fiil



Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?

2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

3,4,5. Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi.

FİL SÜRESİ (105) İÇİMİZDEKİ FİLLER VE KUŞLAR (drmavi, 2002)

1-Görmedin mi Rabbin fîl eshabına ne yaptı?

2-Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

3-Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,

4-Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı,

5-Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.

FİİL VAKASI

Bu olay Hz. Peygamber’in doğduğu yıl olmuş ve orduda bulunan fillerden dolayı Araplar arasında “Fil Vak’asi”, geçtiği yıl ise “Fil Yílı” olarak meşhur olmuştur. Olay kaynaklarda şöyle zikredilmektedir:

Habeşistan Kralı Necâşi Ashame’nin, Yemen’e hükümdar tâyin ettigi Ebrehe b. Sabbah el-Esrem, Mekke’ye giden kervan ve Kâbe ziyaretçilerini çekmek ve San’a şehrini ticaret merkezi haline getirmek üzere burada Kulleys veya Kalis denilen bir tapınak (kilise) yaptırdı.

Ancak tapınağa gelen olmadığı gibi Fukaym kabilesine mensup bir Arap veya bir grup Arap kiliseye girerek pislediler. Bunu öğrenen Ebrehe çok kızdı ve Kâbe’yi yikacağına yemin etti.

Büyük bir ordu ve gayet iri cüsseli “Mamud” adlı fili önde olduğu halde Mekke’ye yöneldi. M.S. 570 veya 571 yılında altmış bin asker ve on yahut dokuz fille yola çíktı. (Ibnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t Târih, Nsr: Tornberg, Beyrut 1965, I, 442).

Ebrehe’nin fillerin desteğindeki muazzam ordusunun karşısında hiçbir ordu dayanamadı ve Kureyş’liler bu gelişe bakarak Kâbe’nin yıkılacağına kesin olarak inanmaya başladılar. Mekke yakınında Ebrehe ordusu çadırlarını kurdu ve çevredeki Mekke’lilere âit develeri yağmaladılar.

Abdülmuttalib, develerini görüşmek üzere Ebrehe’nin yanına vardı. Abdülmuttalib’e iyi davranan ve önce onu takdirle karşılayan Ebrehe,Abdülmuttalib develerini isteyince, şöyle dedi: “Seni ilk gördüğümde gözüme büyük bir şahsiyet olarak görünmüştün. Ama sen Kâbe’nin korunmasını isteyeceğin yerde develerinin peşine düşünce gözümden düştün.”

Abdülmuttalib, “Ben develerin sahibiyim. Kâbe’nin de sahibi var, O onu korur” dedi.

Abdülmuttalib develerini alıp Kureyş’lilerin yanına döndü, onlara olup biteni anlattı ve hepsi, muhtemel bir katliâma karşı Mekke’den ayrılıp dağlara çekildiler.

Ebrehe ordusu Mekke’ye girerken deniz tarafından, daha önce o bölgede hiç görülmemiş, kırlangica benzer kuş sürüleri bir anda ortaya çıkarak Ebrehe ordusuna saldırdılar.

Gaga ve pençelerinde tasidiklari taşları ve çamurdan balçıkları askerlerin üzerine bıraktıklarında onlar, kurumuş, paramparça olmuş ağaç yaprakları gibi dağıldılar.

Rehberleri Nufeyl kaçtı, askerler kuş saldirisinda telef olup feci şekilde öldüler; yolda kalanlar, geriye dönenler de helâk oldular.

Mekke’liler bu mucizeyi dağlardan seyrederken Allah’in irâdesi karşısında hayret ve dehşet içindeydiler.

Ebrehe, bu saldırıda etleri parçalanmış, çürümüş halde San’aya dönerken, Hasm kabilesinin yaşadığı bölgede göğsü ikiye yarılarak acıklı şekilde öldü (Kadi Beydâvî, Envârü’t-Tenzil, Fil Sûresi tefsiri).

Peygamberimizin doğumundan 50 gün kadar önce gerçekleştiği rivayet edilen bu olayda, Habeş valisi olarak Yemen’i istila eden Ebrehe, fillerden oluşan güçlü ordusuyla Kabe’yi yıkmak için gelmiş fakat Ebabil denilen kuşların taşıdığı sert çamur taşlarla telef olmuşlardı.

Bu kısa surede, bilinen kısa hikayesiyle konuyu tarzımıza uygun anlayabilmek ve yorumlayabilmek için, “Filler Kuşlar ve Zihin koltuğu” diye üç ayrı başlıkta ele almak istiyoruz.

——————————————————————————–
A-FİLLER VE KUŞLAR
——————————————————————————–

Dev cüsseli varlıklar olarak tahrip güçleri oldukça yüksek silahlara, özellikle tanklara benzerler.

Büyük mabetlerdeki sütunlar gibi ayakları ile dokundukları yerleri yıkar, ezer geçerler ve paletleri andırırlar. Hortumlarıyla su püskürterek, topların ateş kusmaları imajını verirler.

Kendi devirlerinin en güçlü süperleri olarak devrimizin süper güçlerini hatırlatırlar.

Kabe başta olmak üzere, tayyib beldelere yürümelerini, Kudüs’e, İstanbul’a Çanakkale’ye, Erzurum’a , günümüzde İslam aleminde farklı yerlerdeki operasyonlarıyla Ehl-i Beyt türbelerine zaman zaman nur sofralarına yürüyüşleri anımsatırlar.

Müslümanların iman evleri ve Rahmetin ziyaretgahı olan kalplerini elde etmek, inancı yıkmak için süregelen nefis merkezli taarruzlar da hesaba katılmalıdır. Allah düşmanları, Allah evlerine ve mabetlere her devirde tavır almışlar, tuzaklar kurarak insanları ezmek imha etmek istemişleridr.

Fil sahipleri olarak güçlü birlikler oluşturarak yüklenmişlerdir ki, “Görmedin mi?” uyarısıyla, görülmesi dikkatle iyi etüt edilmesi ve düşmanın gücüne göre hazırlıklı olması uyarısı yapılmaktadır.

Yeryüzünde ittifaklar kurarak erg sahipleri olarak farklı kuruluşlarla Müslümanların üzerine değişik taktiklerle ekonomik ve politik yürüyüşler yapanlara karşı, ciddi organizeli hasbî oluşumlar meydana getirmek gerekmektedir.

Fil manevralarıyla baş edebilecek projeler, fiiler-eylemler, müesseselerle bilimsel çalışmalar geliştirilmelidir.

Bu ezici üstünlüğü olan fil sahipleri, çok değişik hile ve tuzaklara, planlara ve sisteme sahiptirler.

Ülkelerin hem içinde hem de komşu ülkelerde geleceğe yönelik gizli stratejiler geliştirmekte, oluşumlar üretmekte ve desteklemekte, gelecekte güçlü yürüyüşlerle beldelere ve zenginliklerine hakimiyet kurmayı düşünmektedir.

Her türlü taktiğe karşı uyanık ve hazırlıklı olmak, karşı stratejiler geliştirmek gerekmektedir.

Tam tersine küçük, minik, zayıf, nahif, tüy gibi hafif yapılarıyla kabili kıyas olmayan bu güç dengesizliğine rağmen o kuşlar, fillerin hakkından gelebilmişlerdir.

Çünkü silahları çok güçlüdür. Berlin duvarı, Filistin duvarı gibi fillere dayanıklı sağlam duvarları delip geçecek dinamiklere, iç silah gücüne sahiptirler.

Çift kanatlarıyla hem akıllar alemlerinde hem de kalpler alemlerinde uçtukları, inançla ilmi birlikte ele aldıkları, dünyanın her yerine eğitim orduları olarak, haber uçurmak için koştukları ve kendilerini Allah boyasıyla ihlasla boyadıkları için, sözleri ve duaları kurşun gibi etkili olmakta, kaskatı gönülleri delmekte, bin fil şiddetine dayanıklı müesseseler, yıkılamaz Allah evleri açmaktadırlar.

——————————————————————————–
B-İÇİMİZDEKİ FİLLER VE KUŞLAR
——————————————————————————–

Ene-Ego-Benlik hortumu, insanın kuşlar gibi özgür olmak için başını secdeye sürdüğünde bükülebilir ve Rahmete hak kazanabilir.

Şeytanın sahip olduğu balon vesveseler, ve fil gibi şişme gücü, kibir hortumunu dikerek isyan etmesi ve insanların içlerine kötülükler püskürteceğine adeta tutup tutup cehenneme dolduracağına ant içmesi.

Şeytanî düşünce banka hortumcuları gibi, insanın kalbinde ne kadar değerli inanç ve güzel duygu varsa onları çekip almak ister.

Ne var ki bunun farkında olan inançlı ve bilgili aydın insanlar, o balona kuş gagasıyla dokunuverirler ve şeytanın o örümcek ağı gibi oyun hile tuzak ve düzenlerini boşa çıkarırlar, balonunu söndürüverirler.

Şeytana özenen insan, Egosunu dikerse, aynı şişmiş benlik gövde gösterisini yaparak azmışlığa bozgunculuğa düşer ve zalimlerden olur.

İnsan, nefsini memnun etmek için dilini hortumlaştırır ve yiyecek içecek, zevk veren eğlence ve cinselliklerle öylesine filleşir ki, kalp, vicdan, akıl ve irade bu fil ayaklar altında ezilir giderler.

Bilinçaltımızda da fil sembolleri doludur. Sıkıntı, kaygı, üzüntü, korku, kin gibi duyguları şişirir büyütürsek, dev fil ayakları atında ruhumuzun preslenmesi ve hastalıklar yaşaması kaçınılmaz olur.

Fil, egoya-nefse çok benzer, kazanlar dolusu yiyecek alabilecek mideye sahiptir. Hem kibir hortumunu andırır burna hem de canavarlığın en çarpıcı simgesi olan diş büyüklüğüne sahip olmada başka bir örneği yoktur.

Cüssesine rağmen kuş kadar güzel tüyleri yoktur, kuşlar gibi tatlı ses çıkaramaz, onun gibi zarif yuvalar kuramaz ve önemlisi, çizgi filimler dışında asla uçamaz…

Kur’an fili Kabe’yi yıkmak için yürüyen hayvan olarak ele alırken kuşlar için, cennet renklerini kullanır, Hüdhüd’ü Süleyman Peygamberin sadık habercisi yapar. Ve fîl sûresinde olduğu gibi yeri gelince onları filleri imhada kullanır.

(Tabiatıyla bu yorumlamalar Allah’ın yarattığı hayvanların fizik alemindeki yerlerinin ve değerlerinin görmezden gelindiği anlamına gelmez. Kur’an’ın köpeği bile nazarımıza ibret dersi olarak gösterdiği Kıtmirden söz ettiği gibi hadiste hayvanlara ümmet tanımlası yapıldığı bilinmektedir.)

Kalbimizi bir kanat yapıp nurla güçlendirirsek, aklımızı diğer kanat yapıp bilgiyle aydınlatırsak, Zümrütü Anka gibi pervaz edip ülke ülke nurdan mücevherler elmaslar taşırsak, fil olarak karşımıza çıkacak hiçbir gafil, sefil olmaktan kurtulamayacaktır.

Ebrehe karşısında Allah, inanan güçlü topluluklar bulunmadığı için Evini kendisi korudu. İnananların bulunduğu dönemde bu, onlara bırakılan bir vazife olmaktadır.

Tarih boyunca Müslümanlar Kabe’yi korumada başarılı oldular. Fakat Allah’ın evleri diyebileceğimiz kalplerimizi korumada aynı başarıyı gösterebildik mi düşünülmesi gerekir.

Hem dışta maddi yürüyenlere hem de içte manevi olarak yürüyenlere karşı, vazifeler, hizmetler yapılmalıdır.

——————————————————————————–
C- İÇİMİZDEKİ FİLLER, KUŞLAR VE ZİHİN KOLTUĞU
——————————————————————————–

Psikiyatristler psikologlar terapilerinde bu yönteme (Boş sandalye) kimi zaman başvururlar veya ekip halinde psikodrama şeklinde eski deneyimleri tekrar doğal olarak yaşatmaya çalışırlar.

Aslında insanın içinde her an sayısız boş koltuk ve psikodrama terapileri tekrarlanıp durmaktadır. Fil-kuş çatışmaları her an kare kare yaşanmaktadır.

Filleşen şeytan ve nefis orduları, ancak ölüm meleğini ve cennet kuşlarını görünce kaçacaklardır.

O güne kadar kimi zaman tonlarca fil ağırlıkları, benlik tuzakları, nefsin baskıları altında ezileceğiz, kimi zaman da kurtarıcı melek gibi süzülüp gelen ilham kuşlarının, sıkıntılarımızı dağıtıp, üzüntü canavarlarını kaçırıp bize getirdikleri ferahlıkla ümitleneceğiz.

Zihin koltuğunuzda, mümkün olduğunca fillere yer vermemeniz, hep kuşları ağırlamanız, kuşlar gibi özgür olmanız dileğiyle!

FİİL SÜRESİ İÇİMİZDEKİ FİLLER VE KUŞLAR Zihin Koltuğu

En önde filler koca ordu,

Kabe’ye doğru yürüyordu.

Engel yoktu herkes durdu,

Kendi evini Allah korudu.

Fil mehîbti minik kuş hiçti,

Görün ki sürüyü ekin gibi biçti.

O ne zaman gönderse ebabil,

Tuzakları eder hep hebâ bil.

………………………………………………………..

Kalabalıklar içinde, yalnız kimsesiz bir çocuktum,

Filler ve kuşlar oyununda, hep ben küçük kuştum.

Komşumuzun dev bir kabadayı çocuğu vardı,

Fil ayağı gibi elleriyle hep tüylerimi yolardı.

Sırtımda okul çantam olurdu hamallığım,

Elinde öğretmenin uzar dururdu kulağım.

Beni ancak altı delik eski ayakkabılarım anlardı,

Çimenlerde mutluluğum onlarla dolaştığım anlardı.

……………………………………………………………..

Bir gün annemle züccaciye dükkanına vardık,

Camdan  yapılmış minik oyuncak bir kuş aldık.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                Birden filler içeri daldı, kırılmadık hiç bir şey kalmadı.

Kırılanlar arasında kalbim bir de oyuncak kuşum vardı.

Çocukluk rüyamdı benim rengarenk balonlarım,

Nerede şimdi uçup giden kuşum o masum yıllarım

Çocuktum delikanlı oldum, zihin köşküme prensesler kuruldu,

Dağdakiler avcı ben av oldum; nice masumiyetler vuruldu.

İşgal kuvvetleri koşuştu paralar havalarda uçuştu,

Kargir yuvamla göçen penceremdeki beyaz kuştu.

………………………………………………………….

Hatırlıyorum, körpecik zihnimde bir koltuk vardı,

Dört tarafı açık inciden yapılmış sırça duvardı.

Niceleri kurulmak için çok yalvardı,

Ama baş köşede hep babam vardı.

Baba fildi, kaşıyla okşardı, döverdi, söverdi,

Ana fildi gözyaşıyla koşardı, överdi, severdi.

Baba fil yorulurdu arada bir dururdu,

Ana fil gecikmez yerini doldururdu.

Komşu yetişirdi artık yeter derdi

Ana ettiği babanınkinden beterdi

Yavru fildi boyun büker mahzun olurdu,

Minik kuşuna koşar kanadına sokulurdu.

……………………………………………

Boş kalmazdı koltuk hemen birileri damlardı,

Proğramcı, pazarlamacı filden iri adamlardı.

Orman olmuştu bahçem her çeşit mahlukat vardı,

Kuşlar kuzular isterdim filler gelip hemen kovardı.

Bilemezdim maske; iyi kötü akla kara neydi,

Bana değil zihnim filden kafalara sahneydi.

Kafama yazdıkları hep baş kitâbemdi,

Çiğnedikleri mahrem gönül Kâbemdi.

Hani mavi dünyam hani büyüklerimiz kefildi,

Zihne sığar mıydı hiç ama oturanlar hep fildi.

……………………………………………

Çevrede dolaşan bir sürü serseri fil,

Ayaklar altında bir nesil sersefîl.

Yalnızdı mihrap kürsü boş kimsesizdi mahfil,

Kâh yarasa kâh maymundu üşüşen kâh fil.

Yağmalandı asırlar devrildi Hünkâru Mahfil,

Paramparça ruhlar zihinler perişan ve sefil.

Berzah olmuş bedenler elinde Sûr bekliyor İsrafil,

Çoktan ölmüş bilinçler insan varlığından bile gafil.

Viraneydi gönüller zihinlerde istilâ diller susmuştu,

Baykuş olmuştu hep o yok oluşta meşûm muştu.

Sandıkta kutsal metinler unutulmuş Rabbaniler Ahitler,

Mumyalaşmış kişilikler sokaklarda sere serpe lahitler.

…………………………………………………………..

“Çocuk bu!” neydi ki küçücük basit bir dünyaydı,

Anıları vesikalıktı sadece bir balonluk rüyaydı.

Gel gör ki bu dünya ömür çizen bir aynaydı,

Bu rüyada her saniye senelerle yan yanaydı.

Sanaldı filler alt zihinde derine sinmiş bilinmezdi

Yürürdü yıllar yollarda derin izler asla silinmezdi

…………………………………………………………………

“Melek anneciğim!” dese kundakta bebek doğru olamaz,

Rahim’e tuval ana gibi hiç bir melek bebek doğuramaz!

“En büyük sanatçı kimdir?” diye bir soru eğer işitirsen,

Sen olursun gerçek sanatçı sen bir evlat yetiştirsen.

O sensin! Senin eserin O! Sen onda resim ve esirsin,

Ona bak! Kendini görmek istersen sen nasıl birisin?

Evlat gibi ikinci bir şaheser yeryüzünde var mı?

Hiç insan eşsiz eserini kendi elleriyle yıkar mı?

Allah’ın eseri insan; ilk sûrede ona “Alak” ismi verilir,

İlahî nazarlarla o kan pıhtısına özel “Alâka” gösterilir.

Allah’tan nâm alır mühürlenir Rahîm ismini taşır,

Bir tuval olur ana rahmi resmedilen bir insan taşır.

(NOT: Bir anneler günü vesilesiyle öğrencilere sunulan bu mesele şu şekilde ifade edilmişti
Rahman’dan nâm alır mühürlenir Rahîm ismini taşır,
Bir tuval olur ana rahmi, bir çiğnem et orada insanlaşır.

Ruhla Yaratıcı yavruyla taşıyıcı sırdaş olur anlaşır,

Bir çiğnemlik et o meşimende alâkayla insanlaşır.

Yavrunun ruhu sevgiyle aklı ve zihni bilgiyle berraklaşır,

Gerçek benlik kimlik ve kişilik ancak ilgiyle oturaklaşır.

Çocuk, eş, mal, makam, mülk hatta ben bile bana emanet,

Rabbimizin yüklediği ilk sorumluluk: “Sadece bana iman et!”

Bu inanç olur da insan kendine eşine evladına nasıl kıyar?

Büyükler! Ebeveynler! Çocuklar! Ailedir insana has asıl yâr!

İnsan Allah’ın güzel isimlerinin yansıması ve ilk manası,

Nasıl kırılır o? O masum yüz yüz güzel ismin tek aynası.

Çocuğumun, eşimin güzel yüzü; Basir’in gözü, Kelam’ın sözü

Onlarda Rahman’ı görürüm ben nasıl körüm! İşte sözün özü!

……………………………………………………………..

Terbiye, eğitim, toplum, kader, fıtrat, kalıtım ve çevre,

Hangisiyle kuşatılmış zihin ile irade böyle çepeçevre?

Çocukla yetişkin bir suç işlese acaba birbirine denk midir?

Yetişkin çocukluğunca işlese bu ruhsal bir mihenk midir?

Yetişkinliğimiz mi içimizdeki çocuğa kurban edilen?

İçimizdeki çocuk mu yetişkin olamadan defnedilen?

Yetişkinlik mi çocukluk mu suça esas neden?

“İçindeki çocuk ölmesin!” denir peki neden?

Katil filler mi daha çocukken o çocukluğu öldüren?

Çoktan içindeki ölmüş çocuk mu yetişkini güldüren?

Yetişkin mi hep bilinçsizce kendini kötü yöne iten?

O mu, yoksa içindeki çocuk mu yetişkini yöneten?

Olur mu hiç çocukluktan bağımsız köksüz bir yetişkinlik?

Hala “Çocuk!” deyip geçiliyor; Allahım! Bu ne pişkinlik!

……………………………………………………………………

Çocuk zihnine arena kurulmuş kapasite tam bin kişilik,

Kimi softa, kimi entel, kimi güncel; doluşmuş bin bir kişilik.

Yaş altı, minik bilinçaltı saf duygulara sanki bir mezar,

Yağma masumlar! Bilinç işportaya açılmış bir pazar.

Çimenlerde dolanırken hep filler yetişir mi hiç karanfiller,

Zihin sahnesinde oynayan filimler; hep sefiller hep sefiller.

Hep yokluk; inanç yok, enerji yok, denge yok; yok kuşlar,

Olmazsa kuşlar bu fillerle nasıl aşılır bütün bu yokuşlar?

…………………………………………………………………………

Kimdir suçlu? Çocuk mu, Zihin mi, Koltuk mu, oturan Fil mi?

Hayat mı bütün bunlar hayal mi yoksa perdelerde filim mi?

“Suçlu benim! Benim suçlum benim!” mi demeli?

Fillere değil kendimize bakıp şöyle mi söylemeli:

“Ruhuma hizmet ederdi benim bedenim,

Bedenime ruhumu köle eden yine benim!..”

“Filleşti azgın nefsim nefsimle vicdan kuşumu ezdim,

Kuşlar kervanda kaldım dağlarda çöllerde gezdim!..”

…………………………………………………………………………….

Dolaşıyor mu hala içimdeki o dev filler?

Yaşıyor mu rüyalarımdaki gulyabaniler?

Filler filler hep filler!..Bütün acı hikayeler hep filli,

Çocukluklar ve zihinler hepsi birbirinden çetrefilli.

Nedir bunlar? Ne oluyorum? İçimdeki kim? Ben ben miyim?

“Filler!” deyip nefret kusuyorum; yoksa içimdeki fil ben miyim?

Hafakanlar basıyor! Depresyon bu! Filler varlığımı karıştıracak,

Yok mu bir kimyager Nur laboratuvarında ruhumu ayrıştıracak?

Kuru kamışta şiirler, neyde sesler inler, toprak saksıda güller,

Elbet bir gün gelirler bu gübreye de gelirler; güllerle bülbüller.

…………………………………………………………………………….

Zarar veremez sana asla içinde ve dışında dolanıyor olsa da filler,

Seni koruyacak olan; imanla ibadet sabırla hizmet ve salih fiiler.

Nefsi filleşmiş altında kalıp ezilmiş bütün bağrı yanıklar,

Kulak verin! Gök kubbe çınlıyor; size bu çağrı ve yankılar.

O kuşlar ki seher vakitlerinde hep uyanıklar,

Melekler o nurdan ruhbân hallerine tanıklar.

Melek kanatlı fürsân sanırsın, simalarından tanırsın,

Tüy almış gibi güvercinden onlarla da kanatlanırsın.

Kanatlarına binsen nasıl uçururlar bir bilsen seni diyâr diyâr,

Otursalar zihin tahtına bir; ne ararsın sen o yâr ne de bu yâr.

Işık işçileri. Işıktan elleri. Koza örer dururlar

Zihinde petek dokur, içini Nurla doldururlar.

……………………………………………………………………..

Ben artık büyüdüm şuurlandım inanç ve bilgiyle kanatlandım,

“Geçmişin karanlık!” diyorlardı gelecekle aydınlandım.

Kapkaranlıktı çocuksu dünyam ışık sundu “Sonsuz Nur!”,

O Nur uğrunda ne geçmiş tanırım ne gelecek ne de onur!

Yıllardır aradığım o minik kuşu buldum,

Kayıptı zihnim sahibi artık ben oldum.

Şimdi o filleri bir bir tutuyorum,

Zihin koltuğuma oturtuyorum,

Kanat takıp kuşlardan,

Onları da uçuruyorum…

drmavi 2002 İzmir



Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s