9cepders

9.SINIF ÜNİTELERİ SLAYT

LİSE CEPDERS  9, 10, 11, 12 … 2014-2015’e HAZIRLIK

Öğrenci! Ya kitap taşıyacak hazırlanacak oradan takip edeceksin!

Ya evinde konulara bakacak notlar tutacak sınıfta paylaşacaksın!

Ya da kitabı cebine yükleyip derste oradan takip edeceksin 🙂

01.06.2014

Önümüzdeki sene HER DERSTE ilk kez cep-android (TABLET ve AKILLI TAHTA) dersini bu site üzerinden deneyeceğiz.

Her gün belki de saat saat konulara eklemeler düzeltmeler düzenlemeler yapılabilecek.

Ders esnasında ortaya çıkacak soruları özellikli yorumları anında kaydetme şansımız olabilecek.

Hazırlanan buradaki cümleler değerlendirmeler ileride ders saatlerinde düzeltme ve eklemelerle zenginleşecek.

Zaten keratalar ders boyu cep telefonuyla oynuyorlar.

Oynatalım bakalım gençlerimizi bir de böylesine….

Bir kaç da sınav sorusu diye test örneği koyarsak….

Tıklama rekoru bile kırar bunlar…

Bizim gençlerimiz onlar….

Bu çalışma doğrudan internet bağlantısı ile sınıfta online olarak takip edilebilecek.

Ya da internetsiz doğrudan cebe yüklenecek programla aynı sayfalar takip edilebilecek.

Bu çalışmalar word sayfası halinde (mesela şarj kablosuyla usb bağlantısı şeklinde ya da bluetooth ile) ilgili ve gönüllü öğrencilerin telefonuna aktarılabilir, diğerlerinin onlardan alması tavsiye edilebilir.

Okunması için de google play’dan “OliveOffice Premium” ya da benzeri program yüklenir. İnternete bağlı olmasa bile herkes öğretmenle birlikte elindeki telefondan dersi takip edebilir.

Yükleyenlere derste takip edenlere konularla ilgili bilgi ve yorum ekleyenlere performans ya da kanaat notu takdir edilebilir.

NOT: AŞAĞIDAKİ DÜZENLEME, DERS KİTABININ TAMAMI ÖZETLENEREK SÜZÜLEREK DÜZENLENEREK YENİ CÜMLELER VE YORUMLAR EKLENEREK SÜRMEKTEDİR.

MEB 2014-1015 ders kitaplarını yayımladığında güncelleme yapılacaktır.

drmavi@mynet.com adresine öneri uyarı eleştiri bilgi ve link paylaşımı yapılabilir

MOR RENKLİ KAVRAMLAR öğrenciyi bilgilenmeye düşünmeye ve yorumlamaya teşvik amaçlı ve sınav sorusu olabilecek ve tahtaya yazılabilecek kavramlar… (Sınavlarda 10 soru test 10 soru kısa cevaplı klasik tarz planlamaktayız)

*** DEĞERLENDİRME*** YEŞİL RENKLİ BAŞLIKLAR Yıllarca öğrencilerden en çok gelen ya da güncel olarak ortaya çıkan ve inanca şüphe düşürücü konu ve sorular üzerine özel çalışma bahisler açılabilir

MAVİ RENKLİ LİNKLER  konuların detaylarını ve şüphe ve tereddüt giderici açıklamasını öğrenmek isteyenler için gerekli bilgilerin bulunduğu yazılar referans verilebilir

***DİNİ KONULARDA DÖRT SİTE ADRESİ***

http://hikmet.net/

http://www.sorularlaislamiyet.com/

https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.U7dOFJR_s6w

http://www.ahmetsahin.org/default.asp

Her okulda ve sınıflarda farklı öğrenci profili sebebiyle derslerin sunumu da doğal olarak değişkenlik gösterebilir. Bu sebeple standart bir genel özet sunum ve detaylı değerlendirmeli alternatif sunumlar uygulanabilir

1.DÖNEM 1.SINAV

KONULARI SORULARI

1.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

NOT: BU özet sunumlar ALTERNATİF “B PLANI” demektir. Teknolojinin iş görmediği ya da okulun-sınıfın müsait olmadığı durumlarda, tv sunucuları gibi 🙂 elinizde güzel bir karton üzerine (A4 yarısı ebadında) yapıştırılmış ÜNİTE SUNUMU zaten hazır bulunacaktır. “CEPDERS” sayfaları da ilgi derecesine göre referans olarak işlev görebilecektir. Lise 4 sınıfın 7’şer ünite “Özet sunum” sayfaları ve 4 sınıfın 4 “ANA CEPDERS SAYFASI” en son şekle bürününce, fotokopi yapılabilecek şekilde download için yüklenecektir. Kısmet olursa bir sene sonraki güncellemelerle yeniden download hazırlanabilecektir inşallah.

NOT: Sınıfta cep telefonlarının dersi takipte kullanılmasını sağlamak için bir performans ve kanaat notunun bu yolla verileceği uyarısı yapılabilir ve ders esnasında takip yapılarak gerçekten ilgilenenlerin numaraları not defterine kaydedilebilir. Konularla ilgili ayet Hadis önemli bilgi ve yorum kaydı yaptıranlar özenle not edilebilir. Ders takibi dışında telefon kullanımına izin verilmediği uyarısı yapılabilir.

BİR ÖNERİ: İlk derste öğrenciye bunun bir deneme uygulaması olduğu ciddiyetle vurgulanır. İlgi olmaması ya da kötüye kullanilması durumunda devam etmeyeceği belirtilebilir.

1.ÜNİTE ÖZET DENEME SUNUMU

TAMAMI http://dindersi.wordpress.com/9cepders/ 9/1 – 1. ÜNİTE: İNSAN VE DİN
  1. İnsanın Evrendeki Konumu

Evrenin ve İnsanın yaratılışının iki temel amacı

1.Allah’a bakan yönü: Allah hazinelerinin isimlerinin güzelliklerinin numunelerini modellerini, farklı şekillerde görmek ve insana göstermek için birer ayna olarak yarattı.

— 2.İnsana bakan yönü: İnsan, kainattaki ve kendindeki Allah’ın güzelliklerini takdir etsin ve sonsuz cennet yolunda, geçici bir misafirhane konaklama ve imtihan yeri olarak değerlendirsin diye yarattı.

AYET: Kainatı ve insanı Allah’a KULLUK -İBADET yapması için yarattı (Zariyat/56)

AYET: İnsanı  kim daha güzel davranışlarda bulunacak diye İMTİHAN ETMEK için yarattı (Mülk/2)

AYET:  “O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi SINAMAK için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır…” (En’âm suresi/165)

AYET: Boş yere ABES anlamsız yaratıldığınızı (Müminün/115) ve BAŞIBOŞ sınırsız özgürlük içinde bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz (Kıyame/36) (Sa’d/27)

AYET: İnsanları süzdü içinden en SAF ve ÖRNEK NEBİLERİ çıkardı KİTAPLARLA gönderdi. Medeniyetler kuran insanlığa ahlak öğreten örnek model Peygamberlerin varisleri olarak da büyük zatlar gönderdi.

  1. İnsanın Doğası ve Din

— 1- İnsanın MADDİ ihtiyaçları gibi MANEVİ ihtiyaçları var.

— 2-Sonlu insanda SONSUZLUK DUYGUSU nereden kimden gelmiştir. Doymak bilmeyen duygular neden verilmiştir?

— 3-İnsanın doğasında FITRATINDA YARATILIŞINDA İNANMA ve SIĞINMA İHTİYACI vardır.İnançsız toplum yoktur.                      Hadis:“Her doğan mutlaka İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne-babası onu yahûdi, hristiyan ve mecûsî yapar”

— 4- Aciz ve fakiriz. Aklımızı ve gücümüzü aşan şeyler var. Ve korkularımız acılarımız, ihtiyaç ve isteklerimiz var. Kimden istenecek kim karşılar?

İNSANIN ANLAMI ÖNEMİ

— 1-İnsan EVRENİN ÖZÜ ÖZETİ ve VARLIKLARIN SULTANI’dır.

— 2- insanı GÜZEL İSİMLERİNİN en güzel AYNASI

— 3-Ayet: İnsanı AHSEN-İ TAKVİM suretinde yarattık

— 4-Ayet:  insanı EŞREF-İ MAHLUKAT olarak yarattı

— 5-Ayet: insanı şekillendirdi şeklini en güzel yaptı AKIL ÖZGÜR İRADE verdi duyularla duygularla donattı

— 6–Ayet: İnsanı yeryüzünün HALİFESİ yaptı bilgiler yükledi

  1. Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi

-Din insanın dünya hayatına ANLAM KIYMET ve YÖN kazandırır

-Din insanı KÖTÜLÜKLERDEN uzak tutar İYİLİKLERE yönlendirir.

-İnsana GÜZEL AHLAK topluma HUZUR kazandırır.

-Din insanın ölüm ve sonrasını AYDINLATIR

-Din insanı CENNETLE MÜJDELER ve CEHENNEMLE uyarır

– Din insanın HAYATININ HER BÖLÜMÜNDE YER ALIR. Mimariden Edebiyata Musikiden Günlük konuşmalara, ilişkilerinden ekonomisi

ne Örf ve adetlerine kadar. Doğum, sünnet, askerlik, evlilik, bayram, ölüm…vb.

-EVRENİ İNSANI İNCELEME ve BİLİMSEL GELİŞMELERE TEŞVİK vardır

AYET: “Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yapa- rak karışıklık çıkarmayın.” (Hud/85)

AYET: “Mallarınızı aranızda (Çalma kumar rüşvet gibi) haksız yollarla yemeyin, hakimlere de rüşvet vermeyin” (Bakara/188)

SONUÇ: Kur’an-Din insanın dünyada Ahlaklı erdemli sağlıklı varlıklı ve mutlu olarak yaşamasını da SONSUZ CENNET hayatını kazanmasını da sağlar.

  1. İnanmanın Çeşitleri 4.1. Tek Tanrıcılık (Monoteizm)

Tek tanrıcılık inancı Yaratıcı’nın, bir olduğu, eşi ve benzerinin bulunmadığı inancına dayanır. İslam dininde “tek tanrıcılık” ifadesi yerine “TEVHİD” kelimesi kullanılır.

Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar tarih boyunca gönderilen bütün peygamberler insanlara tevhit inancını öğretmişlerdir.

İHLAS suresinde, “De ki: O Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir (Her şey ona muhtaçtır, o hiçbir şeye muhtaç değildir.). Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir.). Kendisi de doğurmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir.).”

  1. 2. Çok Tanrıcılık (Politeizm)

Hindistan’da yaygın olan Hinduizm, Japonya’da yaygın olan Şintoizm çok tanrıcı dinlerdir.

İslam inancı açısından çok tanrıcılık asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Kur’an bunu ŞİRK yani Allah’a ortak koşmak, ondan başka tanrı edinmek olarak nitelendirir. Şirkten kaçınılmasını ister. “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar.

AYET: “Allah ile beraber hiçbir tanrı yoktur. Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı

  1. 3. Tanrıtanımazlık (Ateizm)

Ateizm; Tanrı’ya inanmamak, onun varlığını kabul etmemek demektir. Ateizm sadece Tanrı’yı değil bütün manevi varlıkları ve diğer metafizik inançları da reddeder. Manevi varlıklar, cennet, cehennem, ahiret vb. ilahî dinlerin temeli olduğu için ateizmin ve ateistlerin bunları kabul etmesi de söz konusu değildir.

Ateizmi savunan düşünürler, Tanrı’nın varlığı konusunda ileri sürülen delillerin doğruluğunun test edilemediğini, sınanamadığını belirtirler. Dolayısıyla varlığı kanıtlanamadığı için Tanrı’nın olmadığını iddia ederler. Ona inanmanın mantıksız olduğunu savunurlar.

DEİZM:  ise, tanrı tanımazlığın farklı bir ifade şeklidir. Tanrı tanıyor görünüp onu emekliye ayıran hiç bir işe karıştırmayan insanı onun tahtına oturtan bir anlayıştır. Ve de Peygamberleri Kutsal kitapları ahlaki sınırlamaları kabul etmeyen…

Allah’ın varlığının geniş kanıtları Bakınız 10cepders

http://dindersi.wordpress.com/10cepders/

SATANİZM: Satanizm özelde Hıristiyanlığa karşı çıkan, genelde bütün ilahî dinleri reddeden zararlı bir akımdır. Satanistler kötülüğü kutsal kabul eder, şeytana tapar, onu yüceltirler. İnsanı sürekli kötülük yapmaya, günah işlemeye yöneltirler. Ayinlerinde canlılara işkence etmekten, hayvanları ve insanları öldürmekten çekinmezler. Savundukları batıl inançlar, işledikleri günah ve kötülüklerle toplumsal huzur ve güven ortamına zarar verirler. İlahî dinlere olan bağlılığı azaltmak, hatta ortadan kaldırmak isterler.Bu gibi nedenlerle de satanizmden, satanistlerden uzak durmak, onların tuzaklarına karşı uyanık olmak gerekir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Ey âdemoğulları!… Şeytana tapmayın, çünkü sizin apaçık bir düşmanınızdır.” buyurarak bizleri bu konuda açıkça uyarmaktadır.İslam’a göre şeytan Allah’ın emirlerine karşı gelmiş, kibirlenmiş, kendini büyük görerek isyan etmiştir. Böylece o kâfirlerden olmuştur. Allah’ın huzurundan kovulmuş, insanları kötülüklere, bozgunculuk ve inkârcılığa yönlendirmek için ant içmiştir. Her Müslüman bu gerçeğin bilincinde olmalı, şeytanın kötülüklerinden kaçınmalıdır. Yüce Allah “O, size ancak kötülüğü, çirkini… emreder” buyurarak bizlere bu konuda öğüt verir.
ALLAHIN BİRLİĞİ 1 Ayet “Allahtan başka ilahlar olsaydı yerde gökte düzen bozulurdu” Enbiya/222 Varlıktaki aynı yapılar, birlik, tek ayhı yapı, düzen ve işleyiş tek planlayıcıyı düzen koyucuyu gösterir.

3 Bir iş e yönetim bir ele verilirse daha kolay olur. Çok el akrışsa karıştırır.

100 askerin komutasını bir subaya vermek 10 askerin yönetimini iki komutana vermekten daha kolaydır. Yeryüzündeki su damlacıklarında cam parçalarında parıldayan ışıkları bir tek güneşe vermezsek her bir cam ı ve suyu başlı başına bir ışık kaynağı-güneş kabul etmek zorunda kalırız. Tek Allah’ı kabul etmeyenler binler tanrı çıkarmış olur.

ÖĞRENME ALANI: İNANÇ 

1. ÜNİTE: İNSAN VE DİN

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1 Allah kainatı ve insanı NEDEN YARATTI?

2-Allah C.C.Kur’an’da insanı hangi kavramlarla anlatıyor Allah tarafından insana verilen anlam ve değerler neler?

3-Allah Evren ve Varlıklar açısından insanın yeri nedir?

4-İnsanın yaratılış amacı-görevi nedir?

5-İnsanın fıtratı-yaratılışı-doğası ne demektir?

6-Kur’an-Din ile insan fıtratının ilişkisi nedir?

7-Kur’an-Din insana ne kazandırır?

8-Kulluk, Fıtrat, ahsen-i takvim, eşref-i mahlukat, halife, esmaya ayna, Allah’a nisbet, sonsuzluk sermayesi kavramları neyi anlatıyor?

DERS SUNUM PLANI

1-YARATILIŞ AMACI: -ALLAHIN İSİMLERİ-GÜZELİKLERİ TEŞHİR – KULLUK İBADET – İMTİHANLA HAZIRLAMA

2-İNSANIN FITRATI-DOĞASI: -İNANMA SIĞINMA İHTİYACI – MÜKEMMEL VE SONSUZ DUYU VE DUYGULAR -ACİZ FAKİR İNSAN – SINIRSIZ İHTİYAÇ VE İSTEKLER

3-İNSANIN ANLAM VE DEĞERİ: ALLAH’A BAĞLANTI İLE DEĞERLİ-ESMAYA AYNA – KAİNATIN ÖZÜ – VARLIKLARA SULTAN -AHSEN-İ TAKVİM – EŞREF-İ MAHLUKAT -AKIL İRADE SAHİBİ – YERYÜZÜ HALİFESİ

4-DİNİN İNSANA KAZANDIRDIKLARI: – ANLAM – DEĞER – AMAÇ – YÖN – FİZİK ÖTESİ BİLGİ – KÖTÜLÜKTEN KORUMA -İYİLİKLERE YÖNLENDİRME – GÜZEL AHLAK – HUZURLU GELİŞMİŞ TOPLUM – CENNET

1. İnsanın Evrendeki Konumu sh.10     15 Eylül 2014

Evrenin sonra İnsanın yaratılışının iki temel amacı

1.Allah’a bakan yönü: Allah hazinelerinin isimlerinin güzelliklerinin numunelerini modellerini, farklı şekillerde görmek ve insana göstermek için birer ayna olarak yarattı.

2.İnsana bakan yönü: İnsan, kainattaki ve kendindeki Allah’ın güzelliklerini takdir etsin ve sonsuz cennet yolunda, geçici bir misafirhane konaklama ve imtihan yeri olarak değerlendirsin diye yarattı.

-Ayet: Kainatı ve insanı Allah’a KULLUK İBADET yapması için yarattı (Zariyat/56)

-Ayet: İnsanı  kim daha güzel davranışlarda bulunacak diye İMTİHAN ETMEK için yarattı (Mülk/2)

-Ayet“O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi SINAMAK için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır…” (En’âm suresi/165)

-Ayet: Boş yere ABES anlamsız yaratıldığınızı (Müminün/115) ve BAŞIBOŞ sınırsız özgürlük içinde bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz (Kıyame/36) (Sa’d/27)

-Ayet: İnsanları süzdü içinden en SAF ve ÖRNEK NEBİLERİ çıkardı KİTAPLARLA gönderdi. Medeniyetler kuran insanlığa ahlak öğreten örnek model Peygamberlerin varisleri olarak da önderler büyük alimler gönderdi.

*** DEĞERLENDİRME***  ALLAH İNSANI VE EVRENİ NİÇİN YARATTI?

1-Var oluşun esrarlı lezzetini sana taddırmak için yarattı. Gözlerini kapa derinleş VAROLUŞUN keyfini yudumlarken VAR EDENE nasıl hayran ve müteşekkir olabileceğini kavramaya çalış! Yokluğunu düşün yok olmadığın için secdeye kapan çünkü sonsuza kadar O’nunla var olacaksın! 

2-Sonsuz güzelliğini varlık hazinelerini bilen gören Allah, görüp takdir edecek alkışlayacak şuurlu varlıklara da bu güzelliklerini göstermek istedi. Her cemal kemal sahibi sanatkar, kendi güzelliklerini sanatını görmek göstermek ister.

3-Biri sana karşılıksız servetler bağışlasa. Hayallerinin ötesinde isteklerini karşılasa…Sitem eder misin neden bunu bana yaptın der misin? Hayatta istenmeyen tek şey ölümdür.Yok olma zannı ihtimali düşüncesi bile acı verir!     

4-Dünyadaki acılar ise her birinin anlamı hikmeti varlık amacı var. Fark edemesek de lezzete döneceği şifresi var. İnsanın kötüye kullanması da var. Ama sonsuz bir hayat ve güzeller güzeline kavuşmak çıkacaksa 50-100 yıllık ömürden; geçici acılı konaklamalara katlanılmayacak ne var? (Mevlana’ya sorarsan Rabbimize vuslatsızlık acısı kadar dünyada hic dert bir hicran acısı yoktur)

2. İnsanın Doğası ve Din 11      22 Eylül 2014

1-İnsanın MADDİ ihtiyaçları gibi MANEVİ ihtiyaçları da vardır.

2- Sonlu insanda SONSUZLUK DUYGUSU nereden kimden gelmiştir. Doymak bilmeyen duygular neden verilmiştir?

3-İnsanın doğasında FITRATINDA YARATILIŞINDA İNANMA ve SIĞINMA İHTİYACI vardır.İnançsız toplum gelmemiştir.

-Hadis:“Her doğan mutlaka İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne-babası onu yahûdi, hristiyan ve mecûsî yapar” (Buhârî,Cenaiz 80,93;Müslim,Kader,22-25)

4- Hem aciziz hem de fakir.

Hem AKLIMIZI hem GÜCÜMÜZÜ AŞAN onca şey var.

ve KORKTUĞUMUZ… ACILAR DUYDUĞUMUZ…

Kim GÜVEN HUZUR VERECEK. Kimden YARDIM İSTENECEK. DUALAR EDİLECEK!

Ve sayısız İHTİYAÇLARIMIZ arzularımız İSTEKLERİMİZ var. Kimden istenecek kim verebilecek?

5-Dinler tarihinde İNANÇSIZ TOPLUM yoktur. Kazılarda MABETLER çıkmaktadır.

SONUÇ: Kur’an-Din insanın FITRATINDA-DOĞASINDA olan her ihtiyaç ve isteğe sonsuz duygularına CEVAP VERİR. Şüphe ve endişeleri konusunda onu AYDINLATIR.

*** DEĞERLENDİRME*** İNSANIN ANLAMI VE DEĞERİ 

-Allah EVRENİ ve VARLIKLARI yoktan yarattı.

-İnsanı topraktan EVRENİN ÖZÜ ÖZETİ ve VARLIKLARIN SULTANI olarak yarattı

Allah insanı GÜZEL İSİMLERİNİN en güzel AYNASI yaptı. Açıkla

-Ayet: İnsanı AHSEN-İ TAKVİM suretinde yarattık (Tin/4) Açıkla

-Ayet: insanı EŞREF-İ MAHLUKAT olarak yarattı (İsra/70) Açıkla

-Ayet: insanı şekillendirdi şeklini en güzel yaptı AKIL ÖZGÜR İRADE verdi duyularla duygularla donattı (Teğabün/3)

-Ayet: İnsanı yeryüzünün HALİFESİ yaptı bilgiler yükledi (Bakara/30) Açıkla

*** DEĞERLENDİRME  İNSANA BAKIŞ

1 İnsan SANÎ (En yüce sanatlı yaratan) Allah’ın en mükemmel sanat eseridir.

İnsan yaratıcısına bağlantı-nisbet ile ele alınırsa sonsuz bir anlam ve değer kazanır. Yoksa et kemik yönüyle geçici et yığını hücre torbası bir yaratık olarak solucanlara yem olacak basit bir varlık olarak kalır. Basit taş veya bez parçasının heykeltraşa ve ressama nisbeti gibi.

2 İnsan Allah’ın bilinen 99 isminin en mükemmel aynası yansıtıcısıdır. Sonsuz görmesi olan Allah BASAR-GÖREN isminin küçük bir örneğini insana vermiştir. KELAM-KONUŞAN ismi, SEMÎ’-İŞİTEN ismi de diğerleri de öyle… İlim İrade Tekvin Kudret Şafi Rezzak gibi. Aynaya bakar hümd eder şeref madalyası gibi taşır emanet olarak da onları koruruz. Ebedi alemde bu sonsuz isimler sonsuza kadar bizde tecelliyi sürdürecektir.

3 İnsan kainatı özü özeti varlıkların sultanıdır.

4 İnsan sonsuz hayatı kazanabilecek sermayeye sahiptir.

3. Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi 14

-Din insanın dünya hayatına ANLAM KIYMET ve YÖN kazandırır

-Din insanı KÖTÜLÜKLERDEN uzak tutar İYİLİKLERE yönlendirir.

-İnsana GÜZEL AHLAK topluma HUZUR kazandırır.

-Din insanın ölüm ve sonrasını AYDINLATIR

-Din insanı CENNETLE MÜJDELER ve CEHENNEMLE KORKUTUR

– Din insanın HAYATININ HER BÖLÜMÜNDE YER ALIR. Mimariden Edebiyata Musikiden Günlük konuşmalara, ilişkilerinden ekonomisine Örf ve adetlerine kadar. Doğum, sünnet, askerlik, evliliğik, bayram, ölüm…vb.

EVRENİ İNSANI İNCELEME ve BİLİMSEL GELİŞMELERE TEŞVİK vardır

-Ayet : “Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Hud/85)

-Ayet: “Mallarınızı aranızda (Çalma kumar rüşvet gibi) haksız yollarla yemeyin, hakimlere de rüşvet vermeyin” (Bakara/188)

SONUÇ: Kur’an-Din insanın dünyada Ahlaklı erdemli sağlıklı varlıklı ve mutlu olarak yaşamasını da SONSUZ CENNET hayatını kazanmasını da sağlar.

4. İnanmanın Çeşitli Biçimleri 16

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Tevhid ve Şirk nedir?

2-İhlas süresinde sözü edilen 5 inanç nedir?

3-Monoteizm – Politeizm nedir?

4-İlahi ve Beşeri dinler ve farkları nedir örnekleyiniz?

5-Ateizm ve sebebi nedir?

6-Ateistliğe karşı nasıl açıklama yapılabilir?

7-Deizm ve görüşleri nedir?

8-Satanizm ve sakıncalı yönleri nelerdir?

DERS SUNUM PLANI

1-TEVHİD moniteizm

2-İHLAS SÜRESİ anlamı açıklaması

3-İNKAR – ŞİRK Ateizm Deizm Politeizm NİFAK – MÜNAFIK

4-İLAHİ DİNLER ve diğerleri Farkları Örnekler

5-SATANİZM – MELEKÇİLİK SİTELERİ

4.1. Tek Tanrıcılık (Monoteizm) 16      29 Eylül 2014

Tek tanrıcılık inancı Yaratıcı’nın, bir olduğu, eşi ve benzerinin bulunmadığı inancına dayanır. İslam dininde “tek tanrıcılık” ifadesi yerine “TEVHİD” kelimesi kullanılır.

Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar tarih boyunca gönderilen bütün peygamberler insanlara tevhit inancını öğretmişlerdir.

İHLAS suresinde, “De ki: O Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir (Her şey ona muhtaçtır, o hiçbir şeye muhtaç değildir.). Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir.). Kendisi de doğurmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir.).”

4.2. Çok Tanrıcılık (Politeizm) 17

Hindistan’da yaygın olan Hinduizm, Japonya’da yaygın olan Şintoizm çok tanrıcı dinlerdir.

İslam inancı açısından çok tanrıcılık asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Kur’an bunu ŞİRK yani Allah’a ortak koşmak, ondan başka tanrı edinmek olarak nitelendirir. Şirkten kaçınılmasını ister. “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar.

“Allah ile beraber hiçbir tanrı yoktur. Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı.”

4.3. Tanrıtanımazlık (Ateizm-Deizm) 19

Ateizm; Tanrı’ya inanmamak, onun varlığını kabul etmemek demektir. Ateizm sadece Tanrı’yı değil bütün manevi varlıkları ve diğer metafizik inançları da reddeder. Manevi varlıklar, cennet, cehennem, ahiret vb. ilahî dinlerin temeli olduğu için ateizmin ve ateistlerin bunları kabul etmesi de söz konusu değildir.

Ateizmi savunan düşünürler, Tanrı’nın varlığı konusunda ileri sürülen delillerin doğruluğunun test edilemediğini, sınanamadığını belirtirler. Dolayısıyla varlığı kanıtlanamadığı için Tanrı’nın olmadığını iddia ederler. Ona inanmanın mantıksız olduğunu savunurlar.

*** DEĞERLENDİRME*** ATEİSTLERİN İDDİALARI

1-Tanrı görülmüyor olsa görünür:

Görmemek olmamaya kanıt olamaz. Görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz çok şey vardır. Fizik yasaları manyetik güçler ışın türleri vs.

ARAMA MOTORUNA HİGGS BOZONU yazıp okuyunuz.

Big Bang’i de açıklayan bu buluş ateistlerin tezini çürütmüştür. Atom parçalanmış quantum ötesi görülmeyen varlık kavramı belirlenmiştir. (Tanrısal parcacık adı da verilmiştir)

Ateistlik bilim dışıdır. Çünkü görmek için bilimsel-fiziksel olarak 3 şey gerekir: Göz, ışık, madde. Yaratıcı gözle görülen sonradan yapılmış olan bir ışık veya cisim olamaz. Çünkü bilim, varlığı daha yeni tanımaya başlamıştır; Higgs bozonu gibi…

Bilim Allah’ın isimlerinden gelir ve yarattıklarını inceler. Kur’an gibi Kainat Allah’ın (atom harfleriyle ötesinde bilinemeyen nur-ışın dalgacıklarıyla) yazdığı diğer kitabıdır

Son olarak. Birinin Allah yok diyebilmesi için bütün varlığı aşması karşısına alması; baktım sadece madde gördüm demesi gerekir.

2-Tanrı iyi ise neden kötülüklere suçlara haksızlıklara acılara izin veriyor?         

Kibir inat vb şeytani duygularla inanmak istemeyene gökten melekleri indirseniz yine inanmaz. E şeytan Allah ile konuşan varlık değil miydi? Çelişkiye bak insanları ateist yapmada şeytanın katkısı yok mu sizce?… Şeytan Allah yok diyemez ki çünkü birebir konuştu. Ama isyan ve nefret duygusu ile inkar ettirme yolunda cehennemini hazırlıyor.

Çirkinliklere yönelen çirkinlik görür. Emanet güzellikleri çirkinleştiren insan değil midir? Deniz yüzünü Gökyüzünü ozonu Yeryüzünü kirleten, İnsanın o güzel yüzünü morartan!..

Allah güzeldir Yarattığı her şey zatında güzeldir. O güzelliği çirkin hale getiren insan iradesidir. Allah’ın güzel sonuçları için yarattığı her konuda bu yorum yapılabilir.

Ateistlerin cennet hedefleri olmadığı için; cennetle sonuçlanacak dünyadaki acıları yorumlamaları da beklenemez esasen. Mesela bir ateiste şehitlik demeyi sakın!

Ve bir ateiste “Sen! iki elinin arasına aldığın anneciğinin o yüzünü sevdiceğinin bebeciğinin o yüzünü bir daha göremiyeceksin!”… Bunu ister misin? deyin!… Allah sönmüş vicdanlara hayat nefhetsin!

3-İnsan eskiden korktuğu şeylerden dolayı bir güce sığınmış, korkusuyla tanrıyı üretmiş.

Korku nimettir. Hastalığa dönüştürmesi için değil tedbir alması çare araması için Peygamberler diliyle insana verilmiş  ilahi bir önlem aracıdır. Önemlisi, diyelim Allah korkusu olsun… Şimdiye kadar Allah korkusuyla cinayet işlemeyen hırsızlık tecavüz içki kumar rüşvet vs. yapmayan… kim bundan şikayetçi olabilir ki!… Psikolojik korkuları ise zaten inançlar ve tedavi yöntemleriyle şifa aramak dinin emridir.

Korku, Peygamberin getirmesiyle de ilkel bir duygu değil ilahi bir mesaj anlamını taşımaktadır. Kaldı ki insanlara RAHMET olarak gönderilen SEVGİ kahramanı PEYGAMBER MÜJDELERİ ahlak değerleri ve kurdukları medeniyetlerle korkuyu cesarete çabaya ve mutluluğa dönüştürmüşlerdir. Korkuları gideren gerçek Psikiyatristlik misyonu Nebilerle kazandırılmıştır. Tarih psikiyatr konusu olan ateist firavunlarla nemrutlarla zalimlerle doludur.

Bu sitedeki inanç konuları ve Bela ve musibetlerin varlığı ile ilgili diğer yorumlar doyurucu bilgi sunmaktadır sanırız.

 

ALLAH’IN VARLIĞI NEDEN İNKAR EDİLEMEZ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zal8r#user_search=1

ALLAH NEDEN GÖRÜNMEZ BİR ŞEYE BENZEMEZ    

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zm36i#user_search=1

DİRİLİŞİN VARLIĞI NEDEN İNKAR EDİLEMEZ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zm65f#user_search=1

ATEİZM DERNEĞİ hakkında öğrenci soruları üzerine

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1s7e02#user_search=1

HAWKING TANRI VAR DEDİ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zahtl#user_search=1

Allahı ararken Cahit Sıdkı Tarancı 8-B DamlaMert

Deizm ise, tanrı tanımazlığın farklı bir ifade şeklidir. Tanrı tanıyor görünüp onu emekliye ayıran hiç bir işe karıştırmayan insanı onun tahtına oturtan bir anlayıştır. Ve de Peygamberleri Kutsal kitapları ahlaki sınırlamaları kabul etmeyen…

Satanizm özelde Hristiyanlığa karşı çıkan, genelde bütün ilahî dinleri reddeden zararlı bir akımdır. Satanistler kötülüğü kutsal kabul eder, şeytana tapar, onu yüceltirler. İnsanı sürekli kötülük yapmaya, günah işlemeye yöneltirler. Ayinlerinde canlılara işkence etmekten, hayvanları ve insanları öldürmekten çekinmezler. Savundukları batıl inançlar, işledikleri günah ve kötülüklerle toplumsal huzur ve güven ortamına zarar verirler. İlahî dinlere olan bağlılığı azaltmak, hatta ortadan kaldırmak isterler.

Bu gibi nedenlerle de satanizmden, satanistlerden uzak durmak, onların tuzaklarına karşı uyanık olmak gerekir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Ey âdemoğulları!… Şeytana tapmayın, çünkü sizin apaçık bir düşmanınızdır.” buyurarak bizleri bu konuda açıkça uyarmaktadır.

İslam’a göre şeytan Allah’ın emirlerine karşı gelmiş, kibirlenmiş, kendini büyük görerek isyan etmiştir. Böylece o kâfirlerden olmuştur. Allah’ın huzurundan kovulmuş, insanları kötülüklere, bozgunculuk ve inkârcılığa yönlendirmek için ant içmiştir. Her Müslüman bu gerçeğin bilincinde olmalı, şeytanın kötülüklerinden kaçınmalıdır. Yüce Allah “O, size ancak kötülüğü, çirkini… emreder” buyurarak bizlere bu konuda öğüt verir.

ÖĞRENME ALANI: İBADET

 

2.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

2. ÜNİTE: TEMİZLİK VE İBADET

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI                                                                    

1 KULLUK – İBADET ANLAMI DEĞERİ NEDİR?

2- KULLUK – İBADET NİÇİN YAPILMALIDIR?

 

3-İBADETİN KAPSAMI ibadet sayılanlar nedir?

 

4-İBADET KAVRAMLARI. FARZ VACİP SÜNNET nedir?

 

5-SÜNNET kaça ayrılır. Tanımlarını yapınız?

 

6-SALİH AMEL nedir. Örnekler veriniz?

 

7-İbadet temizlik ilişkisi hangi şekillerde olur?

 

8-GUSÜL ABDESTİ farzları ve alınışını yazınız?

 

9-NAMAZ ABDESTİ farzları ve alınışını yazınız?

 

10-TEYEMMÜM farzları ve yapılışını yazınız?

 

11-Peygamberimizin çevre temizliği konusunu açıklayın?

 

DERS SUNUM PLANI

 

1-İBADET: -ANLAMI-DEĞERİ-SEBEPLERİ – KAPSAMI

 

2-GUSÜL: -FARZLARI – ALINIŞI

 

3-ABDEST: -FARZLARI – ALINIŞI

 

4-TEYEMMÜM: -FARZLARI – YAPILIŞI

 

5-FARZ-VACİP-SÜNNET tanım ve çeşitleri -AMEL-İ SALİH

 

6-İBADET-TEMİZLİK ilişkisi ve Çeşitleri Ayet ve Hadisler

 

7-YERYÜZÜ MESCİD

1. İbadetin Anlamı ve Kapsamı 24    06 Ekim 2014

İbadet kavramı sözlükte; kulluk, tapma, tapınma, kulluk görevini yerine getirme gibi anlamlara gelir.

İslami bir kavram olarak ise ibadet, insanın Yüce Allah’a karşı kulluk görevini çeşitli şekillerde ifade etmesidir. Onun emirlerini yerine getirmesi, yasakladıklarından kaçınmasıdır.

İslam dininde ibadet insanın yaradılışının temel amacı kabul edilmiştir. Tarih boyunca gönderilen bütün peygamberler de insanları Yüce Allah’a inanmaya ve ona ibadet etmeye çağırmışlardır.

Ayet: “… Yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol.”

Ayet: “Resulüm, şüphesiz ki kitabı sana hak olarak indirdik. O hâlde sen de dini Allah’a has kılarak (ihlas ile) kulluk et.”

Hadis: “Temizlik imandandır”

İnancımıza göre ibadet edilmeye layık yegâne varlık Yüce Allah’tır. Her gün namazlarda ve namaz dışında birçok kez okuduğumuz Fâtiha suresinde  “(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” ifadesi yer alır.

İbadetler farz, vacip ve sünnet olmak üzere üç bölümde değerlendirilir.

FARZ: Yüce Allah’ın açık ve kesin bir şekilde yapılmasını istediği ibadetlerdir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek bunlardandır.

VACİP: Allah’ın emrettiği ancak farz kadar açık ve kesin olmayan ibadetlerdir. Bayram namazı Vitir namazı kılmak, kurban kesmek, fitre vermek vacip olan ibadetlerdendir.

SÜNNET:  Hz Muhammed’in söz ve davranışlarına denir.  5 vakit namazın sünnetlerini eda etmek, namazları cemaatle kılmak, dişleri fırçalamak, güzel kokular sürünmek, misafirlere ikramda bulunmak vb. davranışlar sünnettir.

İslam’da emredilen ibadetler; bedenle, malla, hem mal hem de bedenle yapılan ibadetler olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır. Örneğin namaz ve oruç bedenle, zekât, fitre ve kurban mal ile, hac ise hem mal hem de bedenle yapılan ibadetlerdir.

Sünnet 3″e ayrılır:

Kavlî sünnet. Peygamberimizin sözleridir. Buna Hadîs-i Şerîf de denir.

2 Fiilî sannet. Peygamberimizin davranışlarıdır. Sünnet namazlar oruçlar , Misvak kullanmak vb.

3 Takrîrî sünnetPeygamberimizin görüp de olumlu olumsuz tepki vermediği, sessiz kalarak onaylamış sayıldığı davranışlardır.

İslam dininde ibadet denilince öncelikle namaz, oruç, zekât, hac vb. akla gelir. Çünkü bunlar dinimizde emredilen temel ibadetlerdir. Kur’an-ı Kerim’de namazı emreden birçok ayet bulunur.

Ayet: “… Namazı dosdoğru kılın, Çünkü namaz, müminler üzerine vakitleri

belirli bir farzdır.”

Ayet:  “(Resulüm!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”

Oruç. Ayet:  “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”

Hac. Ayet:  “… Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kâbe’yi) haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerin de bir hakkıdır.”

İbadetlerin kapsamı: AMEL-İ SALİH

 

Kur’an’da emredilen her türlü güzel iş ve davranış ibadettir. Kur’an’da; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek gibi temel ibadetlerle birlikte adaletli olma, ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yapma, gözel söz söyleme, büyüklere saygılı davranma, komşularla iyi geçinme gibi güzel davranışlar da emredilir.

Öğütlenen, güzel görülen her türlü güzel iş ve davranış (Amel-i Salihsalih amel) ibadettir. Buna göre adaletli olmak, hayır yapmak, yoksullara yardım etmek, akrabaları gözetmek, israftan kaçınmak, doğruluğu ilke edinmek, güvenilir olmak vb. her türlü güzel davranış İslam’da ibadet kabul edilir.

AYET: “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye öğüt veriyor.”

AYET: “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.”

Salih ameller işlemeyi emreden birçok ayet vardır. Salih ameller işleyen kimselerin Yüce Allah tarafından mükâfatlandırılacağı haber verilir.

Ayet: “İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, ‘Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık’ diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir… Onlar orada ebedî kalacaklardır.”

AYET:  “… Kim Allah’a inanır ve salih bir amel işlerse Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.”

Allah rızasına insanlar yaranına olan her iş ibadet sayılır. İman ibadet ve güzel niyet ile basit adet ibadet olur. Bu yüzden çalışmak ibadettir derler. Çivi çakmak yazı yazmak yemek yapmak hayır işlerine yürümek hep ibadet olarak değerlendirilir.

Peygamberimiz “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Allah niyetlere ve amellere bakar” buyurur. Allah için ihlas ile karşılıksız gösterişsiz yapılan samimi davranışlar kabul edilir bir iken bine çevrilir.

Peygamberimiz tebessüm etmenin yoldaki bir taş ve diken insanlara zarar vermesin diye kaldırmanın sadaka sevabı kazandıracağını belirtir.

Diyanet hutbesinden 08.08.2014

Yüce dinimiz İslam, her şeyden önce salih-sağlam bir imana dayanır. İman, daha varlık sahnesine çıkmadan önce Rabbimize verilen sözle başlayıp ahiret hayatına kadar uzanan, kalble ait bir kabul ve yöneliştir. İman, “dil ile ikrar, kalp ile tasdik” diye tarif edilse de onun en büyük göstergesi ‘salih amel’dir. Çünkü insan, ahirette amel defterine kaydedilen iş ve davranışlara göre hesaba çekilecektir.

İslam için sadık iman ve sahih bilgi ne kadar önemli ise salih amel de o derece önemlidir. Bozgunculuk, kötülük, fitne, kavga, çekişme ve didişme anlamlarına gelen ‘fesad’ kelimesinin zıddı, ‘sulh’ ve ‘salah’ kökünden gelen ‘salih’, en yalın anlamıyla ‘uygun’ demektir.

Sadık imanın gereği sâlih ameldir. Sâlih amel, Allah’ın rızasına, insanın fıtratına ve insanlığın maslahatına ve yararına uygun her hâl ve harekettir. İman’dan sonra, inancı gereği olan yaşam tarzını benimsemek, Allah’ın koyduğu sınırlara, emir ve yasaklarına riayet etmek gerekir. Kerim Kitabımızda salih amel, yüzü aşkın ayette iman ile birlikte zikredilmiştir. Kur’an’ın en temel kavramlarını günlük hayatta en ince teferruatına kadar kullanan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’e göre sulh ve salahın başlangıç merkezi kalptir. Vücutta kalp denilen bir organımız vardır ki o salih olduğu zaman bütün vücut salih olur.

Yine Efendimiz (s.a.s)’e göre ailenin huzur ve saadeti saliha bir eşe, toplumun mutluluk ve refahı salih iş yapanlara bağlıdır. Yine ona göre insanların öldükten sonra amel defterleri geride bıraktıkları salih evlatları sayesinde kapanmaz. Peygamberimiz (s.a.s), günahsız geçen güne salih gün, zekâtı verilen mala salih mal, insanlara yararlı olmaya salih ahlak, örnek her davranışa saliha sünnet, asayişin berkemal olduğu yere saliha belde (temiz emin belde), hakikat ile örtüşen rüyalara saliha rüya adını vermiştir.

Salih olan “MUSLİH” olur

Rabbimizin öngördüğü güzel dünyayı kurmak için bireysel olarak salih bir kalbe, samimi bir niyete/düşünceye ve salih amellere sahip olmak yetmez. Fitne ve fesadın bırakın fertleri aileleri ve toplumları, ekolojik dengeyi sarsacak kadar yaygınlaştığı bir zamanda bireysel bir salihlik yeterli olabilir mi? Salih fertlerden beklenen, bir adım daha atarak muslih olabilmektir. Başka bir ifadeyle insanlığı ve evreni saran ifsat ve bozgunculuğa karşı ıslah edici olmak, bu yolda gayret ve çaba sarf etmektir.

DUA AYETİ: “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” Ahkâf/15

2. Niçin İbadet Edilir? 27

1 İbadet Allah’ın emri, insanın yaratılış gayesidir. Yüce Allah, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

2 Bizi mükemmel yaratan duyular duygular veren ve dışımızda sayısız nimetlerle donatan Allaha teşekkür için ibadet gerekir.

Yüce Allah bizleri mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Yaşamamız için bize birçok nimet vermiştir.

AYET: “…Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı…”

Vücudumuz, yürüyen ayaklarımız, gören gözlerimiz, işiten kulaklarımız,

konuşan dillerimiz, hisseden derilerimiz de onun eseridir.

İbadet etmek Allah’ın kesin ve açık bir emridir.

AYET:“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize ibadet edin”

AYET: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın…”

İslam inancına göre sadece Yüce Allah’a ibadet edilir. Ondan başka ibadet edilmeye layık varlık yoktur.

AYET: “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin…” Hud,26

AYET:  “De ki: Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı.

İbadet etmek insana Yüce Allah’ın sevgisini, rızasını ve hoşnutluğunu kazandırır. Yüce Allah emirlerini yerine getiren, namaz kılan, dua eden kullarından hoşnut olur.

Zekât, sadaka, kurban, fitre gibi ibadetler ise daha çok toplumsal faydalar içerir. Çünkü bu gibi ibadetlerin yerine getirilmesiyle toplumda fakirlik, yoksulluk azalır. İnsanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma duyguları güçlenir. Böylece toplumda iyilikler, güzellikler yaygınlaşır, barış ve huzur egemen olur.

İBADETLERİN ANLAMI VE DEĞERİ

1 İbadet Kainatın ve insanın yaratılış amacıdır.

Ayet: Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

2 İbadet geçmişte karşılıksız peşin ve sınırsız verilen nimetlere karşı şükür etmenin ifadesidir.

3 İbadet gelecekte verilecek sonsuz cennet nimetleri için bir dua ve yakarıştır.

4 İbadet bedenin ihtiyaçları gibi RUHUN GIDASI ve İHTİYACIDIR.

5 İbadet insanın ahıretini cennetini hazırlayan ve dünyasını ahlaki hayatını düzenleyen en etkili disiplindir.

1 İnsanın Yaratıcısı ile ilişkisini düzenler

2 İnsanın ruhuna huzur moral verir

3 Bedenine sağlık kazandırır

4 Aile ve toplum hayatına denge düzen sağlar

5 İnsanın elini gözünü kulağını kötülüklere karşı bağlamasını öğretir. Namazda eller bağlıyken insan bir organıyla günah işleyemez. Her gün 5 kez bunu yapan insanda kötülüklere karşı bağlanma becerisi yerleşir. Buna rağmen günah işleyenler namazlarını gözden geçirmeli istiğfarla yenilenmeli nefsine karşı mücadele vermelidir. Hadis ifadesiyle nefisle yapılan mücadele düşmanla savaş alanında yapılan mücadeleden az faziletli değildir.

3. İbadet-Temizlik İlişkisi 29   13 Ekim 2014

İslam dininde temizliğe önem verilir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de temizlikle ilgili birçok uyarı ve tavsiye yer alır. Örneğin Hz. Peygambere indirilen ilk ayetlerde, “Elbiseni tertemiz tut.

Kötü şeyleri terk et”(16) buyrulur. Böylece hem maddi hem de manevi kirlerden arınmak, uzak durmak gerektiği belirtilir.

Sağlıklı bir yaşam sürdürmenin temel şartı temizliktir. Temizlik denince akla hem maddi hem de manevi temizlik gelir. Maddi temizlik bedenin, elbiselerin, yaşanılan çevrenin her türlü kirden arındırılmasıdır. Manevi temizlik ise kişinin kalbini her türlü kötü duygu ve düşünceden arındırması demektir.

Maddi ve manevi temizliğe önem vermeyen insanlar başkalarıyla sağlıklı iletişim kuramazlar. Kimse tarafından sevilmez, saygı görmezler. Bunun aksine temizliği ilke edinenler ise hem başkaları hem de Yüce Allah tarafından sevilirler.

Dış temizlik. Ayet “… Allah da tertemiz olanları sever.

İç temizslik. Ayet: “Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.”

İslam dininde yerine getirilmesi emredilen ibadetlerle temizlik arasında yakın bir ilişki vardır. Çünkü Kur’an’da emredilen birçok ibadetin ön şartı temizliktir. Örneğin namaz kılabilmek, Kâbe’yi tavaf edebilmek için mutlaka abdest almak, maddi kirlerden arınmak gerekir. Ayrıca elbiselerin, namaz kılınacak yerin de temiz olması şarttır.

Peygamberimiz, “Namazın anahtarı temizliktir.”

Ayrıca namaz, hac, zekât, oruç, kurban, fitre vb. bütün ibadetlerde manevi temizliğe de önem vermek gerekir. İbadet eden insanın gurur, kibir, haset, kin, fesatçılık, yalancılık vb. kötülüklerden uzak durması da gereklidir. İslam’ın emirlerinden biri de zekâttır. Kur’an’a göre zenginin malında yoksulun da hakkı vardır.

Zekât veren kimse hem bu hakkı ödemiş hem de sahip olduğu mal veya parayı manevi (görünmeyen) kirlerden arındırmış olur. “Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin…”mealindeki ayet bu gerçeğe işaret etmektedir.

Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde, günde beş kez namaz kılmayı, bunun için abdest almayı, kişinin kendi evinin önünden akan nehirde günde beş kere yıkanmasına benzetmiştir. Böylece beş vakit namaz kılan kimsenin her türlü kirden arınacağını, günahlarından kurtulacağını vurgulamıştır.

 3.1. Beden Temizliği 30

Beden temizliği kişinin baştan ayağa her türlü kirden arınmasıdır. Bunun gerçekleşmesi için de kişi her sabah kalktığında elini, yüzünü iyice yıkamalıdır. Tuvalet kullanımına ve tuvaletten sonra gerekli olan temizliğe özen göstermelidir.

Yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkamalı, dişlerini düzenli olarak fırçalamalıdır. Uzayan tırnaklarını kesmeli, gerektiğinde saç tıraşı olmalıdır.

Saçlarının, ayaklarının temiz olmasına önem vermelidir. Haftada en az bir kez banyo yapmalıdır. Temizlik hem sağlık açısından hem de dinî açıdan son derece önemlidir.

Hadis: “Temizlik imandandır.

Beden temizliği elbise temizliğini de içerir. Bu nedenle kirlenen çamaşırlarımızı düzenli bir şekilde değiştirmeliyiz. Kirli, dağınık, yırtık giysilerle toplum içine çıkmamalıyız. Beden ve giysi temizliğini bir bütün olarak görmeliyiz.

3.2.Gusül 31        20 Ekim 2014

Gusül; cünüplükten veya lohusalık, âdet görme vb. hâllerden sonra temizlenmek için bütün vücudu yıkamaktır. Gerekli durumlarda gusül abdesti almak dinimize göre şarttır.

AYET: “Ey iman edenler!… Eğer cünüp oldunuz ise boy abdesti alın…”

Guslün farzı üçtür.

1 Ağzı bir kere yıkamak

2 Burna bir kere su çekmek

3 Bütün bedeni hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamaktır.

Gusül abdestini sünnetleriyle birlikte yapmak sevap kazandırır. Önce Namaz abdesti gibi abdest alınabilir. Kaba kirler temizlenir. Bir iki Haftayı geçirmemekle fazla tüyler alınır.  Örtüyle yıkanılır. Euzü besmele çekilir. “Niyet ettim Allah rızası için boy abdesti almaya.” denir..  sonra ağza üç kez su alınıp ağız iyice temizlenir.  Üç kez burna su çekilerek burun da iyice temizlenir. Sonra sağ omuza sonra sol omuza sonra başa üçer kez su dökülür. Son olarak da bütün beden hiç kuru yer kalmayacak şekilde, baştan ayağa kadar temizlenir. Abdesti bozacak bir durum olmadığı sürece alınan gusülle namaz kılınabilir, diğer ibadetler  yapılır.

3.3. Abdest 31    

Abdest ve gusül birçok ibadetin ön şartıdır. Örneğin cünüp veya âdetli olan bir kimse namaz kılamaz, Kâbe’yi tavaf edemez. Aynı şekilde kişi abdest almadan da bu gibi ibadetleri yapamaz. Abdest; bazı ibadetleri yapabilmek için Müslümanların belirli bir düzen içerisinde, sırayla bazı organlarını yıkamaları, başlarını da mesh etmeleridir.Namaz öncesinde, temizlikle ilgili yapılması gereken hazırlıklardan biri de abdest almaktır. Abdest almadan namaz kılınmaz. Çünkü abdest namazın hazırlık şartlarından biridir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın)…” buyrularak bu durum açıkça ifade edilir. Namaz kılan insan kıbleye döner. Rabb’inin huzuruna durup ona dua ve ibadet eder. Onunla iletişim kurar. Bu açıdan namaz kulun Rabb’iyle görüşmesi, Rabb’in de kulunu huzuruna kabul etmesidir. İşte böyle bir iletişim için insan hazırlanmalı, temizlenmeli, abdest almalıdır.

Hz. Muhammed’in öğrettiği şekilde ve usulüne uygun olarak abdest şöyle alınır:

Önce eûzü besmele çekilir. “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya.” denir. Parmak araları da ovuşturularak eller iyice yıkanır. Önce ağza sonra burna üçer kez su çekilir. Ağız ve burun temizlenir.

Alından başlamak suretiyle çene altına kadar yüz yıkanır. Bunun ardından önce sağ sonra sol kol dirseklere kadar yıkanır. Yıkanan organlar ovuşturulur. Sağ el ıslatılarak başın üst

kısmı mesh edilir. Eller tekrar ıslatılarak serçe veya işaret parmaklarıyla kulakların içi, başparmakla da arka kısmı temizlenir. Son olarak sırasıyla önce sağ sonra sol ayak topuklara kadar yıkanır. Böylece abdest alınmış olur.

Abdest alırken su israfından kaçınmak gerekir. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde, “Irmak kenarında bile olsanız abdest alırken suyu israf etmeyin.” buyurarak bizleri bu konuda uyarmıştır. Bozulmadığı sürece aynı abdestle birden çok namaz kılınabilir. Ancak abdesti bozacak bir durum gerçekleştiğinde yeniden abdest almak gerekir.

Abdesti bozan bazı durumlar

Uyumak, Bayılmak,

Büyük veya küçük tuvalet ihtiyacını gidermek,

Yellenmek,

Vücudun bir yerinin kanaması.

3.4. Teyemmüm 33   27 Ekim 2014

Teyemmümün farzı ikidir.

1 Niyet etmek

2 Elleri toprağa-toprak cinsinden bir şeye sürüp önce yüzü sonra kolları mesh etmek

Abdest veya boy abdesti almak için yeterli miktarda temiz su yoksa veya suyun kullanımı sakıncalıysa böyle durumlarda teyemmüm yapılır.

Teyemmümün yapılışı şöyledir:

Önce eûzü besmele çekilir ve niyet edilir. “Niyet ettim Allah rızası için teyemmüm almaya.” denir. Eller temiz toprak veya toprak cinsinden (kiremit, tuğla vb.) bir şeye sürülür. Avuç içinde toprak kalmışsa silkelenip yüz mesh edilir. Ardından eller yine toprağa sürülür. Önce sağ sonra da sol kol mesh edilir. Böylece teyemmüm alınmış olur. Su bulununca veya kullanma imkânı olunca teyemmüm bozulur. Ayrıca abdesti bozan her şey teyemmümü de bozar.

3.5. Mekân ve Çevre Temizliği 34

Temizlik dinimizde olduğu gibi kültürümüzde de son derece önemlidir. Atalarımız, “Aslan yattığı yerden belli olur.” diyerek bunu vurgulamışlardır. Bu nedenle insan sadece bedenini giysilerini temiz tutmakla yetinmemelidir. Temizliği bir bütün olarak görmeli, mekân ve çevre temizliği konusunda da duyarlı olmalıdır.

İnsanın veya başka bir canlının, hayat boyu ilişkilerini sürdürdüğü dış ortam çevre olarak adlandırılır. Örneğin evimiz, oturduğumuz apartman, sokağımız, mahallemiz bizim çevremizdir.

Denizler, dağlar, ormanlar, yaylalar, göller, nehirler vb. ise doğal çevreyi oluşturur. Hava, su, toprak da çevrenin bir unsurudur. İnsanlar da içinde olmak üzere bütün canlılar hayatlarını ancak temiz bir çevrede sağlıklı bir şekilde sürdürebilirler. Bu nedenle de tıpkı beden ve giysi temizliği gibi çevre ve mekân temizliği de insan için önemlidir.

İnsan günlük hayatta yararlandığı bütün mekânları temiz kullanmalıdır. Cami, okul, hastane, park, tiyatro, sinema, spor salonu, yüzme havuzu gibi yerlerin temizliği konusunda duyarlı davranmalıdır.

Kirli ortamların sağlık açısından zararlarını bilmeli, mekân temizliği konusunda bilinçli olmalıdır. Sosyal mekânları kirletenleri uygun bir dille uyarmalıdır. Sokağımız, caddemiz, parklar, bahçeler, sahiller, piknik alanları, yaylalar, ormanlar, denizler, göller, akarsular vb. ortamların temizliği de çok önemlidir. Herkes bunun bilincinde olmalı, doğal çevrede faydalandığı alanları temiz tutmalıdır. Ambalaj, pet şişe vb. atıkları çöpe atmalıdır.İslam dini çevre temizliğine önem verir.

Sevgili Peygamberimiz çevreyi temiz tutmuş ve bizleri bu konuda uyarmıştır. Örneğin bir gün çevresindeki kişilere, “Lanete uğramışlardan olmaktan sakının.” demiştir. Bu duruma şaşıran sahabeler, “Onlar kim ya Resulallah?” demişlerdir. Peygamberimiz de ashabına şöyle karşılık vermiştir:

Hadis: “Halkın gelip geçtiği yerleri ve gölgelendikleri yerleri kirletenlerdir.”

Hadis: “Avlularınızı ve boş alanlarınızı temiz tutun.”

Hadis: “Yeryüzü sizin için MESCİD Kılındı”.

Abdest ve Namaz doğal ve otomatik bir beden elbise ve çevre temizliği gerçekleştirmemizi sağlar. Tıpkı günahlardan arındırdığı ve kötülüklere karşı koruma altına aldığı gibi….

——————————————————————————-

9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/

——————————————————————————–

1.DÖNEM 2.SINAV

KONULARI SORULARI

3.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

3. ÜNİTE: HZ. MUHAMMED’İN HAYATI

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-TEKRAR KONU: GUSÜL-ABDEST-TEYEMMÜM farzları nedir nasıl yapılır??

2-TEKRAR KONU: FARZ VACİP SÜNNET nedir?

3-Peygamberimiz öncesi Arap yarımadasının durumu?

4-Cahiliye, Tevhid, Muvahhid, Hanif, Şirk, Müşrik sözcüklerini

tanımlayınız?

5-Peygamberimizin hayatındaki dört önemli tarih?

6-Peygamberimizin Aile çevresinin isimleri?

7-Peygamberimiz hangi yaşlarda kimlerle yaşamıştır?

8-Muhammedü’l-Emin, Kabe hakemliği, Haceru’l-Esved, Hılfü’l-Fudûl kavramları ne demektir?

9-İlk Vahiy nerede ne zaman gelmiştir?

10-İlk gelen ayetler, anlamı ve mesajları nedir?

11-Peygamberlikten Hicrete kadar geçen 12 önemli olay nedir? kısaca tanımlayınız?

12-Hicret, Mescid-i Nebevi, Suffe, Kuba Mescidi, Medine sözleşmesi, Ensar, Muhacir ve kardeşliği, Ravda-i Mutahhara kavramlarını açıklayınız?

13-Peygamberimiz mecbur kaldığı için savunma yapmıştır. Katıldığı savaşlarda gözlenen en önemli özellik nedir?

14-Hüdeybiye anlaşması ve maddeleri nedir? Peygamberimizin tutumu nasıl olmuştur?

15-Mekke Fethi hasıl gerçekleşti? Peygamberimizin tutumu nasıl olmuştur?

16-Veda Hutbesi nedir? Maddelerini belirtiniz?

DERS SUNUM PLANI

1-Peygamberimiz öncesi KABE ve FİİL vakası

2-Peygamberimiz doğduğunda MEKKE’NİN DURUMU

3-Peygamber sıfatları 5 özellik

4-Peygamberimizle ilgili 4 temel tarih ve olayları

5-Peygamberimiz hangi yaşlarda kimlerin yanındaydı

6-Peygamberimizin gençliğindeki 5 önemli olay

7-VAHİY GELİŞİ Yer ve Zaman – İLK MÜSLÜMANLAR

8-MEKKE DÖNEMİ 12 önemli olay

9-HİCRET Kuba MEDİNE DÖNEMİ 5 önemli olay

-Giriş – Mescid – Sözleşme – Kardeşlik – Ezan

10-Peygamberimizin SAVUNMA SAVAŞLARI

Hüdeybiye anlaşma maddeleri

Mekke Fethi AF OLAYI

11-VEDA HUTBESİ Maddeleri

Mekke ve Kabe’nin kuruluşu. M.Ö.2000 Hz.İbrahim Filistinden geldi Eşi Hz.Hacer ile bebek İsmaili çölde bıraktı. Hacer, Safa Merve arası koştu su aradı, zemzem çıktı. Hz.İbrahim yıllar snora gelip oğlu ile Kabeyi inşa etti Hacerul-Esved’i yerleştirdi. M.S.5.yy da

Peygamberimizin dedelerinden Kusayy tarafından Mekke kuruldu. Zamanla Tevhidden çıkıp putlarla dolduruldu

Fil vakası. Peygamberimizin doğumundan 52 gün önce Yemen valisi Ebrehe, kilise yaptırdı ilgi görmedi, Kabeyi yıkmak için fillerle geldi, bütün develere el koydu. Abdülmuttalip develerini istedi

Ebrehe alay edince: Ben Develerimin sahibiyim. Kabe’nin sahibi onu korur” dedi. Yıkmak için saldırınca Ebabil denen pençelerinde gagalarında taşlar olan kuşlar belirdi, orduyu telef ettiler.

1. Hz. Muhammed’in Doğduğu Ortam 40

Arap Yarımadasında putperestlik vardı. (Cahiliye dönemi) Putlar Allaha aracı şefaatçi kabul ediliyordu.

Allah’a şirk koştukları için Müşrik, puta tapmayıp Hz.İbrahim dinine bağlı olanlara Hanif deniyordu. Tevhidi (Allah”ın birliği) esas alana Tek Allah”a inanana Muvahhid denir.

— Kölelik vardı, kadınlar satılır kız çocukları gömülürdü.

— Kabileler arasın kan davası, savaş ve barış ayları vardı.

— Şiir ve hitabet ileriydi.

— Zayıf olanlar ezilir malları çalınırdı.

— Ahlaki çöküntü vardı. Bazı evlere işaret konur, kadınlar çocuğu olunca beraber olduğu dilediği erkeği baba seçerdi.

— İçki kumar tefecilik ve fal yaygındı.

— Peygamberimiz hem Tevratta hem de İncil’de müjdelenmişti.

”Rab Sina’dan yöneldi (Hz.Musa), Sair’de tecelli etti (Hz.İsa) Faran dağlarında (Mekke) parladı” Tesniye,33/2

“Hz.İsa: Ben gidiyorum ki Faraklit-Alemin reisi gelsin!” Yuhanna ,14/30

— Peygamberlerin ortak 5 temel sıfatı:

1-Sıdk-doğruluk,

2-Emanet-Güvenirlilik,

3-Tebliğ-Vahyi eksiltmeden eklemeden duyurmak,

4-Fetanet-Üstün akıl gücü,

5-İsmet-Günahsızlık

2. Hz. Muhammed’in Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği 43

— Hz.Muhammed, 571’de Mekke’de doğdu.

—Doğumdan 2 ay önce babası Abdullah’ı kaybetti.

—4 yaşına kadar süt annesi Halime’de,

—6 yaşına kadar annesinde,

—Anne vefatından sonra 8 yaşına kadar dedesinde,

—Evleninceye kadar amcası Ebu Talipte kaldı. (Amcaları Hamza Abbas Zübeyr ve inkarcı Ebu Lehep)

— Doğduğunda olağanüstü olaylardan söz edilir: Mecusilerin ateşi sönmesi, Save gölünün batması, Semave nehrinin taşması, İran Kisra sarayı yıkılması, putların devrilmesi gibi.

— 12-15 yaşlarında amcalarıyla çıktığı Şam yolculuğunda Rahip Bahira tarafından fark edildi, geri götürülmesini önerdi. 17 yaş Yemen, Zübeyr ve Abbas ile ticaret yolculuğu

1— 20 yaşlarda arkadaşıyla sözleştiği yerde 3 gün bekledi, arkadaşı hatırlayınca gitti O’nu beklerken gördü, sadece beni beklettin dedi.

2— Çevresi ondaki güzel ahlakı gördü Muhammedül-Emin Güvenilir Muhammed ismini verdi.

3— Haksızlığa uğrayan ve yardıma muhtaç olanlara destek amaçlı kurulan Hılfül-Fudûl’da (Erdemliler sözleşmesi) çalıştı.

4— 20’li yaşlarda Kabe Hakemliği yaptı. Yıpranan Kabe tamirinden sonra Hacerul-Esved’in yerine konması konusunda ileri gelenler çatışma yaşayacaktı,ilk geleni hakem yapalım dediler. Muhammed gelince sevindiler. Peygamberi- miz yere yaygı yaydı taşı üzerine koydu yerine kadar taşıttı taşı yerine koydu.

5— 25’li yaşlarda, 40 yaşındaki Hatice’nin kervanlarıyla ticaret yaptı. Dürüstlüğü ve başarısı sonucu Hatice O’na evlenme teklif etti.

Çocukları: Zeynep Rukiye Ümmügülsüm Fatıma, Abdullah, Kasım, İbrahim. Fatımadan olan torunları Hasan Hüseyin.

— Peygamberimizin soyu Hz.İbrahim’in oğlu Hz.İsmail’den gelmiştir. Hz.İsmail’in annesi Hz.Hacer Peygamberimize beşik olarak Mekke’yi kurmuştu.

3. Hz. Muhammed’e Vahyin Gelişi 46

İlk vahiy:

610 – 27 Ramazan – Kadir gecesi Mekke – Nur dağı – Hira mağarası

Alak süresi ilk 5 ayet:

-“Yaratan Rabbinin adıyla oku!

– O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.

– Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

– O, insana kalemle yazmayı öğretti.

– İnsana bilmediği şeyleri öğretti.”

(5 mesaj: Allah rızası insanlık yararı için-Kuran Evren İnsan kitaplarını-oku-yaz-öğren öğret)

İlk ayetlerin gelmesinden 6 ay sonra “Ey örtüsüne bürünen kalk ve insanları uyar!” emriyle Hz.Muhammed çevresine tebliğe başladı.

 İlk Müslümanlar: Hz.Hatice, Hz.Zeyd, Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ali

*****MEKKE DÖNEMİ*****

1— Gizli davet dönemi 3 yıl sürdü. ibn-i Erkam isimli sahabenin evinde toplanarak inen ayetleri okur üzerinde etüd ederlerdi. Bu sosyal taktikti, insanları endişelendirmemek.

2— Açıktan davet: “Yakın akrabanı uyar” ayetiyle bir tepeye çıkan Peygamber çevresine Güvenilir olduğunu (Dağın arkasında düşman var desem inanır mısınız: Evet! Şeklinde) hatırlattıktan sonra putlara tapmamaları, bir olan Allah’a inanmaları konusunda davette bulundu. Ebu Lehep alay etti elin kurusun dedi.

3— İşkence dönemi. Açıktan davetle Bilal-i Habeşi gibi ezilen köleler, Müslüman olmaya başlayınca müşrikler işkence ile caydırma politikasına başladı Bilal, sıcak kumda üzerine taş koydular Allah Ahad dedi, Ebu Bekir para verdi kurtardı

4— İlk şehit aile: Yasir eşi Sümeyye. Oğul Ammar putları söyledi ellerinden kurtuldu

5— Habeşistana iki Hicret. İşkenceden kurtulmak için ilk hicret Hristiyan Kral Necaşye.i onlardan Hz.İsa’yı dinledi müslüman oldu

6— Alay hakaret ve iftira. Kimse Peygambere yalancı iffetsiz veya haksızlık yaptı diyeme miş, Kuran’ın mucize sözleri karşısında, gökten haber alıyormuş sihire kapılmış kahin diye alay ettiler.Tükürenler olduğu gibi üzerine pis işkembe atanlar da, geçtiği yollara diken taş ve ateş koyanlar da oluyordu, ayaklarını taşlayanlar da.

7— Rüşvet teklifi: Putlar müşriklere hem prestij hem de gelir sağlıyordu, kölelik kabileci lik vazgeçilmezleriydi. Amcasına gelip: “Muhammed putlarımıza dokunmasın istediği serveti verelim, istediği kadınları seçsin, isterse reisimiz olsun!” dediler. Hz.Muhammed: “Bir elime güneşi değerine ayı verseniz davamdan vazgeçmem! “dedi.

8— Boykot-dışlama taktiği: Hz.Ömer ve Hz.Hamza gibi toplumun güçlü lider tipleri de müslüman olunca, müslümanları 3 yıl boyunca bir bölgede hapsetti aç susuz bıraktılar.

9— Hüzün senesi: Peygamberimiz hayatının iki dinamiği olan eşi Haticeyi amcası Ebu Talibi kaybetti, çok hüzünlendi.

10— Taif seferi ve taşlanması: En kederli günlerinde bile insanları düşündü ve inancı anlat mak için gittiği köyde taşlandı ama asla beddua etmedi,meleğin ceza teklifini reddetti.

11— İki Akabe (tepe) biatı (sözleşme) Peygamberimizin, Medineden gelenlere Allahı anlatması İle inanan 7 ve70 kadar kişi, Peygamberimizi ve çevresini Medineye davet ederek ona ve davasına sahip çıkma sözü vermişlerdi. İlk öğretmen Mus’ab b. Umeyr

12— Mirac – göğe yürüyüş ve Namaz: Böylesi Allah ve insanlık için çile çeken Nebisini Allah huzuruna davetle ödüllendirdi, Mekkeden Kudüse sonra semalara yükseldi ve o yükselmeyi göstermek için namaz merdiveni hediyesi ile geri döndü.

4. Hz. Muhammed’in Hicreti

Hicret: 622 yılında gerçekleşti. Müşriklerin işkencesi dayanılmaz hal aldı inançlarını da yaşayamıyorlardı ayet le Hicret izni geldi. Önce azar azar Sahabe ayrıldı. Sonra Peygamberimiz Hz.Ebu Bekirle gizlice yola çıktı. Peygamberimiz elinde bulunan emanetleri sahiplerine verilmek üzere Hz.Ali’ye verdi ve onu yatağına yatırdı. O sırada müşrikler de suikast için geldi. O’nu göremediler. Ardına düştüler başına ödül koydular.

Peygamberimiz Sevr mağarasına sığındı. Örümcek ağ ördü güvercin yuvasındaydı. Müşrikler bu durumda içeri girmiş olamaz deyip döndüler. Ebu Bekir telaşlandı, Peygamberimiz üzülme Allah bizimle buyurdu. Medine’ye gelmeden Kuba köyünde ilk mescidi yapıldı, ilk Cuma namazı kılındı. Sosyalleşme toplumsallaşma başlıyordu.

*****MEDİNE DÖNEMİ*****

 

5. Hz. Muhammed’in Toplumsal Barışa Yönelik Etkinlikleri 53

1— Medineye Giriş: Peygamberimiz Taleal bedru aleyna şiiriyle karşılandı Herkes evine almak istiyordu, devesi Hz.Ebu Eyyub el Ensari’nin evinin önünde çöktü geçici olarak onda misafir oldu ve Nebi mescidi inşa edildi.

2— Mescid-i Nebevî: Bu Peygamber mescidinin yarısı ibadete yarısı eğitim için ayrıldı buraya Suffe dendi. kendisine de bir küçük oda yapıldı. Tarihi külliyelerin ve evrensel eğitimin temeli atıldı. Burada sosyal ekonomik hukuki askeri bütün konular görüşülürdü.

3— Medine sözleşmesi Yahudi ve Hristiyanlarla yapıldı. Barış içinde olacak ve dış tehlikele re karşı beraber savunma yapacaklardı. Kavgalı Evs ve Hazrec sulh içinde yaşayacaktı.

4— Ensar-Muhacir kardeşliği. Medineli yardım edenler Mekke’den göç edenler. Peygamberimiz bir Mekkeli ile bir Medineliyi kardeş ilan etti. Ensar maddi varlığının yarısı nı teklif etti , onlar çalışmayı seçtiler. Kardeşlik ve paylaşıma örnek: Bir tas çorbayı talebe ye içirdiler, aile aç kaldı. Üç Sahabe son nefesinde suyu birbirine havale etti.

5— İlk ezan iki üç Sahabenin aynı rüyayı görmesi Peygamberin de onayıyla Bilal-i Habeşi tarafından okundu.

6. Hz. Muhammed’in İslam’ı Yayma Çabaları 54

Bedir Uhud Hendek: Müşrikler Hicret edenlerin arkada bıraktığı bütün mallarını yağmaladılar kalan Müslümanlara işkenceye devam ettiler.

Bazı Yahudilerle ve Münafıklarla işbirliği içinde idiler ve Müslümanların gelişmesine engel olmak için hazırlandılar.

Üç savaşta ve diğerlerinde Peygamberimiz daima savunma ve en az kan dökmeye yönelik taktikler uyguladı. Tarih araştırmacıları 10 yıllık Medine dönemin de savaşlarda ölenlerin sayısının 300 den az olduğunu tespit etmişlerdir.

Peygamber Fetanetinin (Akılları aşan Peygamber aklı) diğer uygulaması en olumsuz durumu en olumluya çevirme becerisi şeklindedir. Bedir esirlerinin okuma yazma öğretmesi karşılığı serbest bırakılmasını istemiştir. Peygamber yakınlarını kaybetmesine rağmen ileriki dönemde kimseye intikam duygusuyla ceza vermediğini görürüz. Amcası Hamza’yı parçalayan Vahşi’nin Müslüman olmasını sağlamıştı

Hudeybiye anlaşması. Müslümanlar 6 senelik hasretle Kabe’yi ve ailelerini ziyaret etmek istiyordu. 1400 kişi silahsız ve 70 kurbanlıkla geldi

Mekkeliler önledi ağır şartlarla 10 yıllık anlaşmaya zorladılar. Peygamberimiz biat aldı.

Hüdeybiyye anlaşmasının maddeleri:

*Seneye 3 günlüğüne gelecek boş şehire girecekler

*Mekkeliler diledikleri kabilelerle anlaşabilecek

*Sığınan Mekkeli geri verilecek Müslüman sığınırsa geri verilmeyecek

(ardından zinciriyle kaçanlar oldu geri çevrildiler, çölde oluşum başladı)

*Anlaşma metnin deki Muhammed Rasulüllah yazısını sildirdiler

*Sulh döneminde geniş çevrede inanç aydın lanma sohbetleri gelişti

*Halid bin Velid gibi 300 savaş kaybetmemiş komutan müslüman oldu

*İslamın güzellikleri hoşgörüsü çevre kabilelere duyurulmuş oldu

*Bizans Mısır İran vb yerlere elçiler gönderildi evrenselleşme adımları atıldı

Mekke’ye giriş. 2 yıl sonra bir Müslüman gruba silahlı saldırı yapılınca anlaşma bozulmuş oldu. Kan dökülmeden Mekke’ye girilmesi için gizlice hazırlıklar yapıldı. Yakın tepeye 10 bin ateş yakıldı. Yöneticiler geldi görüşüldü sulh önerildi. Emanlar verildi. 4 ayrı kapıdan girildi. Peygamberimiz 3 kişiyle ayrıldığı Mekke’ye 10 yıl sonra 10 bin Müslümanla giriş yaparken güçlü bir kumandan gibi değil başı eyere değecek kadar önde mutevazı giriyordu.

Peygamberimiz Genel af ilan etti.Hz.Yusuf’un kardeşlerini affetmesi gibi.Amcası Hamza yı öldüren Vahşi’yi affettiğini ilan ettiği gibi 3-4 kez mektup göndererek Müslüman olarak dönmesini sağladı. Kabe Putlardan temizlendi. Peygamberimiz Mekke yönetimini yine bir Mekkeliye bırakıp Medine’ye döndü. Asla zulüm yapılmamış İnanç ve fikir özgürlüğü sağlanmıştı. Vefatı da hayatı ve Mekke’ye girişi gibi sade oldu, bir kilim mirası yoktu.

Aynı yere defin oldu. Kabrine Ravza-i Mutahhara-Tertemiz bahçe dendi

7. Veda Hutbesi’nde Evrensel Mesajlar 55

Peygamberimizin Veda Hutbesi: İnsan hakları evrensel beyannamesinden 14 asır evvel insanlığa seslenen Peygamber Efendimiz:

*Lailahe illallah gerçeğini duyurun

*Rabbe dönüp sorgulanacaksınız*Sizler kardeşsiniz

*Adem’den topraktansınız eşitsiniz

*Arabın arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah’a saygıdadır.

*Kadınların hakkını gözetin sizin gibi onların da üzerinizde hakları vardır

*Emanetlere riayet edin

*İki emanet bırakıyorum Kur’an ve Sünnetim (Ehl-i Beyt), bunlara uyarsanız şaşırmazsınız

*Allah’a ortak koşmayın

*Cana kıymayın

*Zina etmeyin

*Hırsızlık yapmayın

*Cahiliye adetle rini bırakın

*Kan davaları kaldırılmıştır

*Can mal namus Mekke gibi mukaddestir.

*Tefecilik yapmayın

*Kimse başkasının suçuyla suçlanamaz

*Yarın beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz? Vazifemi yaptım mı? Evet ya Rasulallah! Vazifeni yaptın! Şahit ol! Ya Rab! şeklinde ifadelerde bulundu.

8. Hz. Muhammed’in Vefatı 58

Hz. Peygamber Veda Haccı’nı yapıp Medine’ye döndü, hastalandı. Namazları kıldırmak için mescide bile çıkamadığı için yerine Hz. Ebu Bekir’i görevlendirdi. 27 Mayıs 632’de hastalanan Hz. Muhammed, 8 Haziran 632’de 63 yaşında vefat edip Hakk’ın rahmetine kavuştu. Vefatı anında ellerde bulunan elini çekerek Allhümme er-refîka’l a’lâ (Allah’ım senin yüce yakınlığın) sözünü buyurdu.

Herkes üzülüyor, kimse onun öldüğüne inanmak istemiyordu. İnsanlar onun vefatını kabullenmekte zorlanıyorlardı.

Hz. Ebu Bekir metanetini toplayarak Hz. Muhammed’in odasına girdi. Hz. Muhammed’in cansız bedenini gördü. Kendini tutamayarak ağladı. Daha sonra dışarı çıkıp gözyaşlarını sildi. Hz.Muhammed’in evinin önünde toplanan insanlara şöyle seslendi: “İnsanlar, kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Kim ki Allah’a tapıyorsa bilsin ki o ölümsüzdür.

Ayet: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan evvel nice peygamberler gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse siz gerisin geriye dönecek misiniz? Kim geri dönerse Allah’a bir zarar veremez…”

Bu konuşmadan sonra Müslümanlar sakinleşti. Hz. Peygamberin cenaze ve defin işlemlerine başlandı. Bu arada Müslümanların ileri gelenleri toplanıp Hz. Ebu Bekir’i halife seçtiler.

Hz. Ali ve Hz. Abbas’ın oğulları Fâdıl ve Kusem, Abdurrahman bin Avf ve Üsame bin Zeyd, Hz. Peygamberin naaşını büyük bir özenle yıkayıp kefenlediler. Müslümanlar gruplar hâlinde Peygamberimizin cenaze namazını kılıp dualar ettiler. Hz. Peygamber aynı gün eşi Hz. Ayşe’nin odasına defnedildi. Onun defin işlerinin yapılmasında da Hz. Ali’nin önemli hizmetleri oldu. Medine’de,

Mescid-i Nebi’nin içinde bulunan Hz. Peygamberin kabri, “Ravza-i Mutahhara (Tertemiz cennet bahçesi)” olarak da adlandırılmaktadır.

HADİS: “Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah / Kur’an, biri Âl-i Beytim.”( Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26)

HADİS: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”(Hâkim,1/93).

——————————————————————————-

9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/

——————————————————————————–

2.DÖNEM 1.SINAV

KONULARI SORULARI

4.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: VAHİY VE AKIL

4. ÜNİTE: KUR’AN VE ANA KONULARI

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI                                                                

 1-Hangi kutsal kitap hangi Peygamber Hangi Din?

2-Suhuf nedir hangi Peygambere ne kadar?

3-Kur’an’ın 5 ana özelliği nedir?

4-İlk vahiy nerede ne zaman gelmiştir?

5-İlk gelen 5 ayet anlamı ve 5 mesajı nedir?

6-Kur’an’ın yazılması ve ezberlenmesi nasıl oldu?

7-Kur’an’ın kitap olması kimin zamanında niçin nasıl oldu?

8-Kur’an’ın çoğaltılması kimin zamanında niçin nasıl oldu?

9-Ayet, sure, cüz ve Kur’an’daki sayıları nedir?

10-Vahiy, hadim, mukabele, tecvit, hafız, meal, tefsir, müfessir nedir?

11-Kur’an konuları nelerdir? Temel 3 ana konu nedir?

12-Kur’an’ın yasakladığı olumsuz davranışlardan altısı?

13-Mevlana M.Akif ve Y.Emre’nin Kur’an’ı değerlendirmesi?

14-Örf ve adetlerin özelliklerini yazınız?

15-Olumlu ve olumsuz örf ve adetlerden 5’er tane yazın?

16-Fert ve toplum değerleriyle ilgili 3 ayet 3 hadis yazın?

17-Dinimizin koruduğu insan haklarını ayet ve hadisle?

DERS SUNUM PLANI

1-KUTSAL KİTAPLAR-SUHUF

2-KUR’AN ANLAMI-ÖZELLİKLERİ

3-İLK VAHİY nerede ne zaman 5 AYET ve mesajı

4-KUR’AN EZBERLENİŞİ – YAZILMASI

5-KUR’AN KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ – ÇOĞALTILMASI

6-AYET-SURE-CÜZ tanım sayı

7-Hatim, mukabele, tecvit, hafız, müezzin, Meal, Tefsir

8-İSLAM İLİM DALLARI Alimleri

9-KUR’AN KONULARI

10-OLUMSUZ 6 DAVRANIŞI BELİRTEN AYETLER

11-KUR’AN Mevlana M.Akif Y.Emre

12-ÖRF ve ADET tanım ÖZELLİKLER Hurafeler

13-DEĞERLER Ayet Hadisler

14-DİN ve İNSAN HAKLARI İnsanın 5 korunması

1. İslam Dininin Temel Kaynağı: Kur’an-ı Kerim 64

4 Kutsal Kitap – Peygamber – Din

Tevrat – Hz.Musa‘ya – (Yahudilik-Musevilik)

Zebur – Hz.Davut’a – (Yahudilik-Musevilik)

İncil – Hz.İsa‘ya – (Hıristiyanlık-İsevilik)

Kur’an-ı Kerim – (İslamiyet-Müslümanlık)

Allah’ın, dört kutsal kitaptan başka Vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. 4 peygambere gönderilmiştir.

Hz.Adem 10 shf

Hz.Şit 50 sf

Hz.İdris 30 shf

Hz.İbrahim 10 shf… Toplam =100 shf

KUR’AN ANLAMI: Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.

AYET: “Ey Muhammed! Cebrail sana Kur’ân’ı okurken, acele ederek onunla beraber dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak şüphesiz bizim işimizdir. Biz onu Cebrail’e okuttuğumuz zaman, sen onun okuyuşunu izle” (Kıyâme,16-18).

Kur’ân-ı Kerim’in özlü tarifi şöyledir: Yüce Allah, tarafından Hz. Muhammed’e arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, mushaflarda yazılı, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile sona eren kelâmıdır.

Kur’an melek Cebrail aracılığıyla ve vahiy yoluyla Yüce Allah tarafından Hz.Muhammed’e indirilmiştir.Ayetlerin gönderilmesine Vahiy adı verilir.

AYET: “… Onu (Kur’an’ı) çok güçlü ve sağlam kavrayışlı olan (Cebrail) öğretmiştir…”(1)

Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde, “Ey halk, size öyle bir şey bırakıyorum ki onasımsıkı sarıldıkça yanlış yola sapmazsınız. O da Allah’ın kitabı Kur’an ve Resulünün sünnetidir.” O, bütün Müslümanlar için bir hidayet kaynağıdır.

AYET: “…(Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.”

AYET: “Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir…” Kur’an-ı Kerim içerdiği öğütler, emirler ve yasaklarla insanları iyiliğe, güzelliğe ve doğruluğa yöneltir.

AYET: Biz onu (Kur’an’ı), öğüt alsınlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.”  buyrulur. Kur’an’ın sade, açık bir dili vardır. “

AYET: “Biz onu, Kur’an olarak insanlara ağır ağır okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık ve onu aşama aşama indirdik.” İsrâ/106

AYET: “… O (Kur’an) müminler için şifa ve rahmettir…”

Kur’an-ı Kerim Yüce Allah tarafından, insanların okuyup anlaması için gönderilmiştir. Onu bilinçli bir şekilde okuyan Müslüman hurafelerden, batıl inançlardan uzak durur.

Yüce Allah’ın tek ve eşsiz yaratıcı olduğunu öğrenir. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu kavrar, davranışlarında bunu her zaman dikkate alır. Kötü davranış lardan kaçınır; dürüst, adaletli, güvenilir bir insan olmaya özen gösterir. İslam’ı öğrenmede, öğretmede, yaşamada Kur’an’ın ne kadar önemli olduğunu kavrar. Onu okuma, anlama çabası içinde olur. Gerek Arapçasından gerekse dilimize yapılmış çevirilerinden okuyarak İslam’ın ilkelerini anlamaya özen gösterir.

O, kendisine inananları, bilinçli bir şekilde okuyup yoluna uyanları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştırır. Böylece Müslümanlar için rahmet kaynağı olur.

Dinimizin ilkeleri en kolay ve açık şekilde Kur’an’dan ve sünnetten öğrenilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için Kur’an’ı bilinçli bir şekilde okumak ve anlamak gerekir.

KUR’AN’IN TEMEL ÖZELLİKLERİ:

1-Orjinaldir. Tevrat ve İncil gibi tahrife uğramamış ve insan sözü karışmamıştır.

2-Evrenseldir. Bütün zamana mekana ve insanlara gelmiştir.(Ali İmran,138)

3-İlahi teminat: Kıyamete kadar ilahi teminat-korunma altındadır.(Hicr.9)

4-İki dünyayı kucaklar, hayatın her alanına anlam amaç ve denge getirir.

5-İçi dışı üçlü birey, gelişmiş huzurlu toplum ve uygarlık oluşturma (İnanç, ibadet, ahlaki evrensel) ilkeleri sunar.

*Vahiy: Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Peygambere verilen mesajlar

2. Kur’an-ı Kerim’in Tarihi 65

KUR’AN’IN Nüzulü-İNİŞİ

*İlk vahiy  610/27 Ramazan/Kadir gecesi

Mekke’de/Nur dağında/Hira mağarasında geldi.

*İlk ayetler: Alak süresi.1-5

1-Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2-O, insanı “embriyodan” dan yarattı

3-Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.

4-O, kalemle yazmayı öğretendir,

5-İnsana bilmediğini öğretendir.

Beş ayette beş mesaj:       

Oku, Yaz,Öğren-Öğret,

Neyi: Üç kitabı; Kur’an’ı, Evreni, İnsanı

Niçin: Allah rızası insanlık yararı için

AYET:  Kuran insanlığa Rahmet açıklama yol gösterici öğüt, Ruha şifa kalbe gıda akla ışık hayata rehber (Ali İmran,158-Yunus,57)

KUR’AN’IN YAZILIŞI-KİTAPLAŞMASI-ÇOĞALTILMASI

*Peygamberimiz hayatında gelen ayetleri ve süreleri sıralamasını da göstererek, Vahiy katiplerine yazdırdı. Papirüs, taş, kemik, yaprak malzemesi üzerine.

*Ayet ayet 23 yılda geldiğinden binlerce insan iyice ezberliyordu ve sürekli okuyor etüd ediyorlardı.

(Babilliler zamanında Kudüs yangınında tevrat yok oldu, Ezra isimli katip kendi yazdı, ciltlerce ekleme oldu. 325’te İznik’de yüzlerce incil yok edildi 4’ü alındı. Tevrat ve incil çoğu tahrif edilmiştir ve insan yazmasıdır.Bakara 59,75,79)

*Peygamberimizin vefatından bir yıl kadar sonra, Hafızların azalması sebebiyle, Hz.Ömer teklif etti ve Kuran, bir komisyon (Zeyd bin Sabit başkanlığında) ve bilenlerin teftiişi altında ilk kez kitap haline getirildi, buna iki kapak arası sahifeler anlamında Mushaf dendi.

*15 yıl kadar sonra Hz.Osman zamanında, İslam coğrafyasının genişlemesi, farklı kültürlerin müslüman olması, farklı şivelerle değişik okumaların baş göstermesi üzerine, birliği sağlama ve asıl tek kaynaktan öğrenme adına Kur’an 7 adet çoğaltılarak belirli merkezlere gönderildi. Bir tanesi Topkapı sarayı müzesinde

Kur’an Hz. Muhammed’e bir defada topluca değil, yaklaşık 23 yıllık bir zaman diliminde aşama aşama indirilmiştir. Bazı kimseler onun bu şekilde indirilişini eleştirmişler hatta bu konuda Peygamberimize ithamda bulunmuşlardır.

Kur’anda, “İnkâr edenler: ‘Kur’an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?’ dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.”  buyrularak onlara cevap verilmiştir. Bu sayede Kur’an-ı Kerim daha iyi anlaşılıp uygulanmıştır.

Hz. Muhammed’e ilk vahiy Mekke’de 610 yılının 27 Ramazan Kadir Gecesi’nde Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda gelmiştir.

İlk gelen vahiyler Alak suresinin ilk beş ayetidir. Bu ayetlerde Allah’ın adıyla okumak emredilmekte, Allah’ın bazı sıfatlarından söz edilmektedir. Yüce Allah daha sonra da zamana ve gelişen şartlara göre Hz. Peygambere vahiy göndermeye devam etmiştir.

KUR’AN’IN EZBERLENMESİ VE YAZILMASI

Hz. Muhammed kendisine vahyedilen ayetleri hemen ezberlemiştir. Ayrıca gelen ayetleri hemen vahiy kâtiplerine dikkatle yazdırmış, yazılanları da kontrol etmiştir.

Böylece Kur’an-ı Kerim, indirildiği andan itibaren hem ezberlenerek hem de yazılarak kayıt altına alınmıştır.

Ayrıca Kur’an’ı Peygamberimiz dışında birçok sahabe de ezberlemiştir. Böylece bütün insanlığa yol gösteren bir hidayet ve öğüt olan Kur’an korunmuştur.

AYET: “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” mealindeki ayette de bu gerçeğe işaret edilir.

Hz. Peygamber her yıl ramazan ayında Cebrail’le buluşmuş, kendisine o güne kadar inen ayetleri okumuştur.Peygamberimizin vefat ettiği yıl bu iş, karşılıklı iki kez tekrar edilmiştir. Bu olay ramazanlarda Mukabele şeklinde yaşatılmaktadır.

Kur’an ayetleri düz beyaz taşlar, kürek kemikleri, deri parçaları, papirüsler ve ağaç kabukları gibi malzemeler üzerine yazıldı.  Böylece yaklaşık 23 yıl boyunca yazılıp biriktirilen bu malzemeler olduğu gibi korundu.

KUR’AN’IN  KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ

Hz. Peygamber döneminde, vahiy sürecinin devam etmesi nedeniyle Kur’an-ı Kerim kitap hâline getirilemedi.

Hz. Peygamber 8 Haziran 632’de vefat edince sahabenin ileri gelenleri toplanıp Hz. Ebu Bekir’i halife seçtiler. Onun halifeliği döneminde Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen birçok sahabe şehit oldu.

Hz. Ömer başta olmak üzere bazı kimseler, Kur’an’ın korunması konusunda kaygılanmaya başlamıştır. Bu konudaki endişelerini Halife Hz. Ebu Bekir’e aktarıp ondan, Kur’an’ın iki kapak arasında toplanmasını istediler.

Ebu Bekir önce, “Hz. Peygamberin yapmadığı bir işi ben nasıl yaparım.” diyerek tereddüt etti ancak daha sonra bu teklifi uygun buldu. Hz. Ebu Bekir, vahiy kâtiplerinden biri olan Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon oluşturdu. Oluşturulan komisyon, Zeyd bin Sabit başkanlığında özenli bir çalışma yaparak Hz. Peygamberin öğrettiği, ezberlettiği şekilde Kur’an sure ve ayetlerini düzenledi, bunları sıraya koydu.

Bu süreçte her bir ayeti, sureyi tek tek kontrol etti. Yapılan çalışma sonunda Kur’an-ı Kerim iki kapak arasında toplandı. Komisyon bu çalışmayı yaparken Hz. Ali’ye ait Kur’an örneğinden de faydalandı. Çünkü Hz. Ali bir vahiy kâtibiydi. Kur’an’ı ezbere biliyordu. Üstelik kendisi için onun yazılı bir örneğini de muhafaza ediyordu. İşte Hz. Ebu Bekir zamanında Kur’an’ın iki kapak arasında toplanmış olan bu ilk nüshası “Mushaf olarak adlandırılır.

Kur’an’ın yazılmasını sağlayan Vahiy kâtipleri’nden bazıları:

• Hz. Ebu Bekir • Hz. Ali

• Hz. Ömer • Abdullah bin Zeyd

• Hz. Osman • Muâviye

KUR’AN’IN  ÇOĞALTILMASI

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Kur’an’ın toplanması, çoğaltılması vb. açısından herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Çünkü Hz. Ömer döneminde daha çok fetihlerle uğraşılmıştır. Bu dönemde İslam coğrafyası iyice genişlemiştir. Hz. Ömer, vefat etmeden önce Hz. Ebu Bekir tarafından kendisine emanet edilen Mushaf’ı kızı Hz. Hafsa’ya vermiştir.

Hz. Osman döneminde İslam coğrafyası iyice genişlemiş, Müslümanların sayısı artmıştı. Farklı milletlerden, farklı kültürlerden birçok kimse Müslüman olmuştu. Değişik bölgelerde ki lehçe farklılıkları nedeniyle Kur’an ayetleri de farklı okunuyordu. Bu durum halk arasında tartışmalara neden oluyordu. Şikâyetler Hz. Osman’a kadar ulaştı. Artık Kur’an’ın çoğaltıl ması bir ihtiyaç hâline gelmişti.

Hz. Osman tıpkı Hz. Ebu Bekir’in yaptığı gibi Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon oluşturdu. Bu komisyon Kur’an’ı çoğalttı. Hz. Osman yeni Kur’an nüshalarını o günün önemli merkezleri olan Mekke, Kûfe, Basra, Yemen ve Bahreyn’e gönderdi. Bunlardan bir örnek de Medine’de bırakıldı. İşte bugün dünya üzerinde milyonlarca Müslümanın elinde, kütüphanelerinde, bilgisayarlarında bulunan Kur’an o günkü örneklerin aynısıdır. Böylece Kur’an-ı Kerim indirildiği andan itibaren günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan geldi ve korundu.

3. Kur’an’la İlgili Bazı Kavramlar 68

Kur’an-ı Kerim bütün Müslümanlar için temel dinî kaynaktır. Dolayısıyla her Müslümanın

Kur’an’ı okuyup anlamaya önem vermesi gerekir. Onun okunması ve anlaşılmasıyla ilgili bazı kavramlar vardır. Bunlardan bir kısmı Kur’an’ın iç düzeni, okunması ve anlaşılması, bir kısmı da yorumlanmasıyla ilgilidir.

3.1. Kur’an’ın İç Düzeni ile İlgili Kavramlar 68

AYET:  Sözlükte; işaret, alamet, delil vb. anlamlara gelir.

Dinî bir terim olarak ise ayet, Kur’an surelerini oluşturan vahiy ifadelerinden her birine uzun veya kısa cümlelere kelimelere ve harflere verilen addır.

Kur’an’da birkaç harften oluşan ayetler olduğu gibi bir kelimeden oluşan ayetler de vardır. Kur’an ayetleri farklı uzunluktadır. Bunlar içerisinde bir sayfayı bulan ayet de bulunmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık olarak 6214-6666 ayet vardır. Farklı rakamlar durak sayıları  besmelenin ayet oluşu yani ayetlerin numaralandırılmaları gibi konulardan kaynaklanır.

Bakınız ttp://www.sorularlaislamiyet.com/qna/1269/kuran-da-6666-ayet-var-mi.html

Ayetler vahiy meleği Cebrail’in Peygamberimize öğrettiği şekilde sıralanmıştır. Çünkü Cebrail, Hz. Muhammed’e gelen ayetlerin hangi surede yer alması gerektiğini de bildirmiştir.

SÜRE: sözlükte; yüksek konum, mevki vb. anlamlara gelmektedir.

Terim olarak ise Kur’an-ı Kerim’i oluşturan, kendi içinde bir anlam bütünlüğü bulunan, farklı sayıda ayetlerden

meydana gelen bölümlerden her birine sure denir.

Kur’an-ı Kerim’de 114 sure bulunur. Bunlardan en uzunu 286 ayetten oluşan Bakara, en kısası ise üç ayetten meydana gelen Kevser suresidir. Her surenin kendine özgü bir adı vardır. Sureler adlarını genellikle içinde geçen bir olay, olgu, durum, kişi veya konudan alır. İbrahim, Meryem, Kevser, Hac, Mâide vb. sure adları buna örnek olarak gösterilebilir. Mesela Kıyâme suresi ağırlıklı olarak kıyameti konu edinir. İbrahim suresinde ise daha çok Hz. İbrahim’le ilgili bilgi ve anlatımlar yer alır.

Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi Fâtiha, son suresi ise Nâs’tır. Sureler besmele (Bismillâhirrahmânirrahîm) ile birbirinden ayrılır. Tevbe suresi hariç bütün surelerin başında besmele ifadesi yer almaktadır.

Sure ve ayetler için ortak olan bir husus da Mekkî ve Medenî kavramıdır. Hz. Muhammed’in peygamberliğinin yaklaşık on iki yılı Mekke’de, on yılı aşkın bölümü de Medine’de geçmiştir. Bu nedenle Mekke’de inen ayet ve sureler Mekki, Medine’de inenler ise Medeni olarak adlandırılmaktadır. Bu niteleme sadece ayetlerin nerede indiğini belirlemek içindir. Bir sure içerisinde hem Mekki hem de Medeni ayetler bulunabilir. Ayetlerde olduğu gibi surelerin Kur’an-ı Kerim’de yer alan sıralaması da Peygamberimiz tarafından yapılmıştır.

CÜZ: Sözlükte; bölük, parça, kısım, bütünü oluşturan parçalardan her biri gibi anlamlara gelir.

Dinî bir terim olarak ise cüz; Kur’an-ı Kerim’in 20’şer sayfadan oluşan her bölümüne verilen addır. Kur’an’da toplam 30 cüz vardır. Camilerde, Kur’an kurslarında, kütüphanelerde vb. ortamlarda cüzler hâlinde ciltlenmiş Kur’an-ı Kerim’ler bulunmaktadır. Bu cüzler Kur’an okumak, ezberlemek isteyenlere pratik kullanım açısından büyük kolaylıklar sağlamaktadır.

DURAK: Ayetler arası veya ayet ortası durma yeri

3.2. Kur’an’ın Okunması ile İlgili Kavramlar 70

Hatim: Hatim, sözlükte; son, sona erdirmek, bitirmek gibi anlamlara gelir. Dinî anlamda ise Kur’an-ı

Kerim’in baştan sona bir kez okunmasıdır.Özelikle ramazan aylarında, camilerde ve evlerde hatimler indirilir. Okunan mukabeleler sonunda Kur’an hatmedilmiş olur. Bunun ardından da dua edilir. Okunmuş olan Kur’an’ın

sevabı katılanlara, yakınlara ve vefat etmiş Müslümanlara bağışlanır. Ülkemizde hatim sonunda lokum, tatlı vb. ikram etmek de gelenek hâline gelmiştir.

Mukabele: Sözlükte yüzleştirme, karşılık verme, karşılaştırma vb. anlamlara gelen mukabele kavramı dinî bir terim olarak ise Kur’an’ı bir kişinin okuması, diğerlerinin de okunan bölümleri takip etmesi demektir. Toplumumuzda, ramazan ayında camilerde ve evlerde mukabele okunur. Müslümanlar bu ay boyunca genellikle camilerde bir araya gelerek düzenli bir şekilde Kur’an’dan her gün bir cüz okumaya önem verirler. Böylece ramazan ayı sonunda Kur’an bütün olarak baştan sona bir kez okunmuş olur.

Mukabele geleneği Hz. Muhammed zamanına dayanır. Çünkü Hz. Muhammed her yıl ramazan ayında Cebrail’le buluşur, o güne kadar inen ayetleri ona okurdu. Peygamberimiz vefat etmeden önce 632 yılında bu uygulama iki kez tekrar edilmiştir.

Tecvid: Tecvit sözlükte; süslemek, güzelleştirmek, bir şeyi güzel yapmak gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak da tecvit; Kur’an-ı Kerim’i usulüne uygun olarak doğru ve güzel bir şekilde okumak demektir. Tecvit aynı zamanda bir ilim adıdır. Kutsal kitabımızda yer alan, “Kur’an’ı tane tane oku.” ayeti, Peygamberimizin bazı hadisleri Müslümanları Kur’an okuma konusunda hem özenli olmaya hem de bilimsel çalışmalar yapmaya yönlendirmiştir. Bu çalışmalar sonunda Kur’an’ın Arap dilinin inceliklerine uygun olarak doğru ve güzel bir şekilde okunmasını konu alan tecvit ilmi doğmuştur.

Hafız: Hafızlık, sözlükte korumak, saklamak anlamına gelir. Dinî bir terim olarak ise Kur’an-ı Kerim’i baştan sona ezberlemek demektir. Tıpkı mukabele gibi hafızlık geleneği de Hz. Peygamber dönemine dayanmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber Kur’an’ı ezberlemiştir. Onunla birlikte bazı sahabelerin de Kur’an hafızı olduğu bilinmektedir.

Hafızlık geleneği geçmişten bugüne hâlen sürdürülmektedir. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar Kur’an’ı okumaya, anlamaya olduğu gibi ezberlemeye de önem vermektedir. Örneğin ülkemizde bazı Kur’an kurslarında, camilerde hafızlık çalışması yapılmaktadır

Müezzin: Camide ezan okuyan kamet getiren tesbihleri çektiren camiyle ilgilenen görevli

3.3. Kur’an’ın Anlaşılması ve Yorumlanmasıyla İlgili Kavramlar 71

Meal: Kur’an’ın Arapça aslından başka bir dile çevrilmesine tercümesine “meal” denir.

Tefsir: Tefsir, sözlükte yorumlamak, açıklamak, şerh etmek gibi anlamlara gelir. Dinî bir kavram olarak

ise Kur’an ayetlerinin kapsamlı bir şekilde açıklanıp yorumlanması demektir.

Müfessir: Kur’an’ı açıklayan bilgin. Ünlü türkçe tefsir: Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 10 cilt

*****İSLAM İLİM DALLARI*****

1 TEFSİR: Kur’an’ın uzmanları (MÜFESSİR) tarafından, geniş bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasıdır.

Asırlar öncesinden son bir iki asırda ve günümüzde ortaya çıkan ve gelecekte çıkacak olan Bilimsel gerçekler ve teknik buluşlar da asırlar evvelinden tefsir kitaplarında belli oranda belirtilmiştir.

2 HADİS: Peygamberimizin söz ve davranışlarını inceleyen kitaplaştıran açıklayan ilim alanıdır. İlim adamlarına MUHADDİS denir

3 KELAM: Kur’an ve Hadis’lere dayanarak AKIL açısından Dinin inanç esaslarını inceleyen ilim alanıdır. İlim adamlarına MÜTEKELLİM denir

4 FIKIH: Kur’an ve Hadis temel alınarak İbadetlerin ve Hukuk konularının incelenmesidir. İlim adamlarına FAKİH denir.

5 TASAVVUF: Kur’an veHadislerden yola çıkarak Nefsin terbiyesi İbadet ve zikirle Allah’a yakınlaşma ve güzel ahlak sahibi KAMİL İNSAN olma yolunda disiplinler hazırlayan ilim alanı. İlim adamlarına MUTASAVVIF denir

6 SİYER-İSLAM TARİHİ: Peygamberimizin ve Sahabenin hayatını inceleyen İslamın doğuşu ve tarihi sürecini ihceleyen ilim alanı.

Kur’an’ı açıklayıp yorumlayacak olan kişide aranan bazı nitelikler.

Arapçayı iyi bilmek,

Kur’an’ın indiği dönemin sosyal, ekonomik, dinî ve kültürel özelliklerini bilmek,

Hadis, Fıkıh, kelam vb. İslami ilimlere vâkıf olmak,

Çağın gelişmelerinden, bilimsel alandaki yeniliklerden haberdar olmak.

Müfessir Kur’an ayetlerini çağın gerçeklerine ve günümüz insanının ihtiyaçlarına

cevap verecek şekilde tefsir etmeli tekrara düşmemelidir.

4. Kur’an-ı Kerim’in Belli Başlı Konuları 72

*İnanç esasları. Tevhid-Allah’ın birliği. Madde ötesi varıklar ve olaylar. Ruh, melek, cin, mahşer cennet cehennem…

*İbadet konuları. Namaz oruç zekat hac dua tefekkür zikir

*Ahlak ilkeleri. Yalan gıybet iftira haset alay kusur araştırma gibi negatif davranışlar. Her çeşidiyle iyilik yapma, kardeşlik, affetme paylaşma yardımlaşma gibi pozitif davranışlar.

*Helaller-Haramlar. Cinayet, hırsızlık, zina, içki, kumar, faiz, fal bakma, domuz eti, ölü hayvan eti, kan, haram kazanç yolları, israf etmeme gibi yasak davranış sınırları…

*Peygamberler ve toplumları. İbret verici olaylar, kıssalar.

* İnsanlar arası ilişkiler, aile ve toplumsal yaşam ile ilgili sosyal ekonomik hukuki idari evrensel ilkeler.

*Kainat, güneş sistemi,dünya-doğa olayları, hayvanlar ve tefekkür

*Bilim alanlarına yönelik proje modelleri ve teşvikler.

Bizler iman, ibadet ve ahlak esaslarını öncelikle Kur’an’dan öğreniriz. Cennet-cehennem, ahiret, diriliş, dünya hayatının anlamı hakkında da bizleri yine bu yüce kitap bilgilendirir.

Ayrıca Kur’an’da, toplumsal hayatın barış içinde sürdürülmesi açısından sonderece gerekli olan öğütler de yer alır. Adaletli olma, yalan ve hileden kaçınma,başkalarının hakkına saygı gösterme, komşularla iyi geçinme, fakirlere yardım etme bunlardandır.

Kur’an bizlere nelere inanmamız gerektiğini de bildirir.Örneğin Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak gerektiğini haber verir.

Ayrıca kutsal kitabımız Yüce Allah’a karşı sorumluluklarımız konusunda da bizleri aydınlatır. Namaz, oruç, zekât, sadaka, hac, amel-i salih vb. ibadetler hakkında açıklamalar yapar.

İslam dini insanların hem bireysel hem de toplumsal hayatına yön verir. Bunedenle Kur’an’da aile ilişkilerinden ticaret hayatına, güzel söz söylemektenakrabalarla iyi geçinmeye kadar pek çok konuda emir, ilke ve öğütler bulunur.

Ancak Kur’an’ın içeriği, ayetlerin yoğunluğu dikkate alındığında bazı konulara daha çok yer verildiği görülür. Bunlar inanç, ibadet ve ahlaktır.

***DEĞERLENDİRME***  KUR’AN’DA HER ŞEY VAR MIDIR?

Kur’an’ın temel amacı İnsanın iman ibadet ve ahlak sahibi, ebedi hayatını da kazanan güzel bir insan haline getirmektir.

Ayrıca insanı din açısından sorumluluk sahibi yaptığı gibi dünyadaki gelişmelerini sağlayacak AKIL veİRADE verilmiştir.

Bu sebeple Kur’an her şeyi detaylı açıklasaydı hem okunamaz ciltlerce kitap haline gelirdi hem de AKLIN veriliş amacı kalmazdı.

Ayrıca Kur’an kıyamet noktasına kadar gelecek insanlar için konuşur. Önceki asırlara göre konuşsaydı bu asrın ve gelecek asrın insanlarına göre modası geçmiş sayılırdı. Uzay çağının insanlarına göre konuşsaydı geçmiş asrın insanları onu anlaşılmaz ilan edeceklerdi.

SONUÇ: Kur’an amaç ve ihtiyaca göre insanlığın gelişmesini hesaba katarak işaret yollu ve ANA İLKELER halinde her şeyden bahsetmektedir denebilir.

4.1. İnanç 72

Kur’an-ı Kerim’de en çok üzerinde durulan konulardan biri inançtır. Çünkü Kur’an’ın hemen hemen her sayfasında, her suresinde inançla ilgili bir vurgu, öğüt veya uyarı yer alır. İnsanlar evrenin yaratıcısı olan Yüce Allah’ın varlığına, birliğine inanmaya çağrılır. Allah’ın eşi ve benzeri olmayan tek ilah olduğu belirtilir.

AYET: “Sizin ilahınız, yalnızca, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.”

AYET: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı yer ve gök (bunların düzeni) kesinlikle bozulup gitmişti. Arşın Rabb’i olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan uzaktır.”

Tarih boyunca bütün peygamberler insanları öncelikle TEVHİD‘E (Allah’ın birliği), ona iman edilmesi ve şirkten uzak durulması gerektiği konusunda uyarmışlardır.

AYET: “Ey Muhammed! De ki ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah’tan başka tanrı yoktur.”

AYET: “Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür.’ diyenler inkarcı oldu. Hâlbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse ant olsun onlardan inkâr edenlere elbette elem dolu bir azap dokunacaktır.

İMANIN ŞARTLARI

İslam dininde inanç esasları sadece Allah’a imandan ibaret değildir. Bunun dışında meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere ve ahirete de inanmak gerekir.

AYET: “Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık”. (Kamer Suresi,49)

AYET: “Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır”. (Kamer Suresi, 52)

AYET: “Küçük büyük herşey satır satır (yazılı)dır”. (Kamer Suresi, 53)

AYET: “Peygamber, Rabb’i taraından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler).Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.

AYET: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.”

Bu ayetten de anlaşılacağı gibi Müslüman, Kur’an’da yer alan inanç esaslarının hepsini kabul etmelidir. Bunlara inanmalı, inanç esasları arasında herhangi bir ayrım yapmamalıdır.

4.2. İbadet 74

AYET: “(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabb’idir. Şu hâlde ona kulluk (ibadet) et; ona kulluk etmek için sabırlı ve metanetli ol…”

AYET:Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” Zariyat/56

AYET: “Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle birlikte rükû edin.”

AYET: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”

AYET: “… Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…”

4.3. Ahlak 74

AYET: “Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.”

HADİS:  “Ben ancak yüksek ahlaki değerleri tamamlamak için gönderildim.”

AYET: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya , ellerinizin altında bulunanlara (… hizmetli ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”

AYET: “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.”

AYET: “Yeryüzünde kibirle böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.” İsrâ/37

AYET: “Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”

AYET: “Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin…” Nisâ/86

AYET: “Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir.” Şûrâ/43

ALAY ETMEK – AYIPLAMAK – KÖTÜ LAKAP

AYET: “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” Hucurat/11

ZAN (Olumsuz düşünce)TECESSÜS (kusur araştırma) GIYBET (Dedikodu)

 

AYET: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” Hucurat/12

5. Kültürümüzde Kur’an’ın Yeri ve Önemi 76

İslamiyet, 610-632 yılları arasında Hz. Muhammed’e gelen vahiyler çerçevesinde oluşmuş ilahî bir dindir. Bu din Arap Yarımadası’nda ortaya çıkmış, kısa sürede Irak, Şam, Yemen, Mısır, bütün Orta Doğu ve Orta Asya’da yayılmıştır. Farklı milletlere mensup farklı dilleri konuşan pek çok insan Müslüman olmuştur. Türkler de bunlardan biridir.

Atalarımız VIII. yüzyıldan itibaren Müslüman olmaya başlamışlar, X. yüzyıla gelindiğinde ise kitleler hâlinde İslamiyeti benimsemişlerdir. Bu din, milletimiz tarafından büyük bir sevgi ve saygı görmüş, canı gönülden kabullenilmiştir. İslam dininin temel kaynağı Kur’an’ın ise kültürümüzde ayrı bir yeri ve önemi olmuştur.

Toplumumuzda Kur’an ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ülkemizde hemen hemen her evde bir Kur’an bulunur. Bu kutsal kitap işlemeli kaplar, çantalar içinde veya kütüphanelerin en üst raflarında muhafaza edilir.

Herkes Kur’an’ı eline alırken besmele çekmeye, mümkünse abdestli olmaya, onu büyük bir saygıyla okumaya özen gösterir. Kur’an okuyacak kişiler onu bir rahle veya masa üzerine koymaya, belden aşağıya tutmamaya dikkat eder.

Birçok şehirde genç kızların çeyizlerine işlemeli kaplar içinde Kur’an-ı Kerim de konur.

Ramazanda, önemli gün ve gecelerde Kur’an okumaya ayrı bir önem verilir. Özellikle ramazan günlerinde, evlerde ve camilerde mukabeleler okunur, hatim indirilir. Bütün bunlar kültürümüzde Kur’an’a verilen önemi gösterir.

Ünlü mutasavvıf, düşünür, âlim ve şairlerimiz de konuşmalarında, eserlerinde, şiirlerinde Kur’an’ın öneminden, onun yüce bir kitap oluşundan bahsetmişlerdir.

Hoca Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaş Veli, Mehmet Âkif Ersoy, Hasan Basri Çantay bunlardan bazılarıdır.

Hacı Bektaş Veli bir sözünde, “Allah’ın kitaplarına ve Kur’an’a inanman imandandır.” demiştir.

Hoca Ahmet Yesevî Kur’an hakkında şunu söylemiştir:

Benim hikmetlerim ferman-ı Sübhân

Okuyup anlasan manay-ı Kur’an.

Böylece o, hikmetlerinde Allah’ın emirlerini dile getirdiğini, bunları Kur’an ayetlerinden esinlenerek yazıldığını vurgulamıştır.

Ünlü düşünür ve mutasavvıf Mevlana bir sözünde, “Ben yaşadığım sürece Kur’an’ın kölesiyim. Ben seçkin Muhammed’in yolunun toprağıyım.”

Mevlâna Kur’an-ı Kerim’in ahlaka, edepli olmaya verdiği önemi de şöyle belirtmiştir:

Âdemoğlunun eğer edepten nasibi yoksa âdem değildir.

Âdemoğluyla hayvan arasındaki fark edeptir.

Gözünü aç da bak cümle Kelâmullah’a,

Kur’an’ın bütün ayetlerinin manası edepten ibarettir.

Hasan Basri Çantay ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır gibi âlimlerimiz ise hayatlarının büyük bölümünü Kur’an’ın anlaşılmasına vakfetmişler, bu doğrultuda çalışmalar yapmışlardır. Hasan Basri Çantay Kur’an’ın daha iyi anlaşılması

için “Kur’an-ı Hakîm ve Meal-i Kerim” adlı eseri yazmıştır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ise Cumhuriyetten sonra yazılmış ilk meal ve tefsir olan “Hak Din Kur’an Dili” isimli eserin müellifidir.

Millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy da birçok şiirinde Kur’an’ın amacı ve öneminden, onun nasıl anlaşılması gerektiğinden bahsetmiştir. Aşağıdaki dizeler buna örnek olarak gösterilebilir.

Hani Kur’an’daki ruhun şu heyulada izi?

Nasıl İslam ile birleştiririz kendimizi.

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.

İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!

Büyük mutasavvıf, şair ve düşünür Yunus Emre de bir dörtlüğünde şöyle demiştir:

Kaf Dağı zerrem değil,

Ay ve güneş bana kul,

Hakdır aslım şek değil,

Mürşid Kur’an bana.

Onun bu konuyla ilgili başka bir dörtlüğü de şöyledir:

Her kim Kur’an bilmedi,

Sanki cihana gelmedi,

Derdine derman bulmadı,

İşlerine pişman ola.

ÖĞRENME ALANI: AHLAK VE DEĞERLER

5.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

5. ÜNİTE: DEĞERLER

1. Değer Nedir ve Nasıl Oluşur? 82

Her milletin, her toplumun kendine özgü değerleri vardır. Bir milletin, toplumun veya toplumsal grubun benimsediği, olumlu tepki verdiği duygu, düşünce ve davranış kalıplarının her birine “değer” denir.

Değerler insanların bunları beğenip uygulaması ve devam ettirmesiyle oluşur.

Hoşgörü, büyüklere saygı gösterme, yardımlaşma, misafirperverlik birer değerdir.

Toplumsal hayatta insanlar tarafından beğenilen, uygun görülen, faydalı olduğuna inanılan

davranış kalıpları ve uygulamalar zaman içerisinde bir kural olarak kabul edilir. Bunun sonucunda

da değerler oluşur.

Her toplumda güzel-çirkin, iyi-kötü veya helal-haram vb. şeklinde nitelenen bazı davranışlar, uygulamalar vardır. İşte insanları böyle nitelendirmeler yapmaya yönelten temel unsur değerlerdir.

Güzel-çirkin dediğimizde sanatsal, iyi-kötü dediğimizde ise ahlaki değerler akla gelir. Şu helaldir, bu haramdır diyen kişi ise dinî değerlere göre görüş açıklamış olur. Buradan anlaşılacağı gibi değerler dinî, ahlaki, sanatsal, kültürel, millî vb. şekillerde sınıflandırılabilir.

Toplumdan topluma, milletten millete değişen değerler söz konusu olabilir. Bunun yanında

hemen hemen her toplumda kabul edilen, pek çok devletin onayladığı evrensel değerler de vardır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi buna örnek olarak gösterilebilir.

Değerlerin maddi ve manevi iki yönü olabilir. Örneğin Edirne Selimiye Camisi, İstanbul Süleymaniye Külliyesi, Erzurum Çifte Minareli Medrese gibi yapılar hem maddi hem de manevi yönü olan değerlerdir. Bunlar; taştan, tahtadan yapılmış mimari eserler olarak maddi, milletimiz için taşıdığı anlam bakımından manevi değerler olarak kabul edilir.

Değerlerimizi korumamız, yaşatmamız toplumsal birlik ve bütünlüğümüz açısından son derece

önemlidir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak her birimiz dinî, ahlaki ve millî

değerlerimize sahip çıkmalıyız.

2. Değerlerin Oluşumuna Dinin Etkisi 83

Topluma yön veren, insanların davranışları, alışkanlıkları, ilişkileri, uygulamaları, konuşmaları vb. üzerinde etkisi olan en önemli değer dindir. Kültürün önemli ve vazgeçilmez bir unsuru olan dinin; ahlaki değerler, örf ve âdetler üzerinde de önemli bir etkisi vardır.

2.1. Örf ve Âdetlerin Dinle İlişkisi 83

Her milletin kendine özgü örf ve âdetleri vardır. Esasen bir milleti millet yapan, onu başkalarından ayıran, varlığını devam ettirmesini sağlayan temel unsurlardan biri örf ve âdettir.

Örfler; yasalar tarafından belirlenmeyen, halkın kendiliğinden uyduğu, benimsediği davranış biçimleri ve yerleşik kurallardır.

Adetler: Halkın kendiliğinden uyduğu gelenekler ise âdet olarak adlandırılır.

Örf ve âdetleri kesin sınırlarla birbirinden ayırmak kolay değildir.

Örfler: Akrabaları ziyaret

etmek, anne ve babaya saygı göstermek, yaşlılara, kimsesizlere yardımcı olmak, komşularla iyi

geçinmek toplumumuzda yaygın olan örflere örnek olarak gösterilebilir. Düğün, nişan ve sünnet

töreni yapmak da birer örftür.

Adetler: Düğün ve sünnet törenlerinin yapılış şekli ise bir âdettir. Bayram kutlamaları, misafirlikte uyulması gerekli kurallar da âdetlere örnek olarak gösterilebilir.

Örf ve âdetlerin özellikleri:

-Bir milleti başka milletlerden ayıran özelliklerdir.

-Bireyin davranışlarına yön veren güdülerdir.

-Fertlerin iyiliği için gerekli olduğuna inanılan prensiplerdir.

-Toplumun ihtiyaçlarını karşılayan olgulardır.

-Toplumu birleştiren olgulardır.

-Uzun bir süreç içinde ve kendiliğinden ortaya çıkar.

-Yasaların aksine bunlar toplumun beğenisi ve uygun bulmasıyla oluşur, nesilden nesile aktarılır.

-Örfler, âdetlere göre daha kesin ve bağlaycı özelliğe sahiptir. Âdetler zaman içinde değişebilir ancak örflerin değişmesi neredeyse imkânsızdır.

-Örf ve âdetlere uymayan kişiler toplum tarafından kınanır, dışlanır.

Kültürün en önemli ögelerinden biri dindir. Din hem başlı başına bir değer alanı hem de kültürün diğer ögelerini etkileyen önemli bir unsurdur. Doğal olarak örf ve âdetlerle din arasında

oldukça yakın bir ilişki vardır. Toplumumuzda yaygın olan pek çok örf veya âdet dinden etkilenmiştir.

Örneğin yeni doğan çocukların sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması, genç kızların çeyizlerine Kur’an-ı Kerim konulması, kız istemeye gidenlerin “Allah’ın emri, Peygamberin kavli (sözü)yle” diyerek söze başlaması, ansızın gelen misafirlerin “Tanrı misafiri” olarak nitelendirilmesi dinîn örf ve âdetler üzerindeki etkisini gösterir.

Selamlaşmak güzel bir âdettir. Toplumumuzda pek çok insan, selamlaşmak için “Selamün aleyküm.” ifadesini kullanır. Kendisine selam verilen kişi de “Ve aleyküm selam.” diyerek karşılık verir. Yolculuğa çıkan yakınlarımızı, “Allah’a emanet ol!” diyerek uğurlamak, bayramlarda mezarlıkları, ölmüş yakınlarımızı ziyaret etmek, onlar için dua okumak vb. örnekler örf ve âdetler ile din arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Batıl hurafe davranışlar

Toplumumuzda İslam’ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan bazı örf ve âdetler de görülebilmektedir.

Ağaçlara bez bağlamak, dilek dilemek, türbelerde mum yakmak, burada yatan ölülerden medet ummak vb. buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak dinimizin ilkeleriyle bağdaşmayan bu gibi âdetlerden uzak durmak gerekir.

*****Batıl hurafe davranışlar listesi*****

Hurafeler, Bidatler ve Batıl İnançlardan Örnekler (DİKAB)

 

Bid’atler: Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar. Mevlit okutmak…

Batıl İnançlar: Dinde kesinlikle yeri olmayan, fakat günlük hayatta dinin bir parçasıymış gibi gösterilen ve gerçekte dindışı olan, hatta dinin özüne ters düşen kimi inanç ve davranış biçimleri. Nazar boncuğu takmak gibi

Hurafeler: Sonradan uydurulan ve genellikle İslâm’ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini ifade eden hikâyeler.

Ağaçlara çaput bağlamak, dilekte bulunmak, çocuk istemek ve fayda göreceği inancı

Akşam ve yatsı ezanları okunurken köpek ulursa o civarda biri ölür.

Arabanın önünden tavşan geçmesi uğursuzluktur.

Arife günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker vs.

At nalının uğurlu sayılıp, kapılara asılması inancı

Ateşle oynayan çocuk altını ıslatır.

Ay ve güneş tutulması büyük ve ünlü kişilerin ölümüne işarettir.

Ay ve güneş tutulursa o yıl kıtlık olur, savaş ve karışıklıklar çıkar.

Ayakta pantolon giymek yoksulluğa işarettir.

Ayın 13. günü uğursuzdur.

Ayna kırılması uğursuzluktur; aynanın kırıldığı ev yedi sene iflâh olmaz denir.

Bardağın kırılmasının hayra alamet olduğunun söylenmesi.

Başı ağrıyan bir kadın camiye gider; yazması ile camiyi süpürür ve yazmayı tekrar başına örterse ağrısı geçer.

Başlık parası, toprak bastı parası.

Baykuş, kara karga kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar.

Baykuşun ötmesi, bacaya konma ve uçmasından, tavşanın kaçmasından horozun vaktinden evvel ötmesinden, köpeğin ulumasından çeşitli manaların çıkartılması.

Bazı kabir ve türbelere kurban adamak

Bebek ayak tabanından öpülürse erken yürür.

Bir evden ölü çıkarsa o evdeki su kapları boşaltılır. Eğer boşaltılmazsa AZRAİL suları ellediği için biri gene ölebilir.

Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.

Bir kimseye süt verilirken içine bir parça kömür ve yeşil yaprak atılmazsa, hayvanın sütü kesilir.

Bir şeyi kırk kere söylersen olur.

Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.

Boyu ölçülen çocuk kısa kalırmış!

Büyükleri karşılamak için, seyahat için v.s, kurban kesip kanını akıtma

Cenaze çıkan evde 40 gün ışık yakılır. Ruh geldiğinde odasını aydınlık bulsun diye.

Cenaze geçerken tırnaklara bakılmaz.

Cenaze merasimlerinde müzikli aletler çalma ve çelenk gönderme adeti (Hıristiyanlık adetidir.)

Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir şişeye konup habersiz sarhoşa içirilirse içkiyi bırakır.

Cenazeleri götürürken yüksek sesle zikirler, tekbirler, ağıtlar yapma inancı

Cincilik, falcılık, muska, nazar boncuğu takmak, kurşun dökmek.

Cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır,

Cuma günü ev süpürmek günahtır,

Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.

Cumartesi günü yorgan kaplanırsa, sahibinin ölüsü o yorganın üstünden kalkarmış inancı

Çamaşır kazanı uzun süre ateşte bırakılmaz, bırakılırsa o evden cenaze çıkar denir.

Çamaşır kazanında uzun süre atlet bırakılırsa o evden cenaze çıkar.

Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir.

Çarşamba günü yorgan kaplayan hastalanır.

Çeşitli beklentilerinden dolayı duvarlara ayakkabı ve hayvan kafası asma inancı

Çocuğu yaşamayan bir kadın bir yatıra “Bunu sana sattım” der ve kurban kestirir. Çocuk dünyaya gelince eğer kız ise adını satı, oğlan olursa Satılmış koyar. Aksi halde çocuğu yaşamaz.

Çocuğun göbeği,cami duvarına veya avlusuna gömülürse dindar, medresenin bahçesine (okulun) veya avlusuna gömülürse âlim, ahıra gömülürse malcı olurmuş. Ayrıca suya atılırsa huyu temiz, evin içinde bir yere gömülürse gözü dışarıda olmazmış.

Çocuğun kırkı çıkmadan tırnağı kesilirse ya arsız ya da hırsız olurmuş.

Çocuğun üstünden atlanırsa boyu kısa kalır.

Çocuk çamaşırları gün batımına kadar dışarıda kalırsa çocuk büyülenir.

Çocuk doğan evden kırk gün dışarıya bir şeyin verilmemesi,

Doğum yapan kadın yedi gün çocuğunun yanından dışarı çıkmaz. Çıkarsa cinniler gelir çocuğu götürür. Başka bir çocukla değiştirir.

Doğuran kadının (lohusanın) bulunduğu yere süpürge, Kur’ân, soğan, sarımsak aşılırsa “alkansı” lohusa ve çocuğa zarar vermez.

Dört yapraklı yonca bulanın talihi açılır.

Elden ele makas alınmaz.

Eller birbirine bağlanmaz, bağlanırsa kısmetin kesilir denir.

Erkek çocuğun kesilen ilk saçı atılmaz, bereketi artsın diye babasının cebine konur.

Ezan okunurken köpek uluması, karga ve baykuş ötmesinin uğursuzluk sayılması.

Falan ağaca çaput bağlanırsa dert ve tasalar gider inancı

Gece ayağı ile oynayanın anne veya babası ölür.

Gece ev süpürülürse fakirlik gelir,

Gece kapı arkasında oturan, iftiraya uğrar.

Gece sakız çiğnenmez, çiğneyenler için ölü eti yiyor denir.

Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.

Gece tırnak kesilirse ömür kısalır.

Geceleri aynaya bakılmaz.

Geceleri dikiş dikmenin,tıraş olmanın, tırnak kesmenin, sakız çiğnemenin uğursuzluk ve günah sayılması.

Gelecek hakkında gaibi bildiklerini söyleyen kişilere inanma

Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.

Gök gürlerken buğday anbarlarına el ile vurulursa hasat çok olurmuş.

Gökkuşağının altında geçen cinsiyet değiştirir.

Güneş battıktan sonra ev süpürülmez, uğursuzluk gelir.

Haftanın belli günlerinde işe başlamanın, temizlik yapmanın ve sefere çıkmanın uğursuzluk sayılması.

Hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak

Hapse giren, ölmüş birinin yüzüğünü takarsa çabuk çıkar.

Hıdrellez , Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı

İki bayram arasında nikah yapmamak, ( Peygamberimiz, Hz. Ayşe ile iki bayram arasında evlenmiştir.)

İki bebek kırkı çıkmadan aynı odada bulundurulmaz. Bulundurulursa birinin büyüyeceğine diğerinin kısa boylu kalacağına inanılır, buna “kırk basar” denir.

İki gelin aynı eve alınmaz.

İnsan üzerinde giysi söküğü dikilmez.

İnsanın önünden kara kedi geçmesi uğursuzluk sayılır.

Kabe’den başka, falan yeri ziyaret eden, yarı hacı olur sözü

Kabristanda definden sonra şeker dağıtılma inancı

Kahve içen oğlan çocuğunun bıyıkları çıkmaz, köse kalır.

Kapı eşiğinde iyi değildir diye oturmamak.

Karı-koca arasını bulmak için muhabbet muskaları yaptırma inancı.

Kayan yıldız ölüme işarettir.

Kaybolmuş malı bulmak için sahtekar hoca ve cindarlara gitme inancı.

Kırkı çıkmamış bebek sokağa çıkarılmaz, mezarlığın yanından geçirilmez; tersi yapılırsa “kırk basar” denir.

Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.

Kötü bir haber duyduğu veya söylediği vakit eliyle bir yere tıklama inancı

Kuş pisliği başa düşerse para gelecek denir.

Küçük çocuk apış arasından bakarsa eve misafir gelir.

Leyleği havada gören o yılı durmadan gezerek geçirir, yerde gören evinde oturur.

Makas ağzı açık kalırsa kefen biçmeye yarar.

Merdiven altında geçilmesi uğursuzluktur.

Mezar taşlarına resim yaptırma inancı

Mezarlara elini yüzünü sürmek, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmek.

Misafir gidince veya yolculuğa çıkan olduğunda arkasından su dökme inancı

Misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir,

Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.

Nazara uğrayan kişi, kuşkulandığı insanın saçından, ayakkabısından veya elbisesinden habersiz bir parça kesip yakarak dumanı ile tütsülenirse nazarı geçer.

Nazardan korunmak veya kurtulmak için çeşitli nazar boncukları, diş, kemik, tırnak gibi nesneleri takmak

Nevruz (bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı

Nikah kıyarken evlenen çiftlerin birbirlerinin ayaklarına basması.

Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş.

Ölü evinin, gelenlere yemek yedirme inancı

Ölü helvası dağıtmak, yemek vermek.

Ölü yıkandıktan sonra kazan ters çevrilmezse bir başkası daha ölür.

Ölülere kurban kesme ve yardım bekleme inancı

Ölünün kırkıncı ve elli ikinci gecesinde helva dağıtılması inancı

Ölünün yıkandığı yerde yedi gece mum yakılır.

Önünde “beş taş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş.

Pazar günü çalışmak uğursuzluktur.

Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçerse işi rast gitmez.

Salı günü başlanan işler yarıda kalır.

Salı günü yola, çıkılmaz, çamaşır yıkanmaz inancı

Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.

Şimşek çakarken kırmızı giysi giyilmez.

Tavşan, tilki ve kara kedi yolu keserse, uğursuzluk gelir.

Tenasüh diğer bir deyimle reenkarnasyon (öldükten sonra ruhun başka bedenlere girmesi) inancı.

Terlik veya ayakkabı ters çevrilirse o evden ölü çıkar.

Türbe ve tekkelere mendil bağlamak, çaput bağlamak, para atmak, horoz adamak, tuz ve şekerler dağıtmak ve bunlarla birlikte ölülerden bir şeyler beklemek.

Yemin eden kişi, yemin ederken sağ ayağını kaldırırsa yemini kabul olmaz.

Yeni doğan bebeğin ağzına üflenirse cana yakın olur.

Yeni doğan bebeğin eline kalem tutturulur.

Yeni doğan çocuğun ilk dışkısı yattığı odanın eşiğine veya beşiğinin altına konursa cadı zarar vermez, nazar da değmez.

Yeni doğan çocukların bahtının güzel olması için çocuğu tekkeleri ve türbeleri gezdirip, tuz, şeker, helva yedirme adeti.

Kemalettin ERDİL ANKARA 1988 ( Kısaltılarak alınmıştır.) Bazı ilaveler yapılmıştır.

2.2. Ahlaki Değerlerin Dinle İlişkisi 85

Ahlak; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları olarak tanımlanır.

Ahlak, kültürün manevi ögelerinden biridir. İnsanın dürüst, güvenilir, güzel huylu, adaletli, anlayışlı ve kibar olmasını amaçlar. Dürüstlük, güvenilirlik, yalan söylememek, adaletli olmak, küçükleri sevmek, büyüklere saygı göstermek, görgü kurallarına uymak, temizlik, alçak gönüllülük, emanetleri korumak vb. ahlakın önem verdiği kurallardandır.

Bunlar, dinî açıdan da dikkat edilmesi gereken ilkelerdir. Çünkü tıpkı ahlak gibi din de insanlara kötülüklerden kaçınmayı, yalan söylememeyi, hile yapmamayı, emanetleri korumayı, insanlara saygı göstermeyi, başkalarının kusurunu araştırmamayı öğütler.

Ölçü ve tartıyı tam yapmak, adalete önem vermek, kimseye lakap takmamak, dedikodu yapmamak vb. de dinin öğütlerinden bazılarıdır. Bütün bu örneklerden de anlaşılacağı gibi ahlaki değerlerle İslam’ın öğütleri ve ilkeleri arasında büyük benzerlikler vardır.

Kültürün iki önemli ögesi, iki ayrı değer alanı olarak din de ahlak da insanların iyiliklere yönelmesini, güzel huylar edinmesini amaçlar. Toplumda sevgi, saygı, hoşgörü, barış ve huzur ortamının gerçekleşmesinde dinî ve ahlaki değerlerin önemli bir rolü vardır. Din, daha kapsamlı ve kuşatıcı bir değer alanı olarak ahlakı da içerir. Ahlaktan yahut ahlaki değerlerden yoksun bir din anlayışı İslami açıdan kabul edilebilir bir şey değildir.

HADİS: Hz.Peygamber bir hadisinde, “İslam güzel ahlaktır.”

Millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy ise bir şiirinde,

“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır;

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” diyerek din ile ahlak arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir. Ahlaki değerlerin yaşanmasında, Allah korkusunun önemini vurgulamıştır.

3. Kişilik Gelişiminde Değerlerin Etkisi 86

Kişi toplumda sevilen, sayılan biri olmak istiyorsa kişilikli, şahsiyet sahibi bir insan olmalıdır. Bunu sağlayan temel unsur değerlerdir.

Toplumu aileler, aileleri ise fertler oluşturur. Dolasıyısya her fert öncelikle aile ortamını tanır. Dinî ve ahlaki değerleri, örf ve âdetleri burada görür. Aile çocuğunu iyi huylu, güzel ahlaklı, inançlı, bilgili bir insan olarak yetiştirmeye önem verir. Ona dürüst, adaletli, hoşgörülü, başkalarının haklarına saygılı bir insan olmayı öğretir.

Gerektiğinde başkalarına yardım etmeyi, Allah’a inanmanın önemini, ibadetleri, emaneti korumayı, kötü huylardan ve alışkanlıklardan kaçınmayı kavratır. Her aile çocuğunun dürüst, güvenilir, cesur, anlayışlı, çalışkan, millî ve manevi değerlerine bağlı bir insan olarak yetişmesi için çaba harcar. Onun kişilikli bir insan olmasını ister. Kişilikli bir insan olmanın yolu ise değerlere bağlılıktan geçer.

AYET:  “O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”

AYET: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi veinsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…”

AYET: “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

AYET: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.”

HADİS: “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

HADİS:– Ey Allah’ın Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? diye sordum.

“Dilinden ve elinden müslümanların güvende olduğu kimse” cevabını verdi.

Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26; Müslim, Îmân 64, 65. Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirimizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11

Değerlerine önem veren bireylerden oluşan aileler güçlü, dirençli olur. Yardımlaşmaya, dayanışmaya önem verir, zorluklara, sıkıntılara birlikte göğüs gerer. Böylesi ailelerden oluşan toplum ise yarınlara güvenle bakar, kendi özelliklerini, kültürel değerlerini korur, her zaman ayakta kalır.

HADİS: “Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz.” (Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, 1/113)

*****FERT VE TOPLUM DEĞERLERİ 40 HADİS*****

Hadis-i şerifte: “Kim ümmetime dini işlerine dair kırk hadis hıfzediverirse, Allah Teâlâ onu alimler zümresinde haşreder…. Ben de kıyamet gününde ona şahid ve şefaatçi olurum” buyurulmuştur.

1- Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

(Buhârî, İ lm, 12; Müslim, Cihâd, 6.)

2- İslâm, güzel ahlâktır.

(Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225)

3- İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16)

4- Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

(Tirmizî, Birr, 55)

5- Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

(Tirmizî, İlm, 14.)

6- Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

(Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.)

7- Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî,.)

8- İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

(Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58).

9- Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

(Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.)

10- (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

(Tirmizî, Birr, 58.)

11- İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

(Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6. )

12- (Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

(Müslim, İ mân, 95 )

13- Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

(Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.)

14- İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

(Tirmizî , Fedâilü’l-Cihâd, 12.)

15- Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

(İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.)

16- Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

(Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.)

17- Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.)

18- İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

(Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.)

19- İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

(İbn Mâce, Ruhûn, 4 .)

20- Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

(Tirmizî, Cum’a, 80.)

21- Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.

(Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.)

22- ( Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

(Tirmizî, Birr, 36.)

23- Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

(Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.)

24- Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

(Tirmizî, Birr, 3.)

25- Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.

(İbn Mâce, Dua, 11.)

26- Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.

(Tirmizî, Birr, 33.)

27- Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “ Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

(Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.)

28- Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.

(Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66)

29- Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

(Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50. Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.)

30- Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben ( Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

(Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141)

31- Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

(Buhârî, Edeb, 57, 58.)

32- (İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

(Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144)

33- Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

(Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75)

34- Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden yada affedilmedikçe) cennete giremezler.

(Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.)

35- Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.

(Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41; Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78)

36- Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

(Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.)

37- İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

(Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.)

38- Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

(Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.)

39- Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

(Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.)

40- Bizi aldatan bizden değildir.

(Müslim, Îmân, 164.)

4. Toplumu Birleştiren Temel ve Ortak Değerler 87

4.1. Vatan ve Ülkü Birliği 88

İslam büyükleri “Vatan sevgisi imandandır” demiştir. Yani Müslüman olmanın özelliğidir. “Haya imandandır”, “Temizlik imandandır” Hadislerindeki gibi: Müslüman haya ve temizlik özelliklerine sahip olur.

Peygamberimiz (S.A.V.) doğup büyüdüğü ve Kabe’nin bulunduğu Mekke’den çıkmak zorunda kaldığında “Allah’ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer buranın halkı beni (zor­la) çıkarmasaydı, ben kendiliğimden çıkmazdım.” buyurmuştu  (Heysemi, Mecmau‘z-Zevâid, 3/283)

Ekmeğini yedik suyunu içtik havasını soluyup toprağında yürüdük.  Anılarımız, dostlarımız, yakınlarımız, ailemiz, geçmişimiz ve hatıralarımız hep bu vatandadır. Örf ve âdetlerimizi, dinimizi, ahlaki değerlerimizi bu vatanda öğrendik yaşadık.

Cennet vatanımız sadece bize ait değildir. Aynı zamanda dedelerimizin, ninelerimizin, atalarımızın da vatanıdır. Çocuklarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerin de vatanı burasıdır. Atalarımız, uğrunda mücadeleler vererek, gerektiğinde savaşarak, canlarını feda ederek bu vatanı bize bırakmışlardır. Bu vatan hem geçmişimiz hem bu günümüz hem de geleceğimizdir.

Mehmet Âkif Ersoy,

“Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”

4.2. Bayrak ve İstiklâl Marşı 90

Bayrağımız bağımsızlığımızın sembolüdür. Bayrağımız kırmızı zemin üzerinde ay ve yıldızdan

oluşur. Millî Marş’ımız ise Mehmet Âkif Ersoy tarafından Cumhuriyetin ilanından sonra kaleme

alınan İstiklâl Marşı’dır.

Bayrağımız al rengini bu vatan uğruna hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen, canlarını veren, şehit olan atalarımızın kanlarından almıştır.

Ünlü şairimiz Mithat Cemal Kuntay,

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Bayrağımızın göklerde dalgalanması hepimize gurur verir. Onun dalgalanması özgür bir

vatanda yaşadığımızı, bağımsız olduğumuzu gösterir. Bayrağımızın dalgalandığı her yerde kendimizi güçlü ve güvende hissederiz.

Arif Nihat Asya “Bayrak” adlı şiirinde bu duyguyu şöyle ifade etmiştir:

“Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…

Gölgende bana da bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.”

Bayrağımız gibi İstiklâl Marşı’mız da hepimiz için ortak bir değerdir. Bu marşta milletimizin özgürlüğe, bağımsızlığa ne kadar düşkün olduğu, vatan sevgisi, vatanımızı savunmak için yaptığı mücadeleler etkileyici şekilde anlatılmaktadır.

Millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

Bayrağımızı ve İstiklâl Marşı’mızı sevmeli ve saygı duymalıyız. Bayrağımızın yırtılmasına veya yerde kalmasına müsade etmemeliyiz. Temiz ve ütülü olmasına önem vermeli, eskimiş ve kirlenmiş bayrakların yenileriyle değiştirilmesine özen göstermeliyiz. İstiklâl Marşı’mızı iyi anlamalı, okunuşuna eşlik etmeliyiz. Bayrak ve İstiklâl Marşı’nın bizleri birbirimize bağlayan, köklerimizin ve hatıralarımızın aynı olduğunu hatırlatan ortak değerlerden olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

4.3. Hürriyet ve Bağımsızlık 91

Toplumun varlığını sürdürmesini, sürekli ayakta kalmasını sağlayan temel değerlerden birihürriyettir. Bir devleti devlet yapan da öncelikle onun egemenliği ve bağımsızlığıdır. Hürriyet ve bağımsızlıktan yoksun bir toplum veya devlet düşünmek ise âdeta imkânsızdır. Atalarımız her türlü fedakârlığa katlanarak bizlere özgür, bağımsız bir vatan bırakmışlardır. Özgürlük ve bağımsızlık toplumumuzu birleştiren temel değerlerdendir. Bu sayede bizler, bu vatan üzerinde dilimizi konuşabilir, maddi ve manevi değerlerimizi yaşatabilir, örf ve âdetlerimizi öğrenip uygulayabiliriz.

Bayrağımızın dalgalandığı vatan topraklarının dört bir yanında serbestçe seyahat edebilir veya ticaret yapabiliriz. Özgür bir vatanda ve bağımsız bir devlette yaşamanın

rahatını, huzurunu duyabiliriz. Anayasa’mız herkesin özgürlüğünü, temel insan haklarını, fırsat eşitliğini güvence altına alır. Hangi şehirde, hangi ailede doğmuş olursa olsun kimseye ayrıcalık tanımaz. Yasalar önünde herkesi eşit tutar. Bütün bunlar özgür olduğumuzun, bağımsız bir devlette yaşadığmızın göstergeleridir.

Milletimiz tarih boyunca hep özgür ve bağımsız olmuştur. Hiçbir zaman özgürlükten vazgeçmemiştir. Gerektiğinde özgürlük ve bağımsızlık için canını vermiş, bu uğurda her türlü fedakârlığa katlanmıştır.

İstiklâl Marşı’nda yer alan,

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın”

Özgür, bağımsız bir vatanda yaşıyoruz. Bu vatanın sınırları içinde kendimizi güvende hissediyoruz.  Canımız, malımız, namusumuz, yakınlarımız, şehirlerimiz, evlerimiz koruma altında. Yolları, köprüleri, yaylaları, sahilleri, dağları, denizleri, ormanlarıyla bu bağımsız, özgür devlet ve vatan hepimizindir. Bunların değerini iyi bilelim. Vatanımızı, devletimizi, hürriyetimizi, bağımsızlığımızı koruyalım. Sahip olduğumuz bu değerlere zarar verebilecek davranışlardan kaçınalım.

4.4. İnsan Haklarına Saygı 92

İslam dinine göre her insanın canı, aklı, kalbi, malı, ırzı ve temel hakları koruma altına alınmıştır.

Bütün insanlar eşittir. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.

HADİS: “Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.” Hucurat/13

HADİS: “Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. üstünlük ancak takva iledir.” [ibni neccar]

HADİS: “İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır …” [Buharî, Ahkâm: 4]

Yaşama hakkı      

AYET: “Kim… (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur.

Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Maide/132

İnanç hakkı  

AYET: “Dinde zorlama yoktur…”

Özel hayata saygı

“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, izin almadan ve  selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer “Dönün” denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir.” Nur/27-29

Yüce Allah, insanı üstün ve şerefli bir varlık olarak yaratmıştır. Bu sebeple her insan, Allah’ın yarattığı bir varlık olarak saygıya layıktır. Dolayısıyla insana ve onun haklarına saygı göstermek herkes için bir zorunluluktur.

İnsan haklarına saygı, toplumu birleştiren temel değerlerden biridir. Her insan, doğuştan bazı temel hak ve özgürlüklere sahiptir. Yaşama, inanma, düşünme, düşüncelerini ifade etme, mülk edinme hakkı bunlardan bazılarıdır. Ayrıca sağlık, iletişim, eğitim ve öğretim hizmetlerinden faydalanma, güvenlik, kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma, özel hayatın gizliliği de temel insan haklarındandır.

Peygamberimiz,  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde öngörülen ilkeleri, asırlar evvelinden insanlığa kazandırmıştır.

4.5. Millî Seciye Kavramı ve Atatürk 93

Seciye; huy, karakter, mizaç, özellik gibi anlamlara gelir. Millî seciye denildiğinde ise milletimize özgü huylar, karakteristik özellikler anlaşılır.

Millî seciye kavramı genel olarak milletimizi diğer milletlerden ayıran özellikleri, nitelikleri ifade etmek için kullanılır. Buna göre bizim milletimizin kendine özgü örf ve âdetleri, ayırıcı özellikleri vardır. Misafirperverlik, çalışkanlık, vatanseverlik, kahramanlık, dürüstlük, örf ve âdetlere bağlılık, dinî değerlere saygı gösterme, hürriyet ve bağımsızlık milletimize ait başlıca özellikler arasında yer alır.

Devletini ve vatanını sevmek, bayrağa saygı göstermek, cömertlik, yardımseverlik, büyükleri sayma, küçükleri sevme, mazlumları koruma vb. milletimize ait özelliklerdir. Başka milletlerin örf ve âdetlerine saygı duyma, insana değer verme, insan haklarına saygı gösterme de milletimizin önem verdiği hususlardır.

Türklerin Müslüman olmasında sahip oldukları inanç ve ahlak ilkelerinin önemli etkisi olmuştur.

——————————————————————————-

9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/

——————————————————————————–

2.DÖNEM 2.SINAV

KONULARI SORULARI

6.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: DİN VE LAİKLİK

6. ÜNİTE: LAİKLİK VE DİN

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI                                                                     

1-LAİKLİK nedir nerede ne zaman hangi sebeplerle çıkmıştır?

2-Türklerin tarihi müslüman oluş sürecini açıklaypın?

3-İlk Müslüman Türk devletleri hangileridir?

4-Türklerin Müslüman olma nedenleri nelerdir?

5-Ebu Hanife, Şafi, Maturidi, Eş’ari Hangi ilim alanında bilginlerdir?

6-Ahmet Yesevi’nin misyonu nedir? Sözlerinden örnek?

7-Mevlana Yunus Emre hangi yönleriyle ön plandadır?Sözlerinden örnekler?

8-Hacı Bektaş Veli Ahi Evran hangi yönleriyle ön plandadır? Sözlerinden örnekler?

9-İSLAM İLİM DALLARINI konularını bilginlerini belirtiniz?

10-İbn-i Sina, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Biruni ve Piri Reis’i tanıtın?

11-Hüsnü Hat, Tezhip, Tezyinat, Minyatür nedir?

DERS SUNUM PLANI

1-LAİKLİK Tanım yer tarih sebepler

2-TÜRKLER nasıl ve niçin müslüman oldu

3-DİNİ İLİMLER ve Bilginleri

4-FEN BİLİMLERİ ve Bilginleri

5-SANAT DALLARI

1. Din Bireyi Esas Alır 98

AYET: İnsanı AHSEN-İ TAKVİM suretinde yarattık (Tin/4) Açıkla

AYET:  insanı EŞREF-İ MAHLUKAT olarak yarattı (İsra/70) Açıkla

AYET:  insanı şekillendirdi şeklini en güzel yaptı AKIL ÖZGÜR İRADE verdi duyularla duygularla donattı (Teğabün/3)

AYET:  İnsanı yeryüzünün HALİFESİ yaptı bilgiler yükledi (Bakara/30)

AYET: “O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.”

Ayetlerin ifadesiyle En güzel şekilde, en şerefli, yeryüzünün halifesi olan ve AKIL ve İRADE sahibi olarak yaratılan insana, seçme özgürlüğü sebebiyle bazı SORUMLULUKLAR Yüklenmiştir.

İlk nazil olan 5 ayet insanın okuyup yazmasını öğrenip öğretmesini Kur’an’ı kainatı ve insanı hayırlı amaçlarla araştırmasını istemektedir.

İnsan okumayı, yazmayı öğrenir. Yeni bilgiler edinerek, araştırma ve incelemeler yaparak kendini geliştirebilir. Olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurabilir. Hatta birçok İslam âlimine göre insan kendi aklıyla düşünüp araştırarak Allah’ın varlığını, birliğini kavrayabilir. Tarih boyunca pek çok toplum oluşturan, devletler ve imparatorluklar kuran, medeniyetleri meydana getiren de yine insandır.

Kur’an’ın doğrudan muhatabı öncelikle daima insandır bireydir.

Kur’an’da, “Ey insanlar!”, “Ey âdemoğulları!”, “Ey iman edenler!” ifadeleriyle başlayan çok ayette insana sorumluluğunu belirtir.

AYET: Andolsun, size şeref kazandıracak hayatınıza rehber olacak bir kitap indirdik. Hâla akıllanmaz mısınız?” Enbiya/10

AYET: Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını) günahını yüklenmeye çağırırsa ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak göremedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.”

HADİS: “Birbirinize haset etmeyiniz. Alışverişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birbirinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz…”

Yüce Allah insanların barış içinde, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamalarını ister. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu, asıl ve kalıcı hayatın ise ahirette olduğunu bildirir. Kendisine inanılıp ibadet edilmesini öğütler. Adalete önem verilmesini, yoksullara yardım edilmesini, büyüklere saygı gösterilmesini ve kötü alışkanlıklardan uzak durulmasını, faydalı işler yapılmasını emreder.

Bu emirleri anlayıp uygulayabilecek yegâne varlık ise insandır. Bu nedenle de tarih boyunca gönderilen bütün peygamberler ve ilahî kitaplar insana hitap etmiştir.

2. Laikliği Doğuran Nedenler 100

Laikliğin Tanımı

Laiklik kavramı Yunanca “laikos” kelimesinden türemiştir. Daha sonra da bu kelime Batı dillerine geçmiştir. Türkçemizde kullanılmakta olan laik, laiklik kavramları da Fransızca teleffuzuna uygun olarak Batı’dan alınmıştır.

Laiklik Fransa’da doğup gelişen siyasi bir kavramdır. Bu kavram genel olarak din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi anlamına gelir. Dinin siyasi ve toplumsal hayat üzerindeki tkilerini sınırlandırmak için yapılan bir dizi sistemli çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır.

TANIM-1 Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması.

TANIM-2 Din inanç vicdan – ibadet ve inancını yaşama özgürlüğünün sağlanması

Çıkış tarihi ve yeri

1789 Fransa

Din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından devletin yansız, tarafsız olması gerektiğini savunan laiklik anlayışı Fransa’dan sonra bütün Avrupa ülkelerinde hızla yayılmıştır. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesi bir yönetim ilkesi ve siyasi bir anlayış olarak laikliği benimsemiş durumdadır.

Çıkış sebebi

Laiklik hiçbir sorun yokken kendiliğinden ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Aksine öncelikle Fransa olmak üzere Avrupa’da ortaya çıkıp yaygınlaşmasının dinî, tarihî, toplumsal, siyasi, iktisadi, bilimsel vb. nedenleri vardır.

Orta Çağda kilise ve doğal olarak bütün Hristiyanlık kurumları toplumsal hayat üzerinde son derece etkiliydi. Siyasetten ticarete, sosyal ilişkilerden aile hayatına, bilimden sanata kadar her alanda kilisenin hâkimiyeti vardı.

Kilisenin, din adamlarının uygun görmediği her çalışma, görüş veya kişi dışlanır, aforoz edilirdi. Katolik din adamları Tanrı adına her soruna çözüm bulur, insanların

sorularına cevaplar verirdi. Tanrı adına karar verdiği için kilise en üst otorite sayılırdı. Hiç kimse kilisenin kararlarını eleştiremezdi. Kilisenin gücü yerel yöneticilerin, valilerin hatta kralların bile üzerindeydi.

Genel olarak bütün Hristiyan Avrupa ülkelerinde kilisenin gücünü, yetkisini din adamları yani rahipler kullanıyordu. Din adamları para karşılığı insanların günahlarını affeder, suç işleyenleri Tanrı adına yargılardı. Onların kararlarına karşı çıkan kişiler şiddetle cezalandırılırdı.

Yüzyıllardan beri halk çalışıyor, didiniyor, buna rağmen yoksulluk içinde yaşıyordu. Kilise ve onun rahipleri ise halktan alınan zorunlu vergilerle lüks içinde varlığını sürdürüyordu. Üstelik kilise çeşitli nedenlerle araştırmayı, sorgulamayı, bilimsel gelişmeleri engelliyordu.

Galile (1917) dünya yuvarlak ve dönüyor dediği için aforozla tehdit edildi. Çünkü İncil’de dünya düz diye yazıyordu. Oysa 8 . yüzyıldan itibaren İslam bilginleri bu gerçeği tefsirlerde ve kitaplarında yazmışlardı.

Kilisenin sert, baskıcı tutumu herkesi bezdirmişti. Halk bu zulümden, baskıdan, acımasız uygulamalardan kurtulmak için arayıştaydı. İşte böyle olumsuz şartlar içerisinde sanatçılar, siyasetçiler, bilim adamı ve düşünürler kiliseye ve onun kuklası konumunda olan krala karşı örgütlendiler. Yaşanan zulmü sona erdirmek için gerektiğinde canlarını ortaya koyarak çalıştılar.

İşte bu gayretlerin sonucunda 1789 Fransız İhtilali gerçekleşti. Fransız İhtilali’ni yapanlar kilisenin baskılarının sona erdirilmesini, yetkilerinin sınırlandırılmasını,

mallarının belirlenip devlete verilmesini istediler. Ayrıca kilisenin siyaset ve toplumsal hayat üzerindeki egemenliğinin ortadan kaldırılmasını talep ettiler. Devrim öncülerinin ileri sürdüğü bu istekler halk tarafından geniş kabul gördü. Fransa’da Katolik Kilisesi’nin yetkileri iyice sınırlandırıldı, egemenliği sona erdirildi. Böylece laiklik doğdu.

Fransa’da devrimle ortaya çıkan bu süreç, aynı şartları taşıyan, kilisenin aşırı egemenliğinden bunalmış bütün Avrupa devletlerinde yayıldı. Laiklik anlayışı pek çok ülkede benimsenip uygulandı.

1789 Fransız İhtilali ile başlayan laiklik akımından, dönemin güçlü devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu da etkilendi. 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı’nda laiklik anlayışına da yer verildi. Bu kavram din ve vicdan özgürlüğünü kapsayacak şekilde yorumlandı.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında hilafet ve saltanat yönetimine son verildi. 1928 yılında ise devletin dinini belirleyen madde anayasadan çıkarıldı. 1937 yılında ise lakilik, devletin dayandığı temel ilkelerden biri kabul edildi ve anayasadaki yerini aldı.

Bu ilke, sonraki yapılan anayasalarda da korundu. Anayasa’mızda yer alan ilkeye göre “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir.

3. Laik Devlet 102

Bir toplumda yaşayan fertler istediği dini, inancı, felsefi görüşü benimseyebilir. Ancak devlet bir siyasi yapılanmadır. Bu nedenle devletin herhangi bir dinle ilişkili olmaması, vatandaşlar için daha faydalıdır. Aksi takdirde devlet Hristiyanlığı, İslam’ı veya başka bir dini benimsemiş olsa bu durum diğer dinlere mensup vatandaşlar üzerinde baskı unsuru olurdu.

Laik devlette din ve devlet işleri birbirinden ayrı yürütülür. Manevi bir değer alanı olarak dinin devlet işlerine karıştırılmasına müsaade edilmez.

Laik devlet bütün dinlere eşit mesafededir. Hiçbir dinin yanında ya da karşısında değildir.

Laik devlette hiçbir kişi, grup veya zümreye ayrıcalık tanınmaz. Kanun önünde bütün vatandaşlar eşit kabul edilir. Kimse dininden, inancı veya düşüncesinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz.

Laik devlet din ve vicdan özgürlüğünün güvencelerinden biridir.

Laik devlet dinin istismar edilmesine, siyasi, ekonomik vb. çıkar aracı olarak kullanılmasına izin vermez.

Laik devlette vatandaşlar istediği dine inanabilir, inancının gereği olan ibadetleri serbestçe yerine getirebilir.

Laik devlet inanç, düşünce ve ibadet özgürlüğünün savunucusudur.

4. Laiklik Din ve Vicdan Özgürlüğünün Güvencesidir. 104

Her fert istediği dini benimseme, herhangi bir inancı veya felsefi görüşü kabul etme hakkına sahiptir. Ayrıca kişiler kendi düşüncelerini, vicdani kanaatlerini açıklamakta

veya açıklamamakta da özgürdürler.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde “Her şahsın düşünce, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır. Bu hak din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık veya özel surette öğretme, uygulama, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir.”

Laiklik dine ve dinî değerlere karşı olmak anlamına gelmez. Devlet hangi dine, inanca mensup olursa olsun vatandaşlarının özgürlüklerine saygı duyar. Bunların önündeki engelleri kaldırır.

Devlet, inançlarını serbestçe yaşayabilmeleri için vatandaşlarına kolaylık sağlar.

Laikliği benimseyen ülkelerde devlet dine veya dinî inançlara karışmaz. Hiç kimseyi; herhangi bir dini, inancı veya düşünceyi benimsemeye zorlamaz. Vatandaşların bu konudaki haklarını yasal olarak güvence altına alır.

5. Atatürk’ün Laiklik Anlayışı 106

“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.

Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.”

“Laiklik prensibinde ısrar ediyoruz. Çünkü millî iradenin, insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi (kutsalı) olan din hürriyeti, ancak laiklik prensibi sayesinde korunabilir.”

“Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir

din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”                                                                                                          “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz…”

ÖĞRENME ALANI: DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYET

7.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

7. ÜNİTE: İSLAMİYET VE TÜRKLER

1. Türklerin Müslüman Oluşu 110

Peygamberimizden sonra dört Halife döneminde İslam farklı coğrafyalarda yayıldı, Müslüman Arap orduları Türklerin yurdu olan Fergana, Semerkant ve Buhara gibi şehirlere ulaştı. Böylece Türkler ve Müslüman Araplar ilk kez karşılaştı.

Kadisiye (636) ve Nihavent (637) savaşları Türklerin Müslüman Araplarla, dolayısıyla İslam’la karşılaşmasında oldukça etkilidir. Bu savaşlarda Sasanileri yenilgiye uğratan Arap orduları Türk sınırlarına kadar ilerlediler. Ancak herhangi bir çatışma yaşanmadan Araplar Hz. Ömer’in emriyle geri çekildi.

Hz. Ömer’den sonra Hz. Osman halife oldu. Hz. Osman döneminde Müslüman orduları

Semerkant, Beykent, Taşkent, Buhara gibi Türk şehirlerine kadar ulaştılar. Bu dönemde de iki taraf arasında önemli bir çatışma veya savaş yaşanmadı.

661-750 yılları arasında, Emeviler Döneminde Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler olumlu seyretmedi. Bunda, Emevilerin, Arap olmayanları ikinci plana iten anlayışlarının etkisi büyüktür.

Abbasiler Dönemine (750-1256) geldiğinde bu durum değişti. Aslen Horasanlı

bir Türk olan Ebu Müslim’in başlattığı ihtilal Emevi Devleti’nin yıkılmasıyla sonuçlandı.

Bu durum Abbasilerin Türklere yakınlık duymalarını sağladı. 751 yılında, Müslüman Araplarla Çinliler arasında geçen Talas Savaşı’ndan sonra bu yakınlık daha da arttı.

İkinci Göktürk Devleti’nin 744 yılında yıkılmasıyla Türkler, askerî ve siyasi açıdan zayıf düştüler. Zaten fırsat kollamakta olan Çinliler Türkistan’a saldırdılar. Türk illerini istila etmeye başladılar. Geçtikleri her yeri yakıp yıktılar, pek çok Türk’ü de katlettiler. Bu durum karşısında Türkler, Abbasilerden destek istediler. Dönemin en güçlü devletlerinden biri olan Abbasiler bu isteğe olumlu karşılık verdi. Ziyad bin Salih komutasındaki Müslüman Arap orduları Türklere yardıma geldi. Hem Müslüman Araplar hem de Türkler Çinlilere karşı savaştı. Oldukça çetin geçen savaşta Çin orduları bozguna uğratıldı. Böylece Talas Savaşı Türklerin hem İslam’ı hem de Müslüman Arapları daha iyi tanımalarını sağladı.

İslamiyet Türkler arasında yayılmaya başladı. Abbasilerin Türklere karşı izlediği olumlu politikalar, onlara başta ordu yönetimi olmak üzere çeşitli devlet kademelerinde

görev vermeleri, Türklerin gruplar hâlinde Müslüman olmalarında önemli rol oynadı.

10.yüzyıla gelindiğinde Türklerin büyük bölümü İslamiyeti benimsemişti. Bu sebeple de söz konusu dönemde hem yöneticileri hem de halkı Müslüman olan Türk devletleri ortaya çıktı.

945 yılında kurulan Karahanlılar, 963’te kurulan Gazneliler devleti buna örnek olarak gösterilebilir.(1)

Türklerin Müslüman olmasındaki diğer etkenler

İslamiyetin ilkeleriyle Türklerin inançları ve kültürel değerleri arasında bazı benzer özellikler vardır.

Türklerde, üstün bir güce sahip olduğu kabul edilen Gök Tanrı inancı vardı. Gök Tanrı’nın her şeyi yaratıp yönettiğine ve tek olduğuna inanılırdı. Bu anlayış İslam’daki tevhit inancına, Allah’ın varlığı, birliği, sonsuz güç ve kudret sahibi olduğu düşüncesine çok benziyordu.

Ayrıca Türklerde ölülerin arkasından cenaze törenleri düzenlenir, iyilerin cennete, kötülerin cehenneme gideceğine inanılırdı.

Ahlaki ilkelere önem verilir; yalan söyleyen, haksızlık yapan kimseler cezalandırılıp dışlanırdı. Bu gibi ahlaki ilkelere İslamiyette de büyük bir önem veriliyordu.

Sonuçta kendi kültürel değerleriyle İslamiyetin ilkeleri arasında büyük bir benzerlik olduğunu fark eden Türkler, İslamiyeti daha kolay benimsediler. Onu kimliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüler. Yıllarca İslamiyetin yayılmasında etkili oldular.

Türklerin Müslüman olma sürecinde etkisi bulunan başka bir unsur da ehl-i beyt mensuplarıdır. Emevi Devleti’nin baskılarından uzaklaşmak isteyen bazı ehl-i beyt mensupları Türklerin yaşadığı şehirlere göç ettiler. Horasan, Maveraünnehir gibi şehirlere yerleştiler. İmam Ali er Rıza’nın da aralarında olduğu bu kişiler, ilim ve takva sahibi olmaları, Hz. Peygamberin soyundan gelmeleri sebebiyle Türkler arasında sevildiler, saygı gördüler. Onlar da İslam’ın ilkelerini, Kur’an’ın öğütlerini,

Hz. Muhammed’in mesajlarını sade bir dille anlattılar. Böylece Türkler İslamiyeti hem daha

iyi tanıdılar hem de kolay benimsediler.

2. Türklerde İslam Anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler 111

Atalarımız VIII. yüzyılda İslamiyetle tanışmışlar, X. yüzyılın başından itibaren de kitleler

hâlinde Müslüman olmuşlardır. Zamanla İslam’ı iyice benimsemiş, onu kendileri için vazgeçilmez bir değer olarak görmüşlerdir. İşte bu süreçte önemli rol oynayan, Türklerde İslam anlayışının oluşmasında etkili olan bazı kişiler vardır. Ebû Hanife, İmam Maturidî, İmam Şafiî, İmam Eş’arî, Ahmet Yesevi bunlardan bazılarıdır.

2.1. Ebû Hanife 111

Ebû Hanife’nin asıl adı Numan bin Sabit’tir. 699 yılında Kûfe’de dünyaya gelmiş, 767’de Bağdat’ta vefat etmiştir.

Ebû Hanife küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemiş, hafız olmuştur. İslami ilimleri öğrenmeye başlamış, Kelam, hadis ve fıkıh alanlarında kendini yetiştirmiş, uzmanlaşmıştır. Özellikle fıkıh alanındaki uzmanlığı nedeniyle ona İmam Âzam (en büyük imam) denmiştir. Meşhur fıkıh mezheplerinden biri olan Hanefilik onun görüş ve düşünceleri çerçevesinde oluşmuştur.

Ebû Hanife ticaret yapar, geçimini bu yolla sağlardı. O, ticari hayattaki tecrübelerinden de faydalanarak insanların günlük hayatta karşılaştıkları dinî sorunlara pratik çözümler getirmişti. Böylece İslam’ın her çağda ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm üretebileceğini göstermişti.

İmam Âzam Ebû Hanife toplumsal hayatta karşılaşılan dinî sorunlara çözüm getirmek için öncelikle Kur’an ve sünnete yönelmiştir. Bunlarda çözüm yoksa sahabelerin görüşlerine başvurmuştur. Sahabelerin de görüşü yoksa soruna kendi ilmi ve tecrübesi doğrultusunda çözüm üretmiştir.

Müslümanlar arasında itikadi konularda birlik olması için çalışmış, sapkın düşünceleri veya şüpheleri bulunan insanlara karşı İslam’ın savunuculuğunu yapmıştır. İbadetler başta olmak üzere günlük işlerde İslam fıkhının esaslarını belirlemiştir. Onun görüşleri zamanla sistemli hâle getirilmiş, Hanefilik mezhebini oluşmuştur.

Ebû Hanife birçok talebe yetiştirmiştir. İmam Yusuf (öl. 798), İmam Muhammed (öl. 805) ve İmam Züfer (öl. 775) bunlardan bazılarıdır. Ebû Hanife’nin en önemli eseri günümüze kadar da ulaşmış olan Fıkh-ı Ekber’dir.

2.2. Maturidî 111

Maturidî (863-944) Özbekistan’ın Semerkant şehri yakınlarındaki Maturid köyünde dünyaya gelmiştir. 944 yılında da Semerkant’ta vefat etmiştir. Maturidî özellikle fıkıh, tefsir ve kelam ilimlerinde geniş bilgi sahibi olmuş, uzmanlaşmıştır.

İmam Maturidî siyasi çalkantıların, kültürel çatışmaların, tartışmaların yoğun olduğu bir

dönemde yaşamıştır. Bu dönemde Hint, Yunan ve Sasani kültürüne ait çeşitli eserler Arapçaya çevrilmiştir. Farklı milletlere, kültürlere mensup, çeşitli dilleri konuşan insanlar Müslüman olmuştur. Bu kültürel çeşitlilik içerisinde İslam’ın ilkeleriyle bağdaşmayan görüşler de ortaya çıkmıştır.

İşte böyle bir ortamda İslam âlimleri dinimizin ilkelerini, bilimsel verilerden de faydalanarak sistemli bir şekilde savunmak için çalışmalar yapmışlardır. Bu sistemli çalışmalar sonucunda kelam ilmi gelişmiştir. İşte İmam Maturidî, İslam medeniyetinin ortaya çıkardığı meşhur kelam âlimlerimizden biridir. İtikadi mezheplerden biri olan Maturidilik onun görüş ve düşünceleri çerçevesinde oluşmuştur.

Kelam konularını işleyen “Kitâbüt-Tevhid ve tefsirle ilgili “Te’vilâtül Kur’an” Maturidî’nin

iki önemli eseridir.

İmam Maturidî İslam dininin inanç esaslarını hem akıl hem de nakille yani ayet ve hadisle savunmuştur. Dinde akılcılığı ve hoşgörüyü ön plana çıkarmıştır. Ona göre dini öğrenme konusunda önce Kur’an sonra sünnet ve akıl gelir. Akıl, Kur’an ve sünnetin anlaşılmasında insanın en büyük yardımcısıdır. İnsanlar akılla iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırabilirler. Kendi üstünlüklerini kavrayabilirler. Bu nedenle akıl hem bir bilgi kaynağı hem de insana verilmiş bir emanettir. Akıl sağlığı yerinde olmayanlar dinî emir ve yasaklardan sorumlu tutulmazlar.

İmam Maturidî; kendisine ilahî kitap ulaşmasa veya peygamberlerin mesajlarından haberdar olmasa bile insan, Yüce Allan’ın varlığına, birliğine inanmakla yükümlüdür, der. Çünkü ona göre akıl sağlığı yerinde olan her insan, evrendeki mükemmel düzene, varlıklara, olaylara bakarak Allah’ın varlığını kavrayabilir.(3)

2.3. Şafiî 113

Şafiî 767 yılında Gazze’de doğmuş, 820’de Mısır’da vefat etmiştir. Asıl adı Muhammed bin

İdris eş-Şafiî’dir. İmam Şafiî olarak tanınmıştır. Babası, o henüz bebekken ölmüştür. Annesi, iki yaşındayken çocuğunu yanına alıp kendi memleketi olan Mekke’ye gitmiştir. Böylece İmam Şafiî Mekke’de büyümüştür.

İmam Şafiî yedi yaşındayken Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir. Küçük yaşlarda ilim öğrenmeye başlamış, Mekke’nin tanınmış âlimlerinden dersler almıştır. Düzenli bir şekilde onların konuşmalarına, sohbetlerine katılmıştır.

Mâliki mezhebinin kurucusu olarak kabul edilen Malik bin Enes (öl. 795), Ebû Hanife’nin

öğrencisi olan İmam Muhammed ve Süfyan bin Uyeyne (öl. 813) Şafiî’nin ders okuduğu İslam âlimlerinden bazılarıdır. Şafiî, İmam Mâlik’in meşhur hadis kitabı “Muvatta”yı baştan sona ezberlemiştir.Arap edebiyatı, tefsir, hadis ve fıkıh alanında kendini yetiştirmiştir.

İmam Şafiî son derece zeki, ilme düşkün, çabuk öğrenen biriydi. Genç yaşlarında İslami ilimlerde uzmanlaşıp fetva verecek, dinî sorunlara çözüm üretecek birikime ve yeterliliğe ulaştı. Kısa sürede tanınıp insanlar tarafından sevilen, saygı duyulan biri oldu. İmam Şafiî Yemen’de dersler verdi, daha sonra Bağdat’a geldi. Bağdat’tan sonra Mısır’a geçip hayatının sonuna kadar burada yaşadı.

İmam Şafiî, Kur’an-ı Kerim, hadis, kelam ve fıkıh alanında geniş bilgi sahibiydi. Zamanının en meşhur âlimlerinden biri olarak insanların dinî sorunlarına çözüm üretiyor, fıkhi görüşlerini ortaya koyuyordu. Onun bu alanda ileri sürdüğü görüşler zamanla sistemleştirilmiş, böylece Şafiîlik mezhebi ortaya çıkmıştır.

Bu mezhep Mısır, Suriye, Irak, Yemen, Azerbaycan, Filipinler gibi ülkelerde ve Horasan’da yayılmıştır. Günümüzde, Türkiye’de de Şafiîlik mezhebine mensup, fıkhi konularda, ibadetlerde İmam Şafiî’nin görüşlerini uygulayan pek çok Müslüman bulunmaktadır.(4) Bu nedenle Şafiî, Türklerde İslam anlayışının oluşmasında etkili olan başlıca şahsiyetlerden biridir.

2.4. Eş’arî 114

Eş’arî, ehl-i sünnetin iki büyük itikadi mezhebinden biri olan Eş’arîliğin kurucusu kabul edilir. Asıl adı Ebû’l Hasan Ali bin İsmail’dir. Hz. Peygamberin sahabelerinden Ebû Musa el-Eş’arî’nin soyundan geldiği için Eş’arî lakabıyla tanınmıştır. 875 yılında Basra’da doğan Eş’arî, 936’da Bağdat’ta vefat etmiştir.

Eş’arî küçük yaşlarda ilim öğrenmeye başlamış, dönemin âlimlerinden dersler almıştır. Özellikle tefsir, kelam, hadis ve fıkıh ilimlerinde kendini yetiştirip uzmanlaşmıştır. Önceleri Mu’tezile mezhebini benimseyen Eş’arî, kırk yaşına geldiğinde bu mezhebin görüşlerini terk etmiştir. Kur’an ve sünneti esas alarak dinî meselelerde, kelami konularda kendi görüşlerini açıklamaya başlamıştır.

Onun kelam ve akait alanında ileri sürdüğü görüşler zamanla sistemleştirilerek Eş’arîlik

mezhebini oluşturmuştur.(5)

Eş’arî, Yüce Allah’ın varlığını, birliğini, İslam’ın inanç esaslarını akli ve naklî delillerle savunmuştur. Bu konuda insanları ikna edecek şekilde, mantıksal tutarlılık içinde açıklamalar yapmıştır.

Örneğin o; çevremizden, doğadan ve evrenden örnekler vererek Allah’ın varlığını savunmuştur. Bu konuda insanı da örnek vermiş, şöyle demiştir: “Varlıklar âleminde görülmektedir ki insan kendi kendisinin yaratıcısı değildir. Su, et, kemik gibi unsurlardan oluşan insanın kendi kendine, aklını kullanan, düşünen bir varlık hâline gelmesi mümkün değildir. O hâlde insanı bu yeteneklerle donatan bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. Bu yaratıcı da Allah’tır.

2.5. Ahmet Yesevî 114

Hoca Ahmet Yesevi, XI. yüzyılın sonlarında Türkistan’ın Yesi şehrine bağlı Sayram kasabasında doğmuştur. Türklerde İslam düşüncesinin oluşmasında büyük bir etkisi bulunan Hoca Ahmet Yesevi 1166 yılında Yesi şehrinde vefat etmiştir. Annesi Musa Şeyh’in kızı Ayşe Hatun, babası ise Şeyh İbrahim’dir. Küçük yaşta hem annesini hem de babasını kaybeden bu ünlü mutasavvıf, ablası Gevher Şahnaz’la birlikte Sayram’dan ayrılıp Yesi’ye gitmiş, burada yerleşmiş, küçük yaşlarda ilim tahsil etmeye başlamıştır. Yesi’nin ünlü âlim ve mutassavvıflarından biri olan Arslan Baba’dan dersler almıştır.

Hocasının teşvikiyle Buhara’ya gitmiş, ünlü âlim Yusuf Hemedani’den ilim tahsil etmiştir. Yusuf Hemedani’nin manevi terbiyesinde yetişen Hoca Ahmet Yesevi, hocasının ölümü üzerine 1140’ta Yesi’ye geri dönmüştür. Burada insanları irşat etmeye başlamış, Kur’an’ın öğütlerini, Hz. Peygamberin güzel ahlakını sade ve duru bir Türkçeyle, şiirsel dille anlatmıştır. Türk toplulukları arasında İslam’ın yayılmasında, öğrenilmesinde ve yaşanmasında onun önemli etkisi olmuştur.

Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmet adı verilen şiirleri; dilden dile, gönülden gönüle dolaşmış, insanların dinî konularda bilgi ve kültürünü artırmasını sağlamıştır. Çünkü bu şiirlerde çoğunlukla İslam’ın inanç esasları, ibadetler, dünya ve ahiret hayatı, salih ameller, dinî ve tasavvufi konular işlenmiştir. Zaten bu ünlü mutassavvıf da hikmetleriyle insanlara İslam’ı doğru bir şekilde öğretmeyi, sevdirmeyi ve benimsetmeyi amaçlamıştır.

Örneğin o, hikmetlerinde yer alan bir dizede şunları söylemiştir:

Sünnet imiş kâfir de olsa incitme sen,

Hûda bizardır, katı yürekli gönül incitenden.

Hoca Ahmet Yesevi, bu sözüyle başkalarına iyi davranmanın sünnet olduğunu belirtmiştir. Katı yürekli, gönül kıran kimselerden Allah’ın hoşnut olmayacağını vurgulamıştır.

O, her zaman kutsal kitabımız Kur’an’a değer vermiş, onun ilkelerine bağlı kalmıştır. Kur’an’ın uyarılarını dikkate almayıp haksızlık edenler hakkında şöyle demiştir:

Zalim olup zulmedeni, yetim gönlünü inciteni,

Mahşerde kara yüzlü, eli arkada gördüm.

Hoca Ahmet Yesevi dünya malına ve dünyaya aşırı önem verenleri de şöyle uyarmıştır:

Dünya benim mülküm diyen sultanlara,

Âlem malını sayısız yığıp alanlara,

Yeme-içme ile meşgul olanlara,

Ölüm gelse biri vefa kılmaz imiş.

İslam’ı yeni kabul eden, henüz bu dinin ilkelerini tam kavrayamayan Türk toplulukları için Hoca Ahmet Yesevi büyük bir öneme sahiptir. Çünkü o, yetiştirdiği öğrencilerini köylere, kasabalara göndermiş, buralarda halkın aydınlatılmasını sağlamıştır. İslam’ın, emir, yasak ve tavsiyelerinin anlaşılıp özümsenmesinde önemli rol oynamıştır. Anadolu’nun Türk İslam yurdu olmasında Yesevi dervişlerinin büyük katkısı vardır. Kendinden sonra gelen pek çok mutasavvıf ve düşünür de Hoca Ahmet Yesevi’den etkilenmiştir. Hacı Bektaş Veli, Ahî Evran, Yunus Emre bunlardan bazılarıdır.

2.6. Ahî Evran 116

Ahî Evran XIII. yüzyılın büyük mutasavvıflarından biridir. Azerbaycan’ın Hoy kasabasında dünyaya gelmiştir. Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmeyen bu ünlü mutasavvıfın 93 yaşında vefat ettiği tahmin edilen Ahî Evran Asya’dan

Anadolu’ya gelmiş, burada birçok şehir ve kasabayı dolaşmıştır. Konya, Denizli ve Kayseri’de bulunmuş, Kırşehir’de yerleşmiştir.

Ahilik teşkilatının kurucusu olarak kabul edilen Ahî Evran’ın türbe hâline getirilen mezarı da vefat ettiği yer olan Kırşehir’dedir.

Ünlü mutasavvıf Ahî Evran, eğitimine doğduğu yer olan Hoy kasabasında başlamış, daha

sonra Horosan, Maveraünnehir gibi merkezlerde ilim tahsil etmiştir. Meşhur âlim Fahreddin Razi’den dersler almış; fıkıh, hadis, kelam, tefsir gibi İslami ilimlerde kendini yetiştirmiştir. Ahmet Yesevi’nin dervişleriyle tanışmış, onların sohbetlerine devam etmiştir.

Asıl mesleği dericilik olan ve Anadolu’ya gelip yerleşen Ahî Evran Kayseri’de bir deri işleme atölyesi açmış, geçimini sağlamak için çalışmıştır. Aynı zamanda insanlara İslam’ın ilkelerini anlatmış, onları irşat etmiştir. Yaşadığı şehirlerde esnafa özellikle İslam’ın ticaret ahlakı konusunda öğütler vermiş, onların eğitimine katkıda bulunmuştur.

Yaptığı sohbetlerde insanlara dürüst, çalışkan, adaletli, erdemli, terbiyeli, güzel ahlaklı, inançlı kişiler olmayı öğütlemiştir. Yetiştirdiği öğrencileri Anadolu’nun çeşitli şehirlerine göndermiştir. Onlar da buralarda zaviyeler kurmuş, halkı hem ticaret ahlakı hem de diğer dinî konularda aydınlatmıştır.

Ahî Evran her gittiği Anadolu şehrinde özellikle esnafın, ticaret erbabının eğitimine önem verdi. Onlara hem İslam’ın ilkelerini hem de ticaret ahlakını öğretmek için büyük çaba harcadı. Gittiği yerlerde esnafı teşkilatlandırdı. Anadolu’nun en eski ve köklü esnaf teşkilatı olan “Ahilik” onun görüş ve düşünceleri çerçevesinde oluşmuştur.

Ahî Evran, eşi Fatma Bacı tarafından kurulan “Bacıyân-ı Rum (Anadolu Kadınlar

Birliği)” teşkilatını da desteklemiştir. Bu teşkilat özellikle genç ve kimsesiz kızları

himayesine almış, onların evlenmelerine, ev sahibi olmalarına katkı sağlamıştır. Muhtaç

durumda olan bu kişilere maddi ve manevi her türlü yardımı yapmıştır.

2.7. Hacı Bektaş Veli 118

1209 yılında Horasan’ın Nişabur kentinde doğan Hacı Bektaş Veli, 1271 yılında Nevşehir’in, Hacıbektaş ilçesinde vefat etmiştir.

Hoca Ahmet Yesevi’den ve özellikle onun öğrencisi olan Lokman Parende’den ders almıştır. Hacı Bektaş Veli, Hoca Ahmet Yesevi’nin fikirlerinden çok etkilenmiş, onun yolundan yürümüştür.

Moğol İstilası’nın etkisiyle Horasan’dan ayrılmış Sivas’a gelmiştir. Birkaç Anadolu şehrine daha uğradıktan sonra Hacıbektaş’a (eski adı Sulucakarahöyük) gelip burada yerleşmiştir. Bundan sonraki ömrünün tamamını burada geçirmiştir.

O, yaptığı sohbetlerde, verdiği derslerde insanlara İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak

ilkelerini anlatmıştır. Sevgi, saygı, barış ve hoşgörü üzerinde önemle durmuştur. İleri sürdüğü düşünceleri Bektaşilik tarikatının temellerini oluşturmuştur.

Hacı Bektaş Veli birçok öğrenci yetiştirmiş, bunlar Anadolu’nun diğer bölgelerinde insanlara İslam’ı anlatmıştır. Yaptığı bu gibi faydalı çalışmalarla özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında, Anadolu’da toplumsal birlik düşüncesinin gelişmesinde etkili olmuştur.

Sohbetlerinde şiirsel bir dil kullanan Hacı Bektaş Veli, “nefes” adı verilen ilahiler söylemiştir. Sade, duru bir Türkçeyle söylediği nefeslerle insanlara İslam’ı sevdirmeyi, onları dinî ve millî konularda bilinçlendirmeyi amaçlamıştır. Çevresindekilere kalp kırmaktan kaçınmayı, büyüklere saygıyı, misafirperver olmayı, Türk törelerine ve ahlaki değerlere bağlı kalmayı öğütlemiştir.

İnsanlara; eline, beline ve diline sahip olmak gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu ünlü mutasavvıf ve düşünür her zaman Kur’an-ı Kerim’in ilkelerine bağlı kalmış, bu doğrultuda hareket etmiştir.

HADİS-1Gerçek Müslüman elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kimsedir

HADİS-2Diline ve ayıp yerine sahip ol Allah’ın cennetini vereceğini vadedeyim

Hacı Bektaş Veli hayatı boyunca Türk toplumunda doğru bir din anlayışının oluşması için

çalışmış, gayret etmiştir. O, İslam’a ve Kur’an’a her zaman değer vermiştir. Makâlât Hacı Bektaş Veli’nin en önemli eseridir. O bu eserde, “Tanrı’ya inanmak gerekir ki iman, onun buyruğunu tutmaktır. Sakının, dediğinden sakınmaktır. Tanrı’nın meleklerine inanmak imandandır ki bir kişi için üç yüz altmış melek görevlendirmiştir. Öyle iken bunca melekler arasında edepsizlik edersin de senin gibi bir kişi nezdinde edepsizlik etmezsin. Nerede kaldı senin imanın? Ulu Tanrı’nın Kur’an’ına inanmak ve onun diğer kitaplarına inanmak imandandır…”(13) diyerek imanın şartları hakkında doyurucu açıklamalar yapmış, Kur’an’a verdiği değeri de ortaya koymuştur.

2.8. Mevlâna 120

Mesnevi ünlü eseridir. Ölümü Şeb-i Arus (Düğün gecesi) olara görür

1209’da Horasan’ın Belh şehrinde doğmuş, 1277’de Konya’da vefat etmiştir. Babası, dönemin ünlü âlimlerinden biri olan Bahâuddin Veled’dir. Annesi ise Mümine Hatun’dur.

Mevlana ailesiyle birlikte Belh’ten ayrılıp önce Bağdat’a daha sonra Mekke’ye gitti. Bir süre Mekke’de kaldıktan sonra Konya’ya gelip yerleşti. Dönemin Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat ona büyük bir yakınlık ve ilgi gösterdi.

Mevlana, yaşadığı dönemin edebiyat dili Arapça ve Farsça olduğu için eserlerini Farsça

kaleme almıştır. Babası Bahâuddin Veled’in vefatından sonra medreselerde ders vermeye başlamıştır. Çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

O, yaptığı sohbetlerde, yazdığı eserlerde sevgi ve hoşgörü üzerinde önemle durmuştur. Din, mezhep, ırk, dil ayrımı yapılmaksızın bütün insanlara sevgiyle yaklaşılması gerektiğini belirtmiştir. Ayrım yapmaksızın bütün insanlarla beraber olduğunu ifade etmiştir. Bu sebeple “Gel kim olursan ol gel!” ünlü deyişini söylemiştir.

Çevresindeki insanlara dinî ve ahlaki ilkelere bağlı kalmayı, Yüce Allah’tan

korkmayı, ibadetleri yerine getirmeyi, insanlardan gelecek eziyetlere karşı sabırlı ve tahammüllü olmayı öğütlemiştir.

Mevlana dünyaya ve dünya malına değer vermezdi. Kendisine verilmek istenen hediyeleri kabul etmez, bunların fakirlere dağıtılmasını isterdi. Fakir kimselere sezdirmeden yardım ederdi.

Hiç kimsenin, yaptığı bir hatadan dolayı kırılmasını, incitilmesini istemezdi. Kendisini sevenler oldukça fazla olmasına rağmen o son derece alçak gönüllüydü. Güzel ahlak sahibi, hoşgörülü insanlardan meydana gelen toplumda mutluluk ve huzur olacağını savunurdu. Eğitim sayesinde kötü huylardan arınılacağını, üstün ahlaki niteliklere ulaşılacağını söylerdi

Mevlana hayatı boyunca Kur’an’a bağlı olduğunu, ona değer verdiğini açıkça ifade etmiştir. “Eğer Müslümanca yaşamak istersen Kur’an’a sarıl çünkü onsuz İslami hayat mümkün değildir.” demiştir.

Yazdığı eserlerle yaptığı sohbetlerle Anadolu’da İslam anlayışının oluşmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Onun düşünceleri ve ileri sürdüğü görüşler oğlu Sultan Veled tarafından sistemleştirilmiştir. Bu düşünceler Mevlevilik anlayışının temelini oluşturmuştur.

Mevlana’dan öğütler:

Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol

Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Hoşgörülülükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

2.9. Yunus Emre 122

Nerede doğduğu, nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen Yunus Emre, meşhur şair ve mutasavvıflarımızdan biridir. Onun 1240 yılında doğduğu, 1320 yılında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli’nin düşüncelerinden

etkilenmiştir. Bektaşi dervişlerinden olan Taptuk Emre’den dersler almış, onun dergâhında bulunmuştur. Yunus Emre, Mevlana ile görüşmüş, tasavvuf terbiyesi almıştır.

Tasavvufi olgunluğa erişince insanları eğitmeye, aydınlatmaya başlamıştır. Bu amaçla diyar diyar dolaşmıştır. Sade, duru, anlaşılır bir Türkçe ile şiirler söylemiştir. Bu şiirlerde tasavvufi ahlak anlayışını ön plana çıkarmıştır. İnsanlara, İslam’ın cömertlik,

sabır, kanaat, hoşgörü, yardımseverlik gibi değerlerini kavratmaya çalışmıştır.

İslam’ın insana değer verdiğini, kalp kırmaktan kaçınıp hoşgörülü olmak gerektiğini

vurgulamıştır.

Ak sakallı pir hoca

Bilemez hâli nice

Emek vermesin hacca

Bir gönül yıkar ise.

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

Bir gönül yaptın ise

Er eteğin tuttun ise

Bir kez hayır ettin ise

Binde bir ise az değil…

Yunus Emre, her türlü kine, şiddete, kavgaya karşıdır. O, söylediği şiirlerde İslam’a bakışını, onun ilkelerinin nasıl anlaşılması gerektiğini ortaya koymuştur. Örneğin bir dörtlüğünde, bütün insanları eşit görmek, kimseye kin tutmamak gerektiğini şöyle belirtmiştir:

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize.

Başka bir dörtlüğünde ise,

Ben gelmedim davi için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim. demiştir.

Yunus Emre İslam’a, Kur’an’a büyük bir değer vermiştir.

Sen sana ne sanırsan

Ayrığa da onu san

Dört kitabın manası

Budur eğer var ise.

O, Hz. Peygambere duyduğu sevgi ve imanı ise şöyle dile getirmiştir:

Sen hak peygambersin şeksiz gümansız

Sana uymayanlar gider imansız,

Âşık Yunus n’eyler cihanı sensiz.

Adı güzel, kendi güzel Muhammed.

2.10. Hacı Bayram Veli 123

Asıl adı Numan bin Ahmet’tir. Hacı Bayram Veli, 1352 yılında Ankara’da, Çubuk Çayı üzerinde bulunan Zülfâdıl (Solfasol) köyünde dünyaya gelmiştir. Yaklaşık 80 yıl ömür sürdükten sonra yine Ankara’da vefat etmiştir. Türbe hâline getirilen mezarı Ankara’da Hacı Bayram Veli Camisi’nin bitişiğindedir.

Hacı Bayram Veli’yi medreseye gönderdi. Hacı Bayram, medresede tefsir, hadis, fıkıh ve kelam gibi İslami ilimleri öğrendi. Matematik, astronomi ve tasavvuf alanında da kendini yetiştirdi. Dönemin meşhur âlim ve mutasavvıflarından olan Somuncu Baba’dan dersler aldı. Tasavvufta olgunlaştıktan sonra kendi dergâhını kurdu. Hem medresede ders verdi hem de insanları dinî, ahlaki konularda bilgilendirmeye devam etti. Somuncu Baba ona, Bayram lakabını verdi.

Onun açtığı ilim ve irfan ocağında pek çok insan kendini yetiştirdi, eğitim gördü, ahlak ve edep öğrendi. Bayramilik adı verilen tarikatın temelleri onun görüşleri çerçevesinde burada atıldı.

Hacı Bayram Veli İslamiyeti ilmî açıdan ele almış, önce medreselerde hocalık yapmış daha sonra tasavvufa yönelmiştir. O, bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başarmış manevi mimarlardan biridir. Dünya ve ahiret arasında denge kurmayı başarmış bir sufidir. Hacı Bayram Veli dünyayı terk etmemiş, dünya işlerine önem vermiştir. Bunun yanında dinî emirlere bağlı kalmaya her zaman özen göstermiş, ahireti de hiçbir zaman unutmamıştır. Çevresindekilere de bu ikisi arasında denge kurmalarını tavsiye etmiştir.

Çalışmaya önem veren Hacı Bayram Veli, çevresindekilere de bu konuda uyarılarda bulunmuştur. Kendisi de tarım ve ziraatle uğraşmış; buğday, arpa, burçak vb. yetiştirmiştir. Kazancının bir bölümünü düzenli olarak hayra harcamıştır. Tekkesinde sürekli olarak kazan kaynatmıştır. Burada pişen çorba ve yemekler büyük küçük, yaşlı genç, zengin fakir herkese ikram edilmiştir. Hacı Bayram Veli ve müritleri halk arasında yardımlaşma ve dayanışmanın gelişmesi, fakirlerin gözetilmesi için çalışmıştır. Onlar Ankara’nın ticari merkezlerini dolaşmış, dükkân sahiplerinden zekât ve sadakalarını toplamıştır. Topladığı zekât ve sadakaları muhtaçlara, kimsesizlere, yaşlılara, fakir genç kızlara, kitap alamayan öğrencilere dağıtmıştır. Böylece Hacı Bayram Veli hem Ankara ve çevresinde İslam’ın öğrenilmesinde, din anlayışının güçlenmesinde hem de sosyal yardımlaşmanın yaygınlaşmasında önemli bir rol üstlenmiştir.

3. Türklerin İslam Medeniyetine Katkıları 125

Karahanlılar Devleti, Gazneliler Devleti, Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları İslam’ın sadece savunuculuğunu yapmakla kalmamışlar, aynı zamanda bu dini daha geniş

coğrafyalarda yaymışlardır. Haçlı Seferleri’ne karşı da kendilerini siper etmişlerdir.

Türkler sadece askerî, siyasi konularda değil bilim, fen, sanat vb. her alanda İslam kültürü ve medeniyetine katkıda bulunmuşlardır. Peygamberimiz döneminde temelleri atılan, Emeviler ve Abbasiler döneminde iyice şekillenmeye başlayan İslam medeniyeti, atalarımızın ilim, kültür, sanat, mimari, musiki vb. alanlarda yaptıkları çalışmalarla daha da zenginleşmiştir.

Atalarımızın İslam kültür ve medeniyetine yaptıkları katkıları pozitif bilimler, dinî ilimler ve sanat-edebiyat olarak üç grupta ele almak mümkündür. Pozitif Bilimler Müslüman Türk devletleri bilime, sanata ve insanların eğitimine büyük bir önem vermişlerdir.

Hâkim oldukları topraklarda; han, hamam, köprü, kervansaray vb. ile birlikte cami, medrese ve külliyeler yaptırmışlardır.

Medreselerde sistemli eğitim-öğretim faaliyetleri yürütülmüştür. Bu kurumlarda dönemin ünlü âlimleri, mutasavvıfları, müderrisleri dersler vermiş, ilim öğretmiştir. Böylece Türkler arasında çeşitli ilim dallarında meşhur olmuş, İslam medeniyetine katkı sağlamış pek çok bilim adamı yetişmiştir.

İbn-i Sina, Farabi, Biruni, Uluğ Bey, Ali Kuşçu vb.

İbn-i Sina (öl. 1037): Bu ünlü ilim adamı özelikle tıp alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Enfeksiyonu tarif etmiş, idrar tahlili yapmış, şeker hastalığının tedavisi üzerinde çalışmış, menenjit hastalığını bilimsel bir şekilde tespit etmiştir.(22) Yıllarca insanlara şifa dağıtmış, yazdığı eserlerle tıp ilminin gelişmesine katkıda bulunmuştur. El-Kanun fi’t-Tıp ve Kitâbüş-Şifa onun en meşhur eserleridir. Onun El-Kanun Fi’t-Tıp adlı eseri yıllarca Avrupa tıp okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur.

Farabi (öl. 950): Matematik, astronomi, mantık, felsefe gibi ilim dallarında çalışmalar yapmıştır. İhsâul Ulûm adlı eserinde ilimleri konularına göre sınıflandırmış, bunu yapan ilk kişi olmuştur. Farabi İslam dünyasında felsefe geleneğinin kurucusu kabul edilmiştir.

Uluğ Bey (öl. 1449): Ünlü bir Türk astronomi bilginidir. Astronomi üzerine sistemli çalışmalar yapmış, ansiklopedik tarzda bir eser yazmıştır. Semerkant’ta büyük bir rasathane kurarak araştırmalar yapmıştır.

Ali Kuşçu (öl. 1474): Fatih Sultan Mehmet döneminin meşhur bilim adamlarından biridir. Uluğ Bey’in öğrencisi olan Ali Kuşçu, İstanbul’da bir rasathane kurmuş, burada önemli çalışmalar yapmıştır. “Uluğ Bey Zici” diye adlandırılan, yüksek matematik bilgisi gerektiren cetveller üzerinde çalışmıştır.

Pirî Reis (öl. 1554) – Seydi Ali Reis (öl. 1563): Dünyaca tanınmış denizci ve coğrafyacılardır. Pirî Reis Kitâb-ı Bahriye, Seydi Ali Reis ise Mir’âtül Memâlik adlı eserleri yazmıştır. Bu eserler coğrafya alanında oldukça önemli kaynaklardır. Pirî Reis tarafından çizilen dünya haritası da oldukça meşhurdur. Bu harita, günümüzdeki haritalarla benzerlik taşımaktadır.

Türkler arasında, yukarıda sıralananlar dışında da birçok bilim adamı yetişmiştir.

“Seyahatnâme” yazarı Evliya Çelebi, bir matematik dâhisi kabul edilen Harezmi, beş bilinmeyenli denklemlerin çözümünü yapan Ebû Kâmil Şuca, optik ve fizik alanında çalışmalar yaparak fotoğrafçılığın temellerini atan, kara kutuyu icat eden İbni Heysem bunlardandır.

Fizik alanında yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Birûni de meşhur bilginlerimizdendir. O, maddenin özgül ağırlığını hesaplamak için çalışmış, ışığın sesten daha hızlı hareket ettiğini tespit etmiştir.(23)

Bütün bu gibi bilim adamları ve onların yaptıkları çalışmalar, Türklerin pozitif bilimler alanında İslam medeniyetine önemli katkılar yaptığını açıkça ortaya koymaktadır.

Dinî İlimler

*****İSLAM İLİM DALLARI*****

TEFSİR: Kur’an’ın uzmanları (MÜFESSİR) tarafından, geniş bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasıdır.

Asırlar öncesinden son bir iki asırda ve günümüzde ortaya çıkan ve gelecekte çıkacak olan Bilimsel gerçekler ve teknik buluşlar da asırlar evvelinden tefsir kitaplarında belli oranda belirtilmiştir.

HADİS: Peygamberimizin söz ve davranışlarını inceleyen kitaplaştıran açıklayan ilim alanıdır. İlim adamlarına MUHADDİS denir

KELAM: Kur’an ve Hadis’lere dayanarak AKIL açısından Dinin inanç esaslarını inceleyen ilim alanıdır. İlim adamlarına MÜTEKELLİM denir

FIKIH: Kur’an ve Hadis temel alınarak İbadetlerin ve Hukuk konularının incelenmesidir. İlim adamlarına FAKİH denir.

TASAVVUF: Kur’an veHadislerden yola çıkarak Nefsin terbiyesi İbadet ve zikirle Allah’a yakınlaşma ve güzel ahlak sahibi KAMİL İNSAN olma yolunda disiplinler hazırlayan ilim alanı. İlim adamlarına MUTASAVVIF denir

SİYER-İSLAM TARİHİPeygamberimizin ve Sahabenin hayatını inceleyen İslamın doğuşu ve tarihi sürecini ihceleyen ilim alanı.

Atalarımız, Müslüman olduktan sonra benimsedikleri dinin eğitimine, öğretimine de önem vermişlerdir.

Külliyeler ve medreseler açmışlar, buralarda sistemli eğitim faaliyetleri sürdürmüşlerdir. Pozitif bilimlerde olduğu gibi dinî ilimler alanında da ünlü âlimler yetiştirmişlerdir. Türkler İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’a ayrı bir önem vermişler, ona büyük saygı göstermişlerdir. Kur’an’ın anlaşılması için çalışmalar yapmışlar, tefsir ve mealler yazmışlardır.

Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, M. Âkif Ersoy gibi düşünürler yazdıkları eserlerde Kur’an’ın öğütlerini her zaman dikkate almışlar, ondan esinlenmişlerdir. Eserlerinde Kur’an’ın ilkelerini, öğütlerini ele almışlardır. Türkler sadece Kur’an ilimlerinde değil diğer dinî ilimlerde de önemli âlimler yetiştirmişlerdir.

Nitekim tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi alanlarda meşhur olmuş birçok Müslüman-Türk ilim adamı vardır. Örneğin meşhur fıkıh âlimi İmam Azam Ebû Hanife (öl. 767), İmam Maturidî (öl. 944), fıkıh âlimi Ebûs Suud Efendi (öl. 1577) vb. Türk kökenlidir

Osmanlı’nın son dönem tarihçilerinden Ahmet Cevdet Paşa (öl. 1895), Cumhuriyet Dönemi müfessirlerimizden olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (öl. 1942) da bu çerçevede örnek gösterilebilecek ilim adamlarımızdandır.

İmam Maturidî İslam dünyasının en önemli âlim ve düşünürlerinden biridir. İnsanlarımız itikadi konularda öncelikle onun görüşlerine başvurur, eserlerinden faydalanır. Çünkü o, İslam inanç esaslarını mantıksal tutarlılık içinde ve delilleriyle birlikte savunmuştur. Onun ileri sürdüğü görüşler, dinî konularda yaptığı açıklamalar milletimizin takdirini kazanmıştır.

Fahreddin Râzi meşhur bir müfessirdir. Mefâtihul Gayb adlı tefsiri yazmıştır. Bu tefsir yazıldığı dönem açısından son derece kapsamlı ve nitelikli bir İslami kaynaktır. Aynı şekilde ünlü âlimlerimizden biri olan Zemahşeri de bir müfessirdir. Zemahşeri dili Türkçe olmasına rağmen Arapçayı mükemmel bir şekilde öğrenmiş, “Keşşâf” adlı tefsiri yazmıştır.

Ebû Hanife ise en çok mensubu bulunan fıkıh mezheplerinden birinin imamıdır. Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde birçok Müslüman ibadetlerde, dinî emirlerin yerine getirilmesinde onun görüşleri doğrultusunda hareket etmektedir.

“Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefa” adlı eser meşhur tarihçi ve devlet adamımız Ahmet Cevdet Paşa tarafından yazılmıştır.

Sanat ve Edebiyat

Müslüman Türkler sanat ve edebiyat alanında da önemli çalışmalar yapmışlardır.

Kaşgarlı Mahmut (öl. 1105), Yusuf Has Hacip (öl. 1077), Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi edebiyatçı, şair, mutasavvıf ve düşünürler söyledikleri şiirler, nefesler; yaptıkları sohbetler ve yazdıkları eserlerle İslam kültür ve medeniyetine katkıda bulunmuşlardır.

Atalarımızın İslam medeniyetine katkıda bulunduğu sanat dalları arasında mimari de yer alır. Türklerin bu alandaki katkıları Karahanlılar (840-1212) ile başlayıp Selçuklularla devam etmiş, Osmanlı İmparatorluğu zamanında ise zirveye ulaşmıştır. Müslüman Türkler hâkim oldukları topraklarda birçok medrese, han, hamam, köprü, cami vb. yapılar inşa etmişlerdir. İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri, Sivas, Malatya vb. şehirlerde hâlen dimdik ayakta duran, tarihî ve sanat değeri yüksek camiler, türbeler, medreseler bunun en açık kanıtıdır.

İstanbul’da Fatih, Sultanahmet, Şehzadebaşı camileri, Kayseri’de Hunat Hatun Medresesi, Konya’da Karatay, Sırçalı ve İnce Minareli Medrese, Sivas’ta Gök Medrese, Erzurum’da Hatuniye Medresesi, Bursa’da Orhan Gazi ve Muradiye camileri atalarımızın İslam medeniyetine kazandırdığı eşsiz eserlerdir. Sedefkâr Mehmet Ağa, Mimar Sinan, Mimar Davut Ağa, Dalgıç Ahmet Çavuş ve Taç Mahal’in de mimarı olan Muhammed İsa Efendi Osmanlı Dönemi meşhur mimarlarımızından bazılarıdır.

Osmanlı mimarları içinde en dikkat çekeni, hiç şüphesiz büyük usta Mimar Sinan (öl. 1588)’dır. Bu ünlü mimarımız hayatı boyunca pek çok cami, medrese, mescit, aşevi, su kemeri, saray, hamam vb. inşa etmiştir. Asırlardır tarihî anıt gibi ayakta duran, halkımızın içinde huşu içinde ibadet ettiği Şehzadebaşı, Selimiye ve Süleymaniye camileri onun eseridir.

Atalarımız hüsn-ü hat, tezhip, tezsyinat, minyatür gibi sanat dallarında da çalışmalar yapmışlardır. Bu gibi güzel sanatlar alanında yetiştirdikleri sanatçılar ve onların ortaya koydukları eserlerle İslam medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır.

Hüsnü hat: Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatına “hüsnü hat” denir. Atalarımız İslam’a ve İslami değerlere her zaman önem vermişlerdir. Kur’an ayetlerini, Peygamberimizin bazı hadislerini nakış nakış işlemişler, hat sanatının en güzel örneklerini verecek şekilde yazmışlardır.

Hattat: Güzel yazı yazanlara denir. Şeyh Hamdullah (öl. 1520) ve Hafız Osman (öl. 1668) meşhur hattatlarımızdandır.

Minyatür: Sulu boya ve altın yaldız kullanılarak kâğıt ya da deri üzerine ince fırçalar yardımıyla resimyapma sanatına minyatür denir. Bu sanat daha çok el yazması eserlerin süslenmesinde kullanılmıştır. Nigâri (öl. 1572), Levni (öl. 1732) tanınmış minyatür sanatçılarımızdan ikisidir.

Tezhip; altın yaldız ve boya ile yapılan bir tür kitap süsleme sanatıdır. Çizilen motif ve desenler altın tozu ve doğal boyalar kullanılarak renklendirilir.El yazması kitaplar, levhalar ve bazı hat yazılarının çevrelerinde tezhip sanatı sıklıkla uygulanmıştır.

Tezyinat: Yapılarda duvarlarda kapı ve pencere çevrelerinde yapılan bir süsleme sanatıdır.

 

Ebru: Özel karışımlı su üzerine damlatılan ve şekil kazandırılan boyalı yüzeye kağıt kapatılarak elde edilen şekil yapma sanatıdır.

Çinicilik, ağaç oymacılığı, el işlemeleri vb…

*****İSLAM SANATININ TEMEL ÖZELLİKLERİ*****

1 Tevhid inancına dayanır.

Hıristiyanlıkta Tanrı anlayışı bedenleştirildiği somutlaştırıldığı için, kilise kubbe ve duvarları Meryem Ana İsa heykel ikon ve resimleriyle donatılmıştır.

2 Ahlaki tutum gösterilir. Nefis ve zevk amaçlı değildir.Çıplak heykel ve resimler yapılmamıştır.

3 Toplumsallaştırılır. Belli kesimin duygusal tatmini için değildir.

4 Gösteriş ve israftan kaçınılmıştır

5 Her alanda her kesim için insan ihtiyaçları gözetilmiştir

— İbadet ihtiyacı için mescid mabedler tekkeler

— İlim ihtiyacı için medreseler kütüphaneler

— Bilimsel araştırmalar için rasathaneler külliyeler

— Yolcular için kervansaraylar

— Açlar için imarethaneler aş evleri

— Kirliler için hamamlar

— Hastaya verilen değer darüşşifalar şifahaneler

— İnsana verilen değer yol köprü çeşme ve vakıflar

— Hayvanlara verilen değer kuş sarayları vakıflar

——————————————————————————-

9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI

>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/

——————————————————————————–

9 . Sınıflar proje KURAN   Adı Soyadı:              Sınıf:        No:

PROJE  KONUSU: KUR’AN VE KONULARI   (Bu sayfa çıktıda düzenlenecek dosya kapak sayfası olacak)

AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?

KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?

1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.

1-Kur’an’ı tanıtıcı bilgiler Kavramlar:

a-Ayet, Sure, Cüz, Durak tanım ve sayıları, temel özellikleri

b-Vahiy, Mushaf, Hatim, Hafız, Mukabele, Tecvit, Meal, Tefsir, Müfessir, Kıssa

c-Mekki ve Medeni ayetler ve özellikleri

2-Kur’an’ın nüzulü-inişi:

a-İlk gelen ayetlerin anlamları nelerdir; nerede ne zaman nasıl gelmiştir

b-Kur’an’ın ilk yazılışı nasıl olmuştur

c-Kur’an’ın ilk kitap haline getirilimesi ve çoğaltılması

3-Kur’an’ın konuları:

a-İman konularını (Özellikle Allah’ın varlığı ve Diriliş) akıl kalp gözlem benzetme vb. yollarla anlatan ayet örnekleri

b-İbadetleri anlatan ayet örnekleri

c-Haram kılınan şeyler ve davranışlar

d-Ahlak-olumlu davranışları anlatan ayet örnekleri

e-Ahlak- olumsuz davranışları anlatan ayet örnekleri

4- Kur’an’ın konuları:

a-Hz.İbrahim Hz.Musa ve Hz.İsa’yı ve örnek davranışlarını anlatan ayetler

b-Geçmiş kişilerin ve toplumların olumsuz davranışlarını anlatan ayet örnekleri

c-Yahudi ve Hıristiyanların yanlış inanç ve olumsuz davranışlarını anlatan ayet örnekleri

5-Kur’an konuları:

a-Kainatın ve evrenin yaratılışı ile ilgili ayetler

b-Uzay ve doğa olayları ile ilgili ayetler

c-Hayvanlar ve bitkilerle ilgili ayetler

6- Kur’an konuları:

a-Kıyametin kopuşu ile ilgili ayet örnekleri

b-Ölüm sonrası – Cennet cehenneme kadar olan konularla ilgili ayet örnekleri

c-Cennet ve cehennemle ilgili ayet örnekleri

7- Kur’an konuları:

a-Bilimsel gerçeklere işaret eden ayet örnekleri

b-Bilimsel gerçeklere ve teknik araçlara işaret eden Peygamber mucize örnekleri

8-Kur’an okuma-Anlama-Yorumlama

a-Kur’an-ı Kerim’in okunmasının faziletleri konusunda hadisler yazınız

b-Kur’an’a saygı ve okuma adabı nasıl olmalıdır

c-Kur’an’ı anlama – Aklı kullanma – İnsanı ve Evreni inceleme konusunda Ayetler ve Hadisler yazınız

Teslim Tarihi: Öğretmen imzası

***DİNİ KONULARDA DÖRT SİTE ADRESİ***

http://hikmet.net/
http://www.sorularlaislamiyet.com/
https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.U7dOFJR_s6w
http://www.ahmetsahin.org/default.asp

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s