır…

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın elbisesine bulaşan meniyi yıkıyordum. O, elbisesinde ıslak kısım (kurumamış) olduğu halde namaza giderdi.” Buhari, Vudü 64, 65; Müslim, Taharet 108; Ebu Davud, Taharet 136; Tirmizi, Taharet 85, 86; Nesai, Taharet 187, 188.

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın elbisesinden (meni bulaşığını) ovalamak suretiyle çıkardığımı biliyorum. O, (bir de yıkamaksızın) onun içinde namaz kılardı.” Müslim, Tahâret 105, 109

Bu konu da kimi insanlarda bir evham aracı olabilmektedir.

Hadislerde görüldüğü gibi konu, yaşlık varsa yıkamakla kurumuşsa ovalamakla hallolmaktadır ve namaza engel bir durum da insanı tedirgin edip evham verecek bir durum da söz konusu değildir.

7-Ttemizlik gibi konularda takıntısı olanlara bir tavsiyemiz. Değişik vesileleri kullanarak temizlikle kirlenmeleridir. Bu nasıl olur? Bir köye gidip toprakla bahçeyle hatta hayvanlarla meşgul olabilirsiniz bazen.

Evinizin veya komşunuzun kömürlerini taşıyabilirsiniz. Bir yurt yapımında tuğla çimento taşıyabilirsiniz. Kurban yaklaşıyor, derileri sırtlanıp taşıyabilir yararlı işlerde koşturabilirsiniz. Hatta kimi zaman yağmurda yürümenizi, sulara girip çıkmanızı çamurlara bulanmanızı bile önerebiliriz. Bunları yapamıyorsanız evliyseniz eşinizle ve çocuklarınızla, bekarsanız annenizle mutfakta patates soğan soyabilir, hamur karabilir unlara bulanabilirisiniz…

Yeter ki ruhunuz bulanmasın ve bunalmayınız!!… Ama hayır işlerinde kirlenmeniz biliniz ki bembeyaz kuşakta temizlenmeniz demektir…

8-İnşirah süresini, manasını düşünerek sıkça okumanızı ve sürenin ruhunu ruhunuza işrab etmenizi de son olarak tavsiye edebiliriz. Ayrıca forumumuzda İnşirah süresi ile ilgili yazıyı okumanızı ve kendi durumunuzla mukayese etmenizi öneririz…
—————————————————————————–

(bu arkadaşla görüşme uzun zaman devam etmiştir… ertesi gün…)

–hocam o gündüzkü idrar mevzusunda bişey olmaz dimi çünkü ben orayı öle bıraktım

—-hayır efendim kesinlikle olmaz… hatta şunu da diyeyim bak aklıma yeni geldi su gibi toprak da temizleyicidir maddedeki tozlar bile şimdi bak ayakkabılarınla tuvaletten çıksan 5-10 adım yürüsen yer ayakkabılarını temizlemiş oluyor bu konuda hadis var fıkıh imamlarının düşünceleri fetvaları var –bunu biliyorum hocam ama evin içindeyiz malum yani olay evin içinde oldu

—-zaten ben ona geleceğim ya sıkı dur bak bu açıklamayı başka yerlerde göremeyebilirsin teyemmüm nedir ne zaman nasıl alınır –suyun olmadıgı zaman

—-eller nereye vuruluyoır

–toprak veya benzeri,duvar gibi

—-bravo bravo duvar dedin çünkü duvarda tuğlada parkede fayansta çimentoda döşemede toz var Rabbim o tozla bize ibadet yaptırıyor görüyor musun ayrıca camilerde o kadar kişinin bastığı yerlere binlerce insan nasıl burnunu ağzını yüzünü sürebiliyor hiç düşündün mü cumalarda bayramlarda

–evet

—-demek ki teyemmüm yapılan yerler ve baş yere konan yerler temiz tozlarla adeta dezenfekte ediliyor bunu da düşünürsen sana sanırım inşallah yardımcı olacaktır –anladım hocam

—-yani halılara gelinceye kadar o tuvaletten çıkan ayaklar zaten üç beş adımda temizlenmiş olarak oraya gelmiş oluyor –hocam belki kızacaksınız ama tuvaletten odaya 3 bilemedin 4 adımla geçiliyor ev küçük yani

—-istersen tuvaletten çıkarken önce ayaklarına bak görülebilecek kokusu duyulabilecek maddesi fark edilecek bir pislik var mı…. yoksa zaten adımlarla temizlenmesine gerek yok ki yok eğer görüyorsan kokluyorsan zaten herkes gibi sen de temizlersin… böyle düşün kütlesi kokusu rengi olmayan şeyin zararı olmaz… görülemeyecek kadar bulaşmış olsa da zaten affediyor kaldı ki ben bastıkça temizlenir diye çok uzak bir ilave bilgi verdim –ben öncesinden kalan bişey vardır diye sıkıntı oluyorum

—-kardeşim KOKU ARA, RENK ARA KÜTLE ARA BUNLAR YOKSA HİÇ BİR ZARARI YOK –tamam hocam (bir başka gün)

–bir takıntımı sorabilir miyim vaktiniz varsa hocam geçen sene 1.sınıfta yurttan arkadaşlarımın evine gitmiştim evlerinde wcye girdim yer tuvaletiydi taharetlenirken ayağıma ve terliğe kirli su sıçradı,çıktıktan sonra ayağımı yıkadım fakat terlik kaldı öyle daha sonra evdekiler tuvalete girdiler tabi terliğe basıp evin içinde dolaştıla şimdi ben o kirli su damlası terlikten onların ayaklarına onların ayaklarından halılara bulaştı diye evham oldum dün yine onlara gitmiştim evin içinde rahat dolaşamadım evham oldum bunu hükmü nedir sizce

—-yani bir sene önceki o farzumisal varsa o damla kir hala duruyor mudur sence? –hocam uçucak değil ya bu

—-ama yerinde hep ıslak durup gelin beni çevreye bulaştırın diyecek bekleyecek hali de yok di mi

–evt

—-ayrıca senden sonra o terliği hiç yıkamadılar mı ki?

–bilmem

—-bence kesin yıkanmıştır şüphe etmiyorum çünkü suyun bol olduğu mekanın malı o

–terliği yıkasalar bile wc nin önündeki paspası yıkamamışlardır

—-paspassssssssssssssssssssssssssssss paspaslar ne işe yarar –ama wc den çıktıktan sonra yalın ayakla paspasa basılıyo hocam —-evet cevabı verdin yalınayak basılsın ayaktaki ıslaklığı alsın diye yanılıyor muyum sence?

–evet

—-yani sonraki adımlarda yere bırakacak ıslaklık bırakmıyor valla büyük bir buluş yaptırdın yani helal olsun sana kendimi newton arşimed gibi hissediyorum gece gece bundan sonra yeni bir teknik geliştiriyoruz kardeşim

–:)))))))

—-bütün takıntılı arkadaşlarıma duyurulur savulunpaspas tekniğimiz geliyor valla burda olaydın gözlerinden öperdim yani erkan yolacın evet

-hayır programına döndü ya burası

–:))))) hocam namaz kılıcam birazdan ayaklarımı evham ediyorum

—-çözüm basit! söyliyeyim mi

–evettt

—-insanın sağ sol beyni var ya

–evet

—-hani bir tarafı sayısal bir tarafı duygusal falan

–evettt

—-birbirine hep alternatif işliyor ayaklarının durumu konusunda alternatif düşün! ya temizdir ya kirlidir hem temiz hem kirli olabilir mi?

–hayır

—-hani bir söz var risalede hatırlarsın güzel gören güzel düşünür ve hayatından lezzet alır işte sana gecenin kapak sözü mükemmel müstesna bir alternatif bakış açısı kirli ise ayağın dinimize göre bir kez yıka temiz olur yok kirli değilse zaten temizdir yıkamaya gerek yok başka alternatif de yok be güzelim

–hocam abdest alırken zaten ayağımızıda yıkıcaz ama sonra yine aynı terliği giycez evin içinde

—-valla sen iki bir galip geldin bak ne ALTERNATİF BULDUN HELAL BE… abdest otomatik temizlik yapıyor bak

–şimdi hocam arkadaşlarımın evindeki terlikten tekrar bana bulaşmaz dimi

—-yukarda dedik ya bir sene hiç bir su ortamı malzemesi asla kir tutmaz di mi –halılardanda bulaşmaz dimi

—-pamuklu maddeler ıslakken bulaştırırlar kuruyunca bulaştırmazlar, ıslakken bulaştırdıkları da bir basit iz olur ne namaza engel olur ne ibadete… bir sonraki abdest zaten önceki bu tür küçük bulaşmışları siler atar, onun silemediklerini sıkı dur esas alternatif geliyor … RABBİMİZİN RAHMET VE MERHAMETİ SİLER ATAR

–anladım hocam… ama hocam wcden sonra ıslak ayakla halılara basılıo

—-PASSSSSSSPASSSSSSSSSS –paspasda tam kurumuyo ki ayak

—-ıslak ayakla dedin… yani kirli ayakla değil ıslak ayak kirli ayak demek midir?

–belki size inat ediyorum gibi geliyor hocam ama aklıma takılanları soruyorum

—-yani abdest suyuyla ayağın kirlendiğini de ilk kez duyuyorum ilahi kardeşim

–kurudan bulaşmaz dediniz ya,ama ıslak ayakla basılıyo

—-ıslak ayak demek kirli ayak demek midir peki?

–hayır

—-eeee endişenin kaynağı kalmıyor bak

–ama ben terlikteki o kirli su damlasının bulaşacağından dolayı diyorum

—-kesin bulaştı mı bulaşabilir mi bulaşma ihtimali var mı?

–bulaştıysa

—-haaaa evet ihtimal bak? İhtimaller üzerine hiçi bir karar bina edilemez bilirsin bunu

—tamam hocam

–hocam kızmıyosunz dimi bana

—-kızmak? onun da alternatifi var…. gülmek!…gülmek!…gülmek!…hem de binlercesi

–:))))))))))))) …..

-hocam süpersiniz

—-Gül burda ama asıl toprak orda kurban

–evet hocam hakınızı helal edin

—-bin kez estağfirullah –ALLAH razı olsun

—-amin amin amin senden hepimizden de (Bir başka gün)

–ben dün size sordugum sorunu aşamadım hocam gelen mezinin avret yerime bulaşıp bulaşmadıgını anlayamamıştım,sonra bişey olmaz demiştim ama uyurken yüzüstüde yatıyorum yani bulaşmaması imkansız gibi ben göremedim die düşünüyorum tamam sorun değil nasıl olsa banyo yaptım dicem ama

—-bilirsin mezi diğer sıvılar gibi çok gelmez… gelseydi görürdün… görmediğine göre yok demektir. Geldiğinden eminsen… sadece iç çamaşırını değiştirirsin olur biter… çarşafı temizlemene gerek yok… ve eğer görmediysen ve varsa zaten az olduğu için o affedilir

–cevaplar.org sitesinde okudugum yazıda avuç içini geçmezse namaza engel değil ama temizlemek farz diye okudum o yüzden işte, eğer mezi varsa avret yerimde istibra yaparken elime elimdende başka yerlere bulaştı diye düşünüyorum

—-namaza en gel olmayanı temizlemek farz sayılmaz öncelikle… mitoz bölünme gibi olmaz……. bulaşan yerleri toplasan çekirdek tutmaz… kaldı ki öbürüne bulaşıncaya kadar zaten kurur… üzme canını

–hocam diyelim ki elime bulaştı, ben tuvalet kağıdını duvardaki muslugun üstüne koyuyorum asıcak yer yok diye elimden tuvalet kagıdına ordan musluga bulaşmaz mı,mesela biraz önce saçımı yıkadım muslugu evham ettim

—-yok bulaşmaz… çünkü kağıt zaten varsa o çekirdek doldurmayan az bulaşığı da emer, elinde bir iz bırakmaz endişe etme sen! –ama hocam tuvalet kagıtlarının ortasında bi karton olur ya orasından tuttum ben

—-kartonlar da su emicidir az da olsa… hava ile temasa geçen bulaşan ıslaklık çabuk kurur bilirsin

–hocam ben normal yaşantıma devam ediyorum inş. bişey yoktur çünkü başka yapıcak bi çarem yok dua etmekten başka nereyi temizliceğimi şaşırdım

—-hep o hadisi hatırla bak… idrar boşalan yere bir kova su dökmekle iş kapanıyor… ilk başta bir pisliğe su döktün mü defteri kapat artık ona su gereği yok de..

–ben bi yere su dökmedim ki hocam

—-hayır burdan alınan bir mesaj var… ilk temizlikten sonra ikinci temizlik gerekmez gibi… eline bulaşanı ilk kez ne zaman yıkadıysan onun işi bitmiştir anlamında

–ama yıkayasaya kadar başka yerlere dokundum tuvalet kağıdu klozet kapağı gibi

—-oraya geçtiğine dair kanıt yok o bizim meşhur renk koku kütle… sadece hayali bir olmayan varlık gibi….

–ama hocam avret yerine bulaşmaması imkansız deil mi,mezi geliyor ben yüz üstü yatıorum, uyanınca wcye giriom bakıyorum fakat uzuvdan başka bi yerde mezi göremiyorum

—-görememek yok demektir… sorumlu değilsin yani

tamam hocam anladım

–bende bunu düşünmeye içime sindirmeye çalışıyorum ama mezi bulaşmıştır ben görememişimdir diye düşünüorum çünkü bulaşmaması imkansız

—-onu da söylemiştik .. gözünden kaçan olursa, Rabbimizin gözünden kaçmaz… o da kimseye gücünün üzerinde yük yüklemez ve amenerrasülüde dediği gibi sorumlu tutmaz affeder…

–mmm tamam hocam ALLAH razı olsun –birde mesela bi yere necaset bulaştı ben onu temizlemesem bile o necasetin elimden oraya,ordan oraya derken başka yerlere bulaşma imkanı var mı yani o necaset nerdeydi orası temizlenir ve gerisi düşünülmez yani başka yerlere bulaştı die öyle mi

—-eve bence öyle… çünkü elindeki bulaşığın değdiği bir yerde o kalacak eliniz bulaşıksız kalacak… elinizin değdiği yeri temizlemenizi anlayabilirim… ama sonraki değen her yeri temizemek dinen gereksiz psikolojik olrak da zararlı bir uygulama bilirsin ki…

–elimizin değdiği yerede tekrar dokunulsa bulaşmaz heralde

—-tabi onu diyorum… ilk bulaştığı yerde kaldığı için ikinci üçüncü yerlere taşınmış olmaz zaten…. kaldı ki elimizde de yoğun pislik tutacak taşıyacak değiliz

–anladım hocam

–bir de ben artık bişeyin vesvesemi yoksa hakkatten gerçek mi oldugunu nasıl ayırt edicem

—-harika bir soru çıkardın… hakan şüküre orta yapan emre gibi… vesvese ile gerçeğin ayrılmasında temel ölçü aslında dediğimiz husus… aynadaki görüntü ile yerdeki gerçeklik gibi… bilirsin hayal aynamız herkese açıktır… meleğe de şeytana da ve aklımıza Allah hakkında Peygamber hakkında ibadet hakkında gelen olumsuz şeylerden ve günah görüntülerinden sorumlu değiliz risalede şu geçer tahayyülü küfür küfür değildir tahayyülü şetm şetm değildir günahı düşünmek başlıbaşına günah değildir bunun gibi pisliği düşünmek de pislik değildir… vesvese köpük gibidir üflemekle kolayca uçup gidebilir ama hakikat ruhumuzdur kalbimizdir beynimizdir var olan her şeydir ve her varlığı var eden rabbimizdir böyle düşünürsek sanırım hayali şeyler uçar gider inşallah… bir de MİRAC düşünmekle…

–hocam mirac dediniz aklıma geldi namazda esneme geldiği an mirac diorum ve esnemiyorum
—-sahi mi –evet hocam muzice gibi bişey

—-bana yürek verdi herkese tavsiye ediyorum… benim gibisinin tavsiyesinden ne olur ama kömürcü de elmas sunabiliyor demek… yaşasın (Bir başka gün)

–hocam bu aralar çok sıkılıyorum,hiçbişeyden zevk almıyorum,kendimi dünyadan soyutlaşmış hissediyorum,kıldıgım namazlarda huşu duyamıyorum,nasıl olsa ölücez diye kendimi sanal hissediyorum

—-evet bu sahabe Hanzala nın da Ebu Bekir efendimiziin de hissedip allah rasulüne gelip durumu arzetmeleri gibi… böyle düşünmek harika bir zenginliktir… allah rasulü bazen öyle bazen böyle olacaksınız der… nehirin yatağı hazine doludur… su öyle veya bazen bulanık bazen berrak akabilir.. bulanık da aksa dipdeki hazinelerin duruyor allah ona bakıyor demektir… güzel kardeşim…

–anladım hocam hocam bu ruhsal sorunlarımdan hiç kurtulamıcam diye çok korkuyorum deli olcağım zannediyorum kıldıgım namazlarda sanki kafirmişim de haşa boşa kılıyomuşum gibi gelio

—-evet bu konuda ayet var aslında efendimiz de belli dönemde bunu öylesine hissetmiş olacak ki kuran nerdeyse kendini intihar edeceksin habibim.. tesellisi yapar. yani kendini harap etme sen bize lazımsın…. delilik de aslında göreceli ama di mi… sahabeyi görseydiniz onlar size deli derdi siz onları görseydiniz siz onlara deli derdiniz deniyor kendini kafir görme meselesi… buna asla hakkımız ve selahiyetimiz yok, bazı sahabi kendinde münafık alameti gördüğünü söylemiş ama bu ben münafıkım demek değildir günahlardan korkulur kaçılır yılandan çıyandan kaçılır gibi… hatta düşüncesine hayaline bile yer verilmemeye çalışılır… endişe insanı günahlara karşı duyarlı ve uyanık yapar Rahmana karşı da açık… aynı şekilde küfür aklımızdan geçmez geçse de kalbimizin malı olmadıkça zarar vermez… diye düşünmeli daha önce demiştim namazı bu gibi zorluklara rağmen acı dolu eda etmek daha çok sevap kazandırır acı ile kılmak daha sevap –anladım hocam (Bir başka gün)

–size sevindirici bi haberim var vesveseler çok takmıyorum artık yani biraz daha rahatım çok şükür

—-ohhh elhamdülillah… buna çok sevindim çooook.. ne oldu birden mi öyle…

–yani ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum temizlik konusunda gerisi ALLAH’a havale ediyorum

—-ne güzel Rabbim gönlüne genişlik vermiş… onun yolunda olanı o hiç yolda bırakmaz..

–hocam birisi mescide bevlettiğinde peygamber efendimiz bi kova su dökün demiş biliosunuz evet suyun temizleyici özelliği mi var,yani pisliğin akıp gitmesi gerekmez mi

—-evet su tahir mutahhirdir yani temizdir ve temizleyendir… dikkat edersen… vahiy en temiz bir olay… vahiy gibi o da semadan geliyor ve tertemizliği simgeliyor… Kuddus isminin en güzel tecellisine aynadır su… ve alır pis olan nesneleri de götürür… idrar onunla beraber akıp gider yani…

–dün ev arkadaşımın arkadaşı geldi,pek dikkatli değil,klozetin üstünde idrar damlaları alafranganın hemen önünde idrar damlaları vardı,bende su tuttum oralara akıp gitmesi sağladım,bir terliği yıkadım eğer terlikle oralara basıldıysa diye,fakat terlik içine su emiyo tabanı plastik oldugundan,sonra terliği giydiğimde ayağımız ıslayıno,gerçi takmamaya çalıştım ama idrarlı varsa diye tam içime sinmedi yani terliğin altı kirli,ben suya tutunca idrarlı suyu terlik emdiyse evham ettim

—-inşallah az evvel de dediğin gibi Rabbimizi düşündükçe bu gibi düşünceler çekip gidecektir ben de dua edeceğim kardeşim… –muhakkak orası öyle hocam ama sizce varmıdır yani, veya suyla birlikte terlikten akıp gitmişmidir

—-evet kesinlikle suyu gören pislik ona uymak zorundadır özellikle mayi akıcı olunca…

–hocam içime sindemi yani yıkadıktan sonra aklıma geldi ve çok canımı sıktı

—-hem bak ne güzel diyorsun yıkadıktan sonra diyorsun… demek yıkamış gitmişsin… Peygamberimizin yaptığı gibi bir kova döküp ayrılsaydın bile yine olurdu… üzme canını güzel kardeşim… (Bir başka gün)

–hocam dün çarşıda tuvaletim geldi çok sıkışmıştım.umumi wc ye girdim hemen alel acele tuvalete çömeşirken afedersiniz arkam duvara değdi, bazı cahil insanlarda afedersiniz duvara dogru bevliyo bende evham oldum acaba necis bulaşmışmıdır diye

—-anladım bu konuda maalesef çoğumuz müslümanlık adına senin kadar hassasiyet gösteremiyoruz… ayakta bevlediyor çıkıyoruz ve Peygamberimiz kabir azabının sıçrayan idrardan olduğu ifade buyuruyor… oturarak bevl yapamıyoruz… bir de saygısı olmayan insanlar ayakta yapıp her tarafa sıçratıp çıkıyorlar…

–evet dogru hocam, bende işte duvarda idrar kalıntısı varsa üstüme bulaştı diye düşünüyorum

—-olabilir de tabi… ama çömelikken büyük abdest bozduktan sonra sen yıkamadan mı çıkıyorsun?

–çömelim oturarak küçük abdesti mi yaptım, fakat çömelirken afedersinizi arkam duvara değdi bende duvardan bulaştı mı acaba diye evham ettim

—-anladım… o durumdayken mesela ıslak elinle temizleyebilirdin ama temizlemedin öylece kalktım diyorsun –yanımda peçete vardı, peçeteyi duvarda sürttüm eğer peçete sarımtrak olsaydı duvarda necis var diyecektim fakat peçete duvardaki tozdan dolayı sadece siyah oldu,üstüme değen yeride peçeteyle sildim yine sarımtrak bişey göremedim (renk,koku,kütle)

—-a o zaman sorun kalmamış bak… zaten selpakla bir temizlik yapmışsın di mi.. ve o dediğimiz renk koku kütle olayı da gerçekleşmemiş… endişe edilecek bir durum yok… yine Nebimizin dediği gibi dök bir kova su gitsin aklındaki düşünce… bir de Rabbimizin Rahmeti… su-rahmet kovası kova kova vesvese varsın gelsin bizim kova kova nebi suyumuz ve rahmanın rahmeti var deriz. vesvese çekip yıkanıp gider…

–hocam yalnız ben eve geldikten sonra sildim,bir de pantolanda iç çamaşırımda necaset var mıdır diye şüphe ediyorum

—-dedim ya Nebi kovasını düşün hayalindeki o düşüncelerin üzerine dök gitsin… şüphe soyut… onları da alır götürür inşallah –hocam ben elimden geleni yaptım mı sizce bu konuda

—-valla hem de önce benim gibi tuvalette idrar konusunda titiz olamayan nice Müslümana öyle bir örnek oluyorsun ki kardeşim… Allah senden razı olsun… Sen belki biraz endişe yaşıyorsun ama… Seni okuyan yüzlerce insana örnek oluyorsun… Herkes döktüğü idrara dikkat etsin ya… bu ne?… Kabir azabımızı hazırlıyoruz… ayakta döktürüveriyoruz.. Rabbim af buyursun…

–tamam hocam ben hiç bişey olmamış gibi normal yaşantıma devam ediyorum

—-keşke senin gibi bunu söyleyebilsek Allah senin gönlün gibi hayatını da tertemiz yapsın inşallah…

–ben müsadenizle çıkıyorum sabahtan beri içim içimi yiyiyordu sizle konuştuğum iyi oldu ALLAH razı olsun.

.

TAKINTI MI TAKVA MI TEMİZLİK TAKINTISI OLAN ÜNİVERSİTELİ 03.04.2007-selamun aleykum! müsait misiniz? -a.s buyur -nasılsınız -tşkr ederim, dersler iyi umarım -idare eder diyelim, konsantre olmak gerekiyor, bende de o sorun var, bende … sene önce başlayan psikolojik bir rahatsızlık var, … sene falan ilaç kullandım, çok şükür şu an eskiye göre daha iyiyim -buna hamdolsun sevindim-Allah razı olsun, konuyu şuraya getircem, ben takvayla takıntıyı karıştırıyorum, işin içinden çıkamıyor her şeye dikkat edecem derken performansım düşüyor

-anlıyorum, psikiyatrist arkadaşımla dini açılardan takıntısı olanlarla bir sene kadar ilgilenmiştim özellikle inanç namaz abdest ve temizlik takıntısı üzerinde olanlar vardı, şu adreslerde onlarla ilgili diyaloglarımız bulabilirsiniz

-siz inanç ve dini kültür olarak donanımlı olduğunuz için, Rabbimin inayetiyle bu sıkıntıyı rahat atlatacaksınız, zaten belli oranda aşmışsınız

-inşallah

-ama konuyu güzel özetlediniz, yani “takva ile takıntı”, bu aslında güzel ciddi bir araştırma konusu olabilir

-şu aralar kendimi sıkmamaya çalışıyorum, o zaman sanki kafam daha iyi çalışıyor, bu seferde çok gevşedin diye bir his bana sürekli mutsuzluk vermeye çalışıyor, kendimi biraz rahat bırakınca da yine bi huzursuzluk beni bırakmıyor, bu sefer de gevşedin diye, vesvese mi takıntı mı yoksa vicdan mı işin içinden çıkamıyorum

-aslında biliyor musunuz, böyle davranılmasını kuran öğütler, siz belli oranda kuranın ölçülerini yakalamış sayılırsınız böyle düşünürseniz sanırım içiniz rahat edecektir, biliyorsunuz kuranda Allahtan hakkıyla korkun der ve bu sahabenin canına okumuştur adeta… gelip ağlayarak efendimize durumu anlatırlar, bu her şeyin derinlemesine kafaya takılmasından da öte bir zorluk içinde sıkışma demekti, hemen ayet geldi, Allahtan gücünüz yettiği kadar korkun ve başka ayet bilirsiniz gücün üzerinde takatın fevkinde yük yüklenmez buyurur, ümit ve korku arası denge deniyor buna… havf reca -ama zaten benim aklım düzgün işlemiyor ki nasıl güvenebilirim

-kalbdeki iman aslında aklın rehberidir, yani müminin niyeti amelinden hayırlı gibi bir durum söz konusu… sizin bir hedefiniz yaşam amacınız var di mi… ve bu Allahın esas değer verdiği durumdur bunun dışında aklınıza ne takılırsa takılsın bunlar kor ateş üzerindeki küller mücevher dolu deniz üzerindeki köpükler ve hazineler üzerindeki örümcek ağları gibidir, zararsız ve etkisiz.. doğrudan takılan konular nedir?

-yani özel bi konu yok, problem beynim sürekli huzursuz hissetmemi sağlayacak bişeyler buluyor! her hangi konuda olabilir! kendimi suçlu hissetmem için sanki hep baskı yapıyor! sürekli olumsuzluk üretiyor

-evet iki yönü var görünüyor bu durumda, birisi sürekli takıntı gelme durumu ve bunun engellenememesi… bir diğeri gelenlerden suçluluk duyma… ilki konusunda ilaç yardımı ve psikiyatrist desteği gerekebilir bunu ihmal etmemelisiniz… Efendimiz her dert için dava vardır arayın buyurmuştur ikincisine gelince

-bende suçluluk duymamaya çalışıyorum aklımda bunların bi rahatsızlık olduğu bilincini yerleştirmeye başladım! en azından kendimi daha az suçluyorum! çünkü benim elimde olan bişey değil! ama daha sonra takıntı mı vesvese mi vicdan mı bilmiyorum buna da bir şekilde engel olmaya çalışıyorum ….

-Evet ikinci yönü önemli görünüyor sanırım… bu konuda bir durumu hatrılatmalıyım her insanın dünyada Allaha karşı sınanma durumu farklı olabiliyor, hani kimi zenginlikle kimi fakirlikle kimi bela musibetlerle, bunun gibi her insanın kalbi ve zihni durumu bir de bedeni mali ailevi sosyal vb durumları farklı ve bu farklılıkla Allaha kullukla mükellefiz dayanmakla mücadele etmekle… sizin yapacağınız en önemli yol zihninizin kendi başına içe dönük kalmaması, çevrenizdeki arkadaşlarla birlikte güzel faaliyetlere ağırlık vermeniz olacak inşallah, zihninizi meşgul edecek aktiviteler yani bunun dışında ne gelirse gelsin Rabbimin rahmeti ile erir gider diye düşünmelisiniz

-zaten o düşüncede olmasa….beni ayakta tutan o ümit

-evet Allahın rahmetinden ümidiniz kesmeyin buyurur ayet, bu arada kardeşim, Allahın iki sıfatı var buna dikkatinizi çekeyim ve sık sık bunu hatırlayınız KABID ve BASIT ilki sıkan daraltan kalbe darlık veren gibi bir mana taşıyor ve hadiste kalp Allahın parmakları arasındadır dilediği yana evirir çevirir buyurur, bu aslında has bir lutuf gibidir, sıkıldığınız zaman, sıkıntı takıntı geldiği zaman bunu düşünerek rabbimize bir pencere açma fırsatını yakalamış olacaksınız ve ikinci sıfat, isim daha doğrusu BASIT… genişleten ferahlık veren akıldaki kalpteki darlıkları takıntıları gideren anlamına gelmektedir, mutlaka güneşin bulutlardan sıyrılıp çıkması gibi, sabırla direnen Allaha yönelmekten vazgeçmeyen insanın kalbine aklına, bu ikinci isim imdada yetişerek ferahlık taşır… bu Allahın kanunudur

-Allah razı olsun! hakkınızı helal edin! gece gece sizi meşgul ettim! İnş, Allah rabbim kısmet ederse sizinle bu konu üzerinde yüzyüze de konuşuruz! o zaman daha detaylı bilgi verebilirim..

-est ne demek faydalı olabilirsem ne mutlu… sabırla mümkünse namaz duasına ve temiz arkadaşlarla birlikteliğe devam… hayat sizi böyle kabul etmişse HAYAT Allahın en önemli sıfatı malum… o hayat sizi yolda bırakmayacaktır , benim minik bir tavsiyem daha olacak aşağıda vereceğim adresi takip ediniz yakın zamanda inşallah oraya korku-ümit dengesi konulu güzel video ekleyeceğim… şu adreste takıntı ile ilgili bir üniversiteli ile yaptığımız görüşmeleri bulabilirsiniz, bir fikir verebilir umarım https://kurannuru.wordpress.com/

-sağolun teşekkür edrim! Allah”a emanet olun! selamun aleykum…

-aleykümselam

.

TAKINTILAR VESVESE VE KURTULMAK İÇİN 10.05.2007–… ben falan…. dün sitenize girmek nasip oldu oradan aldım adresinizi, sitenizi okudum yazıları falan ALLAH gani gani razı olsun sizden inanın o kadar rahatladım ki—-sahi mi çok memnun oldum rabbim yararlı kılıyorsa ne mutlu – inanın gerçekten tşk ederim bende de benzer sıkıntılar var hocam —-anlıyorum bazen böyle genç arkadaşlar geliyor evet bir yönüyle dünyamız sıkıntı dünyası malum… nedir durumunuz? –bende vesvese var aşırı şekilde

—-evet bir üniversiteli arkadaşımız vardı yazılarda görmüşsünüzdür temizlik konusunda böyle bir şey mi –evet aynen öyle ama benimki biraz daha aşırı —-ne zaman başladı ne gibi şeyler

– benimki iki sene önce başladı derhsaneye giderken öss ye hazırlanırken yani hocam ben sabahları kalktığımda sürekli şüphe duyuyorum acaba gusül mü oldum gece diye

—-anladım… konu buysa çok kolay inşallah… çözümü çok basit… fıkıh kitaplarımıza göre çamaşırda ıslaklık veya kurumuş benzer somut kanıt olmadıkça görülenler ne olursa olsun rüyalar aleminde… bir şey gerekmez… bundan emin olabilirsiniz –evet ama başka konularda da oluyor mesela takıntıda var bende

—-anlıyorum peki bir psikiyatristle psikologla görüşme yaptınız mı hiç

–evet doktora gittim ve şuan ilaçta kullanıyorum

—-bakın bu iyi öncelikle buna devam edelim mutlaka ilaç devam etmeli… bu maddi olarak sinir sistemimize yardımcı olur… öte yandan terapi de verirler size onun da yararı olur.. ayrıca bendeniz de elimden geldiğince o yazılarla yardımcı olabildiğim kadar olmaya çalışıyorum genç arkadaşlara

–inanınki gerçekten hayatı çekilmez halee getiriyor bu takıntılar bende

—-evet tahmin edebiliyorum.. rahat yazabilirsinz kardeşim

– bende aşırı takıntı var mesela elimi bir yere değdirdiğimde huylanıyorum acaba burada işte pislik mi var pislikten ziyade o ıslaklık meni mi diye huylanıyorum

—-evet takıntılı üniversiteli yazımızda bahsettiğim msn arkadaşıma çok benziyor durumunuz… orada bahsettiğim bir hadisi şerif var onu hatırlatayım çok hoştur.. hem Nebiler Nebisinin Kainatın Efendisinin sözü olması sebebiyle size çok etkili olacaktır –hocam mesela elimi bi yere değdirdiğimde azcık yapış yapış olsa hemen acaba bu menimiydi diyorum elimi kırk kez yıkıyorum belki

—-evet iki şey diyeyim birincisi Peygamberimiz mescidde iken arkadaşlarıyla… biri gelir çölden ve çölde alışageldiği tarzla mescidin bir köşesine idrarını boşaltmaya başlar çevredekiler müdahale etmek isteyince Efendimiz rahat bırakın onu uyarısında bulunur bitirince çağırır ve mescidlerin ibadet yerleri olduğunu bu tür işlerin uzak ayrı yerlerde yapılması gerektiğini anlatarak bir iki kova su döktürür oraya ve mesele kapanır Bir başka sefer bir kadın elbisesinin yere süründüğünü pislenip pislenmediğini sorara efendimiz yine kolaylık yoluyla cevap verir diğer temiz yerler onu temiz kılar der…

fıkıhta şu var pisliğin üç özelliği olmalı… kütlesi kokusu rengi… bunlar olmazsa endişe edilecek bir şey yok diye düşünmelidir… ve vesveseye karşı euzu besmele çekme de güzel bir yaklaşımdır, EUZÜ BESMELE çekmenin esas anlamı insanın ruhunun kalbinin bilincinin kendi başına buyruk olmaması, nefsin ve bilinçaltı potansiyelin şeytani düşüncelerin çekim alanına girmemesi adına bir iç uyarma ve yöneliş demektir. Efendimiz de göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle baş başa bırakma demiştir ayette Yusuf Peygamberin nefisten kötülükleri istemesi yönüyle şikayeti görülür. Dışardan şeytan tetikliyor içerden nefis…

Özellikle BİLİNÇALTI merkezi de bu iki vakumun buluşma alanı olabiliyor. Ve güç birliği yaparak o zayıf kalmış nefsi, bilinci ve adeta felç olmuş iradeyi sürükleyip bir yerlere götürüveriyor risklere sokabiliyorlar. İşte bu tehlikeye karşı ayet kendinizi tehlikeye atmayın, kendinizi kendinize bırakmayın der gibi uyarıyor ve EUZÜ BESMELE ile Allaha ait manalara ve tedbirlere davet yapılıyor… uzattım özür…

– bide şey var mesela kendimi gusül hissettiğimde gidiyorum banyo yapıyorum banyo yaptıktan sonra o üzerimdeki elbiselere dokunamıyorum… giymiyorum onları yıkatana kadar pantolon falan işte

—-bahsettiğim gibi bunun sebebini kendinize sordunuz mu hiç… sormadıysanız şu an hemen sormanızı rica etsem… niye giymiyorsun diye sorunuz kendinize ve cevap isteyiniz beyninizden bilinçaltınızdan… bakalım ne diyecek… hazır mısınız?

–evet hocam hazırım

—-tamam tefekküre dalınız ve bunu sorunuz? neden giymiyorsun diye yanıt bulunuz bana söyleyiniz –bunu çok kez sordum ve şimdi yine sordum işte… gusülken giydiğim şeylere acaba pislik bulaştıysa diyorum

—-peki sonra devam ediyor musunuz araştırmaya… yani sormaya araştırmaya devam etmeliyiz… şunu sorar mısınız bilinçaltına KANITIN NEDİR? yani ortada olmayan bir şeye değil mi?… bunu aşabilirsin inşallah

–kanıt yok işte halen bunlara takılıyorum canımı da bu sıkıyo zaten zamanla banyoda 10 kes gusül abdesti alır oldum banyodan çıkamaz oldum ve bu vesvese farklı şekillere büründü

–bu arada tek başına olmak iyi değil pek aslında çünkü sizi meşgul edecek zihninizi vesveseye yoğunlaşmanıza bir şekilde de mani olabilecek iletişim aracından yoksun oluyorsunuz… yalnız kaldıkça sürekli kendinizle iç dünyanızda düşüncelerle boğuşmak zorunda kalıyorsunuz… şöyle iki üç beş temiz arkadaş daha olsa üç kişi karşısında vesvesenin etki gücü en azından azalır ruh ve bilinç gücünüz çoğalır, güzel arkadaşlar güzellik kazandırır Ve zamanımızı faydalı aktvitelere yönlendirmenin ne kadar gerekli olduğunu da sanırım anlatmaya gerek bile yoktur inşallah yapabildiğimiz kadar ibadetlerimizle dualarımızla o güzel arkadaşlarla beraberliklerimizle ve mutlaka psikiyatrist yardımı da alarak… Rabbimizin bilemiyoruz herkesin sınavı başka oluyor dünyada… bu imtihanı inşallah elbirliğiyle güzelce aşacağımıza inanıyorum….

bir önerim de şu olsun izninizle alternatif düşünce üretme yöntemi bir kuran metodudur aslında günümüzde terapistler kullanıyorlar aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde hemen mukabilinde alternatif sizi hoşnud edebilecek bir düşünce üretmeye bulmaya çalışıyorsunuz…ve bunu yerleştirme konusunda terapistlerden ve çevrenizdeki dost ve arkadaşlardan yardım alıyorsunuz… birden olamasa da zamanla bu yeni ürettikleriniz eskilerin yerini alacaktır… bakarsan bağ bakmazsan dağ olur gibi

Bir ayet bu konuda çok güzel bir örnek oluşturur mesela. Yaz sıcağında da savaşa mı gidilirmiş diyenlere ayet der ki “De ki cehennem ateşi daha şiddetlidir!”… Nefsin hoşuna gitmeyen bir durum bir ibadet bir hizmet söz konusu olduğunda, mesela ölümü çok anın hadisinin temelinde de benzer hikmet sezilebilir, yine mesela insanın canını nefsini bir günah çektiğinde hemen alternatifi cennet nimetleri şeklinde hayalinde canlanırsa, HPakkın rızası düşünülürse günah zevklerden uzaklaşılabilir, yine Nebi tavsiyesi olarak sokaktakine gözün ilişirse evinde helali ve daha güzeli var denmektedir. Çünkü ardında acı ve pişmanlık bırakmaz.

–hocam başınızı ağrıttım ama bir iki sorum daha olacak

—-estağfirullah kardeşim buyurunuz

–geçenlerde pantolonumla uyuya kalmışım gece rüyamda şeytana uymuşum ondanda emin degilim ama uydum farzedelim işte pantolonada bulaşmıştır diye düşündüm ve pantolunu yıkattım yıkattım ondan sonra başka bi vesvese geldi işte makinaya pantolonu attım ama pantolunu kot pantolonu tersini çevirmeden yıkattım işte acaba iç tarafında pislik kalmıştır gitmemiştir gibi şeyler geldi aklıma

—-evet bu tarz şeyler einsanın başına ilk kez geldiğinde mesela namazda kaç rekat kıldım gibi… alimlerimiz diyorlar ki ilk kez belki namazı tekrar kılabilir fakat arkadan gelen bu tür düşüncelere aldırış etmez olmuştur Rabbim kabul eder deyip namazı kılar tekrar etmezler derler.. bu da böyle ilk başa gelince tedbir için yıkanabilir tabi… ama bu tekrar ediyorsa… şeytanın tekrarlarına asla prim vermemeli yani hocam tersini çevirmeden yıkattım yani düzden yıkattım Ayrıca tekrar eden düşüncenin zihinde hiç bir zararı olmaz… aynen şöyle deyiniz rabbim kabul eder somut kanıt da yok deyip geçiveriniz…

–pantolonu düzden yıkattım çamaşır makinasında iç taraftaki pislik gitmişmidir:?

—-bu farketmez çünkü zaten gördüğünüz bir pislik somut delil yok di mi bu durumda içten dıştan fark etmiyor somut pislik olursa zaten üç kez yıkanmalı, yani gördüğünüz bir pislik vardıysa ters yüz farketmez üç kez suda yıkayıp sıkmak gerekiyor makine zaten bunu yapıyor

–ozaman makinada haylihayli temizlenmiştir hocam öylemii

—-yani evet otomatik üç kez yıkıyor zaten… böyle düşünmelisiniz hep olumlu müsbet… tamamen ilgisiz davranıp paçalarımıza idrarların bulaşmasına dikkat etmemek nasıl yanlış ve sorumluluk yükleyebiliyorsa tam tersi hayatımızı yaşanmaz hale getirecek şekilde bir şey bulaştı mı diye titizlenme de görüyorsunuz sıkıntı meydana getirebiliyor… bilirsiniz hadis var dinin ruhu özü kolaylıktır dinde zorluk yoktur ve kolaylaştırın zorlaştırmayın der efendimiz –evet bi sorum daha var hakkınızı helal edin valla zamanınızı alıyorum

—-yo est buyyrun sorunuzu alayım önce lütfen

– mesela elimi yıkıyorum elimi yıkarken veya yolda giderken gözüme beyaz bişey çarpsa yani görsem acaba o pislik mi bu diyorum acaba benden mi bulaştı diyorum oradan oraya oradan oraya bulaştı diyorum

—-evet bu tarz elde olmayanlardan sorumlu değiliz kesinlikle… aldığınız ilaçlar inşallah düşüncelerde olumlu etki yapacaktır… yukarda dedğim gibi akla gelen şeylerin aksine güzel düşünüceler aklınıza getirmeye çalışın ve bu tarz olumsuzlukların bizde olabileceğini de kabullenebiliriz.. mesela bağırsaklarımızda afedersiniz pislik dolu ama onunla namaza bile durabiliyoruz di mi

–evet hocam hocam mesela gusülken giyilen bişey banyo yaptıktan sonra iç çamaşırlarımızı falan değiştikten sonra tekrar giyebiliriz demiii pantolun tişört mesela

—-tabi ki… ölçümüz hep şu olabilir, kütlesi rengi kokusu olmadığı sürece hayali pislik hiç zarar vermez… tıpkı elimizdeki aynaya yansıyan yerdeki bir pisliğ4in elimizi kirletmemesi ateşin yakmaması yılanın sokmaması gibi…

–hocam tşk ederim gerçekten…… ALLAH razı olsun

—-est… sizde zaten potansiyel var kardeşim çevredeki insanlarla güzelliklere yürüdüğümüz sürece hep güzel düşünüp güzel görecek hayatımızdan lezzet alacağız inşallah

–inşallah… o yazılara bakmak istiyorum adresi verir misiniz http://dinpsikoloji.wordpress.com/

.

TAKINTI-DEPRESYON-1 01.06.2007-iyi akşamlar doktor bey vaktiniz varmı acaba bi abim sizinle konuşmamı önerdi bana —hoş geldiniz önce düzeltmeliyim bendeniz ilahiyat doktorası (İslam Fels.) yapmış bir öğretmenim… tıp doktoru veya psikolog değilim… siz kimsiniz? -adım ………….. internette tanıştığım bir abi bana sizi önerdi konuşmamı önerdi almanyadan tanırsınız sanırım internette görüştüm sadece kendisi ile obsesif kompulsif hastalığı ile alakalı, ben sizden sadece yol göstermenizi rica ediyorum vaktinizi almakta istemiyorum —estağfirullah… yardımcı olabilmek isterim tabi ama psikolojik rahatsızlık için öncelikle bilirsiniz işin uzmanına başvurmalı… benim bu tarz msn

görüşmelerindeki rolüm genellikle inanç konularında ibadet konularında bilgisi olmayan ya da şüpheleri bulunan kimseleri bilgilendirmekten ibaret…

yani bir de dinimizin ümit vericiliği adına ümit vermeye moral kazandırmaya yönelik oluyor….

-tamam bu konudan bahsetmek istiyorum ben inançlı bir insanım ama hiç birini uygulamıyorum, vesvese deniyor buna sanırım içimde bir şey

beni engelliyor ve inanın ızdırap duyuyorum bundan utanıyorum rabbimden ama yapamıyorum manevi eksiklikte beni buhrana sokuyor ve yaşamakta

tat vermiyor artık

—evet önemli bir şey diyeyim izninizle

-buyrun hocam

—bir arkadaş demişti ki müslüman depresyon yaşamaz sıkıntısı takıntısı olmaz diye… tam tersine dedim hatta iki üç beş kat bile olduğu görülebilir

çünkü psikolojik yükü zihin bilinç-bilinçaltı savaşı dışarda gördüğümüz çok insandan çok yoğun olarak yaşanmaktadır, islam kültüründe hafakanlardan

bahsedilir… büyüklerimiz dünya derdi ile ne sancılar içinde kıvranmaktadır… insanın bilmesi bir derttir ama ne dert!.. acıdır bildiğini yapamaması

ayrı bir dert ve problem ortaya koyabilir… Hani ne kadar ışık tutar bilemiyorum: “Bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz, evlerinizi terk

eder dağlara çıkardınız!” buyurması Efendimiz acaba nedendir?

-müslüman bildiklerini yapamamanın derdini çekiyor

—ama bu önemli bir vasıftır

-evt

—değerli övülesi bir derttir… sıkıntı çekmiyorsa insan, samit infiali içinde dert çeken insanları görmüyor zevkini yaşıyorsa… asıl bunun

sıkıntısı yaşanmalı, hiç derdim yok diyorsa insan durup düşünmeli benim en büyük derdim bu olmasın sakın!…

-çok çekiyorum kuran ezan sesi duyunca ağlıyorum tüylerim diken diken oluyor ama yapamıyorum kalp mühürlenmesinden çok korkuyorum ailem

beni dini eğitim vererek yetiştirdi kuranı kerim okuyorum biliyorum daha doğrusu ve bu dünyanın madde olduğunu sadece imtihan olduğunu

da biliyorum aslında tamamen buna odaklanmış durumdayım ya ölürsem? diyorum hep ne yüzle çıkacam Allah tealanın yanına ama içimde tam

göğsümde bir sıkıntı var bunları konuşurken boğuyor beni bunu anlayamıyorum beni bakıyorum ne insanlar namaz kılıyor camiye gidiyor ama

ben bunu yapmıyorum ve bu beni buhrana sokuyor

—evet üç konuya yoğunlaşalım şu an rica edeceğim tamam mı? Ama önce şunu diyeyim bu vefanız var ya işte Rabbimizin hoşuna giden esas budur, O’ndan

vazgeçmeme, O’na inanma ve yönelme isteğini bir dert ve sıkıntı halinde hep içte yaşatma… insanı kurtaracak olan budur aslında… Ayet der ki siz vefalı

olun bakın ben nasıl vefalıyım!… Başka ayet allahı unutanlar gibi olmayın Allah da unutur yoksa der.. o unutmaz elbet… insana tercihi doğrultusunda

artık kendisini unutturur yani… ki esas ölüm budur ve esas bundan korkulmalıdır… Yani ölmekten değil asıl nasıl öleceğinden korkması gerekir

insanın!… Hem ölüm gelmemiş daha olmayan şeyden korkulmaz… gelince zaten o korku kalmaz… inşallah inancımızla rabbimiz tatlı ölüm anı ve sonraları

yaşatır… şehitlere müjdelendiği gibi
Evet şimdi… diyeceklerimin birincisi:

-buyrun

—orada mutlaka bir psikiyatrist veya psikolog ile en kısa zamanda görüşmeye başlayın başladıysanız ve mutlaka ilaçları sistemli şekilde aralıksız

kullanın bu 6 ay da sürebilir bir yıl da fazla da sürdürün

İkincisi bilgilenmelisiniz veya bilginizi doğru kullanmalısınız…yani dini açıdan baktığımız için olaya bu durumda böyle bir yaklaşım gösteriyorum bu

konuda temel şart insanın farzları yapamamasının veya günahları işlemesinin sıkıntısını derdini acısını içinde duymasıdır bu övülen bir tutumdur bu bir

psikolojik hastalık değildir hatta Rabbimizin emridir, başka şeylerden endişe duymayın allahdan korkun diye… çünkü psikolojik hastalıkların asıl sebebi

Allaha yönelik ibadet ve faaliyetlerin yapılmaması ve Allahtan uzaklaştıran günahların işlenmesi… bu arada dini bilmemenin getirdiği durumla dünya ve

insan ilişkileri konularının istikamet içinde düzenlenememesi… bu açıdan bilgilenmeniz lazım ve bun konuda DENGELİ bilgiye ulaşmanız lazım… önemlisi de

bunları pratiğe dökmeye çalışmamız lazım önce şunu diyeyim mesela kalbin mühürlenmesi bunu nerden biliyorsunuz veya ne kadarını biliyorsunuz ne

hissediyorsunuz gerçekten allah sizin kalbinizi mühürler mi?

-şöyle diyim bunu duydum sadece allahtan uzaklaştıkça Allah bu insanların kalbini mühürlermiş ve geri dönülmezmiş bu noktadan sonra

sanırım yanlış bu sadece duydum ve takıntı yaptım bunu yani tekrarlanan hareketlerimde var benim düşüncede ve fiziksel olarak obsesifim

bunu biliyorum düşüncelerde çok takıntım var kötü şeylerle tehdit ediyor beynim beni şunu yapmazsan ailenden birine şu olur bunu

yapmazsan vsss.. gibi bu mühürlenmede öyle bir takıntı tam bilgili değilim bu konuda… buyrun hocam

—est… tamam böyle parça parça gitmemiz daha olumlu sonuç verir… ama önemli bir konuya değinmiş olduk ikinci aşamamızda… unutmayın üç konuya

yoğunlaşıyorum

-evet

—tekrar ediyorum birincisi mutlaka psikiyatrist görüşmesi… yoksa yarından itibaren başlayın lütfen… varsa devamını sağlamayı ve ilaçları mutlaka

kullanmayı ihmal etmeyin… ikinci meselemiz de doğru bilgilenmemiz ve bunu mutlaka kalbimizle bilincimizle niyetimizle israrlı kararlı tavırlarımızla

uygulamaya çalışmamız olacaktır.. üçüncüsü sonra…

Mühürlenme olayına geliyorum, tanımlamanız doğru sayılabilir, Allahdan uzaklaşma işte sıkıntının sebebi ve kaynağı olabilir. İnsan Allah kültürüne

ulaştıkça, sıkıntılarını nerede çekmesi gerektiğini öğrenir, sıkıntı çekmemek imkansızdır dünyadayız; önemli olan çekilecek bu sıkıntıları yerinde ve

anmalı olarak kullanmaktır ve sabır gücüyle karşılayabilmektir… kurana göre mühürlenme şöyle tanımlanır onların gözleri vardır hakkı görmezler

kulakları vardır hakkı işitmezler dilleri vardır hakkı söylemezler, ruhlarını asıl sahipleri adına değerlendirmezler yani… kör sağır ve dilsizler olarak

bu dünyada Allahtan uzak ve kopuk yaşarlar, içlerinde ona ait bir yöneliş işlerinde onunla ilgili bir amaç ve bir ibadet ve iyilikleri yoktur… yani

haktan kopmuşturlar ve önemlisi bunda kararlıdırlar dönmeyi düşünmezler … Allah da bu irade ve niyetlerinin üzerine kararlılar diye kalplerine mühür

vurur… Ebedi inanmama niyetiyle ebedi cehennem ebedi inanma niyetiyle de cennet kazanılır böyle… ve sizin tanımınız buna asla uymuyor kesinlikle

inancınız var bilginiz var ve niyetinizle hakka yönelme isteğiniz var

-evet çok istiyorum… hocam bi şey açıklayacam, bundan 5 6 ay önce bir belgesel seyrettim obsesif kompulsif hastalığı ile alakalı o ana

kadar bende çok daha fazla takıntı vardı hastalığımı orada öğrendim her şey bana uyuyordu daha sonrada almanyadaki o abide bana bir

çok telkinde bulundu 1 hafta için denerdeyse %50 hareketlerim durdu şu anda musluğu 5 kere açıp kapamıyorum bu nasıl oldu bilmiyorum

hastalığımı öğrenince bende gerileme oldu ama maneviyat daha ağır basmaya başladı yani fiziksel olarak bitti ama dini olarak çok daha

büyük bir baskı geldi bana yani hiç bir şekilde düzelmedi bunda sanırım ilaç kullanımı şart ne kadar savaş versem de o beni zayıf

noktamdan yakalıyor saçma olduğunu biliyorum bunların Allaha da sonsuz inancım var ama olmuyor

—evet bu önemli bir karar olacak sizin için anladığım kadarıyla… Peygamberimiz her derdin bir devası mutlaka yaratılmıştır vardır onu bulup

araştırın emretmektedir ve allaha dua nın farklı boyutları vardır şifa aramanın da… bazen bir doktora bazen öbürüne bazen farklı doktorlara gideriz

bir bedensel hastalık için… ruhumuzun bilincimizin rahatsızlıkları da bundan farklı değil… sinir sistemimiz bir şekilde ruhumuzu psikolojik

hayatımızı etkiliyor mutlaka bu konuda psikolojik yardım almalı .. bu allahın verdiği emanet vucudumuza ruhumuza bakmanın ifadesi olarak bir vazifedir

bunu yapın kesinlikle… öte yandan şunu da düşünün manevi sıkıntı takıntı değil aslında yani mevlana psikolojik bir hasta mıydı niye neyi inletti durdu

mesnevisini yazarken adeta başka bir ney cızırtısı içinde kalem kamışını inletti o beyitlerinde… oysa her insan ruh aleminden kopmuş buraya düşmüş kamış

gibi değil mi esas vatanımız orası insan memleketini nasıl özler gurbette ve sıkıntı çeker, bu açıdan bakınca buradaki sıkıntılar anlamlı ve onun

yolunda ise bu doğal hatta övülesi ruhsal durumdur

-evet

—ayet der ki kalp huzuru yani psikolojik ruhi huzur allahı anmakla olur kalbin itminanı böyle kazanılır dünyevi hiç bir varlık para mal mülk cinsel

arzular yeme içme eğlenmeler ruhu kalbi tatmin edemiyor bu açıdan ilk adım doğru sizin kalp sıkıntısı çekmeniz manevi görevleriniz adına övülesi bir

durum… ama üçüncü aşama işte bu noktada geliyor arkadaş çevresi ve sosyal faaliyetlerde bulunmak meşgul olmak yanlız kalmamak

-olmuyor hocam kimseyle oturup konuşmuyorum misafirliğe bile gitmem bi kahveye gezmeye bile çıkmıyorum

—bu cümleleri düzeltmelisiniz bununla işe başlayalım lütfen düzeltir misiniz zor bir şey değil olumsuz kelimeleri hemen şimdi tuşlardaki harfleri

kullanarak olumluya çevireceksiniz
-tabiiki düzeltirim siz yardımcı olun bana… arkadaşlarımla konuşacağım, misafirliğe gideceğim gezmeye gideceğim… hocam aslında sosyalim bunları

yapıyorum ama ama tat vermiyor işte

—yani daha ne olsun… maşallah sen inşallah aşabilecek durumdasın en azından niyet olarak bu böyle.. zaten müminin niyeti amelinden hayırlı değmiyor mu

efendimiz
-tabiiki niyetim bu

—şimdi tad durumuna gelelim… bilirsin… dünyada her insanın imtihanı farklı şekilde oluyor kimisi felaketlerle sınanıyor kimisi zenginlikle servetle

kimisi ailesinden birini kaybetmekle kimisi eşiyle kimisi çocuklarıyla bunları ayetler anlatıyor sanırım sizin sınavınız da bu konuda yoğunlaşmış,

bilemeyiz ki rabbim belli sıkıntılarla bizi ir takım olumsuzluklardan günah risklerinden koruyor olamaz mı? ne bileyim bizi bir başka güzel vazifelere

hazırlamış olmuyor mu?… bize bakan yönü bir olan bir meselenin Rabbimize bakan binler hikmet yönü bulunabilir bilirsiniz… siz de sabrınızı bu tarafa

yoğunlaştıracaksınız… yani üç konumuzla

1 psikiyatrist yardımıyla
2 manevi bilgi ve dengeli düşüncelerle
3 arkadaş çevresi ve güzel hizmet çalışmalarıyla

-ben çalışmaya aşığım hocam tüm zevki bunda buluyorum çok titizim bu konuda çalışmayı çok seviyorum sıkılmadığım tek şey bu… çalışmak

beni rahatlatıyor… belki de bi şeylere odaklanıyorum bi şeylerle meşgul oluyorum ondan sanırım

—evlilik yaş?

-Evliyim 2 çocuğum var

—aile sorununuz?

-şu an sorun yok ama olacak gibi eşim sıkıldı bu durumdan yani rahatsızlığımdan değil benim eve kapanmamdan haliyle o gezmek oturmak

konuşmak istiyor ama ben bunu her zaman yapamıyorum akşam olunca zaten içime kapanıyorum ne kadar saçma olduğunu bilsem de şimdi hocam

nasıl ifade edeyim beni herkes tanır yaşadığım yerde ve asla böyle bir şey olduğunu akıllarından bile geçiremezler

—ben anladım sanırım az da olsa… yani sıkıntıları anlatma yerine uzun boylu… çözüme yoğunlaşmamız gerekiyor.. sıkıntılardan bahsettikçe bilinçaltı o

tekrarla o sıkıntıları daha çok benimser vazgeçilmez hale getirirsize tavsiyelerimden biri de bu olsun

-tamam

—ne msn de ne başka şekilde kimseye uzun boylu sürekli sıkıntılarınızdan söz etmeyin. Yani olumsuz etki yapmaması açısından. Çok sözü edilir dertler

paylaşıldıkça küçülür mutluluklar büyük doğru yönü güçlü bu cümlenin ama az da olsa bir risk taşıyor. O da çok anlatılan sıkıntı vazgeçilmez hale

dönüşebilir. Bilinçaltı artık kabullenir bilinç de kabullenir hale gelince işte psikolojik rahatsızlıklar takıntılar vs… Aslında dışardan gelen

psikolojik etki bir ise insan alır bunu beşe ona katlar kendi hastalığının tetikleyicisi besleyicisi ve kalıcı hale getiricisi yine kendi olur. Balon

şişirir gibi şişirir büyütür, baş edilmez hale getirebilir, yani kendimizi takıntı hastası olarak her kese lanse etmeyelim onları kendimizin şahidi

yaptığımızda biz böyle olmasak da kendimizi böyle kabul etme mecburiyetinde kalabiliriz… Çok kişi bu hataya düşebiliyor. Olumsuz telkin hani…

-tamam

—bunu öncelikle psikiyatriste yapın ona tam açılın onunla sürdürün ilaç alın.. bu arada bu tarz görüşmelerde genel çerçevede sıkıntılardan söz edip

bırakın çok düşünmeyin sıkıntılı olduğunuzu ve hemen çözüme yönelin, bu yöneliş inançlı yöneliştir ve ciddi bir dua yerine geçer… Ellerimizi de açıp dua

dua hep yalvaralım…

Diğer bir handikabımız yalnızlığa sığınmadır malum… Bunun çaresi de kuşkusuz tad alamasak da iğne vurdurduğumuz gibi sıkıntı verse de başkalarıyla

iletişimden asla vazgeçmemektir. Bu kuranın tarzıdır deyim yerindeyse ayet ne der mesela bir köşeye çekilen insan için biliyor musunuz

-hayır

—duymuşsunuzdur peygamberimiz gelip beni örtün demişti ilk vahiy gelince hatırladınız mı
-evet hatırladım.. ikra

—ve hemen ayet geldi anında.. ikradan sonra efendimiz eve geldi örtündü bunun üzerine ikinci emir geldi. iki kelime, sadece iki kelime kum fe enzir

KALK VE GÖREV YAP! buna uymaya çalışacağız başka ayette ise bir işi bitirince hemen bir başkasının peşine düş der … böylece insanın sıkıntı bozuk

dairesinin içine düşmesi önlenmiş olmaktadır… tabi sıkıntı doğuran günahların içine düşmesi de… bu sebeple bu daire içine girmişsiniz farkına varmadan

siz yalnızlık sıkıntı çemberi bunu kırmamız şart eşinizin yardımıyla

-evet

—çocuklarınızı düşüneceksiniz onların hatırına ve inançlarınızı gerçekleştirebilmenin başka yolu yok ki zaten

-evet bu büyük bir faktör çocuklarım

—bendeniz bu üç ana başlık altında sanırım durumunuza göre bir tavsiyede bulunabiliyorum şimdilik

-evet hocam alllah razı olsun dediklerinizi hemen uygulayacağım allahın izniyle

—yani gerçekten önemli… hadis der ki tek kalmayın bu şeytandandır, çok önemli gerçekten, insan tek başına kalınca, ikincisi şeytan oluyor…Ve bu

kimilerince yadırganabilir hatta alay konusu bile olabilir, oysa bunu anlamak lazımdır. bu ne demek biliyor musunuz? şu demek: bilinçaltı tamamen onun

at koşturacağı bir alana dönüşüyor ve ruhumuz boy hedefi oluyor demektir

-evet

—bizden başka kimseyi göremeyince veya bir engele takılmayınca, gen haritasını okur gibi ruh haritamızı okuyabilen ve boşluklarımızı takıntılarımızı

çok iyi etüd eden o deyim yerindeysebaş psikolog şeytan, şeytance fikirleri üretir özgürce dolaşır ve her sıkıntınızı kurcalar tetikler… bu aslında

şunu da gösterir sizde iman var ki Allaha yöneliş var ki, içinizde bir iman cevheri hazinesi var ki, bunu sezdi o kara korsan bu yüzden saldırılarını

yoğunlaştırır ve hiç aklınıza gelmeyen şeyleri hayal aynanızda canlandırır… buna vesvese deniyor… bu tekrar da sıkıntı arttırır takıntıyı çoğaltır,

bu yüzden yanlız kalmaktan şeytandan yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmalısınız

-evet haklısınız

—yani kardeşim madem sıkıntı çekeceğim yalnızken çekeceğime gider insanlar arasında eşimle çocuklarımın arkadaş ve dostlarımın, bir sohbette bir

gezide insanların arasında sıkıntı çekerim di mi? hiç olmazsa böyle çektiğim sıkıntım çocuklarıma insanlara bir yarar da getirir ve önemlisi allah bu

tür sıkıntılara iki üç 100, 700, milyon kat ecir verir

-evet bu açıdan hiç bakmamıştım hocam çok doğru

—dua dua yalvaralım inşallah rabbim bizi hayra yöneltsin ve allah yolunda faydalı sıkıntı çekenlerden eylesin

-kalbimi biliyor tek tesellim bu hocam Allah razı olsun

—amin sizden de kardeşim

-daha sonra müsait olursanız konuşmak isterim
sizinle

—bir dk site adresi vereyim kaydedin olur mu umarım yararlı olur

https://kurannuru.wordpress.com/

.

TAKINTI-DEPRESYON-2 18.06.2007-selamun aleyküm hocam nasılsınız hocam hocam zamanınız varmı—aleyküm selam evet buyrun-hocam sizinle konuştuktan sonra biraz iyi oldum ama bazen saçma sapan şeylere yinede takılıyorum—evet bu belli süre devam edebilir… psikiyatrist görüşmesi devam ediyor di mi-hocam şuan sadece ilaçlar var onları kullanıyorum onlarıda düzenli alamıyorum ama

—yani alsanız iyi olur ve arada durumu psikiyatriste bildirseniz…

-bi gitmeyi düşünüyorum yakın zamanlarda hocam sizinle bi takıntımı paylaşmak istiyorum müsade ederseniz

—bilemiyorum tabi… ama sanırım takıntı devamlı olabileceği için psikiyatrist görüşmesini de sürekli periyodik yapmakta yarar var… buyrun

-hocam ben banyodan bi türlü çıkmakta zorlanıyorum acaba bi yer kurumu kaldı falan diye çıkmaktan zorlanıyorum

—anladım bu konuda önce bir teklifim var

-evet hocam

—bendeniz psikiyatrist psikolog olmadığıma göre… onların verebileceği cevabı ya da tavsiyeyi veremeyebilirim… işte bu yüzden onlara da başvurmak

bir çeşit dua ve tabi ki tedavi ve terapi yerine geçecektir… bunu ihmal etmeyiniz…

ikinci olarak şimdi benim vereceğim cevabı unutmayınız ve sonra psikiyatristin vereceği cevab ve önerileri de dinleyiniz, hoş burda tavsiye edileni bir

psikiyatrist de tavsiye edebilir ya da pskiyatristin tavsiye edebileceğini burdan da alabildiğiniz olabilir ama her halukarda uzman uzmandır öncelikle o

gelir.

-tmm

—bakalım hangisini uygulayınca kendinizi rahat hissediyor ve etkisini görüyorsunuz bir daha ki sefere bunun neticesini beraber etüd edelim olur mu?

Yani bunu size yararı olması açısından düşünüp yapalım

-tmm

—benim diyeceklerim aslında çok kişiye dediklerimden belki de geçen sefer görüştüğümüzde demiş olduklarımdan farklı olmayabilir…

-dinliyorum hocam

—ama öncelikle insanın KENDİSİNİ İKNA ETMESİ konusu üzerinde durmalıyız zannediyorum..
bu gariph bir şeydir hani birisini ikna etmek için uğraşırsınız razı etmeye çalışırsınız… mantıklı konuşur duygusal yaklaşır yerinde armağanlar

verirsiniz bir şekilde ikna yollarına gidersiniz…

-evet

—takıntı aslında ciddi bir İKNA MEYDAN MUHAREBESİ alanı sayılabilir yani burada ciddi başarı bu yolla gelebilir diye düşünüyorum.. sizin bu konuda ne

gbii teşebbüsleriniz oluyor kendinizi ikna konusunda mesela

-hocam şöyle ikna oluyorum mesela size soruyorum ya bende şöyle takıntı var diyorum siz ben olsam şöyle yapardım dediniz ya işte o zaman ikna oluyorum

—yani içinizden kendi düşüncenizden ziyade dış yardıma başkasının uyarısına ihtiyaç duyuyorsunuz

-evet hocam

—evet psikiyatrist arkadaşlarımıza en az bizim kadar ihtiyaç olduğu da ortaya çıkmış oluyor görüyorsunuz… ve onların tavsiyesi bilimsel ve uzmanca

olduğu için size daha da etkili olabilecektir eminim.. bu yüzden mutlaka görüşmeyi sürdürmelisiniz… benim diyeceğim gelince… gusül abdesti namaz

abdestinden daha toleranslıdır; bu hem üç farzı olması hem de suyun bedenin bir başka bölümüne ulaştırmadaki kolaylığın olmasıdır, yani bir yerdeki

ıslaklığın diğer yere uğuşturularak ulaştırılması… bu yolla tekrarla yıkama ihtiyacı hissedilmemiş olması… boy abdestinin farzından bahsederiz üçtür

deriz di mi

-evet

—bunları biliyorsunuz eminim nedir onlar?

-ağza su vermek burna su vermek bütün vucudu yıkamak

—tamam bu kadar… diyelim ağza su vermeyi unuttunuz ve okula gittiniz… derste aklınıza geldi…ne yapacaksınız? diye sorsam!

-hocam işte ozaman dünya başıma yıkılıyo sanki bi sıkıntı basıyo

—artık o sıkıntı basmayacak inşallah ne yapacaksınız biliyor musunuz?

-dinliyorum hocam

—est… üni sınavlarında seçenekli cevaplar olur ya testte

-evet

—ben cevap olarak iki üç cevap vereyim bakalım doğru olanı tespit edebilecek misiniz? Bu tarz yaklaşımda bulunmam sizi rahatsız etmiyor umarım!!!

-yo yo est hocam

—tm cevap seçeneklerini veriyorum…

-evet

—-

a-Hemen dersten çıkıp doğruca bir banyo bulacaksınız tekrar boy abdesti alacaksınız
b-Dersten çıkılmaz deyip okulun bitmesini bekleyeceksiniz okul çıkışı boy abdesti alacaksınız
c-Teneffüsü bekleyip lavobaya giderek sadece ağzınızı çalkalayacaksınız
d-Ağzı çalkalamak yetmez namaz abdesti gibi abdest alacaksınız.. sizce hangi şık doğru
-hocam benim için mantıklı olan c şıkkı ama ben işte a şıkkını yaparım

—engel olarak neyi görüyorsunuz… yani gizli bir el sizin elinizi kolunuzu ayağınızı bağlıyor da mı bunu yapamıyorsunuz yoksa içiniz diyelim

tiksindiği -iğrendiği için mi ya da mantığınız bunun doğru olmadığını kabul ettiği için mi içim tiksindiği için galiba hocam

-sizin için hangisi doğru hocam

—aslında dediğiniz yanlış değil… yani doğru olanı ağzı çalkalamak o eksiği gidermektir…. bunun yanında tam tedbirli olmanın ifadesi olarak zorunlu

olmasa da boy abdesti alınabilir… ancak burada bunun tekrar etmeye açık olması doğru tutum değil… size zararlı olan bu… dini bilginiz olduğu için

avantajınız var aslında çok, yani dinde zorluk olmadığını bilenlerdensiniz

-evet hocam

—hocam bu konuda biraz rahatım ama başka bir konu daha var hocam mesela geçenlerde gece ihtilam olmuşum sabah banyoya girdim neyse banyo yaparken

lifimi kullandım ve lifi kullandıktan sonra astım
ama banyodan tam çıkarken liften banyo yaptığım kovaya su damladığını gördüm ve o bana sıkıntı oldu ya abdestim kabul olmadıysa diye

—anladım… şimdi İKNA YÖNTEMİMİZDE önemli bir konu geldi gündeme o da FIKIH İLMİ ve FIKIH ALİMLERİ bu konudaki bilgi size hep yardımcı olabilir

inşallah…

-inşallah

—kovaya damlayan sıçrayan sular o kovayı kirletmiş olmaz… bir diğeri de alimler diyorlar ki acaba yıkadım mı deyip aklına geldiğinde yıkadım oldu

desin dönüp arkasına bakmasın derler… aklına mantığına şunu deyebilirsin… sen islam alimlerinden daha mı doğru bileceksin oldu diyorlarsa olmuştur

deyip kuru kaldı mı su sıçradı kirlendi mi gibi düşüncelere karşı ikna yolunu seçebilirsin

-evet hocam öyle yaptım dönüp arkama bakmadım ama bu seferde işte acaba o liften damlayan suyla banyo yaptım ve bornozumla kurulandım ya bornozuma

pislik bulaştıysa diyorum

—daha önce demiştim… acaba sözü ihtimal ifade eder… ihtimal üzerine ne kanunlarda ne dinde kimse suçlu kabul edilemez… bilirsiniz kesin kanıt

gerekir… koku kütle renk gibi

-anladım hocam hocam RABBİM sizden razı olsun sizler gibi insanlar oldukça her şey düzelecektir

—est her şey Rabbimizin elinde iradesinde… hepimiz birbirimize vesileleriz Allah sizden razı olsun

-cümlemizden razı olsun hocam iyi geceler hocam

—iyi geceler

.

TAKINTI-DEPRESYON 3-4                                                                           -selamun aleyküm hocam—a.s. hoşgeldiniz–hoşbulduk hocam tanıdınızmı ?—evet ünili dostumuz-evet hocam hocam ben size bişey danışacağım

-hocam ben ilaç kullanıyordum ama artık bıraktım ve takıntılarım sizle konuştuktan sonra geçti sayılır artık hiç bişeyi kafama takmak istemiyorum ilaçları kullanmama bi gerek varmı sevmiyorum kullanmayı

—mmm sevindirici bir yanda bu gelişmeye sevindim… ama hani vardır istanbulu fethetmek vardır da onu korumak bir başka misyondur… müslüman olmak

sonra ama onu gerçekten yaşamak… nekahet dönemi gibi.. iyileşme süreci de tedricen olabiliyor bence birden kesip attım yerine psikiyatriste durumu

açıklayarak onun kontrolünde yaparsanız inşallah daha iyi sonuç alabiliriz ve kalıcı olarak… demek o da dua olmuş sizin için ne güzel..

-hocam ama kullandıkça hastalık aklıma geliyo bu durumuda sevmiyorum

—evet sizin durumunuz o… bakın benim anlatabildiklerim bunlar… e hani üçüncü ayak? şifa üçgeninin… psikiyatrist görüşünü alarak yapmanız uygun

olabilir… ama Rabbim hiç bir sebebe ihtiyaç olmadan da şifa verebilir…

-anladım hocam tşk ederim sağlıcakla kalınız

—tamam allah yardımcınız olsun daim

TAKINTI-4 28.07.2007

-selamun aleyküm hocam

—aleyküm selam hoşgeldiniz

-hocam benim takıntılarımı biliyosunuz

—inşallah rabbim rahatlık vermiştir biraz

-bunlar farklı yönlerde oluşuyor eskisi kadar kötü degil ama… hocam mesela evin içinde bişeyden huylanıyorum ona dokunamıyorum acaba o maddenin üzerinde

meni bulaşığımı var falan diye

-güzel bir örnek aklıma getirdin sanırım duymuşsundur, elimizde bir ayna olsa, o aynada yerdeki bir pislik bir ateş veya yılan akrep gibi zararlı

hayvanların görüntüsü yansısa, elimize zarar vermezler… hayal aynamız da bunun gibi… aklınıza ne gelirse gelsin bu örneği düşünerek inşallah rahatlama

sağlayabilirsiniz

-hocam mesela geçenlerde banyoda bi şampuan kutusu vardı boş bunun üzerine meni falan bulaşmıştır dedim aynanın kenarına koydum ve üç dört gün sonra

yüzümü yıkarken saçım o kutuya değdi acaba saçıma oradan meni falan bulaştımı diye rahatsız oldum ve saçımı yıkadım

—aynı örneği hatırlatıyorum böyle düşünebilirsin

-hocam tmm ondan sonra bişey daha sorabilirmiyim

—est buyrun lütfen

-hocam saçımı yıkadım ama yine rahatsız oldum o gün tekrar diğer gün banyo yaptım bu seferde banyodan çıukınca acaba kulaklarımın içini yıkadımmı ya

orayada bulaştıysa saçımdan diyorum buda beni aşırı strese sokuyo bu sizce mantıklımı

—daha önce dediğim gibi bunun üstesinden gelmek için düşüncenizi ve bilginizi kullanmalı tabi ilaçların yanında… o da islam alimlerinin bu tür

düşüncelerle hareket edilmeyeceğini söylemeleri… yani aklınıza kaç defa gelirse gelsin şurasını yıkadım mı diye bir düşünce… şöyle cevap vermeli

kendinizi ikna etmelisiniz: EVET ORASI YIKANDI… ve ikinciye yıkmamalısınız…

-anladım hocam… hocam mesela bi yerimizde meni bulaşığı var banyoda fıskıye ile yıkanıyorum 15 20 dk o bulaşan pislik gider demi

—su israfı yapıyorsunuz bence, peygamberimiz buyurur ki: dere kıyısında abdest dahi alsanız
suyu fazla kullanmayınız

-yani pislik kalmaz demi hocam

—e tabi kalmadığı için zaten suyun fazlasını kullandığınızı ima etmiş oluyorum, malum özellikle bugünlerde global ısınma var su kesintileri olacak

aman dikkat

-anlıyorum hocam bazen oluyoki yarım saatten fazla banyoda duruyorum suyu kapatmadan yarım saat banyo yapıyorum

—dediğim gibi dini hassasiyeti olan bir insan bunu yapmamalı anlattığım çok açılardan doğru değil diye düşünmelisiniz

-anladım hocam allah razı olsun

—est ben sizin dinamik inanç ve gençliğinizle bilgi ve düşünce derinliğinizle ve tabi çevre güzel arkadaş yardımıyla bunun üstesinden geleceğinize

inanıyorum
-inşallah hocam

.

SIKINTI YAŞAYAN GENÇLERBİR ARKADAŞ–beni sıkıntı veren endişelendiren konu ise; geçen gün bir ayet-i kerime okudum diyordu ki: onlar iman etmişler sanarlar halbuki öyle değildirler diye tam orjinal metin olmayabilir bu da beni çok korkutuyor acaba bir ayağım çukurdaysa diye —- bir takım endişeler vardır sıkıntıların sebebi olur tabi ama bizler inanan insanlar olarak tek taraflı düşünmeyiz yani kuran bilgimiz var hadis bilgimiz var okuduğumuz kitaplar dinlediğimiz sohbetler var di mi endişenin karşısında ne vardır? veya şöyle sorayım: korku ne ile dengelenmelidir? –ibadetler yani yapmamız gereken sorumluluklarımız —-eh ama tam kavramı şuydu: Havf ve Reca dengesi Allahın gazab etmesi vardır intikam alması da ama o bildiğin gibi azıp sapan inkarcılar için öte yandan Rahmetinin ne kadar engin olduğu hep söylenir ayet ve hadislerdeş

–evet

—-Hz. Ömerin sözünü bilir misin? hani der: Dünyada herkes cennete bir kişi cehenneme deseler onun ben olmamdan korkarım öte yandan herkes cehenneme bir kişi cennete deseler onun da ben olmamı ümit ederim

Bak güzel üç ilke var izin verirsen aklıma geldi geçen bir gençle görüşürken anlattım bir de msn de bir takıntı hastası kardeşimize anlatmıştım

ALTERNATİF DUYGU VE DÜŞÜNCE GELİŞTİRME TEKNİĞİ

bu kuranın önerdiği işlediği müstesna bir davranış biçimi bunu modern dünya farklı şekillerde hep uyguluyor hem rahatsızlıklara karşı hem de gelişim ve başarı için

–tamam

—-bak bunu mutlaka yapabilirsin sen yani hangi duygu içinde isen tabi olumsuz iken daha çok… ve düşünce senin zihnini zorluyorsa

hatta elinde ayağında hangi davranış biçimlenmişse bu seni rahatsız ediyorsa bunun olumsuz etkisine kapılma yerine onunla mücadele ederek onun olumlusunu üretme çabasını gösterebilirsin… yani şeytansa bunun s ebebi ona karşı mücadele nefisse nefse karşı mücadele gibi… diyelim korku geldi kalbine aklına ruhuna hemen karşısına aslan gibi çıkacak ve diyeceksin ki

dur orda! benim öbür elimde ÜMİD VAR! tıpkı cehennem korkusu zorlayınca cennetle serinleme. cennet gevşekliği gelince cehennemle gerilme gibi…hem de sonsuz Rabbimin gücünden gelen bir ÜMİD!

sıknıtı geldi diyelim hemen karşısına yine kuranda yeri olan bir kavram:

Sıkıntı hoşgeldin sefa getirdin bir diken gibi oturdun bakıyorum baş köşeye ama yağma yok senin hakkından tepenedeki o gelecek de

ve SEKİNE kavramını yapıştır tepesine!!!!!!!!!!!!!!

duydun mu sekineyi

–duydum ama manasını bilmioyurm

—-evet iç huzuru rahatlığı demek sahabe müşriklerin çok olduğu ve her taraftan üşüştüğü bir zamanda ayet diyor az içlerine bir kaygı tasa endişe gelince hemen Rabbimiz bu kelimeyi hatırlatıyor Rableri onların içlerine SEKİNE-HUZUR verdi diyor ve yine müthiş bir ifade: Tüsülünmü dostum Allah bizimle beraberdir… der Efendimiz mağarada dostu Ebu Bekir’e…

–evet

—-bu tarz her olumsuz düşünce ve duygunun olumlu karşılığını bulup o düşünce ve duygunun üzerine yapıştırabilirsin…

iki seçeneğin var biri korkuyu sıkıntıyı düşünmeye devam etmek diğeri onun olumlu karşılğını bulup onun üzerine yapıştırmak

hangisini tercih edersin?

–2.sini tabiki

—-işte bunu düşünmeye uygulamaya alıştırırsan kendini az zorlanarak, çok zorlanmaların önüne de geçebilirsin

–evet hocam hocam ALLAH razı olsun biraz daha iyiyim BİR BAŞKA ARKADAŞ–hocam icimden hic ders calismak gelmiyo napacam ben bilmiyom

—-ne kadar süre öyle kalıyorsunuz, ne kadar sürüyor bu? mesela saati geçiyor mu 10 dk baktınız sıkılıyor bırakıyor musunuz?

–evet 10 dk kadar bitiyo

—-hımm…. çözüm basit biliyor musunuz…

–nasil
—-10 dakikada bırakmamalısınız… bunu ikiye katlayıp bırakmalısınız… bunu dener misiniz

–dogru… bugun haram lokmayi bitirim insallah yarin ders calisacam

—-e hani yeni başlıyordunuz ne zaman bitirdiniz ya

–yeni basliyacam gece bitiriririm insallah yani

—-hey maşallah… canı 10 dakikada sıkılan hanfendiye bakın hele

–ama bu ders degilki bunu okurum

—e işte dersi, haram lokma kitabına dönüştürebilirsiniz…

–ama insallah bunu bitirince derside bunun niyetine okurum

—-inşallah… siz isterseniz yapabilirsiniz… istemeyi istemeli sanırım

–haram lokma 262 sayfa okuyacagim kitap… ders kitabı bundan ince birazda gozumde buyutuyorum o yuzden istemiyor canim
filozofi platon aristotoles fransiz… hic okuyasim gelmiyoo gecen elime aldim platon tartismalari bolumunu okudum cok sacma geldi

—-işte bu gibi fikirleri saçma olarak görebilmek için demek ki düşünce mekanizmanız iyi işliyor analiz yorum yapabiliyorsunuz… bunları sizin güzel düşünceler üretmeniz adına birer egzersiz olduğunu düşünebilirsiniz sanırım

–evet hocam bu harika bir çözüm okumak icin fikirleri çürütutmeye calisirim aklimda o zaman zevkli olur Allah razi olsun

BİR BAŞKA ARKADAŞ

—- içimde bi sıkıntı var.herşey hayal gibi geliyor.sanki hayattan soyutlaşmışım gibi.ve korku var içimde hocam.sanki ben diğer insanlardan farklıyım gibi mesela hocam gözümü kapattıgımızda veya karanlıkta karıncalı görürüz dimi ama ben sadece bende mi böyle oluyor diye endileşeniyorum

—-Son görüşmede bu tür sebepsiz korku ve sıkıntılarının olduğunu belirtmiş miydin?

–hayır hocam o zaman yoktu

—-bu durum bir angsiyete durumu yani belirsiz korku hissetme tasalanma kaygı hali sebepsiz sıkıntı durumu bence öncelikle mümkün olan en kısa zamanda psikiyatristle görüşmende mutlaka ……… beyle durumu paylaş ona göre bir ilaç yazsın…

benim bir tavsiyem olacak bildiğin bir şey belki doğal olarak psikologlar angsiyete adıyla isimlendirip ifade edecekler bizim dilimizde şöyle bir tanım var daha önce söz etmiştim KABID ismi Allahın insanın ruhunda sıkıntı veren olarak tezahür eder

insan ruhu çok çeşitli sebeplerle sıkılabilir temel sebebi ruhun alıştığı ve özlediği şeylerden uzak kalmasıdır beslenememesidir Söz gelimi günahlara alışmış ruh, bedeni aracılığıyla onu almaya alıştığı için uzak kalınca müthiş sıkıntı çeker ve farklı şiddet halleriyle tepkisini gösterir uyuşturucu, içki, zina müptelaları gibi ama inanan insanlardaki sıkıntı bu türden olmaz haliyle baktığımız zaman Peygamberler de sıkıntı hissetmişler endişeler duymuşlardır ama kendi ruhlarının istediği şevk duyduğu istikamette müminler bizler ise kimi zaman olumsuz alışkanlıklarımızdan uzak kalınca sıkıntı duyarız kimi zaman da özlediğimiz iman güzelliklerine tam

yaklaşamadığımız için

bir yönü de

–birde hocam derslerim çok endişelendiriyor beni ondan da kaynaklanabilir mi

—-evet onu da değerlendiremeye almak gerekebilir tabi, dediğim gibi insan hangi konu üzerinde yoğunlaşmışsa ruh onun etkisiyle gerilime geçiyor ayrıca bu bir imtihan olarak da alınabilir sabırla karşılık vererek rabbim derecemizi yükseltiyordur varsa arınacak kirlerimizi alıyordur böyle de bakarsak rahatlarız sanırım….

–tamam anladım 

.

VEFASIZLAR PSİKOLOJİMİZİ BOZAMAMALI 19.01.2008Sahabe kokulu soluklarınıza bizleri de katarsanız dua niyetiyle, o elmas şahsiyetler yanında cam parçası hüviyetimiz de inşallah anlam ve değerkazanıverir… inşallah… inşallah!…Sevdiğimiz insanlardan vefayı beklediğimiz halde bir türlü vefa göremediğimizde ne yapmalıyız? Malesef ben sevdiğim birisinden vefa göremediğimdeperişan oluyorum.Perişan olmamım sebebi onla Canan-ı Sohbet-i yapmayı özlememdir. Bana vaktinin çok yoğun olduğunu söylüyorlar.Sizce bu mazeret kabul

edilir mi? Vefa göremeyince çok perişan oldum.Aylardır perişan oldum.Ama hiç bir şeyden etkilenmeden ilay-ı kelimatullah davada vazifelerimi

yapmalıyım.Ben de nefsimin ona kırgınlık tutmaması için onu kalbimden ve gönlümden silmeyi düşünüyorum.Böylece o kişiye kırgınlık duyulmadan o kişinin

defteri kapanmış olacak

Vefa bir Peygamber sıfatı… Ölüp gidenleri ve isimsizleri bile ziyaret edermiş Nebimiz… (s.a.v.)

Vefa oldukça çetin bir vasıf… Çetin olduğu için zaten ona sahip olan insanı yüceltir alabildiğine.
Bu arada bu ağırlığı göz önüne alınarak her insanda bu vasfın beklenen derecede bulunamayabileceğini de göz önünde tutmak ve tabi aranmadığımızda gönül

de koymamak gerekir. Çünkü herkese pek nasip olamayan nadir bir vasıf bu. Buna sahip olan kimse için ise bu vasıf adeta bir devlet kuşu. Aman uçmasın

deyip durmalı.

Öte yandan vefanın diğer bir müstesna yönü karşılık beklememektir. Hani aşk karşılık bekler az çok; Hz. Yakub’un şefkati gibi şefkat karşılıksız

sevmektir. Anneler gibi şefkat kahramanı olmak lazım. Aynı şekilde vefa kahramanı da. Vefalı davranmalı ama vefa ummamalı… Edenlere baş göz demeli

etmeyenlere de tebessüm. :) ) Yani şartlı vefa düşünmemeli, beni unuttu unutayım dememeli asla.

vatan için kanlarını dökmüş canları feda etmiş ecdadımıza vefalı olma

adı

Bir diğer mesele vefasız davrananları kalpten silmek hiç de vefalıca bir davranış olmasa gerektir. Benzetmek olmasın Rabbimiz ölüm anına kadar tevbeyi

kabul etme konusunda ne kadar da vefalıdır di mi? Efendimiz de insanlara şefkatta iyi muamelede vefa tavrını Vahşi’ye kadar da Vahşi’den sonra da asla

kesmemiştir bilirsiniz. Yukarıda değindiğimiz gibi o unuttu ben de unutayım dersek irtibat noktası kalmaz o kişiye karşı, bir gün vefalı bir dosta

ihtiyacı olur tüm vefasızlığına rağmen; siz hatırlanırsınız ve başvurulur hale gelebilirsiniz bir vefa kahramanı olarak.. Rabbinizin karşısındaki bu

durumunuzu düşünebiliyor musunuz? Niyetiniz bu olduktan sonra gelen olmasa da siz son soluğa kadar böyle yaşar ve “Vefalılar” listesinde öbür aleme

intikal edersiniz.

Ayrıca şu da karıştırılıyor zannediyorum… Beklentiye giriyoruz ve sorulmayınca vefasız diyoruz. Oysa dini açıdan farz davranışlar vardır. Söz gelimi

evlat anne babaya iyi davranmakla yükümlüdür ve isyan büyük günahlar arasına yer almıştır. Bu, evladın vefası değil boynunun borcudur ibadet gibi adeta

önemlidir. Ayet Allaha inan şirk koşma anne babaya iyi davran buyurur. Mesela buna, dine imana vatana millet evladına sahip çıkma konusunda hassas olamayız da çoğu kez bir arkadaşın bizi arayıp sormaması karşısında vefasız diye

damgalar gönül koyuveririz. Vefa konusunda öncelikler hayati mevzular göz önünde bulundurulmalı kanaatimce. O orda fedakarane insanlık uğrunda

kilitlenmiş bir iş bir hizmet yapıyorsa bu ne güzel iştir; bize düşen onun için dua etmek onunla onur duymak ona sevgi konusunda vefalı davranmaktır.
İnsanların mizaçları farklı farklı bilirsiniz. kimisi sevdiklerini dostlarını her gün telefon ederek en azından arar hal hatır sorar, kimisine de

bayramlarda bile arayıp sormak zor gelebilir. Bu konudaki alışkanlık kuşkusuz çocukluktan çevreden güzel eğitimden geliyor. Ama böyle yetişememiş ya da

mizacı farklı olabilen insanları hemen vefasız diye ayıklamak sanırım doğru olmaz. Bu ayıklamayı hakkımızda Hak yaparsa halimiz nice olur? Elimizde ufak

tefek de olsa kömürlere bulaşmış da olsa elmas parçaları varsa iyi değerlere sahibiz demektir. Kaldı ki iyice etüt etsek vefasız diye adlandırdığımız

her dostumuzda nice güzellikler hoş hoş huylar bulur sıralayabiliriz de.

Ayrıca dışlamak çözüme kapanmaktır, bağı koparırsak kanaatimce biz asıl vefasızlık yapmış oluruz. Ya bir de bir şeyleri temsil ediyor konumda isek! Bir

eğitimci bir mürşit en azından bir aile sorumlusu isek… Bir mümin kalbini ki o kalp Allaha ve O’na ait manalara ev sahipliği yapsın diye emanet

verilmiş adeta Kabe durumunda iken, insanlara karşı onu kapamak hakiki kalp Sahibine karşı vefalıca olmasa gerektir.

Vefalıysanız vefaya devam, arada aramaya hal hatır sormaya devam… aranmasanız da devam…
Dikenler bağrınızı delip geçse de insanlara güller gül kokuları ve güzellikler taşımaya çile yudumlayarak devam…

Hem siz insanlar tarafından aranmasanız da bu vefa niyetiniz sayesinde melekler tarafından daim aranan bir insan olmak istemez misiniz acaba?

Vefasız davranışların psikolojimizi bozmasına izin verilmemeli yani irademiz felç olmuş gibi omuzlarımızı düşürmemeli yüzümüzü hemen sarkıtmamalısınız,

moral ve şevk hayatınız bir insanın davranışlarına bağlı kalmamalı. Hatta birden şaha kalkmalısınız : “Rabbim razı olduktan vefamı kabul buyurduktan

sonra bütün dünya vefasız olsa ne kaybederim!” demelisiniz. O benden uzak olduktan sonra bütün insanlar her gün yanımda olsa bana ne kazandırmış

olacaklardır diye düşünmelisiniz. Ve düşününüz ki sizi rencide eden böyle bir vefasızlık durumu aynı şekilde sizin de vefasız olmanız durumunda kim

bilir kimleri rencide edecektir bir düşününüz!

Psikolojik bir yaklaşım da tavsiye edilir. Mesela kızdığınız öfkelendiğiniz vefasızlığıyla kırıldığınız birinin bu tutumu içinizi kemirir, kendi

başınıza kaldığınızda hep ondan öfkenizi nasıl alacağınızı tasarlarsınız ve hayalinizde döver vurur kırarsınız, rüyalarınıza da bu yansır onunla

uğraşırsınız, içinizde hınç biriktirir ben de aramayacağım onu dersiniz. . Der ki kitap; o insanın burnuna bir palyoça burnu kondurun…. :) :) tebessüm

etmeye başlarsınız bile. Tabi siz bunu değiştirir başına güzel bir hacı takkesi de kondurabilir ya da bir cennet örtüsü ile düşünür, tarihi bir caminin

loş köşesinde huşu içinde onun Allaha nasıl dua ettiğini gözyaşı döktüğünü tahayyül edebilir ve ona imrenebilirsiniz de!.. Ne vefalı insan Rahmana karşı

bu böyle Allahım! dersiniz.

Ve esas adımı atar onunla, ayette belirtildiği gibi öbür alemde inşallah cennet sedirleri üzerinde oturup cennet tebessümleri içinde selamlaştığınızı

düşünebilir, beraber olmak için her şeye rağmen sevmeniz gerektiği duygusunu içinizde iyice mayalayabilirsiniz.

Sonuç itibariyle vefa bekleme durumunuzu sorgulamanızı tavsiye ediyorum. Siz, “Karşılık beklememe” kavramı kadar insanı has bağ ile Rabbe götüren o

“İhlas” altın sıfatını anlatan başka iki kelime biliyorsanız lütfen söyleyiniz.

Bunların dışında kendinizle baş başa kalıp sıkça iç konuşmaya dalıp kendi kendinizi yememek için dostlara vefa gösterip onlarla sıkça birlikte olmaya

bakmalı güzel aktiviteler hizmetler içinde koşturmalısınız sürekli. Ve aklınıza her geldiğinde birinin vefasızlığı bunu fırsat bilip avantaja çevirmeli

duaya vesile kılıp ellerinizi semaya çevirmeli, Rabbim beni vefasızlardan eyleme diye dua etmelisiniz… Evet hayat baştan sona hep vefa sınavlarıyla

dolu.

“Elest” teki o sözleşmeye sadakat içinde Rabbe, insana ve her varlığa vefalı olmamız dileğiyle…

Vefasızlar vefamızı bozmasın!..
Vefamız vefasızları boğmasın

.

BİRİSİNDEN NEFRET ETMEK 17.05.2008–ben sıze bırsey sormak ıstıyorumbuyrun… ya içinde bırıne karsı duydugun nefretı nası yok edersınızmmm evet doğrudan aklıma şu geldi, diyeyim… tabi ki kişinin kim olduğu sorunun ne olduğu olay nedir bilmek gerekir ki farklı şeyler de söylenebilsin… Öncelikle bu nefretinize sebep olan şeyi iyice belirleyiniz. Bu, ondaki bir üstünlüğe gösterdiğiniz kıskançlık gibi bir duygudan mı kaynaklanıyor yoksa sizin kalbinizi ve onurunuzu kıracak bir davranışda mı bulunmuştur. Muhtemelen ikincisi olabilir.Şu bakış açısı hoş olabilir. Bir kişinin size söylediği olumsuz bir durum sizde var mıdır yok mudur?Varsa o kişi size iyilikte bulunmuş oluyor. Diyelim sırtınıza bir zehirli örümcek tırmanıyor akrep ayakkabınızın üzerine çıkmış ve o arkadaşınız sizi şiddetle uyarıyor. Yani bu durumda ona kızılabilir mi? Hayatımı kurdardın deyip hayat boyu minnettar da kalabilirsiniz di mi? Kusurumuzun söylenmesi kim tarafından olursa olsun aslında bizim lehimize olan bir durum, bir iyilik sayılabilir.Yok eğer bu durum ve tutum sizde yok da o arkadaşınız size hakaret, küçük düşürme, intikam alma vb bir tutum içinde söylemişse aslında onu acımak şefkat gösterip ona yönelmek ve bu durumdan onu kurtarmaya bakmak da ayrı bir güzelliktir.

Ama diyeceğim asıl şudur: Size söylenen kırıcı bir söz veya tutum sizde yoksa ve buna layık değilseniz, arkadaşınız sizde olmayan bir kötü duruma işaret ederek sizi uyarmış olmaktadır, kınanacak böyle bir duruma düşmemek için duyarlı olmaya davet etmiş olmaktadır, bunu dile getirip o arkadaşınıza teşekkür bile edebilirsiniz aslında.

Her şeye rağmen, inanan insan olarak Allahın affedici olduğu Peygamberimizin şefkati hatırlanabilir öncelikle
sonra da o kişinin olumlu yanlarına yoğunlaşılabilir

—ya ısmını duydugumda nefret hıssım kabarıyor gıybet yapasım gelıyo bazen kendımı tutamayıp hatta yapıyorum, engelleyemıyorum kendımı,

evet düşünce kontrolü bir imtihandır insan için ne var ki günah olarak kayda geçmez, belki zararı dile vurduğunda davranış olarak gerçekleştiğinde olur hani günah denecekse gıybet ve kalp kırma gibi… imtihandayız kendimizle mücadele ederek o kişi hakkında olumlu düşünmeye çalışabilirsiniz

—ya bılmıyorum denıyorum ama yınede affetmek buyukluk dıyecez sanırım, baska bı care yok, rabbım ıslah etsın artık

evet amin affetmek Allah ve Peygamber ahlakıdır hatta hadislerde, Allah’ın, iman ve önemli bir iyilik karşısında pek çok günahı bile affedebileceği belirtilir, Allah ahlakı ile ahlaklanıp affettiğimizi söyleyebiliriz kendi kendimize tekrar ederiz, yalancıktan da olsa, ilk anda duygumuzda bir değişim olmasa bile, bir başlarız o kişiyi afettiğimizi söylemeye… şu şu iyilikleri deriz sıralarız, zamanla bu dualarımız yerleşir bilinçaltımıza ve bu çaba da esasen bir dua yerine geçer, kalpler Rabbimizin şefkatli kudret yedindedir dilediği yöne çevirebilir…Kimbilir sizin imtihanınız da bu olabilir.

Bir de ayrı bir çare olarak hediye verebilir veya gönderebilirsiniz o kişiye… yani nefret etmeye devam ederek bile bu olabilir… ayet der ki kötülük iyilikle bir olmaz sen kötü olanı iyi davranışla yanıtla… ve ayetin devamında bu davranışın sonucuna vurgu yapılır. Aranızdaki düşmanlık dostluğa dönüşür der!…

Dostun sevgisini arttırır düşmanın tepkisini bastırır; en azından böyle bakılabilir.

Ama esas size bakan yönüyle bilin ki nasıl ki haset etmek hadisin ifadesiyle güzel sevaplı amellerimizi yer bitirir. Bu tarz içte biriken ve sürekli yerleşip artma meyli gösteren olumsuz duygular en azından bize zarar verir; hem psikolojik olarak hem de manevi olarak… Doğal olarak arkadaşlık ilişkilerimize de çevremize de zararı ulaşacaktır bunun.

Ve tabi ki Efendimizden öğrendiğimiz gibi onun için dua etmektir. Hele o canı amcası Allah Aslanı Hz. Hamza’yı şehid eden kişiye karşı tutumu, ona iman kazandırma adına çabaları di mi!..

Dediğimiz gibi kızmaya devam edin yine de çiçek göndermeye de devam edin mesela…

Sevdiği bir şey kazandırın ona. Ve onun arkadaşlarının yanında onun hakkında abartmadan övücü takdir edici doğru sözler söylemeniz de etkili olabilir. O söz ona bir gün ulaşır; onun sizi rencide eden sözü size ulaştığı gibi. İsterseniz empati de yapabilirsiniz. Birisine karşı olumsuz bir davranışta bulunduğunuzda sizi hayatından silmesini ister misiniz?

Beraber arkadaşlarınızla bir aktivite içinde bulunmanız güzel hizmetlerde paylaşımlar da inadına inadına onunla olmanız hatta birliktelik fırsatları kollamanız da yararlı olabilir.

Şunu da biliniz ki irademiz dışında bir kişi hakkında değil Rabbimiz hakkında bile gelen vesveseler olumsuz gibi düşünceler, kalbimiz o şeye sahip çıkmadığı için zararlı sayılmaz, irademizle sahiplenip bilinçli olarak benimsememiz de söz konusu olmaz.

Benzer bir olayı gündeme getiren bir arkadaşımıza, kızdığın o kişiyi ellerini açmış gözleri yaşlar içinde Hak karşısında iki büklüm olmuş secdelere kapandığını hayal et, hayalinde canlandırma yap ve sonra ona imren!…

Bir Sahabi “Ben filan dostumu seviyorum” deyince Efendimiz: “Bunu ona söyledin mi?” diye sormuş, söylemediğini öğrenince de “Git söyle!” buyurmuştur.

—sey gıbı bı halıfe ıcını sahabelerden soruyo efendımıze onu neden bu kadar sevıyosun dıye efendımızde sana kotuluk yapana nasıl karsılık verırsın soruyo sahabeye o ıyılıkle dıyo efendımız tekrar soruyo yıne ıyılık dıye yıne sorunca kotuluk dıyo yanlıs hatırlamıyosam bu halıfe omerde sonra o gelıyo aynı soruyu ona defalarca soruyo o hep ıyılıkle karsılık verırdım dıyo efendımızde fark bu dıyo bunun, gıbı bısey oldu

evet ne güzel … bildikleriniz ve buna olan inancınız, sizin içinizde bulunduğunu söylediğiniz bu duygunun aslında sizin tarafınızdan benimsenmediğini gösteriyor… Ama doğrudur hepimiz de benzeri durum olabilir, insanız sinir sistemimiz bazen benliğimiz enaniyetimiz var… imtihandayız ve bu mücadele hayat boyu sürecek, yine güzel bir söz var düşmanlık duyacak nefret edeceksen içindeki düşmanlığa düşmanlık duy nefretten nefret et! Yani aslında sizin durumunuz bir ibadet fırsatıdır da, affetme bir gönlü kırmama aksine o gönlü imar etme olsa olsa Nebi vasfı gibi yüksek bir özelllik sayılabilir.

Bugün nice insanlar, katlanılamaz çok zorluklara katlanarak Afrika’ya Çin’e Maçin’e gidiyor Kara kıtanın buruk insanının gönlünü yapmaya sevgi taşımaya çalışıyorlar; dünyaya hoşgörü mesajları sunmaya çalışıyorlar yaşayarak içten…. e artık buradaki dindaşımıza soydaşımıza hele hele geçmişte paylaştığımız bazı konular olan arkadaşımıza dostumuza nasıl davranmamız gerektiğini varın siz çıkarın lütfen!…

Anlaşılıyor ki bu duygu aslında önemli bir görev icra etmesi için verilmiş bir potansiyel nimettir, bize düşen çabamız ve dostlar yardımıyla onun yönünü hayra doğru çevirmektir. Bilirsiniz şeytan bu noktada kaymıştır yani insana savaş açmış, baş düşman ilan etmiş, insanları birbirine düşüreceğine dair yeminini bildiğiniz gibi Ademin iki oğlu arasında gerçekleştirmiştir. Bu olayı da düşünüp şeytanın oyununa gelemeniz, davranışınızın onun davranışına benzememesi gerektiği konusunu düşünmeniz de inşallah faydalı olabilir.

—tesekkur ederım

rica ederim

 

.

AKLIMIZDAN GEÇEN GÜNAHLARDAN SORUMLU MUYUZ?                                                                                                                                                       –İnsan beyninden geçen her düşünceden mesul olur mu? (Günahı düşünmek günah mıdır?)
—Bildiğim şu. Tahayyülü küfür küfür değildir Günahı düşünmek günah sayılmaz gerçekleşmediği sürece
Ama bilindiği gibi düşüne düşüne insan davranış haline dönüştürebilir hayallerini. Bu sebeple hayalde istikamet kazanma adına dini ilmi konulara yoğunlaşır güzel arkadaşlarla beraber olur güzel konuların anlatıldığı sohbetlere devam eder ve yararlı güzel hizmetlerde bulunursa insan, zihni olumsuz şeyler düşünmeye fırsat bulamaz.Kur’an-ı Kerim boş kaldıkça hemen zihnini meşgul et der inşirah süresinde yeni işe koyulmayı meşgul olmayı isterÖte yandan ne kadar çok düşünülürse bir şey o kadar bilinçaltında yer eder. Bu bilinçaltı tarafından önemli bir mesaj telkin ve komut olarak algılanır ve sürekli aldığı bu komutları tekrar eder durur, insanı rahatsız etmeye başlar, inançları ahlaki titizliği engel olunca da insan psikolojik sıkıntılara düşebilir.Böyle durumlarda en güzel çözüm bu konudaki bilgilerimizi işleme sokmaktır.Bilindiği gibi ayetler şeytanın vesvesesinin çok zayıf olduğunu belirtir. Bu şu anlama gelir: Hayal dünyamıza attığı görüntülerin hiç bir yaptırım gücü yoktur. Bilinçaltı onun mezbeleliği haline gelebilecek bir yerdir. Buna rağmen bilinçaltına birikmiş görüntülerin düşüncelerin zaman zaman hortlamasının su yüzüne çıkmasının da bir etki gücü yoktur.Risalei Nurda bu konuda öğrendiğimiz çok harika bir örnek vardır. Aynada gürünütüsü yansıyan ateş yakmaz, yılan ısırmaz, pislik kirletmez…Bu bilgilerimizi kullanır ve sonra yine ayetlerin tavsiyesine uyarak euzü besmele çekip Allaha sığınırsak etkisinden kolay kurtuluruz inşallah.Anlaşılıyor ki aklımıza gelen günah düşüncelerinin üzerinde durmamak geçivermek gerekir.Buna rağmen zayıf kalabiliyor ya da hücumlar kuvvetli ve yoğun olarak geliyorsa, biz de buna karşı silah üretir kullanırız. Başka bir tanımlama ile ALTERNATİF DÜŞÜNCE ÜRETİRİZ.Ayette belirtildiği gibi tayyib temiz kelime ile pis kelime bir olmaz ve temiz olanlar Allaha yükselir. Ve daima nur zulmeti boğar. Hakkın olduğu yerde batıl barınamaz. Düşüncemize herhangi bir vesile ile sözgelimi içki içmek mi geldi hemen karşısına mesela zemzem içtiğimiz geçmiş bir anımızı getirip karşısına dikeriz, cennetteki ayetin ifadesiyle “şaraben tahura” tertemiz içecek kavramını kullanırız. Sıcakta ibadete hayır hizmetine gitmek zor geldiğinde ayete başvurur cehennemin daha sıcak olduğunu karşısına çıkarırız, aslında hayalimizi susturmuş nefsimize baş eğdirmiş oluruz. Soğuk dendiğinde de yine ayette geçen cehennemin ayrı bir tarzda yakan “Zemheri” soğuğunu hatırlarız.Hadiste öğütlendiği gibi, öfkelenince abdest alın gadap ateşinizi söndürün, ayakta iseniz oturun oturuyorsanız uzanın veya kalkıp çıkın yer ve atmosfer değiştirin öğüdü vardır. Bize güzel şeyleri düşündürecek atmosferlerde bulunmaya çalışırız.Bunun gibi zihnimizdeki atmosferi değiştirebilirz. Güzel şeyler dinleyebilir izleyebiliriz. Yukarda işaret edildiği gibi güzel arkadaş çevresi en önemli pas çözücü gibi zihindeki olumsuz düşünceleri eritir siler atar inşallah.İmtihandayız bu, hayat boyu sürecek bir olay bunu da kabullenmek lazımdır. Şeytan-vesvese, günah ve tövbe dosyalarımızı okumanızı da tavsiye ederimSon bir ilavemiz var o da. Her ne kadar bu tarz akıldan geçen günahlar günah sayılmıyorsa da, Allah karşısındaki konumları duruşları yükseklikleri bulundukları mertebeleri itibariyle büyük insanlar genellikle akıllarından geçenler konusunda da kendilerini mesul tutmuş tövbe istiğfar çekmişlerdir.Şefkat tokatları kavramı vardır malum. Kimi insanlar günahlar işlerler de bir bela gelmez onlara. Bu aslında onlar için daha büyük beladır. Uyarıcısız günahlar içinde yuvarlanır giderler ahiretleri berbat olabilir.

Bir kısım yüksek zatların ve takva sahibi müslümanların başına gelen bazı belaların sebebi ise, akıllarından geçen bu tarz olumsuz düşüncelere verilen peşin dünya cezası anlamında şefkat tokatları olabilir işte… Ama aslında bunlar da bir çeşit rahmet esintileri gibi kulun uyarılması kendine çeki düzen vermesinin istenmesi anlamına gelmektedir…

Evet günah yapılmadığı konuşulmadığı sürece günah sayılmaz ve mesul yapmaz. Ama yılan yılandır çıyan da çıyan… Bir mikrop küçük, yarası ise zamanla büyür hayatı tehdid edebilir. Adını bile anma onun derler halk dilinde…

Düşünce dünyamıza zihin ve hayal semtimize bile yaklaşmaması adına insanın aklına gelen olumsuz düşüncelere karşı tavır alması, hüzün duyması titiz olması da güzel olsa gerektir…

İnsan kalbindeki imanın çapı kadar öbür alemde Rıza buudu içine alınacak, Beyninin vüsatı ve derinliği oranında cennet lutuflarının içinde bulunacak…

Allahü alem…

.

ERKEK-KIZ EL ELE DOLAŞMAK 29.06.2007-hocam son bir soru sorsam olurmu?—est hiç sormadan sor-bir kız var çalıştığım iş yerinde… okuyor… bu kişi ile muhabbetim ne derece olmalı—muhabbet allahın verdiği bir nimet ve her nimet gibi yolunda hayırlı amaçla kullanılırsa bize sevap kazandırır ve cennete uçuran bir tüy olur…masumca sevgi mahzurlu değil dokunma vb yollara girmedikten sonra.. muhabbet serbest ve ifade de edilebilir, karşı taraf ta karşılık gösteriyorsamalum… gidilir anne babasından istenir.. çok hayırlı işler olur

-yaşımız daha genç hocam isterim ileerde eşim olmasını ama okul var askerlik var
el ele tutuşmak doğru olmaz dimi

—önce sormalıyım karşı taraf bun hazır mı duygularınıza karşılık veriyor mu

-hissediorum diyebilirm

—evet bu konuda öncelikle emin olmanızı tavsiye ederim… akıllı mantıklı insansın… hani saman alevi gibi duygularla bir fırtına önünde yaprak

misali savrulacak insan değilsin… sevgiler karşılıklı olduktan sonra bunu konuşup bir kaç sene sonrasına taşımak mümkün tabi

-o süre içerisinde eli elime deymesi doğru olmaz mı yada bir yerlerde gezmek

—evet o konuya gireyim o zaman garip bir şey diyeyim öncelikle… garipliği insanların değerlendirmesine göre tabi dini açıdan değil o da şu… gözün

göze değmesi aslında esas afet gibidir… yani ormanı yakan kıvılcım gibi aslında masumca minicik küçücük bir kirpik göz kapağı hareketi… ama nice

şairleri söyletmiş kipriklerin ok oldu sinemi deldi yar dedirtmiş ya da gözler için ah ahu bakışlar ciğerimi dağladı denmiş… hadi bunu bir yerde

masumlaştırmak, temas olmadığı sürece ehveni şer olarak nitelendirmek mümkün olsun diyelim… diyelim diyorum çünkü hz aliye efendimiz ilk bakış lehine

ikincisi aleyhine buyurmuş bakışta bile sürükleyici bir tehlike var denmek istemiş… şimdi dinde güzel bir hakikat var kardeşim
haramlar haramdır haramlara götürücü yollar da haram haline dönüşebilir… tıpkı namaz sevaplı bir ameldir namaza götürücü abdestin de ibadet oluvermesi

gibi… içki haramdır duymuşsundur
içkiya taşımak, servis yapmak hazırlamak vs… de o harama hazırlık olduğu için haraaam rengine bürünmesi gibi… o da vesile olduğu için haram sayılmıştır,

anlatabiliyor muyum?

-evet anladım

—zina etmeyin demez kuran, kuran zinaya yaklaşmayın der bu sence ne demektir?

-zinaya yaklaştırıcı şeylerden uzak durun demektir

—harika!!! el ele tutuşmak da insanın hani ateşle barut misali farklı dokunuşların kapısını aralamak demektir… e canım nefis taşıyor insan yani biri

iki damla içki içeyim bırakırım diyen kaç kişiyi tanıyorsun… veya bir duman esrar içip ikincisini içmek istemeyen… bir dokunuş ikincisini getirebilir ve

kaçınılmaz günahlara yol açabilir psikolojik sosyal olaylara da… bunları önleme, önleyici tedbir adına nikah olmadan erkek kadın birbirine dokunmamalı.

E gençlik deniyor tabi, Efendimiz evlenmeye gücünüz yetmiyorsa oruç tutun buyurur… Bu nefsinizi bekarım diye hemen salıvermeyin, kısacık zevkler uğruna

ebedi gençliğinizi tehlikeye atmayın anlamında oruçta yemeğe karşı sabırlı olduğumuz gibi nefsimize günaha karşı oruç tutturma adına bir uyarı olarak

algılanabilir…

Duymuşsundur efendimiz erkeklerden el el dokunarak biat aldı kadınlar ise uzaktan el kaldırdılar

-evet peki aynı ortamda bulunmak ve beraber bir yerlere gitmek birbirine dokunmadan

—yine Kainatın Efendisi Söz sultanımız cevap veriyor mahreminiz olmayanla tek başına kalmayın bu akrabanız yakınınız bile olsa çünkü üçüncüsü şeytan

olur damarları harekete geçirir damardaki kanı ateşler tetikler..

-anladım beraberimizde bir kardeş götürsek

—bir de güzel bir şey aklıma getirdin hadis yanında mahremi olmayanla tek başına bulunma der yani babası annesi abisi amcası süt kardeşi veb.. kimse

de sanırım babası yanında bir kızla gezmek istemez o zaman.. bunlar koruyucu tedbirler bak.. sevda adına nice masum kızlar ortalarda kalıyor maalesef
aklıma gelen de buydu aslında buluşturdun konuları nikah olmadan kadına dokunmak aslında o kadına gereken değeri vermemek anlamını gizliden gizliye

içerebiliyor mesela kadının rahmi… anne rahminde kainatın esas varlığı insan yetişecektir bir tarla gibi, orası adeta ilahi sanatların oluşturulduğu

sergilendiği bir tuval gibi… ve allah kendinden isim vermiştir oraya: RAHİM
RAHİM ismi ile kadının orasını ve oraya götürücü yollarını adeta mühürlemiştir sadece sahibi yani nikahlısı gelsin açsın demiştir, bir emanettir orası

nesillerin asaletine uygun şekilde çoğalması adına müstesna ve meleklere bile nasip olmayan bir olayın gerçekleşme platformu… uzattım mı

-estağfirullah yani kısacası ne hocam ne yapayım

—aslında ne yapman gerektiğini anlamış olmalısın… ister efendimizin tavsiyesine uymak ister kadına hani çiçek denene kadına gerçek değerini vermiş

olmak isterse kendini nefis ve şeytana karşı sigortalamak anlamına gelecek şekilde davranmak esas olmalıdır… nikahsız hiç bir kadına dokunmamak

asıldır!

-anladım peki hocam kapalı bir bayanla tokalaşmak öpüşmek ne derece doğrudur benden büyükler benide çok seviyorlar

—aklıma bir alman doktora elini uzatmayan bir hanfendiyi getirdin sorunu aldım şu misali vereyim çok hoş anektod.. yaşanmış bir olay… sonra o konuya

da girelim… alman doktor, Müslüman genç kadının elini uzatmaması karşısında sorunca… hani kimileri yobaz der çıkar ya işin içinden… o sebebini soruyor

ve merakla dinliyor. Kadının beyi almanca biliyor ve açıklıyor diyor ki bu ebedi sigortadır kadın için… yani bir kadın elini bile nikahlısı olmayan bir

erkeğe değdirmiyorsa başka hiç bir yerini değdiremez demektir… otomatik korunma zırhına girmiş demektir ve sokaklarda 100 marklık (hoş şimdi euro

oldu) kadınlardan biri olma ihtimali baştan ortada kalkmış olmaktadır deyince doktorun gözleri donup kalmış ve doğru demişti…

—büyük kadınlar meselesi… kitaplarımızda kadınların elleri öpülmez derken ancak piri fani denilen.. yani cinsellik gücü zayıflamış kaybolmuş kimseler

için bu yasak olmaz demişler öpülebilir demişler… tabi bu arada iş ortamında her insana bunu anlatmak da oldukça zor.. elini uzatıyor size çekseniz

yobaz damgası yiyorsunuz uzatsanız manevi olarak eliniz yanacak… tıpkı hadiste dendiği gibi… zaman gelecek iman elde kor olacak atsanız iman gidecek

tutsanız yanacaksınız gibi..

-Ooo güzel sözmüş… zaman gelecek iman elde kor olacak atsanız iman gidecek tutsanız yanacaksınız… yani bu benden büyük ablalarla sarılmam doğru diil

dimi

—genel hükmü anladıktan sonra yukarda açıkladığım gibi ister abla diyelim ister bacı ister kardaş… dinin emri dinin emridir değişmez… ama yine de

o kor ateş gibi içimiz yanmalı… oldu da kaçınamadık söz gelimi tokalaşmak zorunda kaldık… bunun için üzülen kor gibi yanan insan inşallah rabbin

affına mazhar olur… hatta kimileri böyle durumlarda sadaka verir tövbe ederler ciddi anlamda…

-ANLADIM BEN ASLINDA O MESAFEYİ KOYMAK İSTİYORUM DA SADECE EL İLE TUTUŞMAK İSTİYORUM AMA ONLAR YANAŞIYOR

—anladım bunun pratik yolu dirsekten kolumuzu kırmamaktır unutma dirsek kırılırsa çoğu başlar yanağımıza yanaşabilir… dik tutarsak otomatik mesafede

kalırlar ve bir daha bunu tekrar etmezler

-hımm uzaktan el uzatmalı yakınlaşmamalı

—evet

-deneyelim

—bu arada eet deyiverdim ama… el uzat gibi bir anlam çıkmış oluyor bu evet’imde… bu zorunlu kalanlar için belki ehveni şer gibi kötünün az kötüsü

gibi durum

… aslında olabildiğince dokunma yasağına uymalı diyeyim… tokalaşma nikahsız hiç kimse için tavsiye edilmez ne ben olabilir diyebilirim ne başka aklı

başınnda bir mümin… ancak dediğim gibi ciddi görevlerde olanlar yaptığı güzel hayırlı işlere vesile olanlar… bu hayırlı işlerine devam edebilmek ve

üzerine şimşekleri çekip iş yapamaz hale gelmemek için geçici olarak o kor ateş içinde vicdanı yanarak zorunlu ve son çare olarak tokalaşıyorsa rabbim

affetsin denir…

-evet uygulamak lazım ama etraftakiler yanlış anlar diye yobaz damgası vurur diye… evli
olanlarla yapmak doğrumudur tokalaşmak nikah düşer olayı var mıdır hepsinde

—evet nikah evli olan boşanırsa bize düştüğüne göre

-anladım evli evsiz fark etmiyor

—evet

-akraba fln da hala teyze hala kızı

—akraba daha tehlikeli bile olabilir bazen… bu da efendimize sorulmuş… o ölüm denmiş.. çünkü insan genellikle akraba tanıdık diyerek rahat

hareket edebilir ve gerek bakış gerek bedensel konularda daha fazla iletişim alanı ve boşluğu bırakabilir… bu arada hala teyzeye nikah düşmediği için

onlarla olabilir hala kızı teyze kızı ile evlenme olduğu için mahrem sayılmıyor, mahrem demek evlenme yasağı olmak demek hala teyze kızı ile evlenme

yasağı olmadığı için mahrem değil hala teyze mahrem yani haram

-yani ben halamın kızı ile sarılıp tokalaşabilrmyim anlamadım kusra bakmayın kafam karıştı

—hala ile olabilir kızı ile olmaz nikah düşüyor çünkü, kaldı ki bak ilginç bir durum daha var, uzatıyor muyum?

-devam edin güzel oluyor

—Ensest nedir? İnsest de deniyor

-ilk defa duyuyorum, bakıyorum… Ensest terimi, birbirleri arasında kan bağı bulunan, çoğu kültürde yasal ya da yasal olmayan kurallarla cinsel

birliktelikleri yasaklanmış olan kişilerin cinsel ilişkide olma durumunu ifade eder. Ensest toplumsal alanda yasal olarak evlilik yasağı ile engellenir.

Anne-oğul, baba-kız, erkek kardeş-kız kardeş ensest olarak cinsel ilişkinin yasaklandığı en belirgin kişilerdir.

—evet hani sordun ya hala kızı hala diye bu konu aklıma geldi… hala teyzeye nikah düşmez.. en yakınlardır malum… fakat islam kültüründe annenin

ablanın halanın teyzenin çocuklarına yeğenlerine kardeşlerine karşı bile titiz davranması, kimi ailelerin çok rahat plaj hayatı yaşadıkları gibi

rahatlıkla bedenlerini göstermemeli öğütlenir… günümüzde psikolojik rahatsızlıklar içinde, aile bireyleri içinde yakınlar arası cinsel taciz sıkça

gündeme gelebilmektedir… çünkü önemli psikolojik bir açıklama şudur… bilinçaltı haram sınırı tanımaz ve bu erken yaşlarda yayınlarla vb

istismarlarla erken gelişmişse bu duygunun önünü almak zorlaşabilir ve ve bilinçaltı hayatı baskın olan insan, anne hala teyze simasını beden

parçalarında düşünmeyebilir… yüz yakınlığı hatırlatıcı olur ama açık kalan tahrik edici vücut bölümlerinde bu sima görülmediği için, ruhu kalbi

bilinçaltı bozuk kimseleri akraba da olsa yanıltabilir deniyor…

-hımm anladım hocam

—Bu arada şunu da hatırlatmakta fayda var ki, kalpler öncelikle inançla beslenmeli zihinlerde adeta ameliyat gerçekleştirmeli ki bu gibi konularda

rahat hareket eden insanlara bir şey anlatabilelim. “Kardeşim senin kalbin bozuk! Ne var bunda? İnsanın kalbi temiz olsun! Bir bakma bir el tutma ile ne

olur?” diyenler olabilir. Nazikçe açıklamak gerekir.

Bunda ne var? Bunda öncelikle dinin emri var! Sonra bir kıvılcımın orman yakmaması için önceden tedbirli olma var! Hem kalbim varsın temiz olmasın! Elim

bile değmiyorsa başka hiç bir zarar verme ve zarar görme riski kalmıyor demektir ya bu yeter! Sevda ilahi emirlerle süslenirse temiz sevda olur o kalpte

tertemiz mücevher gibi durur!… Kalp temizliği Allah sevgisiyle yıkanmakla temiz olur, Allahın sınırlarına riayet ederek haramlardan kirletici

haramlardan günahlardan uzak kalmakla temiz olur!.. da diyebiliriz sanırım…

.

SIKINTI KARAMSARLIK DEPRESYON VE AĞLAYABİLMEK 28.07.2006-mailimi okudunuz herhalde kendimde sonradan farkettiğim sorun çıktı, valla siz sorun ben söylüyüm ben nerden başlayacağımı bilmiyorum—önce şunu sorabilir miyim izninizle dini yaşantı durumu nedir ailenizin ve sizin
-iyi çok şükür bi sorun yok—peki sıkıldığınız esas konu nedir?-yaşantım gereği toplulukla çok karşılaşıyorm ama diyorum ya adını sonradan öğrendiğim sosyal fobim var işte böyle yani bunu yenmek zorundayım ama nasıl yenenler varmış ömrüm yeterde ……. olursam halimi de düşünemiyorum, sürekli midem bulanıyo topluluk karşına çıkmaktan nasıl yencem diye araştırıyorum kendimce doktorada gitmek istemiyorm
—anlıyorum sizi ama bilirsiniz bir yerimiz ciddi ağrırsa bir böbrek sancısı söz gelimi bu bizi nasıl doktora götürüyorsa bu sizin durumunuz da en azından bir psikologa ama iyisi psikiyatriste gitmenizi gerekli kılıyor bence-gidemem yaa bu şekilde çözülemez mi sizin bildiğiniz şeyler yok mu—bendenizin verebileceği taktikler olabilir tabi…-tamam mesela—özellikle benzer konularda arkadaşlarımızı motive edici prensipler ilkeler uyguluyoruz bunları vakit buldukça okuyarak yazılarımızda Ben size şunu tavsiye ediyorum çok iyi tanıyamasam da sizi… bir arkadaş çevreniz var sanırım
-var
—mesela bunlarla haaftada bir bir araya geliyorsunuz ya da üç beş günde bir ne gibi konuları görüşüyorsunuz, sadece dini sohbet anlamında bir araya geldiğiniz oluyor mu
-evet o zaten var ama ben yapmıyorum zaten toplumda konuşmayı sevmeyen biriyim kendimi bile kandırıyorum
güvenemiyorum—tamam bununla savaş açacağız işte… basitten küçükten başlayacağız… yo kendinize haksızlık etmeyiniz… hepimizin bu tarz sıkıntıları olabiliyor… bu paylaşmanız bile güzel bir adımdır bence …. kesinlikle çok iyi anlıyorum…. hayır bunu anlatmanız gerekmiyor kimseye…-güvenmemektede haklıyım insanlara— anlıyorum sizden şunu yapmanızı rica edeceğim, insanın psikolojik hayatı iki yönlü bilirsiniz kendisiyle olan yanıinsanlarla olan yanı bir üçüncüsü var ki bu da Yaratıcı ile ilgili yanı-evet

—bu üçü arasında ciddi bir koordinasyon ve ilinti göze çarpar bazı insanlar yaratıcı ile ilgili yönlerini geliştirir

bazıları sosyal yönlerini bazıları da kendi iç dünyalarınıa dönerler…

-ben hangisiyim acaba

—siz bence tam ortasında bulunuyorsunuz ve hepsine açıksınız belki gençliğinizin mesleki gelecek endişenizin verdiği bir tedirginlik var

-evet

—ama bu geçici olacak göreceksiniz peygamberler bilirsiniz üç yönleriyle de mükemmel insanlardır bu yüzden dedim size dışa yönelik ders verme sohbet gibi insanlarla yönelik yönünüzü geliştirmelisiniz mesela kermesleri takip etme, çevrenizde yapılan sosyal etkinliklere katılma akraba ziyaretlerini sıklaştırma hatta inadına fırına kasaba pazara koşuşturma, muhtaç insanlara bir şeyler taşıma… komşularla iletişimler kurma gibi… bu duvar ardında kalmış yönlerinizi israrla çalıştırmaya çalışırsanız çok yönünüz güçlenir ve fobiniz de kalkmış olur diye düşünüyorum, yani korkunun üzerine cesaretle gitme gibi bir durum…

-hiç sevmem ki kermesleri diyorumya ya istemediğim beni daha kötü etkileyecek şeylerle karşılaşırsam bu sefer daha kötü olmaz mı aslında ben kaçıyorm

—şunu diyeyim belki duymuşsunuzdur hadis var kudsi hadis: Kulum beni nasıl zannederse ben öyleyim ona öyle muamele ederim… duydunuz mu

-evet

—buna sevindim kültürünüz hazır bakın yani kurşunlarınız namluda İşte bu cümleden hareketle… kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız aslında siz de öyle olursunuz, bilinçaltınız size öyle davranır, kendinizi kendinize öyle davranıyor bulursunuz

-sağolun ama uygulamaya geçmedikten sonra…

—evet ama geçtiniz farkında değilsiniz sanırım… bu arayışları neden yapıyorsunuz burada işiniz nedir oturun evinizde kös kös içe kapanın melankolik takılın ağlayın ama yapmamışsınız burdasınız di mi

-mecburumda ondan mecburiyetten bence işin ciddyetini farkettim

— hımmm evet işte sizin allaha yönelik yönünüz güçlü sorumluluk duygunuz vicdan kültürünüz var öte yandan zihni durumunuz idealiniz gelecek planlarınız sizi rahatsız ediyor bence bu durumunuz bir motorize güç gibi …….

-hemde çok

—bu ne güzel rahatsızlıktır keşke her insanda biraz bu duygu olabilse

-…………………………. beni çok ağlattınız ne zamandır böyle konuşmayı istemiştim

—özür dilerim gerçekten mi çok afedersiniz…

-yani iyi yönden… yok bu ağlamam farklı üzülcek bişi yok Allah sizden razı olsun hocam

—benzer dertlerden muzdaribiz hepimiz aslında… bir büyüğün dediği gibi ağlarım ağlatamam söylerim dinletemem

dili bağlı kalbimin bundan pek bizarım dertli olmayan dertten ne anhlasın ki

-sağolun

—bu birikiminizi mutlaka dediğim gibi bir şekilde uygun yerlerle paylaşmalısınız… peygamberleri düşünmelisiniz.. efendimiz Hirada nasıl doldu biliyorsunuz yağmur gbii vahiy ile tebliğe başladı

-nasıl paylaşcam kimle güvenemiyorum hiç kimseye kendime bile

—insanların içine çıkınca madenler arasından kömürlerle elmasları rabbim size gösterir size ona dayanın güvenin bismillah deyin kayalarda bile ipek gibi incecik kökler nasıl çatlatıyor boy veriyorsa, sözlerinize ihlas etkisi verecektir

-inşallah şimdi bunları başkalarına da mı anlatmamı öneriyounuz

—hayır hiç gerekmez sadece sıkıntınızı farklı dile çevireceksiniz arif olan anlar derler ya en çok sevdiğiniz güvendiğiniz imanıyla ahlakıyla bilgisiyle erdemiyle insanlara hizmet etmek istemesiyle encok yakın hissettiğiniz iki arkadaşınız olmalı ama kesinlikle en az iki çünkü peygamberimiz cemaat üç kişidir der ve şeytan vesvese takıntı sıkıntı fobiler daima üçten az insanlarda oluyor yoğunlukla yanlızlarda oluyor

-ya yoksa? ark var ama güvenemiyorm asla ne kadar yakında olsa ya ama kimseye güvenmiyorum demiştim size

—o zaman ben size bilinçaltı terapisi yapıyorum şu an kabul ediyor musunuz

-tabikide ben zaten bu yüzden burdayım

—bilinçaltını tanıyor musunuz nedir nasıl çalışır etkileri fonksiyonu nedir ne diyebilirsiniz düşüncelerim

-yaşadıklarımın bendeki etkisi olumlu olumsuz bu değilmi? kendince olayları algılama gibi şeyler değilmi

—yaşadıklarımın bendeki etkisi cümlesi çok güzel ifade etti kısaca şöyle diyeyim az evel değindiğim üç yön vardı hatırladınız mı

-evet

— bilinçaltı bu üç yöne de koridoru olan bir bekleme salonu gibidir bir bahçe gibidir bir stüdyo gibidir bir banka gibidir bir bilgisayar gibidir vs… bilinçaltı akldan uzak soyuttur vicdan da uzak ve soyuttur

-mantık dışı yani?

—- evet… onun ölçüsü planı projesi yoktur hele amacı ideali hiç yoktur o adeta nefsin arenasıdır şeytanın da arka bahçesi

-kötü bişey ozaman

—aynen öyle bıçak gibi ama bıçak hiç mi yararlı değildir güneş gibi yakar ama güneş ısı ışık verir

-şiir gibi konuşuyorsunuz…

—est… empati dedik ya sizin içinizin doluluğu belki teşekkür ediyorum şimdi bu bilinçaltı müthiş insan potansiyelidir bir volkandır dinamodur onu iyi tanır eğitirsek yönlendirirsek denetim altına alabilirsek zihin ve ruh yönlerimize faydalı olmasını sağlarız… freud bilirsiniz

-hayır

— bilinçaltını sadece cinsellik deposu olarak görür olumlu tesbitleri de var tabi lisede psikolojide vardır çocuklukta biriktirdiğimiz her olay bilinçaltında yığılır ve gelecek hayatımızda su üstüne çıkarak hayatımızı etkiler yönlendirir bunun hakikat payı vardır… Telkin diyoruz dini telkin denir kimisi beyin yıkama der işte şimdi esas konuya geçiyorum.. sen ben o ve bilinçaltımız… Bilinçaltına ne mesaj verirseniz sizi o olmaya zorlar.. uzattım mı mola verebiliriz veya başka sefere devam edebiliriz…

-yooooo sakın öyle düşünmeyin siz müsait değilmisiniz yoksa

— hayır tek taraflı konuşmak karşı tarafı her zaman sıkar bu bir kuraldır… sizi sıkmak istemem… monolog değil diyalog olmalı diye düşündüm

-ben sizi dinliyodum memnuniyetle yeni şeyler öğreniyodum siz devam edin

—tamam ama arada onaylama soru sorma fikrinizi ifade etme gibi açılımlar getirirseniz
size daha yararlı olabilirim tamam!

-ben aslında yazcaktımda vazgeçtim

— buyrun lütfen burda sizin kendinizi ifade etmeniz çok önemli

-şey diyecektim çocukluk dönemim çok güzel geçti çok severlerdi beni hatta çokta cadı old. söylenir birinin kafasını yarmıştım o derece yani

— evet zeka yerinde duramaz

-nasıl yani

— e çocuklarımızı hep şımarık deriz, hiperaktif psikolojik sorunlu deriz hiç zekalarını ruhlarını tatmin etmeyi düşünmeyiz bu bir eğitim sorunu da onu demek istedim

-ama benim için öyle denmezdi ki

—genel söyledim zaten

-bu arada malesef çok alınganım

— hassassınız bu ilk cümlelerinizden belli oluyordu

-evet hangi cümlemden ama bi şeyi çok irdelerimde

— yani zaten siz ifade ettiniz ya mesajda kimseyle görüşmek istememeniz… isim vermemeniz… mailleri kontrol etmeniz… bu titizlik, hassasiyet, duyarlılık rabbimizin verdiği diğer duygular gibi güzel bir potansiyel nimettir… o şımarık çocuk imajı da bu anlamda bir nimet… su gibi su nimetini güzel kullanırsak barajlar yapılır enerji üretilir

-tmm

—ama onu denetim altına almazsak sel olur alır götürür anlatabiliyor muyum..
siz kendinizdeki bu güzel duygu birikimlerini olumsuz olarak algılamışsınız anladığım kadarıyla ve de yoluna kanalize edilememiş gibi

-benimki acaba normal mi

—onu diyordum her insandaki ham duygular zamanla otururlar

-ama karşı tarafı çok sıkıyo sürekli niye böyle dedin tarzı sorularım alıngan olmamdan çok rahatsızım bi de çok sık küserim çok ta kıskancım malesef mükemmelliyetçi gibi anlayışım var hiç hata yapmamalı gibi saçma düşünce işte —tekrar ediyorum bakın bilinçaltı terapisi tam yerine oturdu gerçek sorun ortaya çıkıyor ve tedavi de uygulanıyor Rabbimin inayetiyle inşallah özeti şu bakın içiniz hazine deposu sandıklar dopdolu ama hep tıkışık kalmış kitli bazıları
hani mideye en kaliteli pahalı yiyecekleri doldursanız eh mide bu yani patlar di mi

-patlarmı?

— hepimizde patlamalar olmuyor mu duygularımızı yönetemediğimiz için

-ne bilim bende çok ben çoğu zaman mantığımı bitarafa bırakıp duygularımla hareket ederim

—sebebi ortaya çıkıyor iki tanecik: Kendinizi kontrol edememe, dış kontrolden mahrum kalma… duygularınızla hareket etmek durumundasınız

-ama kapılıyorum maalesef mantıklı düşünemiyorm o an akıl gidiyoo ve benim anlatmak istediklerimi genelde tam anlayamamıştır karşıdakiler yanlış anlarlar sizin anlamanıza sevindim

— size süper üç cümle versem

-tmm

— bence duygularınız düşünceleriniz iç dünyanız yoğun olduğu için, dil turnikesine girerken çok yoğunlaşıyorlar sıraya girmek için koşturuyorlar sıralama ve zamanlama denetimsizliği yüzünden dinleyenler tam anlayamayabiliyorlar bilmem bir şey ifade edebildim mi ben de karışıkımdır aslında biraz..

-anladım güldüm öyle galiba

— sahi mi ne güzel tebessüm etmeniz buna sevindim birinci tepeyi ele geçirdik demek ki bakın… evet zaferler bizim olacak rabbimizin inayetiyle…

-ya siz çok iyi bi hocasınız sağolun benim sorunlarımı bizim diye yorumluyorsunuz herkes yapmaz bunu teşk

— est… teşekkür ediyorum sizin düşünceleriniz aslında duygularınızı yönetebilecek durumda ama o bıçak ve su örneğindeki gibi bilinçaltı zihin denetimi ve yönetimi zayıflıgı var az… bunu inşallah zamanla kazanacaksınız
duygu yüklüsünüz ama duygusal değilsiniz alında akıl küpüsünüz ama katı kuralcı değlisiniz

-değilmiyim ben öyle düşünüyodm duygusalm diye zannederdim mantığı bırakırım bu duygusallık değilmi çok uçta kızarım çok uçta severim gibi

— bence denizin dibindeki hazinelerin görünmemesi gibi ya da toprağın derinliklerinde… düşünceleriniz tam aktive olmadığı için, aysberg gibi duygularınızın görünenini gördüğünüz için öyle bir kanaat oluşabilir… akıl mantık dengesini sağlama zamanı

-bu cümleyi biraz daha açsanız

— bakın sadece siz değilsiniz karşı taraf tarafından anlaşılamayan nasıl da karıştırdım

-o sizden kaynaklanmıyo bnim kelime hazinemdem kitap az okumamdan kitap okumayı sevmem

— bu ifadeleriniz de yukardaki dediğimi az açıklıyor aslında kitap duygu yönetimi aracıdır

-ama ben bi kaç kişisel gelişim kitabı okudum okumakla kalıyo zamanıma yazık öyle değimli piyasada bisürü kitap var hangisi iyi kötü biri bana tavsiye etcek öyle sıkılıyorm okurken okuyupta son sayfalarında bıraktıığım kitap çook yarım bırakırım bazı işleri

— tatlı tebessüm bu sefer ben ettim evet çok konu açıldı önümde şu an bu dediklerinizle… o kadar çok yol var ki hangisine girsem o kadar çok sarkan meyva var ki bahar dallarında hangisini koparsam… duygular düşünceler fuarına dönüştürdünüz msn imizi harikasınız…

-ben naptım ki? kendimden bahsettiklerimle siz hem beni anlayıp hem de bazı özelliklerimi farkediyosunuz sağolun tebrikler.

— yok ama gerçekten böyledir her insan apayrı bir dünya apayrı bir evren değil midir kimsede olmayanlar sizde var sizde olmayanlar da bi başkasında

-neler mesela kendimden bahsedilmesi hoşuma gider maalesef ama bazı kendini bilmezler beni sırf kıskandığı için ağır eleştirmişti önceden çok kızgınm onlara o yüzden eleştiriye gelemem onların yüzünden

— yani yukarda bahsettiğimiz hemen her şey… hani bir kelebeğin kanadı diğerine bir kar tanesinin modeli diğerine parmak izlerinin birbirine benzememesi gibi duygularınızı düşüncelerinizi ifade edişiniz… hep diğer insanlardan farklı… estağfirullah bendeniz de sizden bir şeyler alıyor öğreniyor şevkleniyor cesaretleniyorum… sizin coşkunuz başarınız beni de kamçılıyor… gibi düşünmeli… nerde kalmıştık duygu düşünce bilinçaltı denetimi yönetimi ve üç temel ölçümüz cümlemiz vardı di mi ama buraya kadar anlattıklarımızı şöyle bir anımsayın lütfen

-evet dugu düşünce bilinç altı

—duygularımızı düşüncelerimizi ve bilinçaltımızı denetim altına almalı yönetebilmeli… şimdi kısaca üç yönümüzü da hatırlayalım bilinçaltının kesinlikle verilen her mesajı papağan gibi tekrarladığını ve bizi öyle olmaya zorladığını ASLA AMA ASLA unutmayalım

-tmm evet öle

—vereceğimiz üç cümle şunlar. Ama bunların verilip bırakılmaması üzerinde durulması irdelenmesi karşılıklı paylaşılması ve sık sık düşünce egzersizi yapılarak hatta başkalarıyla paylaşılarak yerleşmesi gereklidir. En önemlisi de bunları dua ederek Rabbe karşı hislenerek telkin etmemiz elzemdir:

1-Kendimizi kendinize bırakmayınız
2-Kendinizi kendinizden koparmayınız
3-Kendinizi sonsuz olana sonsuzluğa ve her varlığa anahtar yapınız

bunlar kuran ve bilimsel kitapların harmanlanmasından üretilmiş ilkeler-tşkr bunları uygulamak zor gibi görünüyo

— hayat zoru kolay kılmak sonsuz cenneti kazanmak demek biraz mücadele gerektiren bişiler aynen matematik öğrenmek ggbi

-matematik bu kadar zor değil ki

— varsanız bu iş tamamdır bir de başlamak yarısı

-bilmiyorum olcakmı bide ümitli olsam

— tereddüt olmasın kesin olacak bilinçaltımız buna mecbur

-işte ben bunu mecburiyete alıştıramıyorumki

— güneş mecbur mu sizce bulut yağmur doğmak büyümek ölmek hepsi mecbur ben sana mecburum diye bir şarkı vardı biz cennete gitmeye mecburuz rabbe kul olmaya başarmaya

-doğruda yani inşallah olur kafam karışık duygularım çok ağır basıyo

— kendinizi kendinize bırakmışsınız kendinizi rabbe ve onun işaret tetiği ölçülere bırakmalısınız

-hemde çoook siz bırakmadınız mı

— her insanın kendini kendine bıraktığı noktaları vardır bu doğamızda vardır adem havva olayında başlar bu iş şeytan da kendine bıraktı ama kaldı orda kendisini kendine yeterli gördü, kabiliyetlerine baktı mumdu o, gözüne girmişti mum… onlara baktı güneşi görmedi… hep kendinde kaldı o, hep kendine takıldı biz şeytan gibi hep kendimizde kalamayız adem gibi rabbe dönüp dünyaya inip insana yakışır insanca işler yapma yolunda azimle şevkle mücadele vermeliyiz varlık misyonumuz bu…

bir de çok önemli bir konudur bu kuran ve psikoloji kitaplarında ortak temel konu kendimize asla olumsuz MESAJLAR TELKİNLER vermemeliyiz…

insan kendinin ne olmasını istiyorsa kendine ben öyleyim demeli… bilinçaltı her sözümüzü emir kabul eder ve bizi öyle hissetmeye olmaya zorlar..

unutmayın düşündüğün sensin!.. olumlu düşünmeliyim ki olumlu olayım… Ya da ne olmak istiyorsan onu düşünmelisin!.. Rabbimizi zannettiğimiz gibi buluruz.. Kendimiz de düşündüğümüz gibi oluruz…

-keşke bana da öyle gelse ama karakter olarak çok olumsuz düşünrüm gerçeken kötüye yorarım

—tamam, kabul!.. olumsuz düşünün, böyle düşünmeye devam edin ama aynı zamanda şöyle de der misiniz rica etsem

-?

— size peygamberimizin bir sözüyle yaklaşıyorum şu an o der ki: ağlayın ağlayamıyorsanız ağlıyor gibi yapın bu niyete girin bir gün içiniz de o şekli hali alacaktır anlatabiliyor muyum…

siz olumsuz düşünedurun ama bilincinizle daima kendinize besmele çeker gibi ben rabbimin inayetiyle olumlu düşünecek güzel hayırlı işler yapacağım deyin bunu sık sık, kendinizi kendinize bırakmadan, kendinizin rağmına deyin ve inanın bu savaşların en büyüdür anasıdır… ve zaferler savaşların büyüklüğüyle doğru orantılı!…

-diyemiyorm kendimi kandırıyomuş gibi hissediyorm

—yok hayır kandırın olumsuz düşünmekten iyidir, yani bir insan riya için kendini kandırmak için ne bileyim çevresini kandırmak için zina etmiyorsa ne güzel!… zina etmiyordur yani… hırsızlık yapmıyorsa bu amaçla yapmıyordur… Keşke kendimizi hep kandırsak da kandırarak günahlara girmesek, girmemiş olsak!… Bu anlamda kendinizi kandırmaya devam!… Ama ayaklarımız yere basarak olumluya yönelme şevk kazanma da önemli…

-bana dua eder misiniz

— ne demek yüreğimden gele gele, gelen kardeşlerimizin sayesinde kabul olur ümidim var çünkü…

29.07.2006

-ben çok ümitsiz gibiyim yap pis şeytandanmıdır nedir olumsuzluğum üstümdeyaa… bi akrabamla böyle bozuşup duruyoz ya… siz demştiniz ya kendini olumluya sevket diye olmuyo pollyanna gibi geliyo
—yok pollyanna kültürüne batılının ihtiyacı olabilir bizim öylesine güçlü inanç prensiplerimiz Kuranımız var ki batılı bundan mahrum kaldığı için böyle bir beslenme musluğu ortaya çıkarmıştır asla böyle düşünmemelisiniz ayet var ümitisizlik kafir sıafıtıdır diye ebedi alem düşüncemiz var bizim güllerin güzeli efendimiz var günümüzde müslümanlığı dünyaya güzel tanıtan güzel insanlar var yani o kadar güzelliklerimiz var ki çevremizde bunları görebilirsek inşallah
-sadece gözümü kapatıp uyumak istiyorum
—sizin kesinlikle psikiyatristle görüşme yapmanız ilaç kullanmanız gerekir… kesinlikle… bunu ister abi ister arkadaş ister dost olarak alın bendenizi.. ister dini bir yetkili gibi değerlendirin hepsinde aynı tavrım olacaktır… kesinlikle psikiyatristle görüşüp ilaç kullanmanız gerekir bu dini bir emirdir aynı zamanda.. kendinizden sorumlusunuz.
-içimden öffffff demek geliyo şeytandanmı
—yukarda bir ara geçmişti iki sebebi var ikisi de kuşkusuz allahdan ama allah sebeplerle iş yapar bazen de sebebpiz nadiren de olsa ve kulunun tercihlerine bakar bu cümleleri anlamalısınız çünkü gelecek bir kaç cümle bunların üstüne kurulacak
-doğruda bende bilmedinz bişi var yani ben kendi kendimi bunaltıyrm içimi
—yazdıklarım sizin dedikleriniz ve yazacaklarım aradaki koordinasyonu düşünüyordum… kendi kendinizi bunaltmanız olayı bakın aynı teşhise geldik benim yazdıklarım ve yazacaklarım bir yerde aksesuvar gibi duracak sanki
-yani
—asıl olan sizin ruhsal yapınızın ve bunu etkileyen tetikleyen beyin sinir sisteminizin gerekli yardımı görmesi, bu da ilaçla olacak… diye gene düşündüm
-ama ozaman etrafta ilaç içmesi gereken binlerce insan var bence bunun için gerekiyosa..
—binlercesinin içmesini beklememeliyiz di mi?.. siz kendinizden sorumlusunuz, başkaları size hocalık yapamaz… dini ölçüleriniz var, siz ben bizim gibi sorumlu olanlar kendilerini sağlıklı tutacaklar ki dışardaki onca sağlıksız insana örnek olup bir şeyler verebilsinler…
-ben malesefki olur olmaz şeyleri gözümde büyütüp hırsımdan içim içimi yiyen biri olyrm bazen o hırs resmen böle midemde beynimde dolanıyo hemen bozulyorm ve karakter gereği küsüyrm ama uzun süre küsmem birine çok kısa sürer işte ozaman kendimi kendime bırakırım halim çok fena
—bunlar bende de varsa başkasında da varsa kimde varsa hep o kendini kendine bırakma olayı, ölçülerimizi içimize tam sindirememe kökleştirememe olayı… bakış açısı kazanamama durumu.. sağ küpemiz kendini kendine bırakma sol küpemiz kendini kendinden koparma olsa ve hakka anahtar yapsak kendimizi her problem kolayca çözülecektir… önemli bir etken de başkalarıyla beraber ortak hizmetlere koşmamak… bu olmayınca da kendimiz hep kendimize kalıyoruz ve kendimizle mücadele ediyoruz… başka uğraşlar olsa kendimizi ikinci plana bırakabilsek bir
-bi kula işlenen yanlışları söylememk gerek ya ben size söyledim küsyrm diye bu konuda ne dşünysnz ama 3 günden fazlası? ben kısa küsrm gerçi
—bu söylediğiniz yanlış günah bir şey değil ki siz her insanda olabilecek bir duygu sahipsiniz kızmak inat küsmek bunlar insani doğal olağan şeyler ama bir hikmet için verilmiş, yolunda yararlı kullanılsın kontrol altında tutulsun diye kimi kısa kimi uzun olabilir ortak ölçü bilinirse dediğiniz gibi peygamberimizin ayetlerin koyduğu o ölçüler
-ya ben bu küsme mi düzeltmek istiyrm kendimide başkasnıda bıktırdm ama kızacağım şeylere küsyrm küsmezsem rahat edemiyrm
—:bunu terketmek istemeniz güzel olumlu bir adım ikinci olarak allaha duanızla takviye edin bunu olumsuz duygulardan sıyrılmanız adına dua edin üçüncü olarak da küsme durumunuz gelince peygamberimizin şu sözü aklınıza gelsin inşallah haklı olduğu halde küsmeyi terk eden selam veren sevabın çoğunu götürür bir de dördüncü ve son olarak küstüğünüz kişiyi objektifinizde büyütün birisiyle münakaşa ediyorsunuz veya ettiğiniz ve haklısınız esas olan karşı tarafın özür dilemesi küsmemesidir siz küsmekte haklı gerekçeye sahipsiniz böyle olduğu halde küsmüyorsunuz ve selam veriyorsunuz bu davranışı peygamberimiz övüyor ne güzel di mi
-ah keşke öyle yapsam diyorm ya içimiçimi yiyo kemiriyo ben rahatsız old bi kaç huyumu söylsem ama bunlar kötü huy… kin duyuyorm ya çok fena yaa ……… burcuym ve özelliğide yapılan kötülüğü unutmam lazım
—evet ayet affetmenin güzelliğinden bahseder büyüklüğünden. peygamberimizin hayatında biliyorsunuz amcasını öldüreni bile affetmiş müslüman olmasını sağlamıştı… siz de kızdığınız bir kişiye objektifinizi büyüterek bakmalısınız yukarda da demiştim gerçi… yani olumlu güzel yanlarına bakmalısınız…
-biliyrm öyle yapmak gerek ama o an aklıma gelmiyo aklıma gelen sadece kızdığım hareket Allahım bana yardım eder inşallah
— aynı sonuç beyin sinir sisteminizin ilaç müdahalesine de ihtiyacı var bu tür söyleşilerin yanında ona göre… dua iki türlü: kavli fiil.. kavli dua yardım dilemekle ibadetle olur fiili dua bilimle ilaçla olur unutmayınız
-yine mi ilaç diyceksinz ama bu karakterim yerleşmiş artık sizcede öyle değilmi
—hayır! allah kimseye gücünün üzerinde yük yüklemez yani bu teoriye göre siz ömür boyu küsmelisiniz kinci intikamcı olmalısınız, olur mu hiç! Yani Rabbim ne yapayım beni böyle yaratmışsın dememiz bir konuda ne kadar tutarlı olabilir! her insanın yoğun olduğu duyguları ve tabiatı vardır doğal olarak.. ve bunları eğitip yolunda yararlı halei getirip kullanmakla yükümlüyüz anlatabiliyor muyum
– o an yaptığı hata için küsüp ders vermeliyim düşüncesi var doğru değil bende biliyrm doğru olsa deme gereği duymazdm ama hatasını anlasın bi daha yapmasın ders veriyim olsun bitsin
— ama olup bitmiyor işte kendinizi de üzüyorsunuz e tabi karşı tarafta üzülüyor yanlışa yanlışla devam etmek oluyor bu
-sonuna kadar katılyrm… ama bazı kişiler için işe yarıyo gerçekten… peki birine öfkelendim beni sinirlendirecek deli edecek şey yaptı o yaptığını söylemezsem içim parçalanıyo anlatabiliymuyum hırs vs araya giriyo kızgınlık herşey işte önüme gelen herkestende nefret edesimde geliyo sizce bu durumda kızdığm şeyi söylüyümmü yoksa susup içime atıp kendime mi zara veriyim
—ikisini de yapmayın Allaha söyleyin ayette allah size şöyle diyecek ona söylediğinizde o güzel insanlar ki öfkelendiklerinde (hani kabaran fırtınalar veya yanardağ lavları gibi) öfkelerini gayzlarını hiddetlerini yutarlar ve iyilik yaparlar… bakın burası çok önemli iyiliklerle iyi işlerle kendini meşgul etmeyenler demek ki öfkelenmeye yakın hale gelebiliyor … iyiliklere iyi hizmetlere koşmak doğal bir terapi ve tedavi yerine geçiyor demek ki … hayra odaklanma diyebiliriz buna

-dayanamıyorm demezsem o kişiye demezsem nolur anlayın doğruda ben o kişye kızdığım şeyi söylemezsem o aynı hareketleri sürekli yapcak 1 2 3…..
—yani siz daima sizi rahatsız eden bir şeye odaklanırsanız o büyür büyür sizi yutacak hale gelebilir tıpkı balonu şişirdikçe patlayacak hale gelmesi arı kovanına iliştikçe saldırmaları gibi bence bakışınızı o öfkelendiren kişiye doğru odaklamaktan kaçınıp başka bir faaliyete yönelmelisiniz yani sizi meşgul edecek bir faaliyete böylece o duygudan da uzak kalmış olursunuz
-iyi üslüpla demeyi denesem
—bu da zaten ayet ne güzel dediniz bakın iyi uslup kuranın sözüdür mevizei hasene diyor mücadeleyi de en güzel şekilde et diyor
-yönelemiyorum nolur anlayın kin diyorm herşey işin içine giriyo yani iyi şekilde söylesem 2 tarafta rahat eder mi
—sonuçta kin duygusunu yenmek irade mücadele işi, e tabi insanlar konuşa konuşa demişler rahatsız olduğunuz davranışı söylemenizi öneririm yani o kişinin kişiliğini zatını kendini insanlığını hedef alarak değil de şu davranış beni rahatsız ediyor diye söylemelisiniz uygun bir nezaketle bunda bir şe yok de mi
-tamam
—bir de şu var siz rahatlayabilirsiniz fakat karşı tarafı yıkarsanız ve bu inanç adına olur sizin şahsınızda inanca küsüp giderse büyük sorumluluk altına girmiş olabilirsiniz
-nasıl anlamadım
—siz kızgınlığınızı ifade için karşı tarafı küstürür de işte müslüman bu dedirtirseniz bu iyi olmaz diyorum, müslüman örnek ahlak sergileyen insandır
-ama öbür türlüde ben küscem biliyrm çıkmazdayım
—sizin güçlü taraflarınız var muhatap sizsiniz şu anda inancınızla teselli bulabilirsiniz ama karşı tarafta bu var mı belli değil
-söylediğinz aklıma yatıyo ama söylemezsem … bu benim için çok ii geliyodu biyerde söylemek gerekmiyomu mesela o kişide derki bu tip şeylerden hoşlanmıyo bida yapmıym
—bu zaten vazifemizdir ki söylemek yukarda dedik ya güzel uslup ile allahın güzel ahlaklı yoluna çağır diyor ayet ve asr süresi var müslümanlar birbirlerine hakkı hakikatı doğruyu tavsiye ederler tabi ki hataları söylemek görevimizdir öğrenciye nasıl söylemeyiz ama akıl mantık yoluyla duygularına düşüncesine hitap ederek, iletişim kurallarını bilerek mesela üç tane süper iletişim İLKEMİZ VAR başınız ağrımadıysa
-yani siz söylemek bi yerde o kişiyi küstürü tarzı dediniz ya kızgınlıkla demekmi yoksa herhangi şekilde söylemekmi
— e tabi ki konumuz bu değil mi kızgın tarzda söylemekle tatlı yumuşak sözle ayetin dediği gibi söylemek arasında dağlar kadar fark olur… iletişim dili çok önemli çok
-ii üslupla söylemek te hiç bir mahsur yok dimi
— söylememek doğru olmaz ki kusuru görüp gizlemek olur bu kimde olursa olsun kusuru tatlı dille söylemek vazifemizdir… ha şu var biliyorsunuz ki mankafanın teki laf anlamıyor kötülükten hoşlanan biri özellikle inadına yapıyor buna açıklamak faydasız ayetin dediği gibi yapın, selam deyip geçin ama bu kime ne kazandıracak bunu hesaplamalıyım anlatabiliyor muyum kendimi değil temsil ettiğim güzel insanları ve dinimi düşünmeliyim iyiyi küstürmemeliyim kötüyü azdırmamalıyım idare etmesini bilmeliyim
-inşallah ama söylememde mahsur olmadığına sevndm çünkü çok ii geliyodu
—tabi denge ile bakmalı her olaya… şu da var: insan söylediğinin mahkumudur söylemediğinin hakimi size iyi gelen başkasına kötü gelebilir bazen içimizde tutmasını da bilmek lazım hakkın hatırı her şeyin üstündedir onun hatırına şahsi duygularımızdan feragatta bulunmalııyz her söylediğiniz hak olmalı fakat her hakkı her yerde her kişiye söylemeye hakkımız yoktur
-ama şimdide söyleme tarzı diyosunz sanki bu çok ince bir sır
—söyleme tarzı her zaman herkes için geçerli bir şey zaten bazen söylememiz gerekir bazen susmamız söylediğimiz zaman da uslubu iyi ayarlamak gerekir bu da okumakla böyle görüşmelerle inşallah zamanla kazanılabilecek bir beceri… doğru ince sır… e müminin her işi sırlı ve incedir zaten
-şimdi söylemekte kararlıyz dimi
—her şey her yerde herkese söylenmez bu kuralı unutmayınız bazen zehir yudumlarız susarız karşı taraf kırılmasın belki ilerde iman eder belki ibadete başlar belki hizmete alışır diye… bakın ince sırlı ayarlı sözlere geldik gördünüz mü? peygamberimizin başına işkembe koydular deli sihirbaz büyücü dediler tükürükler attılar ama tek kelime söylemedi neden?
-bilyrm ama..
—:ister inanın ister inanmamyın bir adam pisliğine kovayla üzerime boşaltsa belki onun çocuğuna bir şey anlatabilirim irtibatı koparmayalım diye tebessüm bile edebilmek lazım diyorum
-bu konudaki düşüncelerimi saklıyayım
— e tabi ki kişiler düşünce özgürlüğüne sahiptir ben özgürce söyledim siz de özgürce saklayabilirsiniz bence hiç bir mahzuru yok
-burcnz ne kesin akrep değil o belli akrep çok kinci ıyyyy
— bilmiyorum bana hatırlatıyorlar bazen unutuyorum… her burça mensup insanların temel ülçüsü davranış modeli bellidir kitap olarak da insan olarak da… yok hiç merak etmem ki söyleseniz de sanırım sorsanız bilemem… çünkü burçlara göre kendimi şartlandırmam.. dedim ya ölçü kitabımız kuran peygamberimiz ve kuranın emri ilimlerle elde ettiklerimiz…

-ben malesf meraklıym ama doğruymuş dimi karakterler
—hayvanlar karakter örnekleridir aslında her insanda hayvanlara ait karakter tohumları vardır hayır ben öyle bir şey demedim dediğim her karakter için ölçü kuran ve peygamberdir
-ama burçlar gezegenler de ayarlı değilmi
—her şey ayarlı ayette allah her şeye bir denge ve ölçü koyduğunu söyler ama burçlara yani gökteki varlıkalra göre hayat belirlemek davranış belirlemek dinimize tamamen zıttır hatta inançları zorlayabilir müslümanlıkta yoktur bu
peygamberimizin oğlu öldü o sıra gökte yıldız kaydı peygamberimiz dedi ki bu olayın oğlumun ölümüyle ilgisi yoktur bu yeter sanırım bu tarz inanışlara bakış adına
-tm
— yani önemli konular açtık tam bir kültür operasyonu yaptık şunu ilave etmeliim ben buyum demeyiniz ben bu olmalıyım deyiniz bence bu söz konuşmalarımız tacı oldu bu oldum deme bu olmalıyım de bu nedir denirse…
O yani Allahın gösterdiği insan modeli… Efendimiz gibi olmalıyım…
-ah keşke
—bu yürekten isteyiş ama bakın harika yine oldu bu yürekten isteyiş işte esas gökleri harekete geçirir burçları murçları deler geçer
-ama merakım var burca fala değil burca karakter olarak hani günlük yazılar var o saçma biliyrm uyduryolar
—yani kurana ters bir kere bunu bilin kuran insanın başına geleceği allah bilir der burç yazanlar biz biliyoruz diyorlarsa ya allah yalan diyor anlamı çıkar ya da biz allahdan çok biliyoruz anlamı… ikisi de felaket
-bilgi gerektiren konu
—bilgi bu işte gerçek bilgi kuran bilgisidir diğerleri kurana uyuyorsa bilgidir kurana uymayan bilgi doğru bilgi değildir, Allahın diğer kitabı kainat kanunları da Allahın emri olarak okunmalıdır, bilimsel gerçeklerle kuran örtüşür, örtüşmediği yerde bilim yetersizdir henüz demektir… burçlar konusu ne kuranda ne bilimlerde yerini bulamaz sanırım… bulsa bulsa renkli basında magazin sayfalarında eğlence aracı olarak yerini bulabilir

31.07.2006

-mükemmelliyetçik yazması bile ayrı dert
—bence bu da çoğu duygu gibi her insanda var ama kiminde daha baskın olabiliyor yaratılış mizaç gereği…insan zamanla çevre aile düşünce etkisiyle bu doğasında tabiatında bulunan mizacındaki potansiyel duyguyu karakter haline dönüştürüp benliğinde benimseyebiliyo rbu da diğerleri gibi duygu düşünce kontrolü altına alınarak kuran sünnet güncel ölçülerden yararlanılarak denetim yönetim altına alınabilir eğitimin terapinin amacı bu zaten
-sizcede kötü bi huy değimli hırs çıkıyo sonuçta
—hayır hiç bir huy tabiat mizac yaratılış itibariyle kötü değildir allah yaratırken her şeyi hayır amaçlı yaratmıştır yani sonucu itibariyle her varlıkta şeytanda ateşte en kötü duygu ve düşüncede bile… ama insan iradesini kötüye kullanarak… bıçağı kötüye kullanır gibi bunu kötüye kullanmış oluyor… zaten öbür alemdeki sorumluluk da burda başlıyor… yani aklını nefsine uydurup mahiyetindeki.. mükemmeliyetçilik güzel ürünlerin ortaya çıkmasını sağlar …mesela… hırs hakta sebat için verilmiştir adaleti gerçekleştirmek allah rızası insanlık yararı için hırsla israrla hizmetlerde koşmak için verilmiştir… başarıya koşmak için hak adına.. kimi bunu para yolunda harcar kimi egosunu tatmin adına başarı elde etmede… uzattım afedersiniz… siz de bir kamçı vurdunuz sırtıma atı tut tutabilirsen… yani…
-hayır böyle demeyin doğruları söylüyosnz ama o hırs beni mahvediyo iyiye kullanmasını bilmiyorm demekki..

— yani bunu daha önce de yazdım… siz sanırım hayatınızda çoğu zaman bireysel kalmışsınız, aileniz pek sosyal değil mi?
-Yo sosyal yada öyle zannediyrm
—:evet gerçekten paylaşmasını bilen insanların inanç kazanmalırını kendi rahatına terkeden hizmet cemaati içinde insan çok güzel duygu eğitimi alabilir bu yüzden tavsiye etmiştim çevreyi arkadaşları sohbet gruplarını
-bazen çok bunalyrm ama hep farklı karakter sevmediğim insanlar çıkınca
—:tabi Allah sevgisi bütün insanları sevmeyi gerekli kılar bilirsiniz hatta mahlukatı bile.. yunus emrenin dediği gibi yaratılanı severim yaratandan ötürü… her insanı sevmek zorunlu değildir bu kalp ısınma işidir ama her insana hakkı duyurma görevi adına merhamet şefkat sahibi olmak da efendimizdin gösterdiği gibi bir dini vazifedir de insanlık gereğidir aynı zamanda
-evet öyle ruhlar önceki alemde tanışıyolardı dimi
—:böyle denir de …oraya açık ruh olmalı ki bunu hissedebilsin… taş duvarlı hayat içinde insan kendini tanıyamıyor, eşini, aile bireylerini komşusunu tanıyamıyor iletişim kopuk bilirsiniz… komşusuna uzanamayan insan ta ruhlar alemine nasıl uzanacak…
-ama bazıları için de tanımadan ilk elektrik kötü alınıyo dimi hiç olmadımı size
—:gözler ruhun aynası yüz duygu ve düşüncelerin haritası ama yukardaki olayda olduğu gibi haritasını okumasını bilmek ve duyguları açık olmak lazım, nefis adına beyin açısıyla veya kalbin derinliklerinden gözle bakmak farklı olabilir… yüzün güzelliği fiziğin tamamlığı elbisenin kıyaklığı… perde oluyor çoğu yerde sanırım

-ama tavırdan dolayı da – enerji aldığım oluyo dış görünüşü de geçelim bu dünyada anlaşamadığn insanla ruh önceden tanışmamıştır diye duymuştm
—bunu bilmiyorum… orda tanışma nasıl olmuş doğrusu… ama kuranda rabbimiz sizin rabbiniz deiğil miyim? Evet rabbimizsin konuşmasını bilirsiniz… böyle bir misak alma var… ve bu vicdanda derinden hissedilebilir… uyanık vicdanda…
-bir insana çok nurlu yüzünüz var denek mahszurlu mu
—bilirsiniz allah dışınıza bakmaz içinize kalpleriniz ve amellerinize bakar der hadisi şerif
-evet ama bazı insanalrın yüzünden anlaşlyo sanki ya birini övmek yanlış dimi hazır demişken ben överimde malsef…
—övmek ve tenkid etmek bu gibi davranış biçimleri için kuranda mükemmel müstesna müthiş bir ölçü var bu ölçüyü insanlar bir bilse yakalasa şuur haline getirse… tenkid eleştiri ve övgü bu ikisi denge isteyen ölçü isteyen önemli iki tutum davranış biçimi ayet şöyle diyor size mükemmel bir ölçü veriyorum rabbimizin dilinden sakın unutmayın “Onlar ki verdiklerinde israf etmezler saçıp savurmazlar sımsıkı elleri bağlı gibi cimrilik de yapmazlar”
burda ne görüyorsunuz… olumsuz iki özelliğimizi vurguluyor di mi israf ve cimrilik
-evet
—yani bunlardan olma cimrilik ve israf yapma… önce bu israf cimrilik iki ana sıfatın terslerini bulmanızı istiyorum bunlar negatif bunları olmamamız gerekir peki ne olalım bunların yerine pozitif iki vasıf israfa karşı alternatif güzellik
cimriliğe karşı alternatif güzellik ne olabilir iki kişi var diyelim birisi veriyor ama olumsuz… diğeri de veriyor ama olumlu yine iki insan var kabul edin biri vermiyor olumsuz diğeri vermiyor olumlu…
kuranın bize verdiğin çok önemli ölçü bu…
yani müsrif olma ama ver cömert ol ve cimri olma ama bazen elinde tutmasını bil tutumlu ol iki olumsuz sıfat ve iki benzeri olumlu sıfat yergi de böyle… sanırım uygulamaya çalışırsan övgüde de yergide de her konu da müthiş kuran ölçün ve yaşam ölçün elinde olacak… allah kuranda olumsuzunu verip iki sıfatımızın onların olumlusunu olmamızı istiyor yergi yapma ama allah rızası için olumlu uyar hakkı tavsiye et ve güzel yumuşak uslubla bunu yap… öte yanda medhet fakat karşı tarafın böbürlenmesine kibirlenmesine kendini beğenmesine ve kendi kişiliğinini zedelemesine yol açacak şekilde medhiyeler düzme yaltaklanma yağcılık yapma.. bunlar biraz argo gibi oldu ama anlatamk için kişi kişiye sevdiğini söylesin diyor peygamberimiz öte yandan hüsnü zannı istiyor ve hayırla yadedin ölülerinizi diyor
-ben sbirisine demiştim sizi nurlu görüyorm diye o övgüye mi giriyo
— bu gibi sözleri dediğim gibi insanlara iyi niyetle bu kadarıyla söylemekte bir mahzur olmasa gerek aksine yukarda yazmıştım peygamberimiz duygularıımızın özlü samimi dile getirilmesini tavsiye eder… elverir ki aşırı övgü olması ve samimiyetten uzak olmasın
-tamam anladm
—peki içki satan bi marketten içki dışında bişi alınmış diyelim onu yemek harammı
-haram denmez… haram hak etmeden gizlice karşılıksız bilgisi onayı dışında veya zorla alınan mal parada gerçekleşir siz bir para veriyorsunuz karşılığında mal alıyorsunuz ve bu alınan satılan mal domuz gibi alınıp satılması kesin haram olan bir nesne değil bu durumda helal olur ancak haram yemeyin yapmayın derken kuran ve hadisler şuna da önemle dikkat çekerler harama yaklaşmayın dolaylı haram da yapmayın hadiste helaller ve haramlar bellidir aralarında şüpheliler vardır bunlardan kaçınmak müminin takvasındandır denir… bu bir hassasiyet meselesi… içki satılan yerden alışveriş yapmayan bu niyetle sevap kazanır övülür takdir edilir… alanlara da haram yiyorsun denmez yakınlık varsa güzelce uyarılabilir…
– çok soru sormak kötüymüş öyle duydum
— hayır iyi niyetle uygun kişilere sordukça ve uyguladıkça sevap kazanırsınız, o durum Allaha ait öbür aleme ait, geçmiş uzun geçmişe ait çok da bilinmesi mümkün olmayan gayb olan imtihan olduğumuz imani konularda çok koru sorma ve biraz da istihza kokan insanların akıllarını karıştıran sorular sorma ile ilgili bir de insanın asli vazifelerini unutturun lafazan yapan diyalektiğe alıştıran hani çene çalma anlamına sorular sorma ile ilgili olabilir. Nitekim efendimiz eski toplumları helak eden çok soru sormalarıdır demiştir, bakara süresinde örneği var yahudiler kurbanla emredilmiş musaya ardı ardına sorular sormuşlardır bakabilirsiniz başlarda…

.

YOGA MEDİTASYON ŞİFALI TAŞLAR 09.06.2008—hocam benim sizinle paylaşmak istediğim bi alan var bilginiz var mı bilemiyorumbuyrun—kristaller hakkında bilginiz var mı şifalı taşlarmmm hiç incelemedim doğrusu kimse hiç söz etmedi sizden duyuyorum ilk tabi internette bir iki resim yazı bakmıştım zamanında—benim hayatım kristaller sayesinde 180 derece değişti yani son başvurdugum doktor şizofreni tedavisi uygulamak istiyodu zyprexa ya da seroquel tedavisimm doğrudur ben de tam buna benzer bir şey düşünüyordum şu an… yani bazı konular bazı insanlara daha yatkın olabilir evet—fakat ben şu ana kadar denediğim ilaç kalmadıgı halde bu kimyasallardan geçici rahatlıktan öte hiçbi fayda görmedim fakat şu anda 15 gün öncesine göre uçuyor gibiyim üzerimden sanki 1 ton agırlık kalkmış gibi gözlerim kulaklarım açıldı

maşallah ne güzel sevindim inş hep devam eder bu durumunuz

—inş örneğin bi tane örnek göstermek isterim bu arada…. onun da şifalı taşlar üzerine kitabı var aynı sitede ve cogu yabancı bikaç kitap daha… ki sadece psikoloji deil fiziksel rahatsızlıklar da buna dahil… her taşın fiziksel ve psikolojik etkileri var size ilk olarak akik taşının linkini vericem

evet yararlı oluyor belli maşallah

—bu taşla ilgili Hz. Ali nin yaşadıgı bi olaydan da bahsedilio en altta onu da okuyup fikrinizi paylaşırsanız sevinirim üzerinde durursanız cok sevinirim hocam.çünkü inanın doğrulugunu %100 test ettim onaylıyorum… hatta faydasını gördükten sonra tüm paramı taşlara yatırdın 15 gün önce 240ytl lik taş aldım ve sonrasında zaten hayatım değişti tüm çakralarımın tıkanmış oldugunu ve biçok konuda kendime zulmettiğimi fark ettim

evet anlıyorum zaten ayet bile taşlardan anlamlı olarak söz eder

—hmm ayeti paylaşır mısınız

yani insanın katı kalpliliğini ki ciddi bir psikolojik rahatsızlık sayılır katı kalplilik… taşlara benzetir onların kalpleri taşlar gibi kaskatıdır der sonra da devamla taştan da katıdır der çünkü nice taşlar vardır ki şak şak olur yarılır içinden sular fışkırtır… şifalı suların kaynağı da aslında taşlar sayılabilir taşlardan adeta şifa fışkırır; kalplerden de güzel duygular fışkırmalı ki taş! denmesin

—hmm anladım

Ayrıca malum Hacerul Esad vardır siyah renkli kabede hac için… o gerçi bir ibadet anlamlıdır kutsallığı vardır ama eller sürülür ona gözler sürülür bilirsin… Hz. Ömer hatta bir keresinde senin taş olduğunu biliyorum Peygamberim sallallahü aleyhi ve sellem el sürmeseydi sana el sürmezdim diyerek bize Allah ile aramızdaki sebeplere bakışta bir denge getirmektedir Taşın diğer fonksiyonları da var cephane olması var mesela zikretmeleri tesbih etmeleri var bir Kutlu El’de…

—evet hocam !

Peygamberimiz eline doldurmuş düşmana sacmış onlar görmez hale gelmiştir adeta bomba gülle tesiri olmuştur, Bir de taşın psikolojik hastalıkların hemen tümünün kaynağı veya körükleyicisi deyim yerindeyse başpiskopat!!! baş psikiyatrist adeta şeytana karşı önemli etkisi vardır. Hac’da şeytan taşlama yapılır, o taşlar günah süslerine karşı ki günahlar psikolojik rahatsızlıkların temel kaynaklarının başında gelebilir, günahların temsilcisi şeytanı uzaklaştırma adına önemli etki irca ederler. Ama taşın bir de günaha ceza olma şekli var ki geçmişte isyankar toplulukların taş kesilmeleri var!
Taş aslında bizim aslımız ham maddemiz yani bir ayette ister taş olun ister demir yine dirileceksiniz der… ve tabi dönüş yerimiz mezar taşlarımız… hayatımız hep taşlar içinde gelişiyor tamamlanıyor… Akik taşlı yüzüğün kullanılmasının sünnet olduğu da bilinir

—vayyy çok güzel bilgiler bu arada ben su anda kızılderililerin kabile reisi boynunda değişik değişik taşlardan oluşan bi kolye taşır ya sırf taşlardan oluşan bi kolye aynı onun gibi bi şey taşıyorum üzerimde 19 değişik taş varbunlardan en önemlilerinden biri obsidyen diyebilirim kendi hatalarının farkına varmanı saglıyor kendi yanlışlarının ve böylece öfkeyi yok ediyor

evet ne hoş… yani insanlar boyunlarını kollarını kuyumcu dükkanı gibi servetleri hapsedeceklerine renkli güzel taşlar takmaları daha hoş ve doğal olurdu

—Efendimiz s.a.v. kendisine bi zat gelip “Ey Allah ın resulu bana 1 tek şey söyle de onu yapıp Allah ın cennetine gireyim” diye sorar Efendimiz de ona “öfkeni yen öfkeni yen öfkeni yen” der
evet ben inanılmaz mutluyum ve Allah a şükürler olsun

haklısınız gerçek pehlivanın rakibini yenen değil öfkesini yenen olduğunu söylemesi gibi…

Ulemâ, Resulullah (s.a.s.)’in yüzük taşının akik veya göz boncuğundan olduğunu söylemişlerdir (Bunların ikisi de Habeşistan ve Yemen’den çıkarılır). Bazen de kara taşlı bir yüzük taşımıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz yüzüğünü bazen sağ bazan da sol elinin küçük parmağına takıyor ve taşını avuç tarafına çeviriyordu. Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle der: Resulullah (s.a.s.) sağ eline gümüş yüzük taktı. yüzükte Habeşistan’dan gelmiş bir taş vardı. Yüzüğün taşını avuç içine çevirirdi (Müslim, Libas, 62). Başka bir riveyette de sol elinin küçük parmağına işaret ederek “Peygamber (s.a.s ‘in yüzüğü şunda idi” diyor (Müslim, Libâs, 63).

—çok merak ettim ne taşıydı acaba siyah olan

yukarda diyor akik veya göz boncuğu göz boncuğu nedir bilemedim

—hmm hocam bi şey daha var paylaşmak istediğim şimdi şöyle diyim

buyrunuz

—ben madde kullanmıştım.açık konuşiyim hani normal değildim ben yani şiddetli takıntı sorunum vardı yaptıgım şeyler her gün her zaman birinin aynıydı madde kullanımı olmuştu..yani hayata dair zevk almayı başardıgın bişi olmayınca insan bu yola hele günümüzde…kolay sapabilio

evet anlıyorum

—bi madde var gunumuz gencleri arasında cok yaygın olan ecstasy bundan kullandım yani bagımlısı falan olmadım ama 7-8 defa içtim onun dışında karanlık bi kuyunun dibinde gibiyim
kendime gelmek derken hani vicdanımı rahatlamak amacıyla söylemiyorum bende kendine bakımsızlık vardı mesela şizofrenik bi özellik veya kafam sürekli önümde sürekli çok derin düşünceli hal … bedenime bakiodum böyle ne hale gelmişim ben diyotum o madde tesirindeyken bedenimde belli bölgelerin bitap olmuş oldugunu fark ediyordum
ben zaten uzun zaman önce kendimi kurtarmaya amacıyla bi yola girmiştim maddeleri denedim
doktorların maddelerini denedim pskoterapi denedim ancak bayagı bi büyüktü problemim yani şu an kullanıyor musun hala

—yok hocam madde kullanmıyorum

tamam o zaman bir tavsiyem olsun

—buyrun

est… mümkün olduğunca az bahsetmelisin ki bilinçaltı eski hatıraları canlandırmasın ayrıca bilirim sen enerjik ve zeki üretici bir delikanlısın o zaman da demiştim mutlaka hayırlı bilime hizmet eden genç çevre arkadaşlarınla insanlara yararlı işlere kendini vermeye bak ki eski baskılar zorlamasın önemlisi zaten dünyadaki yaratılış amacımız malum

evet cok haklısınız hocam hayırlı yararlı etkinliklerde koşturmak… çoğu genç yanlılık ve akitvite boşluğundan bu tür alışkanlıklara yönelebiliyor bir de aile sorunlarından… aileden destek görmeyince ve psikiyatrik yardım almayınca samimi içten örnek olabilecek arkadaş çevresi de olmayınca maalesef alışabiliyor… gençlere de özendirici olmama adına bahsetmemek doğru olur

—evt hocam… velhasıl sorunlarımın çakralarımla çok alakalı oldugunu örgenince yoga ile ilgili de küçük çaplı bi araştırma yapmak istedim… şimdi orda yazanı özetliyim tüm dinlerde hedef “Aydınlanmadır” içindeki Tanrısal gücü harekete gecrimek söylenenlere göre bu kadın doğuştan Aydınlama ile dünyaya gelmiş ve toplu halde insanları aydınlanmaya ulaştırabiliyormuş kadın 86 yaşında ve resmine bakarsanız 30 yaşında dersiniz orada bi bilgi veriyor “eskiden bazen bi ömrün yetmediği aydınlanma gün gelicek tüm insanlar için mümkün olacak” diyor ki bu aydınlanmada kastettiği insanoglunun ulaştıgı seviye hani bi nevi ermek gibi bi şey tüm hastalalıklardan arınmak,saf Tanrısal huzur ve bu öğretiyle bi gün insanoglunun ölümü dahi yenebileceği bi şey

mmm bu tür bilgiler tabi bize uzak görünüyor, elimizde Kuranı kerim ve Peygamberimizin getirdiği hadisler olduğu için bunların dışında bu tür yaklaşımlar bireysel ruhsal deneyim olarak kalabilir ancak bunu bilmelisin… insanda asla tanrısal güç yoktur aksine tamamin aciz zayıf bir varlıktır
hem maddi bedensel olarak hem de duygusal ve ruhsal olarak… firavun demiştirn bende tanrısal güç var diye onun akıbeti de malumdur bizde secde vardır tamamen yere kapanıp acizliğimizi ilan etmek vardır böyle düşüncelere karşı dikkatli olmanı tavsiye ederim

—Tanrısal güçten kastı hocam ruh… hocam düzeltmek isterim yaratma babında deil.. kalbin bir melek gibi duygulandıgı saf iyi niyet hali

Bu inanışın anlayışın ve uygulamanın alası bizim kültürümüzde en sağlıklı şekilde zaten mevcuttur yani öz kaynağımız berrak ve çağlayanlar gibidir bulanık sularda avlanmanızı tavsiye etmem doğrusu… budizm hinduizm bunlar beşeri ruhsal deneyimlerin ürünüdür, Peygamberleri de vahy ile irtibatları da yoktur ve ne dini ne de bilimsel bir ağırlıkları olmaz, evet bazı ruhsal problemler yaşayanlar kendilerini zaten yoklukta boşlukta zorlukta hissettiklerinden o yanlışlarla da kendilerince rahatlık hissedebilirler, nitekim nice insanlar vardır ki içerler zina ederler oh rahatladım be derler yani…
Şunu düşünebilirsinyoga yapıyor 6 ay aç duruyor hayret diyoruz ama bu haram bir eylemdir
ya da bedenine kanca geçiriyor arkadan araba çekiyor şurasına burasına şiş geçiriyor ruhsal güce ulaşmış olabilir ama ruhsal gücü böyle kullanmak dinimizce haramdır, meditasyon dediğiniz derin düşünmekse bunun karşılığı Kuranda yüzlerce ayette geçer: “Tefekkür!”… Hem de Allahın güzel sanat eserlerini düşünmek.. Ayrıca Tasavvufun salim sağlıklı berrak yönü tarih boyu nice Abdulkadir Geylaniler İmam Rabbaniler Şeyh B.Nakşibendiler vb büyükleri örnek yapmıştır…
şifa konusunda da böyle…

—cok haklısınız peki son bi şey isticem hocam islamdan da bazı örnekler gösteriyor.yani bazı ayetlere başvuruyor. aydınlamanın ne olduguna dair

Evet nirvana diyorlar bu tamamen vahiyden kopuk bir hind budizm inanışıdır. Hinduizmde kast sistemi ile ruhun acı çekmesi ve bunun tekrarı vardır yani reenkarnasyon böylece öbür aleme gide gele buradaki kast basamaklarından yukarılara acılar çekerek yükselerek bir çeşit ruhun mutluluğu sağlanmış olur o inance göre ki bu tefrit sayılabilir ruhu tamamen kaderine terk etme gibi. Buda buna tepki olarak ruhu almış alabildiğine kendi başına tanrısal aydınlanmaya ulaşabilir yolunu açmıştır ki bu da insana tanrısal bir güç yüklemekle ifrata kapı açmıştır. Vahiyden yoksunluk dengesizlik getirir. Yahudilik Hıristiyanlık da böyle değil miydi? Yahudilikte madde dünya ön plandaydı hristiyanlık bozulmuşa bozulmuş tepki veriverdi İsadan uzak dönemde. İnsan Tanrı dedi çıktı işin içinden. Bunun tarihi Firavuna daha öncesine başa Şeytana dayanmıyor mu? Kendi aydınlanmışlığını fazla görmedi mi, Ademi küçümsemedi mi, yeteneklerine bakarak adeta Tanrılaşxarak Allah karşısında alternatif bir tanrıcılık misyonuna soyunmadı mı bütün insanları cehenneme dolduracağım kim der? Ancak Allah diyebilir. Cehennem onundur çünkü. Ama şeytan bunu bile söylemiştir. İşte Hakka boyun eğmeyen her inanış şeytanidir denebilir.

Allaha yaklaşmak mı aydınlanma tanrılaşmak mı? Bizim kültürümüzde kullukla aydınlanılır sonsuzluğa imanla erilir secde ile başlar yücelir gerçek özgürlük ve aydınlanma budur, sırtında binler kitap taşıyan merkepten farksızdır kafaların sadece aydınlanması…

Aydınlanma, kulum bana farzlardan sonra nafilelerle yaklaşır onun eli gözü ayağı olurum hakka onlarla duyar görür yürür sözüyle gerçekleşebilirl

Bak hedef ortak gibi görünse de yollar yöntemler vasıtalar farklı.
Dinimizde güzel sonuca güzel vesilelerle gidilir lütfen unutma kardeşim.
Elimizde dediğim gibi kuran hadisler ve yazılmış güvenilir eserler var bence önce dinimizin ruh boyutunu çok iyi anlamalı öğrenmeli bu tür uç inanışlar insanı saptırabilir kardeşim

inancıngölgesinde sitesini tavsiye ediyorum istersen linkini verebilirim ruhsal olaylara dair

—tabi cok iyi olur memnuniyetle incelerim,

http://www.inancingolgesinde.net/index.php/content/category/4/29/46/

Ayrıca şu sitede geniş bilgiler bulabilirsin

http://www.islamvebudizm.com/

—meditasyon ve yoga budizmle mi ilgili hocam

hinduizm ve budizm ikisi de ruh hareketidir acı çekmeyi seçerler aydınlanmak için.. yukarıda açıkladığımız gibi… Şu adreste geniş bilgi bulabilirsin ayrıca

—hocam benim tek ihtiyacım olan arzuladıgım rahatlıga kavuşmak bunun için de günde 10dk ilgili taşı cakra üzerine koyarak tedavi bu meditasyon ya da yoga bi dinin ibadeti mi peki son olarak

şimdi kardeşim bir taşı yüzükle kolye ile takmak ve şifayı sadece Allahdan beklemek başkadır bilirsin bir de bunu bir ruhsal tanrısal güç diye düşünerek yapmak başka… dinimizde şifa yolları hem dua hem bilimsel tıbbi yöntemler hem de sosyal faaliyetler olarak temelde üç ana maddede özetlenebilir

—evt

dinimizin temel kurallarına inançlarına ters düşmediği sürece taşlardan da tabiattan da tabi ki yararlanılabilir ilaçlar zaten tabiattan geliyor..

—duaların şifası konusunda da kendi yaşadıgım bi olay var %100 fayda gördüğüm anlıyorum hocam bu açlık konusu vs dinimize elbet ters düşücektir fakat bunu nasıl anlatabilirim gizli hazine de enerji kanalları yani çakralar tıkanık oldugunda ne tip rahatsızlıklar cektiğimiz yazıyo.

bahsettiğiniz konularda cidden bilgim hiç olmadı … ama dediğim gibi çevrende mmutlaka bilgili ve ahlaklı gençlik arkadaşları ile güzel hayırlı hizmetlere yönelirsen zamanla her konuda Allah yardım şifa yollarını çogaltacaktır

—hocam size bu meditasyon ve yogayı araştırma sebebim hakkıında bi şey sorucam eğer daha sonra 10dk vaktiniz olursa

Şimdi baktım şu adresi buldum çok hoş

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797

http://www.harunyahya.org/sosyal/budizm/islamvebudizm1.html

bu sayfa doğrudan islam ve budizm mleditasyon açıklamaları var geniş

—hocam bu arada meditasyon ya da yoga budizm mi yani budizm benim bildiğim rahiplerin dilendiği bi din

evet budizm budanın kurduğu bir din buda zengin bir prens ama içe dönük düşünce yönü var bir gün sokağa çıkıp hastaları fakirleri dert çekenleri görünce içlenir ve sarayı terk edip ormana yönelir oldukça uzun bir süre bir ağacın altında aç susuz aylarca düşünceye dalar ve kendine göre bir kısım ruhsal deneyimler yaşar..
Ha kardeşim ruh sonsuz Allah’dan geldiği için tabi ki madde ötesi yönleri yetenekleri vardır kafir denilen inanmayan bir insan bile yemese içmese ruhsal düşünceye yogaya meditasyona rahipçe manastıra kapanmaya başlasa 40 gün içinde madde ötesi olaylarla irtibat kurmaya başlayabilir
var mı gücünüz 40 gün b.ir tutam günlük ot yiyerek ruhsal dünyanızı geliştirmeye… bu varsa siz de madde ötesine perde aralayabilirsiniz ama bu değildir ki hedef İslam ruh dini değildir madde dini de değil hem beden hem ruh hem dünya hem ahıret iki hayatı birden kucaklar… uzattım özür

—yani bu bedensel rahatsızlıklarımdan kurtulmak için başka ne kullanabilirim bilemiyorum yogayı bilmiyorum meditasyonu da bilmiyorum ama..

yani aynı şeyleri söylemek durumundayım…. kuran hadisler alimlerimiz ve güzel bilimle uğraşan ahlaklı arkadaş çevresi diyeceğim… Psikiyatrist diyeceğim… dinimizi iyice öğrenmek diyeceğim… yoga diyemeyeceğim ama dediğim gibi daima insanlara hayırlı hizmetler yapmakla yükümlüyüz ibadetler yanında bu arada bu kitapları da okuruz taşları da taşırız evet verdiğim temel siteler inancımızın esasını anlatır bence onlara tam güvenip hareket edebilirsiniz

— şimdi neden yoga diyince direkt hinduizm ve budizm den söz actıgınızı daha iyi anlıyorum

evet doğru onlar iç içedir

—şimdi daha iyi anlıyorum

e kardeşim zeki gençtir

—saolun hocam herşey için çok teşekkür ediyorum

est kardeşim allah razı olsun güç kuvvet direnç versin

YOGA MEDİTASYON MUSTAFA AYDIN

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797

Reiki vb. gibi insandaki bio enerji kullanımına dair uygulamalara İslam’ın bakışı nedir?
Değerli Kardeşimiz;

Yoga İslam kültüründe olmayan ve aslı hindistana dayanan bir akımdır. Yoga yapılırken çeşitli düşünceler ve hareketlerle beden ve ruh rahatlatılmaya çalışılır. Eğer bu yapılan hareketler ve söylenen sözler islamiyete ve islami ruha aykırı ise bunu yapmak caiz değildir.

Diğer bir husus ise insanlar bunu bedensel ve ruhsal yönden rahatlamak için yapıyorlarsa, bunun yerine islamiyetin emrettiği ibadetleri yapmak daha iyidir. Çünkü yapılan ibadetler (namaz, oruç vs.) hem insanın ruhunu rahatlatır hem de insanın bedeni yönden sıhhat bulmasını sağlar .Ayrıca bu ibadetelri yapakla kendi dininin emirlerini yerine getirmenin verdiği bir huzur hali yaşanır. İbadet yerine yapılan sun’i hareketler ibadetin yerini tutamaz. Namaz ve oruç gibi ibadetlerin madden ve manen insana verdiği faydalar ilmen dahi isbat edilmiştir. Yüce rabbimiz kuran-ı erimde “Kalpler yalnız Allahı zikretmekle mutmain olur.” buyurmuştur.

Bu konuyla ilgili bir araştırma…

Yoga, reiki, meditasyon ne kadar masum?

Şehir hayatı beraberinde dayanılmaz koşuşturmacalar, yorgunluklar, stresler, çatışmalar, çekişmeler getiriyor.

Yorulan bedenler ve zihinler ertesi güne dinç kalkabilmek için yeni dinlenme ve huzur bulma yolları arıyor. Sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı, konsantre olmakta güçlük çekme, dinlenmek için zaman bulamama, çabuk sinirlenme, kendini mutsuz hissetme şehir insanının artık kronik sorunlarından. Yapılan yürüyüşler, koşular ya da gidilen spor salonları fiziksel rahatsızlıkları kısmen bertaraf ediyor. Ama ruhen ferahlamak o kadar kolay olmuyor. Birçok insan huzur bulmak, hayatlarına düzen vermek ve kişisel becerilerini geliştirmek için birçok etkinliğin yanı sıra yogaya da yöneliyor. Yoga diyeti, reiki, zen felsefesi, meditasyon derken bu tarz uzakdoğu inanışları farklı bir şekilde ön plana çıkıyor.

“İntiharın eşiğinden yogayla döndü”, “Yoga boy uzatır, yağları yakar”, “Bedeni ve zihni eğitiyor”, “Depresyona birebir!”, “Yoga ile saf arzuyu bul”, “Yoga yapan çocuklar daha rahat uyuyor”, “İşte bilgeliğe giden dört yol” gibi başlıklar konuyla ilgili özendirmeerden sadece birkaçı. Zihinlerindeki sorulara cevap arayan insanların ruhlarındaki boşluğu gidermek için yoga, meditasyon, feng shui, zen felsefesi gibi şeyler alternatif olarak gösteriliyor. Bu tür uygulamalara sağlıklı yaşam, doğru beslenme, sevgi, mutluluk, pozitif düşünme, evrenle uyum, vücut enerjisini doğru kullanma gibi kavramlarla başlanıyor. Ama günah-sevap, dünya-ahiret, cennet-cehennem, Yaratıcı-kul kavramlarının içi yeni öğretilerle bir anda boşaltılıyor.

Modern yaşamın bir parçası gibi gösterilen ve yapılan uygulamalarla bunu anlatan pek çok şey insanların zihinlerinde iz bırakıyor. Yoga, reiki, meditasyon, Zen felsefesi vb. değişik şekillerde özellikle kadın dergilerinde karşımıza çıkıyor. Birçok televizyon dizisinde de bu tür ögeler özendirici bir şekilde yer alıyor. Yogaya ve onun gibi benzerlerine katılan insanlardan sadece spor yapmalarının ötesinde bazı öğretileri de yerine getirmesi isteniyor.

Yoga uzmanları, öğretiler olmadan yapılan yoganın jimnastik veya aerobik olacağını ifade ediyor. Onlara göre yoga; üç temel varlığımız olan fizik, zihin ve ruh planlarımızın mükemmel şekilde ahengini temin eder. Meditasyon ise, ‘mutluluğun yegane yolu’ olarak telkin ediliyor. Kişisel gelişimle ilgili eserlerde yer alan, hayatı ve benliği anlamlandıran temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Taoist bakış açısıyla anlamlar yükleniyor. Yoga yapacak kişinin, bir köşeye oturup rahatlamak için tekrar tekrar yinelediği çoğu büyüsel içerikli söz yada sözcüklere (genellikle “aum/om”) “mantra” deniyor. İnsanlar garip bir şekilde, Hindu, Brahman, Budist, Taoist, Şintoist âlemin kainatta neye karşılık geldiği, kimden ne istendiği belli olmayan “mantra”larını söyleyerek şifa, afiyet ummaya çalışıyor.

Meditasyonla ne amaçlanıyor?

Liderliğini Maharishi Mahesh Yogi’nin yaptığı Transandantal Meditasyon (TM) hareketi de yoga gibi giderek yayılıyor. Onlar da aynı söylemi kullanıyor ve herhangi bir dini amaçlarının olmadığını söylüyorlar. Amaç olarak yine sağlıklı beslenme, enerjiyi dengeleme, huzur ve sükunet konuları öne çıkarılıyor. Mürit adaylarına “kendi inançlarınızı, dininizi değiştirmenize gerek yok” deniyor, ancak, her gün sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden önce olmak üzere iki defa büyük üstad Maharishi’nin resmine bakarak meditasyon yapmanız, transa geçmeniz gerekiyor. TM’nin, Türkiye’de 20 bin kayıtlı üyesi bulunan 5 derneği bulunuyor. Kamuoyunun çok iyi bildiği isimlerin sürekli tavsiye ettiği TM, her geçen gün daha çok insana ulaşıyor. Onlara göre TM, bir din değil. İlahiyatçılara göre ise transandantal meditasyon, Budist “aydınlanma”yı elde etmek için Hindu “Raja Yoga” üzerine temellenen bir din hüviyetinde. Bütün bu Hint kökenli kültlerin hepsinde reenkarnasyon düşüncesi bulunuyor. Çünkü bu, dinlerin temel inancını oluşturuyor. İlahiyatçı-yazar M. Enes Ergene, yoga ve meditasyon söylemleriyle Türkiye’de faaliyette bulunan grupların yoga ve meditasyonu bir nevi spor olarak lanse ettiklerini; ancak gerçekte yoga felsefesinin sosyo-psikolojik açıdan bir dini inanç biçimi olduğunu söylüyor. Tüm dünyada mistisizme ve metafiziğe ciddi bir yönelme olduğunu söyleyen Ergene, “Yoga ve meditasyonda dini sayılabilecek bir dizi rabıta ve trans biçimi, tören, sembol ve ritüeller var. Zaten Amerika’da kendilerini yeni ve kozmik bir dinin üyeleri olarak tanıtıyorlar. Ama Müslüman bir ülkede bunu din gibi tebliğ etmeyi stratejik bulmadıkları için bir nevi spor gibi takdim ediyorlar. Hepsi köken olarak, dünya görüşü olarak ve birer felsefe olarak Uzakdoğu dinleriyle ve özellikle de Budizm’le yakından ilgili.” diyor.

Spor görünümlü felsefeler

New age hareketlerde büyü ve sihir çok büyük bir yer kaplamaktadır. Uzakdoğu dinlerinin tüm büyü ritüelleri, Şamanizm gibi büyü temelli batıl inanışları ve tarih boyunca süregelmiş her türlü o kült inanış bu batıl dinle tekrar dünya gündemine getirilmiştir.

Falcılık, tarot kartları, ruhlarla bağlantı kurarak gelecekten bilgi alma aldatmacası, medyumluk ve kehanette bulunma gibi batıl inanışlar new age kültürünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Zaten Guru ismini verdikleri yoga uzmanları da genelde ruhlarla bağlantı kurdukları, medyumluk yaptıkları, tarot kartları ile geleceği söyleyebilecekleri gibi iddialara başvurarak insanları etkilemeye çalışıyorlar. Oysa gaybı da ve müşahade edilebileni de sadece Allah bilir. (Neml Suresi, 65) , (Cin Suresi, 26-27).

Onlara göre her insan özünde “ilahlık” enerjisi taşıdığı için, belli bir seviyeye geldiğinde “doğru – yanlış”, “günah – sevap” diye bir şey kalmamaktadır. Onlara göre insanın yaptığı herşey doğrudur.

Psikiyatrist Mustafa Merter: İnsan ruhuyla oynanmaz!

“Avrupa’daki uzun hayatım boyunca, yoğun bir şekilde meditasyon uyguladım. Türkiye’ye gelip İslam’la müşerref olduktan sonra, gitgide meditatif aktivitelerim ikinci plana düştü. Meditasyonu ben, psikoterapide bazı yardımcı metotlara ek olarak telakki ediyorum. Meditasyonu eğer bir dinsel uygulama gibi algılarsak bir süre sonra, zehir haline dönüşebilir. Çünkü meditasyon esnasında değişik bir bilinç boyutuna giriyor ve çıkıyor insan. Bir bağımlılık oluşabiliyor. Oradan bu boyuta geldikleri zaman, bir boşluk hissediyorlar. Dünyadan zevk alan, o hazları hissedemez hale dönüşüyor. Tekrar öbür tarafa dönmek istiyor. Fakat öbür taraftaki hali bulamadığı için, iki cami arasında bînamaz oluyor. Bu gidip gelmelerin sonunda insan, çok ağır depresyona girebiliyor.

- Nasıl tezahür ediyor?

Senelerce beraber olduğumuz bir arkadaşım, gül gibi bir karısı, güzel çocukları var. Psikiyatristlerin tanımını koyamadıkları bir depresyon yaşıyor. 70’li yıllarda Budist mabetlerinde kalıp, uzun süre meditasyon yapan bir çocuk. Ne bu dünyadan zevk alabiliyor, ne öbür tarafa gidebilir halde. Sokaklarda ruh gibi dolaşıyor. Ve o münferit bir vaka değildir. Geçen bir olay aktarıldı: Birisi, Azerbaycan’dan gelen bir şifacıya gidiyor. Kendinde bir rahatlama hissediyor. Ve yakınlarını da oraya gitmeleri için teşvik ediyor. Yakınlarından bir tanesi, “Bana vahiy geliyor” demeye başlıyor. Eşi de paranoid bir krize giriyor. O aile parçalanmak üzere. İnsan ruhuyla oynanmaz. Kendin pişir, kendin ye maneviyatı olmaz. İnsanın bu dünyada bir haz kredisi var. Eğer bu haz kredisi aşılırsa, artık hiç haz alamaz hale geliyoruz.

- Bu enerji alıp vermelere ne diyorsunuz?

İşin içinde enaniyet var. İşin Rahmani boyutu bitmiş. Büyük bir ego şişmesi oluyor. Bu insanlar yalnız şifada kalmıyorlar, ondan sonra “Ben Hz. Mevlana’yım, reenkarnasyonum. Ben peygamberim, ben Allah’ım” diyenler var. New age grupların temel öğesi, insanların ‘ben yaptım’ duygusunu yaşamalarıdır. Kulluk bilinci yoktur.

(Zaman.1.8.2004, Nuriye Akman röportajı)

Yoga din değilse ne?

Yoga bugünkü Hint dillerine temellik yapan Sanskritçede ‘boyunduruk’ etme anlamındaki ‘yug’ kelimesinden türemiş ve bedenin, duyguların ve zihnin tam kontrolü anlamına geliyor. Bu, bir taraftan vücudun, zihnin ve ruhun uyumu ve bütünleşmesi, diğer taraftan da kişisel ruhun “Evrensel Ruh”la(!) birleşmesi demek. N. V. Raghuram’ın Türkiye’deki yogacıların sitesinde yayınlanan makalesinde “Yoga yaparsam Hindu olur muyum?” sorusu sorularak cevap olarak, “Yoga din değildir” deniyor; ama bakın devamında “din” nasıl bir müessese olarak görülüyor:

“Yoga’nın bir dine ait olduğunu düşünmek, büyükbabanın yeni doğmuş torununa benzediğini söylemek gibidir. Din çoğu zaman bizi sınırlarken yoga bizi genişletir. Bizi köle haline getirmekten ya da dünyanın içinde boğulmaktan, ya da ben-merkezci olmaktan korur. Yaşam yolunda, kişi içsel tanrısal yönünü tezahür ederek büyüyebilir.”

Yine aynı makalede, “Yoga ile âşina olmayanlarımız onu genellikle Hindu dininin bir uzantısı olarak görür ve bilmeden pagan bir ritüelin bir parçası olmaktan çekindiği için yogadan uzak durur. Ancak, Yoga bir din değildir! Çünkü yoga, bilinen tüm dinlerden daha önce başlamış bir felsefedir!” deniyor.

Türkiye’ye sık sık gelen tanınmış gurulardan Shri Mataji’nin çalışmaları durumu en iyi şekilde özetliyor: Harbiye Askerî Müzesi’nin fuar salonunda düzenlenen yoga ayini sırasında katılımcıların Shri Mataji’ye taptıkları için ayaklarını bile öptükleri, ayaklarını yıkadığı suyu içtikleri medyaya yansımıştı. (Milliyet, 23.04.2002) Shri Mataji’nin büyük bir fotoğrafı ile tütsü, Hint müziği ve mumlar, Sahaja yoganın öğretildiği mekanlardan eksik edilmiyor. Eğitime katılanlara önce “aydınlama meditasyonu” yapılıyor, yani herkesin omuriliğinde olduğu varsayılan ‘kundalini enerjisi’ başın üzerine yükseltilip bağlanıyor! Ondan içlerindeki ‘saf çocuğu’ uyandırması isteniyor. Ancak, tüm bunlar, yapılırken Shri Mataji’nin fotoğrafının önünde mum yakarak ona doğru dönük olmak, onunla kalben transa geçmek şart! (06,12,2004, Sabah)

Medya yönlendiriyor

Birçok kadın dergisi ve gazete yoga ve benzeri akımları manken görüntüleri eşliğinde sayfalarına taşıyarak gündemde tutuyor. Ancak, bu tarz programlarda miskinliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş malum Hind fakirlerinin imajı yansıtılmıyor. Bu özendirmeler sayesinde artık kolejler, ilköğretim okulları, devlet daireleri, hatta bazı özel ana sınıflarında dahi çocuklara Hindli yogiler eşliğinde yoga yaptırılıyor.

Yoga, meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, transandantal meditasyon gibi uygulamalar bu tarz inanışlarda büyük bir yer tutuyor. Astroloji, tarot kartları, falcılık, medyumluk bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Sonu Budizm’e varıyor

Budizm putperest bir anlayış üzerine kurulmuş, çok tanrılı bir dindir. Bu anlayışla yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını Buda’ya ibadetle geçirirler. Budizm, tevhidi kabul etmeyen, sadece insanın bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından kurtulmasını temel alan özünde çok tanrıcı bir felsefedir. Budizm, insanın dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara göre bir sonraki hayatının şekillendiği (reenkarnasyon) düşüncesi üzerine kurulmuştur. Bunlar İslam’a ve Kur’an’a tamamen zıt düşüncelerdir.

Uçmak, suda yürümek!

Türkistan’da yetişen büyük velîlerden Ebu Said Ebü’l-Hayr’a bir gün, “Filanca kimse su üstünde yürüyor. Buna ne dersiniz?” diye sorulunca; “Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da yüzer.” dedi. “Filan adam havada uçuyor.” dediler. “Sinek ve çaylak da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var.” dedi. “Filan kimse, bir anda şehirden şehre gidiyor.” dediler. “Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. Böyle şeylerin dînimizde kıymeti yoktur. Merd olan, herkesin arasında bulunur. Alış-veriş yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz.” buyurdu.

MUSTAFA AYDIN
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet Editör

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797

.

TESETTÜR KADININ KIRMIZI ELBİSE GİYMESİ 01.07.2007-Hocam size birşey danışabilir miyim— buyrun-dinde erkeğin hanımına giyim konusunda karışma hakkı var mıdır—yani görev olarak erkeğe namusu koruma verilmiş… ayet doğrudan böyle bir görev yüklemese de kavvamun der erkek için evin ve dini hayatın ayaktatutucusu, baş sorumlusu… ve bir ayet eşinizi çocuklarınızı cehennem ateşinden koruyun buyurur… dolaylı olarak böyle bir takip görevi var

denebilir… ancak bu şiddet kullanması için bir sebep teşkil etmeyebilir ama boşama malum mubahtır

-tabiki şiddet değil peki kırmızı renk olayı mesala erkek kırmızı renkli palto giymesini istemiyr hanımının

bu konuda görüşünüz nedir

—est.. bilebildiğim kadarıyla… kırmızı renk konusunda hadisin uyarısı var… erkek veya kadın ayrımı yok sanırım… ama haram olarak telakki

edilmesi söz konusu olmaz doğal olarak… zannımca bu durum o ailenin erkeğin vea kadının dine yatkınlıklarıyla doğru orantılı olarak değerlendirmeye

alınmalı… yani takvaya yakınlıkları ne derecedir, dine hizmet hayatları ne durumdadır… temel meselelelerden uzak aileler için renk tartışması normal

görülmeyebilir

-evet hocam takva durumu bende öle demiştim… nişanlım sözümü dinledi ama sonradan şikayetlendi

-evet… olabilir hepimiz için olabilir…. takva bazı boyutlarıyla devirlere göre farklılaşabiliyor,
söz gelimi osmanlı zamanında siyah renk şimdi kesinlikle biliyorsunuz özellikle belli dünyada itici gelebiliyor… merhum büyük şairimiz N.F.K çok hoş

derdi, burnunun ucunu göstermezdi süt ninem torununun gösterdiği kefen bezine mahrem!… bu gün için, zannederim kırmızıya yaklaşan pembeli tonlar gül

kurusu tonlar da sanırım teselli verebilir..bir de hanfendilerin sosyal statüleri konumları görevleri farklı farklı olabiliyor, devamlı evinde oturan

çocuklarına bakan bir hanfendi ile günümüzde sıkça gördüğümüz çalışan hanfendilere bu pencereden bakış da sanırım farklılık arzetme zorunda

olabilecektir

-hocam örtünmede maksat dikkat çekmemek olmalı

—sanırım tartışmalı bir söz dediniz…. dikkat çekmek… bu sadece kırmızı ile olmuyor günümüzde malum
biliyorsunuz bembeyaz da örtünseniz belli yerlerde belli çevrelerde zaten dikkat çekebiliyor hatta tepki toplayabiliyor duvarlara çarpabiliyorsunuz, en

azından otobüslerde birkaç bayanın tepkileri altında ezilen imam hatipli kızlardan biliyorum….

-evet bilirm ama renkler önemli hocam

—sizin önemli demeniz önemli… yani bu siz gibi kişiye göre önemli ise gerçekten önemle üzerinde durulabilir… her insan çünkü bilemeyiz önem verdiği

ama diğerine ggöre önemli durumda olmayan bir yönüyle Allah nazarında daha makbul olabilir… ve belki o yönüyle kurtulabilir… bunun yanında tabi

konuyu malum herkes için genelleştirilip özellikle renk konusunda titizlik göstererek dini tesettür hayatını sığlaştırmamalı

temelde üç yön var renkten önce

birincisi tenin görülmemesi yani elbisenin ince olmaması

ikincisi vücut hatlarının belli olmaması yani elbisenin dar olmaması

üçüncüsü bedenin belli kısımları açıkta kalmaması yani kısa olmaması

bu üç esası aldıktan sonra ihlasla yerine getirdikten ve sonra da dini hayatını yaşadıktan sonra sanırım hanımlar için model ve renk konusu fazla

üstelenmemeli… zaten mahrumiyetleri yoğun hem kocalardan hem babalardan hem toplumsal baskılardan hem müeyyidelerden üniversite sınavı memurluk

gibi…

-tabiki ama bilinçlenmeleri lazım

—evet bu hepimiz için geçerli… anne baba olarak, erkek ve kız çocuklarımıza dini bilgilerde ve çağın gereksinimleri konularında aydınlatabilsek

yeterince, bu tür sorunlar üzücü hale gelmeden halledilebilir

-Evet hocam

 


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 33 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: