12cepders

2016-2017 üniversiteye hazırlık amaçlı ders işleme çalışması

12.Sınıf 1.Sınav
1.Ünite: Dünya hayatı ve ahiret
2.Ünite: Tövbe ve bağışlama

Konu-1 Kur’an’a göre hayatın-Yaratılışın temel amacı nedir?

1-Allah’ın ilim irade kudret ve isimleriyle sanat eserlerini göstermek istemesi. Her varlık yeteneklerini niteliklerini göstermek ister.

İnsanın kendine sorması gereken üç soru: Nereden geliyorum, nereye gidiyorum, burada işim ne? (Benden ne isteniyor)

2-Ayet: “İnsanları ve cinleri beni tanısınlar ve kulluk etsinler diye yarattım” Zariyat/56

3-Ayet: “Hanginizin daha güzel işler yapma çabasına gireceğini belirlemek için ölümü ve hayatı yarattı” Mülk/2

Soru-1 Yukarıda belirtilen yaratılış ilkeleri hangi cümlede gerçek ifadesini bulmaktadır?

A Hayat Yaratıcının güçlerini gösterdiği sınırsız bir olgudur
B Yaratıcı hayatın yönetimini insana devretmiştir
C İnsan hayatıyla hayat veren arasındaki koordinasyonu sağlamakla yükümlüdür
D Bir yaratıcı fikri belirlemekle insan hayat amacına ulaşmış olmaktadır

Konu-2 Kur’an hayattaki amaçsızlık anlayışına hangi cümlelerle dikkat çeker?

1-Ayet: “Biz göğü yeri ve arasındakileri abes-boş yere yaratmadık” Sa’d/27
2-Ayet: ““Biz göğü yeri ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık” Enbiya/16
3-Ayet: “İnsan, başıboş bırakılacağını mı zannediyor” Kıyame/36
4-Ayet: “Yeri göğü ve arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık” Enbiya/16, Duhan/38, Ankebut/64
5-Ayet: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Dünya hayatı aldatıcı bir tadımlıktan başka bir şey değildir.” Hadid/20

(Su boğar, Ateş yakar, elektrik ve yer çekimi çarpar! diyene “Şaka yapıyorsun!..” denir mi? Karınca arı böcek amaçlı, ya sultan varlık insan?)

Soru-2 Kur’an’a göre hangi ifade hayata bir amaç yüklemede isabetli bir yaklaşımdır?

A İnsan hayattan her tadı özgürce alabileceği donanımda yaratılmıştır
B Hayat anlamsız olmadığı gibi amacından saptıracak olaylarla doludur
C Mal evlat eğlence dünya mutluğu için her insanın vazgeçilmez gereksinimleridir
D Bütün varlıklar insanın dünyada nimetlerle doyması için koşturmaktadır

Konu-3 Evren ve varlık açısından hayatın amaçsız olmadığı nasıl anlaşılır?

1-Varlıktaki programlama, düzen uyum güzellik ve onca masraf boşa mı
2-Bütün varlıkların insan odaklı, ona hizmet için hazırlanması boşuna mı
3-Her ihtiyacımız, peşin, karşılık alınmadan, karşılıksız bırakılmadan ve zamanında en uygun şekilde veriliyor.

(Galeride ressam müzisyen, ihtiyaçları karşılayan zengin vb nasıl tanımlanır)

Ayet: “Verdiğimiz rızıklardan temiz olanı yiyin, eğer yalnız Allah’a kulluk yapıyorsanız “Ona şükredin”

4-ANLAM-AMAÇ YOKSA MUTLULUK YOKTUR. Eğitimde, aşkta evlilikte, iş kurmada, makamda amaç-hedef yoksa! Ya Ölüm sonrası için bir amaç yoksa!

SONA EREN ŞEYDE MUTLULUK YOKTUR. Çünkü insan sonsuz AMAÇLIDIR.

Başı sonu sonsuz, arasında sıkışan sonlu insan, fani dünyada nasıl mutlu olacak!

Soru-3 Hangisi hayatımıza ebedi bir amaç belirleme konusunda bize yardımcı olmaz?

A Doğa ve varlıklardaki belli süreçteki düzenli ve yararlı işleyiş
B Doğanın ve her canlının insana hizmet için sürekli çalışması
C Her ihtiyacımızın sınırsızca zamanında bize ulaştırılması
D Maddi ihtiyaçlarımızın, duygu ve isteklerimizin yaşamdaki engellenemez öncelikleri
E Dünyada her işimizde bir planlamanın ve amaç belirlemenin yaşanıyor olması

Konu-4 Ahirete iman, dünya hayatına nasıl bir anlam ve amaç kazandırır?

1-Ahirete iman insanı sahipsizlikten yokluk bunalımından kurtarır. Ruhsal anlam ve değerini bulur. Yüksek moral ve motivasyona ulaşır. Güçlenir güçlü durur. Sonsuz amaçla zirvelerde dolaşır.

2-İyiliklere yönelir kötülüklerden uzak kalır. Suçlar azalır. Aile ve toplum olarak da huzur olur. İnsan enerjisi gelişme ve refah konusuna yoğunlaşır.

3- İyilik ya da kötülük seçenekleri ile yaşarız. Yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorumluyuz, sorgulanacağız. Allah’ın ve Peygamberimizin emirlerini yerine getirmek sevap ve ödül kazandırırken, emirlerini yapmamak ya da yasaklananları işlemek de günah ve ceza getirebilecektir.

Ayet: “Yaptıklarınızdan mutlaka sorguya çekileceksiniz” Nahl/93

Ayet: “Kim zerre kadar bir hayır işlerse onun mükafatını görecek. Kim de zerre kadar bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” Zilzal/7-8 (Tövbe ve günah lekelerinden temizlenme işlenecek)

Ayet: “İman eden ve iyi işler yapanları ebedi kalacakları ırmaklar akan cennetlere koyacağız”Nisa/122

Hadis: “Allah’a ve ahret gününe inanan misafirine komşusuna ikram etsin, hep hayır konuşsun” Buhari, İman/31

4-Hayata üç bakış: Sevilecek iki yüzü.

-Hayattaki her şey Allah’ın güzel isimlerini yansıtan ayna ve sanat eseri; bilimler dil. Hayat bir galeri.

-Kısa hayat sonsuz hayatı kazanma fırsatı, dünya tarla ve ticaret pazarı. Dünya cennet anası

-Hayatın zehirli bal yönü. Nefsin hoşuna giden günahlara gömülme riski.

Soru-4 Hangisi öldükten sonra dirilmeye inanmanın bir kazanımı sayılmaz?

A İnsan sahipsizlikten kimsesizlikten, belirsizlik ve kaostan kurtulur
B Kötülüklerden ve suçlardan uzaklaştırır iyiliklere yönlendirir
C Hesap günü duygusu insanın özgür hayatını kısıtlar zevklerine yasak yaşamına zorluk getirir
D Dünyayı bir tarla ve pazar olarak gösterir ebedi amaç kazandırır

Konu-5 Kur’an açısından ölüme bakış nasıl olmalıdır?

1-Ayet: “Nerede olursanız olun sağlam kalelerde de olsanız, ölüm size ulaşacaktır” Nisa/78

Ayet: “Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı tamamen verilecektir” Ali İmran/185 (Anlaşılıyor ki ölümden çok, iyi halde ölmek ve ölüm sonrasındaki durumumuz önemli)

2-Hadis: “İnsan ölünce amel defteri kapanır üç kişiye açık kalır: Duacı hayırlı evlat bırakan, faydalı ilim bırakan, kalıcı eserler bırakan” Müslim, vasiye/143-Ölüm bir hayat gerçeğidir. Hayatın ve hayatı veren Allah’ın bize verdiği bir sonsuzluk dilekçesidir. Hayata ölmek için geldiğimiz gibi ölümün olmadığı bir hayata da ölümle gözlerimizi açmış olacağız.

Ölüm sonlu hayatı sonlandıran sonsuzluk müjdesidir. Ölüm hem sonlara son verir hem de sonsuzluğa başlangıç olur. Dünya talimgahından uzaklaştırıp dost ve akrabaya ve en güzel olana kavuşturan cennet saraylarına açılan bir koridor olur. (İntihar haram, büyük günah)

Soru-5 Hangi cümle ölüme olumlu bakış konusunda rahatsızlık vericidir?

A Ölüm iyilik ve kötülüklerin karşılığının verileceği bir aleme götürür
B Ölüm hayat gibi, Yaratıcının sıfatlarının bir gereğidir
C Ölüm farklı sevap defterleri açar sonsuz yaşam startı verir
D Ölüm sevenleri ayırır, yokluk korkusu ve kalanlara acı verir

Konu-6 Ölmüşlerimize karşı sorumluluklarımız nelerdir?

1-Ölüm anı ve sonrası: Kelime-i şehadet telkin edilir, israr edilmez. Dua ve kuran okunur.

Ölünce Kuran yan odada okunabilir. Makbul olan öncelikle yakınlarının okumasıdır.

Baş kısmı kıbleye doğru, sırt üstü yatırılır. Gözleri kapatılır. Ağız açık kalmasın diye bir bezle çene altından baş üstüne bağlanır. Kollar yanlara bırakılır bacaklar uzatılır. Elbiseleri protezleri çıkarılır bir örtü ile üstü örtülür ve yüksekçe bir sedir veya yerde yatak üzerine konur. Şişmemesi için de karnının üzerine bir bıçak v.s. gibi bir demir parçası konabilir. Ölü sebepsiz çok bekletilmez.

Ölünün arkasından saçını başını yolma feryat etme Allah’ı itham etme hoş değildir. Yas tutma, siyahlar giyme, sakal kesmeme hayata küsme doğru görülmez. Cenaze salası sonradan adet olmuştur.

Tekfin (kefenleme) Techiz (Gerekli itinalı işlemler) Tedfin (Defnetme gömme) okuma işlemleri yapılır. Gasilhanede Teneşirde yıkanır cami avlusunda musalla üzerine konur namazı kılınır.

Taziye: Baş sağlığı dilemek. Cenaze evine birkaç gün yemek götürülebilir. Ölünün iyilikleri anılır.

Talkım: Aslı telkindir. İmamın mezarın başında ölüye sorgulamada yardımcı olacak cevapları hatırlatmasıdır. Peygamber hadislerinde olmayan bir uygulamadır.Telkin diri olana yapılır.

2-Cenaze namazı: Farz-ı kifaye (üç kişi kılınca diğerlerine farz olmayan) secdesiz, ayakta 4 tekbirle kılınan namazdır. 1-Sübhaneke, 2-Salli Barik 3-Cenaze duası okunur. Bilmeyen Fatiha-Kunut okur.

3- DUA etmek: Peygamberimizin uygulaması ve tavsiyesi kabir ziyareti yapmak, kabirdekilere selam vermek, ibret almak ve özellikle yürekten dua etmektir.

Hadis: “(Ölmüş) kardeşiniz için Yüce Allah’tan mağfiret dileyiniz…” Ebu Davud, Cenaiz, 67

Hadis: “Allah’ım! Bu ölüye mağfiret et, ona merhamet et, onu bağışla… cennete koy ve cehennem azabından koru.” Müslim, Cenaiz, 85

4-Kur’an okumak: Ölü yanında mezarda Kur’an okunması uygun değildir. Geçerken veya herhangi bir mekanda, Fatiha üç ihlas Yasin Tebareke okunabilir. Önemli olan kişinin kendi okumalarıdır.

5-Mevlit okutmak Hayırlar yapmak: Süleyman Çelebinin Vesiletü’n-Necat denilen Peygamberimizi övgülerle anlatan Mevlidi ve Kur’an okuma dualar etme, davetlilere ikramda bulunma güzel adettir.

Ne var ki 7’si 40’ı 52’si gibi uygulamalar sünnete uygun değildir. Dua ve Kur’anın okuma vakti olmaz. Suya havaya muhtaç darda kalmış birine, “Bekle 7 gün 40 gün sonra vereceğim” denir mi?

Hadis: “İnsan ölünce amel defteri kapanır üç kişiye açık kalır: Duacı hayırlı evlat bırakan, faydalı ilim bırakan, kalıcı eserler bırakan” (Müslim, vasiye/14) Öğrencilere sahip çıkmak da benzer yararı sağlar.

Hadis: “Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Annem vefat etti Ben onun için ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunsam ona faydası olur mu? diye sordu Peygamberimiz: “Evet” deyince, adam; “Benim bir meyveliğim var Onu, annem için fakirlere dağıtıyorum” dedi Buhari, Sahih, Vesaya, 15, 20,

6-Vasiyet ve Anne baba akraba ve dostlarını ziyaret ve iyilik yapmak:

Hadis: “Ey Allah’ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye soran Ebû Ubeyd Mâlik İbn Rabîa es-Sâidî’ye Peygamber Efendimiz: “Evet vardır Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi (akraba ziyaretini) ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak “cevabını vermiştir (Ebu Davud, Sünen, Edeb, 12; İbn Mace, Sünen, Edeb, 2)

Soru-6 Hangi kavram cenazeyi mezarlıkta toprağa verme anlamındadır?

A Tekfin B Techiz C Tedfin D Telkin

Soru-7 Hangi ikisi ölmüşlerimizin ardından yapılması gereken en makbul-değerli davranış biçimidir?

A Mezarını yüksek yaptırmak – Çiçekler doldurmak
B Dua edip Kur’an okumak- Adına hayırlar yapmak
C Kur’an okutmak- Hatimler indirtmek
D 7’sinde 40’ında 52’sinde mevlit okutmak – Lokma döktürmek Helva dağıtmak

Konu-7 Ölenin kapanmayan amel defterleri hangileridir?

Hadis: “İnsan ölünce amel defteri kapanır üç kişiye açık kalır: Duacı hayırlı evlat bırakan, faydalı ilim bırakan, (Sadaka-i cariye) kalıcı eserler bırakan” (Müslim, vasiye/14)

— Biz yaşıyorken dünya öncesi ve ölüm sonrası hayatla ilgiliyiz aslında. Madde öncesinden geldik madde ötesine yolcuyuz. İnsan dünyada yaptıklarının karşılığını küçük planda ölümle başlayan yeni yolculuğunda görmeye yaşamaya başlar.

Büyük tatiller ziyafetler saadetler öncesi küçük ara tatiller mini menüler mutluluklar yaşanır. Ya da mahkeme ve hapishane öncesi karakolda sorgulama ve gözaltı sıkıntıları yaşanır.

— Peygamberimiz “Kabir-diriliş arası (Berzah) ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olur” ve “Nasıl yaşarsanız öyle ölür öyle de dirilirsiniz!” buyurur.

Bu açıdan insanın hayatta insanlara faydalı kalıcı ameller yapması, ölüm sonrası hayatının rengini belirlemiş sevap kazanmasının ve huzurunun devamlılığını sağlamış olur.

— Hadis üç ana alana dikkat çekiyor tüm hayatı ve aktivitelerimizi kucaklıyor.

İnsan yetiştirmeye, eğitim öğretime ve toplumca kurumların ve ekonominin bu yolda düzenlenmesine dikkat çekiyor. Evladı olmayan olsa da başka evlatlara sahip çıkan ve bu yollarda hizmetler verenler de Peygamberimizin müjdesinin muhatabı olurlar.

Soru-8 Peygamberimizin sözüne göre hangisi ölünün ardından kapanmayan sevap defteri olarak nitelendirilmez?

A Güzel evlat nitelikli insan yetiştirmek mutlu aile huzurlu toplum oluşturmak
B Asırlarca insanların konuşacağı bir ün bırakmak
C Kalıcı yapılar müesseseler kurmak kurumlar bırakmak
D İnsanlara yararlı ilim-bilim buluşlar ve kitaplar bırakmak

Konu-8 Kur’an’da Kıyamet nasıl anlatılmaktadır?

Ayet: “(İsrafil tarafndan) Sûra üflenir ve Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar.” Zümer/68

Ayet: “Ey insanlar! Rabb’inizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!” Hac/1

Ayet: “… Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.” Hac/7

Ayet: “…Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir” Nahl/77

Ayet: “Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık” Furkan/11

Kıyamet zamanı

Ayet: “İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Allah katındadır…” Ahzab/63

Kıyamet tasvirleri

Ayet: “Sura üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür” Zümer/68

Ayet: “Kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir.” Hac/1 – 2.

Ayet: “O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yüne döner. Dost, dostu sormaz.” Meâric/8 – 10

Ayet: “Gökyüzü yarıldığı zaman, yıldızlar döküldüğü zaman, denizler birbirine katıldığı zaman, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,” İnfitâr suresi, 1-5

Ayet: “Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar (Tesbih taneleri gibi) döküldüp saçıldığında, Dağlar yürütüldüğünde, Gebe develer salıverildiğinde, Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, Denizler kaynatıldığında, Ruhlar birleştirildiğinde, Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda, “Hangi günah sebebiyle öldürüldü? diye. Defterler açıldığında, Gökyüzü sıyrılıp alındığında, Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında,” Tekvir/1- 13

Kıyamet üç şekilde yorumlanabilir.

1-Küçük kıyamet. Küçük alem sayılan her insanın kendi ölümü
2-Büyük kıyamet. Büyük alem kainatın, her canlının topyekün ölümü
3-Ölmeden ölmek. Yaşayan insanın ruhunun kalp ve vicdanının sönmesi duygularının ölü hale gelmesi, inkarcı olması. Doğanın öldürülmesi.

Soru-9 Kıyametle ilgili olmadığını düşündüğünüz cümleyi işaretleyiniz?

A İsrafilin Sur’a üflemesiyle evrende değişim başlar
B Dağlar dağılır denizler kaynar yıldızlar saçılır kabirdekiler çıkar
C Peygamberler kıyamet vaktini bilirler dilediklerine bildirirler
D Kıyamet göz açıp kapama gibi gerçekleşiverir

Konu-9 Ölüm ve diriliş arası yaşanacak süreçler nelerdir?

Kabir sorgulaması:

Dünyada Kiramen Katibin, Hafaza, Amelleri rapor eden ve Ruhunu teslim alan (vb) meleklerle görünmez irtibatını sürdüren insanın, ölüm sonrası süreçte de farklı boyutlarda, büyük mahkeme öncesi karakoldaki gibi ön sorgulaması, karşılaşması sürmektedir.

Hem de adeta bir Rahmet tecellisiyle; her insanın bir çırpıda cevaplayabileceği üç temel kolay soruyla karşılanıyor.

Kabirde bir azab görecek sıkıntı yaşayacaksa insan bu kendi elleriyle dünyada hazırladıklarının karşılığı olacak ama o da Rahmet adına tecelli edecektir. Zira cehennem görmemesi için bir temizlenme süreci içine girmiş olacaktır.

Kabirde Münker Nekir isimli iki melek üç soru sorar:

Hadis: “O iki melek ona (mü’mine): ‘Rabbin Kim?’ derler. O: ‘Rabbim Allah’tır.’ der. Melekler: ‘Dinin nedir?’ derler. O: ‘Dinim İslâm’dır.’ der. Melekler: ‘Size gönderilmiş olan Peygamberin kimdir?’ derler. O: ‘Allah’ın Rasûlü Muhammed’ der. Melekler: ‘Amelin nedir?’ derler. O da: ‘Allah’ın kitabını okudum, ona imân ettim ve onu tasdik ettim.’ der…” Müsned, 4/287-288; 4/295-296

Hadis: “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyin ve Allah’tan (itikadında) sabit kılmasını isteyin. Muhakkak ki o şu anda sorguya çekiliyor.” Ebû Dâvud, Cenâiz 73

Hadis: “Kabir azabı haktır. Kabirde azap çekenleri, hayvanlar işitir!” Tirmizi, Cenaiz 70; Nesai, Cenaiz 116

Hadis: “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.” Tirmizî, Kıyamet,26

Berzah:

Ölümle başlayıp kıyamete, sonrasında dirilişe kadar devam edecek olan bir süreç; bir bekleme alanı.

İnsanlar berzahta, dünyada oluşturdukları kalp ve zihin dünyalarına ve amellerine göre bir dünya bulurlar. Ve gidecekleri yerin adeta fragmanlarıyla haz ya da sıkıntı yaşarlar.

Dünyadaki olumlu-olumsuz davranışlar berzahta TEMESSÜL eder. Bir şekil biçim ve görüntü kazanır.

Namaz oruç Kuran okumalar insanlara yapılan iyilikler huzur verici birer refakatçiye yoldaşa dönüşür. Ve insan gideceği cennete açılan pencerelerden manzaraları izler, dünyadaki açık sevap hesaplarından gelen esintilerle ferahlar. İnkarcı cehennemlikler ve durumuna göre günahkarlar da arkada bıraktığı günah ve zulümlerle, gidecekleri yeri görür ve sıkıntılar içinde beklerler.

Hadis: Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah Cennet veya Cehennem’deki yeri arz edilir. Cennet ehlinden ise, yeri Cennet ehlinin, ateş ehlinden ise yeri ateş ehlinin yeridir. Kendisine: ‘Allah seni kıyamet günü diriltinceye kadar, senin yerin işte budur!’ denilir.” Buhari, Cenaiz 90, Bed’ül-Halk 8, Rikak 42; Müslim, Cennet 65; Muvatta, Cenaiz 47

Soru-10 Hangi tanımlama “Berzah” kavramını çağrıştırmaz?

A Ruhlar mahşer günü hesap vermek üzere mahkemeye yönlendirilirler
B Kabir hayatı ölen insanın ebediyete gözlerini açacağı bir kuluçka dönemi gibidir
C İsrafilin sura üflemesiyle ruhların bekleme süreci başlar sonlanır
D Öldükten sonra insanlar geçici bir aleme daha adım atmış olurlar

Konu-10 Diriliş sonrası yaşanacak süreçler nelerdir?

Haşir: İsrafilin ikinci kez sura üflemesiyle başlayan diriliş

Mahşer: Yeniden diriliş ile birlikte insanların hesap vermek üzere toplanacakları yere-meydana denir.

Mahkeme-Hesap: Her insanın yaptıklarından sorgulanacağı iyi-kötü karşılığının verileceği soruşturma mekanı

Mizan: Sevap ve günahların tartılacağı hassas özel adalet terazisine denir. Sevabı ağır olanlar cennete, günahı çok olanlar ise cehenneme gider. Allah dilerse affeder. Bir sevapla yüzler günahı silebilir. İman mücevheri sayısız hatayı silebilir.

Ayet: “Kıyamet günü kurulacak mizan haktır, gerçektir. Tartıda sevapları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Sevapları tartıda hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.” Araf/8-9

Amel defteri: Dünyada insanın inanışlarının söz ve davranışlarının kayıt altına alındığı belgelerdir.

Ayet: “Vay halimize, bu nasıl kitapmış, küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın yaptıklarımızın hepsini sayıp dökmüş..!” Kehf/49

Şahitler: Ayet: o gün insan kendi aleyhine şahittir.” Casiye/15

Ayet: “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder. ” Yasin/65

Ayet: Nihâyet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler. ” Fussilet/20

Kul Hakkı: Kur’an hesap gününde kimsenin haksızlığa uğratılmayacağını ifade eder. Hadisler de kul hakkının sorgulanacağını anlatır.

Af ve şefaat: Günahı olan müminlerin günahlarının bağışlan¬ması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ve Allah katındaki dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir.

Ayet: “Allahın İzni olmadan onun katında kim şefaat edebilir?…” (el-Bakara 2/255)

Ayet: “…Onlar Allah rızâsına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler…” (el-Enbiyâ 21/28)

Hadis: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir” Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 21; Tirmizî, “Kıyâmet”, 11; İbn Mâce, “Zühd”, 37

Afarozcu da olamayız Endüljansçı da. Cennet cehennem bekçisi değiliz; sahibi hiç!. Dilediğimizi cennete dilediğimizi cehenneme koyma yetkimiz yok. Allah ne dilerse o olur. Peygamberimize şefaat hakkı verilmiştir.

Kitapların verilmesi: Ayet: “Kitabı sağ tarafından verilen: Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum, der. Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir cennettedir. Onlara “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin denir.” Hakka-19-24

Ayet: “Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: Keşke kitabım bana verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti. Hakka/25-29

Sırat: Mahşer yerinden itibaren cehennemin üzerinden geçerek cennete kadar uzanacak bir köprüdür. İnce keskin denmesi geçme zorluğunu ifade içindir.

Ayet: “Onları Cehennem Sıratına (Sırat köprüsüne) götürüp hapsedin! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. Saffat/23, 24

Ayet: “Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, peygamberlerin sözleri de “Ey Allah’ım, kurtar kurtar.” olur.” (Buhari ve Müslim’den naklen, Tâc, V, 377-378).

Araf: Cennet cehennem arası yer. A‘râflıklar, iyi ve kötü amelleri eşit olan müminlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah’ın lutfuyla cennete gireceklerdir.

Ayet: “İki taraf (cennetliklerle cehennemlikler) arasında bir perde ve a‘râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak, cennet ehline selâm size diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce: Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler” A‘râf/46-47

Cennet-Cehennem: Şuurlu nefisli varlıklar ins ve cin cennet mekandan geldi. Cehennemden değil. Dönüş de doğal ana ata yurdumuza olmalıydı. Özgür iradesiyle insan cehennemini de inşa ettirdi.

Soru-11 “Mahşer” ve “Mizan” kavramları hangi cümlede anlatılmaktadır?

A İnsanlar dirilip hesap meydanında toplanır ve sevap ve günahları tartılır
B İsrafil sura üfler dirilme ve meydanda toplanma başlar
C Mahkeme sonrası kitapları verilenler sırata yönlendirilir
D İnsanların sevap ve günahları ölçülür amel defterleri açılır

Konu-11 Amel defteri nedir uygulaması nasıl olacaktır?

Ayet: “O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış oldukları işlere kendi aleyhlerinde şahitlik edecektir. Nur/23, 24

Ayet: “O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” Yasin/65

Hadis: “Bir suçlu kıyamet gününde yaptıklarını inkâr ettiğinde, Allah onun uzuvlarına emir verecek ve onlar onun yaptıklarına karşı şahitlik edecekler.” Müslim, Nesei

Amel eylem davranış demektir. Bütün inanış söz ve davranışları kapsar.

Dünyada insanların yapmış oldukları iyi veya kötü davranışların ve sözlerin, Kiramen Kâtibin meleklerince kaydedildiği defterdir.

İnsanın hafıza merkezinde de ayrı bir kayıt yapılmaktadır.

Eşya ve atomların da kayıt yaptığından söz edilir.

Bir de Allah katında ana kitapta yazma vardır.

Ayrıca insanın organlarıının bir çeşit kayıt yaptığı orada yaptıklarını dile getireceği Kur’an’da anlatılır.

Kul hakkı sorgulanmasında da hak sahiplerinin şahitliği ayrı bir kayıt sayılabilir.

Kur’an’da Peygamberlerin ümmetleri için şahit olacağı da ifade edilir. Nisa/41

Bu kayıtlar birbirini teyid eder onaylar. Allah dilediğini silebilir.

Soru-12 Mahşer günü büyük mahkemede karşılaşmayacağımız şahitlik hangisidir?

A Hakkını yediklerimizin şahitliği
B Dilimizin organlarımızın şahitliği
C Allah katındaki ana kitabın şahitliği
D Peygamberlerin şahitliği

Konu-12 Kul hakkı nedir sorgulanması nasıl olacaktır?

Ayet: “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için, onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.” Bakara/188

Ayet: “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.” Nisa/29

Hadis: “Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.” Müslim

Kul hakkı bir insanın hakkı olan (maddi manevi) bir şeyi vermemek veya (maddi manevi) hakkı olan bir şeyi elinden almak; ya da bizim hakkımız olmayana el koymak şeklinde tanımlanabilir.

Hayvanların da hakkından; cezasının ise dünyada peşin verileceğinden söz edilir.

Kul hakkı iki kısımdır: Maddi Manevi

Maddi kul hakkı: Dünyada birinin eşyasını malını mülkünü parasını izinsiz almaktır. Aldığını vermek kullandıysa ödemek helallik dilemek gerekir.

Manevi kul hakkı: Birinin gıybetini yapmak iftira atmak alay hakaret vb şekilde kalbini kırmaktır. Helallik almak gerekir.

Bunlar yapılmazsa hesap günü kul hakkı borcu olanların sevabı alınır, alacaklının günahları ona yüklenir.

Toplum çapında haksızlık yapanların sorgulaması büyür. Ateşte temizlenmeleri sağlanabilir. Peygamberimiz bunlara ahiret müflisi (iflas edeni) demiştir.

Hayırları çok kul borcu az olanlar için Allah dilerse, sorgulama sonrası alacaklıya ihsanda bulunarak hakkını helal etmesini sağlayabilir.

Alacaklı ölmüşse veya ulaşamazsa yakınları varsa onlara verir helalleşir. Kimse yoksa o kişi adına muhtaçlara verir ve onun için dualar eder.

Borç ödenmeli helallik almalı. Burada kızarmak utanmak, orada deşifre olmaktan ateşte kızarmaktan iyidir.

Soru-13 Kul hakkı yemenin en büyük zararı hangi cümlede tam ifade ediliyor?

A Başkasının malına haksız yere el koyanlar toplumda sevilmezler
B Haksız kazanç elde edenler aynaya bakamaz rahat uyuyamazlar
C Kul hakkı yiyenlerin sevabı kalmazsa ateşe girebilirler
D Allah merhametlidir ancak küçük kul haklarını da sorgulatır

Konu-13 Ahiretteki Af ve temizlenme mekanizmaları nelerdir?

Ayet: “İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir.” Nisa/168

Ayet: “Allah kendisine (inkar ve) şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” Nisâ/48

Açık şirk doğrudan putlara tapınma ya da birden fazla tanrı edinme.

Kapalı şirk nefsi zevkleri parayı cinsiyeti makamı tanrı sever gibi sevmek Allah’tan istenecekleri fanilerden istemek.)

Dünyada manevi temizlik tövbe ile gerçekleşir.

İbadetlerle Haramlardan yüz çevirerek ya da bela ve dertlere sabrederek de günahlardan arınma olur.

Ayrıca yapılan amel-i salihler iyilikler de bir kısım günahları siler. Günahların yerine iyilik de yazılabilir.

Mukaddes hüzün başlı başına bir temizleyicidir ayrıca.

Ahirette temizlik ise ölüme doğru çekilen acılarla ve ölümle başlar.

Allah merhametiyle inançlı kulunun cehennem görmeden cennete hazır ve layık hale gelmesi için adeta ahiret süreçlerinde kulunu temizlenme yollarından geçirir.

Kabir sorgulaması ve uzun berzah hayatının sıkıntıları bir kısım günahları temizler.

Diriliş heyecanı, Mahşerde toplanma, mahkemede hesap verme, amel defterlerinden ve kul haklarından sorgulanma endişeleri de ayrı ayrı temizleyici rol oynar.

Hala günahı olanlar için Allah’ın dilemesiyle Peygamber şefaati günahların affına vesile olur.

Kitabını alanların sırat endişesi, Arafta bekleme heyecanı da günahı kalanlar için temizlenmeye vesile olabilir.

Allah bir iyilikle onlarca günahı silebilir. İman cevheri günahların yok olmasına yol açabilir.

İnancı olanlar cehenneme girse bile Allah, son genel Af ve Rahmetiyle tam temizlik yapar, dilediklerini çıkarıp cennete girecek şekilde tertemiz hale getirebilir.

Soru-14 Hangi grubun günahlarının temizlenmesine aşılmaz engel var demektir?

A Büyük günahlar işlemiş olanlar
B Kul hakkı yemiş olanlar
C Şirk koşanlar
D Namaz kılmayan oruç tutmayanlar

Konu-14 Ahirette insanlar gidecekleri yer açısından kaç grupta değerlendirilir?

1-Doğrudan hesap görmeden cennete gidenler. Peygamberler ve Allah’a yakın olanlar
2-Hesapta aklanarak cennete girenler (Mahkemede kitabını sağdan alanlar)
3-Doğrudan cehenneme gidenler. İnkarcılar şirk koşanlar münafıklar
4-Günahlarından arınıncaya kadar cehennemde ya da Araf’ta kalıp cennete geçenler

Sonsuzluk nasıl bir şey? Cennette canımız sıkılmaz mı?

Bizi cennete koysunlar da sıkılacaksa canımız cennette sıkılsın!

Canımız ne zaman sıkılır?

1-Sorumluluklarımız çok ve ağır olduğunda. İbadetler yasaklar aile görevler vergiler mefküreler vb
(Cennette tek sorumluluk yok ki!)

2-Bir sorunumuz olduğunda. Bedensel ruhsal ekonomik ailevi vb.
(Cennette tek sorun yok ki!)

3-İhtiyaçlarımız karşılanmadığında. Yeme içme giyinme arabalar köşkler zevkler vb.
(Cennette karşılanmamış tek ihtiyaç yok ki!)

4-Monotonluk ve tekrar olduğunda. Hayallerinizle sahip olduklarınız ve yaşadıklarınız tam uyuşmaz. Hayaliniz monotonluğu kaldıramaz.

(Cennette tek tekrar yok ki! Yinelenme yok yenilenme ve sürekli orjinallik var. Dünyada bile her yeni şey heyecan veriyor. Ya sonsuz yenilik! Cennette her hayaliniz hep sahip olduğunuz olacak.)

Peki nasıl? Git gör! İnş… (Bin yıllık en zevkli dünya hayatı bir saatlik cennet hayatına denk düşmez. Ve bin yıllık o cennet hayatı O Cemal’i görünce unutulur.)

Soru-15 Hangi gruba “Cennet yüzü göremez!” denemez?

A Büyük günah işleyenler
B Allah’a şirk koşanlar
C Allah’ı inkar edenler
D Münafık olanlar

Konu-15 Dirilişin varlığı Akıl ve mantık açısından nasıl kanıtlanabilir?

Ben varım beni var eden neden var olmasın.

Yaşadığım gibi öleceğim. Beni yokken var eden neden tekrar var edemesin?

İlk orjinal modeli yapan ikincisini daha kolay yapar.

Binlerce bilim adamı bir araya gelse şu insandan daha orjinal varlık meydana getiremez.

Çürümüş kemikleri ilk baştan kim var etmişse öldükten sonra tekrar diriltecek olan da odur.

Bir orduyu ilk defa acemi birliğinde toplayıp eğiten bir borazan veya düdük sesiyle dağıtıp tekrar toplayabilir. Askerlere benzeyen vücut hücrelerimizi ilk defa bir araya getirip çalıştıran da öldükten sonra tekrar onları bir araya getirebilir.

Bir gökdelende tesisatı döşeyerek binlerce ampulü ilk defa yakan, bir ana şartelle tamamını söndürüp tekrar yakabilir. Ampullere benzeyen vücut hücrelerimize ilk defa hayat veren dirilişte tekrar hayat verebilir.

Bir saati veya cihazı ilk defa yapan bir mühendis onu dağıtıp tekrar bir araya getirebilir benzerini daha kolay yapar.

Konu-16 Dirilişin varlığı Kalp ve Duygular açısından nasıl kanıtlanabilir?

— İnsan sonradan olmuştur ve sonludur. Her insanda ortak sonsuzluk arzusu, sonsuz gençliği isteme duygusu var. Sonlu insana bu sonsuzluk duygusu nereden kimden gelmiştir.

Sonsuz bir alem var ki insanda sonsuzluğu isteme duygusu da var.

Allah sonsuz bir alemi vermek istemeseydi sonsuzluğu isteme duygusunu da vermezdi.

İstiyorum demek ki sonsuz bir alem var!

— Bütün sevdiklerimi bir daha göremeyecek miyim? Annemi eşimi çocuklarımı dostlarımı her gün aynada gördüğüm yüzümü ebediyyen kaybedecek miyim?.. Sonsuz aşkıma noldu? Şehitler için niye ağladı ki analar. Sonsuz bir alem yoksa vicdan hem kanar hem ağlar.

Konu-17 Dirilişin varlığı Somut belgeler açısından nasıl kanıtlanabilir?

— Kur’an Peygamberler ve inanan insanlar birer belgedir.

Peygamberler hayatlarında yalan söylemeyen, insanlığın kabullendiği örnek kişiliklerdir.

Hz.Muhammed’in S.A.V. okuma yazması yoktu. Çevresine meydan okuyarak “Şüpheniz varsa siz de yazın!” demesi ve asırlarca Kur’an’ın araştırılması milyarların kitabı olması nasıl açıklanabilir?

Ayrıca geçmiş ve gelecek bilgilerden bahsetmesi özellikle asırlar evvelinden bilimsel gerçeklerden söz etmesi hangi akıl ve mantıkla açıklanabilir?

— İnsanda ve doğada gözlenen ölme dirilme örnekleri de yaşanan canlı belgelerdir.

İnsan hücreleri sürekli ölür yenileri canlanır, her nefeste ölüp diriliriz, uyumamak elimizde olmadığı gibi uyanmamak da elimizde değildir. Aynen öyle de ölmemek ve dirilmemek de.

Bahar mevsimi, kış mevsiminde ölen bitki ve hayvanların yeniden canlanmalarıyla insanın öldükten sonra dirileceklerine örnek olacak bir ders verirler.

Uzayda bile ölme dirilme örnekleri yaşanır. Karadelikler ölüm alanları mezarlıklardır. Yeni doğan yıldızlar da dirilişin örnekleri.

Konu-18 Dirilişin varlığı Adalet ve Vicdan açısından nasıl kanıtlanabilir?

Ölmemiş her vicdan zihin ve sönmemiş vicdan gerçek adaletin gerçekleşmesini ister.

Oysa dünyada bu gerçekleşemiyor. Zalimle mazlum, katille maktul, ezenle ezilen, çalanla çalışan tam karşılığını alamadan gidiyor.

Hz.Musa ile Firuavunun, Ebu Bekirle Ebu Cehilin ve tarih boyu insanlığa iyilik peşinde koşanlarla kan dökenlerin tam karşılıklarını alacakları gerçek adaletin uygulanacağı bir alem gerekiyor.

Soru-16 Size göre hangi cümle dirilişin varlığını kalp ve duygu açısından açıklamaktadır?

A Her suç işleyen ve iyilik yapanın karşılığını göreceği ebedi bir alem gerekmektedir
B Hiç yoktan insanı var eden öldükten sonra tekrar daha kolay var edebilir
C Dirilme yoksa annemi sevdiklerimi kendimi bir daha ebediyyen göremeyecek miyim
D Kur’an ve Peygamberler dirilişin olacağını açıklayan hak dillerdir

Konu-19 Tövbe nedir? Neden gereklidir?

Tövbe, günahtan pişmanlık duyup bağışlaması için içten Allah’a yönelmek dua etmek tekrar işlememeye ve iyiliğe karar vermektir.

İstiğfar, af ve mağfiret dilemek, Allah’tan bağışlanma isteme demektir

Tövbede esas olan, bireyin pişmanlık duyarak samimi bir niyetle yaptığı hatadan vazgeçip bir daha tekrarlamamaya karar vermesi ve ibadetlere ve iyiliğe yönelmesidir.

Ayet: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Zümer suresi, 53

Ayet: “İstiğfar et Bağışlanma dile. Çünkü o, tövbeleri çok kabul edendir.” Nasr/3

Ayet: “…Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Enam/54

Ayet: “Onlar, bir kötülük yaptıkları zaman yada nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlarlar. Ve hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Yaptıkları kötülükte bile, bile ısrar etmezler” Ali İmran; 135

Hadis: “Tövbe eden kişi hiç günah işlememiş gibi olur.” Acluni, Keşfül Hafa, C 1, s. 351

Hadis: “Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.” Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30

Melekler isyan etmez günah işlemezler onlarda nefis yoktur. Nefis taşıyan ilk varlık Cinlerin başı İblis insanların ilki Hz.Adem. Her ikisi de nefisle sınandı.

İblis azmetti nefsini tercih etti kibirlendi, hatasından dönmediği gibi isyanla, secdeye varmadı intikam yemini etti, Allahtana tamamen uzaklaştı vazgeçti.

Hz.Adem ise isyan ve günah azim ve kararlılığında olmadan sürçtü zelle-hata işledi yasak meyvaya dokundu. Ama hemen hatasından döndü pişman oldu tövbe ve secde ile Allaha yaklaştı.

Tövbe ruhta oluşan lekeyi temizleme, Allah ile insanın arasına mesafe girmesine engel olma eylemidir. Şeytanla aynı kulvarda buluşmaktan kaçma Adem Peygamberle ve meleklerle secdedaş olmayı seçme demektir.

Soru-17 Hangisi tövbenin önemi ve gerekliliği konusunda yetersiz bir tesbit ve vurgulamadır?

A Şeytan kibir kin ve isyanla nefsini tercih etmiş, secde ve tövbeyi terk ederek Allahtan uzaklaşmıştır.
B Hz.Adem nefis hesabına planlı günah işlememiş hatasından dönüp tövbe ve secde ederek Allaha yaklaşmıştır.
C Günahtan tövbe eden, tekrarda istekli olmayan, Allahı affedici bulur ve hiç günah işlememiş gibi olur.
D Melek olmadığımıza nefis taşıdığımıza göre işlenebilen günahlar sebebiyle endişe duymamalı dinden de soğutmamalıdır.

Konu-20 Günah nedir? Nasıl anlaşılmalıdır?

Günah, her insanın tanımlayabileceği şekilde ; Kur’an ve Hadislerin (Dinin) emrettiklerine uymamak yasaklarını işlemek şeklinde genel bir tanımlama yapılabilir. Kur’an ifadesiyle Dinin sınırları Helal ve Haram daireleri vardır.

Bazılarında yerleşik “Her şey de günah!” kanısını düzeltmek yeni bir bakış açısı getirmek gerekir. Günah yerine “Negatif ve Pozitif davranış biçimi” demek mümkün.

Allah’ın verdiği orjinal saf temiz fıtrat halini korumak ve her düşünce duygu ve duyumuzu yaratılış amacı istikametinde kullanarak ebedi hayat yolunda mükemmelleştirmekle yükümlüyüz.

Bu açıdan bakılınca günah, temiz ruh hayatımıza bir kir ve lekenin aslında bir yaranın düşmesi gibidir.İnsanın yaratıcısı ile iletişiminin zarar görmesi, arasına mesafe koyması, uzaklaşması vicdanın derinden yanmasıdır.

İnsanın kendine bu şekilde zarar vermesinin yanında başka insanların korunması gereken 5 yönüne (Kalbi-dini, aklı, canı, malı, nesli) zarar vermesi de aynı günah tanımı kapsamında değerlendirilmelidir.

Dini anlamda negatif davranışların bir numaralı gerekçesi (Meleklerde olmayan o) nefistir denebilir. Sanal ve dijital dünyaların çok ötesinde zihin ve duygu dünyamıza sızma yol ve yöntemlerin uzmanı, nefsimizi arka bahçesi yapmak isteyen şeytan da bir o kadar etkili olabilmektedir.Ve tabi ki günahı su içer gibi işleyen inkarcı ya da günah bataklığında yaşayan insanlar da…

Ne var ki bu menfi kaynakların etki gücü, düşünce çimlendirmek duyguları tahrik etmek gibi sanal keyfiyettedir. Realiteye dökülmeyen hiç bir hayali olumsuz davranış tasavvuru günaha dönüşmüş olmaz. Dönüşmüş olanlar da -burada ya da orada- daima silinmeye temizlenmeye adaydırlar. Bu ruh rehabilitasyonu yolunda size ilk tiyomuz hüzün olsun!..

Bir kibrit orman yakar bir mikrop insanı yutar. Bir ot bir duman bir damla alkolle başlar bağımlılık serüvenleri.

Bir günah ne kadar küçük olursa olsun, önemsenmez zamanında temizlenmezse tekrarla büyüyebilir zarar verecek hale gelebilir.

Bir günah ne kadar büyük olursa olsun, tövbe istigfarla hüzün ve insanlığa hizmetlerle küçülür silinir sevaba bile dönüşebilir.

Küçük olsun büyük olsun negatif davranışlarda en büyük risk: İsrarla sürdürülmesi, vazgeçilemez alışkanlık haline getirilmesi, rahatsızlık duymadan zevk alarak işlenmesi, aleni yapılması özendirilmesi, yaygınlaştırma toplumsallaştırma çabaları tövbe ve af imkanını yok edebilir.

Alınacak en önemli tedbir, kalbimizi güzel inançlarla zihnimizi güzel bilgilerle aydınlatmak, içleri aydın çevre ve sevaplı etkinlik alanları edinmek, ibadet ahlak ve iyiliklerle günahlara boşluk bırakmamak.

Soru-18 Hangi tanımlama günah konusunda pozitif düşünmemize engel olur?

A Günah, temiz orjiniyle saf fıtratta dünyaya gelen insanın iradesiyle ruhunda oluşturduğu geçici bir deformasyondur
B İnsana verilen önlenemez nefis arzuları ve kader yazgısı insanın işleyeceği günahlar için bir mazeret sayılabilir.
C Önemsenmeyen, israrla ve zevkle tekrar edilen her küçük günah, büyük günaha dönüşmeye aday demektir.
D Günahların önlenmesinde sağlıklı inanç bilgi, güzel çevre, yararlı etkinlikler, ibadet ve iyilikler önemli rol oynarlar

Konu-21 Büyük günahlar nelerdir?

Kategorik olarak suçların adisi ağırı müebbetliği gibi günahın da kuşkusuz küçüğü büyüğü müebbetliği de vardır.

“B­üyük günah” mânasında kullanılan kebîre (çoğulu kebâir), farklı tanımlarının ortak noktaları dikkate alınıp “dinen yasaklandığı konusunda kesin delil bulunan ve hakkında dünyevî veya uhrevî ceza öngörülen davranış” şeklinde tanımlanabilir. Bunun dışında kalan kötü davranışlara da sagîre (küçük günah) denir.

Ayet: “Size yasak edilen büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli/övgün bir yere sokarız.” Nisa/31

Ayet: “Ufak tefek kusurları (lemem) dışında günahın büyüklerinden (kebâiru’l-ism) ve çirkin işlerden (fevâhiş) sakınanlara, rabbinin affı şüphesiz boldur.”Necm/32

Ayet: “De ki: Ey kendileri aleyhine aşırı giden/sınırları aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Doğrusu O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” Zümer/53

Ayet: “Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındakileri dilerse affeder. ” Nisa,/116

Hadis: “Şefaatim ümmetimden büyük günah işlemiş olanlar içindir” (Tirmizî, Kıyamet, 11)

Çeşitli hadis rivayetlerinde Allah’a ortak koşmak, ana babaya karşı gelmek, insan öldürmek, hırsızlık yapmak, yetim malı yemek, faiz zina içki kumar, dürüst kadınları iffetsizlikle suçlamak, laf taşımak, büyü yapmak, savaştan kaçmak, yalancı şahitlikte bulunmak gibi büyük günahların başında zikredilmiştir. (Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, İman, 144) Hadislerde ayrıca Hz. Peygamber (asm)’in büyük günah işlemiş Müslümanlara da âhirette şefaat edeceği belirtilmiştir.

İslam bilginleri büyük günahların sayısını farklı şekillerde sunmuşlar, “Küçük günah ısrar edildiğinde küçük değil, büyük günah da istiğfar edildiğinde büyük değildir.” şeklinde değerlendirmeler de yapmışlardır.

Dikkat edilirse büyük günahlar, insanın korunması gereken 5 temel yönüne (Din, akıl, can, mal, nesil) aile ve toplum huzuruna büyük zararlar verebilecek olumsuz davranış biçimleridir.

Büyük de olsa günah işlemek müslümanlıktan çıkarmadığı gibi ne kadar çok olursa olsun tövbe ile temizlenmez demek de doğru değildir.

Soru-19 Büyük-Küçük günah konusunda hangi değerlendirme doğru değildir?

A Mahkemede suçlu olan çok yakınlarımızın zarar görmemesi için doğru olmayan ifade vermek büyük günahlardandır
B Büyük günah insanı inançtan uzaklaştırır ve tövbesini bozarak tekrar günah işleyenin tövbesi kabul olmaz
C Büyük günah tövbe ile büyük olmaktan çıkar küçük günah da israrla tekrar edildiğinde küçük olmaktan çıkar
D Büyü yapmak büyük günahlardan biri sayılmaktadır

Konu-22 Allah’ın bağışlayıcılığı nasıldır?

Ayet: “(Resulüm!) Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” Hicr/49

Ayet: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümitkesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Zümer suresi/53

Allah Rahman (Merhametli), Rahim (Merhametli), Tevvab (Tevbeleri kabul eden), Rauf (Şefkatle muamele eden), Gafur, Gaffar (Affı mağfireti bağışlaması bol), Afüvv (Affedici), Mücib (Dualara icabet eden) gibi isimlere sahiptir.

Ayet “…Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.” Nisâ/43

Ayet: “Rabb’iniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Sizden kim, bilmeye- rek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah eder- se, bilsin ki Allah çok bağışlayan, mağfiretini bolca dağıtandır.” Enâm/54

Hadis: “Kulunun günahlarına tövbe etmesinden dolayı Allah’ın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde devesi ile giderken, onu üzerindeki yiyecek ve içecekle birlikte elinden kaçırması üzerine ümitsiz bir hâlde beklerken devesini yanıbaşında görmesi üzerine, duyduğu sevincinden daha çoktur.” Müslim, Tövbe, 1

Bir kadın çocuğunu ateşe atmaz. Allah kullarını hiç atmaz.

Hadis: Hz. Ömer anlatıyor: “Peygamberimizin huzurlarına Havazin Kabilesi’nden bazı esirler gelmişti. Esirler arasında emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O kadın göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor, emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu bulunca hemen alıp bağrına bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bunu gören Peygamberimiz bize: “Şu kadının çocuğunu ateşe atar mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, atmaya gücü yettiği sürece atmaz.” dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz: “İşte Allah kullarına karşı bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu. Müslim, Tövbe, 5

Konu-23 İnsan neden bağışlayıcı olmalı Kötülük yerine iyilik yapmalıdır?

Ayet: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok bağışlayandır.” Teğâbün/14

Hadis: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter.” Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58

Ayet: “Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Kim tövbe edip iyi davranış gösterirse şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” Furkan/70-71

Ayet: “…iyilikler kötülükleri günahları giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” Hûd/114

Ayet:İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğe) en güzel bir şekilde mukabele et. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” Fussilet/34

Soru-20 Hangi sonuçlar insanları bağışlamanın ve kötülük yerine iyilik yapmanın gerekçesi olabilir?

A Allah affedene sevap yazar – Kötülük yapana günah yazar
B Allah affedenin Kötülüğünü iyiliğe çevirir – Kötülük yapan düşmanı dost yapar
C Allah affedenin kusurunu örter – Kötülük yapanı affetmez
D Allah affedenin sıkıntısını giderir – Kötülük yapana ceza verir

————————

12.Sınıf 2.Sınav
3.Ünite: Hz.Muhammed’i anlama Sallallahü aleyhi ve Sellem
4.Ünite: İslam düşüncesinde Tasavvufi yorumlar

Konu-1 İslam Dininin 4 temel kaynağı hangileridir?
1-Kur’an
2-Sünnet
3-İcma. (İslam bilginlerinin bir konuda görüş birliğine varması onaylaması)
4-Kıyas. İslam bilgininin kıyamete kadar oluşacak yeni güncel konularda, ilk üç kaynağa bakarak dini hüküm vermesidir.
(Örnek: Organ nakli bugünkü şekliyle Kur’an Sünnet ve icmada aynen görülmeyebilir. Fakat insan hayatını kurtarma konusu vardır. Buna bakarak hayat kurtarma amaçlı organ nakline cevaz verilir.)
İctihad: Kur’an ve Sünneti esas alarak yetkili alimlerin bir konuda dini hüküm vermesidir. İctihad yapan Alimlere müctehid denir.

Soru-1 Tüp bebek sahibi olmak isteyen birine, dini otoriteler, dinin hangi kaynak yöntemine başvurarak hüküm verme durumunda kalırlar?

A İcma B Hadis C Kıyas D Kuran

Konu-2 Hadis ve Sünnet nedir, sünnet kaç çeşittir?

Hadis: Peygamberimizin sözlerine denir. Ayrıca İslam ilim dallarından biridir.

Sünnet: Peygamberimizin söz ve davranışlarına denir. Üçe ayrılır:
1-Kavli sünnet: Peygamberimizin sözleri (Peygamberimiz Kur’anı bazen aynen bazen farklı sözlerle tekrar etmiş bazen açıklamış bazen Kur’an’da olmayan sözler desöylemiştir)
2-Fiili sünnet: Peygamberimizin davranışları (Peygamberimiz Kur’an’ı aynen yaşamış inanç ibadet ahlak ve topyekün hayat yönleriyle adeta o kitabı insanlaştırmıştır. Kur’an’da detayı verilmeyen ibadet şekillerini davranışlarıyla öğretmiştir.)
3-Takriri sünnet: Peygamberimizin birinde görüp de itiraz etmediği (sessiz onay) davranışlardır. (Peygamberimiz intihar eden birinin namazını kılmamış kılanlara da sessiz kalarak yasaklamamıştır.)

Soru-2 Peygamberimizin ailesi için sadaka almaması, eline geçenleri ihtiyaç sahiplerine hemen dağıtması, hangi sünnet çeşidinin ifadesidir?

A Fiili sünnet B Kavli sünnet C Yardım sünneti D Takriri sünnet

Konu-3 Kütüb-i Sitte nedir, hangileridir? (6 ana hadis kitabı)

Buhari sahih’i, Müslim Sahih’i, Ebu Davut Sünen’i, Tirmizi sünen’i, İbn-i Mace Sünen’i, Nesai sünen’i. (Buhari Müslim, Kuran sonrası en sağlam iki kaynak kabul edilir.)
Ayrıca Ahmed bin Hambel Müsned’i, Darimi sünen’i, İmam Malik Muvatta’ı ünlüdür

Peygamberimizden 2 asır sonra Hadisleri toplama yazma sınıflandırma ve kitaplaştırma işlemleri başlamıştır. Hadis alimleri rivayet zinciri konusunda iki temel kriteri esas almıştır. Hadis nakleden kişinin ahlaki değerler açısından ve zihin sağlığı açısından yeterliliğe sahip oluşları dikkate alınmış, uydurma hadislerle ilgili ayrı kitaplar yazılmıştır.

Peygamberimiz «Benim söylemediklerimi her kim bana isnad ederse cehennemdeki yerini hazırlasın.» buyurmuştur.(Buhari-Müslim)

Soru-3 Hangisi kütüb-ü sitte denilen hadis kitapları içinde yer almaz?

A Müslim Sahihi B Darimi Süneni C Tirmizi Süneni D Ebu Davut Süneni

Konu-4 İslam ilim dalları hangileridir?

1-Tefsir. Kur’an’ın geniş açıklanması ve yorumlanması (Bilgine Müfessir denir)
2-Hadis. Peygamberimizin sözlerini inceler. Adalet (Ahlak) Zabt (Sağlıklı zihin) yönleriyle rivayet zincirini inceleyip sağlıklı hadisi uydurma hadisten ayıran ve Peygamber söz ve fiilerini değerlendiren ilim dalıdır. (Muhaddis)
3-Kelam. İnanç konularını işler. Ayetleri akıl ve mantık açısından inceler (Mütekellim)
4-Fıkıh. İbadet ve hukuk konularını işler. (Fakih)
5-Tasavvuf. Nefsi eğitme çok zikir ve ibadetle Allah aşkına ulaşma ahlaklı olma konularını işler. (Mutasavvıf-Sufi)
6-Siyer. Peygamber hayatını işler. Kapsamlı şekli İslam Tarihidir.

Soru-4 “Namazı neler bozar!” ya da “Dini açıdan alışveriş nasıl olur” sorularını sorduğunuzda, hangi ilim dalının ilgi alanına girmiş olursunuz?

A Tasavvuf B Tefsir C Fıkıh D Kelam E Hadis

Konu-5 Peygamberimizin beşeri ve Peygamberlik yönü ne demektir?

Peygamberin insanlara örnek olabilmesi için kuşkusuz melek değil insan olması gerekir. Fakat yine insanlara örnek olabilmesi için insanlardan farklı yönü ve yetkisi olan bir insan olması da gerekir.

Ayet Peygamberimizin Beşeri yönü ile Peygamber yönünü bir arada belirtir.

Ayet: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor.” Kehf/110, Fussilet/6

Ayet: “Ben gaybı da bilmem. Size ben meleğim de demiyorum…” Enam/50

Ayet: “O, arzusuna (kafasına) göre konuşmaz. O (söyledikleri) vahyedilenden başkası değildir.” Necm-17-18

Ayet: “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Ali İmran/31

Hadis: “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!” (Buhari, Enbiyâ, 48)

Yahudiler Peygamberi değersizleştirilmiş tefritle günah işleyen sıradan insanlar olarak görmüş hatta iki Peygamberi öldürmüşler.

Hıristiyanlar da Peygamber olan İsa’ya aşırı değer yüklemişler ifrata kaçarak tanrılaştırmışlar.

İslam denge sağlamış Peygamber tanrı olamaz “abdühü” Allah’ın kuludur,
Peygamber sıradanlaştırılamaz günah işler denemez “ve Rasulühü” Allah’ın Rasulü-elçisidir demiştir.

Soru-5 Kur’an’a göre Peygamberimiz hangi şekilde nitelendirilmemiştir?

A Ben sizin gibi bir beşerim Melek değilim
B Kafasından değil vahiy ile konuşan Peygamberdir
C Allah’ın bildirmesiyle gaybı bilirim
D Allah’ın sizi sevmesini istiyorsanız bana uymalısınız

Konu-6 Kur’an’da Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (S.A.V.) anlamı ve değeri nasıl ele alınmaktadır?

Ayet: “Biz Allah’ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız.” (2/285)

Hepsi Allah tarafından seçilmiş rütbe verilmiş Peygamberlikle görevlendirilmiştir. İnanma ve saygı konusunda aralarında ayırım yapılamaz.

Ayet: “Peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.” (2/253; 17/21, 55)

Peygamberlerin bazısına kitap ve nam (Ayrıcalıklı isimler; Kelimullah, Halilullah, Ruhullah, Habibullah gibi) her birine farklı vasıflar hususiyetler misyonlar mucizeler verilmiştir.

Hz.Muhammed (S.A.V.) son ve evrensel Nebi olarak Peygamberlik binasının köşe taşı, namesinin mührü, cemaatinin imamı gibidir.

Ayet: “İşte şimdiye kadar zikrettiğimiz resûllerden kimini kimine üstün kıldık. Allah onlardan bazısına hitap buyurdu, bazısını birçok derecelerle yükseltti.” (Bakara, 2/253)

EN (Kamil) İNSAN!

1-O en güzel yaratılışta. Dış yapı. Ahsen-i Takvim. Tin/4
2-O en şerefli makamda. İç yapı. Eşref-i mahlukat. İsra/70
3-O en güzide misyonda. Yeryüzünü namlandırma. Halife. Bakara/30
4-O en gözde konumda. Alemlere Rahmet. Enbiya/107 Mühür Nebi (33/40)
5-O en yüce ahlakta. Hayata rehber. Kalem/4
6-O en güzel örnek. İnsanlığa model. Ahzab/21
7-O Kur’an’da şanı yüceltilmiş (94/4), Makamı Mahmuda yükseltilmiş (17/79) Allah ve meleklerin salatına ermiş (33/56) Nur kandil denmiş (33/46) kevser verilmiş (108/1) Şefkat ve Merhametle ümmetine en düşkün (9/128)ve İsra ve Mirac ile Allah huzuru ile şereflendirilmiş (17/1, 53/1-18) olarak tanımlanır.

Hadis: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Muvatta, Hüsnül Hulk,1

Soru-6 Kur’an’a uygun olarak, Peygamberlere ve Peygamberimize, aşırılıktan uzak ölçülü bakış nasıl olmalıdır?

A Peygamberler hata yapabilir günah işleyebilir masum değildir
B Peygamberler övgüden uzak tutulmalı insanlardan farklı görülmemelidir
C Peygamberler vahiy alan seçilmiş insanlara örnek bizim gibi insanlardır
D Peygamberler gayb bilgisine sahip insan ötesi kutsal kişilerdir

Konu-7 Kur’an’da Peygamberimizin konumu ve misyonu nasıl ele alınmaktadır?

Ayet: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” Nisa/59

Ayet: “Hayır, Rabbına andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp; verdiğin hükme, içlerinde bir sıkıntı duymadan rıza ve teslimiyet göstermedikçe iman etmiş olmazlar” Nisâ/65

Ayet: “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur” Nisâ/80

Ayet: “Peygamber size neyi verirse onu alın; size neyi yasaklarsa, ondan da uzak durun” Haşr/7

Ayet: “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Ali İmran/31

Soru-7 “Kur’an’daki Hz.Muhammed” e uymayan tanımlama hangisidir?

A Peygamberimizin dediğini yapan Allahın dediğini yapmış olur
B Allah Peygamberimize Din adına hüküm koyma yetkisi vermiştir
C Allahın kuluna sevgisi Peygamberine uymasına bağlıdır
D Peygamberimiz Kur’an’da olmayan konuda söz söylemez

Konu-8 Peygamberimizin iki temel görevi nedir? Dinin anlaşılmasında Sünnetin rolü nedir?

1-Kur’an’ı açıklamak:

Ayet: “İnsanlara açıklaman için düşünüp anlasınlar diye Kuranı indirdik” Nahl/44

Kuran namaz oruç hac zekatı farz kılmış detay vermemiştir. Bunların açıklamasını Peygamber yapar.

Hadis: “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın!” Buharî/18
Aynı şekilde haccın yapılış şeklini zekat oranlarını Peygamberimiz belirlemiştir.

2-Kur’an’da olmayan hükmü koymak:

Kur’an sadece şarap haram der. Peygamberimiz genelleştirir.

Hadis: “Sarhoşluk veren her şey haramdır” .
(Buhari, Vudû1 71, Eşribe 4; Ebu Dâvud, Eşribe 5, 3682, 3687; Tirmizî, Eşribe 2, 1863, 1866; Nesâî, Eşribe 23; İbn Mâce, Eşribe 9, 3386; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/36, 97) diyerek hangi isim altında olursa olsun alkol giren her içeceğe haramlık getirir.

Bir damlası da haram mı sorusuna cevapla da miktarını belirler.
Hadis: “Çoğu sarhoş eden şeyin bir azı da haramdır.” Tirmizî, Eşribe 3; Ebû Dâvud, Eşribe 5; Nesâi, Eşribe 25

Yırtıcı hayvanların haramlığı kuranda geçmez.

Ayet: “O peygamber onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar ” A’râf/157
Kuran domuz ölmüş hayvan etini kanı yasaklar. Yırtıcı ve iğrenç görünen hayvanlara değinmez. Bunları Peygamberimiz yasaklar.

Hadis: “Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın ve pençesiyle avlanan her kuşun yenilmesi yasaktır” Müslim, Sayd,15,16; Ebû Dâvûd,Atime,32; Tirmizî,Sayd,9,11

Tiksinti veren iğrenç görünümlü insan doğasına ters yapısı olan hayvanların yenmemesi konusunda da Peygamberimiz uyarıları vardır. Bir yolculukta sofraya keler-kertenkele konmuş yüzünde hoşnutsuzluk oluşmuş yememiş (Çöl şartlarında yiyecekleri o olduğundan) yiyenlere engel olmamıştır.

Soru-8 Ayette Şarab kavramı geçer, Kur’an’da olmayanı Peygamber açıklar. Buna göre “Sarhoşluk veren her şey haramdır” hadisi neyi anlatır?

A Namaza alkollü olarak gelmek haramdır
B Kuranda geçen şarabı içmek haramdır
C Alkolün insanı sarhoş edecek kadarı haramdır
D Alkol içeren bütün içecekler haramdır

Soru-9 “Sarhoş etmeyen bir kadeh içki günah olur mu?” sorusuna verilen Peygamber cevabı hangisi olmuştur?
A Haram içecekte şifa yoktur
B Sarhoşluk veren her içecek haramdır
C İçki bütün kötülüklerin anasıdır
D Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır

Soru-10 Kuranda yırtıcı ve tiksinti veren havyan etinin haramlığı geçmez. Bunu Peygamberimiz belirtir. Bu, onun hangi yönünü anlatır?

A O Kuranda olmayan yeni hükümler koyabilir
B O Kurana uyanı cennetle müjdeleyicidir
C O Kuranın en yetkili açıklayıcısıdır
D O Kurana uymayanların uyarıcısıdır

Konu-9 Peygamberimizin yöresel ve evrensel yönü ne demektir?

1-Yöresel yönü: Kişiye kültüre örf ve adetlere göre konuşması davranması

2-Evrensel yönü: İnanç ibadet ve ahlakta dine vahye göre konuşması davranması

3-Yöresel söz ve davranışlarında evrensel mesajlar: Peygamberimizin kişiye yöreye örf ve adetlere göre konuşması ve davranması da bir kısım evrensel mesajlar içermektedir.

Hadis: “Biriniz sırtüstü uzanıp da ayak ayak üstüne atmasın.” Müslim Libas, 74
Mescidde rahatça sırt üstü uzanıp ayaklarını üst üste koyanı görünce bunu yapmayın demiştir. Çünkü onların kıyafeti ayıp yerlerinin görünmesine yol açabilir. Bu evrensel emir değildir. Cami içinde uzanma yasağı anlamına gelmez.

Hadis: ” Zor gelmeyeceğini bilseydim size misvak kullanmayı emrederdim” Müslim Taharet, 42
O gün ağaç kökü misvak vardı o kullanılırdı. Bugün farklı araçlar var. Ama ağız sağlığı diş temizliği kıyamete kadar insan sağlığı insan için gerekli olduğuna göre bu yöresel yaklaşım evrensel bir mesaj içermektedir.
Ne var ki günümüzde diş macunları ve fırçaları çok besin maddesi gibi tartışılmaktadır. Diş macunları için ağız deterjanı diyenler vardır. Misvak üzerine yapılan bilimsel analizlerde ağız sağlığı için gerekli korumayı sağladığı belirlenmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü, 1987 senesinde, oral hijyen uygulamalarında misvakı fırçaya alternatif bir araç olarak kabul eder ve tavsiye eder.

Basit adetlerde bilimsel veriler:

Hadis “Suyu ayakta içmeyin!” Müslim, Eşribe 116
Bu dini bir yasak değil tavsiyedir. Doktorlar diyor ki ayakta içilen su birden mideye inip zarar verebilir ve işlem görmeden doğrudan bağırsaklara geçer. Oysa otururken mide kıvrılacağı için su orada oyalanıp işlemden geçer, dezenfekte edilir.

Hadis: “Suyu üç yudumda için, içine nefes vermeyin” Buhari Eşribe 25,26 Müslim Taharet 64,121
Vücut bir iki yudumda alışır ve içeceğimiz temiz su içine, vücutta yaktığımız oksijenin karbondioksite çevrilmiş nefesimizi tekrar içmemiş oluruz.

Hadis: “Ayakta idrar yapmayın!” Bu da dini emir değil tavsiye. Doktorlar oturmak yararlı diyor.

Yine doktorlar sağlık açısından, Peygamberimiz gibi sağ tarafa kıvrılarak (embriyo gibi) yatmayı tavsiye ediyorlar. Uzay adamları da o pozisyonda gönderiliyor.

Soru-11 Peygamberimizin bulunduğu toplumun örf adet ve geleneklerine göre konuşup davranması nedir?
A Yöresel davranışı
B Evrensel davranışı
C Dini davranışı
D Peygamber davranışı

Soru-12 Peygamberimizin, “Camide uzanmayın” “Misvakı emrederdim” “Ayakta su içmeyin” “Su kabına nefes vermeyin” gibi sözleri hangi kategoride değerlendirilebilir?

A Tamamen yöresel yönüne bakar örf ve geleneklerle ilgilidir
B Evrensel olarak söylediğinden dini birer emir sayılır
C Yöresel söz içinde evrensel mesaj olarak değerlendirilir
D Yöresel söz içinde evrensel Din kuralı olarak ele alınır

Peygamberimiz “Bu ağızdan haktan başkası çıkmaz” buyurur. Ağaç aşılama konusunda “Bu, sonucu etkilemez” der. Aşılama yapmazlar ürün olmaz. Peygamberimiz dünya işlerini iyi bilirsiniz” der. Açıklamasını okumak isteyenler Bakınız:
http://m.sorularlaislamiyet.com/index.php?oku=10329
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/hurma-agaclarinin-asilanmasi-ile-ilgili-rivayetlerin-tevhid-i–rububiyet-acisindan–degerlendirilmesi

Konu-10 Tasavvuf nedir? Tasavvuf kavramları nelerdir?

Nefsi kötü duygu ve düşüncelerden arındırmayı (Tezkiye), Allah’dan başka fani her şeyi (Masiva) aşarak,
Allah’ı çok anarak (Zikir-Ezkar)
Allah’a yaklaşma yoluna girmeyi (Seyr-u süluk),
kalbe yalnızca Allah sevgisini-aşkını yerleştirmeyi hedef alarak O’nda fani olmayı (Fena fillah)
Dünya zevklerinden uzak kalmayı (Züht-Zahit)
Takvayı ve yüksek ahlaklı (Kamil insan) olmayı amaç edinen bir disiplin ve düşünce akımıdır. Tasavvufla ilgilenen bilgine Mutasavvıf, genele Sufi denir.

Soru-13 Tasavvufta geçen “Seyr-u Süluk” nedir?

A Tasavvuf kitabı B Nefis terbiyesi C Allah aşkı D Ruhani yolculuk

Soru-14 Tasavvufta dünya zevklerinden uzaklaşıp ahiret işlerine yoğunlaşmak nedir?

A Seyr-u Suluk B Züht C Tarikat D Fena fillah

Konu-11 Tasavvufta temel üç amaç nedir?

1-Nefsi negatif duygu düşünce ve davranışlardan temizlemek uzak tutmak.
Nefsin hoşuna giden meşru dairede bile hassas duyarlı sınırlı yaşamak. (Züht hayatı. Yaşayana Zahit denir)
Ayet: “Nefsini(kötülüklerden) arındıran kurtuluşa ermiştir.” Şems/9

2-Kalbe sadece Allah zikrini-aşkını-sevgisi yerleştirmek.
Ayet: “Biliniz ki kalpler ancak Zikirle-Allah’ı anmakla huzur bulur.” Rad/28
Ayet: “İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.” Bakara/165

3-İnsanı ruh mertebelerine ulaşan, güzel ahlaklı hep iyilik yapan Kamil insan haline getirmek.

Soru-15 “Kamil İnsan” kavramı nasıl tanımlanabilir?

A Maddesini aşıp transa geçebilen olağanüstü yapıdaki kurtarıcı insan
B Nefsini arındırıp ruhu manevi yüceliklere ve ahlaka ulaşan insan
C Çevresinde çok müridi-talebesi taraftarı olan şeyh
D Tasavvufta ilerleyip keramet göstermesi gereken insan

Konu-12 Tasavvufun oluşum sebepleri nelerdir?

1-Kur’an ve Hadis ifadeleri:
Kur’an nefsi temizlemeyi kötülük ve günahlardan arındırmayı öğütler:
Ayet: “Nefsini(kötülüklerden) arındıran kurtuluşa ermiştir.” Şems/9
Ayet: “Biliniz ki kalpler ancak Zikirle-Allah’ı anmakla huzur bulur.” Rad/28
Ayet: “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan
daha iyidir …” Bakara/263

2-Peygamber sonrası fetihlerin çoğalması ve coğrafyanın gelişmesi; hem zenginliğin ve lüksün artmasına hem de farklı milletlerin inanç kültür ve yaşam tarzlarının sosyal yaşamı ve saf dini anlayış ve yaşam biçimini etkilemesine sebep olmuştur.

3-Siyasi sebeplerle iktidar çatışmaları nedeniyle düşmanlık duygusuyla hareket eden kitlelerin oluşması, Peygamber dönemi kardeşlik safvetinin bozulması, mevki ve dünyalıklara yönelişin artması vb. oluşumlar, özellikle Zahid karakterli Ebu Zer gibi bazı Sahabenin saflaşma ve manevi hayata yönelme isteğini ateşlemiş çevresinde yönelişler başlamıştır.

Soru-16 Hangisi Tasavvufun oluşum gerekçelerinden biri sayılmaz?

A Kur’an’da geçen nefsin arındırılması Allah zikri ahlak gibi konular
B Zenginlik ve lüksün artması ahlaki duyarlılığın azalması
C İslam dininin dünyadan soyutlanmış ruhani hayatı özendirmesi
D Siyaset çatışmaları ve çıkar kavgalarının kardeşlik duygularını zayıflatması

Konu-13 Tasavvuf dönemleri ve temsilcileri?

Peygamberimizden sonra üç dönem:

1-Zühd dönemi. 1.ve 2. yüzyıl. Sade yaşam. Dünya malına ve zevklerine kapılıp Ahireti unutmama adına duyarlı bir yaşam.
Oluşum sebebi: Peygamber sonrası fetihlerin artması zenginliğin çoğalması değişik milletlerin yaşam tarzlarının görülmesi ve siyasi çatışmalar karşısında Zahid karakterli Ebu Zer gibi Sahabenin dünyaya bu yönelişe tepki göstermesi Peygamber dönemindeki içten kardeşçe fedakarca manevi doyumlu o orijinal hayata özlem duyma. Hasan Basri (öl:728) Rabiatül Adeviyye (öl:801)

2-Tasavvuf dönemi. 3. ve 4.yüzyıl. İlmi disiplin dönemi.
Bu dönemde Tasavvuf terimleri oluştu kitaplar yazıldı.
Haris el-Muhasebi (öl.857) Zünnun Mısrı (öl:859) Beyazıtı Bistami (öl:848) Hallac-ı Mansur (öl:919) Cüneyd-i Bağdadi (öl:920) İmam Gazali (öl:1111) sonrası sistematikleşti. Muhyiddin ibn-i Arabi (öl:1239)

3-Tarikat dönemi. 12. Yüzyıl. Kurumsallaşma yaygınlaşma dönemi. Tasavvufi düşünce ve yaşamın öğretildiği ve öncelikle yaşandığı kurumlar. Türklerin Müslüman olmasında Anadoluda yayılmasında ve Batıya açılmasında önemli misyon görmüşlerdir.

İlk tarikat kurucuları
Abdülkadir Geylani (Bağdat,öl:1077) Ahmed Rufai Basra,öl:1182) Ahmed Yesevi (Türkistan,öl:1166) Mevlana (öl:1273) Hacı Bektaş Veli (Nişabur,öl:1271)

Mutasavvıflar kimlerdir?
Tasavvuf düşüncesinin sistemli hâle gelmesinde, Müslümanlar arasında yaygınlaşmasında bazı kişilerin önemli bir bir rolü olmuştur. Hasan Basrı, Rabiatül Adeviyye, Zünnun Mısri (öl. 859), Beyazıt Bestami (öl. 874), Cüneydi Bağdadi (öl. 910), İmam Gazali (öl. 1111), Muhyiddin ibn-i (öl. 1165) Ahmet Yesevi (öl. 1166) ve Mevlâna (öl. 1273) Yunus Emre bunlar arasında sayılabilir.

Soru-17 Hangi dönem Tasavvuf tarihinde yer almaz?

A Tarikat dönemi B Zühd dönemi C Sahabe dönemi D Tasavvuf dönemi

Soru-18 Hangisi ünlü Mutasavvıflardan birisi değildir?

Hangisi mutasavvıflardan biri değildir?

A Hasan Basri B İmam Gazali C Cüneydi Bağdadi D İmam Müslim

Konu-14 Tasavvufta varlığa bakış nasıldır?

Varlıklar Allah’ın sıfat ve isimlerinin, güneş ışığının akan sudaki yansımaları gibi tecellisinden ibarettir. Her varlıkta Allah’ın isimlerinin eseri vardır. Cemal isminden güzellikler her varlıkta yansır. Her varlık Allahın sanat eseridir sevilmeye layıktır. Ama esas sevgiyle bağlanılması gereken her güzelliğin kaynağı Allahtır. Ve canlı cansız alemdeki her varlık Allahı tesbih eder.

Varlıkların en üstünü ve yeryüzü halifesi insan, Allahın sıfatlarını güzel isimlerini taşımaktadır bir ayna gibi en mükemmel şekilde yansıtmaktadır.

İnsan-ı Kamil, en mükemmel insan Hz.Muhammed (S.A:V.) dir. Bu kavrama göre insan ilahi sırları ve varlığın hakikatını kavrayabilir. Tasavvufi eğitim bunu sağlar. İnsan küçük alemdir, büyük alemin yaratılış sebebidir ve kainattan örnekler taşır.İnsan kainat ağacının bir çekirdeği aynı zamanda da meyvası gibidir, özü ve özetidir. İnsan maddi yönüyle nefsiyle dünyaya yönelirken manevi yönü ve ruhu aslına dönme Allaha kavuşmayı arzular.

Tasavvufta, Kur’an kavramlarından alarak nefis için 7 mertebe düşünülür; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radıye, mardıyye, safiye… Saflaşmış insan İnsan-ı kamil mertebesine yükselen insandır ve o her varlıkta Allah’a ait tecellileri görür yerde gökte olan her şeyin Allah’ı tesbih ettiğinin bilincinde olur ve Allah O’nun gören gözü konuşan dili işiten kulağı tutan eli yürüyen ayağı gibi olur, her yaptığı iyilik ve güzel davranış olarak dökülür.

Soru-19 Tasavvufun “insan” tanımlamasına uygun düşmeyen cümle hangisidir?

A İnsan Allah’ın güzel isimlerini mükemmel yansıtan en güzel aynadır
B İnsan meditasyonlarla ruhsal güçleri ve kutsallığı elde edebilen varlıktır
C İnsan yeryüzünün halifesi adıyla seçkin görevi olan varlıktır
D İnsan kainatın özü ve özeti bir varlıktır

Konu-15 Tasavvufta ahlak anlayışı nasıldır?

Ahlak: Huy, yaratılış, tabiat, davranış alışkanlığı
Terim olarak, insanı iyi veya kötü olarak niteleyen manevi özellikleri, huyları, duygu ve düşüncelerinin sonucu ortaya koyduğu iradi daranışlar bütünüdür.

Tasavvufun amacı güzel ahlaktır, insanı kötü davranışlardan uzaklaştırıp güze ahlaklı iyi davranışlara yönlendirmek yani güzel ahlaklı yapmaktır. Tasavvuf tahalluktur Hz.Muhammed ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaktır, güzel ahlaka sahip olmaktır.

Tasavvufa göre güzel ahlakı kazanmanın birinci yolu Nefis terbiyesidir. İnsan yaratılıştan geldiği temiz fıtratını nefsin eğilimleri arzuları sebebiyle kaybetmeye başlar. Tasavvuf nefsi eğiterek insana kendisini tanıtmaya ve asıl orjinal yapısına kavuşturmaya ahlaki olgunluğa kamil mertebeye-kemale ulaştırmaya çalışır.

Tasavvufta nefis terbiyesi doğal ihtiyaçları ve hayatı terk etmek değil (Ruhbanlık ve Hıristiyanlık, Yogizm ve Hinduizm) nefsin arzu ve isteklerini ve zararlı olabilecek duygularını kontrol altına almaktır. Şehvet, öfke, kibir gibi. Bazen helal de olsa çok yeme içme zamanı boşa harcama çok konuşma ve uyuma gibi.

Tasavvufta seyru süluk kavramı önemli yer tutar. Bu O’na ulaşma yolunda yolculuk demektir. Bir boyutunda nefsi eğitme diğer boyutunda çok zikirle Hakka yakınlaşma bunların sonucunda da güzel ahlak zirvesine (insan-ı kamil) ulaşmaktır.

İbni Haldun, “Tasavvuf, ibadete ısrarla devam etmek, Allah’a yönelmek, dünyanın süs ve aldatıcılığından yüz çevirmek, halkın sevdiği ve rağbet ettiği zevk, mal, servet ve şöhrete ilgi duymamaktır.”

Cüneyd Bağdadi: “Tasavvuf iyi huydur. İyi huyların ne kadar çok olursa tasavvufta o kadar ilerlemiş olursun …”

Soru-20 Ahlaklı insan ilkesini benimseyen Tasavvuftaki “Kamil İnsan” kavramı nasıl tanımlanabilir?

A Maddesini aşıp transa geçebilen ruhsal yapılı kurtarıcı insan
B Nefsini arındırıp maddesini aşan manevi derecelere sırlara ulaşan insan
C Çevresinde çok sayıda müridi-talebesi taraftarı olan şeyh
D Tasavvufta ilerleyip keramet göstermesiyle ünlenmiş seçkin insan

————————

12.Sınıf 3.Sınav
4.Ünite: Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar
5.Ünite: İslam ve Barış

Konu-1 Ahmet Yesevi ve Yesevilik oluşumunun etkisi nedir?

Hoca Ahmet Yesevi’nin (Türkistan Yesi şehri. Öl:1167) görüş ve düşünceleri çerçevesinde oluşmuş tasavvufi bir akımdır.

Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ali’ye dayandırılır, Orta Asyada yayılır, Anadolu ve Balkanlara geçilir. İslam inançları ibadetleri ahlakı anlatılmış Türk Kültürü örf ve adetleri ile Tasavvuf kültürü birlikte işlenmiştir.

Divan-ı Hikmet adlı eserinde İlahi aşk, insan benliği, sevgisi ve hoşgörü temalarını işlemiş, zikir, tefekkür, tevekkül, dua, ihlas, cömertlik, ikram, çalışmak, bilim gibi konular üzerinde durmuş, kısa ömrü Allah sevgisiyle doldurmayı yoksullara yardım etmeyi tavsiye etmiştir. Hoca Ahmet Yesevi’nin güzel ahlakı ve dinî değerleri konu alan şiirlerine hikmet adı verilir. Sözlerini Türk Halk Edebiyatına uygun sade dil ve nazım şeklinde ifade etmiştir.

Dergahının girişindeki “Edeb ya hu!” sözü ünlüdür.

Ahmet Yesevi ve dergahları aynı zamanda Tekkelerin ve Tekke Edebiyatının ve sonraki mutasavvıfların öncüsü olmuştur. Türklerin İslamı anlamasında Anadoluya yayılmasında ve Batıya yayılmasında önemli rol oynamıştır. Sonradan gelecek Anadolu mutasavvıflarına ve Tarikat kurucularına da örnek olmuştur

Soru-1 Kur’an ahlakını, Halk kültürü Tasavvuf edebi ve “Hikmet” li sözlerle ifade eden, öğretisi ve kendi ismiyle anılan tarikatıyla Anadolu Mutasavvıflarına öncülük yapan ünlü Türk Mutasavvıfı kimdir?

A Mevlana B Ahmet Yesevi C Yunus Emre D Hacı Bektaş Veli

Konu-2 Kadirilik ve Nakşibendilik tarikatlarının ilkeleri nelerdir?

Abdülkadir Geylani (İran,Bağdat,öl:1160)

Anadolu’da 15.yy da Eşrefoğlu Rumi ile yayıldı. Allah zikri, ilim, nimetlerin değerini bilmek, haramdan sakınmak, insanlara hizmet etmek esaslarıdır. Eserleri Fethür-Rabbani ve el.Gunye

Abdülkadir Geylani, tasavvuf alanındaki bilgisi, güzel ahlakı ve ilmî sohbetleriyle insanları etkilemiştir. Onun tasavvufi görüşleri zamanla Anadolu, Orta Asya ve Afrika’ya kadar yayılmıştır.

Kâdirilikte Allah’ı zikretmeye büyük önem verilir. Bu akıma mensup kimseler gündüzleri oruç tutup geceleri az uyumaya, sürekli Allah’ı tefekkür etmeye özen gösterirler. Fakirlere yardım etmek, hoşgörü ve tevazu sahibi olmak, günahlardan kaçınmak, kâmil biri olmak için gayret göstermek Kâdirilikte önem verilen ilkelerdendir.

Nakşibendilik

Bahauddin Nakşbend (Buhara,öl: 1389) 15.yy da İstanbul’da yayıldı. Nefsin kötü isteklerinden arınma, tövbe etme, ibadet zikir marifet tefekkür ve nafilelerle Allah’a yakınlaşma ve dini yaşayıp güzel ahlaklı olma temel ilkeleridir.

Soru-2 Aşağıdakilerden hangisi Türkiyedeki tarihi Tasavvufi oluşumlardan birisi değildir?

A Yesevilik B Mevlevilik C Nusayrilik D Bektaşilik

Konu-3 Mevlana-Mevlevilik neden insanlık çapında popülerlik kazanmıştır?

Mevlana Celalettin Rumi (Horasan, Konya,öl:1273) Selçuklulardan itibaren dini sohbetler, zikir meclisleri ve bazen Sema yapılması ile ön plana çıktı. Şems-i Tebrizi ile ilahi aşk üzerine sohbetleri ve manevi sır dostlukları ünlüdür. Mevlâna birçok eser yazmıştır. Divan-ı Kebir,
Mesnevi, Fîhi Mâfih bunlardan başlıcalarıdır.

Mevlaya Vuslat-Allaha kavuşma (Şeb-i Arus-Ölüm düğün gecesi)

İnsana hoşgörü (Gel kim olursan ol yine gel tövbeni bozsan da gel) iki önemli temel esastır.

Ney. Mevlana’da kamil insanın, insana Mevlanın ruh üfleyişinin ve Ruhun aslını özleyişinin ifadesidir. Sazlığının özlemiyle ebed bekleyişiyle inler durur o. Ney çalana neyzen denir.

Sem’a. İşitmektir, kendini, sonra O’nu dinlemek.

Kendini unutup Kainatın ve insanın oluşumunu düşünerek dönmek, döndüğünü unutup Aşk’ı bulmak, Kamil insanlığa ulaşmaktır. Sema yapan Semazenlerin bir elleri Hakk’a açıktır diğer elleri Halka-insana açık. Ayağın biri yerdedir diğeri gezer durur bir pergel gibi evrende. Dönenlere Semazen denir.

Mevlevilik düşüncesi her şeyden önce insan sevgisine dayanır. Mevlâna’ya göre Yüce Allah insanı yaratmış, ona kendi ruhundan üfleyip can vermiştir. Dolayısıyla insan, Tanrı’dan iz taşıyan, onun eseri olan değerli bir varlıktır.

İnsanın Yaratıcısını bulması için, nefsini bir kenara bırakıp benlik duygusundan sıyrılması gerekir. Mevlevilik düşüncesine göre evrendeki canlı ve cansız bütün varlıklar Allah’ın eseridir.

“Âlemden maksat insandır.” Yüce Allah, insanı yeryüzünde kendisinin halifesi seçmiştir. Onu üstün vasıflarla donatmış, böylece insana ayrı bir değer verdiğini göstermiştir. Bundan dolayı da insanı sevmek,
ona saygı duymak gerekir. Mevlâna görüşü, düşüncesi, inancı ne olursa olsun herkese sevgiyle yaklaşılması gerektiğini belirtir.

Soru-3 Hangisi yanlış eşleştirme değildir?

A Sema-Şiilik B Semah-Alevilik

C Semah-Mevlevilik D Sema-alevilik

Soru-4 Mevlevilikteki “Vuslat” kavramı ne anlama gelir?

A Kavuşmak B Gurbet C Ayrılık D Doğmak

Soru-5 Mevlevilikte sağ el hakka sol el halka açık şekilde etraflarında dönen mevlevilere ne isim verilir?

A Semazen B Neyzen C Sema D Semah

Konu-4 Alevilik-Bektaşilik hangi inanç, ilke ve uygulamalarıyla ön plana çıkmıştır?

Hadis: “Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla doğru yoldan sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim.”Müslim Fezailü’s-Sahabe, 3; Tirmizî, Menakıp, 31, 32, 77

Kur’an’da Ehl-i beyt, ev halkı anlamına gelir. Hûd/73; Kasas/12

Peygamberimizin kızı Hz.Fatıma, damadı ve amcasının oğlu Hz.Ali, torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin‘den oluşur.

Alevi: Ali’ye mensup, Ali’ye ait, Ali’yi seven ve Ali’ye ve Ehl-i Beyte bağlı olan kimse demektir. Terim olarak Peygamberden sonra Halifeliğin Hz.Ali’nin hakkı olduğuna inananlar için kullanılmıştır. Ehl-i Beyt Hz.Ali, Hz.Fatıma Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’den oluşur.

Bektaşilik: Hacı Bektaşi veli (Nişabur,öl:1271) tarafından kuruldu. Ehl-i Beyt sevgisi esas alındı.

Eseri Makalatta İman ibadet ve ahlakı işledi ayet ve hadisleri açıkladı. Ahmet Yesevi öğretilerini de anlattı ve hoşgör üzerinde durarak Anadolu’da birliğe katkıda bulundu. Pek çok alevi ozanına mürşidine önderlik yapmış alevileri toparlamıştır.

Balım Sultan (1516) ile bugünkü şeklini almış XV-XVI. Yy da yeniçerdie etkin olmuştur.

Alevilikte Birlik dostluk kardeşlik, Eline beline diline (iki Hadiste geçer) sahip olma, ibadet ve ahlak dışı davranışlardan uzak kalma önemli esaslardır. Hz.Ali’nen Nehc’ül-Belaga isimli eseri etkili olmuştur.

Muharrem Kerbela Aşure: Hz.Hüseyin ve ailesi Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem’in On’unda şehit edilmiş bu ay matem ayı olmuştur.

Aleviler bu ayda 3 gün oruç tutarlar. Oruç tutarken eğlence yapılmaz susuz kalınır ağıtlar yakılır. Oruç bitiminde aşure pişirilir şükran kurbanı kesilir. (Aşure Hz.Nuh’un tufan sonrası yiyecekleri toplayıp bir kazanda kaynatmasıyla olmuştu)

Cem – Cemevi.- Semah

Cem toplanma demektir Alevi Dede öncülüğünde Cuma akşamları, Cem evinde bir araya gelinir. Farklı yer ve zamanlarda farklı cem’ler yapılır; Aleviliğe giriş, küskünlerin barışması, iki ailenin kardeş olması, hesap verme ruhen temizlenme ve ölenin ardından razılık alma, alevilik kurallarına uymayanın cezasını-düşkünlük kaldırma cemleri.

Cem’lerde Dede konuşması, çerağ yakma, post serme, razılık alma, küsleri barıştırma, sazla deyiş söyleme, semah yapma, secde yapma, kurban lokması alma, dua etme uygulamaları yapılır.

Semah saz ve nefes eşliğinde kadın erkek kanat çırpıp uçar gibi dönerek yapılır. Anlamı nefsin kötülüklerinden arınıp birlik içinde Yaratıcıya ulaşmaktır.

Musahiplik

Sohbet arkadaşlık, Dede huzurunda dua ile onaylanan aile kardeşliği demektir. Denk aileler seçilir ve aileler hayat boyu birbirlerini kollarlar. Medinede Ensar Muhacir kardeş olduğunda Peygamberimiz Hz.Ali ile kardeş olmuştu.

Nusayrilik

ibn-i Nusayr en-Nemiri (öl:883)

Hatay, Adana, Mersinde. Kuran, Sünnet ve Ehl-i beyt görüşlerini kendilerince yorumlar. İrandaki Şiiler gibi Tevhid, adalet, Nübüvvet, İmamet, Velayet, Mead inanç esaslarıdır.

Kurban Ramazan dışında 3 bayramları vardır. Gadir Hum (Hz.Ali Halife), Feraş (Hz.Ali Peygamber yatağında) ve Mubahale (Hristiyanlarla yeminleşmede Ehl-i Beyt) inanışları vardır.

Birlikte Yaşama ve Hoşgörü Kültürü

Farklı inanç fikir kültür ve geleneklere sahip kimseler birbirlerine saygı gösterip birlikte yaşayabilmeli taassuba düşmemelidir.

Ayet:Sizi tanışmanız için kavim ve kabilelere ayırdık (Hucurat,13) Medine anlaşması örneği. Mevlana: Gel!

Hacı Bektaş Veli: 72 millete aynı gözle bak! Kimseyi ayıplama! Yunus: Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü.

Soru-6 Semah hangi inanış ve kültürde uygulanır?

A Alevilik B Mevlevilik C Kadirilik D Nusayrilik

Soru-7 Ehl-i Beyt nedir?
A Peygamberin Ashabı B Peygamberin akrabaları
C Peygamberin ev halkı D Peygamberin ümmeti

Soru-8 Alevilikte” Müsahiplik” ne demektir?

A İki can duası B İki yolcu sohbeti

C İki komşu dostluğu D İki aile kardeşliği

Soru -8 Hangisi Ehl-i Beytten sayılmaz?

A Hz.Ali B Hz. Ebu Bekir C Hz.Fatıma D Hz.Hüseyin

Konu-5 Barış İçinde Yaşamak neden Bir İhtiyaçtır?

İnsanların farklı coğrafyada kültürde renkte dilde olması:

AYET: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” Hucurât suresi, 13

Peygamberler insanlar arasında huzur barış ve güven bozulduğunda irşad ve ıslah etmek için gönderilmiştir.

Peygamberler tarihi incelendiğinde insanlığın inançlara baskı yaptığı inanca zorladığı aksine davrananlara işkence uyguladığı, işgallerle katliamlar yaptığı, güçlünün yoksulları ezdiği sömürdüğü zulüm yaptığı ve ahlaksızlıklara boğulduğu görülecektir.

Hz.Musa Firavun zulmünden israiloğullarını kurtarmak için 40 yıl çölde kalmış, Hz.İsa ve ilk Hıristiyanlar takiplere işkencelere maruz kalmıştır. Hz.Muhammed’in geldiğinde Mekke’nin durumu bilinmektedir.

Son asırlarda insanlığın savaşlarda yok edilmesinin sebepleri olarak da ırk, güç ve ekonomik çatışmalar olarak karşımıza çıkacaktır.

İnsanlığa BARIŞ GETİREN zulümleri önleyen PEYGAMBERLER ve DİNLER olmuştur.

Günümüzde İslam dünyasında gözlenen çatışmaların siyasi, ekonomik, tarihi, coğrafi konumdan, konumlarını bu konuma göre konuşlandıran dış dünyadan ve özellikle Kur’an’ı İslamı yanlış anlama ve yorumlamadan kaynaklanan farklı sebepleri vardır.

Bugün dünyada zulümler İslam dünyasında catışmalar kanlar önlenemiyorsa, çağa göre felsefesi yapılamayan Kur’an ve Sünnetin, ilahi orjinine uygun anlaşılamaması ve yorumlanamamasından; anlayanların da çıkarlarını ve yöresel taleplerini aşamamasından, aşanların da evrensel boyutta hasbi yaşayamamasındandır.

İSLAMIN kelime anlamı BARIŞ demektir. SİLM kökünden gelir.

SELAM, Allah ismidir. SELİM, SELAMET, MÜSLÜMAN aynı kökün (s-l-m) türevleridir.

“Selam!” ya da “Selamün aleyküm!” diyen insan, Allah’ın güzel ismiyle söze güzel başladığı gibi sulh barış emniyet ve güven dilek ve duruşunu göstermiş olmaktadır.

Soru-9 “İSLAM-SELAM” kavramlarının içerdiği anlam nedir?

A Başarı zafer B Bereket Bolluk C Sağlık afiyet D Barış güven

Konu-6 İslam’ın Barışa ve Birlikte Yaşamaya verdiği önem nasıl anlaşılır?

Ayet: “Ey iman edenler! Hep birden SİLM’Ebarışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” Bakara/208

Ayet: Sulh (daima) hayırlıdır...” Nisa/128

Ayet: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

Ayet: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah saygısına daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” Maide/8

BARIŞÇI BİR MÜSLÜMAN NASIL OLUR?

Hadis: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kimsedir.” Müslim,İman,69

Hadis: “Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize küsmeyin, kin beslemeyin ve sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümanın kardeşini 3 günden fazla terketmesi haramdır” Riyâzüs Sâlihîn, C 1, s. 409

Soru-10 Yukarıdaki ayet ve hadislerden yola çıkarak, aşağıdaki hangi anahtar kavramların, toplumsal ve evrensel açıdan örnek Müslüman profilini ortaya koyabileceğini düşünürsünüz?

A Adalet barış cömertlik affedicilik
B Adalet barış güven hoşgörü
C Barış sabır iyilik hoşgörü
D Barış adalet sevap ziyaret

Konu-7 Bir insanı öldürmek neden bütün insanları öldürmek gibidir?

Ayet: “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.” Nisa/93

Ayet: “Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Maide/32

Bu ayetin sınıfta öğrenci yardımıyla müzakeresi

1-Nimet ve nikmet makamların azametiyle doğru orantılı büyür.
Allah’ın emrini çiğneyen büyük cürüm işlemiş olur. Zira makam büyüdükçe ihsanları kadar ihtarlarının, mükafatı kadar cezasının da büyümüş olması iktiza eder.

2-Bir can alan pek çok canı yakmış olur. Ölenin çevresini eleme boğmuş kimine kan ağlatmış kimini dul kimini yetim bırakmış olur.

3-Bir can bin can potansiyelindedir; bir Adem binler Adem demektir. Bir cana kıyan, o candan gelecek canlar silsilesine de kıymış, kaderin yaratılış amaç ve sınırsız gaye prensibine büyük saygısızlık etmiş olur.

4-Bir tek can bile bir kainattır tek başına. Çünkü koca kainat o bir tek can icin Adem için inşa edilmiştir. O can kainatın çekirdeği küçük alemdir. Suya atılan taşın oluşturduğu merkezdeki en yakın minik halka, dıştaki en büyük halkadan daha küçük ve değersiz sayılmaz. Bu açıdan bir can kıyımı bir kainat yıkımı demektir.

5-Bir can binler Esma’ya aynadır, tecelligahtır. Ve sınırsız alemden gelmiş sonsuz aleme gidecektir. Cana kıymak sınırsız Esma’dan onu adeta koparmak ve o ruhun ilgili olduğu sınırsız alemlere karşı bir cinayet gibidir.

6-Bir cinayet, kainattaki bütün varlıkların işaret ettiği sayısız şahitleri red ve inkar anlamına gelir.
Bir cinayet, bir şahidi ortadan kaldırmak, O SONSUNZ’A şehadeti tezyif ve inkar etmektir. Bir cinayet binler milyarlar şahidi de ortadan kaldırmak tahkir ve iptal etmek demektir. Zira O, o kadar ayan beyan VAR ki; sayısız varlık da O’nun varlığına şehadet etmektedir.
Bir cinayet kainat çapında şahitleri ortadan kaldırmak en önemlisi de o ölmez susmaz O’ndan başkasıyla itminana ermez haliyle sınırsız vicdanları susturmak gibidir.

7-Konunun psikolojik sosyal kültürel ve tarihi yönleri de irdelenebilir.
Bir cinayet bazen komşuları ve akrabaları bazen de köyleri birbirine düşürebilir ve KAN DAVALARINA yol açabilir devletleri ve insanlığı bile savaşlara sürükleyebilir. 1.Dünya savaşının sebebinin Avusturya-Macaristan veliahtının öldürülmesi olduğu kaydedilir.

Soru-11 “Bir can alan bütün insanları öldürmüş gibidir” Ayetteki bu değerlendirmenin sebebi ne olabilir?

A Canı Allah verdiği için
B Ölenin Çocuğunu yetim bıraktığı için
C Kötü örnek olduğu için
D Bir insan kainat değerinde olduğu için

Konu-8 Peygamberimizin bir ŞEFKAT NEBİSİ ve BARIŞ ELÇİSİ olduğu nasıl anlaşılır

Ayet: “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” Tevbe/128

Hadis: “Bir namazı kıldırırken birden hızlandı kısa okuyarak selam verdi, sonra da dönüp: “Annesi şu ağlayan yavrucakla ilgilensin!” Buhari, Sahih, 1/250, Müsned, 3/109

Hadis: “Peygamberimiz devesine fazla yük yükleyen sahibini uyarmıştır.” Ebu Davud, Cihad 47

Hadis: “Ağaçtan yavru kuşu alan kişiye: “Sen annenden yuvandan ayrılmak ister misin?” diye sordu. “Hayır!” yanıtını alınca, “O yavrunun da acı çeken annesi var onu yuvasından ayırma?” buyurdu. Ebu Davud, Edeb, 176

Hadis: Resûlüllah Efendimiz (s.a.s.), ihtilafa düşen tarafların kendisine müracaatını beklemeden bizzat kendisi onları çağırarak barıştırmıştır. Meselâ, Kuba halkının birbirlerine taşlarla hücum ettiklerini duyunca, “Onları bize getirin, barıştıralım, aralarında sulh yapalım” buyurmuştur (Buharî, “Kitabü’s-Sulh”, 1

Hadis: “Pazartesi ve Perşembe günleri, Müslüman kardeşi ile arasında kin, düşmanlık ve kızgınlık bulunanlar hariç, Allah’a ortak koşmayan herkesi affetmek için Cennet kapıları açılır. Sonra Cenabı Hak şöyle buyurur: Bu iki kişi anlaşıp barışana kadar bekleyin.” Müslim, “el-Birr ve’s-Sıla”, 11

Soru-12 Şefkat ve merhamet konusunda hangi yaklaşım şekli Dinimizin temel değerleriyle örtüşmez?

A Kötülük yapanlara bile hayır duası yapmak Müslümanın güzelliğindendir
B Bir çocuğa merhamet göstermek sevap arttıran nafile ibadetlerin önüne geçebilir
C Adalet daima merhameti geçer, kötülük asla merhametle önlenemez
D Kibir ve kin dolu, merhamete kapalı kalpler için cennet kapıları da kapalı olur

Konu-9 Peygamberimizin Mekke dönemi Şefkat ve Barış uygulamalı nelerdir?

PEYGAMBERLİK ÖNCESİ MEKKE DÖNEMİ

Çevresi Peygamberimize “Muhammedül Emin” ismini vermişti. Çünkü 40 yıl boyunca çevresine her söz ve davranışıyla tam bir güven ve huzur vermiş barış insanı olduğunu yaşayarak göstermişti. Peygamberimiz söyleyen önemlisi söylediğini yapan yaşayan, bilfiil temsil edendir.

Gençliğinde madur ve muhtaçlara yardım adına “Hılfül Fudul” (Erdemliler sözleşmesi) denilen bir oluşumda gönüllü çalışmıştı.

Kabe hakemliğinde, savaş çıkarmak üzere olan Mekke reislerine çözüm üretmesi sulhta buluşturması da Barış adına tutumunu göstermektedir.

Hira sükuneti: Ayrıca toplumdaki insanlık dışı davranışları yok etme amaçlı organize bir mücadeleci örgütlenme çalışması yerine, bireyselliğe ve tefekküre dönük Hira mağarasına gelip gitmeleri de, Peygamberimizin hiç bir adımını sulh ve barış dışında bir amaçla atmadığının göstergesi olmalıdır.

PEYGAMBERLİK SONRASI MEKKE DÖNEMİ

İlk üç yıl gelen ayetlerin, evlerde sayılı kişilerin gizlice bir araya gelmesiyle etüd edilmesi, toplum içine çıkıp alenen inanç ilanı ve gövde gösterisi yapılmaması, kaos fitne ve çatışmaya karşı sükunet ve mütevazi yolun yaşanması barış taraftarlığının ifadesidir.

Peygamberimiz, alay hakaret ve işkence gördü mukabele etmedi.

Yakın arkadaşlarını katlettiler mukabele ettirmedi.

İnanan birinin kelime-i şehadeti slogan şekilde haykırmasına da izin vermedi.

İki Habeşistan hicretiyle insanların hem canlarını kurtardı hem de muhtemel çatışmaları önlemiş oldu.

İki Akabe biatıyla ayrı bir sulh girişiminde bulundu Peygamberimiz. Medine’den gelenlerle diyalog kurdu dostluk oluşturdu.

3 yıllık boykot yıllarına sabır müstesna bir barış duruşudur.

Ve eşini amcasını kaybetmesine rağmen sulh insanı olarak Taif’e gidişi.

Sonunda yerde şefkat ve barış soluklayan O insana Miraçla gök kapıları açıldı.

İnsan evini köyünü memleketini zor terkeder. İnsanlığın barış ve huzuru adına Peygamberimiz 53 yaşında adeta ülkesini terk etmiş gibi oluyordu.

Soru-13 Peygamberimizin barışa yönelik hangi davranışı Mekke dönemine ait değildir?

A üç yıl bir bölgede kuşatma-boykot altında tutulmasına sabretmesi
B Habeşistana iki hicret yaptırması
C savaşan iki kabile arasında sulh yaptırması
D Akabe biatlarında çevresiyle inanc merkezli dost ilişkisi kurması

Konu-10 Peygamberimizin Medine dönemi Şefkat ve Barış uygulamaları nelerdir?

MEDİNEYE HİCRET EDİNCE

En önemlisi kendine kişisel rahat bir yaşam kurma yoluna girmedi. Yaşatmak için yaşadı. Kendini değil başkasını yaşadı. Evine giren eline değen servetler, anında başka evlere gidiyor el değiştiriyordu. Halka şefkati ve barışı gösterme halkı gibi yaşamaktan geçiyordu.

Yahudilerle, Kabilelerle barış anlaşması yaptı.

Savaşan Evs ve Hazrec kabilelerini barıştırdı.

Ensar ve Muhaciri kardeş ilan etti.

Hudeybiye’de aleyhte şartlara rağmen Müşriklerle barış imzaladı. Hudeybiye sulhun bozgunculuğa galebesidir. Hiç bir zaman imzaladığı bir anlaşmayı bozan taraf da olmadı.

Bedir Uhud Hendek gibi savaşlarda şefkat Rahmet stratejisi

Peygamberimiz hiç bir zaman saldırı savaşı yapmadı kendini savaşmak için gelenlerin karşısında buldu; savunmada kaldı ve en az insanın zarar görmesini sağlayan taktikler uyguladı. 10 yıllık Medine döneminde savaşlarda toplam 250 ölü vardır. Hiroşimada ise bir bomba ile 250 bin ölü.

Ve günümüz dünyasında günlük aylık yıllık ölüm blançoları!..

İnsanlık savaş tarihinde örnekleri çokça görünen asimile etme soykırımı yapma kamplarda esir yok etme eyleminde bulumak şöyle dursun, okuma yazma karşılığı esirlerin serbest kalması, hayvanlara, yeşilliklere bile dokunmama gibi uygulamaları insanlığa göstermiştir.

Peygamberimizin, Necranlı hıristiyanlarla yaptığı anlaşma metni

“Onların mallarına, canlarına, dinî hayat ve tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, hazır bulunmayanlarına, ailelerine, mâbetlerine ve az olsun çok olsun onların mülkiyetlerinde bulunan her şeye şâmil olmak üzere Allahın himayesi ve Resulullah Muhammedin zimmeti Necranlılar ve onlara bağlı etraftakiler üzerine bir haktır .

Hiçbir piskopos kendi dinî vazife mahalli dışına , hiçbir papaz kendi papazlık vazifesini gördüğü kilisenin dışına, hiçbir rahip, içinde yaşadığı manastırın dışında bir yere alınıp gönderilmeyecektir… onlar ne zulmedecekler ve ne de kendileri zulme uğrayacaklardır. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mesul tutulmayacaktır” Hamidullah, İslam Peygamberi, (Tercüme Salih Tuğ). 1,622

Soru-14 “Muhacir-Ensar” kavramlarına uygun düşen seçeneği işaretleyiniz?

A Medineli yardım edenler-Mekkeli göç edenler
B Mekkeli göç edenler-Medineli yardım edenler
C Medineli göç edenler-Mekkeli yardım edener
D Mekkeli yardım edener-Medineli göç denler

Soru-15 Hangisi Dinimizin ve Peygamberimizin kan dökücü ve savaşcı olmadığını gösteren uygulamalardan biri değildir?

A Uhud savaşında sırtlarını dağa vererek ilk çatışma sonrası yukarı çekilerek devamı önlenmiştir
B Hendek savaşında kazılan derin hendek sayesinde savaş yapılması önlenmiştir
C Bedir esirleri öldürülmemiş köle olarak satılmış okuma yazma öğretme karşılığı serbest bırakılmıştır
D Mekkeye savaşmadan girilmiş genel af ilan edilmiş sadece Hamzayı öldürene ceza uygulatılmıştır

Soru-16 Peygamberimizin barışa yönelik hangi davranışı Medine dönemine ait değildir?

A Evs ve Hazrec kabileleri arasında barış anlaşması yaptırması
B Üç yıl boyunca gizli davetle Vahyin öğretilmesi
C Yahudilerle barış anlaşması yapılması
D İnsanları bir araya gelip sosyalleşebilecekleri mescid yaptırması

Soru-17 Hangisi Peygamberimizin kendi toplumuna ve inanç çevresine yönelik olarak uyguladığı tarihi barış uygulaması sayılabiir?

A Ensar Muhacir kardeşliği
B Yahudilerle yapılan anlaşma
C Hıristiyanlarla yapılan anlaşma
D Çevre kabilelerle yapılan anlaşma

Konu-11 Peygamberimizin Mekke Fethindeki Şefkat ve Barış uygulamaları nelerdir?

MEKKEYE DÖNÜNCE Barış ve Genel af ilan etti. Kabe ve belli mekenlara sığınanlara dokunulmazlık sağladı. Kaçan insanlara bile güven telkin edip dönmelerini sağladı onları kazandı topluma kazandırdı.

Bu sefer kendi isteğiyle köyünü bırakıp Medine’ye giderken de, arkada kendi adamını değil Mekke’nin yerlisi birine idareyi devretti.

Veda hutbesiyle 14 asır evvel evrensel insan hakları ve barışı için temel ilkeleri miras bıraktı:

Veda hutbesinde evrensel barış

“İnsanlar! bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl bir mübarek şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınızda öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz.”

“Ey insanlar! “Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Ademin çocuklarısınız. Adem ise topraktandır.Arabın arab olmayana arab olmayanında arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahında kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak takvada, Allahtan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

Peygamberimiz hayatı boyunca hep bir sulh insanı olarak yaşadı.

Ayet: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

Soru-18 Peygamberimizin Veda hutbesinde hangi konudan bahsedilmemiştir?

A Artık Cahiliye adetlerine dönülmeyecektir
B İnsanların malı canı kanı ırzı birbirine haramdır
C Peygamber mirası taksim edilecektir
D Kadınlara değer verilecek hakları korunacaktır

Soru-19 ‘Peygamberimizin Evrensel barış Nebisi olduğunu gösteren örneklerden birisi değildir’ diyebileceğiniz ifadeyi belirleyiniz?

A Peyamberimiz bütün baskılara dayanmış şiddetten kaçmış hicret yolunu seçmiştir
B Peygamberimiz můşrik hristiyan ve yahudilerle barış anlaşmaları yapmaktan kaçınmamıştır
C Peygamberimiz aleyhte ağır şartlara rağmen Hudeybiye anlaşmasını kabul etmiştir
D Peygamberimiz Mekke fethinde katliam yapmamış af ilan etmiş sadece amcasının katiline hak ettiği cezayı uygulatmıştır
E Peygamberimiz savaş açmamış savaş açanlara savunma ve kan döķmemeye yönelik taktikler uygulamıştır

Konu-12 Zorunlu Olmadıkça Savaş neden Bir İnsanlık Suçudur

Ayet: “Size karşı savaş açanlarla siz de ALLÂH yolunda savaş açın. Fakat haksız yere saldırmayın. Sakın aşırı gitmeyin muhakkak ki ALLÂH haddi aşanları sevmez Sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa siz de onlarla savaşın.” Bakara/190,191

Ayet: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

Ayet: “Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barış yaparsa, onun ecri Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.” Şura/40

Hadis:Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabredin ve karşı koyun.” Riyâzüs Sâlihîn, C 2, s.559

Soru-20 Anlamı barış olam İslam Dininde hangi savaş ilkesi doğru görülmez?
A Karşı taraf savaş açarsa sabırla savunulur
B Savaşmak için düşman aranmaz üretilmez
C Savaşan karşı tarafa fazlasıyla zarar verilir
D Karşı taraf barış isterse geri çevrilmez

——————————

12.Sınıf 4.Sınav
6.Ünite: Atatürk ve Din öğretimi
7.Ünite: Dinler. Yahudilik Hıristiyanlık Çin ve Hind dinleriKonu-1 Atatürk’ün Dinin Anlaşılmasına Verdiği Önem

Atatürk, “Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, yüzyıllardır ihmal edilmiş. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş Aksine olarak birçok yabancı unsur-yorumlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamış. ” Atatürkçülük, C 1, s. 459

Atatürk, Müslüman oldukları hâlde varlıklarını devam ettiremeyen milletlerin, geçmişlerinin yanlış alışkanlıklarına ve inançlarına İslam’ı dayanak yaptıkları ve İslami gerçeklerden uzaklaştıkları için yok olduklarını söyler. Dinin hurafelerden ve batıl inançlardan arındırılmış olarak insanlara sunulmasını ister. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s. 570

Atatürk, “Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor. Hâlbuki, Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu güçsüzler (zavallılar) sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Atatürkçülük C 1. s. 457

Atatürk, “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.” Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 41

Türkçe Tefsir ve Meal Çalışmaları

Atatürk, “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” demiştir. Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, C 5, s.1950

Tefsir çalışması:

Atatürk’ün katkılarıyla Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırlamış olduğu Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsir ile Ahmet Naim ve Prof. Dr. Kamil Miras’ın hazırladıkları Sahih-i Buharî Muhtasar› ve Tecrid-i Sarih Tercümesi adlı hadis çevirisi ortaya çıkmış ve bunların bütün maliyeti de devlet bütçesinden karşılanmıştır.

Türkçe tefsir ve meal alanında, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte bazı çalışmalar yapılmıştır.

21 Şubat 1925 tarihinde TBMM’de verilen bir önerge ile; -Kur’an-ı Kerim’in çeviri ve tefsirinin uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından yapılması, -Gerekli görülen İslami eserlerin telif ve tercüme edilmesi, -İslamiyet aleyhine yapılan yabancı yayınlara karşılık verilmek üzere dinî yayınların yapılması istenmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı da tercüme görevini İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Âkif Ersoy’a, tefsirin yapılmasını Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verdi. Bir müddet tercüme işiyle ilgilenen Mehmet Âkif, daha sonra bu işten vazgeçtiğini ilgililere bildirdi. Bunun üzerine Diyanet işleri yetkilileri, bu görevi de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a teklif ettiler.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, 1926 yılından 1938’e kadar hem dinî ilimlerden hem de fen ve matematik bilimlerinden faydalanarak “Hak Dini Kur’an Dili” adındaki tefsiri hazırladı. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın, mealiyle birlikte 1935-1939 yılları arasında dokuz cilt olarak yayınlanan tefsiri, Türkçe yapılmış tefsirlerin en önemlilerinden biri kabul edilmektedir.

Konyalı Mehmet Vehbi Efendi tarafından 1923-1927 yılları arasında on beş cilt hâlinde yayımlanan “Hulasatü’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an” adlı eser, bu dönemde yazılan tefsirlerden biridir.

Bir diğer çalışma ise 1927 yılında İsmail Hakkı İzmirli tarafından kaleme alınan “Türkçe Kur’an-ı Kerim Tercümesi”dir. İki cilt olarak yazılan bu eser, 1932 yılında Latin harfleriyle yeniden yayımlanmıştır.

Türkçe Hadis Kitabı Çalışması

Atatürk, halkın İslam’ı daha iyi anlayabilmesi için sağlam bir hadis kaynağına ihtiyacı olduğunu görmüştü. Bu nedenle hadislerin Türkçeye tercüme görevini Babanzade Ahmet Naim Efendi’ye vermişti.

Ahmet Naim Efendi, Buharî’nin “el-Camiu’s-Sahih” adlı kitabının kısaltılmış şekli olan Zebidi’ye ait olan Tecrid-i Sarih’inin ilk üç cildini Türkçeye tercüme etmiştir. Onun vefatı üzerine eserin geri kalan tercümesi Kâmil Miras tarafından tamamlanmıştır

Diyanet İşleri Başkanlığınca on iki cilt hâlinde, “Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adıyla 1932 yılında yayınlamıştır.

Hutbelerin Türkçe Okunması

Atatürk, camilerde yapılan vaazların, cuma ve bayram namazlarında okunan hutbelerin, insanların dinî konularda aydınlanmasında ve doğru bilgiye sahip olmasında ne derece etkili olduğunun farkındaydı. Bu nedenle hutbelerin halkın anlayacağı bir dille açık ve anlaşılır bir şekilde okunmasını istemiştir. Atatürk bu konuda şöyle demiştir:
“Hutbeden amaç, ahalinin aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir… Minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkinler verilmiş olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.” Ali Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din Adamları, s. 93-94

Hutbe, halka hitap etmek ve söz söylemektir. Terim anlamı ise cuma namazı ve bayram namazlarında minbere veya yüksekçe bir yere çıkıp Allah’ı anıp Peygambere salavat getirerek toplumun çeşitli konularda bilgilendirilmesidir.

Hutbe, dua ve öğüt olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Osmanlıda olduğu gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında da hutbenin hem dua kısmı hem de öğüt kısmı Arapça olarak okunmaktaydı. Atatürk de yaptığı konuşmalarda hutbelerin Türkçe okunmasının gerekliliği üzerinde durmaktaydı.

Atatürk’ün kendisi de 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir’in Zağnos Paşa Camii’nde Türkçe bir hutbe okuyarak bu konuda öncülük etmiştir.
21 Şubat 1925’te TBMM’de hutbelerin Türkçe okunması gündeme gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1926’da Türkçe hutbe kitabı hazırlatılır.

Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’an-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir.
İnsanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilahî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak’tır.

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı.
Hazret-iPeygamberin mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.

Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır.

Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lazımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.
Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.” 07 Şubat 1923, Zağnos Paşa Camii, Balıkesir Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 9

Atatürk’ün Okulda Din Öğretimine Verdiği Önem

Atatürk, Din eğitimini, millî eğitimin ilk hedefleri arasına alarak kişilerin dinini, diyanetini öğrenmek mecburiyetinde olduğunu belirtmiş ve okulları bu eğitimin tek yeri olarak göstermiştir. Atatürk bir sözünde, “… Okuma ve yazmayı, vatanını, milletini, dinini ve dünyasını tanıtacak kadar tarihî, coğrafi, dinî ve ahlaki bilgiler vermek… millî eğitim programımızın ilk hedefidir.” Atatürkçülük, C 1, s. 293

Atatürk, “Milletimizin, memleketimizin ilim irfan yuvaları (okulları) bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek ayn› şekilde oradan çıkmalıdır. Fakat nas›l ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetişttirmek gerekli ise dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak seçkin ve gerçek din ilim adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız.” Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 86

İmam Hatip İlahiyat fakültesi açılması:

Atatürk,“Bence bir defa her Müslüman islami hükümleri bilmeye mecburdur, o hâlde okullarımızda islami hükümleri öğreteceğiz.” Atatürk ve Din Adamları, s. 19
Atatürk,Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) Kanunu’nu kabul ederek eğitimi tek çatı altında toplamıştır. Böylece eğitim öğretim, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ve din öğretimi de okullarda devletin resmî kurumlarında yapılmaya başlanmıştır.

3 Mart 1924 “Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere darülfünunda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet (imamlık ve hatiplik) gibi hidemat-ı diniyenin (din hizmetlerinin) ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mekteplerküşad edilecektir (açılacaktır).

Atatürk’ün Din Bilginlerine Verdiği Değer

Atatürk 24 Eylül 1924’te Amasya’da şerefine verilen bir ziyafetin sonundaki konuşmasında, vaaz ve uyarıcı hitabeleriyle bölgesinde Millî Mücadele’ye büyük katkı sağlayan Müftü Kâmil Efendi’yi takdirle yâd ederek“…genç cumhuriyetimiz bu gibi ulema ile iftihar eder.”Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 64.

“Hoca olmak için yani dinin gerçeklerini halka telkin etmek için mutlaka bilimsel elbise şart değildir. Bizim yüce dinimiz, her Müslüman kadın ve erkeğe araştırmayı farz kılıyor. Müslüman, bu dine bağlananları aydınlatmakla yükümlüdür. Efendiler! Bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimiz içinde hakiki din bilginleri, bilginlerimiz içinde milletimizin gerçekten iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara karşılık bilimsel kisve altında, gerçekten bilimden uzak ve gereği kadar eğitim görmemiş, bilim yolunda gere¤i kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirleriyle karıştırmamalıyız. Seyahatlerimde birçok gerçek aydın din bilgini ile görüştüm. Onları çağdaş eğitim almış, sanki Avrupa’da öğrenim görmüş bir düzeyde buldum. İslam’ın gerçeklerini ve özünü bilen din bilginlerimizin hepsi bu olgunluk kertesindedir.”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 148

Atatürk, Millî Mücadele’ye destek veren ulemaya ayrı bir önem veren Atatürk, ilk Diyanet işleri Başkanı olan Rifat Börekçi’ye de çok büyük saygı ve hürmet gösterirdi.

Soru-1

Konu-2 Yahudilik doğuşu ve bazı kavramlar

M. Ö. İkinci bin yılın başlarında Yahudilik Hz. İbrahim’in oğlu İshak ve oğlu Yakup’la çıkmıştır.

İsrail: Yakub’un diğer adıdır. Tanrıyla güreşen kulu demektir. Yakub’un 12 oğluyla on iki kabile İsrail oğullarını oluştdu. Oğlu Yusuf (a.s.) Yakub ve oğullarını Mısır’a getirdi. Mısırda Firavun tarafından köle haline getirilen İsrailoğulları, Hz.Musa tarafından kurtarıılıp Mısır’dan çıkarıldı, 40 yıl Tih-Sina çölünde kaldıktan sonra vadedilen kutsal topraklara Filistine gelip yerleştiler.
İ.Ö 990’da Tevrat verilen Hz. Davud’un peygamberlik ve liderliğiyle krallık ve Kudüs kuruldu

Yahudier, asırlarca Büyük İskender , Aramiler, Asurlular, Babilliler, Romalılar ile çeşitli savaşlar ve sürgünler gørdů. 1948’de Yahudi İsrail Devleti resmen kuruldu.

Yahudi: Hz. İshâk’ın oğlu Hz. Yâkûb’un on iki oğlu vardı; dördüncü oğlunun adı “Yuda” veya “Yahuda” idi. Bu nedenle onun adına dayanarak İsrailoğullarına, “Yahudî” denmiştir.

İbrani: Filistin’de görülen göçebe yerli bir kabîlenin adıdır. İsrailoğulları Filistine gelince onlara da bu göçebe kabilenin ismi verilmiş İbrani denmiştir.

Soru-2

Konu-3 Kur’an’da Yahudi inkar ve itirazları

-Musa’ya Bizi neden Mısırdan çıkardın bu çöle getirdin dediler çölde susadı su bul dediler (Bakara,60) yetinmediler bize tapılacak put bul dediler (Araf,138)
-Tur dağına giden Musa’ya Bizde seninle geleceğiz sonra da Rabbini görmedikçe inanmayız dediler. (Bakara,55-65-Nisa,153))
-Gökten gelen kuş eti ve helva menüsünü beğenmemiş değişsin demişlerdi. (Bakara,61)
-Allah bir sığırı kurban edin deyince karşı çıkmış alay ederek defalarca özelliklerini sormuşlardı. (Bakara,67-73)
-Musa Allah’tan vahiy almak için Tur dağına gidince ardından Samiriy altından ses çıkaran buzağı yapmış buna tapmışlardı. (Araf,148, 171)
-Filistine gelince Sen ve Rabbin gidin savaşın biz oturacağız demişlerdi. (Maide,20-26)
-En önemlisi Zekeriya ve Yahya’yı öldürdüler İsa’yı öldürmek istediler (Bakara,61,87,91)

Konu-4 Peygamber ve Kutsal kitaplar

PEYGAMBER: Hz.İbrahim, oğlu Hz.İshak, oğlu Hz.Yakup
Hz.Yusuf, Hz.Şuayb, Hz.Musa, kardeşi Hz.Harun
Hz.Davud, oğlu Hz.Süleyman (iki kral)
Hz.Davud Kudüsü kurdu, Hz.Süleyman Süleyman mabedini yaptırdı.

KUTSAL KİTAP:
Musa’ya Tevrat, sonrasında Davut’a Zebur
Babilliler baskınında Kudüs ve Tevrat nüshaları yandı Ezra isimli katip kendi yeniden yazdı. (Bu Tevratta da geçer)
İbranice Tora, Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat, kanun ve anlaşma anlamındadır. Günümüzde Tanah ve Eski Ahit de denir. Talmud ise Tevratı dînî kanunları tefsir eden ve bu kanunlara göre ortaya çıkabilecek yeni problemlerine çözüm getiren M.S. II. yy da yaşamış olan Yuda Hanasi adındaki bir haham tarafından yazılan derleme kitap.

Hz.Musa’ya Tur dağında Vahiy-10 emir verildi.Tanrı’nın kanunları ve emirleri Sina Dağı’nda, Yazılı ve Sözlü Tora-Tevrat şeklinde vahyolundu Talmud’da geniş açıklamaları yapıldı. Talmud M. Ö. 200’den M. S. 500’e kadar Yahudiliğin hikmet, gelenek ve problemleri üzerinde, din adamlarınca (haham) yapılan tartışmalar sonucu vücut bulmuştur.

Soru-3

Konu-5 Yaratıcı inancı. Peygamber ve din anlayışı

Farklı zamanlarda farklı insanlar tarafından farklı dillerde Tevratlar yapıldığı ve çeviriler olduğu için değişik Yahudi inançları ve mezheplerı de ortaya çıkmıştır.
Tevratta ‘Allahımız Bir’ ifadesi geçer. (Tesniye,6/4)

Farklı tanrı inançları da görülür. Kuran’ın belirttiğine göre Hristiyanlardan önce Tanrı oğlu kavramını Üzeyr Peygamber için kullanmışlardır. Üzeyir kaybolan Tevratı Allah’ın vahyetmesi ile tekrar yazınca, bu ancak tanrı oğlu olabilir demişlerdi. Bazı yahudiler bu, şeref adına mecazdır der.

Ayet: “Yahudiler, ‘Uzeyir Allah’ın oğlu.’ dediler, Hıristiyanlar da ‘Mesih Allah’ın oğlu.’, dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar, nasıl da saptırıyorlar!”(Tevbe, 9/30)

Bir inanış da: Tanrı Yehova – Yahve – Adonay sadece Yahudilerin Tanrısıdır. Diğer insanlarla Elohim ilgilenir.

Yahudiler, mukaddes kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı, bu kavmi Sina’da kendine muhatâp kılmış, onlarla ahidleşmiş, onlardan buyruklarına uyacakları konusunda söz almış ve Hz. Mûsa’nın şahsında onlara Tevrât’ı göndermiştir.

Yahudilik milli bir din, Yahova da millî bir tanrı olarak kabul edilmiştir. Onlara göre İsrail oğulları seçkin bir kavimdir. Bu üstün ırk düşüncesi onları kendilerini insanlığın efendisi diğer insanları da hizmetçisi olarak görmeye kadar varmıştır.

PEYGAMBER İNANCI
Peygamberler sıradan insandır her günahı işleyebilir içki içip zina yapabilir. Tevratta aile içi ilişki anlatılır. Zekeriya ve Yahya peygamberi öldürmüşler Hz.İsa’yı da öldürmek istemişler ona benzetilen haini öldürmüşlerdi. Kur’an’a göre Hz.İsa ise diri olarak Allah tarafından göğe çekilmiştir.
Yahudilere göre kurtarıcı Mesih gelecek yeryüzünde Yahudi krallığını kuracaktır

DİĞER İNANÇLAR – GELENEKLER
Dünya ve maddeci yönü güçlü olan Yahudilerin çoğunda Ahiret inancı ya yoktur ya oldukça zayıftır.

Museviler, Yahudilerin diğer milletler arasından seçildiğine milletlerin efendisi yeryüzü krallığının mirasçıları olduğuna inanır. Bu yönüyle milli ırkçı bir din anlayışı ortaya çıkar. Buna göre yahudi olunmaz doğulur, başka dinden giriş yasaktır, başkasına kız alıp verilmez.

Cumartesi dinlenme günüdür çünkü Tanrı Yehova evreni 6 günde yarattı 7 inci gün dinlendi. Cumartesi ateş yakılmaz et yenmez.
Başı açık Tevrat okunmaz ve mabede girilmez. Her öğrencinin bir tevratı vardır. Tevrat bayramında sokaklarda kucakta veya omuzda taşınır. Tevrat, yere düşerse çevresindekiler 30 gün ceza orucu tutar. Sivil asker herkes yemini tevrat üzerine yapar. İsteyen nikah sinegogda kıyılır. Zina suç sayılır ağır cezası vardır.

Cenâzeler yıkanıp kefene sarılır ve toprağa gömülür Erkek çocuklar doğumdan sekiz Gün sonra sünnet edilir. İçki Tevratta yasaktı. Domuz da. Tek tırnaklı vahşî ve kanları akmamış hayvanları midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek de yasaktır.

Soru-4

Soru-5

Konu-6 İbadetler ibadet yeri günü din adamı

Yahudilikte İslamdakine benzer namaz ve gusül abdesti ve teyemmüm vardır. Gusül gereken durumlarda kutsal şeylere dokunulmaz. Adet gören kadının dokunduğu şey murdar sayılır yıkanması gerekir.

En önemli ibâdetleri Tevrât levhalarını okumaktır. Ayrıca ağlama duvarı önünde Tevrat okurlar. Erkekler kipa ile başlarını örterler. Sabah ibadeti esnasında iki tane dua kayışı bağlarlar.

Kadınlar ibadete katılamaz ve erkeklerle bir arada bulunmazlar. Kadınların yeri ya arkada, ya da perde veya kafesle kapatılmış yan taraftadır.

Yahudilik’te tutulması mecburi olan oruç Yom Kippur adı verilen Keffaret orucu, Tişrî ayının 10. Günü, Ekim ayının sonuna rastlar. Bu günde oruç tutmak farzdı. îmsak, Keffaret Gününden önceki Akşam güneş batarken başlar, o gece ve ertesi akşam ilk üç vıldız görününceye kadar sürer. Bu süre esnasında yemek içmek yasaktır. Bu oruç esnasında Havra’ya gidilir, ibadetle meşgul olunur.
Zekat Hac gibi ibadetler, Mabed yıkıldıktan sonra zamanla terk edilmiştir.

İBADET YERİ
Sinegog. Dilimize “Havra” diye çevrilen bu kelime, Yunanca’da “Synagogue”, toplantı ve ibadet için kullanılan bir terim.
Ağlama duvarı. Süleyman Peygamberin yaptırdığı MS 70’de yıkılan Süleyman mabedinin kalıntısı duvar önünde ağlarlar. M.Ö. 586’da Süleyman Ma’bedi’nin yıkılışından sonra, Bâbil sürgünü esnasında Havra, halkın ibadet edebileceği bir kurum haline geldi.
Bema: Havrada Hahamın kürsüsü

İBADET GÜNÜ
Yahûdî’ler Günde üç vakit ve cumartesi günü Sinagogda yaparlar.

DİN ADAMI
Haham Rabbani

Soru-6

Soru-7

Konu-7 Dini semboller

DİNİ SEMBOLLER
*Menora: Yedi kollu şamdan, 7 Peygamber
*Arona Kodeş: Kutsal metinlerin bulunduğu sandık
*Mezuza: Evlerin girişine asılan el sürülen rulo halinde tevrat nüshası
*Kipa: Takke
*İki üçgen yıldız: Magen David, Davud mührü
*Saç perçemi: Melek tutar cennete sürükler

BAYRAMLAR
-Süleyman mabedinin yıkılışı Milli yas -Buzağıya tapmaları Allahın gazabına uğrayıp kurtulmaları adına Keffaret bayramı
-Mısırdan çıkış Firavundan kurtuluş bayramı
-Musa’ya 10 emrin verilmesi, -Büyük Mabedin onarılması, -Sina çölünün geçilmesi gibi günler için de bayramlar yaparlar. Bu bayramlarda farklı olarak oruç tutar Tevrattan bölümler okurlar, dua ederler.

Soru-8

Konu-8 Hıristiyanlık. Doğuşu ve bazı kavramlar

Hz.İsa Filistinde, Kudüs yakınlarındaki Beytüllahimde, Nâsıra’da dünyaya geldi. 30 yaşında, Romalıların elinde bulunan Yahudiye’de peygamber oldu. Kudüs’te insanları hak dine dâvet etti. Kendisine İncil verildi.
Yahudiler Hz. İsa’yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus’a isyan çıkaracaklar diye şikâyet ettiler. Havârilerden sayılan Yahuda Hz. İsa’ya ihanet etti yerini söyledi ve Hıristiyanların inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur’an’a göre Hz.İsa diri olarak göğe çekildi, ona ihanet eden İsaya benzetildi, onu öldürdüler bilemediler.

Çarmıh sebebi, Hz.İsa’nın, kendi soy boylarından gelmemesi, Yahudilerin Peygamberlerini öldürmeleri Tevratı, değiştirmeleri, iki yüzlü ve çıkarcı davranan ve mabetleri süsleyip gösteriş ayinleri yapan, siyasi ve ekonomik çıkarları için kullanan, Romalılarla işbirliği yapan Yahudi Din adamlarını eleştirmesiydi. Hıristiyanlar 3 asır takip edildi ve baskı gördü (Eshab-ı Kehf-7 uyuyanlar) 313’de Konstantin kontrolü altına tutabilmek için resmen dini kabul etti.

Hıristiyan: Yunanca “Hristos-Christos “tan gelir. Mesihe bağlı olan demektir. İbranîcesi “Maşiah”dir, kutsal yağla yağlanan kral demektir. İncillerde “Hristiyan”, “Hristiyanlık” gibi terimler yer almaz. Bu terimler, ilk defa Hz. İsa’dan 20-30 sene sonra Antakya’da kullanılmıştır.

Havârî kelimesi, Arapçaya Habeşçeden geçmiş olup aslı “havâryâ”dır; “yardımcı” anlamına gelmektedir. –Naesara-Nasrani de denir. Petrus Hz. İsa’nın baş havârisi, Yahuda ihanet edeni.

Soru-9

Konu-9 Peygamber ve kutsal kitap

PEYGAMBER yerine PAVLUS: Milâdî 5-67 yıllarında yaşayan yahudi asıllı, hıristiyanlığı aslî ve tehvid çizgisinden çıkarıp, teslis gibi temel dogmaları oluşturmuş, kiliseler kurmuş ve Hıristiyanlığı teşkilâtlandırmış kişidir. Bugünkü muharref Hıristiyanlık onun ürünüdür. Pavlus, Hz. Musa’nın yasa ve yasaklarını yürürlükten kaldırmış ve yeni bir anlayış geliştirmiştir.

Pavlus, tüm hıristiyanlara göre, Hz. İsa’nın ismiyle, onun gönderdiği ve kendisine vahiyler verdiği peygamberi ve Hrıstiyanlığın kurucusu olarak kabul edilir. Mektupları, Kitab-ı Mukaddes’den sayılmış, İnciller seviyesinde görülmüştür.
Hıristiyanlık, hem itikad ve hem de şeriat olarak, yani hükümler, haram ve helâller konusunda, yorum ve dogmalar konusunda baştan sona Pavlus öğretilerinden ibarettir. Pavlus’u yıktığınızda Hıristiyanlığı ayakta tutacak hiçbir şey kalmaz. Kitab-ı Mukaddes’teki tam 15 kitap, Pavlus’a aittir; onun mektupları ve konuşmalarından oluşan bu kitapların tümünün yazarı odur. Kitab-ı Mukaddes’teki Hz. İsa’nın kesin emir ve yasaklarını bile resmen değiştiren, ona ters hükümler koyan, hükümlerini geçersiz ilân eden kimsedir.

Teslis-üçleme ve Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu oluşu inancı, çarmıha gerilmesi ve tekrar dirilmesi, insanların Hz. Âdem’in Cennet’te, yasak meyveden yemiş olması sebebiyle doğuştan günahkâr (asli günah) oldukları inançları da Pavlus tarafından Hristiyanlığa sokulmuştur. Domuz eti yasağını kaldırmış, İçkiyi Hz.İsa’nın kanıydı diyerek adeta kutsallaştırarak kiliseler sokmuş ve sünnet olmak, su ve gusül almak gereksiz demiştir.

KUTSAL KİTAP
Pavlus ilk İncil yazımında Teslis-üçleme (Baba, oğul, kutsal ruh) inancını yazdı öyle kaldı.
Rahipler çok incil yazdı, M.S.325’te İznikte hepsi yok edildi veya gizlendi, 4 incil yazanların adıyla kabul edildi: Matta, Markos, Luka, Yuhanna. Bu dördünün dışındaki tüm İnciller apokrif-sahte sayılır. Hıristiyanlar, özellikle III. y.y.da gizli bazı İncillerin varlığına inanırlar. Meselâ, 1886 yılında eski bir Mısır mezarında bu gizli İncillerden biri sayılan Petrus İncili’nin bir parçası bulunmuştur. Apokrif İncil sayılan en önemli İncil Barnaba(s) İncilidir. Asıl adı Yusuf olan Barnaba, Hz. İsa’nın havârilerinden yani öğrencilerindendir. Bütün hayatını Hıristiyanlığı yayma uğrunda geçirmiştir. Türkçe’ye de çevrilen bu İncil, Hz. İsa’nın tanrılığını reddeder, çarmıha gerildiğini kabul etmez, Hz. İsa’nın bir peygamber olduğunu açıkça zikreder. Bu İncil’in teslisi reddedip ısrarla tevhidi vurgulaması, hıristiyanlarca yasak İncil sayılmasının temel sebebidir. Barnaba, Markos’un hocası, Pavlus’un önderi bir kişi olduğu halde, kilise, ona nisbet edilen İncil’i reddetmektedir. İnciller daha çok, Hz. İsa’ya ağırlık vermektedirler ve onun bir tür hayat hikayesi durumundadırlar.
Mezhepler. Katolik Roma, Ortodoksluk (Bizans), Anglikan (İngilitere) Protestan (Jean Calvin, Marten Luther)

Soru-10

Soru-11

Konu-10 Temel tanrı inancı.

Teslis
Teslis-Üçleme Tek üçlük – Tek tanrı üç parçada kendini gösterir. (Baba yaratır, ruhul-kudüs takdis eder, oğul kurtarır)
Hıristiyanlar: ‘baba, oğul ve rûhu’l-kudüs’ten ibaret olmak üzere Allah üçtür, yahut, ‘Allah üç unsurdan meydana gelmiştir, bunların üçü de birbirinin aynıdır, her biri tam ilâhtır ve üçü birden bir tek tanrıdır’ der.

Tanrının oğlu deme sebebi:
1-Yahudilerden gelen bir uygulama. Üzeyr Allahın oğlu demişlerdi
2-Babasız dünyaya gelmesi. Oysa Kur’an Hz.Adem’in babasız hem de annesiz dünyaya geldiğini hatırlatarak Allahın kudretine dikkat çekmektedir. (Âl-i İmrân, 59)
3-Bebekken konuşması. Annesi Meryeme iftira atılması üzerine Meryem İsa’yı göstermiş o da annesinin masumiyetine ve kendisinin Peygamber olduğuna işaret etmişti. (Meryem, 16-37)
4-Hz.İsaya verilen mucizeler de inancı güçlendirdi. Gözleri elinin dokunuşuyla iyileştirmesi, Yaraları iyi etmesi, Çamurdan kuşa üfleyip can vermesi, mezardaki ölüye dokununca canlanması.
5.Önemli tarihi sebep, Pavlus’un çıkıp İsa bana göründü beni vekili tayin etti deyip bu inancı İncile yazması.

İSA İNANCI
Hristiyana inancında Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur’an ise şöyle der: “Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar.” (Nisâ, 157) “seni katıma yükselteceğim” (Ali imran,55)
İsa Tanrının oğlu olarak günahlara keffaret olarak insanlığı kurtarmak için geldi çarmıha gerilerek kendini feda etti. 3 gün sonra dirildi 40 gün kaldı, günahı affetme yetkisini Pavlusa verdi, baba tanrının yanına çekildi, tekrar dünyaya inecek.
Tanrı’nın bütün insanların günahlarına keffâret olmak üzere, onların affı için insan şekline girip yaşadıktan sonra ıstırap çekerek ölmesi, yani keffâret, fidye inancıdır. Bu inancın, üç temel uzantısı vardır: Hz. İsa’nın tanrılığı, bütün insanlığın günahkâr olduğu ve insanlığın affı için fidye (kurban) anlayışı.

Soru-12

Konu 11 Diğer inanç uygulama ve semboller

Asli günah: Havva’nın yılanla veya yılan şekline girmiş şeytanla işbirliği yaparak Adem’i kandırması ve yasak meyvadan (Kuranda ağaca yaklaşmayın der. Hayat ağacı, İyilik ve kötülüğü bilme ağacı, Elma. İncir, , üzüm, buğday vb. demez, bu Tevrat-İncil kaynaklıdır. İslam bilginlerince bir yiyecek olabileceği gibi bir Saltanat, Ebediyet veya Nesil Ağacı da olabilir, kuran yemeyin demiyor yaklaşmayın diyor, yorumu da vardır) yemesi günahıdır, gelen bütün nesillere bu leke geçer.
Bu inancın mimarı Pavlus, sistemleştiren Augustin. (Hıristiyanlıkta asli günah inancı, Y.Lisans tezi Emine Atay, Bursa 2005)

Vaftiz: Aslî günah lekesinden soydan gelen günah tohumundan arınmak için kutsal suyla yıkanmak.
Günah çıkarma:

Absolüsyon: İşlenen günahın Tanrı adına affetme yetkisi olan Papaza itiraf sonucu affedilmesi

Communion Âyini: (Komünyo vermek-almak) Hz. İsa’nın eti ve kanı. Ekmek ve şarapla yapılan âyin. Ekmek ve şarap, hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın etini ve kanını simgeler. Her katoliğin yedi yaşına kadar communio alması zorunludur. Uygulama olarak, yapılan bir âyinde ‘hestia’ adı verilen bir parça mayasız ekmek, kutsal kabul edilen şaraba batırılarak verilir; buna communio vermek; bu törene de communio âyini denilir. Komünyo alan, tanrının bağışını kazanmış sayılır. Hz. İsa, kendisinin öleceğini haber verdiğine inanılan, son akşam yemeğine, Latince akşam yemeği anlamına gelen ‘cena’ denilir. Gerçekte bu yemek, bir yahudi geleneğiydi ve her yıl Mısır’dan ayrıldıklarında yenen son yemeğin hâtırasını anmak için kutlanıyordu. Hz.İsa’nın da bu geleneğe uyarak, son gece, havârileriyle birlikte bu kutlama yemeğini yediğine ve bu yemekte, kendisinin öleceğini haber vererek ‘eukharistia’ – Ökarist adı verilen dinî âyin emrettiğine inanılır.

İncillerdeki ifadeye göre, Hz. İsa, havârilerine dağıttığı ekmeğe, “bu benim vücudumdur” ve dağıttığı şaraba, “bu benim kanımdır” demiştir. Hıristiyanlar, her yıl, ‘kutsal perşembe’ adını verdikleri ‘cena’yı kutlarlar.

Engizisyon: Latince Soruşturma. İnançsızı, kilise doğmalarına karşı çıkanları (İncil dünya düz diyordu Galilei ise) ya da günah çıkarmayanları cezalandıran mahkeme. Hıristiyan olup olmadığını anlamak için ateşte yakar, günah itirafında bulunmayanları sorgular ve işkenceler yapardı. İtiraf etmeyen işkenceden itiraf eden hapiste zaten ölürdü. Cadı taşa bağlanır suya atılırdı. Ölürse Hıristiyan demekti. İlki 1231′de papa IX. gregorius tarafından kuruldu. http://www.tarihogretmeni.com

Aforoz: Kilisenin Tanrı adına cemaatten ve Hıristiyanlıktan kovma ve lanetleme cezası. *Enterdi Toplu aforoz
Endülüjans: Af etme ve cennet belgesi
Ruhbanlık: Ayrıcalıklı tanrısal yetkileri olan Hıristiyan din adamları sınıfı, bir şeyi helâl ve haram kılar, Hıristiyanların günahlarını günah çıkararak affederler, insanları cennete koyacaklarını söylerler. Kimileri dünyadan zevklerden tamamen soyutlanır, manastıra kapanırdı.
Sakrament (işaret ve mühürler)
Stavroz Haç. Kendimi kurban ederim, duamı kabul et, şeytan uzak tut
İkon: Kiliselerde bulunan dinî tasvir, yani resim ve heykeller.
Bayramlar. Noel: Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu gece (24-25 Aralık)
Paskalya: Hıristiyanların Hz. İsa’nın dirildiğine inandıkları gün yaptıkları bayram. Her yıl Mart ayı 14 sonrası Pazar

Soru-13

Soru-14

Soru-15

Konu-12 İbadetler ibadet yeri günü Din adamı

İBADET:
Hıristiyanlarda ibâdet, Tanrı’nın şânı için meydana getirilmiş ilâhilerden müteşekkildir. Katoliklerde ise “communion” denilen ve ekmek, şarap gibi maddî vasıtalarla ulûhiyete ortaklık vardır.
İsa dedi ki Ben şuraya gidip dua edinceye kadar siz burada oturun.(Matta, 26/36) (Luka, 11/1) Duâ bir ibâdettir. Zaten özel yere çıkıp duâ etmesi, namaz kıldığını gösterir. Kur’an’a göre bütün peygamberler gibi Hz. İsa da namaz kılıyordu (Meryem, 31)

Oruç:
Hiçbir surette mecburi olmayıp, çok nâdir olarak oruç tutan papazlara da, hafif bir kahvaltı, tam bir öğle yemeği ve hafif bir akşam yemeği izni verilmiştir. Karem (careme) adı verilen oruç tutma süresince Pazar günleri hariç, 40 gün boyunca, yani 34 gün, oruç tutmak isteyenler bu tatbikatı yürütürler. Sabah akşam evde Pazar kilisede

İbadet yeri:
Kilise (Yunanca topluluk anlamına gelen ekklesia deyiminden türetilmiştir)
Manastır: Râhip veya rahibelerin, dünyadan el etek çekip ruhban hayatı içinde birlikte yaşadıkları, ekseriya yerleşme merkezlerinden uzak bina.
Meryem Ana, Katedral (Bir şehrin büyük kilisesi, piskoposluk kilisesi.

DİN ADAMI:
Papa:Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu (Ortodokslukta Patrik)
Papanın yanılmaz olduğu kabul edilir ve o istediğini dinden dışlama yetkisine sahiptir ki, buna “aforoz” denir. Ona itaatten yüz çevirme bir sapıklık olarak telakki edilir. Papa, katolik mezhebine bağlı birine Allah adına Cennet vaat edebilir ve buna bir belge tanzim ederek Cennetteki yerini belirtebilir.
Kardinal (Yüksek rütbeli katolik râhibi), Papaz, Rahip, Peter (Ruhani lider)
Psikopos: Papazların başı
Keşiş:Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan Hıristiyan din adamı. Keşişler evlenmezler, dünyadan el etek çekip bir inziva hayatı sürdürdüklerinden ötürü münzevîdirler.
Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. (325.İznik’de konsil bütün İncilleri imha ile 4’ünü kabul etti.)
Konu 13 Yahudilik Hıristiyanlık ve İslamiyette Tanrı Peygamber Kitap Ahiret anlayışı

TANRI İNANCI
Yahudilikte Irkçı-Milli bir Tanrı anlayışı vardır. Yehova Yahudileri insanlık için seçmiştir.Tevrat Tanrı’nın birliğini, “Dinle ey İsrail! Rab, bir olan Rab’dır.” Tesniye, 6:4
Tanrı’nın Elohim ve Yehova olmak üzere iki ismi vardır. Elohim, Tanrı’nın gazap tarafını, Yahova ise rahmet tarafını temsil eder.
Yehova’nın yalnız İsrail’in Rabb’i olduğuna ve Yahudilerle Hz. Musa vasıtasıyla ahitleştiğine inanılar. Tanrı’nın ada gereksiz yere ağza alınamaz. Yahudiler, onun bu isimlerini telaffuz etmekten çekindikleri için onu Ha-fiem ve Adonay diye çağırırlar.

Hristiyanlıkta ise özde tek tanrı anlayışı varken daha sonra teslis anlayışı gelişmiştir.
Bu inanca göre Tanrı, özü bakımından tektir. Görüntü ve cisimleşlme açısından ise üçtür. Onun üç ayrı görüntüsü vardır: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Baba, her şeyin yaratıcısı olan Tanrı’dır. O; sonsuz, görülmeyen, her şeyi bilen ve gören ruhtur. Oğul İsa’dır. Tanrı, İsa’da şekillenmiş, insanlara olan sevgi ve merhametini bu şekilde göstermiştir. İsa’nın izinden gitmek, Tanrı’nın isteklerini yerine getirmektir. Çünkü İsa, Baba ile aynı özdendir. Tevrat’ta sözü edilen Kutsal Ruh’un ise Baba’dan çıkıp vaftiz yoluyla insanlara geçtiğine inanılır. Kutsal Ruh, Tanrı’nın tüm özelliklerini kendisinde taşır. Buna göre insanlar Tanrı’yı doğrudan doğruya bilemez, ancak sembollerle bilebilirler. Baba Tanrı’nın varlığının, Oğul Tanrı’nın bilgeliğinin, Kutsal Ruh ise Tanrının canlılığının sembolleridir.

İslamda tevhid – Allah’ın birliği inancı vardır. Buna göre Allah birdir ve ondan başka ilah yoktur. Onun gücü her şeye yetmektedir. O kimseye muhtaç değildir. İslam’ın Allah inancı, Kur’an-ı Kerim’de özlü bir şekilde şöyle ifade edilmiştir: “De ki: O, Allah birdir, Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” İhlas suresi

PEYGAMBER İNANCI
Yahudilikte TEFRİT OLMUŞTUR. Aşırı değersizleştirme. Sıradanlaştırma.
Yahudiler sadece kendi kutsal kitaplarında adları geçen peygamberlere inanırlar. Onlara göre Hz. Musa en büyük peygamberdir. Peygamberlere iman, Yahudilerin son peygamberi Malaki ile sınırlıdır. Malaki ile peygamberlik sona ermiştir; bir daha peygamber gelmeyecektir. Bu yüzden Yahudiler Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul etmezler.

Hıristiyanlıkta İFRAT OLMUŞTUR. Aşırı değer kazandırma. Tanrılaştırma.
Hristiyanların inanç esasları arasında peygamberlere iman maddesi yer almaz. Ancak Hristiyanlar, Yahudi peygamberlerini kabul ederler. Hz. Muhammed’in peygamberliğini ise kabul etmezler. Hz. İsa’yı da bir peygamber değil, Allah’ın oğlu olarak nitelerler. Hz. İsa’nın havarilerini onun resulü sayarlar.

İslamda İTİDAL – DENGELEŞTİRME OLMUŞTUR. Basit günahkar değil fakat Tanrı da değil!
PEYGAMBER İNSAN ÜSTÜ SIFATLARA SAHİP DEĞİLDİR FAKAT VAHİY ALAN 5 SIFATIN SAHİBİ SEÇİLMİŞ ALLAH ELÇİSİ ÖRNEK BİR BEŞERDİR.
Müslümanlar, peygamberler arasında ayrım yapmadan hepsine inanırlar. İslam inancına göre Hz. Muhammed tüm insanlığa gönderilmiş son peygamberdir. Ondan sonra başka peygamber gönderilmeyecektir.

KUTSAL KİTAP İNANCI:
— TEVRAT ve İNCİL tahrif edilmiş insan sözleriyle genişletilmiştir. Hıristiyan ve Yahudiler de bunu kabul ederler. Arkadan gelen Din adamları yazmıştır.

TEVRAT: Babilliler zamanında Kudüs yangınında yanmış Ezra isimli katip ilk tevratı kendisi yazmıştır. Tevratta Peygamberlerin büyük günahlar işlediğinden söz edilir. Oysa onlar örnek olduğundan masumdur günah işlemezler.
Yahudiliğin kutsal kitapları, yazılı ve sözlü olmak üzere iki kısımdır. Yazılı kutsal
kitaplar, Türkçede Eski Ahit (Ahd-i Atik) olarak bilinen Tanah’tır. Tanah; Tora (Tevrat), Neviim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) bölümlerinden oluşur. Toranın, Hz. Musa’ya Yahova tarafından vahyedildiğine inanılır. Sözlü kutsal kitaplar ise Tanah’ın tefsirleridir.

İNCİL: M.S. 325’de iznik konsilinde yüzlerce incil arasından Matta Markos Luka Yuhanna isimli inciller kabul edilmiştir. İçerik incelendiğinde bugünkü bilimsel gerçeklerle örtüşmediği de görülür. Örneğin Galile dünya yuvarlak ve dönüyor dediğinde aforozla tehdit edildi. Çünkü İncilde dünya düz diye yazıyordu. Kur’an’da dünyanın döndüğünü anlatan çok ayet vardır.

Hristiyanların kutsal kitabı, Eski Ahit ve Yeni Ahit (Ahd-i Cedid) denilen iki bölümden oluşur. Bu kitap Kitabı Mukaddes olarak da adlandırılır. Eski Ahit, Yahudilerin yazılı kutsal kitabı olan Tanah’tır. Hristiyanlar Tanah’ı da kutsal kitap olarak kabul eder ve ona inanırlar.

Hristiyanlığın asıl kutsal kitabı olan Yeni Ahit; Dört incil, Resullerin işleri, Havarilere ait yirmi bir mektup ve Vahiy bölümü olmak üzere yirmi yedi kitaptan oluşmaktadır Yeni Ahit’te, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adını taşıyan içerikleri farklı olan dört incil bulunmaktadır. Her incil kendi yazarının adıyla anılmaktadır.

KUR’AN :Peygamberimiz zamanında binlerce insan tarafından ezberlendiği gibi yazılmaya başlanmış Peygamberimizden bir yıl sonra da Ebu Bekir zamanında kitap haline getirilmiştir. Cebrail ile gelen vahiyden farklı insan sözü karışması imkansızdır. Binlerce hafızın gözleri önünde yazılmıştır. Ayrıca Kur’an’ın değiştirilemeyeceği ayet garantisi altındadır. Hicr/9

Yahudiler sadece kendi kutsal kitaplarıına inanırken Hristiyanlar kendi kutsal kitaplarının yanında Yahudilerin kutsal kitaplarına da inanır ve onları da kabul ederler. Müslümanlar ise her iki dinin kutsal kitaplarının asıllarına inanırlar.
AHİRET İNANCI:

Bütün ilahî dinlerde, insanın dünyada yaptığı işlerden dolay› hesaba çekileceği ve yaptıklarının karşılığını göreceği bir öte dünya inancı bulunmaktadır. Bu inanç, özellikle Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın inanç esasları arasında yer alır.
Yahudilikte ahiret inancı ile ilgili kesin bilgiler görülmez. Bazı kesimler kabul eder. Bir Yahudi ne kadar büyük günah işlerse işlesin cehennemde ancak on iki ay kalacaktır. Bu durum Talmud’da belirtilmektedir.

Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın dünyaya ikinci gelişiyle kıyamet kopacak ve ölüler dirilecektir. Hz. İsa, insanları hesaba çekecektir. Ruh olarak cennete veya cehenneme girilecektir.

Konu 14 Hind dinleri. Hinduizm Kast sistemi Karma Yoga

M.Ö.2000 Doğu Avrupalı Arîlerin gelip Hint yerlileriyle birleşmesiyle ortaya çıktı. Kurucusu yoktur, Brahmanizm de denir. Brahma hem tanrı hem de rahip anlamına gelir.
Kitap çoktur; Vedalar ilk çağ temel metinlerdir. İçerik dua, ilahi, kurallar, büyü ve kahramanlık destanlarıdır. Herkes dilediği yerde dilediği şekilde tapınır. Her kültür kendince mabed ve heykeller oluşturmaktadır. *En çok kullanılan ibadet kavramı ‘Om’ kelimesidir. Kurban kesmek önemlidir.

İNEK, yer ve gök aleminin kutsal anası sayılır, kesilmez yenmez, rahatsız edilmez. Öldürmek insan öldürmek gibidir.
Ahlak anlayışı nefse hakim olmak ruhu eğitmek diye özetlenebilir.
Herkes Tanrıyı kişilik ve geleneğine göre tanımlar. Korkutucu güç veya kutsal sevgi. Kimine göre tek kimine göre çok tanrı. Üç tanrı dikkat çeker: Yaratan Brahma, koruyan (insan şeklinde göründüğü olan) Vişnu, yok eden Şiva. (Tanrılardan Suya güneşi, Soma ayı, Vayu rüzgarı, Varun suyu, İndra yağmuru, Agni ateşi, Yama ölüler âlemini idare ederler.)

Kast sistemi: Atalardan kalma toplum sal sınıf yapısı. 1.Brahmanlar Din adamları alimler 2.Hükümdar ailesi ve savaşçılar 3.Tüccar esnaf çiftçi 4.İşçi ve hizmetçi 5.Görevleri ve hakları olmayan paryalar. Her bir sınıf kendine uygun yaşam içindedir.

Din adamı (Brahma) Yönetici ve askerlerin ari ırk olarak, kast sistemi sayesinde üst sınıf ayrıcalığı ve otoritesi ile alt sınıfları ve fakir halkı kolay idare ettiği görülmektedir. Kast sistemi karma inancını zemin olmuştur.

Karma: Bir sebep-sonuç kanunu olan karma, insanın geçmişte yaptığının gelecekte ayrıca görüleceği esasına dayanır. İnsan ektiğini biçer. Bugün ekilen yarın alınacaktır. İyiliklerin karşılığı iyilik, kötülüklerin karşılığı da ancak kötülük olacaktır. Karma terimi, hem maddi hem de manevi âlemin iyilik ve kötülükleri için kullanılır. Karma’da asıl olan mükâfat beklemeksizin hareket etmektir. Böylece sonuç bekleme arzusu frenlenmiş olur. Karma’ya göre ölüm bir yokluk değil, bir halden diğerine geçiştir. Karma inancına bağlı olarak da reenkarnasyon inancı gelişmiş.

Reenkarnasyon: (Tenasüh-ruh göçü) Ruh ölümsüz, bu yüzden yakarlar külünü kutsal kabul edilen ganj nehrine atarlar. iyilik yapan kast sisteminin üst derecesinde doğar, kötülük yapan alt derecesinde. Hatta tanrı veya hayvan olarak da doğabilir. (Kur’an’a göre hayat bir kezdir dünyaya dönüş yoktur.)

Yoga ve Yogizm: Sanskritçe’de “Bağlamak, birleştirmek” anlamına gelen Yoga, insanın enerji ve iradesine hakim olarak nefsini dizginlemeyi sağlayan bir egzersizdir. Buna Hind fakirizmi de denir. Dinî bir yönü yoktur. Yoga yapan kişiye “Yogi” denir. Yogi, nefsine hakim olmak suretiyle zihin ve melekelerini belli bir noktaya teksif ederek, birtakım ruhsal güçlerini geliştirebilir. Aylarca aç yaşayabilir, vücuduna şişler batırır ateşte yürür acı duymayabilir. Yoga, karma ve reenkarnasyona hazırlar

Soru-16

Soru-17

Soru-18

Konu-15 Budizm ve Nirvana

Temelde Hinduizme tepki olarak doğmuştur. Buda putlara tapmayı ve kast sistemi üstün sınıflarını reddetmiştir. Hz.İsa’ya yapıldığı gibi arkasından heykelleri yapılıp ona da tanrı sıfatı verilmiştir. Kutsal kitaplarına Tipitaka denir.
M.Ö.6.yy da Hindistanda doğdu. Kurucusu hükümdar oğlu Sidharta Gautama. İlhama kavuşan anlamında Buda lakabı verildi. Saraydan çıktı yoksulları hastaları yaşlıları gördü üzüldü, onları bu acıdan kurtarmayı düşündü, 29-35 yaşa arası ormanda riyazet (aç) ve tefekkürle yaşadı, aydınlandığını söyledi.

İbadet: Tapınakları var fakat belli ibadetleri yoktur.
Ahlak ilkeleri: Cana kıyma, hırsızlık yapma, yalan söyleme, içki içme, duyularını doğru kullan.
Nirvana aydınlanmak nefsin arzularından sıyrılıp ruhun huzura ermesidir. Bunun yolu dünya hırs ve isteklerinden sıyrılmaktır.
Ve doğru anlama, düşünme, karar verme, doğru konuşma, çalışma, davranma, çaba gösterme… doğru yaşamakdır.
Çünkü (1) Dünya acılarla doludur (2) Zevkler gelip geçicidir (3) Acıların asıl sebebi bu zevklerdir (4) Acılardan kurtulmak için arzuları terk etmelidir. Aç kalmak yanında tefekkür esastır.

Soru-19

Konu-16 Caynizm sihizm

M.Ö.6.yy da Hindistanda Vardhamana kurdu. Din adamlarının otoritesine, şekilci ayinlere, sınıf (kast) ayrımcılığına ve ruh göçüne karşı çıkmıştır. Reenkarnasyon kısır döngüsü çemberini kırmaya muvaffak olduğu için ‘muzaffer-başardı’ anlamına gelen ‘Cina’ lakabı takıldı. Caynizm ortaya çıktı. Fakat Tanrı fikrine de karşı çıkarak İnsanın mükemmelliğini yeterli gördü. O, Jiva denilen insan ruhu tanrısal özelliğin bulunduğunu ve Alemin sonsuz olduğunu savundu. Arkadan gelenler kutsal varlıklara tapınmayı kabul ettiler.

Ahlak ilkeleri: Canlıya zarar verme, Doğru ol doğru konuş, Zinadan uzak dur, Azla yetin *Jaynistler şiddete ve hayvansal gıdalara tamamen karşıdırlar. Gece yemezler. Yaşamdan uzak yaşarlar.
Bir Caynistin hayatının temel kuralı “Ahimsa”dır. Ahimsa “acı vermemek, şiddetsizlik, hiçbir canlıya zarar vermeme” anlamında kullanılmaktadır. Şizofren bir çile hayatı seçerek ağızlarına bez takarak dolaşırlar, bir böceği bakteriyi yutup öldürmeyeyim diye. Bazısı elbise giymez üzerinde canlı barınmasın diye. Yıllarca münzevi yaşayıp nefsini eğitemeyen açlıkla intiharı da seçebilir.

SİHİZM
XVI. yy Hindistan Kurucu Guru Nanak. Sih öğrenci demektir. Brahman baskısına Kast sistemine karşı çıktı Dini görünüm kazandı. Tek Tanrıya inanılır. Sihlere Guru da denir. Adi-Granth kutsal kitaptır. İlk cümlesi Ek-Onkar yani Tek yaratıcı’dır. Karma ve reenkarnasyona inanılır.

İbadetleri sadedir. Her sabah evde kutsal kitabı okurlar meditasyon yapar dua ederler Gurdvarra denilen mabede de giderler.
Sihler Sufilere benzetilse de büyük fark vardır çünkü Sih Gurularının doğrudan Tanrı’dan ilahi mesaj aldığına inanırlar. Ölülerini yıkar, ineğe saygı duyarlar fakat et yerler, içki sigara kullanmazlar.

Ahlak: Her Sih’in yenmekle yükümlü olduğu Beş Şeytan veya Beş Kötülük bulunur: Ankhar (ego – benlik) Krodh (öfke) Lobh (hırs) Moh (maddi bağlılık) Kam (şehvet)
Her Sih’in itaat etmesi gereken ve yukarıdaki beş kötülükle savaşırken kullanacağı beş erdem: memnuniyet, hayırseverlik, şefkat, olumlu tutum ve tevazu.

Üç Altın Kural: Tanrı’yı hatırla, dürüst kazan, Tanrı Adına meditasyon ve ibadet et. İhtiyacı olanlarla paylaş, bedava yiyecek dağıt, gelirin %10’unu bahşet, zamanın %10’unu iyilik için çalışarak harca.

Konu-17 Çin ve Japon Dinleri: Taoizm, Konfüçyanizm, Şintoizm

TAOİZM
M.Ö.VI. yy Çinde Lao Tse (lavdızı) kurdu. Dış dünya ve varlıklar zıtlarla dolu aldatıcı gerçekte var olmayan görüntülerdir. Tek gerçek ve yaratıcı ilke Tao’dur. Bir ilke bir yol bir bir düzendir. Doğanın akışında uyumlu yol Tao dur. Ezeli ebedi ve görülemezdir. Tao ile birleşmenin yolu içsel coşku ile kendinden geçmektir. Sonra aldatıcı ölümlü dünyadan uzaklaşmak mümkün. Ruhsal gelişimin ilk aşamalarında meditasyon zihni arındırmak, duyguları dengelemek, arzuları azaltmak ve iç enerjiyi çevirmek için sonraki aşamalarda uygulayıcının Tao ile birleşmesini sağlamak için kullanılır.

Kutsal kitap Tao te king.
Tao: Yaratıcı ilke, te: İnsan erdemi, King: Kitap
Ahlak: İnsan merhametli, sadık, dürüst, alçak gönüllü iyi özverili olmalı, kibirli egoist kendini beğenen öven ve hırslı olmamalı. Doğanın akışına uygun hareket etmeli bulduğuyla yetinmelidir. İnsan ancak böyle mutlu olur.

KONFÜÇYANİZM
MÖ.VI.yy da Konfüçyüs tarafından kuruldu.2 bin yıllık çin dinidir. Din değil dünyevi felsefi Ahlaki gelenektir denir.
1912’de resmi din kabul edildi 350 milyon inananı var. Yoksul Konfüçyüs, yoksul halk için yönetim reformu üzerinde durdu. Bunun için yönetici olmayı ve önceki bilgelerin faziletlerini nesillere ulaştırmayı istedi. Devlet ahlaka dayanmalıydı. Toplumuna ahlak öğretmeni oldu.

Ahlak: Öğretisi temelinde erdem, sevgi, yüce gönüllülük, doğruluk vardı.Bunlar doğuştan özümüzde vardır, bunları geliştirmeli Erdeme ulaşmalıdır. Erdemli insan üstündür ve yönetici liderlik özelliğine ulaşır. Her yönetici bir ahlak öğretmeni gibi davranmalı toplumu sevgiyle yönetmeli.
Konfüçyüslüğün temelindeki 6 erdem:
Ayin: Görgü kuralları demektir. Günlük halk ilişkileri bir ayin gibi algılanmalı şuurlu yapılmalıdır.
İlişkiler: Büyükler sevgiyle küçükler saygıyla davranmasını bilmelidir.
İnsanlara sevgi: Yöneticiden halka, anne babadan çocuğa, abinin kardeşine, kocanın eşine, yaşlının gence sevgi göstermesi gerekir. (Zamanla atalara tapınma da gelişti)
Sadakat: Yöneticiye bağlılık elinde güç olduğundan güçlü haklıdır anlayışından değil, gökten yetki almış yöneticinin ahlaki dürüstlüğünden dolayı sadakatten kaynaklanmalı. Ayrıca Aileye eşe, lidere dost ve arkadaşlara da sadakat içinde olmalıdır.
İnsancıllık: İnsanlara insancıl davranma ilkesi: “Kendin için istemediğini başkaları için de yapma!”
İnsancıl davranmayan gök hükümeti yetkisini kaybeder.
Kibarlık: İdeal insan Ahlaki olgunluğa ermiş herkese sevgi sadakat ve iyilikle davranan insandır.
İdeal insan, bilgili insandır. İdeal insan Kibar efendi ve centilmen davranan insandır.

ŞİNTOİZM
Şintoizm, tanrıların yolu anlamında, kurucusu belli olmayan geleneksel çok tanrılı Japonyanın milli inanç sistemi. Kutsal kitapları yoktur. Japonlar geleneklerini, 6.yy da gelen Budizmden ayırmak için Şinto kavramını kullandı.
En belirgin inançları Ruh üzerinedir. Ataların öldükten sonra yaşadıkları onları korudukları ve onlara saygının esas olduğudur. Her şeyle ilgilenen milyonlarca tanrı vardır. Her yer her şeyin şeklini alan milyonlarca ruhla doludur. Savaş sonrası barışçı eğilimli Budizm etkisi görülür.
Evlerinde atalar köşesi ayırır yemesi için yiyecek sunarlar. Evde ve tapınakta ibadet yaparlar.
Soru-20

——————————

12.SINIF ÜNİTELERİ SESLİ ANLATIM










12.SINIF ÜNİTELERİ enstürümantal SLAYT

1.DÖNEM 1.SINAV
KONULAR SORULAR

ÖĞRENME ALANI : İNANÇ

1. ÜNİTE : DÜNYA HAYATI VE AHİRET

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-VARLIĞIN ANLAMI VE AMACI nedir?

2-HAYATIMIZIN ANLAMI VE AMACI nedir?

3-ÖLÜM gerçeğine bakış nasıl olmalıdır?

4-DİRİLİŞİN VARLIĞINI nasıl kanıtlarsınız?

5-DİRİLİŞE – AHİRETE İNANMANIN kişisel ve toplumsal yararları nelerdir?

6-ÖLÜM anı ve sonrası yapılacak işlemler nelerdir?

7-CENAZE işlemleri TECHİZ TEKFİN DEFİN ve namazı?

8-Cenaze arkasından neler yapılır?

9-KIYAMET Kur’an’da nasıl anlatılır?

10-Kıyamet sonrası yaşanacaklar AŞAMALAR?

11-GÜNAH nedir BÜYÜK GÜNAHLAR hangileridir?

12-Allah’ın affetmesi, TÖVBE nedir nasıl olmalıdır?

DERS SUNUM PLANI

1-YARATIŞ ve HAYAT amacı?

2-DİRİLİŞ KANITLARI?

3-ÖLÜM ve SONRASI CENAZE İŞLEMLERİ ve NAMAZI?

4-CENAZE arkasından ziyaret dua kuran hayır?

5-KUR’AN’DA KIYAMET?

6-KIYAMET SONRASI YAŞANACAK OLAYLAR?

1. Hayat Amaçsız Değildir 9

Bu AMAÇ ARAYIŞI 3 açıdan yapılabilir:

1.EVREN ve VARLIKLAR AÇISINDAN. Bunca masraf yatırım düzen boşuna mı? Onca sanat güzellik cömertlik ne için? Her şey insanın hizmetine koşuyor biri bizi düşünüyor!

2.İNSAN ve İÇ-DIŞ DEĞERLERİ AÇISINDAN. Sonsuz arzuları olan insan geçisi kısa dünya için mi? Göz dil doymuyor insan ebedi gençliği istiyor.

3.KUR’AN-HADİS YAKLAŞIMLARI AÇISINDAN. Aşağıda görülmektedir.

BİR AMAÇ VAR MI? diye sorsa insan kendine, her olayda mutlaka bir açıklama bulabilir, bilenlerden öğrenebilir. Bu EVREN ve BEN neden varım dese sorsa, sadece gözünün gördüğü varlıklardaki amaçlı işleyişi incelese sonra kendine dönüp zihnini tarayıp VİCDANIYLA buluşsa BEN AMAÇLI BİR VARLIKIM der.

5N1K ünlü yaklaşımı vardır. BEN, NEREDE, NE ZAMAN, NASIL ve NİÇİN öyle-böyle-şöyle davranmalıyım? Konumuzda anahtar kelime “NİÇİN” dir. Çünkü amaç belirler. İhlas samimiyet otokontrol muhasebedir bu. İki dünyayı birden kucaklamadır. Ayet seni İBADET İÇİN YARATTIM der. İnsana anlam amaç hedef verir.

“Nereden geldik, neciyiz, nereye gideceğiz? “Görevimiz nedir?
“Öldükten sonra hesap günü ve sonsuz bir hayat var mıdır?

AYET: “O sabredenler, kendilerine bir musibet geldiği zaman: Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz, derler.” Bakara/156

 SABIR: İnsan gurbette memleketini misafirlikte evini özler. Hapishanedeki tahliyeyi, hastanedeki taburcu olmayı, askerdeki terhisi, borçlu ödemeyi, okuldaki mezuniyeti, çalışan emekli olmayı bekler. Bu nereye kadar gider?  Geldiğimiz yer de gideceğimiz yer de belli belirlenmiş belirtilmiş. Amaç ise:

NEGATİF YÖNDEN DOĞRU BAKIŞ: Ne değiliz?

-Ayet: “Yeri göğü arasındakileri OYUN olsun diye yaratmadık” (Enbiya/16)

AYET: “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, OYUN VE EĞLENCE olsun diye yaratmadık.” Duhan/38

-Ayet: “Boş yere ABES anlamsız yaratıldığınızı mı zannediyorsunuz” (Müminün/115)

-Ayet: “Sıırsız özgürlük içinde BAŞIBOŞ bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz” (Kıyame/36; Sa’d/27)

AYET: “Sizi sadece BOŞ YERE yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” Müminün/115

POZİTİF YÖNDEN DOĞRU BAKIŞ: Neyiz?

 AYET: O ki, hanginizin daha güzel davranacağını SINAMAK için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk/2

-Ayet: “O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi SINAMAK için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır…” (En’âm suresi/165)

-AYET: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana İBADET ETSİNLER diye yarattım.” Zariyat/56

NOT: En çok sorulan soru: Allah geleceğimiz biliyor neden tekrar imtihan ediyor? Bu “Kader” konusuyla ilgilidir. Bak: 11.sınıf kader konusu: 11cepders1

TESBİT VE TERCİHE SUNUŞ :

AYET: “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdikİster şükredici olsun ister nankör. İnsan/3

AYET: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz-helal olanlarından yeyin, eğer yalnız Allah’a kulluk etmeniz gerektiğini anladıysanız O’na şükrederek karşılık verin!” Bakara/172

AYET: “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” Ankebut/64

AYET: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir… Dünya hayatı aldatıcı bir tadımlıktan başka bir şey değildir.” Hadid/20

İNSANIN KARARI:

Allah’ın beni var etmesi, O’nunla sonsuza kadar cennette yaşama şansını vermesi en büyük nimettir. Buna ve dünyada karşılıksız peşin verdiği sayısız nimetlere  ibadetle iyiliklerle karşılık vererek şükretmeliyim.

_________________________________

*****DEĞERLENDİRME*****

Evrenin sonra İnsanın yaratılışının üç temel amacı

1.Allah’a bakan yönü: Allah hazinelerinin isimlerinin güzelliklerinin numunelerini modellerini, farklı şekillerde görmek ve insana göstermek için birer ayna olarak yarattı. Her Cemal ve Kemal sahibi sanatkar kendi cemal ve kemalini sanatlarını görmek ve göstermek ister.

2.İnsana bakan yönü: İnsan, kainattaki ve kendindeki Allah’ın güzelliklerini fark etsin takdir etsin ve sonsuz cennet yolunda, geçici bir misafirhane konaklama ve imtihan yeri olarak değerlendirsin diye yarattı.

3.Hem Allah’a hem insana bakan yönü: Allah sıfat ve isimlerini en üstün derecede insan aynasında gösterdi. Birer numunesini örneğini verdi. İlim irade kudret semi basar kelam gibi.. İnsan kendini bir vahid-i kıyasi mihenk ölçek yapmalı, kendini silmeli, kendindeki sınırlı benzerleriyle O’ndaki sınırsız sıfatları anlamaya çalışmalı.

Ayet: Gözler beyinler algılar Allah’ı kavrayamaz ihata edemez anlayamaz, bir cisim nesne gibi boyutlu algılayamaz diyor. Enam/103.En huzur verici kısa cümle: O’nu anlayamamak tanımaya çalışmak en güzel anlamaktır.

Bakınız Allah neden görünmez bir şeye benzemez gözle algılanamaz açıklaması için “10cepders1”

*** DEĞERLENDİRME***  Yarıtılış amacı

1-Var oluşun esrarlı lezzetini sana taddırmak için yarattı. Gözlerini kapa derinleş VAROLUŞUN keyfini yudumlarken VAR EDENE nasıl hayran ve müteşekkir olabileceğini kavramaya çalış! Yokluğunu düşün yok olmadığın için secdeye kapan çünkü sonsuza kadar O’nunla var olacaksın! 

2-Sonsuz güzelliğini varlık hazinelerini bilen gören Allah, görüp takdir edecek alkışlayacak şuurlu varlıklara da bu güzelliklerini göstermek istedi. Her cemal kemal sahibi sanatkar, kendi güzelliklerini sanatını görmek göstermek ister.

3-Biri sana karşılıksız servetler bağışlasa. Hayallerinin ötesinde isteklerini karşılasa…Sitem eder misin neden bunu bana yaptın der misin? Hayatta istenmeyen tek şey ölümdür.Yok olma zannı ihtimali düşüncesi bile acı verir!  Bu durumda şifa için iğne acısı durumuyla ölüm bile, sonsuzluğa kapı olma durumuyla O’nun sana hayat bahşişi!   

4-Dünyadaki acılar ise her birinin anlamı hikmeti varlık amacı var. Fark edemesek de lezzete döneceği şifresi var. İnsanın kötüye kullanması da var. Ama sonsuz bir hayat ve güzeller güzeline kavuşmak çıkacaksa 50-100 yıllık ömürden; geçici acılı konaklamalara katlanılmayacak ne var? (Mevlana’ya sorarsan Rabbimize vuslatsızlık acısı kadar dünyada hic dert bir hicran acısı yoktur)

*****DEĞERLENDİRME*****

(Bak 11.sınıf dersi: 1.Ünite: Kader, Hayır-Şer, Güzel-Çirkin,)

GÜZELLİK ÇİRKİNLİK VE SORULAR:

GÜZEL NEDİR ÇİRKİN NEDİR?

GÜZEL DERSİN NE ÇİRKİNLİKLER TAŞIR KİMBİLİR

ÇİRKİN DERSİN BAKARSIN NE GÜZELLİKLER DERDİRİR

GÜZELDEKİ GÜZELLİĞİ ESAS GÜZELLİĞİ YARATAN BİLİR

Kimi diken der gülü kendine haram eder

Kimi dikenini de sever güler güller derer

AYET: “Sevmediğiniz çirkin bir şey sizin için iyi ve güzel sevdiğiniz güzel bir şey de sizin için çirkin-kötü olabilir. Siz bilmeseniz de ALLAH bilir.”  Bakara/216

1 ALLAH HER ŞEYİ YOKTAN GÜZEL YAPANDIR

(Var etmek Var olmak kadar var olan bir güzellik yoktur)

AYET: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz“. Secde/7-9

2 ALLAH HER ŞEYE GÜZELLİK POTANSİYELİ VERENDİR

(Sonu cennete varacak bir dünya var etmek var olan en güzel şeydir)

3 ALLAH ÇİRKİN GÖRÜNENLERİ GÜZELE ÇEVİREN GÜZELLEŞTİRENDİR

(Kötülüğü iyiliğe (Başarısızlığı başarıya)  çevirmek bambaşka güzelliktir)

4 SONSUZ GÜZELLİK VARKEN ŞERRE YER YOKTUR.

(Sonsuzdan gelen sonsuza dek var olacak Varlık yanında üç, beş, yüz, bin yokluğa gömülecek şer oluşumlarının sözü bile edilmez)

AYET: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir“. Nisa/79

Allah’ın her yarattığı iyi güzel ve hayırdır.

Allah’ın yarattığı hiç bir şey hiç bir zaman şer olmaz.

İnsan hayra da şerre de sebep – vesile olabilir.

Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır.

Şerri yaratmada rızası yoktur.

Şer yapan insan sorumlu tutulur.

AYET: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir“. Nisa/79

İlk orjinal var edilişte şer çirkinlik kötülük yoktur; aksine hayır güzellik iyilik vardır.

Varlık başlangıcı ve sonucu itibariyle çirkin kötü değildir. GÜZELDİR.

Düşünün bir, Allah’dan geldik Allah’a gideceğiz. Geldiğimiz yerde hiç çirkinlik var mı buyrun söyleyin. Öldükten sonra gideceğimiz yerde çirkinlik var mı yine buyrun söyleyin.

Çirkinlik kötülük nasıl başladı. Güzel dünyalarda güzel yaratılan Melekler içinde güzel yaratılan cinlerin aleminin babası İblis’in yine güzel yaratılan Adem karşısındaki kibir ve isyan çirkinliği ile başlamadı mı?

Güzellikler dünyası cennette hikmetiyle bir yasağın delinmesiyle Adem ile Havva için de güzel olmayan bir davranış ortaya çıktı. Ama bir olumsuzluğu çok güzel bir davranışla telafi ettiler. Tövbe secde Allaha yani en güzel’e yönelişle çirkinliği tekrar güzelliğe dönüştürdüler. Tövbe, güzelliğini kaybeden insanın tekrar Güzel’e güzelleşmeye yönelmesiyle çirkinlikten uzaklaşması güzelleşmesidir. Şeytan ise düşmanlaştı intikam hırsına büründü.

Allah güzel kulları için mücadele unsuru olsun diye kıyamete kadar ona izin verdi. Bu güneşi yağmuru yaratma gibi bir durum. Güneş hayattır ama inat eder altında kalırsan yanarsın. Suya karşı elektriğe karşı tedbirsiz olursan boğulur yanarsın. Şeytana uyarsan günaya düşersin gibi…

Varlık maddeye bürününce güzellik geçici olarak iki şekilde çirkinleşiyor gibi görünebilir. İki şekilde:

1 Geçici dünya ezeli alem ya da ebedi alem olmadığı için güzelliği orjinalliği de geçici anlamına geliyor. Maddenin doğasında ve kaderinde yaşlanmak eskimek zayıflamak ölüme kıyamete doğru gitmek var. Gittikce orjinalliğini kaybetmesi tabiatında var. Artık yaşlı dünya deniyor. Buzullar çözülüyor ozon deliniyor vs…

2 İnsana güzel amaçlarla verilen akıl nefis duyular duyguların kötüye kullanımıyla güzellikler bozuluyor çirkinleşiyor. Gelecekte bilimsel gelişmelerle ulaşılan yüksek noktalarda insanlık tanrısal rollere soyunup kıyamet öncesi son bozulma dönemine girebilir.

Bu durumda yaratmak var etmek çirkin olmuyor, onu çirkinleştirmek yani çirkinleşmek kötü oluyor.

Gençlerimize yazdığımız için diyelim. BEN SENİ BUNUN İÇİN Mİ SAF TERTEMİZ GÜZEL MASUM DUYGULARLA SEVDİM; BANA İHANET ETTİN ZALİM NELER ETTİN BAK! Buyrun burdan yak!

Allahın başlangıçta verdiği her güzel duyguya akla bu açıdan bakılabilir.

Sözleşmeyi bozan kim? Kaldı ki o küsmüyor seni terk etmiyor; gel yine de gel diyor!.. Sonsuz Rahmet kucağı her daim açık bekliyor…

Buna bağlı olarak; dünya geçici de olsa, hem varlıktaki bozulmanın hem de insanın iradesiyle kötüleşmesinin telafi yolları da var: Yeryüzü güzelleştirilebiliyor, erozyonun önüne geçilebiliyor yaşanabilir hale sokulabiliyor. Allah çöl çorak vermişse çöl çorak bırak demiyor ki. Çölleştirenler kan gölüne dönüştürenler utansın!.

Ayrıca varlığın çirkinleşiyor gibi görünen yönlerinde bile pek çok güzel olumlu taraflar ve sonuçlar saklıdır. Görebilmek gerekir. Sabırla bekleyebilmek gerekir.

En önemlisi geçici dünyadaki bütün olumsuzluklar başımıza gelen acılar iman ve Allah’a bağlantı ile ibadete, ebedi cennet hayatının meyvalarına dönüşüyor. Hastalıklar günahları döküyor. Deprem gibi olaylarda ölenler şehit malları sadaka hükmüne geçiyor.

Allah’a inanmayanın bu dünyada bu gibi yorumlara inanmama tercihi de olabiliyor. Allah Peygamberimize anlat bırak! der. Biz de öyle yapalım.

*****DEĞERLENDİRME*****

Dünya hayatına bakış dengesi

Dünya Nefse Ballı zehir… Dünya, bir yönüyle ballı zehir gibidir. Bu yönüyle doğrudan, zevklere düşkün nefsimize hitap etmektedir. Özellikle cin- sellik ve dil zevkleri olan yeme içmeler, alkol vb maddeler, lüks yaşama ve israfa düşkünlük, dinimizce günah sayılan bütün yönlerini sunması yönüyle dünya dikkat edilmesi gerekli bir yerdir. Dünya zevklerine tamamen dalmış, inançla, ibadetle güzel ahlak ve iyiliklerle ilgisi olmayan kimseler için dünya, hayat dolu olmaktan çok bir ölü kent sayılabilir, geleceğimizi karartır…Bu yönüyle dünya sevilmemeli, ilgiye layık görülmemeli, tuzaklarına karşı dikkatli olunmalıdır. Meşru zevklerine itibar edilmelidir.Bu yönü nefsin fani zevklere düşkün yönüne bakar. Dünyanın bu yönü aha çok nefsi ilgilendirir.

Dünya Esma’ya Ayna…Dünya bu yönüyle bakılmaya doyulmayan mükemmel, tatlı bir ayna gibidir. Çünkü Allah’ın güzel sıfat ve isimlerine aynalık yapar. Bu yönüyle dünyaya, Allah’ın sanat eserlerinin teşhir edildiği, sergilendiği bir sanata galerisi gözüyle bakılmalıdır. Çiçekler, balıklar, kuşlar, kelebekler, gök tarlasının çiçekleri yıldızlar; başımızı nereye çevirsek Allah’a ait bir sanat mührü görmemek mümkün değil. İşte Allah’ın sanatlarını göstermesi adına, dünyaya atılan her bakış, sevap bile kazandırır. Üstelik Ayetler de yeryüzünde gezmemizi, etrafa Allah namına ibretle bakmamızı istemektedir. Bu yönüyle dünya alabildiğine kucaklanmalı ve sevilmelidir.

Bu yönü, Allah’ın güzel isimlerine bakar. Allah’ın Cemal Sani’ gibi isimleri güzelliklere baktırır. Rezzak ismini, mevsim mevsim, vagon vagon gelip boşalan yiyecek çeşitleriyle anlayabiliriz. Kur’an okur konuşur Kelam ismiyle buluşuruz. Kuddüs ismiyle evren çapında temizlik yapıldığını görebiliriz. Dünya bir saray gibi rüzgarla süpürülür, yağmurla yıkanır, atmosfer meteorları ve zararlı ışınları temizler, ağaçlar fotosentezle temizlik yapar. Karıncalar ve bazı böcekler sıhhiye memurları gibi toprak üzerindeki hayvan cenazelerini toplar temizlik yaparlar. Dünyanın bu yönü aha çok aklı ilgilendirir. 

Dünya Ebede Tarla…Dünya ahiretin tarlası gibidir. Bir ekim yeridir, ahirette hasad edilir. Bir hizmet yeridir mahşerde ücret verilir. İbadetler, Allah’ı anmalar ve yapılan bütün iyilikler, hatta sıradan işler bile, birer çekirdek gibi dünya toprağına gömülür, cennet ağaçları olarak meyveler verir. Bu tarla aynı zamanda bir eğitim yeri gibidir, terhis tezkeresiyle, bambaşka sonsuz bir hayata başlanır. Bu tarla bir kereliğine hizmetimize sunulmuştur. Bu yönüyle dünyayı çok sevmeli ve bu fırsatı kaçırmadan, alabildiğine ibadet, iyilik ve insanlığa hizmet tohumları saçmalıdır. Bu yönü ahirete sonsuz cennete bakar. Dünyanın bu yönü de daha çok kalbi ilgilendirir.

Kısacası dünya Allah’ın güzelliklerinin teşhir edildiği bir sergi ve saray olarak görülmeli sevilmeli. Helal dairesinde istifade edilmeli.

Öte yandan ahirete hazırlayan bir tarla, talimgah, bir pazar, sonsuz ürünler için bir ekim yeri tarla olarak görülmeli değerlendirmeye bakılmalı.

İnsanı günahlara götürebilen süslü eğlenceli günah yüzüne karşı ise temkinli olmalı tavır almalı korunmalı.

İki dünyaya bakış dengesi

AYET: “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” Kasas/77

SONUÇ:

1 Allah’dan geldik

2 Güzel davranışdan sorumluyuz. (İman ibadet ahlak-iyilikler)

3 Dünyada anlamsız amaçsız değiliz.

4 O’na; hesaba-cennete döneceğiz

*****DEĞERLENDİRME***** NİÇİN YARATILDIM BEN?

VARLIK VE İNSAN GÜZELLİK İÇİN YARATILMIŞTIR.

O yüzden gök yüzü yer yüzü insan yüzü güzel yaratılmış.

VARLIK KÖTÜLÜK OLSUN DİYE YARATILMAMIŞTIR.

O yüzden edep yerleri gizlenmiş çiçek kök ve soğanları gömülmüş rüzgar süpürmüş yağmur yıkamış karınca ve böcekler temizlikçilik yapmışlar. O yüzden ruhlar ibadetlerle iyiliklerle tövbelerle arındırılmış. Güneş yaksın su boğsun toprak yutsun diye midir? Adem-Havva atamızla cennet varlık olarak başlamadık mı? 

HAYAT SERMAYESİ KÖTÜLÜĞE HARCANSIN DİYE VERİLMEMİŞTİR.   Duyu ve duygularını incele bir! Kısacık hayatta yazık edilemeyecek kadar sonsuz değerde değil mi her biri! 

ALLAH’TA KÖTÜLÜK YOKTUR.

Hangi ismini en çok andın hatırla! Rahman ve Rahim!..

GÜZEL AMAÇLARLA YARATMA VARDIR.

Ya bizzat güzel ya da neticesi itibariyle güzel! İstersen liste tut! Bedeninde ve dış dünyanda verilen nimetleri say! Günlük tut; 24 saatinin kaçta kaçı O’nun nimetlerinden yoksun geçti bugün! Etüd et! Sıkıntı dediklerinde bile nice hikmetler fark edeceksin nimetler elde edeceksin kimbilir! 

KELAMINDA ESMASIYLA ENBİYASIYLA BUNU İFADE ETMİŞ,

VERDİKLERİYLE GÖSTERMİŞ,

VERECEKLERİYLE GÖSTERECEĞİNİ VA’D ETMİŞTİR.

HAYATI KÖTÜ AMAÇLI DEĞERLENDİREN GÜZEL FITRAT İMARINI DEJENERE EDEN İNSAN İRADESİDİR.

RAHMET TÖVBE KAPISINI AÇIK TUTARAK,

GÜNAHLARI SİLİP İYİLİKLERE BİNLER SEVAP YAZARAK,

O GÜZELLİĞİ KORUMASINDA VE GELİŞTİRMESİNDE İNSANA YARDIMCI OLMAKTADIR.

İŞTE VARLIKTA İNSAN, SONSUZA AİT EMANET GÜZELLİĞİ KORUMA YAŞATMA VE KENDİSİNDE EBEDİLEŞTİRME AMAÇLI VAR EDİLMİŞTİR.

O SONSUZ GÜZEL’LE, SONSUZA DEK GÜZEL KALMAK İSTEMEZ MİSİN?

BAK O VARDI HİÇ VAR YOKTU. SENDEN ESER YOKTU.

YOKLUĞUNU YOK ETTİ SENİ VARLIĞIYLA BULUŞTURDU.

BU VAR EDİŞ, NE GÜZEL VAR EDİŞTİR. 

O’NUNLA VAR OLUŞ NE GÜZEL VAROLUŞTUR.

2. Ahirete imanın Dünya Hayatını Anlamlandırmaya Katkısı 12

Ahiret inancı ne kazandırır?

1 Belirsizlik ve amaçsızlık endişesinden kurtarır. Hayatımıza anlam değer ve amaç-hedef kazandırır. Ruha huzur itminan güven verir.

2 İnsan ahirette yaptıklarından hesaba çekileceği bilinciyle ve sorumluluk duygusuyla hareket eder. Günahlardan kötülüklerden uzak, güzel ahlaklı bir yaşam sunar. Hayata mutluluk ve düzen verir.

AYET: “Zerre kadar hayır yapan mükafatını görecek, zerre kadar kötülük yapan da cezasını görecektir.” Zilzal/7- 8

3 Hayır sevap cennet inancı ibadetlere iyiliklere hayırlı işlere yönelmesini sağlar. İbadetlerini yerine getirir. İnsan ilişkilerinde olumlu davranır.

AYET: “Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza görür. Kim de kadın veya erkek, mümin olarak faydalı bir iş yaparsa işte onlar, cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.” Mümin/40

AYET : “İnanan ve yararlı işler yapanlar için hoş bir hayat ve güzel bir istikbal vardır.” Rad/29

AYET : “… Onları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Nisa/57

4 İnsan Allah’ın sabredenleri sevdiğini mükafatını sonsuz alemde vereceğini bilir. Dünyadaki acılara felaketlere ölümlere ve bütün sıkıntılara karşı teselli kaynağı olur. Şehit annesi bebeğini kaybeden anne, doğa afetlerinde yakınlarını mallarını kaybedenler, ölenlerin şehit mallarının sadaka hükmüne geçtiğine inanır. Allah verdi Allah aldı der. (Hatalar ihmaller sorumluluğu kaldırmaz. Suistimaller kadere fatura edilemez.)

AYET: “Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.” Ali İmran/114

HADİS: ““Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa misafirine ikram etsin. Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa komşusuna iyilik yapsın. Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa güzel hayırlı söz söylesin veya sussun.” Buharî, Edeb, 31

HADİS: “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” Kenzül Ummal, C 3, s. 144

3. Ölüm Bir Hayat Gerçeğidir 16

AYET: Her canlı ölümü tadacaktır…” Ali İmran/185

AYET: “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk/2

AYET: “Allah yolunda öldürülenlere, ‘ölüler’ demeyin, hayır, onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız.” Bakara/153

AYET: “Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!” Yusuf/101

Hayvan ve bitki ölmeyi yok olmayı istemiyor. İnsan neden istesin ki?

Hiç bir hayvan ya da bitki ölmek yok olmak için çabalamıyor aksine var olmak varlığını sürdürmek çoğalmak için çabalıyor. Kış mevsiminde öldü sandığımız ağaçlar çiçekler hayvanlar baharda yeniden canlanıyor.

Hayat derecesi bitki ve hayvana göre daha düşük görülen taşlar kayalar toz toprak ve bütün zerreler bile bir faaliyet canlılık hareketlilik yenilenme içinde görülüyor.

***DEĞERLENDİRME***

ÖLÜME BAKIŞ. ANLAMLANDIRMA

1 Hayat Allah’ın “MUHYİ” hayat veren isminin tecellisi. Ölüm de “MÜMİT” ölüm veren isminin tecellisi. Bu yönüyle bizler HAYAT sahibi olduğumuz kadar Ölüm sahibi olmakla Allah (ın güzel ismine aynalık yapmaktayız. O sonsuz güzelden gelen her şey güzel olduğuna göre HAYAT gibi ÖLÜM de O’NA bağlı olarak güzeldir.

2 GÜZELE SEBEP OLAN GÜZELDİR. Güzele götüren yol vesile o güzel sonuçtan dolayı güzeldir. Abdest ibadet değildir. Namaza götürdüğü için namaz gibi güzeldir. Namaz görünüşte fiziki yat kalk hareketi gibi görünür. Ama Allah’a ulaştıran bir merdiven basamak aracı olduğu için O güzel’den dolayı güzeldir.

3 ÖLÜM HAYAT KADAR GÜZELDİR. Ölümümüz olmasaydı hayatımız olur muydu? Biz ölümsüz varlık olmadığımıza göre Hayat sahibi olmamız için ölümlü olmamız gerekir. Ölümümüz olmasaydı hayatımız da olmazdı. Demek ki ÖLÜMÜMÜZ adeta hayat veren bir güzel; HAYATIMIZ KADAR GÜZEL.

4 ÖLÜM İKİ YÖNLÜ BİR GÜZELDİR. Hayata getirdiği ve hayata götürdüğü için ÇİFTE GÜZEL. Bir, GEÇİCİ HAYATIN SONUCUDUR. Bu alemde geçici bulunuşumuzun kaçınılmaz bir sonucu. Bizi bu güzel dünyaya getiren güzel bir vesiledir. O olmasaydı ölümlü dünyada işimiz olmayacaktı. ÖLMEK İÇİN GELİYORUZ. O, gelişimize sebep!

Diğeri EBEDİ HAYATA SEBEPTİR. Fani dünyadan ebedi sonsuz aleme geçişe sebep olmaktadır. O sonsuza geçişimize de sebep!

5 ÖLÜM SAADET SARAYLARINA AÇILAN BİR KORİDOR BİR KAPI BİR PENCERE

ÖLÜM DÜNYA TALİMGAHINDAN BİR TERHİS TEZKERESİ

ÖLÜM YÜCE İNSANLARA GÖÇMÜŞ YAKINLARA AKRABAYA DOSTLARA  KAVUŞMA

ÖLÜM BİR SON DEĞİL SONUN SONUDUR. SONA EREN HER ŞEYE BİR SON VEREN SON BİR SONDUR.

İNTİHAR GÜZEL DEĞİL: Hayata tek sebep Allah’tır. Bilim hücre yapar ona hayat üfleyemez. Ruh bedenden tamamen ayrılınca hayatı bedene döndüremez. Ölüm de hayat gibi Allah’a ait bir yaratış olarak kalmalı. İnsan ne kendisinin ne de başkasının hayatını sonlandıramamalı. Bu açıdan bir öldürme bütün insanları öldürme kadar büyük cinayet. Peygamberimiz intihar edenin namazını -kılanlara müdahale etmediyse de- kılmamıştır. Hiç bir insan ne kendisinin ne de başkasının GÜZEL hayatına son vererek en çirkin bir duruma düşmemeli.

HADİS: “Geçmiş kavimlere mensup bir adamın bir yarası vardı. Adam ızdırabına dayanamayıp bileklerini bıçakla kesmiş ve kan kaybından ölmüştü, bunun üzerine Allah (c.c.); ‘Kulum bana gelmekte acele etti ama ben ona cenneti haram kıldım.’ buyurdu.” Buhari, Enbiya 50

HADİS: “Dünyada ip ve benzeri şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur. azabı böyle olur.” Buhârî, Cenâiz 84

CİNAYET VE İNTİHAR NEDEN KAİNAT VE İNSANLIK ÇAPINDA BÜYÜK CİNAYET?

Bir sınıfta bir ayetin öğrencilerle müzakeresi  

(12.sınıf 5.Ünite İslam Barış dini )

AYET: “Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir.”  Maide/32

1-Nimet ve nikmet makamların azametiyle doğru orantılı büyür.
Allah’ın emrini çiğneyen büyük cürüm işlemiş olur. Zira makam büyüdükçe ihsanları kadar ihtarlarının, mükafatı kadar cezasının da büyümüş olması iktiza eder.

2-Bir can alan pek çok canı yakmış olur. Ölenin çevresini eleme boğmuş kimine kan ağlatmış kimini dul kimini yetim bırakmış olur.

3-Bir can bin can potansiyelindedir; bir Adem binler Adem demektir. Bir cana kıyan, o candan gelecek canlar silsilesine de kıymış, kaderin yaratılış amaç ve sınırsız gaye prensibine büyük saygısızlık etmiş olur.

4-Sayılardan soyutlanarak bakılırsa; bir tek can bile bir kainattır tek başına. Çünkü koca kainat o bir tek can icin Adem için inşa edilmiştir. O can kainatın çekirdeği küçük alemdir. Suya atılan taşın oluşturduğu merkezdeki en yakın minik halka, dıştaki en büyük halkadan daha küçük ve değersiz sayılmaz. Bu açıdan bir can kıyımı bir kainat yıkımı demektir.

5-Bir can binler Esma’ya aynadır, tecelligahtır. Ve sınırsız alemden gelmiş sonsuz aleme gidecektir. Cana kıymak sınırsız Esma’dan onu adeta koparmak ve o ruhun ilgili olduğu sınırsız alemlere karşı bir cinayet gibidir.

6-Bir cinayet, kainattaki bütün varlıkların işaret ettiği sayısız şahitleri red ve inkar anlamına gelir.
Bir cinayet, bir şahidi ortadan kaldırmak, O SONSUNZ’A şehadeti tezyif ve inkar etmektir. Bir cinayet binler milyarlar şahidi de ortadan kaldırmak tahkir ve iptal etmek demektir. Zira O, o kadar ayan beyan VAR ki; sayısız varlık da O’nun varlığına şehadet etmektedir.
Bir cinayet kainat çapında şahitleri ortadan kaldırmak en önemlisi de o ölmez susmaz O’ndan başkasıyla itminana ermez haliyle sınırsız vicdanları susturmak gibidir.

7-Konunun psikolojik sosyal kültürel ve tarihi yönleri de irdelenebilir rahatlıkla
Bir cinayet bazen komşuları ve akrabaları bazen de köyleri birbirine düşürebilir ve KAN DAVALARINA yol açabilir devletleri ve insanlığı bile savaşlara sürükleyebilir.
1.Dünya savaşının sebebinin Avusturya-Macaristan velihahtının öldürülmesi olduğu kaydedilir mesela.

Kur’an’da ölüm gibi yaşam, ölünün canlanması, ölümsüzlük garantisi

Bakara süresi ölünün canlanması:

AYET: “Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun» dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir. Bakara/73

Yahudilerde bir katil bulunamıyordu. Tartışmalar sürerken Hz.Musa’ya vahiy geldi. Kesilen ineğin etiyle cesede vuruldu o da mucize eseri dirilip katilini söyledi.

Eshab-ı Kehf – Yedi uyurlar. 309 yıllık ölü gibi uyku.

AYET: “Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.” Kehf/25

Hz.İsa ölüleri canlandırması

AYET: “Ben anadan doğma amayı ve abraşı iyileştirir, hatta Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim…” Ali İmran/49

Hz.İsa ölmeden göğe yükseltilmesi

AYET: “Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Al-i İmran/55

AYET: “Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük.” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.” Nisa/157

ŞEYTAN! Ölümsüzlük garantisi verilen tek varlık! Ne zamana kadar?

Âdem’e secde emri karşısında büyüklük taslaması sonucu ilâhî rahmetten ümidini kesen ve tamamen yalnız kalan şeytan, hayatından da endişe etmeye başlamıştı. “…insanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver, (Araf, 7/14) diye Allah’a yalvardı. İnsanların tekrar dirilecekleri günden maksat ise Sûr’a ikinci üfürülüş zamanıdır. (Zümer, 39/68; Muvaffifin, 83/6) Bu şekilde mühlet istemekle, tekrar dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağını biliyor ve böylece ölümden kurtulacağını sanıyordu. Onun bu ölümsüzlük isteği, “…belirli bir zamana kadar” (Hicr, 15/38) kaydıyla, “Sen mühlet verilenlerdensin!..” (Araf, 7/15) şeklinde kabul edildi. Belirli bir zamandan maksat ise, Sûr’a birinci üfürülüş zamanıdır. (Neml, 27/87) Bununla o, zillet ve hakaret dolu bir hayatı ölüme tercih etti. Onun için esas düşüş de bu oldu.
Buradan da anlaşılacağı gibi, şeytan aslında Allah’ı ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmediği gibi, Adem’in nesli ve zürriyeti olacağını, dünyada bir müddet yaşayıp sonra öleceklerini ve bir gün gelip tekrar diriltileceklerini de biliyordu. Şu halde onun küfrü Allah’ı ve âhireti inkâr şeklinde değil, teklif edilen emrin gereğini yerine getirmeyi kabul etmeme ve itiraz şeklindedir

Geniş bilgi için bak:
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/ayet-ve-hadisler-isiginda-seytan

ÖLÜM HAKKINDA BAKIŞLAR İÇİN
http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=962

***DEĞERLENDİRME***

 DİRİLİŞİN VARLIĞI NEDEN İNKAR EDİLEMEZ

ÖLÜM SONRASI DİRİLİŞ VE SONSUZ BİR HAYAT

Akıl ve mantık yaklaşımı

1 İlk orijinal modeli yapan ikincisini daha kolay yapar. Çürümüş kemikleri ilk başta yoktan kim var ettiyse ikinci kez öldükten sonra tekrar O daha kolay yaratır, diriltir.

Ordu örneği: İllerden merkezde toplanan acemi askerler kısa sürede ustalaşır. Bir boru düdük sesiyle dağılıp ilkinden daha kolay toplanırabilir. Vücut hücrelerimiz, askerler gibi ölüm borazanı ile dağılıp tekrar toplanmaları daha kolaydır.

Elektrikçi örneği: Bir gökdeleni binlerce ampul ile donatanın bir butonla tamamını söndürüp yakıvermesi daha kolaydır. Vücut hücrelerimiz de ampuller gibi bir düğmeyle dağıldıkları gibi dirilişte  tekrar bir araya gelmeleri daha kolaydır

Mühendis örneği: Saat telefon bilgisayar otomobil Robot yapar dağıtır kolayca tekrar daha rahat toplar.

Duygusal yaklaşım

Akıl mantık deyince; 12.sınıflardan birinde bir öğrenci itirazda bulundu, kimi açıklamaları kuru buldu. Haklıydı, söyletene bak!

Gönül diliyle ihlasla anlatılamayanlar, beden diliyle söylenince makes bulamıyor beyler bayanlar! Vicdan televvünlü olmayınca beyanlar; akıl mantık monotonluğunda sönük kalıyordu hüşyar gönüllerde anlatılanlar demek ki!

Ama üzüm çubuğuyuz işte hep. Daha doğrusu çöpe layık üzüm çöpü. Ve Rahmet tulumbacıklarını lutfeden hepimize çapımıza göre taşıtan da O! Atiyye matiyye meselesi!

Öğrencinin bu serzenişi içimize dokundu. Bu dokunuş belki o genç yürek için bir dua oldu. Ve ondan sonra her sınıfta dile getirdiğimiz duygusal bir drama sunumu ortaya çıkıverdi.

Dinlerken de anlatırken de bam teline dokunmasını bilenlerin beyanında son noktayı koyuveren bir yaklaşım biçimiydi bu.

Öğretmen iki elini uzattı elleriyle bir şey mesela bir kapuzu tuttuğunuzu ve karşınızdakine doğru yavaşça uzattığınızı düşünün dedi. Ya da kendinizin veya yakınlarınızdan birinin yüzünü iki elinizin arasında farz edin; hologram gibi bir şey! 3G bağlantısı ya da…

Bu yaklaşımda iki el arasına en sevdiklerinizin başlarını tuttuğunuzu ve hasretle yüzlerine baktığınızı hayal edeceksiniz bir filim şeridi gibi sırasıyla konuşacaksınız onlarla…

Öğrencilere hayal ettireceksiniz. Hak adına bir rol kesince izleyenlerinizin belki sizinle beraber gözlerinin nemlendiğini fark edeceksiniz.

Anneciğim!.. Anam canım anam!..

Sen ve ben, ölünce ayrılacak mıyız? Bir daha birbirimizi göremiyecek miyiz. Ebediyyen yok mu olacaksın artık! Yüzünü göremiyecek miyim, öpemiyecek miyim pamuk ellerinden? Gül kokunu duyamayacak sesini işitemeyecek miyim yani…

Babacığım… Dedeciğim Annanneciğim… Sevdiceğim yarim!… Bebeciğim… Canım arkadaşlarım!.. 

Böyle kısacık sürecekse birlikteliğimiz, niye ölürcesine sevmeliyiz ki birbirimizi? Yıllarca bunun için mi yaşadık birlikte, gün aşırı birbirimizi arayıp durduk! Bu kadar kısacık mı sürecekti evrenleri içine sığdıramayan kalbimizdeki aşkımız? Sonsuz aşk!… yakıştırma mıydı bu?

Niye var olduk ki o zaman? Neden var edildik? 

Olmayacaksa başka bir alem şehid!.. Senin için niye babalar övündü, dövündü ağladı ki analar? Mezarlara neden gidildi çiçekler serpildi, ağıtlar yakıldı, yıkıldı nişanlılar? Anlamsız mıydı onca dular, hiç için miydi bütün bunlar?

Ve ben! Artık ben, beni gerçekten ebediyyen kaybedecek miyim? Yüzüme dokunamayacak endi elimi bile tutamayacak mıyım? Soluyamayacak düşünemeyecek duygularımla coşamayacak mıyım hiç? Hiç aynada kendimi göremeyecek miyim artık?

Hiç olmasaydım keşke mi demeli kahretmeli hayatı kendime zehir mi etmeliyim?

Bu acılara narkoz çekmeli, zehirli ballara günah zevklere mi gömülmeliyim?

Yoksa EBEDİ BİR ZAT İLE BULUŞUP sevdiklerimle, EBEDE mi ermeliyim!

2 Her insanda sonsuz gençliği isteme duygusu vardır. Ölmeyi bırak, yaşlanmayı istemez insan; acıyı da. Sonlu insanda sonsuzluk duygusu nereden kimden gelmiştir?

Taşıdığımız onca duygu var aslında hiç biri doymuyor ama hiç bir şekilde doymayan bir başka duygu var: Sonsuz yaşama arzusu. Bu isteğe ölüm engel olyuor. Demek ölüm, burada yaşanmadığı için yaşanmak üzere bizi, sonsuza götürmek için geliyor.

Allah sonsuz bir alemi vermek istemeseydi sonsuz alemi isteme duygusunu da vermezdi Sonsuz bir alem var ki istiyorum; madem isti yorum demek ki sonsuz bir alem var.

Melek anneciğim Sevdiceğim bebelerim… o güzel melek yüzünüzü bir daha göremeyecek miyim?  Sevgili eşim canım yavrucuğum öyle ölüp yok olup gidecek misiniz? Kara topraklar mı girecek aramıza ve koparacak bizi ebediyyen… Haayııır!  Olamaz!… Olmalı!.. Olmalı, tüm sevdiklerimi, Sahabeyi Nur yüzlü Nebimi ve Rabbimi göreceğim bir alem mutlaka olmalı!..

 Gözlem yaklaşımı

3 Uzayda dünyada insanda ölüp dirilme örnekleri küçük planda görülmektedir.

Uzay mezarlıkları kara deliklerde ölüm gözlenirken; Pulsar Quasar Süpernova denilen yeni yıldızların doğumu görülür.

Dünyada her kış sayısız bitki ve hayvan ölür baharda tekrar  canlanır.

Kuru ağaç ve iskelet: Toprak üstündeki kuru insan kemiklerine ben-zeyen kuru ağaç dalları baharda canlanıyor da, toprak altındaki kuru ağaç dallarına benzeyen kuru insan kemikleri neden canlanmasın?

İnsan hücreleri her yıl ölür dirilir. Nefes alıp verirken ölüp diriliyor gibi oluyoruz. Hapşırınca kalbin durduğu bilinir.

Uyku ölümün ikiz kardeşi; gece olduğunda uyumamak elimizde olma

dığı gibi sabah olunca uyanmamak da elimizde değil. Uyuduk öldük uyandık öyle de dirileceğiz. Ayrıca duygu düşünce ve bilgilerimiz de zaman içinde ölür kaybolur sonra canlanır diriliverir. Unuttum deriz sonra hatırlarız Aklıma yeni bir fikir doğdu deriz.

Adalet yaklaşımı

4 Her vicdan gerçek adaletin olmasını ister.

Bu, bu dünyada gerçekleşemiyor. Çünkü zalimle mazlum, katille maktul, ezenle ezilen, çalanla çalışan, iyi kötü tam karşılığını alamadan gidiyor.

Faili meçhuller, yalancı şahitler insan ihmalleri unutkanlıkları ve hataları hak edene hakkını tam veremiyor.

Firavunla Hz.Musa, Ebu Bekirle Ebu Cehil, haksız kazançla milleti sömürenle haksız yere hapisha-nelerde çürüyenler için gerçek adalet olmayacak mı? Ciğeri hayat boyu yanan şehit anneleri boşa mı ağlıyor? Zerrenin hesabının görüleceği bir mahkeme ve ödül ve mükafat yeri gerekiyor.

Kayıt yaklaşımı

5 Kuran ve Bilim mikro-normo-makro kayıttan söz ediyor.

Kader ana kitabında ezeli bir kayıt var. Melekler her yaptığımızı kaydediyor. Minik hafızamızda bütün hayatımız saklanıyor. Hücrelerimiz de çevremizdeki cisimler de havadaki atomlar da ses ve görüntümüzü kaydediyor. Gelecekte bir katilin gerçek resmi cesetten veya çevredeki eşyadan belirlenecek. Uzaydaki sesler de dinlenecek.

Tüm bu kayıtlar niçin? Programlayan kim ve neden yapıyor. Zerre kadar iyilik ve kötülü-ğün tartılacağı bir hesap günü için tabi ki!

 Gerçek değer ve israf yaklaşımı

6 Evren ve insan inşasında büyük masraf yapılmış.

En küçük varlıklara evren çapında misyon yüklenmiş ve

En basit şeyler bile israf olmuyor mükemmel yapılarda kullanılıyor.

Bakteriler karıncalar böcekler sıhhiye ve temizlik işçileri gibi çalışıyor. Küften maya kandan serum gübreden çiçek kokusu yapılıyor, yaprak enkazı yeni meyvelere dönüşüyor. Bir damla sıvı içindeki hücreden, müstesna insan inşa ediliyor. Servet değerinde organlar veriliyor.

Ressam örneği: En pahalı eşsiz tablolarını hangi ressam, ellerine tutuşturduğu fırça ve boyalarla çocuklara karalattırır?

Botanikçi örneği: Bin bir emekle yıllarca yetiştirdiği nadide çiçekleri-ni hangi botanikçi çiçekçi, serasına doldurduğu keçilere yediriverir?

Bin bir masrafla kainata sultan yaptığı en şerefli varlık insanı, hiç Sanatkarı, mezarda solucanlara yem yapar mı? Onu israf eder mi?

Küçük sahne-galeri büyük oyun-sanat yaklaşımı

7 Ezelden ebede bir yazılım ve sanat ise bu, sonsuz sahnelenmek ve sergilenmek ister

Senaryosuz tekssiz kadrosuz kostümsüz maske-siz melodisiz ücretsiz dahası amaçsız mesajsız bir tiyatro oyunu olur mu?  Ama önemlisi sahnesiz?

Ne kadar dev kadrolar ve muhteşem oyunlar olursa o denli büyük ve görkemli sahne ister. Ve her bir sanatçı için atölyeler galeriler!

Kudret kalemi cömertçe ne sanatlar güzellikler yazmış çizmiş! Deniz yer sema ve sima! Ne müs-tesna sahne ve teşhir alanı! Yüz binlerce yıldır dünyada kim bilir ne canlılarla ne güzellikler sahnelendi. Demek daha bir o kadar daha bu yinelenebilir.  Bu sonsuza dek sürebilir.

Ama bu minik sahne ve galeri er geç kapanacak! Ya sonra? Dünyaya sığmayan bu güzellikler son mu bulsun yoksa sınırsız sanat ve güzelliklerine uygun sınırsız bir alemde sergilenmeye devam mı edilsin?  Son perde son oyun değil

asla! Sahnesiz insan mı olur? Sonsuz alem sahnesi hiç gerçek rolü üstlenen insansız olur mu? Dünya bir prova yeri insan esas cennette sahne alacak!

 Doyumsuzluk ve cennet açlığı yaklaşımı

8 İnsanın sınırsız arzuları cennet için var.

Koca mide doyar mı, doldurursun doyar.

Minik dil doyar mı, mide dolsa da doymaz!

Göz doyar mı? Nerdee!  En sevmediği şey karanlık. O zaman ölüm karanlık değil ışık!

Sonsuz ışığa ve doyuma yakılan yeşil ışık!

Ya hayalin tetiklediği arzular? Asla doymaz.

Yaşlansa da doymaz.  Para mal mülk makam

Şöhret saltanat güzellik yemeler içmeler eğlenmeler cinsellikler doyulacak şeyler mi?

İnsan bedeninin hangi organını ve duygusu-nu alırsanız alın dünyanın ona yetmediğini açıkça görürsünüz. Belli dünya bizi kesmiyor.

Ama ölüm yolumuzu kesiyor! Peki doymadık boşuna mı ağzımıza bir parmak bal çaldık! Nerede bu akan suyun kaynağı öylece kaldık

Ya hiç tat bilmeyen acı yudumlayanlar maz-lumlar mağdurlar ne olacak?

Görülüyor ki Aklım, kalbim,  vicdanım gibi arzu ve organlarım da cennet diyor inliyor.

Belli ki esas memba orada olacak burada hiç  doyamayanlar orada doyacak!

Sonsuz Şefkatli bir el başımızı hep okşamıyor mu? yaklaşımı

9  Ana karnından Toprak ana karnına kadar şefkatli bir bakım var!

Bütün kainat canlı cansız varlıklar  hizmetimize koşturuluyor.  Dağ mı taş mı, maden mi okyanus mu, rüzgar mı bulut mu, yüreğindeki umut mu? Sana yörüngelenmiş gezegenler hayat mekiğin işliyor.

En acizlere en iyi bakılıyor. Embriyo aylarca nasıl da besleniyor. Rahmet çeşmesinden süt tulumbacıkları başının üstünde amade. Çocuğun gelişmesine paralel sütteki yağ oranları bile ayarlanıyor. Bebe etrafında aile fertleri pervane oluyor. Aciz kurtçuk bile elmanın özünü alasını yiyor.

Her ihtiyacımız zamanında miktarınca sırayla karşılanıyor. Et mi süt mü yumurta mı su mu un mu, böcekten ipek bir de balın olsun mu? Ne istiyorsun? Her mevsim vagonlarla yiyecek eteklerine dökülüyor.

Gönül sızısı göz yaşı görülüyor, dualar işitiliyor cevaplar veriliyor.

Ve İlahi şefkati anlaman için annen! Şefkatle seni taşıyan  o rahim,

Rahim olan Allah’ın ismini taşıyor. Hayatını riske edip seni taşıyor. Rahatını terk edip başucuna koşuyor. Kendi yaşamıyor seni yaşatıyor

Ölüm görse ben diyor üstüne kapanıyor. Ve Peygamber dilinde şöyle tanımlanıyor:

Esirler içinde yana yakıla yavrusunu arayan sonra bağ-rına basan anayı görüp“Bu anne yavrusunu ateşe  atar mı?”, “Atmaz ya Rasulallah”, “Allah o aneeden daha şefkatlidir kullarını  yok etmez cehenneme atmaz!” buyuruyor.  Bir damla şefkat tüm annelerde.

Ana karnında şefkat dünyada şefkat tabi ki sonsuz yaşamda şefkat!

Kur’an-Peygamber doğru söyler yaklaşımı

10 Kur’an ve Peygamber en doğru somut kanıt belgesidir.

Ya Allah sözüdür ya da insan! Bir insan böylesi asırlara bakacak, evrensel değerleri taşıyacak, milyonların vazgeçilmezi olacak bir kitabı yazmış olabilir mi? (Hıristiyan dünyasında yeterince anlatılmamasına rağmen Kur’an kendini okutmuş hayran bırakmış çok kişi Müslüman olmuştur.)

Hele okuma yazması olmadan hiç bir ilim tahsil etmeden, o  asrın okumuşlarını şairlerini sustura bilir mi, siz de yazın diye meydan okuyabilir mi? Geçmiş ve geleceğe ait bilgileri bilebilir mi ve bu asırda anlaşılabilen bilimsel gerçekleri dile getirebilir mi? (Bir Japon bilim ada mı Kuranda embri-yo aşamalarını okuyunca, bu insan sözü olamaz deyip Müslüman olmuştu. Ayrıca kuranda pek çok ayet ve özellikle Mucizeler bilim adamlarına bilimsel alternatif proje modelleri sunmaktadır.)

Yoksa O bir filimdeki gibi zaman makinesi mi yapmıştı, yapmıştı da mağarada saklamıştı. O yüz-den mi mağaraya gidiyor gizlice geçmiş gelecek yolculukları yapıp gördüklerini kitaba yazıyordu?

Geçmişin kitabı yazılsa da detay bilinemez. Yusuf süresini  okuyanlar bunu göreceklerdir. Ya gele-ceğin kitabı nasıl yazılır? Rum süresinde Rumların İranlıları 9 yıl sonra yeneceği ilan edildi aynen

Oldu. Ayet firavunun cesedini koruyacağız dedi mumyasız bozulmadan bulundu(British museum)

O’nu inceleyenler hayatında şaka da olsa doğru olmayan bir söz bulamadı. Kuran Ona, insanlığa örnek  en güzel ahlak örneği dedi. Güzel ahlakın tamamı sadece doğru insanda bulunabilirdi. Düşmanları bile doğruluğunu tescilledi.

Bugünkü Tevrat ve İncilde yüzden fazla yerde Peygamberimize dair işaretler vardır.

Bütün Peygamberler Tevhid-Allah’ın birliği ve Ahiretin varlığı üzerinde durmuşlardır. Hayatların-da bir tek yalanı olmayan insanlığın kutsadığı bu şahsiyetlerin tamamı ebedi alemin varlığı konu-

sunu ittifakla ilan etti. Bu kadar doğru büyük zat yalan üzerinde ittifak etmiş olabilirler mi?

Vicdan doğru söyler yaklaşımı

11 Vicdan asla yalan söylemez, ebediyet ister

Bir berber arkadaş anlattı. Hocam dedi ateist bir arkadaşım var. Bir gün traş olurken jilet yüzünü kesti. Anında “Allah!” deyip tepki verdi.

Sen dedim, hani inanmıyordun? Kem küm etti sessizleşti.

Fıtrat yalan söylemez. Her doğan İnanç üzerine doğar. Ruhun derin-liklerindeki o ilk ruhların yaratılışında söylenen “Sen bizim Rabbimiz-sin” kabulü hep vardır. Vardır çünkü onun üzerine de sorgu yapıla-cak. Sen Rabbini kabul etmedin mi söz vermedin mi denecek. Yaratıcı bin bir yolla vicdanı sızlatır, uzayda canlı var mı diye sinyal gönde-rirler, ilahi alemden vicdana farklı şekillerde uyarılar gelir. İnkar ile tamamen vicdanını köreltmeyen zulümlerle mühürlettirmeyen her insan bunu hisseder.Özellikle başında dert olan ve yalnız kalan insan.

Allah demek Peygambere de iman demektir, Kur’an’a da iman demektir, öldükten sonra dirilişe de iman demektir.  Yani güneş varsa tezahürü yansıması ışığı olur. Allah var Nebisi olur, kitabı olur, ebedi alemi olur. Vicdan da bunları böylece onaylar.

Zira O’nsuz yapamamak ebediyyen ebedi alemde de O’nsuz yapama- mak demektir. Bu yüzden Mevlana neyi gibi O’nsuzluktan inler insan

“Vicdansız” kavramı daha çok acımasızlık anlamında söylenir. Merha met duygusu körelmiştir onun. Vicdanını merhamete kapatan insan Rahman ve Rahim olan Allaha ve imana da  duyarsızlaşabilir.

4. Ahirete Uğurlama CENAZE İŞLEMLERİ22

4.1. Cenaze Namazı

Ölmekte olan insan: 

AYET: “ Hayır hayır, ne zaman ki can boğaza dayanır, Tedavi edebilecek kimdir? Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.” Kıyame/26-30

Ölmek üzere olan kimseye kelime-i şehadet getirmek suretiyle telkinde bulunulur. İsrar edilmez istemiyorsa tekrar edilmez. Yâsîn sûresi de okunabilir.

HADİS: “Kimin son sözü `Lâ ilâhe illâllah` olursa, Cennete girer”

Ölen insandaın yüzünde ve vücudundaki değişmeler kötüye yorulmaz. Ve ardından kötülükleri anılmaz. Zira yakınları üzülmüş olur.

HADİS: “Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle başbaşa kalmıştır.” Buhari

HADİS: “Ölülerinizin iyiliklerini söyleyin ve kötülüklerini zikretmeyin” Ebû Davud, Tirmizî, Hâkim ve Beyhakî

Ölüm sonrası ilk işlemler:

Baş kısmı kıbleye doğru, sırt üstü yatırılır. Gözleri kapatılır. Ağız açık kalmasın diye bir bezle çene altından baş üstüne bağlanır. Kollar yanlara bırakılır bacaklar uzatılır. Elbiseleri soyularak bir örtü ile üstü örtülür ve yüksekçe bir sedir veya yerde yatak üzerine konur. Şişmemesi için de karnının üzerine bir bıçak v.s. gibi bir demir parçası konabilir.

Ölünün dost ve akrabalarına haber verilir.  Techiz tekfin ve defin için acele edilmelidir. Ölünün sebebsiz yere bekletilmesi doğru değildir.

Ölen kimsenin yanında Kur’an okunmaz mekruhtur, yan odada okunabilir. Odaya güzel koku verilebilir. Yakınları öpebilir çocuklara karşı duyarlı olunmalıdır.

 Ölünün arkasından ağlamak:

Oğlu İBrahim bebek iken ölünce Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübârek gözlerinden yaşlar boşandı. Hz. Abdurrahman bin Avf, “Yâ Resûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz? Böyle ağlamaktan halkı men etmemiş miydiniz?” deyince, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurdular:
“Ey ibni Avf? Ben size günah ve ahmaklığın ifadesi olan şu iki ağlayış ve bağırışı yasakladım: Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışından ve musîbet ve felâket sırasındaki bağırışla yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmaktan. Benim bu ağlamam ise, şefkatin eseridir, acımadan ibârettir. Merhamet etmeyene, merhamet edilmez!” Tabakât, 1:138. “Göz yaş döker, kalb teessür duyar. Biz, Yüce Rabbimizin râzı olacağı sözden başkasını söylemeyiz. Vallahi, ey İbrahim! Senin ayrılığın bizi fazlasıyla mahzun etti!” Tabakât, 1:138-139; Müslim, 4:1808.

HADİS: “Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, sizden biri ölen yakını için ağladığında bu kendisine bildirilir. Ey Allah’ın kullan! Ölülerinize azap etmeyin!” Taberani

 HADİS: “Ölü ailesinin ağlaması sebebi ile kendisine azab olunur’ buyurduğunu bilmez misin? dedi.” Müslim 927/16, 928/22

CENAZE NAMAZI

HADİS: “Müslümanın Müslaman üzerindeki hakkı beştir: 1. Selam almak. 2. Hasta ziyaret etmek, 3. Cenazeye katılmak, 4. Davete icabet etmek, 5. Aksırınca elhamdülillah demesine karşı yerhamükallah demek” Dârimî, İstizan: 5; İbn Mâce, Cenaiz: 43

Cenaze namazı, yıkanmış, musalla taşına konulmuş ölü için Müslümanların, abdestli olarak ve kıble tarafına yönelerek kıldıkları rukusuz secdesiz ayakta eda edilen bir namaz ve duadır.

Cenaze namazı farz-ı kifâye’dir. Yani bir toplumda bir kısım Müslümanların bu namazı kılmalarıyla, diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar. Cenaze namazı hiç kılınmazsa, o beldedeki bütün Müslümanlar sorumlu olur.

Cenaze namazının şartı niyettir. Bu niyette, ölünün erkek veya kadın, küçük erkek veya kız çocuğu olduğu belirtilir. İmam; “Allah rızası için hazır olan cenaze namazını kılmaya ve o cenaze için dua etmeye” diyerek niyet eder ve namaza başlar. Ölü, erkek ise: “şu hazır erkek için”, kadın ise; “şu hazır kadın için” diye niyet edilir. Çocuklar için de bu şekilde niyet edilir.

Cenaze namazının şartları tekbirler ve kıyâm (ayakta durmak) dır. Bu namazda diğer namazlarda olan, rukû (eğilme) ve secdeler(yere uzanma) bulunmaz. Ölünün Müslüman, yıkanmış olması, konulduğu yerin temiz olması ve cemaatin önünde bulunması gerekir. İnkarcının namazı kılınmaz.

Cenaze namazında yapılan bazı dualar vardır. Peygamber Efendimiz’in de
yapılmasını tavsiye ettiği dualardan birisi şöyledir: “Allah’ım, dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allah’ım, bizden yaşattığını İslâm üzerine yaşat; öldürdüğünü iman üzerine öldür. Bu ölüye de sevinç, rahat, mağfiret ve rıza ihsan eyle. Allah’ım, eğer (bu kimse) iyi idiyse iyiliğini artır, eğer kötü idiyse kötülüklerinden geç. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhametlilerin en merhametlisi.”

HADİS: “Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz… ” Buhârî, Cenâiz, 52

Ölüleri hayırla anmak, onların arkasından yaptığı iyi işlerle yadetmek sünnettir.
Bir müslümanın cenazesinde bulunmak herkese farz değilse de; mümkün mertebe çok sayıda cemaatin bulunması ölü için rahmet ve bağışlanma vesilesidir. Ayrıca cenazeye katılan Müslümana da büyük bir sevap vardır.

Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir.
Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine mümkünse (üzüntüyü uzatmamak için) üç gün içinde TAZİYE-başsağlığı dilemek, kabirleri zaman zaman ziyaret etmek sünnettir. “Allah rahmet eylesin.”, “Başınız olsun.”, “Allah sabır versin.”,  “Makamı cennet olsun”,  Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz.” gibi ifadeler söylenir. Cenaze evinde taziyeye gelenlere helva yapmak doğru değildir aksine yemek onlara götürmek sünnettir.

HADİS: “Cafer’in ev halkına yemek hazırlayınız. Çünkü onların başına kendilerini meşgul eden bir iş gelmiştir.” Ebu Davud, Cenâiz, 25-26; Tirmizî, Cenaiz 21; İbn Mace, Cenaiz 59; Ahmed b. Hanbel, 6/380

Cenaze Namazının Kılınışı:
– Cenâzeye karşı ve kıbleye yönelik saf bağlanır ve niyet edilir. “Niyet ettim Allah için namaza, ölen kişi için duaya, er kişi (hatun kişi) niyetine, uydum imama” denir.
– İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar.
– Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden, “ve celle senâüke” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke” duasını okurlar.
– Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır,
– Cemaat da içinden tekbir alır ve içlerinden “Salli” ve “Barik” dualarını okur.
– Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenâze duasını, bilmeyenler Rabbena dualaarını veya kunut dualarını ya da dua niyetiyle “Fatiha” suresini okur. Son olarak aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilir, eller çözülür.

4.2. Kur’an ve Mevlit Okumak

OKUTMAK DEĞİL OKUMAK. Para vererek kur’an okutmak doğru değildir. Hele mezarlarda konusu olan hazır satılık hatim olayı tamamen yanlıştır. Mezarda defin esnasında okunan Kur’an’dan ayrı olarak biz evimizde haftanın hiç olmazsa bir gün mesela perşembeyi cumaya bağlayan geceleri Yasin Tebareke Fatiha okuyup ruhuna gönderebiliriz. Dost ve akrabalardan kuran okumalarını rica etmek de olabilir. Ama esas olan kişinin kendi ölmüşleri için yürekten içten kendisinin az da olsa okumasıdır.

MEVLİT: Doğum anlamına gelir. Türk edebiyatında Süleyman Çelebi’nin Hz. Peygambere duydu¤u derin saygı ve sevginin ifadesi olarak yazdığı “Vesiletü’n-Necat” adlı eser, ülkemizde mevlit olarak bilinir. Mübarek gecelerde düğünlerde ve cenazelerde okunması güzel görülmüştür.

Kur’an veya Mevlit okumanın 7’si, 40’ı, 52’si adeti de doğru değildir. Zira insan öldüğü andan itibaren duaya hayır hasenat yapılmasına muhtaç durumdadır. Ölüyü mezarında bir hafta 8 hafta bayramdan bayrama bekletmenin anlamı yoktur. Suya hasret bir insana bekle biraz deme gibi bir şey!.

Kur’an sadece ölülerin arkasından okunan bir dua kitabı değildir. Onu, yaşamımızın her alanında rehber olarak almalı, onun, ölüler için rahmet vesilesi olduğu kadar, hayatta olanlar içinde rehber niteliğinde olduğu göz ardı edilmemelidir.

Ayrıca Kur’an’ın ihlâs ile hiç bir maddi menfaat beklentisi olmaksızın yalnız Allah rızasını kazanmak için okunması lazımdır. Aksi halde okunan Kur’an’ın ne okuyana ne de ölmek üzere veya ölmüş olana faydası dokunur.

AYET: “…O ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’ an’dır. O, (zihin ve ruh dünyaları) diri olanları uyarmak ve inkâr edenlere mazeret bırakmamak içindir.” Yâsin/69-70

Mehmed Akif Ersoy‘un yakınması bu yüzden olmalıdır:
“İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de,
Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?
Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın.
Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz, bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için”.

4.3. Dua Etmek ve Hayır Yapmak  23

Ölmüşlerimizle en etkili iletişim yürekten yapılan duadır. 

HADİS: “Cenaze namazı kıldığınız zaman, ölen kimseye içtenlikle dua ediniz.” Ebu Davud, Cenaiz, 60

HADİS: “Allah’ım! Bu ölüye mağfiret et, ona merhamet et, onu bağışla… cennete koy ve cehennem azabından koru.” Müslim, Cenaiz, 85

Ölmüşlerimize ikinci önemli vazife onun adına hayır hasenat yapmaktır.

HADİS: “Bir insan öldüğünde, amelinin sevabı kesilir, amel defteri kapanır. Ancak şu üç kimsenin; Sadaka-i cariye (cami, medrese, çeşme gibi kalıcı hayır eseri), hayırlı, faydalı ilim (bir eser yazan veya ilmî icat ve keşif yapanlar), anne ve babasına hayır dua eden salih ve hayırlı bir çocuk bırakanların (sevap defteri) kapanmaz.” Müslim, Vasiyye, 14

Ölmüş birisi için yapılabilecek en büyük iyiliklerden birisi onun için dua etmektir.
Nitekim; “Ey Allah’ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik
yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye soran Ebû Ubeyd Mâlik
İbn Rabîa es-Sâidî (r. a.)’ye Peygamber Efendimiz: “Evet vardır Onlara dua, onlar için
Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra -vasiyetlerini
yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi (akraba ziyaretini)
ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak “cevabını vermiştir (Ebu
Davud, Sünen, Edeb, 12; İbn Mace, Sünen, Edeb, 2.).

Yine Kur’an’da Onlardan sonra gelenler şöyle derler: “Rabbimiz, bizi ve bizden
önce iman eden kardeşlerimizi bağışla ” (Haşr suresi, 10. ayet ) ayeti, cenaze namazı,
dua ve istiğfarın ölülere fayda vereceğini bildirmektedir( Hayrettin Karaman, İslam’ın
Işığında Günün Meseleleri, S. 107.).

HADİS:  “İnsan ölünce bütün amelleri kesilir. Ancak üç şey (bunları yapan
üç kişi) müstesna: Sadaka-i cariye (bırakan) veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat bırakan” Müslim, Sahih, Vasiyyet, 3; Ebu Davud, Sünen, Vesaya, 14

a- Sadaka-i cariye denilen, insanların istifade edebileceği yol, köprü, hastane, okul, cami, yurt, çeşme, mescit ve vakıf eserleri yapmaktır. Bu türden bir müessese hayatta kaldığı müddetçe, kıyamete kadar orada yetişenlerin kazandıkları sevapların bir misli de bu müesseseleri kuranların amel defterlerine kaydedilecektir

b- İlim ehlinin bıraktığı eserler de sadaka-i câriyedendir. Eserlerdeki ilimlerden herkes, kapasitesine göre istifade eder.

c- Ölen kişi, ardından hayırlarda bulunacak ve faydalı nesiller yetiştirecek evlat bırakırsa, onun da amel defteri kapanmaz.

Ölüler, hayatta olan insanların kendilerine ettikleri dualardan faydalanırlar.
Hayatta olanlar, Allah’a ölü için dua eder, ruhuna bağışlamak için Kur’an-ı Kerim
okursa, bunun ölülere faydası olduğu haber verilmiştir.

Öte yandan gerek ölümü hatırlatması gerekse insana zarar verici nitelikteki hırsı engellemesi amacıyla kabir ziyareti yapmak dinimizde dirilere tavsiye edilen davranışlardandır.

Kabir ziyaretinde, dua edip, Kur’an okumak ve bu okunanları ölülerin ruhlarına göndermek tavsiye edilmiştir.

Dua hayatta olan kimseye fayda verdiği gibi ölüye de yarar sağlar. İçinden geldiği
şekliyle ölüler için Allah’a dua etmek, istek ve mağfirette bulunmak önemlidir. Âlimlerin çoğu; ölen birisi için verilen sadakanın, şartlarına uygun olarak okunan Kur’ân-ı Kerîm’in, yapılan duâların ona ulaşacağını söylemişlerdir. Nevevî, Fetâvâ 92; Ibn Âbidîn, el-Ukâd l1/297

Fakat ölenin mü’min olarak gitmiş olması, bunun birinci şartıdır. Mü’min olarak ölmeyenler için yapılan bağış dileklerinin asla kabul olunmayacağını, Allah (c.c.) Kur’an’da haber vermektedir. Tevbe/80

Hayır yapmak

Ölen bir kimsenin ardından hayır yapmak, sadaka vermek dinimizin tavsiye ettiği
uygulamalardandır. Ölünün ardından gerek yemek yapıp, fakirlere dağıtmak, gerekse, ölü adına çeşitli yardımlarda bulunmak dinimizin hoş karşıladığı güzel davranışlardandır.

HADİS: “Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Annem vefat etti Ben onun için ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunsam ona faydası olur mu? diye sordu Peygamberimiz: “Evet” deyince, adam; “Benim bir meyveliğim var Onu, annem için fakirlere dağıtıyorum” dedi Buhari, Sahih, Vesaya, 15, 20, 26

HADİS:  “Ey Allah’ın Resulü dedim, annem vefat etti, (onun adına) yapacağım sadakanın hangisi daha güzeldir?” Peygamber Efendimiz (s. a. v.), “su” buyurdular Bu cevap üzerine Sa’d bir kuyu kazdı ve: “Bu kuyu Sa’d’ın annesi için dedi ” (Ebu Davud, Sünen, Zekat, 42; Nesei, Sünen, Vesaya, 9

Ölünün ardından gerek yakınları gerekse başkaları tarafından verilen sadakanın, ölüye ulaşacağı ve ona yarar sağlayacağı bildirilmektedir. Seyyid Sabık, Fıkhu’s-Sünne, 1/568

5. K›yamet 26

Kıyamet: “kalkmak”, “dikilmek”, “dirilmek” gibi anlamlara gelen kıyamet; evrenin düzeninin bozulması, her şeyin yok olması ve ölen tüm insanların yaptıklarının hesabını vermek üzere diriltilecekleri zamandır.

İsrafil adlı meleğin “Sûr” denilen bir alete üflemesiyle tüm canlılar ölecek ve dünyadaki hayat sona erecektir. İsrafil’in Sûr’a ikinci kez üflemesiyle bütün insanlar yeniden diriltileceklerdir.

AYET: “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!” Zümer/68

Kıyamet, Kur’an-ı Kerim’de hangi isimlerle anılıyor?

Kıyamete, Yevmü’l-Kıyâme (Kalkış, Diriliş Günü), el-Saah (Saat), Yevmü’l-Âhir
(Son Gün), el-Âhire (Gelecek Hayat), Yevmü’d-Din (Ceza Günü), Yevmü’l-Hesap
(Hesap Günü), Yevmü’l-Fası (Karar Günü), Yevmü’l-Cem (Toplanma Günü), Yevmü’l-
Hulud (Sonsuzluk, Sonsuzlaşma Günü), Yevmü’l-Ba’s (Diriliş Günü), Yevmü’l-Haşre
(Pişmanlık Günü), Yevmü’t- Teğ abün (Kusurların Ortaya Çıktığı Gün), el- Karia
(Şaşırtan Felâket), en-Naşiye (İnsanı Dehşete Düşüren Felâket), et-Tamme (Herşeyi
Kuşatan Felâket), el-Hakka (Büyük Hakikat) ve el-Vakıa (Büyük Olay) gibi isimler
verilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Kıyamet Olayı nasıl anlatılmaktadır?

AYET: “Ey insanlar! Rabb’inizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!” Hac/1

AYET: “… Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.” Hac/7

AYET:  “… O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et” Hicr/85

AYET: “…Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir” Nahl/77

AYET: “Onlar üstelik kıyameti de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık” Furkan/11

Kıyamet Ne Zaman Kopacak?

Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka hiç kimse bilmemektedir.

AYET:  “Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır.” Lokman/34

AYET: “De ki: ‘Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.” A’raf/187

AYET: “Kıyamet’in ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Kıyametin vaktini bildirmek senin görevin değil. Onun nihayeti ancak Rabb’ine aittir” Nâziât/42 – 44

HADİS: “Cebrail ‘Kıyamet ne zaman kopacak?’ sorusuna Peygamberimiz “Sorulan sorandan daha bilgili değildir.” diye cevapladı. Buhârî, İmân, 37

HADİS:  Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?” diye sordu. Efendimiz (s.a.v): “Sen kıyamet için ne hazırladın?” diye sordu. Adam: “Öyle fazla bir ibadet ve taatim yoktur, fakat ben Allah ve Resûlünü seviyorum” diye cevap verdi. O zaman Efendimiz (s.a.v): “Sen sevdiklerinle beraber olacaksın” buyurdu. Buhari, Edeb,96; Müslim, Birr,161-166; Ebû Davud, Edeb,113

Kıyametin Oluş Biçimi

Kıyametin kopuşu, İsrafil adlı meleğin sur borusuna üflemesiyle başlayacaktır. İsrafil sur’a iki kez üfleyecek, birincisinde dünya yaşamı son bulacaktır. Tüm canlılar ölecektir. İkinci bir üfürüşte ise, bütün insanlar dirilecek, mahşer denilen büyük bir meydanda toplanacaklardır.

AYET: “Sura üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür” Zümer/68

AYET:  “Kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür.
İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir.” Hac/1 – 2.

AYET: “O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yüne döner. Dost, dostu sormaz.” Meâric/8 – 10

AYET: “Gökyüzü yarıldığı zaman, yıldızlar döküldüğü zaman, denizler birbirine katıldığı zaman, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,” İnfitâr suresi, 1 – 5

AYET: Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar döküldüğünde, Dağlar yürütüldüğünde, Gebe develer salıverildiğinde, Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, Denizler kaynatıldığında, Ruhlar birleştirildiğinde, Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda, “Hangi günah sebebiyle öldürüldü? diye. Defterler açıldığında, Gökyüzü sıyrılıp alındığında, Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında,” Tekvir/1- 13

Müslümanlar arasında ölüme küçük Kıyamet (kıyamet-i suğra) Kıyamete de büyük kıyamet (kıyamet-i kübra) denmektedir.

AYET: “Allah’a kavuş up huzura çıkmayı yalan sayanlar, gerçekten ziyana uğradılar. Nihayet kendilerine ansızın Saat-Kıyamet gelince, onlar günah yüklerini sırtlarına yüklenerek gelirler ve: “Orada hayatta iken, işlediğimiz büyük kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!” derler…” En’am/31

KIYAMET NE ZAMAN NASIL KOPACAK Bilimsel verilerle açıklama.

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9320/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir.html

http://www.sorularlaislamiyet.com/blog/201034/kiyamet-ne-zaman-kopacak.html

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9679/kiyametin-kopmasinin-ve-kainatin-yikilmasinin-mantiki-ve-bilimsel-delilleri-nelerdir.html

6. Yeni Bir Hayat: DİRİLİŞ VE AHİRET 30

1. KIYAMETE sonrasında DİRİLİŞE GÜÇ YETER Mİ?

AYET: “Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet o, her şeye kadirdir.” Ahkâf/33

2.YERYÜZÜNÜ SÜREKLİ CANLANDIRAN YOK EDİP CANLANDIRAMAZ MI?

AYET: “Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler
bitirdik. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları
olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik.
İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.” Kâf/9-11

3.ANNE KARNINDA YARATAN KEMİKLERİ TOPRAK KARNINDA CANLANDIRAMAZ MI?

AYET: “İnsan görmez mi ki biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyor.

De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü o, her türlü yaratmayı gayet
iyi bilir. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran odur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıdır.

Bir şey yaratmak istediği zaman onun yaptığı “Ol!” demekten ibarettir. Hemen oluverir. Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir! Siz
de Ona döneceksiniz.” Yâsîn/77-83

AYET: “Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” Rum/19

DİRİLİŞ VE SÜREÇLER

Diriliş yani Haşir‘den sonra  insanlar Mahşer yerinde toplanıp,  Mahkeme-i kübra’ya çıkarılacaklar. Amel defterleri açılacak. Dünya hayatında yaptıkları iyilik ve kötülükleri sorgulanacak. MİZAN adalet terazisi ile sevap ve günahları tartılacak. Kul hakları yerine getirilecek. Af ve Şefaat uygulanacak. Sonuca  göre, Kitapları sağdan veya soldan verilerek Sırata yönlendirilecek geçemeyen cehenneme düşerken geçenler cennete girecek.

İnsanlar 3 grup olacak:

1-Doğrudan cehenneme girenler. İnkarcılar, müşrikler.

2-Doğrudan cennete girenler Peygamberler Büyükler günahsızlar veya affedilenler.

3-Yoğun günah sebebiyle, Allah’ın diledikleri, dilediği kadar cehennemde ceza görüp çıkarılarak cennete alınacak olanlar.

*****DEĞERLENDİRME*****

Günahların dünyada silinmesi: Tövbe, İbadetler, Musibetlere sabır, insanlara hizmetler günahları dünyada siler.

Günahların Ahirette silinmesi: Dünyada silinmemiş günahlar ölümle kabir sorgulamasıyla Berzah hayatındaki bekleme çilesiyle silinebilir. Çok çok günahları olanlarınki haşir mahşer mahkeme mizan sorgulama heyecanlarıyla temizlenebilir. Hala silinemeyecek kadar günahları olanlar Şefaatle sırat heyecanıyla silinebilir. Kapkara günahkar olanlar kalbindeki imanı kaybetmemiş olanları Allah dilerse affeder dilerse aklanıncaya kadar cehennemde temizleyebilir. Allahü alem.

ÖLÜM-KIYAMET SONRASI yaşanacaklar

Kabir sorgulaması: Münker Nekir isimli iki melek üç soru sorar:

HADİS: “O iki melek ona (mü’mine): ‘Rabbin Kim?’ derler. O: ‘Rabbim Allah’tır.’ der. Melekler: ‘Dinin nedir?’ derler. O: ‘Dinim İslâm’dır.’ der. Melekler: ‘Size gönderilmiş olan Peygamberin kimdir?’ derler. O: ‘Allah’ın Rasûlü Muhammed’ der. Melekler: ‘Amelin nedir?’ derler. O da: ‘Allah’ın kitabını okudum, ona imân ettim ve onu tasdik ettim.’ der…” Müsned, 4/287-288; 4/295-296

HADİS: “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyin ve Allah’tan (itikadında) sabit kılmasını isteyin. Muhakkak ki o şu anda sorguya çekiliyor.” Ebû Dâvud, Cenâiz 73

HADİS: “Kabir azabı haktır. Kabirde azap çekenleri, hayvanlar işitir!”  Tirmizi, Cenaiz 70; Nesai, Cenaiz 116

HADİS: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: “Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur.” Buhârî Cenâiz,82;Müslim,İmân,34;Ebû Dâvud,Tahâret,26

KABİR SÜALİ VE AZABI İÇİN BAKINIZ

http://www.hikmet.net/icerik/4886/ahiretin-ilk-duragi-kabir
http://www.hikmet.net/icerik/4796/kabir-azabi

http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/iman-esaslari/olum-ve-sonrasi/kabir-hayati

Berzah: Kabre girişle başlayan, kıyamete-haşre kadar devam edecek olan bekleme alanı ve sürecidir.  Kelime itibarıyla, iki şey arasındaki perde, set ve engel demektir. Istılahî olarak ise; ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları âlem, kabir âlemi, dünya ve ahiret arasındaki koridor, bir bekleme salonu manalarına kullanılmaktadır. Berzah, dünyayla âhiret arasında bir köprüdür. Berzah için de bir zaman söz konusudur. Fakat, dünyevî kıstaslar-ölçüler yönüyle buradaki zaman değil de, oraya ve ahiret ölçülerine göre bir zaman vardır.

İnsanlar berzahta, dünyada oluşturdukları kalp ve zihin dünyalarına ve amellerine göre bir dünya bulurlar. Ve gidecekleri yerin -tabir caizse- fragmanlarıyla haz ya da sıkıntı yaşarlar.

Dünyadaki olumlu-olumsuz davranışlar berzahta TEMESSÜL eder. Bir şekil biçim kazanır. 

Namazlarını, Kur’ân’larını, Allah (cc) yolundaki hizmetlerini, gönüllerine inşirah ve sürur verici birer enîs, birer dost olarak bulurlar. Cennet’e ait pencereler açılır; nazarlarına en lâtif sermedî manzaralar, güzel tablolar arzedilir ve cennetlerini seyredip dururlar. Dünyâda çirkin yaşayanlara gelince, onlar için temessüller de çirkin olur ve onlara Cehennem gösterilir. Biri, Kıyâmet’in bir an önce kopmasını arzularken, diğeri hiç kopmamasını ister. Berzah âleminde Kıyâmet koptuktan sonra ne kadar kalınacağını ise ancak Allah (cc) bilir.

HADİS: “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.” Tirmizî, Kıyamet,26

HADİS: Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah Cennet veya Cehennem’deki yeri arz edilir. Cennet ehlinden ise, yeri Cennet ehlinin, ateş ehlinden ise yeri ateş ehlinin yeridir. Kendisine: ‘Allah seni kıyamet günü diriltinceye kadarsenin yerin işte budur!’ denilir.” Buhari, Cenaiz 90, Bed’ül-Halk 8, Rikak 42; Müslim, Cennet 65; Muvatta, Cenaiz 47,

Mahşer: Yeniden diriliş ile birlikte insanların hesap vermek üzere toplanacakları yere denir.

Mizan – Terazi: Sevap ve günahların tartıldığı o yere özel adalet terazisine denir. Sevabı ağır olanlar cennete, günahı çok olanlar ise cehenneme gider. Allah dilerse affeder. Bir sevapla yüzler günahı silebilir. İman mücevheri sayısız hatayı silebilir.

AYET: “Kıyamet günü kurulacak mizan haktır, gerçektir. Tartıda sevapları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Araf/8

AYET: “Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. O zaman hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan her işi, bir hardal tanesi kadar da olsa, adalet terazisine getiririz. Herkesin hesabını görmeye yeteriz. Enbiya/47

AYET: “Sevapları tartıda hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.” Araf/9

Amel Defteri: Dünyada insanların yapmış oldukları iyi veya kötü davranışların
kaydedildiği defterdir. Kiramen Kâtibin melekleri insanın sağ ve sol yanlarında bulunup, yapılan her iyi veya kötü davranışı sözü yazmaktadır. Bir de Allah katında ana kitapta yazılıdır. Bu üçü birbirini teyid eder onaylar. Allah dilediğini silebilir.

AYET: “Vay halimize, bu nasıl kitapmış, küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın yaptıklarımızın hepsini sayıp dökmüş..!” Kehf/49

Hafıza kayıtları: İnsanın hayatı boyunca olumlu olumsuz yaptıkları hafıza kaydına alınır. Orada tamamı kişiye hatırlatılır gösterilir. Allah dilerse kimseye göstermeden rahmetiyle siler unutturur.

Organların şahitliği: El göz ayak deri konuşur mu? Yani bunlar et parçaları! Ses telleri boğazımız ne parçası?! Bir de kanarya bülbül gırtlağı var. Bu dünyada sayısız konuşma stilleri dilleri var. O sonsuz alemin dilleriı farklı olacaktır tabi ki.

AYET: o gün insan kendi aleyhine şahittir.” Casiye/15

AYET: “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder. ” Yasin/65

AYET: Nihâyet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler. ” Fussilet/20

Hesap: Kişinin dünyada yaptığı davranışlarından sorgulanmasıdır. Kur’an, zerre
miktarı bile olsa kişinin tüm yaptıklarından hesaba çekileceğini haber vermektedir Zilzal/7 – 8

AYET: Kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!” Araf/6

AYET: “Yaptıkları her şeyi kendilerine bir bir anlatacağız; çünkü onlardan uzak değiliz”  Araf/7

HADİS: “Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz:
1- Ömrünü nasıl geçirdi?
2- İlmi ile nasıl amel etti?
3- Malını nereden, nasıl kazandı, nereye harcadı?
4- Bedenini nerede yordu? Tirmizi

Kitapların verilmesi:

AYET: “Kitabı sağ tarafından verilen: Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum, der. Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir cennettedir. Onlara “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin denir.” Hakka-19-24

AYET: “Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: Keşke kitabım bana verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti. Hakka/25-29

Şefaat: Âhirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefaat demek, günahı olan müminlerin günahlarının bağışlan­ması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ve Allah katındaki dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir.

Kâfir ve münafıklar için şefaatin hiçbir şekilde söz konusu olmadığı o günde, başta Peygamberimiz olmak üzere diğer peygamberler ve Allah’ın has kulları, “…İzni olmadan onun katında kim şefaat edebilir?…” (el-Bakara 2/255), “…Onlar Allah rızâsına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmez­ler…” (el-Enbiyâ 21/28) meâlindeki âyetler şefaatin varlığını ortaya koyarlar.

HADİS:  “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir” Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 21; Tirmizî, “Kıyâmet”, 11; İbn Mâce, “Zühd”, 37

Hz. Peygamber’in bundan başka bir de genel ve kapsamlı bir şefaati vardır. Mahşerde bütün yaratıklar ıstırap ve heyecan içinde hesaplarının görülmesi için bekleşirlerken, o Allah’a dua ederek hesap ve sorgunun bir an önce yapılmasını ister. Buna “şefâat-i uzmâ” (en büyük şefaat) denilir. Pey­gamberimiz’in bu şefaati, Kur’an’da “makam-ı mahmûd” (övülen makam) adıyla anılır (el-İsrâ 17/79); şefâat-i uzmâ konusunda bk. Buhârî, “Zekât”, 52).

HADİS: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet günü bana şefaat edin!” dedim Peygamber Efendimiz (asm): “İnşaallah yapacağım!” buyurdular Ben tekrar: “Sizi nerede arayıp bulayım?” dedim “Beni ilk aradığın zaman Sırat üzerinde ara!” buyurdular “Size (orada) rastlayamazsam?” dedim “Mizan’ın yanında beni ara!” buyurdular “Orada da size rastlayamazsam?” dedim “Öyleyse beni havzın yanında ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!” Tirmizî, Kıyamet 10

Müslümanlara düşen görev, şefaate güvenip dinin gereklerini terketmek değil, şefaate lâyık olmak için çalışıp çabalamaktır.

Havuz-Kevser: Kıyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacaktır. Müminler bunların tatlı ve berrak suyundan içerek susuzluklarını gidere­ceklerdir. Kur’an’daki “Kuşkusuz biz sana kevseri verdik” (el-Kevser 108/1) âyetinde geçen kevser, genellikle havuz olarak anlaşılmıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in kıyametteki havuzu için “havz-ı kevser” denilmiştir.

Hadislerde bildirildiğine göre kıyamet günü her peygamberin bir havuzu olacaktır. Bu havuzdan o peygamberin kendisi ve ümmeti içecektir. Hz. Peygamber’in havuzu çok geniş, suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzel, kadehlerinin sayısı da gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir kere içen bir daha ebediyen susamayacaktır. Buhârî, “Rikak”, 53; “Fiten”, 1; Müslim, “Fezâil”, 9; Tirmizî, “Kıyâmet”, 14, 15

Sırat: Sırat, mahşer yerinden itibaren cehennemin üzerinden geçerek cennete kadar uzanacak bir köprüdür. 

AYET: “Onları Cehennem Sıratına [Sırat köprüsüne] götürüp hapsedin! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. Saffat/23, 24

AYET: “Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, peygamberlerin sözleri de “Ey Allah’ım, kurtar kurtar.” olur.” (Buhari ve Müslim’den naklen, Tâc, V, 377-378).

HADİS: “Mahşerde muhakeme ve muhasebe işlerinden sonra Cehennemin üzerinde bir köprü (Sırat) kurulur. Allah şefaate izin verir. (Mü’minler) ‘Ya Allah selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur.’ ‘Ya Rasulallah, köprü nedir?’ diye sorulduğunda; “Kaypak ve kaygan bir yoldur. Mü’minler amellerine göre kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi iyi cins yarış atları gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Mü’minlerden kimi sapasağlam kurtulur. Kimi de tırmalanmış (hafif yaralı) olarak salıverilir. Kimileri de Cehennem ateşi içerisine dökülür.” Buhari, Müslim, Tâc, V, 394-395

A‘râf : “Dağ ve tepenin yüksek kısımları” anlamına gelen a‘râf, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır. Bilginler, a‘râf ve a‘râflıkların kimler olacağı konusunda farklı iki görüşe sahip olmuşlardır:

1.      Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış olarak ölen insanlarla, küçükken ölen müşrik çocukları a‘râfta kalacaklardır.

2.      A‘râflıklar, iyi ve kötü amelleri eşit olan müminlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah’ın lutfuyla cennete gireceklerdir.

AYET:  “İki taraf (cennetliklerle cehennemlikler) arasında bir perde ve a‘râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak, cennet ehline selâm size diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce: Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler” A‘râf/46-47

Cennet-ve Cennetlikler

AYET: “Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya derler.”  Nahl/32,  Zümer/73, “Atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar” Rad/23-24

AYETLER: “Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.” Zuhruf/71,  “Rablerinin yanında onlar için istedikleri her şey vardır.” Şura/22, “Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz” derler.” Zümer/74,  “Canlarının istediği şeyler içinde ebedi kalırlar.” Enbiya/102.

“Yüzler, o gün nimetle mutludur. Gaşiye/8, “Yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.” İnsan/11, “Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp atarız.” Araf/43, “Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar. Hicr/47, “Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler. Duydukları söz, yalnız “selam”, dır.” Vakıa/25-26, 

“Orada boş bir söz işitmezler.” Gaşiye/11, “Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.” Nebe/35,  “Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir.”  Fatır/35 “Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.” Hicr/48, “Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Araf/35

Genişliği gökle yerin genişliği kadar olan, altlarından ırmaklar akan cennete koşuşun.” Hadi/21, “Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.” (İnsan/20, “Orada bir pınar vardır ki, adına “selsebil” derler. İnsan/18, “Çeşitli ağaçları, meyvaları, uzamış gölgeleri, vardır yemyeşildirler.”  Rahman/48,64, Vakıa/30, “Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.” Nisa/57, 

“Onlardaki bir meyveden rızıklandırıldıklarında: “Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak.” Bakara/25, “Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir.” Tevbe/72, “Orada şehnişinli balkonlu köşkler vardır.” Zümer/20, “Orada cevherlerle işlenmiş karşılıklı tahtlar üzerindedirler. Vakıa/15, Saffat/44 “Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.” İnsan/13, Astarları atlastan yataklara yaslanırlar.” Rahman/54

“Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. İnsan/21, “Orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.” Hac/23, Fatır/33,

“Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır.” Muhammed/15, “Onlara tertemizı saf bir içki sunulur. Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.” Mutaffifin/25-26, “Pek çok meyva arasında, Tükenmeyen ve  yasaklanmayan.” Vakıa/32-33, “Dalbastı kirazlar, Meyva dizili muzlar, Vakıa/28-29,  Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle. Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir. Beğendikleri meyvalar, Canlarının çektiği kuş etleriVakıa/18-21, “İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır. Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir. “Saffat/45-47

“Hep yaşıt sevgi dolular. “Vakıa/37, “Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.” İnsan/19

HADİS: “Ben salih kullarım için ahiret azığı olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmedik bir takım nimetler hazırladım. Allah’ın bildirdiklerinden  başka bildirmediği bir şey vardır ki, o en büyüktür’ buyurdu.” Müslim 2824/3, Buhari 3053

HADİS: “Cennette nimetlerinden, tırnak kadar bir şey görünseydi gökler ve yeryüzü süslenirdi. Cennet bilezikleri görünseyi, güneş ve yıldızların ışığı silinirdi.” Tirmizi 2661

HADİS: “Cennetliklere Ebedi sıhhatli kalmak hasta olmamak, ebedi yaşamak ölmemek, ebedi genç kalmak yaşlanmamak, ebedi nimetler içinde hoş bir halde olmak ve sıkıntı ve zorluğa maruz kalmamak hakkınızdır diye nida edecektir’ buyurdu.” Müslim 2837/22

HADİS: “Her kim cennete girerse nimet içinde hoş halde olur. Kendisine hiçbir sıkıntı ve zorluk isabet etmez. Elbiseleri eskimez, gençliği de bitmez’” Müslim 2836/21, Tirmizi 2646

HADİS: “Cennete kılsız, yaratılıştan sürmeli, otuz-otuz üç yaşında olarak gireceklerdir” Tirmizi 2669

HADİS: “Cennettekilerin yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki sureti gibi yıldız gibi dereceli parlaktır. Onlar cennette küçük büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler, tükürmezler. Onların cennetteki tarakları altındır, terleri misktir.  Cennetlikler arasında çatışma ve düşmanlık yoktur. Onlar sabah ve akşam Allah’ı tesbih ederler.” Müslim 2834/14, 15, 16, Buhari 3053, 3054

*****DEĞERLENDİRME*****

Kısa ömürle sonsuz cennet cehennem adaleti

1.İnsana verilenler o derece güçlü ki iman etmemek mümkün değil. Akıl, Kalp, Vicdan, duyular duygular. Evrendeki olaylar. Somut belgeler; Peygamberler ve kutsal kitaplar. Bilimsel gelişmeler, madde ötesi araştırmalar.

Peygamber kutsal kitap bilmeyenler Akıllarını kullanıp ismini diyemeseler bile bir tek Yaratıcı inancına ulaşabilirler.

2.Yaratıcı inancına ulaşan bu inancı GEÇİCİ OLARAK sahiplenmez. İlk insan Peygamberdi Yaratıcı inancıyla geldi. Kıyamete kadar bu değişmeyecek demektir. Hz.Adem 15.000 yıldır yaşıyor olsaydı bu inançdan vazgeçmemiş olacaktı. Bu açıdan 50 yıl yaşamasıyla 15.000 yıl yaşaması, inanç açısından farksız demektir.

Ya da şöyle soralım: 50-100 yaşasan hep Allah inancıyla yaşayacaksın değil mi; vazgeçmeye niyetin yok!

1050 yaşasan Nuh gibi vazgeçmeye niyetlenir misin? Hayır demek ki EBEDİ İNANMA NİYETİNDESİN.

İşte bu ebedi inanma niyet ve azmi senin imanını da cennet ödülünü de ebedileşitrmiş olmakta. Allah kalpleti inanca niyete baktığına göre ona göre muamele edecek demektir.

İnkar eden için de aynı yorum uygulanabilir.

3.Allah’ın Rahmeti sonsuz. Muamelesi de sonsuz nimetleri de. Kısacık ömürle sonsuz cennetin kazanılması lutuf ve ikram olur. Düşünelim! 25-40 sene çalışan memura 25-40 senelik ortalama emeklilik hakkı vermek adaletse; 50-100 yıllık ömürde ibadet ve iyilik hizmetlerine karşı 50-100 yıllık cennet emekliliği de adalet olmalı!

Aynı mukayese inkarcı için yapılamaz. 50-100 yıl inkarcı oldum. O kadar cehennem cezası verilmeli. Peki sonra! Cennette mi olacak! Ama Temel barajı geçemedi. Dil anlatım dersinin baraj olması gibi. Bir ülkeye girerken vize sorulması gibi.

Ayrıca inananın imanı kainattaki Allah’ın şahitleri sayısınca çoğalma ve derinlik gösterirken. İnkarcının inkarı Nebileri red sayılıyor ve kainattaki adeta sonsuz bütün şahitlerin tezyifi tahkiri ve reddedilmişliği oranında çaplaşıyor cinayetleşiyor ebedileşmiş oluyor.

Konu kısa veya uzun zamanla ilgili olmadan dünyada Aklı kullanıp Allah’a inanmakla bağlantılı. Allah niyeti amel sayıyor. Kalbi, kalpteki pazarlıksız daimi iman tasdikini, ebedi onay yerine koyuyor. Bedenin zamanına yaşlanmasına değil, yaşlanmayan zamanla kayıtlı olmayan zamansız olan imana göre hükmediyor.

Cennette neler yaşanacak? Cennette canımız sıkılmaz mı?

RABBİMİZ CEVAP VERMİŞ: “Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç da gelmeyecektir.” Fatır/35

CEVAP VERİYORUZ: VALLA BENİ CENNETE KOYSUNLAR SIKILACAKSA CANIM VARSIN ORADA SIKILSIN 🙂

“Liste yap! Canını sıkan her şeyi sırala. Binlerce insanla yıllarca söyleşi-istatistik yap onların canlarını sıkanları da sırala. Sonra buruştur hepsini çöpe at. Cennette hiç biri yok çünkü.” şeklinde bir yaklaşıma ne dersiniz?

1.CAN SIKAN ŞEYLER OLURSA İNSANIN CANI SIKILIR. Orada can sıkıcı hiç bir olay yok.

AYET: Cennet’te onların altlarından ırmaklar akarken kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız.” A’raf/43

2.İNSANIN İHTİYAÇLARI KARŞILANMAZSA CANI SIKILIR. Orada hep mutluluk verici olaylar var.

3.MONOTONLUK KURU TEKRAR OLURSA İNSANIN CANI SIKILIROrada tekrar tekerrür yok, TECDİD TECEDDÜD VAR. Yenilenme ve orjinallik.

Orada gözlerin görmediği kulakların işitmediği akla hayale gelmeyen nimetler olacak.

Hem NİMETLER YENİLENİP DEĞİŞİP DURACAK hem de her defasında ALINAN HAZ VE LEZZET FARKLI olacak. Nasıl olacak? Gidince yaşanacak. Çeyiz sandıkları orada açılacak.

Ve bir HAZ OLACAK ki bütün CENNET HAZLARINI UNUTTURACAK: “RU’YETÜLLAH”

 AYET: “Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parlayacaktır, Rab’lerine bakacaklardır.” Kıyame/22-23

AYET: “Hayır! O kâfirler o gün, rablerini görmekten mahrum kalacaklardır.” Mutaffifin/15

HADİS: “Allah ile cennet ehli arasında perde kaldırılır. Allah’a yemin ederim ki, Allah, cennet ehline kendisine bakmasından daha sevgili hiç bir şey vermemiştir.” Tirmizi 2676

HADİS: “Cennette esinti olur  yüzlerine ve elbiselerine en güzel koku sürülür sonra güzellikleri artar da artar. Müslim 2833/13

HADİS: “Cehennemden en son çıkana Allah dünyanın 10 katı büyüklüğünde cenneti verir. Cennet ehlinin en küçük yer sahibi işte o kimsedir.” Buhari 6469, İbni Mace 4339

HZ.YUSUF GÖREN KADINLARIN HALİ?

AYET: Şehirde bazı kadınlar da “Azizin karısı, delikanlısından murad almaya kalkmış, sevgi yüreğini yakıp kavuruyormuş, görüyoruz ki, kadın çıldırmış besbelli. Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf‘a “çık karşılarına” dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir.” Yusuf/30-31

*****DEĞERLENDİRME*****

(10.sınıf 1.Ünite Ahirete iman değerlendirmesinden)

CENNETTE SONSUZ HAYATTA İNSANIN CANI SIKILMAZ MI?

diye soruyordu öğrenciler hep! Cevap da hep şöyle başlardı ve başka açıklamalara gerek kalmazdı. “Valla beni cennete koysunlar da; sıkılacaksa canım cennette sıkılsın!..

—Dünya koşullarında yaşamaya alıştığımız için o gözle bakmak yanıltıcı olabilir. (Yararlı da olabilir. Zira ayette dünyadakilere benzer nimetlerden de söz edilir.)

Kaldı ki acıları olan dünyada bile canımız sıkıldı dediğimizde bir okuma izleme konuşma yeme içme gezme vb aktiviteler bizi farklı duygu ve düşünceler içine sokuverir.

İnsanın canını sıkan hiç bir şey cennette yok! Herkes canını sıkan şeylerin listesini yapsın dense, hiç birinin orada olmadığı görülecektir. En önemlisi sorumluluklar insanın canını sıkar.

—Cennette hiç bir sorumluluk yoktur. İbadet yoktur, aile anne baba evlat sorumluluğu yoktur. Amir patron mesai iş sorumluluğu yoktur… vb.

—İnsanın canını sıkan ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. İhtiyaçlarını karşılamak için orada çalışmak-ekonomik sorun yoktur, sağlık problemi yoktur, tuvalet ihtiyacı yoktur.

—İnsanın canını sıkan azarlamalar alaya almalar aldatmalar olumsuz hiç bir söz ve davranış biçimi cennette yoktur. Beslenme sadece yemelerle olmaz insanın ruhu güzel söz ve tebessümlerle de beslenir. Cennet tam bir tebessüm ve nezaket diyaloglarının yaşanacağı yerdir.

İnsanın canını sıkan zevklerinin karşılanmaması sınırlandırılması bitivermesidir. Kur’an çeşitli yemelerden içmelerden elbiselerden eşiyle birlikte olabileceği.. kısaca seni ne mutlu ederdi diye sorulduğunda nefislerin vereceği cevaplara tam karşılıklarının bulunabileceği bir yaşam…

— İnsanın canının sıkılmasına fırsat kalmayacak o kadar çok o kadar orijinal ve farklı, o kadar değişen durmadan yenilenen güzellikler var ki!…

Şu çok önemli cümledir: CENNETTE ORJİNALLİK YENİLENECEKTİR. Monoton tekrar dünyada bile zevk lezzet verir. Aynı ekmek aynı su aynı hava aynı deniz aynı meltem aynı kuş cıvıltısı yakamoz mehtap bıktırır mı?Aksine tekrarını bekleyip dururuz bunların.

DÜNYADA sınırlı HAYAL GÜCÜNÜ KULLANIRSIN Sınırsız şeyler üretebilirsin! Binlerce milyonlarca beyin dünyada farklı besteler sporler resimler lezzetli yemekler üretiyorlar. Hele teknolojik araç gereçler, telefonlar mesela!.. İnsanlar durmadan yeni moda şeylerle canlanırlar. Vitrinlere standlara bakmaktan hiç yorulmazlar.

—Ahirette Allah kudretiyle SONSUZ ALANDA SONSUZ MODELLER ÜRETME BECERİSİ VERECEK. Hücre yenilenmesi gibi sürekli yinelenen değil yenilenen bir hayat olacak.

—İnsan yaşadığı bir lezzet ve aktivasyon halini bir daha yaşamayacak ki aynı şeya tekrar tekrar yaşıyorum deyip CANI SIKILSIN!

—Kimbilir belki hücre yenilenmesi gibi varlığımız tekrar tekrar YENİLENİP DURACAK aldığımız her nimeti ve lezzeti yeni tanıyormuş gibi olacağız… Allah bilir.

—Kimbilir belki de ÖLÜMSÜZLÜK FİKRİ ÖYLESİNE TAD VERECEK Kİ İNSANA, o toprak  üzerinde insan ne olsa yer içer tad alırım mutlu olurum kabullenilmişliğini yaşayıp duracak. Herkes böyle düşünmez mi zaten; sevdiğim yanımda ailemi kurmuşum bebem olmuş gelirim iyi arabam yazlığım da var şükür ne olmayanlar var… Kimi de mutlu ailem olsun ekmek peynir kuru soğan bile mutlu eder der. Ya hu ölümsüzlük kadar varlıkta başka bir mutluluk iksiri bulan varsa göstersin!…

—Bu ve benzeri açıklamalar bir yana insan şöyle de düşünebilir: Rabbimiz bu dünyada sonsuz kudretini iradesini yaratmasını güzelliklerini sınırları keşfedilemeyen evren ve insan dünyalarında nasıl göstermişse, kıyamet sonrası alemde de dilediği farklılıkta özellikte ve güzellikte göstermeye de Kadirdir. Tıpkı yasin süresinin sonunda çürümüş kemikleri başlangıçta kim yaratmışsa öldükten sonra diriltecek olan da O’dur. Bu kainatı kurduğu gibi sonsuz dünyaları kuracak olan da O’dur. O’na teslim olmaktan başka huzur ve çıkış yolu zaten yoktur.

—Anlatılanlar nasıl olacak nasıl anlaşılacak ki!… O da yüz görümlüğü çeyiz sandığı gibi açılınca orada görülecek. Görmeden inanmak ve ibadetle sorumluyuz. Burası hizmet yeri ücret orada… İki Hadisle tamamlayalım kıyas olsun:

Allah gözlerin görmediği kulakların işitmediği (dillerin tatmadığı) aklına hayaline hatırına gelmeyen nice güzelliklerle tanıştıracak!

Dünyanın en zengini olup hayatın en tatlısını bin yıl yaşasa insan, cennetin bir saatine denk düşmez. Cennette bin yıl yaşasa o, Allah’ın cemalini bir an görme yanında sönük kalır.

ÖĞRENME ALANI: İBADET

2.ÜNİTE ÖZET SUNUM

ÜNİTE 2: TÖVBE VE BAĞIŞLAMA

1. İnsan Hata Yapabilen Bir Varlıktır 28

İnsan maddi olarak basit bir hücredir, mezara girecektir. Ama Allah’ın en mükemmel sanatı en şerefli varlığı diyoruz. Ama aynı zamanda bireysel olarak ve insan ilişkilerinde Allah’a ve insanlara karşı kusur yapabilen günaha girebilen bir varlıktır da.

İnsan maddi olarak basit bir hücredir, mezara girecektir. Ama Allah’ın en mükemmel sanatı en şerefli varlığı diyoruz. Ama aynı zamanda bireysel olarak ve insan ilişkilerinde Allah’a ve insanlara karşı kusur yapabilen günaha girebilen bir varlıktır da.

Önemli olan kusuru fark etmek, vicdanı harekete geçirmek, kusurdan dönmek ve hatayı  telafi etmektir. Bu da Allah’a karşı tövbe ve istiğfarla insanlara karşı özür ve hak ödeme ile olur.

HADİS: “Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.”  Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30

HADİS: “Asıl muhacir (hicret eden), hata ve günahları terk edendir.” Buhari, İman, 4

_________________________________

*****DEĞERLENDİRME*****

1 İNSAN EN MÜKEMMEL BİR VARLIKTIR. Mükemmel yaratılış özellikleri vardır. YARATICISI KEMAL sahibidir. İnsan kemalini mükemmeliyetini o KEMAL isminin sahibi Allah’dan almaktadır. O’ndan dolayı O’NU göstersin diye böyle mükemmeldir. Bu sebeple insana Allah’ın bütün güzel isimlerini yansıtan bir ayna ve kainatın bir özet örneği denir.

2 İNSAN EN KUSURLU BİR VARLIK OLABİLMEKTEDİR. Maddi olarak kusurludur eksiktir; ölümlüdür bir kere. Acizdir fakirdir bir sıvı içindeki hücrecikten gelir; ölünce de bir toprak hücreciğe döner. Manevi mikroba da yenik düşer, nefsinin boşlukları zaafları vardır; ruhunun mikrobu zevkü sefalara cinselliğe paraya şöhrete makama kibre hırsa ihtirasa da yenik düşer çukurlara düşer… (Bak Tin suresi)

Böyle oluşu ayrı bir rahmettir. Eğer maddi acizliğine bakarak Sonsuz güce zenginliğe secde ile yönelirse. Eğer manevi acizliğine günahlara girişine insanlara zulmedişine bakarak yanarak Rabbisinin kapısına vararak tövbe ederse.

Bunlardan dolayı ONA DÖNÜŞ YAPSIN diye insan böyle basit ve kusurludur.

Kur’an meleklerin isyankar olmadıklarını belirtir. Meleğin insan gibi dönüşü olmaz çünkü gidişi isyanı olmaz. Peygamberler de masum kabul edilir, örnek seçilmiş olduklarından kusur işlemez durumladırlar. Cinlerde isyan olur insan gibi nefis taşırlar. İblis cinlerin ilk atasıdır ve Ademe secde emrini dinlememiş kibirle isyana yönelmiştir. Dönüş yolunu da kendi kapatmıştır. Kovulunca da şeytan ismi verilmiştir. Adem ise yasak meyvaya dokunduğu için tövbe etmiş affedilmiş yüceltilmiştir.

İnsana hatasız demek yanlış olduğu gibi mutlaka hata yapacak demek de yanlıştır. Aynı şekilde hata yaptıktan sonra batacak işi bitecek demek de… Ümit kesmek Allah’ı affetmez diye itham etmek bir inkarcı özelliğidir.

Esas olan insanın akıl ve iradesini kullanarak hatadan uzak kalmaya çalışması işlediğinde de üzüntü duyarak af dilemesi tekrarından da kaçınması önemlisi Hakk’ın kapısının eşiğine yönelmesidir.

Allah ile kul arasındaki günahlar için tövbe gerekir. İnsanların hak ve hukukunu gerektiren hatalarda ise ayrıca helallik gerekir.

Kul hakkı maddi ise, alınan şey iade edilir veya bedeli ödenerek helallik alınır.

Kul hakkı manevi ise (alay hakaret kalp kırma gıybet iftira vb) helallik alınır.

Ödeme yapılmaz helallik alınmazsa, ahirette borçlunun sevapları alacaklıya alacaklının günahları da borçluya verilir.

Alacaklı ölmüşse veya ulaşamazsa yakınları varsa onlara verir helalleşir. Kimse yoksa o kişi adına muhtaçlara verir ve onun için dualar eder.

*****DEĞERLENDİRME*****

BÜYÜK GÜNAHLAR:

AYET: “Size yasak edilen büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli/övgün bir yere sokarız.” Nisa/31

AYET: “Ufak tefek kusurları (lemem) dışında günahın büyüklerinden (kebâiru’l-ism) ve çirkin işlerden (fevâhiş) sakınanlara, rabbinin affı şüphesiz boldur.”Necm/32

AYET: “De ki: Ey kendileri aleyhine aşırı giden/sınırları aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Doğrusu O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” Zümer/53

AYET: “Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındakileri dilerse affeder. ” Nisa,/116

HADİS: Hadislerde büyük günahlardan “mûbikât (helak edici davranışlar), kebâir, a’zamü’z-zünûb” gibi tabirlerle bahsedilir. Çeşitli hadis rivayetlerinde Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, ana babaya karşı gelmek, yetim malı yemek, faiz yemek, dürüst kadınları iffetsizlikle suçlamak, büyü yapmak, savaştan kaçmak, yalancı şahitlikte bulunmak ve ödenemeyecek miktarda borçlu olarak ölmek büyük günahların başında zikredilmiştir. Müsned, 2/201, 214; 4/392; 5/413; Müslim, imân, 143-146

HADİS: “Yedi helak edici günahtan uzak durunuz Denildi ki, ya Resulullah, onlar nelerdir?; şöyle buyurdu: Allah’a ortak koşmak, bir cana kıymak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası yapmak” Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, İman, 144

İslam Bilginleri:

1- Katl
2- Zina
3- Şarap
4- Ukuk-u valideyn (yani kat-ı sıla-i rahim),
5- Kumar
6- Yalancı şehadetlik
7- Dine zarar verecek bid’alara taraftar olmaktır.

İslam bilginleri büyük günahların sayısını farkllı şekillerde sunmuşlardır. “Küçük günah ısrar edildiğinde küçük değil, büyük günah da istiğfar edildiğinde büyük değildir.” şeklinde değerlendirmeler de yapmışllardır.

Günah kavramı. Büyük küçük günahlar konuları için bakınız:

http://hikmet.net/icerik/3476/buyuk-gunahlar

http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/islam/gunah

GÜNAHLAR VE PSİKOLOJİK RİSKLERİ

*****Günah ruhta bir yaradır, silinesi bir lekedir. Ruh Cenab-ı Hakkın en has varlığıdır. Bir elmas bir pırlantadır o. Varsın elmasın üstünde bir toz lekesi olsun o yine aslını korumakta yine kıymettedir.

Günahlı da olsan Ruhunu O’na yönelt. Yaralısın pansumanın O’nda bak! Kim yaralı gördüğü bir kediyi bir kuşu sokak ortasında bırakır; hele senin ardın sıra acı acı cıyaklayarak miyavlayarak yakarırcasına mahzun sana bakarken!

Yaralı ol ama O’nun yolunda ol! Yaralı yaralı halinle yalvara yalvara o kapıda ol! Ama bil ki bir başka olur yaralıların vefası ve de vefalısı… Sen yaralı vefalı olacaksın da O’nu yaralarını saracak bir Vefalı olarak bulamayacak mısın sanıyorsun? Rabbim yaralı geldim ama yine sana geldim de!

*****Günah aslında yaratılışla ilgili; yaratılış sebebiyle… İnsan niçin yaratıldı? Her halde günah işlesin diye demiyeceksiniz! Ama işleyecek belli ki!. Nerden belli? Yaratılış mahiyetinden. Taşıdığı nefisten nefsani boşluklardan.

Melekte bulunmayan boşluk, melek içinde bir boşluk bulup yerleşmeye çalışan şeytan nefsinde meğer o kadar derinlere kadar kök salmış ki karşısında Ademi görünce birden boşalıverdi kibrini boşalttı, ben varken o da kim oluyor dedi secde karşısında dayattı, isyana demir attı, kendi sularında dolaşan insanları da hep aldattı. Kibirle isyanı birleşince artık o nefsi hesabına bir baş düşman ve bir psikopattı.

Ama Adem ne yaptı topraktandı toprak gibi mütevazı oldu nefsine değil tövbe kapısında Rahmana ram oldu. Arındırdığı nefsiyle o artık bir Safiyyullah oldu.

*****Tövbe edilen edilmeyene göre, Küçük büyük günaha göre, işlenen pişmanlık duyulan zevk duyulana göre, ibadetli günahkar ibadetsiz günahkara, hizmet eden günahkar hizmet etmeyene göre vb…. daha mı ehven ve affa layık olur?

*****Büyük pişmanlık ve çaplı tövbe için çok ve büyük günah mı gerekir? Ne çarpık yaklaşım!…

Burda bir günah küfre uzanan uzun yolda bir leke bir küçük açı olarak görülebilir; semalarda onun iz düşümü ise gittikçe büyüyen bir açı kazanarak devasalaşabilir. Vücudu kemirmeye hazır ölümcül tek bir virüs gibi…

Ben artık günaha bulaşmış karalanmış biriyim, beni Allah bile affetmez? Aynı çarpıklıkta bir saplantı. Rahmeti sığlaştırma Rahmana karşı önyargı hatta affederim diyen Rahimi itham!…

*****Günah şeytanı kesmez, günahta israr, tövbeyi terk, isyan sonunda inkar bekler.

*****Dünya öküzün iki boynuzu üzerindeymiş, doğru! O öküz nefis; bir boynuzda saltanatlar servetler makamlar dünyalıklar var diğerinde cinsellikler eğlenmeler yemeler içmeler!…

*****Günah işlemek kolay, tövbe etmek ondan kolay!

Bakıvermek dokunuvermek konuşuvermek duyuvermek çalıvermek… Günaha girmenin bin bir yolu var. Ama dağlar kadar köpükler kadar da olsa günahlar nasuh tövbe ile tertemiz hale gelivermek ruhen lezzetlenmek de mümkün.

*****Günah işlemek zor tövbe etmek ondan da zor!

Asıl fıtratını korumuşsa insan ateşe atılmak gibi gelir günaha girmek. Beden zevkinden başka tatmayanlar lezzetin kulu olanlar için ise tövbe cilt değiştirmek kadar zor!

Aslını fıtratını unutmayan, bilgi ve eğitim alan, ibadetle bunu perçinleyen bir de gül kokulu arkadaş çevresinde, koşuşturan ehli hizmet dairesinde ise günah işleme riski sıfıra yakın hale gelebilir. Hatta bir hatası olduğunda o mu nasıl yapar gibi tepki verdiğimiz olur.

Günahı hayat tarzı olarak benimsemiş kabullenmiş bağımlısı haline dönüşmüş insanları alışkanlıklarından vazgeçirmek, ibadetlere başlatmak güzel işlere yönlendirmek ne kadar zor olabileceğini herkes kendi aile ve dost çevresinden gözlemleyebilir.

-İnkar etmek kolay, inkar tahrip yolu, bir inkar sözü ile imanın uçuvermesi mümkün

-İnkar etmek zor hatta imkansız; yerde gökte onca delil var, Kuran mucizesi Nebiler var. Akıl mantık denge düzen var. Nasıl olur okuyan düşünen bir insan inkarcı olur… deriz bazen.

-Müslüman olmak kolay. Lailahe illallah Muhammedurrasulüllah deyivermek tertemiz eyler.

-Müslüman olmak zor, tamir imar zor çok şartı beraberinde getirir. Kuranda Sünnette geçen farzlar haramlar yükümlülükler, insanlığa yapılması gereken hizmetler…

Yani cennet ucuz değil cehennem de lüzumsuz değil!

*****Günahı Ağırlaştırıcı sebepler. (Mahkeme kararları gibi; ağır tahrik sonucu cinayet planlayarak taammüden cinayet)

Allaha isyan amaçlı işleme

Şeytana itaat amaçlı işleme

İsrarla sürdürülmesi

Alışkanlık haline getirilmesi

Rahatsızlık duymadan zevk alarak işleme

Aleni yapılması

Yaygınlaştırma toplumsallaştırma çabaları

Yaşlı haliyle gençler gibi davranma

*****Günahı hafifletici giderici sebepler

Tevbe istiğfarla temizlik

İbadetler

Bela musibetler

Sadaka dağıtma

Her hata ardından bir iyilik ve keffareti

Günah vebalini yıllarca sinesinde taşıma ve hüzün

İnsanların günahtan kurtulması için samimane hizmetler

*****Günahı hafifleştiren-ağırlaştıran sebepler

Günahı küçük büyük diye kategorize edip küçüğü hoş görmek

Nefsin baskısına havale etme Nefsime mağlup oldum yenik düştüm

Nasıl olsa tövbe affettirir bin defa tövbeni bozsan yine gel denmiyor mu

*****Günah aslında bedenleşmek midir? *****Günahın büyügü küçüğü hangi anlamda olmaz? *****Ruh hasta olmaz günah hastalıktır. Bir nezle veya koma halinde günah hastalıkları nefsin kaymaları kaydırmalarıdır

*****GÜNAHIN EN BÜYÜK RİSKİ tabi tevbe istiğfar ibadetler ve güzel hizmetlerle isi pası izi eseri ruhtan silinip atılmamışsa mesela tekrarlanıp duruyorsa, vicdanı sönmemiş kararmamış kalbi taş kesilmemiş müslüman için dünyada ruhu adeta cennet cehennem arası ARAFTA bırakması. Ne oldurur ne öldürür derler ya, öyle bir ruh azabı kalp sıkışması düşünce tazyiki duygu daralması gibi hallerle insanı ne ibadetinden ne de dünya zevklerinden zevk alamaz tatsız tuzsuz hale getirmesidir.

Hoş günahkarın bir taraftan böyle tamamen zevklere gömülüp rahatsız olmaz hale düşmemesi ve zaman zaman günahlarından sıkılması da bir avantaj lehine bir durum olarak değerlendirilse bile fakat bu tarz ikilem yaşayanlar aile hayatlarında da arkadaş eş dost ilişkilerinde de verimli uyumlu olamazlar, sürekli tedirginlik emareleri gözlenir. Huzurlu bir dünya hayatları da olmaz manevi oturmuş ruhani bir hayatları da…Çünkü günahtan tam sıyrılamıyor ki lahut aleminin kapısından içeri daha içeri ilerleyebilsin. Ağırlıklarını atamayan hava balonları gibi…

*****BİR DİĞER RİSK insanın kendini kendine ötekileştirmesi yabancılaştırması, dünya ve insanlar içinde yalnızlığa itmesi

Günahlar karşısındaki durumunu insan bazen vicdanileştiğinde daha rahat değerlendirebilir. Hani kendimi tanımıyorum bazen deriz. Bir öfke halinde kırıp döktüğünde kalpleri kırdığında bunu söyler insan.

Cepten fotoğraflarını çekenler beğenmezler tekrar tekrar çekerler. Kendimizin beğenilir halimizi bulmaya çalışırız. O günah hallerimizle kendimizi beğeniyor muyuz? Meleklere rica etsek acaba çekime aldıkları günah hallerimizi silebilirler misiniz, onları yeniden güzelce çektirmek istiyoruz da…Rabbimizin taahhüdü var siler yerine sevap yazarım diyor.

Evet böylesi istenmeyen hallerimiz eğer günah devam ediyorsa vicdanen insanı de yemeye içini kemirmeye devam eder ve nefsin bu bir rahatsızlığı halinde çevresini de rahatsız etmeye başlayabilir.

Bu durum KENDİNLE BARIŞIK olma kavramıyla çelişir. Yani her günahı zevkle işleyecek kendince mutlu olduğunu söyleyecek ve biz buna kendinle barışık diyeceğiz. Ya ötedeki durum. Mahşerde günahlarımızın hesabı sorulur defterler açılırsa yüzümüz hangi hali alacak acaba, yine kendimle barışığım diyebilecek miyiz?

Kendinle barışıklık Rabbe olan yakınlıkla doğru orantılıdır. Nefsimi ne kadar aşmışsam ibadetlerimi yapıyor haramlardan kaçınıyorsam ve başkalarının huzuru için hizmetlerde koşuyorsam kendinle barışıklık budur esasen. Çünkü kendini Allaha adamıştır bu insan. Nefsine değil… Bir sinek düşmüş de bilmem ne hayvan idrarına, kaptanı derya sanmış… İnsan avuç içi kadar yalancı mutlulukla mutlu oldum barışıkım kendimle diyebiliyorsa vahim bir durumu vardır durumunu sorgulamalıdır.

*****BİR DİĞER RİSK: Günah işleyen insanın kendine yönelik olumsuz duygulara kapılmasının yanında bir adım ileriye geçerek Yaratıcıya karşı bazı düşüncelerin çimlenebilmesidir. Hem nefsi yaratıp insana veren hem de ona bir takım sınırlamalar kısıtlamalar getiren İlahi iradeye karşı Merhametini şefkatini itham edici sözleri zaman zaman insanlardan duyabiliriz. Adaletsizlik olmuyor mu bu? Hani kiminin zengin kiminin fakir kiminin güzel kiminin çirkin veya engelli yaratılması dertler verilmesi durumlarında tepkiler yükselir bilgisiz tevekkülsüz ağızlardan.

Allah nasılsa affeder deyip ahlaki gevşeklik içinde gönül rahatlığı içinde günahı sürdürmek nasıl bir risk ise Allahın yaratışını imtihan edişini eleştirmek de bir o kadar risklidir.

Risalei Nurda belirtildiği gibi meleklerin görmesini istemez Allahın görmesini istemez bu görenler olmasa anlayışına da düşebilir.

*****BİR DİĞER RİSK: Kalbin vicdanın kararması katılaşması duyarlığın kalmaması özellikle tövbeye karşı soğuk hale gelebilmesidir. Evet ne kadar günah tekrarı olsa da bu tövbe tekrarına engel değildir tabi ki kabulüne de. Ne var ki GÜNAH TEKRARI TÖVBEDEKİ DUYARLILIĞI ZAMANLA ZAYIFLATIR. Her günahda küfre yaklaşma söz konusu olduğu gibi her günah tekrarında kalp yumuşamasını ve hassasiyetini de o derece kaybedebilir.

Ve şu anlayışa düşebilir. Nasılsa tekrar günah işleyeceğim alıştım bu işi bırakamıyorum. O zaman tekrar tekrar tevbe etme yerine topluca tövbe ederim olup biter. Hani emekli olunca yaşlanınca camiye giderim namaza başlarım hacca giderim planlaması gibi. Ömür vefa ederse!

2. Tövbe Hatadan Dönme ve İyiye Yönelme Erdemidir s.24

İstiğfar, af ve mağfiret dilemek, Allah’tan bağışlanma istemek demektir.

Tövbe, günahtan pişmanlık duyup bağışlaması için içten Allah’a yönelmek dua etmek tekrar işlememeye ve iyiliğe karar vermektir.

AYET:  “İstiğfar et Bağışlanma dile. Çünkü o, tövbeleri çok kabul edendir.” Nasr/3

AYET: “…Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Enam/54

AYET:“Rabb’inizden bağışlanma dileyin, sonra da ona tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye… kadar güzel bir şekilde yararlandırsın…” Hud/3

AYET: “Onlar, bir kötülük yaptıkları zaman yada nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlarlar. Ve hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Yaptıkları kötülükte bile, bile ısrar etmezler” Ali İmran; 135

HADİS: “Tövbe eden kişi hiç günah işlememiş gibi olur.” Acluni, Keşfül Hafa, C 1, s. 351

DUA HADİSİ: “Allah’ım sen çok affedicisin, çok cömertsin, affetmeyi seversin, beni affet.” Tirmizi, Deavât, 84

_________________________________

AYET: “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. ” Tahrim/8

AYET: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit
kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Zümer suresi, 53

HADİS: “Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.”  Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30

Tövbe, kişinin işlediği bir günahtan ya da Allah’ın emrini yerine getirmemekten dolayı pişmanlık duyması ve Allah’tan bağışlanma dilemesidir. Buna istiğfar da denir.

Tövbe aynı zamanda bir duadır. Dua, kişinin yaratıcısına yönelerek ondan istek ve dilekte bulunmak, dertlerini ona iletmek ve yalvarmak demektir. Dua bireyin Allah’la aracısız iletişim kurma biçimidir. Bu sebeple bir aracıya söz gelimi Hoca’ya gerek yoktur. Ne var ki öğrenmek ve moral amaçlı bilgi ve yardım alınabilir.

Tövbede esas olan, bireyin pişmanlık duyarak samimi bir niyetle yaptığı hatadan vazgeçip bir daha tekrarlamamaya karar vermesi ve ibadetlere ve iyiliğe yönelmesidir.

Hz.ALİ diyor ki:

Tövbenin altı özelliği vardır: Geçmiş günahlara pişmanlık duymak, (vaktinde ve zamanında yapılmayan) farzları (kılınmayan namazlar ile tutulmayan oruçları) iade etmek, haksızlık yaptığı kimsenin hakkını vermek ve onunla helalleşmek, bir daha o günaha dönmemeye karar vermek ve nefsi günahla büyüttüğün gibi Allah’a itaatte eritmek ve ona günahların tadını tattırdığın gibi itaatin hazzını tattırmaktır.” (Kenzu’l-ummal, C 2, s. 3808.)

Ölüm anında tövbe kabul edilmez

AYET: “Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca “Ben şimdi tövbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.” Nisâ suresi 17-18

TÖVBE KONUSUNDA GENİŞ BİLGİLER
http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/islam/takva/tevbe

3. Allah Bağışlayıcıdır, Bağışlayanı Sever 26

İnsanları bağışlayan kimse Allah vce insanlar nazarında değer kazanır. İnsan huzur duyar. Rahatsız eden düşüncelerden kurtulmuş olur. Ayağımızda bir dikeni taşımak istemeyiz. Öfke birikerek düşmanlığa dönüşebilir. Affetmek düşmanın zararını önler onu dosta dönüştürebilir.

AYET: “(Resulüm!) Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” Hicr/49

AYET: “Ey nefislerine kötülük edip (günahta) aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü o, bağışlayandır,
merhametlidir.” Zümer/53

AYET: “O takva sahipleri ki… öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanı sever.” Ali İmran/134

AYET: “Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” Şûrâ suresi/37

AYET: “Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, en değerli işlerdendir.” Şura/43

AYET: “… Bir kötülüğü affederseniz Allah da ziyadesi ile affedici ve kadirdir.” Nisa/149

HADİS: “…Allah affeden bir kimsenin ancak değerini artırır…” Müslim, Birr ve Sıla, 89

_________________________________

Allah Rahman (Merhametli), Rahim (Merhametli), Tevvab (Tevbeleri kabul eden), Rauf (Şefkatle muamele eden), Gafur, Gaffar (Affı  mağfireti bağışlaması bol), Afüvv (Affedici), Mücib (Dualara icabet eden) gibi isimlere sahiptir.

AYET “…Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.” Nisâ/43

AYET: “Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabb’iniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, mağfiretini bolca dağıtandır.” En’âm/54

HADİS: “Kulunun günahlarına tövbe etmesinden dolayı Allah’ın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde devesi ile giderken, onu üzerindeki yiyecek ve içecekle birlikte elinden kaçırması üzerine ümitsiz (ve bitkin) bir hâlde beklerken devesini yanıbaşında görmesi üzerine, duyduğu sevincinden daha çoktur.” Müslim, Tövbe, 1

Bir kadın çocuğunu ateşe atmaz. Allah kullarını hiç atmaz.

HADİS: Hz. Ömer anlatıyor: “Peygamberimizin huzurlarına Havazin Kabilesi’nden bazı esirler gelmişti. Esirler arasında emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O kadın göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor, emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu bulunca hemen alıp bağrına bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bunu gören Peygamberimiz bize: “Şu kadının çocuğunu ateşe atar mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, atmaya gücü yettiği sürece atmaz.” dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz: “İşte Allah
kullarına karşı bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu. Müslim, Tövbe, 5

Allah ve Peygamber ahlakı ile ahlaklanmalı insanları affetmeli

HADİS: “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın. (Kütüb-i Sitte / İbrahim Canan Terceme ve Şerhi)

AYET: “İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; hoş görsün müsbet davransınlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” Nur/22

Peygamberimiz kendisine zulmedenleri affetti Mekke fethinde af ilan etti

AYET: “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli ve davranışlı olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” Âl-i İmrân/159

4. Bağışlama Bireysel ve Toplumsal Hoşgörünün Temelidir 28

Tövbe ve bağışlama, kişide Yüce Allah’a, insanlara ve diğer tüm varlıklara karşı sevgi ve yakınlık oluşturur. İşlediği bir günah veya kusur nedeniyle tövbe eden insan aynı zamanda Allah’a duyduğu sevgiyi, bağlılığı da ifade eder, ona sığınır. İnsanları bağışlayan kişi ise başkaları tarafından sevilir, saygı görür. Bağışlayıcı olan kişi içindeki olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulur.
Affetmenin huzurunu duyar. Böylece affeden ve affedilen kişiler arasında sevgi ve yakınlık oluşur. Toplumda hoşgörü yaygınlaşır.

_________________________________

AYET: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok bağışlayandır.” Teğâbün/14

HADİS: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter.” Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58

*****DEĞERLENDİRME*****

Bireysel ailevi ve toplumsal HOŞGÖRÜ ilkeleri

1 İnsanları olduğu konumuyla kabul etmek, Olumlu yönlerine odaklanmak, ortak noktalarda buluşmak. Samimi ve ilkeli iletişim-diyalog kurmak.

2 Kusur araştırmamak yerinde örtmek. (Zararı görülen kusurlara usulünce müdahale)

3 Öfkeyi yutmak kırıcı taraf olmamak.Özür dilemesini bilmek.

4 Olumsuz davranışa olumsuz davranışla karşılık vermemek. Affedici olmak 

5 Üstüne de iyilikler yapmak. (Suistimal edenlere kontrollü davranış)

5. İyilikler Kötülükleri Giderir 32

İnsanın tövbe ettikten sonra iyiliğe yönelmesi tövbesinin devamı açısından önemlidir.

AYET: “…iyilikler kötülükleri günahları giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” Hûd/114

İyilikle kötülük bir olmaz.  O kötü olmuşsa, sen iyi kal ki seni örnek alsın!

Allah, iyi davranırsan kötülüklerini siler yerine iyilik yazar.

AYET: “Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” Furkan/70

AYET:İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğe) en güzel bir şekilde mukabele et. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” Fussilet/34

*****DEĞERLENDİRME*****

İYİLİK ve KÖTÜLÜK İKİ YANIMIZ YÖNÜMÜZ. BİRİNİN YOKLUĞUNDA DİĞERİ YERLEŞİR GELİŞİR. TÖVBE KÖTÜLÜGÜ KALDIRIP İYİLİĞE YER AÇMAKTIR. 

Kalp bedenin rağmına-tersine işler ters orantılı gelişir. Sürekli beden zevklerini yaşayanların kalp duyguları zamanla söner. Bu sebeple iftar vakitlerinde insanların ruhani farklılık yaşamaları beden hayatının ötesine perde araladıkları içindir.

İyiliklere yönelmeyen kötülüklere yönelen insanda, kalp vicdan hassasiyeti olmaz, haramlara dalar. Kul hakkı nedir bilmez. Zulümden geri kalmaz. Allah’dan korkmaz kuldan utanmaz.

Allah’dan kork! neden denir? Bu, Allah korkulacak bir varlıktır anlamında söylenmez. Belki yaptığın iş senin için korkulacak, başına iş açacak bir iştir. Kanundan kork hapse girersin. Allah’dan kork cehenneme girersin! Kendi kendine zulmetmiş olursun demektir.

En iyi derece sırf iyilik üzere olmak. Orta derecede; İyilik kötülük karışımı içinde karışık olmak. Bir o tarafa bir bu tarafa psikolojik çalkantı yaşamak. En kötü olan ise sırf kötülük üzere bir fıtrat-yapı oluşturmak.

En iyilerin kamil-mükemmel noktası Peygamberlere uzanırken en kötülerin esfel-en sefil dip noktası şeytanlarda firavunlarda ortaya çıkar. En iyiler cennete en kötüler cehenneme ortadakiler Allah’ın affına…

——————————————————————————-
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

1.DÖNEM 2.SINAV

KONULAR SORULAR

3.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

ÜNİTE 3: HZ. MUHAMMED’İ ANLAMA

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Hadis-Sünnet nedir çeşitleri nelerdir?

2-İslam Dininin 4 temel kaynağı-Delili nedir tanımlayınız?

3-Peygamberimizin yerel söz ve davranışı ne demektir örnekleyiniz?

4-Peygamberimizin evrensel söz ve davranışı ne demektir örnekleyiniz?

5-Peygamberimizin Kur’an’ı açıklayıcı yönünü örnekleyiniz?

6-Peygamberimizin Kur’an’da olmayan hüküm koyucu yönünü örnekleyiniz?

7-Altı Hadis kitabını ve İslam ilim dallarını belirtiniz?

8-Tasavvuf ilminin doğuşunu ve dönemlerini belirtiniz?

9-Tasavvufta Evrene ve İnsana bakış nasıldır?

10-Tasavvufta güzel ahlak nasıl elde edilir?

11-Tasavvuf, Sufi, Mutasavvıf, Züht, Zahit, Tezkiye, Zikir, Seyr-u Süluk, İnsan-ı Kamil,  kavramlarını açıklayınız?

12-Ünlü Mutasavvıflar kimlerdir. İmam Gazali’nin önemini belirtiniz?

DERS SUNUM PLANI

1 -HADİS-SÜNNET VE ÇEŞİTLERİ

2 -DİNİN 4 TEMEL KAYNAĞI

3 -PEYGAMBERİMİZ KURAN’I AÇIKLAR

4 -PEYGAMBERİMİZ KUR’AN’DA OLMAYAN HÜKÜM KOYAR

5 -PEYGAMBERİMİZİN YEREL ve YÖRESEL YÖNLERİ ÖRNEKLER

6 -KÜTÜBÜ SİTTE –

7 -İSLAM İLİM DALLARI

8 -TASAVVUF DÖNEMLERİ ve MUTASAVVIFLAR?

9 -TASAVVUF KAVRAMLARI?

10 -ALEME ve İNSANA BAKIŞ?

11 -TASAVVUF VE AHLAK?

1. Hadis ve Sünnet  37

Hadis ve Sünnet.

Hadis: Peygamber sözleridir. Kuranı açıklar, soruları cevaplandırır, sorunları çözer, öğüt verir.

Ayrıca ‘Hadis’ kavramı ilim dalının adıdır. Peygamber sözlerini içeren Hadis kitapları vardır. En ünlü 6 hadis kitabına Kütüb-ü sitte denir.

Sünnet: Hadisle eş anlamlıdır. Peygamberin sözleri (kavli) davranışları (fiili) ve sesiz onaylarıdır. ( takriri)

Sünnet, sözcük olarak gelenek, âdet, takip edilen yol anlamlarına gelir. Terim
olarak sünnet; Peygamberimizin farz ve vacip dışında söyledi¤i genel kural niteliğindeki sözleri, davranışları ve yapılmasını uygun gördüğü işlerdir.

*****DEĞERLENDİRME*****

İslam Dinin kıyamete kadar sürecek uygulamalarında 4 temel kaynağı vardır. Buna Edille-i Erbaa denir. (Dinin 4 delili-Hüküm kaynağı)

1-Kur’an 

2-Hadis (Sünnet)

İlk ikisi esas ana kaynaktır. Diğerleri bu ikisine bağlıdır. İslâmî hükümlerin hepsi, Kitab ve Sünnetten çıkmıştır.

Kur’an ve Sünnete ve Alimlere göre hareket etmek Allah’ın emridir.

AYET: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” Nisa/59

AYET: “Hayır, Rabbına andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp; verdiğin hükme, içlerinde bir sıkıntı duymadan rıza ve teslimiyet göstermedikçe iman etmiş olmazlar” Nisâ/65

AYET: “Peygamber size neyi verirse onu alın; size neyi yasaklarsa, ondan da uzak durun” Haşr/7

AYET:  “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur” Nisâ/80

AYET:  “Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.”  Nahl/43, Enbiya/7

HADİS: “Ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez” İbn Mâce, Fiten, 8

HADİS: “Müslümanların güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir” Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 379

3-İcma-ı ümmet : Herhangi bir dönemde müctehid ve fâkihlerin (Fıkıh imamları) herhangi bir husus üzerine ittifak etmeleridir.

İcmâ: lügatte, toplama, ittifak etme manalarına gelir. Terim anlamı ise; ümmet-i Muhammed’den bir asırda gelen müçtehitlerin (İctihad yapabilen en ileri derecede Alimlerin) dinî bir hüküm üzerinde birleşmeleridir.

İctihad: Kur’an ve Sünneti esas alarak yetkili alimlerin bir konuda dini hüküm vermesidir. İctihad yapan Alimlere müctehid denir.

İcma örnekleri: Namazı terk eden kafir olmaz. Anlaşmalı geçici evlilik Mut’a nikahı haramdır gibi.

Bir hâdisenin hükmü Kur’an ve Sünnette açıkça belirtilmemiş ise ictihâda gidilir. Yani, Kur’an ve Sünnet’in ışığı altında hükmünü çıkarmak için cehd ve gayret gösterilir. İctihad yüce dinimizin en büyük meziyyetlerinden biridir. İctihad sebebiyle hayat sahnesinde ortaya çıkan bütün hâdiselerin hükmü beyan edilir. Dînimizin her asrın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kabiliyete sahip olmasının sebeblerinden biri de budur.

4 Kıyas-ı fukaha

Kıyas: Hakkında âyet, hadîs ve icmâ gibi hükümlerin olmadığı herhangi bir meseleyi, belirtilmiş bir meseleyle aralarındaki illet-bağlantılı sebep dolayısıyla benzeterek hüküm vermektir.

Kıyas örnekleri: Eskiden altın gümüş toprak ürünleri hayvanlar üzerinden zekat veriliyordu. Şimdi kağıt paraya da 1/40 zekat uygulanıyor. Şarabın içilmesi haram olduğu, hem Kitab, hem de Sünnet ile sâbittir. Şarabın haram olma illeti sekr, yani, sarhoşluk vermesidir. O halde şarabın dışında sarhoşluk veren bütün alkollü maddelerin içilmesi de haram olmalıdır. Bu hüküm kıyâs yoluyla ortaya çıkmaktadır. Kıyâsı, ancak müctehid seviyesindeki din ve fıkıh âlimleri yapabilir.

2. Hz. Muhammed’in Davranışlarının Yerel ve Evrensel Boyutu 38

*  Hz.Muhammed davranışlarının yöresel ve evrensel boyutu

Peygamberimiz bütün insanlığa gelmiştir, örnektir.  Söz ve davranışları da evrensel olacaktır.

Peygamberin örnek model oluşu iki şekilde: Yöresel – Evrensel

— Yöresel: İçinde bulunduğu toplumun örf adet ve alışkanlığına göre söyler ve davranır. Hz. Muhammed’in bazı davranışlarındaki yöresellik, onun söz, davranış ve eylemlerine yansıyan kendi dönemine özgü tarihsel, bölgesel, sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik özelliklerdir.

HADİS: “Biriniz sırtüstü uzanıp da ayak ayak üstüne atmasın.” Müslim Libas, 74

Mescidde rahatça sırt üstü uzanıp ayaklarını üst üste koyanı görünce bunu yapmayın demiştir. Çünkü onların kıyafeti ayıp yerlerinin görünmesine yol açabilir. Bu evrensel emir değildir. Cami içinde uzanma yasağı anlamına gelmez.

— Evrensel: İnanç ibadet ve özellikle ahlak ile ilgili sözleri ve davranışları, insan ilişkileri evrensel mesajlar içerir.

Yöresel davranışlarda evrensel mesajlar: 

Hadis:  Zor gelmeyeceğini bilseydim size misvak kullanmayı emrederdim” Müslim Taharet, 42

O gün ağaç kökü misvak vardı o kullanılırdı. Bugün farklı araçlar var. Ama ağız sağlığı diş temizliği kıyamete kadar insan sağlığı insan için gerekli olduğuna göre bu yöresel yaklaşım evrensel bir mesaj içermektedir.

Ne var ki günümüzde diş macunları ve fırçaları çok besin maddesi gibi tartışılmaktadır. Diş macunları için ağız deterjanı diyenler vardır. Misvak üzerine yapılan bilimsel analizlerde ağız sağlığı için gerekli korumayı sağladığı belirlenmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü, 1987 senesinde,  oral hijyen uygulamalarında misvakı fırçaya alternatif bir araç olarak kabul eder ve tavsiye eder.

GENİŞ BİLGİ İÇİN BAKINIZ

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/10733/misvakin-faydali-oldugunu-gosteren-ilmi-arastirmalar-var-midir.html

http://www.hikmet.net/icerik/5115/agiz-dis-sagligi-ve-misvak

http://www.hikmet.net/icerik/5173/peygamberimiz-in-s-a-s-sunnet-inde-agiz-hijyeni-ve-misvak

Basit adetlerde bilimsel veriler: 

Hadis “Suyu ayakta içmeyin!”  Müslim, Eşribe 116

Bu dini bir yasak değil tavsiyedir. Doktorlar diyor ki ayakta içilen su birden mideye inip zarar verebilir ve işlem görmeden doğrudan bağırsaklara geçer. Oysa otururken mide kıvrılacağı için su orada oyalanıp işlemden geçer, dezenfekte edilir.

Hadis: “Suyu üç yudumda için, içine nefes vermeyin”   Buhari Eşribe 25,26 Müslim Taharet 64,121

Vücut bir iki yudumda alışır ve içeceğimiz temiz su içine, vücutta yaktığımız oksijenin karbondioksite çevrilmiş nefesimizi tekrar içmemiş oluruz.

Hadis: “Ayakta idrar yapmayın!” Bu da dini emir değil tavsiye. Doktorlar oturmak yararlı diyor

3. Dinin Anlaşılmasında Sünnetin Önemi 40

*  Dinin anlaşılmasında Sünnetin önemi

Dinin 4 kaynağı varKuran Hadis İcma-ı ümmet (alimlerin ittifakı) Kıyas-ı fukaha (bilgin görüşü)

Ayet:”Peygamber neyi verdiyse alın neyi yasakladıysa kaçının” Haşir/7

Ayet: “De ki: ‘Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder’.” Âl-i İmrân/31

Ayet: “İnsanlara açıklaman için düşünüp anlasınlar diye Kuranı indirdik” Nahl/44)

Ayet: “Peygamber temiz şeyleri helal pis şeyleri haram kılar!” Araf/157

— Kuran namaz oruç hac zekatı farz kılmış detay vermemiştir. Bunların açıklamasını Peygamber yapar.  Hac yapılışını zekat oranlarını Kurbanlık meselesini vb. Peygamberimiz tarafından belirlenmiştir.

Hadis: “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın!” Buharî, Ezan, 18

*****DEĞERLENDİRME*****

Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim’i Açıklayıcı yeni hüküm koyucudur 

Kuranda olmayan yırtıcı hayvanlar ve şarap dışındaki alkollü içecek haramlığı 

* Hz.Muhammed Kuranı açıklayıcıdır.

AYET:  İnsanlara açıklaman için düşünüp anlasınlar diye Kuranı indirdik” Nahl/44

Kuran namaz oruç hac zekatı farz kılmış detay vermemiştir. Bunların açıklamasını Peygamber yapar.

HADİS:  “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın!” Buharî/18

Haccın yapılış şeklini zekat oranlarını Peygamberimiz belirlemiştir.

* Hz.Muhammed Kuranda olmayan hükmü koyucudur.

AYET:  “O peygamber onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar ” A’râf/157

Kuran domuz ölmüş hayvan etini kanı yasaklar. Yırtıcı ve iğrenç görünen hayvanlara değinmez. Bunları Peygamber yasaklar.

HADİS: Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın ve pençesiyle avlanan her kuşun yenilmesi yasaktır” Müslim, Sayd, 15, 16; Ebû Dâvûd, Atime, 32; Tirmizî, Sayd, 9, 11

Tiksinti veren iğrenç görünümlü insan doğasına ters yapısı olan hayvanların yenmemesi konusunda da Peygamberimiz uyarıları vardır. Kütüb-ü Sitte.

MİDYE İSTİRİDYE ISTAKOZ vb.YEME KONUSU İÇİN BAKINIZ

http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4397/midye-yemek-haram-midir.html

Kur’an şarap haram der. Peygamberimiz:

HADİS: “Sarhoşluk veren her şey haramdır” (Buhari, Vudû1 71, Eşribe 4; Ebu Dâvud, Eşribe 5, 3682, 3687; Tirmizî, Eşribe 2, 1863, 1866; Nesâî, Eşribe 23; İbn Mâce, Eşribe 9, 3386; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/36, 97) diyerek hangi isim altında olursa olsun alkol giren her içeceğe haramlık getirir.

Bir damlası da haram mı sorusuna:

HADİS: Çoğu sarhoş eden şeyin bir azı da haramdır.” Tirmizî, Eşribe 3; Ebû Dâvud, Eşribe 5; Nesâi, Eşribe 25

Peygamberimiz Allah’tan aldığı vahiyleri olduğu gibi insanlara bildirmiştir. Anlaşılamayan, kapalı olan ayet, kavram ve konulara açıklık getirmiştir. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’de namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerle ilgili çeşitli ayetler vardır. Ancak bunların nasıl yerine getirileceği ayrıntılı bir şekilde açıklanmamaktadır. Peygamberimiz ibadetlerin yapılışını hem uygulamalarıyla hem de çeşitli açıklamalarıyla

Kim Hz.Muhammed’e uyarsa

HADİS:Sünnetimden ayrılan benden değildir. Sünnetimi yaşayan beni sevmiş olur, beni seven de cennette benimle beraber olur” Tirmizi

HADİS: “Kim ümmetimin fesadı anında sünnetime yapışırsa onun için yüz şehidin ecri vardır.” Beyhaki

HADİS: “Benim sözümü işitip iyice anlayan ve işittiği gibi başkasına aktaranın Allah yüzünü ak etsin!” İbn-i Mace

S.A.V. Sallallahü aleyhi ve Sellem demek.

HADİS: “Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir.” Tirmizî, Vitir 21

4. Başlıca Hadis Kaynakları 42

Hz. Peygamberin izniyle başlayan hadisleri yazma işi sahabe devrinde önemli bir faaliyet hâline geldi. Böylece hadislerin ilk yazılı metinleri oluşmaya başladı.

Daha sonraları (Sahabe dönemi sonrası onlara tabi olanlar) tabiin döneminde sözlü ve yazılı olarak nakledilen hadisleri bir araya toplama çabaları ile birlikte hadis yazımı ve rivayet çalışmaları artarak devam etti.

Hicri II. asrın başlarında hadis yazımı yaygınlaştı. Hadisleri toplama aşamasından sonra sınıflandırma aşamasına geçilmiş, konularına göre hadis kaynakları oluşmaya başlamıştır.

Hadis kitaplarının son şeklini aldığı Hicri III. asırda (Miladi 9. asır) büyük hadis âlimleri yetişmiş ve bu âlimler daha önceki hadis kaynaklarından ve sözlü olarak kendilerine ulaşan rivayetleri seçerek hadis eserleri oluşturmuşlardır. Bu eserler, Müslümanlarca en önemli hadis kaynakları olarak kabul edilmiştir. Bunlar arasında Kütüb-i Sitte, “altı kitap” adıyla bilinen hadis kitapları tanınmıştır.

Bu altı kitapta hadis âlimleri kendi oluşturdukları kriterlere göre güvenilir (sahih) kabul ettikleri hadisleri konularına göre sınıflandırmışlardır. Bu kitaplar, hadis ilminde önem sırasına göre Buharî ile Müslim’in Camiu’s-Sahih adlı eserleri ile Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî ve İbn Mace’nin Sünen adlı eserleridir.

*  Başlıca Hadis kaynakları: Kütüb-ü Sitte 6 Ana hadis kitabı  (Buhari Müslim, Kuran sonrası en sağlam iki kaynak kabul edilir.)

Buhari sahih’i, Müslim Sahih’i,  Ebu Davut Sünen’i, Tirmizi sünen’i, İbn-i Mace Sünen’i, Nesai sünen’i.

Ayrıca Ahmed bin Hambel Müsned’i, Darimi sünen’i, İmam Malik Muvatta’ı ünlüdür.

*****İSLAM İLİM DALLARI*****

TEFSİR: Kur’an’ın uzmanları (MÜFESSİR) tarafından, geniş bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasıdır.
Asırlar öncesinden son bir iki asırda ve günümüzde ortaya çıkan ve gelecekte çıkacak olan Bilimsel gerçekler ve teknik buluşlar da asırlar evvelinden tefsir kitaplarında belli oranda belirtilmiştir.
HADİS: Peygamberimizin söz ve davranışlarını inceleyen kitaplaştıran açıklayan ilim alanıdır. İlim adamlarına MUHADDİS denir
KELAM: Kur’an ve Hadis’lere dayanarak AKIL açısından Dinin inanç esaslarını inceleyen ilim alanıdır. İlim adamlarına MÜTEKELLİM denir
FIKIH: Kur’an ve Hadis temel alınarak İbadetlerin ve Hukuk konularının incelenmesidir. İlim adamlarına FAKİH denir.
TASAVVUF: Kur’an veHadislerden yola çıkarak Nefsin terbiyesi İbadet ve zikirle Allah’a yakınlaşma ve güzel ahlak sahibi KAMİL İNSAN olma yolunda disiplinler hazırlayan ilim alanı. İlim adamlarına MUTASAVVIF denir
SİYER-İSLAM TARİHİPeygamberimizin ve Sahabenin hayatını inceleyen İslamın doğuşu ve tarihi sürecini ihceleyen ilim alanı.

ÖĞRENME ALANI: VAHİY VE AKIL

ÜNİTE 4: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE TASAVVUFÎ YORUMLAR

1. Tasavvufi Düşüncenin Oluşumu  44

*Tasavvuf: Kuran ve Hadis esaslarına dayanarak nefsi kötü arzulardan arındırma (tezkiye), Allah’ı çok anarak, ibadet ederek ruhen yücelme O’na yakınlaşma, ahlaki güzelliğe ulaşıp hep iyilik yapma ve Kamil insan olma disiplinidir. Tasavvuf yolunda olana  Mutasavvıf veya Sufi denir

*İbadetlerde ihlas samimiyet, derinlik  manevi yücelik  ve canlılık vardır. ihsan, zikir, sabır, şükür ve tezkiye gibi kavramlar, tasavvufun başlıca konularındandır. Az yeme az uyuma az söz, çok ibadet zikir, tefekkür ve iyilikleri yaşayıp örnek olma sonra başkalarına anlatmak ve yaşanmasını sağlamak esastır.

*Peygamberimizden sonra üç dönem:

1-Zühd dönemi: Hicri I ve II. (M.8 ve 9) asırları içine alan, Hz. Peygamberle başlayıp ondan sonra tabiin ve tebe-i tabiin devrini içine alan dönem, züht dönemidir. Sade, dünya malına ve zevklerine kapılıp Ahireti unutmama adına duyarlı bir yaşam içinde Müslümanlar ibadete, kalp temizliğine, Allah’ğn yasakladığı şeylerden uzak durmaya ve insanlarla güzel ilişkilere son derece önem verirlerdi

Züht; ahirete yönelmek, dünyaya doludizgin dalmamak, elde mevcut bulunsa bile gönülde mal mülk sevgisine yer vermemek demektir. Züht, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara fazla dalmamaktır. Bedenin gelişmesinden çok ruhve kalp hayatının gelişmesine ağırlık vermektir.

Züht döneminin mutasavvıflarına, züht içinde yaşayanlara zahit deniyordu.

Oluşum sebebi: Peygamber sonrası fetihlerin artması, farklı kültür ve fikirlerin çoğalması, zenginliğin gelişmesi, değişik milletlerin yaşam tarzlarının görülmesi ve siyasi çatışmalar karşısında, Zahid karakterli Ebu Zer gibi Sahabenin  dünyaya bu yönelişe tepki göstermesi Peygamber dönemindeki içten kardeşçe fedakarca manevi doyumlu o sade ve orijinal hayata özlem duyulması.

Hasan Basri (öl:728) Rabiatül Adeviyye (öl:801)

2-Tasavvuf dönemiHicri III ve IV. (M.10 ve 11) yüzyıllarda Tasavvuf terimleri oluştu kitaplar yazıldı.

Haris el-Muhasebi (öl.857) Zünnun Mısrı (öl:859) Beyazıtı Bistami (öl:848) Hallac-ı Mansur (öl:919) Cüneyd-i Bağdadi (öl:920) İmam Gazali (öl:1111) Muhyiddin ibn-i Arabi (öl:1239) gibi Mutasavvıflarla Tasavvuf, yöntemi ve sistemi olan olan bir ilmi disiplin halini aldı.

Hicri XI. (M.12) asırda Gazzali’nin etkisiyle Tasavvuf sistematik hale getirilmiştir.

3-Tarikat dönemiHicri XII ve XIII. (M.13 ve 14) Yüzyılar, Tarikatların oluşum-kurumsallaşma dönemdir. Türklerin Müslüman olmalarında ve Anadolu’nun İslamlaşmasında sufilerin önemli rolleri olmuştur.

*İlk Mutasavvıf tarikat kurucuları

Abdülkadir Geylani (Bağdat,öl:1077) Ahmed Rufai Basra,öl:1182) Ahmed Yesevi (Türkistan,öl:1166) Mevlana (öl:1273) Yunus Emre (Anadolu,öl:1320) Hacı Bektaş Veli (Nişabur,öl:1271)

2. Tasavvufi Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi 46

*****DEĞERLENDİRME*****

1-Tasavvufi düşünceye göre var olan her şeyde Allah’ın cemal (güzellik) gibi sıfatlarının eseri vardır. Her varlık Allah’ın güzel isimlerini yansıtan birer ayna gibidir. Bu yüzden yaratılmış her varlık, yaratılış itibarıyla sevilmeye layıktır.

2-Muhabbet duyulması gereken, bu güzel yaratılmış varlıklar değil, esas eser sahibi olan Allah’tır. Onların güzellikleri kendilerinden değildir, geçicidir ve esas Sahiplerinin varlığını ve yüceliğini hatırlatsınlar diyedir.  Bir büyük zat postacıyla hediye gönderse, postacıya teşekkürler yağdırsak esas göndereni unutsak nankörlük etmiş oluruz.

Hakiki aşk – Mecazi aşk

Cam parçacıklarındaki su damlacıklarındaki parıltılar güneşten gelir. Güneşi görmeyen o parıltılara mefun olur. Dünyadaki varlıklara aşk duymak onların hakiki sahipleri Yaratıcıları adına ve namına olursa anlam ve değer kazanır.

3-Ayrıca güzelliklar kötülüğe dönüşmezse ve sonsuzlaşırsa gerçek bir anlam ve değer ifade ederler. İnsana sonsuz güzellik kazandıracak ve sonsuz güzelliklerin yurdu olan cenneti verecek olan da Allah olduğu için esas Muhabbete aşka sevgiye layık olan O’dur.

4-Tasavvufi düşüncede insan, varlıklar içerisinde en üstün olandır. İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. İnsanın Allah’ın halifesi oluşu, Allah’ın sıfatlarından tecellileri taşımasındandır.

Tasavvufi düflüncede “insan-ı kâmil” Allah’ın bütün isimlerini
bilen tek varlıktır. Yine o maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır.

İnsan-ı kâmil Hz. Muhammed’dir. Bu görüşe göre insan âlemin yaratılış sebebidir. Maddi yapısı itibarıyla mevcut her unsurdan bir numuneye sahiptir. Bu özelliğinden dolayğ insana “küçük âlem” denir. Kainat küçülse insan olur insan büyüse kainat olur denmiştir. O, âlemler içerisinde en üstün olandır.

İnsan hem maddi hem de manevi yönü olan bir varlıktır. İnsan, manevi yönü itibarı yla eşyanın hakikatini ve ilahî sırları kavrama kabiliyetinde olan tek varlıktır. İnsann maddi yanı olan nefis daima dünyaya yönelirken manevi yönü kendi aslına dönme, Allah’a kavuşma arzusundadır. İnsanın görevi dünyada ve bedende yaşarken insan-ı kamil olmaya çalışmak manevi yönünü geliştirmektir.

Manevi yönünü geliştiren insan kainatta her şeyin Allah’ı tesbih ettiğinin bilincine varır.

Kur’an’da EN İNSAN! ENLER’İN EN’İ HZ.MUHAMMED S.A.V.

1-EN GÜZEL YARATILIŞTA

AYET: “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık.” Tin/4

İnsan, en güzel isimlere sahip olan Allah’ın güzel isimlerine aynadır.

2-EN ŞEREFLİ YAPIDA

AYET: “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” İsra/70

3-EN GÜZİDE VAZİFEDE

AYET: “Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi.” Bakara/30

AYET: “…sizi dünyada halifeler yapan Allah?” Neml/62

4-EN GÖZDE KONUMDA Hz.Muhammed S.A.V.

AYET: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiya/107

AYET: “Ve sen, elbette büyük yüksek bir ahlâk üzeresin.” Kalem/4

AYET: “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” Ahzab/21

*Nefis mertebeleri: Tasavvufta, Kur’an kavramlarından alarak nefis için 7 mertebe düşünülür; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radıye, mardıyye, safiye… Saflaşmış insan İnsan-ı kamil mertebesine yükselen insandır ve o her varlıkta Allah’a ait tecellileri görür yerde gökte olan her şeyin Allah’ı tesbih ettiğinin bilincinde olur ve Allah O’nun gören gözü konuşan dili işiten kulağı tutan eli yürüyen ayağı gibi olur, her yaptığı iyilik ve güzel davranış olarak dökülür.

emmare: Kötülükleri günahları, inanç ve ahlak sınırı tanımadan isteyen ve işleyen nefis.

levvame: İşlediği günahlardan acı duyan kendini kınayan eleştiren Allah karşısında sorgulayan ve tövbeye yönelmek isteyen nefis. Sonrası da ibadetlerle zikirlerle iyiliklerle basamak basamak yüceleşen nefisler ve mertebeleri.

3. Tasavvufi Düşüncenin Ahlaki Boyutu  47

AYET: “… sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” Kalem/4

HADİS: “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” İmam Malik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8

*Ahlak: Huy, yaratılış, tabiat, davranış alışkanlığı demektir.

Terim olarak, insanı iyi veya kötü olarak niteleyen manevi özellikleri, huyları, duygu ve düşüncelerinin sonucu ortaya koyduğu iradi davranışlar bütünüdür.

Tasavvufun amacı güzel ahlaktır, insanı kötü davranışlardan uzaklaştırıp güze ahlaklı iyi davranışlara yönlendirmek yani güzel ahlaklı yapmaktır.

Tasavvuf tahalluktur-ahlaklanmaktır.  Hz.Muhammed ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaktır, güzel ahlaka sahip olmaktır.

Tasavvufun amacı Nefis tezkiyesidir: Nefsi arındırmakTasavvufa göre güzel ahlakı kazanmanın birinci yolu Nefis terbiyesidir. İnsan yaratılıştan geldiği temiz fıtratını nefsin eğilimleri arzuları sebebiyle kaybetmeye başlar. Tasavvuf nefsi eğiterek insana kendisini tanıtmaya ve asıl orjinal yapısına kavuşturmaya ahlaki olgunluğa kamil mertebeye-kemale ulaştırmaya çalışır.

*Tasavvufta nefis terbiyesi (Hıristiyanlıktaki Ruhbanlık, Hinduizm ve Budizm’deki gibi) doğal ihtiyaçları ve hayatı terk etmek değil  nefsin arzu ve isteklerini ve şehvet, öfke, kibir, mal hırsı vb. haramlara karşı duyu ve duygularını kontrol altına almak, ibadet ve iyiliklere hazırlamaktır. Bazen çok yeme içme, zamanı boşa harcama, çok konuşma ve uyuma gibi insana gaflete sürükleyecek tutumlardan uzak kalmaktır.

*Tasavvufta seyru süluk kavramı önemli yer tutar. Bu O’na ulaşma yolunda yolculuk demektir. Bir boyutunda nefsi eğitme diğer boyutunda çok zikirle Hakka yakınlaşma bunların sonucunda da güzel ahlak zirvesine (insan-ı kamil) ulaşmaktır.

4. Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar  50

BU BÖLÜM 2.DÖNEM 1.SINAVA AİT

TASAVVUF’LA İLGİLİ ZENGİN BİLGİ BAKINIZ

http://www.hikmet.net/kategori/1236/tasavvuf/makaleler/1

http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/islam/tasavvuf-ve-tarikat

——————————————————————————-
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

2.DÖNEM 1.SINAV

KONULAR SORULAR

3.ÜNİTE KONU TEKRARI: Tasavvuf tanım dönem ilkeler

3.ÜNİTE KONU DEVAMI: 4. Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar

4.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE 4: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE TASAVVUFÎ YORUMLAR

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Tasavvuf ilminin doğuşunu ve dönemlerini belirtiniz?

2-Tasavvufta Evrene ve İnsana bakış nasıldır?

3-Tasavvufta güzel ahlak nasıl elde edilir?

4-Tasavvuf, Sufi, Mutasavvıf, Züht, Zahit, Tezkiye, Zikir, Seyr-u Süluk, İnsan-ı Kamil,  kavramlarını açıklayınız?

5-Ünlü Mutasavvıflar kimlerdir. İmam Gazali’nin önemini belirtiniz?

6-Yesevilik ve Mevlvilik hakkında bilgi veriniz

7-ALEVİLİK hakkında bilgi veriniz?

8-Cem Semah Musahiplik gulbenk nedir?

9-10 Muharrem olayını açıklayınız?

10-EHLİ BEYT nedin kimlerden oluşur?

11-İSLAM Dininin BARIŞ DİNİ olduğunu hangi ayet ve hadislerden anlıyoruz?

12-“Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir” ayeti nasıl anlaşılmalı?

12-Peygamberimizin BARIŞ İNSANI olduğunu örneklerle belirtiniz?

DERS SUNUM PLANI

1 -TASAVVUF DÖNEMLERİ ve MUTASAVVIFLAR?

2 -TASAVVUF KAVRAMLARI?

3 -ALEME ve İNSANA BAKIŞ?

4 -TASAVVUF VE AHLAK?

5 -Yesevilik, Kadirilik, Nakşibendilik, Mevlevilik

6 -ALEVİLİK Cem cemevi semah musahiplik 10 Muharrem

7-EHL-İ BEYT

8-İSLAM BARIŞ DİNİ ayet hadis

9-“Bir insanı öldüren…” ayeti

10-Peygamberimizin BARIŞLA ilgili söz ve davranışları.

ÜNİTE 4: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE TASAVVUFÎ YORUMLAR

1. Tasavvufi Düşüncenin Oluşumu  44

*Tasavvuf: Kuran ve Hadis esaslarına dayanarak nefsi kötü arzulardan arındırma (tezkiye), Allah’ı çok anarak, ibadet ederek ruhen yücelme O’na yakınlaşma, ahlaki güzelliğe ulaşıp hep iyilik yapma ve Kamil insan olma disiplinidir. Tasavvuf yolunda olana  Mutasavvıf veya Sufi denir

*İbadetlerde ihlas samimiyet, derinlik  manevi yücelik  ve canlılık vardır. ihsan, zikir, sabır, şükür ve tezkiye gibi kavramlar, tasavvufun başlıca konularındandır. Az yeme az uyuma az söz, çok ibadet zikir, tefekkür ve iyilikleri yaşayıp örnek olma sonra başkalarına anlatmak ve yaşanmasını sağlamak esastır.

*Peygamberimizden sonra üç dönem:

1-Zühd dönemi: Hicri I ve II. (M.8 ve 9) asırları içine alan, Hz. Peygamberle başlayıp ondan sonra tabiin ve tebe-i tabiin devrini içine alan dönem, züht dönemidir. Sade, dünya malına ve zevklerine kapılıp Ahireti unutmama adına duyarlı bir yaşam içinde Müslümanlar ibadete, kalp temizliğine, Allah’ğn yasakladığı şeylerden uzak durmaya ve insanlarla güzel ilişkilere son derece önem verirlerdi

Züht; ahirete yönelmek, dünyaya doludizgin dalmamak, elde mevcut bulunsa bile gönülde mal mülk sevgisine yer vermemek demektir. Züht, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara fazla dalmamaktır. Bedenin gelişmesinden çok ruhve kalp hayatının gelişmesine ağırlık vermektir.

Züht döneminin mutasavvıflarına, züht içinde yaşayanlara zahit deniyordu.

Oluşum sebebi: Peygamber sonrası fetihlerin artması, farklı kültür ve fikirlerin çoğalması, zenginliğin gelişmesi, değişik milletlerin yaşam tarzlarının görülmesi ve siyasi çatışmalar karşısında, Zahid karakterli Ebu Zer gibi Sahabenin  dünyaya bu yönelişe tepki göstermesi Peygamber dönemindeki içten kardeşçe fedakarca manevi doyumlu o sade ve orijinal hayata özlem duyulması.

Hasan Basri (öl:728) Rabiatül Adeviyye (öl:801)

2-Tasavvuf dönemiHicri III ve IV. (M.10 ve 11) yüzyıllarda Tasavvuf terimleri oluştu kitaplar yazıldı.

Haris el-Muhasebi (öl.857) Zünnun Mısrı (öl:859) Beyazıtı Bistami (öl:848) Hallac-ı Mansur (öl:919) Cüneyd-i Bağdadi (öl:920) İmam Gazali (öl:1111) Muhyiddin ibn-i Arabi (öl:1239) gibi Mutasavvıflarla Tasavvuf, yöntemi ve sistemi olan olan bir ilmi disiplin halini aldı.

Hicri XI. (M.12) asırda Gazzali’nin etkisiyle Tasavvuf sistematik hale getirilmiştir.

3-Tarikat dönemiHicri XII ve XIII. (M.13 ve 14) Yüzyılar, Tarikatların oluşum-kurumsallaşma dönemdir. Türklerin Müslüman olmalarında ve Anadolu’nun İslamlaşmasında sufilerin önemli rolleri olmuştur.

*İlk Mutasavvıf tarikat kurucuları

Abdülkadir Geylani (Bağdat,öl:1077) Ahmed Rufai Basra,öl:1182) Ahmed Yesevi (Türkistan,öl:1166) Mevlana (öl:1273) Yunus Emre (Anadolu,öl:1320) Hacı Bektaş Veli (Nişabur,öl:1271)

2. Tasavvufi Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi 46

*****DEĞERLENDİRME*****

1-Tasavvufi düşünceye göre var olan her şeyde Allah’ın cemal (güzellik) gibi sıfatlarının eseri vardır. Her varlık Allah’ın güzel isimlerini yansıtan birer ayna gibidir. Bu yüzden yaratılmış her varlık, yaratılış itibarıyla sevilmeye layıktır.

2-Muhabbet duyulması gereken, bu güzel yaratılmış varlıklar değil, esas eser sahibi olan Allah’tır. Onların güzellikleri kendilerinden değildir, geçicidir ve esas Sahiplerinin varlığını ve yüceliğini hatırlatsınlar diyedir.  Bir büyük zat postacıyla hediye gönderse, postacıya teşekkürler yağdırsak esas göndereni unutsak nankörlük etmiş oluruz.

Hakiki aşk – Mecazi aşk

Cam parçacıklarındaki su damlacıklarındaki parıltılar güneşten gelir. Güneşi görmeyen o parıltılara mefun olur. Dünyadaki varlıklara aşk duymak onların hakiki sahipleri Yaratıcıları adına ve namına olursa anlam ve değer kazanır.

3-Ayrıca güzelliklar kötülüğe dönüşmezse ve sonsuzlaşırsa gerçek bir anlam ve değer ifade ederler. İnsana sonsuz güzellik kazandıracak ve sonsuz güzelliklerin yurdu olan cenneti verecek olan da Allah olduğu için esas Muhabbete aşka sevgiye layık olan O’dur.

4-Tasavvufi düşüncede insan, varlıklar içerisinde en üstün olandır. İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. İnsanın Allah’ın halifesi oluşu, Allah’ın sıfatlarından tecellileri taşımasındandır.

Tasavvufi düflüncede “insan-ı kâmil” Allah’ın bütün isimlerini
bilen tek varlıktır. Yine o maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır.

İnsan-ı kâmil Hz. Muhammed’dir. Bu görüşe göre insan âlemin yaratılış sebebidir. Maddi yapısı itibarıyla mevcut her unsurdan bir numuneye sahiptir. Bu özelliğinden dolayğ insana “küçük âlem” denir. Kainat küçülse insan olur insan büyüse kainat olur denmiştir. O, âlemler içerisinde en üstün olandır.

İnsan hem maddi hem de manevi yönü olan bir varlıktır. İnsan, manevi yönü itibarı yla eşyanın hakikatini ve ilahî sırları kavrama kabiliyetinde olan tek varlıktır. İnsann maddi yanı olan nefis daima dünyaya yönelirken manevi yönü kendi aslına dönme, Allah’a kavuşma arzusundadır. İnsanın görevi dünyada ve bedende yaşarken insan-ı kamil olmaya çalışmak manevi yönünü geliştirmektir.

Manevi yönünü geliştiren insan kainatta her şeyin Allah’ı tesbih ettiğinin bilincine varır.

Kur’an’da EN İNSAN! ENLER’İN EN’İ HZ.MUHAMMED S.A.V.

1-EN GÜZEL YARATILIŞTA

AYET: “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık.” Tin/4

İnsan, en güzel isimlere sahip olan Allah’ın güzel isimlerine aynadır.

2-EN ŞEREFLİ YAPIDA

AYET: “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” İsra/70

3-EN GÜZİDE VAZİFEDE

AYET: “Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi.” Bakara/30

AYET: “…sizi dünyada halifeler yapan Allah?” Neml/62

4-EN GÖZDE KONUMDA Hz.Muhammed S.A.V.

AYET: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiya/107

AYET: “Ve sen, elbette büyük yüksek bir ahlâk üzeresin.” Kalem/4

AYET: “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” Ahzab/21

*Nefis mertebeleri: Tasavvufta, Kur’an kavramlarından alarak nefis için 7 mertebe düşünülür; emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radıye, mardıyye, safiye… Saflaşmış insan İnsan-ı kamil mertebesine yükselen insandır ve o her varlıkta Allah’a ait tecellileri görür yerde gökte olan her şeyin Allah’ı tesbih ettiğinin bilincinde olur ve Allah O’nun gören gözü konuşan dili işiten kulağı tutan eli yürüyen ayağı gibi olur, her yaptığı iyilik ve güzel davranış olarak dökülür.

emmare: Kötülükleri günahları, inanç ve ahlak sınırı tanımadan isteyen ve işleyen nefis.

levvame: İşlediği günahlardan acı duyan kendini kınayan eleştiren Allah karşısında sorgulayan ve tövbeye yönelmek isteyen nefis. Sonrası da ibadetlerle zikirlerle iyiliklerle basamak basamak yüceleşen nefisler ve mertebeleri.

3. Tasavvufi Düşüncenin Ahlaki Boyutu  47

AYET: “… sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” Kalem/4

HADİS: “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” İmam Malik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8

*Ahlak: Huy, yaratılış, tabiat, davranış alışkanlığı demektir.

Terim olarak, insanı iyi veya kötü olarak niteleyen manevi özellikleri, huyları, duygu ve düşüncelerinin sonucu ortaya koyduğu iradi davranışlar bütünüdür.

Tasavvufun amacı güzel ahlaktır, insanı kötü davranışlardan uzaklaştırıp güze ahlaklı iyi davranışlara yönlendirmek yani güzel ahlaklı yapmaktır.

Tasavvuf tahalluktur-ahlaklanmaktır.  Hz.Muhammed ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaktır, güzel ahlaka sahip olmaktır.

Tasavvufun amacı Nefis tezkiyesidir: Nefsi arındırmakTasavvufa göre güzel ahlakı kazanmanın birinci yolu Nefis terbiyesidir. İnsan yaratılıştan geldiği temiz fıtratını nefsin eğilimleri arzuları sebebiyle kaybetmeye başlar. Tasavvuf nefsi eğiterek insana kendisini tanıtmaya ve asıl orjinal yapısına kavuşturmaya ahlaki olgunluğa kamil mertebeye-kemale ulaştırmaya çalışır.

*Tasavvufta nefis terbiyesi (Hıristiyanlıktaki Ruhbanlık, Hinduizm ve Budizm’deki gibi) doğal ihtiyaçları ve hayatı terk etmek değil  nefsin arzu ve isteklerini ve şehvet, öfke, kibir, mal hırsı vb. haramlara karşı duyu ve duygularını kontrol altına almak, ibadet ve iyiliklere hazırlamaktır. Bazen çok yeme içme, zamanı boşa harcama, çok konuşma ve uyuma gibi insana gaflete sürükleyecek tutumlardan uzak kalmaktır.

*Tasavvufta seyru süluk kavramı önemli yer tutar. Bu O’na ulaşma yolunda yolculuk demektir. Bir boyutunda nefsi eğitme diğer boyutunda çok zikirle Hakka yakınlaşma bunların sonucunda da güzel ahlak zirvesine (insan-ı kamil) ulaşmaktır.

4. Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar  50

*İslam dininin temel inanç ilkeleri Kuran ve Hadisle sabittir bunlar üzerinde yorum olmamıştır. Tasavvuf ekollerinin yorumları insan yapısına kültür çevresine çağın sosyal ve ekonomik gelişmelerine bağlı olarak farklılık arz edebilmektedir ve bunlar kesinlikle dinle özdeşleştirilmemelidir. Bu yorum çeşitliliği aklın zenginliği düşünce özgürlüğü duygu derinliği yaşam güzellikleri olarak algılanmalı saygı duyulmalıdır.

*Tasavvufi yorumlar, Türklerin İslamiyeti anlamasında Anadoluda yayılmasında ve Batıya ilerlemesinde ve İslam inanç ibadet ve güzel ahlakının  tanıtılmasında  önemli rol oynamıştır.

Hoca Ahmet yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Ahi Evran, Hacı Bektaş Veli bu alanda öncüler olmuşlardır.

4.1. Yesevilik 51

Ahmet Yesevi Türkistan öl:1167

Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ali’ye dayandırılır, Orta Asyada yayılır, Anadolu ve Balkanlara geçilir. İslam inançları ibadetleri ahlakı anlatılmış Türk Kültürü ör ve adetleri  ile Tasavvuf kültürü birlikte işlenmiştir.

Divan-ı Hikmet adlı eserinde İlahi aşk, insan benliği, sevgisi ve hoşgörü temalarını işlemiş, zikir, tefekkür, tevekkül, dua, ihlas, cömertlik, ikram, çalışmak, bilim gibi konular üzerinde durmuş, kısa ömrü Allah sevgisiyle doldurmayı yoksullara yardım etmeyi tavsiye etmiştir. Sözlerini Türk Halk Edebiyatına uygun sade dil ve nazım şeklinde ifade etmiştir.

Dergahının girişindeki “Edeb ya hu!” sözü ünlüdür.

Ahmet Yesevi ve dergahları aynı zamanda Tekkelerin ve Tekke Edebiyatının ve sonraki mutasavvıfların öncüsü olmuştur.

4.2. Kadirilik  52

Abdülkadir Geylani (İran,Bağdat,öl:1160)

Anadolu’da 15.yy da Eşrefoğlu Rumi ile yayıldı. Allah zikri, ilim, nimetlerin değerini bilmek, haramdan sakınmak, insanlara hizmet etmek esaslarıdır.

Eserleri Fethür-Rabbani ve el.Gunye

4.3. Nakşibendilik 53

Bahauddin Nakşbend (Buhara,öl: 1389) 15.yy da İstanbul’da yayıldı. Nefsin kötü isteklerinden arınma, tövbe etme, ibadet  zikir marifet  tefekkür ve nafilelerle Allah’a yakınlaşma ve dini yaşayıp güzel ahlaklı olma temel ilkeleridir.

4.4. Mevlevilik 53

Mevlana Celalettin Rumi (Horasan, Konya,öl:1273) *Selçuklulardan itibaren dini sohbetler, zikir meclisleri ve bazen Sema yapılması ile ön plana çıktı. *Şems-i Tebrizi ile ilahi aşk üzerine sohbetleri ve manevi sır dostlukları ünlüdür.

Mevlaya Vuslat-Allaha kavuşma (Şeb-i Arus-Ölüm düğün gecesi)

*İnsana hoşgörü (Gel kim olursan ol yine gel tövbeni bozsan da gel) iki önemli temel esastır.

*Ney. Mevlana’da kamil insanın, insana Mevlanın ruh üfleyişinin  ve Ruhun aslını özleyişinin ifadesidir. Sazlığının özlemiyle ebed bekleyişiyle inler durur o. Ney çalana neyzendenir.

*Sema. İşitmektir, kendini, sonra O’nu dinlemek.

Kendini unutup Kainatın ve insanın oluşumunu düşünerek dönmek, döndüğünü unutup Aşk’ı bulmak, Kamil insanlığa ulaşmaktır. Sema yapan Semazenlerin bir elleri Hakk’a açıktır diğer elleri Halka-insana açık.Ayağın biri yerdedir diğeri gezer durur bir pergel gibi evrende. Dönenlere Semazen denir.

4.5. Alevilik-Bektaşilik  55 EHL-İ BEYT

Kur’an’da Ehl-i beyt, ev halkı anlamına gelir. Hûd/73; Kasas/12

Peygamberimizin kızı Hz.Fatıma, damadı ve amcasının oğlu Hz.Ali, torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin‘den oluşur.

AYET:  “…Ey ehl-i beyt! Allah sizden sadece çirkinlikleri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” Ahzâb/33.

Ayet geldiğinde Peygamberimiz, hanımı Ümmü Seleme’nin evinde idi. Orada bulunan damadı Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma ile Hz.Hasan ve Hüseyin’i abası altına alarak, “Allah’ım, bunlar benim ehl-i beytimdir. Onları günahlarından temizle!” diye dua etmiş, bunun üzerine Ümmü Seleme validemiz kendisinin ehl-i beytten olup olmadığını sormuş, Peygamber Efendimiz de ona, “Sen zaten hayır üzeresin, Peygamber eşisin.” şeklinde cevap vermiştir.Tirmizî, Menakıb, 31

Bir başka hadiste de Peygamberimizin eşlerinin de ehl-i beytten olduğu belirtilmiştir.Buhari, Tefsir 8; Müslim, Fezailü’s-Sahabe, 4.

HADİS: “Bu ikisi (Hasan ve Hüseyin) benim evlatlarım ve kızımın çocuklarıdır. Allah’ım ben onları seviyorum. Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev.” Tirmizî, Menakıb, 30.

Alevi-Bektaşi düşüncesinde Hz. Muhammed, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin isimleri beş parmaktan oluşan el ile sembolleştirilmiş ve Ali Pençesi adıyla levhalaştırılmıştır. Bu levha, Hz. Peygamberin abasıyla üzerlerini örttüğü kendisi dâhil abasının altındaki beş kişiyi sembolize etmektedir.

Hz. Peygamber; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok sevmiş ve bu sevgisini her fırsatta dile getirmiştir.

HADİS: “Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur.”Tirmizî, Menakıb, 19

HADİS: “Fatıma benden bir parçadır. Kim ona değer verirse bana değer vermiştir. Kim onu üzersebeni üzmüştür.”Tirmizî, Menakıb, 60

HADİS: “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.”Tirmizî, Menakıb, 30

HADİS: “Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla doğru yoldan sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim.”Müslim Fezailü’s-Sahabe, 3; Tirmizî, Menakıp, 31, 32, 77

Milletimiz, her zaman ehl-i beyte sevgi ve saygı göstermiştir. Ehl-i beyt sevgisi milletimiz için birleştirici bir unsur olmuştur. Milletimiz, ehl-i beyti sevme konusunda tek yürektir.

Muhammed isminden sonra en çok
Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin gibi ehl-i beyt mensuplarının isimlerini çocuklarına vermiştir. Onların isimleri “Fatıma anamız, Şah-ı Merdan Ali, Allah’ın Arslanı Ali, Ali kerremellahu veche” gibi sıfatlarla kullanılmıştır. Ayrıca kültürümüzde Hz. Ali’nin kılıcı “Zülfikâr”, adalet ve kahramanlığın simgesi olarak bilinmektedir.

Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde, Türkistan’da ehl-i beyte nasıl davranılması gerektiği konusunda şu bilgileri vermektedir: “Hizmetkârlardan ve beyin adamları dışında, kendisiyle ilgileneceğin kimselerden bazıları, Peygamberin neslidir. Bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun. Bunları pek çok ve gönülden sev; iyi bak ve yardımda bulun. Bunlar ehl-i beyttir…

Ey kardeş! Sen onları, sevgili Peygamber hakkı için sev!”Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, s. 313

Şeyh Galip’e “Hz. Muhammed Mustafa’nın âl-i abasının ayağının tozuyuz.”

Hoca Ahmet Yesevi, Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Ahmet ve Derviş Mehmet gibi birçok şair ve halk ozanı; ehl-i beyte duydukları
derin sevgiyi dizelerinde en içten duygularla ifade etmişlerdir.

Alevi: Ali’ye mensup, Ali’ye ait, Ali’yi seven ve Ali’ye ve Ehl-i Beyte bağlı olan kimse demektir. Terim olarak Peygamberden sonra Halifeliğin Hz.Ali’nin hakkı olduğuna inananlar için kullanılmıştır. Ehl-i  Beyt Hz.Ali, Hz.Fatıma Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’den oluşur.

*Bektaşilik: Hacı Bektaşi veli (Nişabur,öl:1271) tarafından kuruldu. Ehl-i Beyt sevgisi esas alındı.

Eseri Makalatta İman ibadet ve ahlakı işledi ayet ve hadisleri açıkladı. Ahmet Yesevi öğretilerini de anlattı ve hoşgör üzerinde durarak Anadolu’da birliğe katkıda bulundu. Pek çok alevi ozanına mürşidine önderlik yapmış alevileri toparlamıştır.

Balım Sultan (1516) ile bugünkü şeklini almış XV-XVI. Yy da yeniçerdie etkin olmuştur.

*Alevilikte Birlik dostluk kardeşlik, Eline beline diline sahip olma, ibadet ve ahlak dışı davranışlardan uzak kalma önemli esaslardır. Hz.Ali’nen Nehc’ül-Belaga isimli eseri etkili olmuştur.

*Muharrem Kerbela Aşure: Hz.Hüseyin ve ailesi Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem’in On’unda şehit edilmiş bu ay matem ayı olmuştur.

Aleviler bu ayda 3 gün oruç tutarlar. Oruç tutarken eğlence yapılmaz susuz kalınır ağıtlar yakılır. Oruç bitiminde aşure pişirilir şükran kurbanı kesilir. (Aşure Hz.Nuh’un tufan sonrası yiyecekleri toplayıp bir kazanda kaynatmasıyla olmuştu)

4.5.1. Cem ve Cemevi 58

4.5.2. Cemin Yapılışı 60

4.5.3. Semah .61

Cemevi Cem ve Semah: Cem toplanma demektir Alevi Dede öncülüğünde Cuma akşamları, Cem evinde bir araya gelinir. Farklı yer ve zamanlarda farklı cem’ler yapılır; Aleviliğe giriş, küskünlerin barışması, iki ailenin kardeş olması, hesap verme ruhen temizlenme ve ölenin ardından razılık alma, alevilik kurallarına uymayanın cezasını-düşkünlük kaldırma cemleri.

*Cem’lerde Dede konuşması, çerağ yakma, post serme, razılık alma, küsleri barıştırma, sazla deyiş söyleme, semah yapma, secde yapma, kurban lokması alma, dua etme uygulamaları yapılır.

*Semah saz ve nefes eşliğinde kadın erkek kanat çırpıp uçar gibi dönerek yapılır. Anlamı nefsin kötülüklerinden arınıp birlik içinde Yaratıcıya ulaşmaktır.

4.5.4. Musahiplik 62

Sohbet arkadaşlık, Dede huzurunda dua ile  onaylanan aile kardeşliği demektir. Denk aileler seçilir ve aileler hayat boyu birbirlerini kollarlar. Medinede Ensar Muhacir kardeş olduğunda Peygamberimiz Hz.Ali ile kardeş olmuştu.

4.5.5. Dua ve Gülbenkler 62

4.5.6. Muharrem Ayı ve Aşure 64

5. Nusayrilik  64

ibn-i Nusayr en-Nemiri (öl:883)

*Hatay, Adana, Mersinde. Kuran, Sünnet ve Ehl-i beşt görüşlerini kendilerince yorumlar. Tevhid, adalet, Nübüvvet, İmamet, Velayet, Mead inanç esaslarıdır.

*Kurban Ramazan dışında 3 bayramları vardır. Gadir Hum (Hz.Ali Halife), Feraş (Hz.Ali Peygamber yatağında) ve Mubahale (Hristiyanlarla yeminleşmede Ehl-i Beyt)

6. Birlikte Yaşama ve Hoşgörü Kültürü  66

*Farklı inanç fikir kültür ve geleneklere sahip kimseler birbirlerine saygı gösterip birlikte yaşayabilmeli taassuba düşmemelidir.

Ayet:Sizi tanışmanız için kavim ve kabilelere ayırdık (Hucurat,13) Medine anlaşması örneği. Mevlana: Gel!

Hacı Bektaş Veli: 72 millete aynı gözle bak! Kimseyi ayıplama! Yunus: Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü.

***DEĞERLENDİRME***

Hoşgörü, İletişim ve ilişki müsbet ilkeleri

1 Olduğu gibi konumuyla kabul etme.

2 Olumlu yanlarını ön plana çıkarma.

3 Makul ortak noktalarda buluşmayı, diyalogu sürdürme

4 Affetmeyi dua ve iyilikle taçlandırma.

ÖĞRENME ALANI: AHLAK VE DEĞERLER

5.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE 5: İSLAM VE BARIŞ

1. Barış İçinde Yaşamak Bir İhtiyaçtır 71

İnsanların farklı coğrafyada kültürde renkte dilde olması:

AYET: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” Hucurât suresi, 13

Peygamberler insanlar arasında huzur barış ve güven bozulduğunda irşad ve ıslah etmek için gönderilmiştir.

Peygamberler tarihi incelendiğinde insanlığın inançlara baskı yaptığı inanca zorladığı aksine davrananlara işkence uyguladığı, işgallerle katliamlar yaptığı, güçlünün yoksulları ezdiği sömürdüğü zulüm yaptığı ve ahlaksızlıklara boğulduğu görülecektir.

Hz.Musa Firavun zulmünden israiloğullarını kurtarmak için 40 yıl çölde kalmış, Hz.İsa ve ilk Hıristiyanlar takiplere işkencelere maruz kalmıştır. Hz.Muhammed’in geldiğinde Mekke’nin durumu bilinmektedir.

Son asırlarda insanlığın savaşlarda yok edilmesinin sebepleri olarak da ırk, güç ve ekonomik çatışmalar olarak karşımıza çıkacaktır.

İnsanlığa BARIŞ GETİREN zulümleri önleyen PEYGAMBERLER ve DİNLER olmuştur.

Bugün dünyada zulümler önlenemiyorsa PEYGAMBER YOLUNDAN gidilmediğindendir.

Günümüzde İslam dünyasında gözlenen çatışmaların siyasi, ekonomik, tarihi, coğrafi konumdan ve özellikle Kur’an’ı İslamı yanlış anlama ve yorumlamadan kaynaklanan farklı sebepleri vardır.

İSLAMIN kelime anlamı BARIŞ demektir. SİLM kökünden gelir. SELAM, SELİM, SELAMET, MÜSLÜMAN aynı kökün (s-l-m) türevleridir.

İslam dünyasında barış gözlenemiyorsa bu, Kur’an’ı anlamamaktan veya yanlış anlayıp uygulamaktan ve çok yönlü çıkarların çıkarcıların tercih edilmesinden kaynaklanmaktadır.

2. İslam Barışa ve Birlikte Yaşamaya Önem Verir 73

AYET: “Ey iman edenler! Hep birden SİLM’Ebarışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” Bakara/208

AYET: Sulh (daima) hayırlıdır...” Nisa/128

AYET: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

AYET: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah saygısına daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” Maide/8

BARIŞÇI BİR MÜSLÜMAN NASIL OLUR?

HADİS: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kimsedir.” Müslim,İman,69

HADİS: “Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize küsmeyin, kin beslemeyin ve sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümanın kardeşini 3 günden fazla terketmesi haramdır” Riyâzüs Sâlihîn, C 1, s. 409

3. Bir İnsanın Yaşamasını Sağlamak, Bütün İnsanlara Hayat Vermek Gibidir 76

 AYET: “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.” Nisa/93

AYET: “Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Maide/32

*****DEĞERLENDİRME*****

Bir sınıfta bir ayetin öğrenci yardımıyla müzakeresi

“Kim bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Maide/32

1-Nimet ve nikmet makamların azametiyle doğru orantılı büyür.
Allah’ın emrini çiğneyen büyük cürüm işlemiş olur. Zira makam büyüdükçe ihsanları kadar ihtarlarının, mükafatı kadar cezasının da büyümüş olması iktiza eder.

2-Bir can alan pek çok canı yakmış olur. Ölenin çevresini eleme boğmuş kimine kan ağlatmış kimini dul kimini yetim bırakmış olur.

3-Bir can bin can potansiyelindedir; bir Adem binler Adem demektir. Bir cana kıyan, o candan gelecek canlar silsilesine de kıymış, kaderin yaratılış amaç ve sınırsız gaye prensibine büyük saygısızlık etmiş olur.

4-Bir tek can bile bir kainattır tek başına. Çünkü koca kainat o bir tek can icin Adem için inşa edilmiştir. O can kainatın çekirdeği küçük alemdir. Suya atılan taşın oluşturduğu merkezdeki en yakın minik halka, dıştaki en büyük halkadan daha küçük ve değersiz sayılmaz. Bu açıdan bir can kıyımı bir kainat yıkımı demektir.

5-Bir can binler Esma’ya aynadır, tecelligahtır. Ve sınırsız alemden gelmiş sonsuz aleme gidecektir. Cana kıymak sınırsız Esma’dan onu adeta koparmak ve o ruhun ilgili olduğu sınırsız alemlere karşı bir cinayet gibidir.

6-Bir cinayet, kainattaki bütün varlıkların işaret ettiği sayısız şahitleri red ve inkar anlamına gelir.
Bir cinayet, bir şahidi ortadan kaldırmak, O SONSUNZ’A şehadeti tezyif ve inkar etmektir. Bir cinayet binler milyarlar şahidi de ortadan kaldırmak tahkir ve iptal etmek demektir. Zira O, o kadar ayan beyan VAR ki; sayısız varlık da O’nun varlığına şehadet etmektedir.
Bir cinayet kainat çapında şahitleri ortadan kaldırmak en önemlisi de o ölmez susmaz O’ndan başkasıyla itminana ermez haliyle sınırsız vicdanları susturmak gibidir.

7-Konunun psikolojik sosyal kültürel ve tarihi yönleri de irdelenebilir.
Bir cinayet bazen komşuları ve akrabaları bazen de köyleri birbirine düşürebilir ve KAN DAVALARINA yol açabilir devletleri ve insanlığı bile savaşlara sürükleyebilir.
1.Dünya savaşının sebebinin Avusturya-Macaristan veliahtının öldürülmesi olduğu kaydedilir.

4. Hz. Muhammed Bir Barış Elçisidir 77

HADİS: Resûlüllah Efendimiz (s.a.s.), ihtilafa düşen tarafların kendisine müracaatını beklemeden bizzat kendisi onları çağırarak barıştırmıştır. Meselâ, Kuba halkının birbirlerine taşlarla hücum ettiklerini duyunca, “Onları bize getirin, barıştıralım, aralarında sulh yapalım” buyurmuştur (Buharî, “Kitabü’s-Sulh”, 1

HADİS: “Pazartesi ve Perşembe günleri, Müslüman kardeşi ile arasında kin, düşmanlık ve kızgınlık bulunanlar hariç, Allah’a ortak koşmayan herkesi affetmek için Cennet kapıları açılır. Sonra Cenabı Hak şöyle buyurur: Bu iki kişi anlaşıp barışana kadar bekleyin.” Müslim, “el-Birr ve’s-Sıla”, 11

Peygamberimizin, Necranlı hıristiyanlarla yaptığı anlaşma metni

“Onların mallarına, canlarına, dinî hayat ve tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, hazır bulunmayanlarına, ailelerine, mâbetlerine ve az olsun çok olsun onların mülkiyetlerinde bulunan her şeye şâmil olmak üzere Allahın himayesi ve Resulullah Muhammedin zimmeti Necranlılar ve onlara bağlı etraftakiler üzerine bir haktır .

Hiçbir piskopos kendi dinî vazife mahalli dışına , hiçbir papaz kendi papazlık vazifesini gördüğü kilisenin dışına, hiçbir rahip, içinde yaşadığı manastırın dışında bir yere alınıp gönderilmeyecektir… onlar ne zulmedecekler ve ne de kendileri zulme uğrayacaklardır. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mesul tutulmayacaktır” Hamidullah, İslam Peygamberi, (Tercüme Salih Tuğ). 1,622

Veda hutbesinden:

“İnsanlar! bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl bir mübarek şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınızda öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz.”

“Ey insanlar! “Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Ademin çocuklarısınız. Adem ise topraktandır.Arabın arab olmayana arab olmayanında arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahında kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak takvada, Allahtan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

Peygamberimiz RAHMET olarak geldi insanlığa BARIŞI öğretti

PEYGAMBERLİK ÖNCESİ-SONRASI MEKKEDE İşkence gördü mukabele etmedi.

MEDİNEYE HİCRET EDİNCE Yahudilerle, Kabilelerle barış anlaşması yaptı. Savaşan Evs ve Hazrec kabilelerini barıştırdı. Ensar ve Muhaciri kardeş ilan etti. Hudeybiye’de aleyhte şartlara rağmen Müşriklerle barış imzaladı. Hiç bir zaman saldırı savaşı yapmadı savunmada kaldı ve en az insanın zarar görmesini sağlayan taktikler uyguladı. (10 yıllık Medine döneminde savaşlarda toplam 250 ölü. Hiroşimada bir bomba ile 250 bin ölü)

MEKKEYE DÖNÜNCE Barış ve Genel af ilan etti.

HEP BARIŞ ÜZERE HAREKET ETTİ.

O bir SULH İNSANIY’DI.

AYET: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

5. Zorunlu Olmadıkça Savaş Bir İnsanlık Suçudur 80

AYET: “Size karşı savaş açanlarla siz de ALLÂH yolunda savaş açın. Fakat haksız yere saldırmayın. Sakın aşırı gitmeyin muhakkak ki ALLÂH haddi aşanları sevmez Sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa siz de onlarla savaşın.” Bakara/190,191

AYET: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.” Enfal/61)

AYET: “Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barış yaparsa, onun ecri Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.” Şura/40

HADİS:Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabredin ve karşı koyun.” Riyâzüs Sâlihîn, C 2, s.559

——————————————————————————-
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

2.DÖNEM 2.SINAV

KONULAR SORULAR

ÖĞRENME ALANI: DİN VE LAİKLİK

6.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE 6: ATATÜRK VE DİN ÖĞRETİMİ

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Atatürk’ün din konusundaki görüşleri ve Çalışmalar nelerdir?

2-Yahudilik inanç ibadet ve sembolleri nelerdir?

3-Hıristiyanlık  inanç ibadet ve sembolleri nelerdir?

4-Hinduizm ve Budizm inançları nelerdir?

5-Dinlerin farklı ve ortak yönleri nelerdir?

DERS SUNUM PLANI

1-Atatürk dönemi Dini çalışmalar?

2-YAHUDİLİK?

3-HIRİSTİYANLIK?

4-HİNDUİZM BUDİZM ?

5-DİNLERİN farklı ve ortak yönleri?

1. Atatürk’ün Dinin Anlaşılmasına Verdiği Önem 83

Atatürk, “Temeli çok sa¤lam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, yüzyıllardır ihmal edilmiş. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş Aksine olarak birçok yabancı unsur-yorumlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamış. ” Atatürkçülük, C 1, s. 459

Atatürk, Müslüman oldukları hâlde varlıklarını devam ettiremeyen milletlerin,
geçmişlerinin yanlış alışkanlıklarına ve inançlarına İslam’ı dayanak yaptıkları ve İslami gerçeklerden uzaklaştıkları için yok olduklarını söyler. Dinin hurafelerden ve
batıl inançlardan arındırılmış olarak insanlara sunulmasını ister. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s. 570

Atatürk, “Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor. Hâlbuki, Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu güçsüzler (zavallılar) sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” Atatürkçülük C 1. s. 457

Atatürk, “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.” Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 41

Türkçe Tefsir ve Meal Çalışmaları 98

Tefsir çalışması: Atatürk’ün katkılarıyla Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırlamış olduğu Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsir ile Ahmet Naim ve Prof. Dr. Kamil Miras’ın hazırladıkları Sahih-i Buharî Muhtasar› ve Tecrid-i Sarih Tercümesi adlı hadis çevirisi ortaya çıkmış ve bunların bütün maliyeti de devlet bütçesinden karşılanmıştır.

Türkçe tefsir ve meal alanında, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte bazı çalışmalar yapılmıştır.

Atatürk, “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” demiştir. Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, C 5, s.1950

21 Şubat 1925 tarihinde TBMM gündemine gelmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi görüşülürken eksik ve hatalı Kur’an çevirilerinin yayınlandığı, mevcut Türkçe tefsirlerin de yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Verilen bir önerge ile;
-Kur’an-ı Kerim’in çeviri ve tefsirinin uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından yapılması, -Gerekli görülen İslami eserlerin telif ve tercüme edilmesi, -İslamiyet aleyhine yapılan yabancı yayınlara karşılık verilmek üzere dinî yayınların yapılması istenmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı da tercüme görevini İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Âkif Ersoy’a, tefsirin yapılmasını Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verdi. Bir müddet tercüme işiyle ilgilenen Mehmet Âkif, daha sonra bu işten vazgeçtiğini ilgililere bildirdi. Bunun üzerine Diyanet işleri yetkilileri, bu görevi de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a teklif ettiler.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, 1926 yılından 1938’e kadar hem dinî ilimlerden hem de fen ve matematik bilimlerinden faydalanarak “Hak Dini Kur’an Dili” adındaki tefsiri hazırladı. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın, mealiyle birlikte 1935-1939 yılları arasında dokuz cilt olarak yayınlanan tefsiri, Türkçe yapılmış tefsirlerin en önemlilerinden biri kabul edilmektedir.

Konyalı Mehmet Vehbi Efendi tarafından 1923-1927 yılları arasında on beş cilt hâlinde yayımlanan “Hulasatü’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an” adlı eser, bu dönemde yazılan tefsirlerden biridir.

Bir diğer çalışma ise 1927 yılında İsmail Hakkı İzmirli tarafından kaleme alınan “Türkçe Kur’an-ı Kerim Tercümesi”dir. İki cilt olarak yazılan bu eser, 1932 yılında Latin harfleriyle yeniden yayımlanmıştır.

Türkçe Hadis Kitabı Çalışması 100

Atatürk, halkın İslam’ı daha iyi anlayabilmesi için sağlam bir hadis kaynağına ihtiyacı olduğunu görmüştü. Bu nedenle hadislerin Türkçeye tercüme görevini Babanzade Ahmet Naim Efendi’ye vermişti.

Ahmet Naim Efendi, Buharî’nin “el-Camiu’s-Sahih” adlı kitabının kısaltılmış şekli olan Zebidi’ye ait olan Tecrid-i Sarih’inin ilk üç cildini Türkçeye tercüme
etmiştir.

Ahmet Naim Efendi’nin vefatı üzerine eserin geri kalan tercümesi ise Kâmil Miras tarafından tamamlanmıştır. Eserin dördüncü cildinden on ikinci cildine kadar olan kısmını tercüme eden Kâmil Miras, gerekli gördüğü yerlere açıklamalar da eklemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığınca on iki cilt hâlinde, “Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adıyla 1932 yılında yayınlanan
bu eser; iman, ibadet, ahlak ve siyer gibi konularda eşşiz bir ilim hazinesidir.

Hutbelerin Türkçe Okunması 101

Hutbelerin türkçe okunması: Atatürk, camilerde yapılan vaazların, cuma ve bayram namazlarında okunan hutbelerin, insanların dinî konularda aydınlanmasında ve doğru bilgiye sahip olmasında ne derece etkili olduğunun farkındaydı. Bu nedenle hutbelerin halkın anlayacağı bir dille açık ve anlaşılır bir şekilde okunmasını istemiştir. Atatürk bu konuda şöyle demiştir:

“Hutbeden amaç, ahalinin aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir… Minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkinler verilmiş olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.” Ali Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din Adamları, s. 93-94

Hutbe, halka hitap etmek ve söz söylemektir. Terim anlamı ise cuma namazı ve bayram namazlarında minbere veya yüksekçe bir yere çıkıp Allah’ı anıp Peygambere salavat getirerek toplumun çeşitli konularda bilgilendirilmesidir.

Hutbe, dua ve öğüt olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Osmanlıda olduğu gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında da hutbenin hem dua kısmı hem de öğüt kısmı Arapça olarak okunmaktaydı. Atatürk de yaptığı konuşmalarda hutbelerin Türkçe okunmasının gerekliliği üzerinde durmaktaydı.

Atatürk’ün kendisi de 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir’in Zağnos Paşa Camii’nde Türkçe bir hutbe okuyarak bu konuda öncülük etmiştir.

21 Şubat 1925’te TBMM’de hutbelerin Türkçe okunması gündeme gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1926’da Türkçe hutbe kitabı hazırlatılır.

Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgi ve iyiliği üzerinize
olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’an-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir.

İnsanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilahî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak’tır.

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı.

Hazret-iPeygamberin mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.

Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır.

Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lazımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.

Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.” 07 Şubat 1923, Zağnos Paşa Camii, Balıkesir Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 9

2. Atatürk’ün Okulda Din Öğretimine Verdiği Önem 85

Atatürk, genel eğitime önem vermesinin paralelinde din eğitimine de önem
vermiştir. Din eğitimini, millî eğitimin ilk hedefleri arasına alarak kişilerin dinini, diyanetini öğrenmek mecburiyetinde olduğunu belirtmiş ve okulları bu eğitimin tek
yeri olarak göstermiştir. Atatürk bir sözünde, “… Okuma ve yazmayı, vatanını, milletini, dinini ve dünyasını tanıtacak kadar tarihî, coğrafi, dinî ve ahlaki bilgiler vermek… millî eğitim programımızın ilk hedefidir.” Atatürkçülük, C 1, s. 293

Atatürk, “Milletimizin, memleketimizin ilim irfan yuvaları (okulları) bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek ayn› şekilde oradan çıkmalıdır. Fakat nas›l ki
her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetifltirmek gerekli ise dinimizin gerçek
felsefesini inceleyecek, araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak seçkin ve gerçek din ilim adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız.” Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 86

İmam Hatip İlahiyat fakültesi açılması:  Atatürk,“Bence bir defa her Müslüman islami hükümleri bilmeye mecburdur, o hâlde okullarımızda islami hükümleri öğreteceğiz.” Atatürk ve Din Adamları, s. 19

Atatürk, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde hem medrese hem de modern okullarda yapılan eğitim öğretimin ortaya çıkardığı olumsuzluklar nedeniyle Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) Kanunu’nu kabul ederek eğitimi tek çatı altında toplamıştır. Böylece eğitim öğretim, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ve din öğretimi de okullarda devletin resmî kurumlarında yapılmaya başlanmıştır.

3 Mart 1924 tarih ve 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesinde “Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere darülfünunda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet (imamlık ve hatiplik) gibi hidemat-ı diniyenin (din hizmetlerinin) ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mekteplerküşad edilecektir (açılacaktır).” hükmü yer alır.

3. Atatürk’ün Din Bilginlerine Verdiği Değer 87

Atatürk 24 Eylül 1924’te Amasya’da şerefine verilen bir ziyafetin sonundaki  konuşmasında, vaaz ve uyarıcı hitabeleriyle bölgesinde Millî Mücadele’ye büyük katkı sağlayan Müftü Kâmil Efendi’yi takdirle yâd ederek“…genç cumhuriyetimiz
bu gibi ulema ile iftihar eder.”Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 64.

Camilerin kutsal minberleri, halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve düşünceye hitap olunmakla Müslümanların vücudu canlanır, düşünceleri temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların sahip olmalar› gereken ilmi nitelikler, özel liyakat ve genel kültüre sahip olmaları önemlidir.”Atatürkçülük, C 1, s. 459

“Hoca olmak için yani dinin gerçeklerini halka telkin etmek için mutlaka bilimsel
elbise şart değildir. Bizim yüce dinimiz, her Müslüman kadın ve erkeğe araştırmayı
farz kılıyor. Müslüman, bu dine bağlananları aydınlatmakla yükümlüdür. Efendiler!
Bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimiz içinde hakiki din bilginleri, bilginlerimiz içinde milletimizin gerçekten iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara karşılık bilimsel kisve altında, gerçekten bilimden uzak ve gereği kadar eğitim görmemiş, bilim yolunda gere¤i kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirleriyle karıştırmamalıyız. Seyahatlerimde birçok gerçek aydın din bilgini ile görüştüm. Onları çağdaş eğitim almış, sanki Avrupa’da öğrenim görmüş bir düzeyde buldum. İslam’ın gerçeklerini ve özünü bilen din bilginlerimizin hepsi bu olgunluk kertesindedir.”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 148

Kararlı ve azimli çalışmalarıyla vatanın kurtuluşuna ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda Millî Mücadele’ye destek veren ulemaya ayrı bir önem veren Atatürk, ilk Diyanet işleri Başkanı olan Rifat Börekçi’ye de çok büyük saygı ve hürmet gösterirdi.

ÖĞRENME ALANI: DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYET

7.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE 7: YAŞAYAN DİNLER VE BENZER ÖZELLİKLERİ

1. Yaşayan Dinler 91

1.1. Vahye Dayalı Dinler: Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet 93

DİNLER 2’ye ayrılır: İlahi olan dinler. Peygamber ve Kutsal kitapla gelir. Yahudilik (Musevilik) Hıristiyanlık (İsevilik) Müslümanlık (İslamiyet)

İlahi olmayan dinler. Peygamberi kutsal kitabı olmayan sayfadaki dinler. Bir de kabile adıyla anılan İlkel ve geleneksel-yöresel dinler vardır. Ruh ve büyücü anlayışı görülür

Yahudilik

YAHUDİLİK  (Musevilik)TARİHÇE

*DOĞUŞ:

M. Ö. İkinci bin yılın başlarında Yahudilik Hz. İbrahim’in oğlu İshak’la sahneye çıkmıştır. İshak’tan sonra Yakub (a.s) yerine geçti (İbn Haldun, Tarih,2/40). Yakub’un diğer adı “İsrail” idi. Dolayısıyla Yakub’un oğullarının adıyla anılan on iki kabile de İsrail oğullarını oluşturdu. Bundan sonra Yusuf (a.s)’un daveti üzerine Yakub ve oğulları Mısır’a göç ettiler. Yahudilik, sözün tam manasıyla İsrail oğullarının Babil’de geçirdikleri sürgünden sonra inkişaf etmiştir. Oradan Filistin’e döndükten sonra (M.Ö. 538) İlahi şeriatı bildiren Tevrat, hayatın merkezi olmuştur.

Hz.İbrahim’in oğlu Hz.İshak’dan olan Hz.Yakup, oğlu Hz.Yusuf olayında anlatıldığı gibi Filistinden gelip Mısıra yerleşti. Tevrat’a göre; ailesi ile göç ederken, bir melek adam kılığında Yakup’a görünür. Ailesini nehrin karşısına taşıdıktan sonra o adam Yakup ile gün ağarıncaya kadar güreşir. Adam Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca Yakup’a, ‘beni bırak gün ağarıyor’ der. Fakat Yakup ‘beni kutsamadıkça seni bırakmam’ der. Adam da Yakup’a Tanrı adıyla güreşen veya Tanrının kulu manasına gelen İsrail adıyla kutsar. Bu sebeple Yakupoğulları yerine bu lakabıyla İsrailoğulları diye de anılır. Babanız gibi kul olun demektir.

Zamanla Mısırda Firavun tarafından köle haline getirilen İsrailoğulları, Hz.Musa tarafından kurtarıılıp Mısır’dan çıkarıldı, 40 yıl Tih-Sina çölünde kaldıktan sonra vadedilen kutsal topraklara Filistine gelip yerleştiler.

İ.Ö 990 dolayında Hz. Davud’un peygamberlik ve liderliğiyle bileşik bir devlet (krallık) şeklinde örgütlenerek Kudüs’ü ele geçirdiler. Hz.Davud’a Zebur verildi.

Yahudilik Büyük İskender’in M.Ö. 322’de Filistin’i ele geçirmesi ile M.Ö. 4-2 y.y’larda Helenistik bir dönem yaşadı

M. Ö. 9. yy dan 5. yy a kadar Aramiler, Asurlular ve Babillilerle çeşitli savaşlar sürdü, Babilin Yahuda Krallığını ele geçirmesi ile İsrail oğulları yeni bir sürgün dönemine girdi.

M.Ö.63-M.S.135 arası Roma egemenliği sonrasında Hristiyanlıkla birlikte mezhep çatışmaları yaşandı

XIX.y.y da dindışı özellikleriyle “siyonizm hareketi” ulusal canlanma ve ana yurda dönme yönünde geliştirdiği plan ve programla 1948’de İsrail Devleti kuruldu. II. Dünya savaşı sıralarında Nazi Almanya’sının giriştiği Yahudi soykırımından bu yana Yahudilerin yerleşim açısından temel olarak Avrupa’nın dışında İsrail, SSCB ve ABD’de toplandıkları dikkat çeker. Günümüzdeki Yahudi İsrail Devleti resmen “gelenekçi yahudiliği” benimsemiştir.

*PEYGAMBER Hz.İbrahim, oğlu Hz.İshak, oğlu Hz.Yakup

Hz.Yusuf, Hz.Şuayb, Hz.Musa, kardeşi Hz.Harun

Hz.Davud, oğlu Hz.Süleyman (iki kral)

Hz.Davud Kudüsü kurdu, Hz.Süleyman Süleyman mabedini yaptırdı.

*KUTSAL KİTAP:

Musa’ya Tevrat, sonrasında Davut’a Zebur

Babilliler baskınında Kudüs ve Tevrat nüshaları yandı Ezra isimli katip kendi yeniden yazdı. (Bu Tevratta da geçer)

 İbranice Tora, Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat, kanun ve anlaşma anlamındadır. Günümüzde Tanah ve Eski Ahit de denir. Talmud ise Tevratı dînî kanunları tefsir eden ve bu kanunlara göre ortaya çıkabilecek yeni problemlerine çözüm getiren M.S. II. yy da yaşamış olan Yuda Hanasi adındaki bir haham tarafından yazılan derleme kitap.

Hz.Musa’ya Tur dağında Vahiy-10 emir verildi.Tanrı’nın kanunları ve emirleri Sina Dağı’nda, Yazılı ve Sözlü Tora-Tevrat  şeklinde vahyolundu Talmud’da geniş açıklamaları yapıldı. Talmud M. Ö. 200’den M. S. 500’e kadar Yahudiliğin hikmet, gelenek ve problemleri üzerinde, din adamlarınca (haham) yapılan tartışmalar sonucu vücut bulmuştur.

*Yahudi: Hz. İshâk’ın oğlu Hz. Yâkûb’un on iki oğlu vardı; dördüncü oğlunun adı “Yuda” veya “Yahuda” idi. Bu nedenle onun adına dayanarak İsrailoğullarına, “Yahudî” denmiştir. Esaretten sonra genel olarak halk “İsrailliler” diye adlandırılırken, şahıslar birbirine “Yahudi” diyorlardı. Aynı ad bugüne geldi.

*İsrâîl: Bu kelime, Tanrı ve insanlarla güreşip yenen anlamında Hz. Yâkûb’a, Tanrı tarafından verilmiş bir lâkabdır

*İbrani: Filistin’de görülen göçebe yerli bir kabîlenin adıdır. İsrailoğulları Filistine gelince onlara da bu göçebe kabilenin ismi verilmiş İbrani denmiştir.

Yahudiler, mukaddes kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı, bu kavmi Sina’da kendine muhatâp kılmış, onlarla ahidleşmiş, onlardan buyruklarına uyacakları konusunda söz almış ve Hz. Mûsa’nın şahsında onlara Tevrât’ı göndermiştir.

Yahudilik milli bir din, Yahova da millî bir tanrı olarak kabul edilmiştir. Onlara göre İsrail oğulları seçkin bir kavimdir. Bu üstün ırk düşüncesi onları kendilerini insanlığın efendisi diğer insanları da hizmetçisi olarak görmeye kadar varmıştır.

İNANÇ

*KUR’AN’DA YAHUDİ İNKAR VE  İTİRAZLARI

-Musa’ya Bizi neden Mısırdan çıkardın bu çöle getirdin dediler çölde susadı su bul dediler (Bakara,60) yetinmediler bize tapılacak put bul dediler (Araf,138)

-Tur dağına giden Musa’ya Bizde seninle geleceğiz sonra da Rabbini görmedikçe inanmayız dediler. (Bakara,55-65-Nisa,153))

-Gökten gelen kuş eti ve helva menüsünü beğenmemiş değişsin demişlerdi. (Bakara,61)

-Allah bir sığırı kurban edin deyince karşı çıkmış alay ederek defalarca özelliklerini sormuşlardı. (Bakara,67-73)

-Musa Allah’tan  vahiy almak için Tur dağına gidince ardından Samiriy altından ses çıkaran buzağı yapmış buna tapmışlardı. (Araf,148, 171)

-Filistine gelince Sen ve Rabbin gidin savaşın biz oturacağız demişlerdi. (Maide,20-26)

-En önemlisi Zekeriya ve Yahya’yı öldürdüler İsa’yı öldürmek istediler (Bakara,61,87,91)

*YARATICI İNANCI

Farklı zamanlarda farklı insanlar tarafından farklı dillerde Tevratlar yapıldığı ve çeviriler olduğu için değişik Yahudi inançları ve mezheplerı de ortaya çıkmıştır.

Tevratta ‘Allahımız Bir’ ifadesi geçer. (Tesniye,6/4)

Farklı tanrı inançları da görülür. Kuran’ın belirttiğine göre Hristiyanlardan önce Tanrı oğlu kavramını Üzeyr Peygamber için kullanmışlardır. Üzeyir kaybolan Tevratı Allah’ın vahyetmesi ile tekrar yazınca, bu ancak tanrı oğlu olabilir demişlerdi. Bazı yahudiler bu, şeref adına mecazdır der.

Ayet: “Yahudiler, ‘Uzeyir Allah’ın oğlu.’ dediler, Hıristiyanlar da ‘Mesih Allah’ın oğlu.’, dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar, nasıl da saptırıyorlar!”(Tevbe, 9/30)

Bir inanış da: Tanrı Yehova – Yahve – Adonay sadece Yahudilerin Tanrısıdır. Diğer insanlarla Elohim ilgilenir.

*PEYGAMBER İNANCI

Peygamberler sıradan insandır her günahı işleyebilir içki içip zina yapabilir. Tevratta aile içi ilişki anlatılır. Zekeriya ve Yahya peygamberi öldürmüşler Hz.İsa’yı da öldürmek istemişler ona benzetilen haini öldürmüşlerdi. Kur’an’a göre Hz.İsa ise diri olarak Allah tarafından göğe çekilmiştir.

Yahudilere göre kurtarıcı Mesih gelecek yeryüzünde Yahudi krallığını kuracaktır.

*DİĞER İNANÇLAR – GELENEKLER

Dünya ve maddeci yönü güçlü olan Yahudilerin çoğunda Ahiret inancı ya yoktur ya oldukça zayıftır.

Museviler, Yahudilerin diğer milletler arasından seçildiğine milletlerin efendisi yeryüzü krallığının mirasçıları olduğuna inanır. Bu yönüyle milli ırkçı bir din anlayışı ortaya çıkar. Buna göre yahudi olunmaz doğulur, başka dinden giriş yasaktır, başkasına kız alıp verilmez.

Cumartesi dinlenme günüdür çünkü Tanrı Yehova evreni 6 günde yarattı 7 inci gün dinlendi. Cumartesi ateş yakılmaz et yenmez.

Başı açık Tevrat okunmaz ve mabede girilmez. Her öğrencinin bir tevratı vardır. Tevrat bayramında sokaklarda kucakta veya omuzda taşınır. Tevrat, yere düşerse çevresindekiler 30 gün ceza orucu tutar. Sivil asker herkes yemini tevrat üzerine yapar. İsteyen nikah sinegogda kıyılır. Zina suç sayılır ağır cezası vardır.

Cenâzeler yıkanıp kefene sarılır ve toprağa gömülür Erkek çocuklar doğumdan sekiz Gün sonra sünnet edilir. İçki Tevratta yasaktı. Domuz da. Tek tırnaklı vahşî ve kanları akmamış hayvanları midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek de yasaktır.

İBADET

*MEZHEPLER

*Ortodoks Yahûdîlik: Bu mezhep, Ferisilik’le başlayan ve Rabbânî Yahûdîlik’le gelişen ana akımın günümüzdeki hali. Ortodoks inançta, Tevrât’ın kânunlarına uymayan yahudilerin sürgüne gönderildikleri anlatılır.

*Reformist Yahûdîlik: XIX. yüzyılın başlarında Alman Yahûdî’leri arasında çıkmıştır Amerika Yahûdîleri arasında meşhurdur Bugün Reformist Yahûdîlik lâikleşmiş Yahûdîlik şeklini almış durumdadır

*Muhâfazakâr Yahûdîlik: Reformist Yahûdîliğe tepki olarak doğmuştur. Yapı itibârıyla Ortodoks Yahûdîlik’in Amerikan versiyonudur en belirgin özelliği, Siyonist olmasıdır

*Yeniden Yapılaşmacı Yahûdîlik. 1983’de 102 yaşında ölen bir Amerikan Yahûdî’si olan Kaplan isimli bir şahıs kurmuştur Kaplan, Yahûdîliği Yahûdî halkının kültür değeri olarak görür Ölümden sonra dirilmeyi âhireti reddeder Mesîhçilik’i kabûl etmez.

*İBADET: Yahudilikte İslamdakine benzer  namaz ve gusül abdesti ve teyemmüm vardır. Gusül gereken durumlarda kutsal şeylere dokunulmaz. Adet gören kadının dokunduğu şey murdar sayılır yıkanması gerekir.

En önemli ibâdetleri Tevrât levhalarını okumaktır. Ayrıca ağlama duvarı önünde Tevrat okurlar.  Erkekler kipa ile başlarını örterler. Sabah ibadeti esnasında iki tane dua kayışı bağlarlar.

Kadınlar ibadete katılamaz ve erkeklerle bir arada bulunmazlar. Kadınların yeri ya arkada, ya da perde veya kafesle kapatılmış yan taraftadır.

Yahudilik’te tutulması mecburi olan oruç Yom Kippur adı verilen Keffaret orucu, Tişrî ayının 10. Günü, Ekim ayının sonuna rastlar. Bu günde oruç tutmak farzdı. îmsak, Keffaret Gününden önceki Akşam güneş batarken başlar, o gece ve ertesi akşam ilk üç vıldız görününceye kadar sürer. Bu süre esnasında yemek içmek yasaktır. Bu oruç esnasında Havra’ya gidilir, ibadetle meşgul olunur.

*Zekat Hac gibi ibadetler, Mabed yıkıldıktan sonra zamanla terk edilmiştir.

*İBADET YERİ Sinegog. Dilimize “Havra” diye çevrilen bu kelime, Yunanca’da “Synagogue”, toplantı ve ibadet  için kullanılan bir terim.

Ağlama duvarı. Süleyman Peygamberin yaptırdığı MS 70’de yıkılan Süleyman mabedinin kalıntısı duvar önünde ağlarlar. M.Ö. 586’da Süleyman Ma’bedi’nin yıkılışından sonra, Bâbil sürgünü esnasında Havra, halkın ibadet edebileceği bir kurum haline geldi.

*Bema: Havrada Hahamın kürsüsü

*İBADET GÜNÜ: Yahûdî’ler Günde üç vakit ve cumartesi günü Sinagogda yaparlar.

*DİN ADAMI Haham Rabbani

*DİNİ SEMBOLLER

*Menora: Yedi kollu şamdan, 7 Peygamber

*Arona Kodeş: Kutsal metinlerin bulunduğu sandık

*Mezuza: Evlerin girişine asılan el sürülen rulo halinde tevrat nüshası

*Kipa: Takke

*İki üçgen yıldız: Magen David, Davud mührü

*Saç perçemi: Melek tutar cennete sürükler

*BAYRAMLAR:

-Süleyman mabedinin yıkılışı Milli yas -Buzağıya tapmaları Allahın gazabına uğrayıp kurtulmaları adına Keffaret bayramı

-Mısırdan çıkış Firavundan kurtuluş bayramı

-Musa’ya 10 emrin verilmesi,  -Büyük Mabedin onarılması, -Sina çölünün geçilmesi gibi günler için de bayramlar yaparlar. Bu bayramlarda farklı olarak oruç tutar Tevrattan bölümler okurlar, dua ederler.

Hıristiyanlık

*DOĞUŞ:

Hz.İsa Filistinde, Kudüs yakınlarındaki Beytüllahimde, Nâsıra’da dünyaya geldi. 30 yaşında, Romalıların elinde bulunan Yahudiye’de peygamber oldu. Kudüs’te insanları hak dine dâvet etti. Kendisine İncil verildi.

Yahudiler Hz. İsa’yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus’a isyan çıkaracaklar diye şikâyet ettiler. Havârilerden sayılan Yahuda Hz. İsa’ya ihanet etti yerini söyledi ve Hıristiyanların inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur’an’a göre Hz.İsa diri olarak göğe çekildi, ona ihanet eden İsaya benzetildi, onu öldürdüler bilemediler.

*Çarmıh sebebi, Hz.İsa’nın, kendi soy boylarından gelmemesi, Yahudilerin Peygamberlerini öldürmeleri Tevratı, değiştirmeleri, iki yüzlü ve çıkarcı davranan ve mabetleri süsleyip gösteriş ayinleri yapan, siyasi ve ekonomik çıkarları için kullanan, Romalılarla işbirliği yapan Yahudi Din adamlarını eleştirmesiydi.  Hıristiyanlar 3 asır takip edildi ve baskı gördü   (Eshab-ı Kehf-7 uyuyanlar) 313’de Konstantin kontrolü altına tutabilmek için resmen dini kabul etti.

*Hıristiyan: Yunanca “Hristos-Christos “tan gelir. Mesihe bağlı olan  demektir. İbranîcesi “Maşiah”dir, kutsal yağla yağlanan kral demektir. İncillerde “Hristiyan”, “Hristiyanlık” gibi terimler yer almaz. Bu terimler, ilk defa Hz. İsa’dan 20-30 sene sonra Antakya’da kullanılmıştır.

*havârî kelimesi, Arapçaya Habeşçeden geçmiş olup aslı “havâryâ”dır; “yardımcı” anlamına gelmektedir. –Naesara-Nasrani de denir. Petrus Hz. İsa’nın baş havârisi, Yahuda ihanet edeni.

*PEYGAMBER yerine PAVLUS: Milâdî 5-67 yıllarında yaşayan yahudi asıllı, hıristiyanlığı aslî ve tehvid çizgisinden çıkarıp, teslis gibi temel dogmaları oluşturmuş, kiliseler kurmuş ve Hıristiyanlığı teşkilâtlandırmış kişidir. Bugünkü muharref Hıristiyanlık onun ürünüdür. Pavlus, Hz. Musa’nın yasa ve yasaklarını yürürlükten kaldırmış ve yeni bir anlayış geliştirmiştir.

Pavlus, tüm hıristiyanlara göre, Hz. İsa’nın ismiyle, onun gönderdiği ve kendisine vahiyler verdiği peygamberi ve Hrıstiyanlığın kurucusu olarak kabul edilir. Mektupları, Kitab-ı Mukaddes’den sayılmış, İnciller seviyesinde görülmüştür.

Hıristiyanlık, hem itikad ve hem de şeriat olarak, yani hükümler, haram ve helâller konusunda, yorum ve dogmalar konusunda baştan sona Pavlus öğretilerinden ibarettir. Pavlus’u yıktığınızda Hıristiyanlığı ayakta tutacak hiçbir şey kalmaz. Kitab-ı Mukaddes’teki tam 15 kitap, Pavlus’a aittir; onun mektupları ve konuşmalarından oluşan bu kitapların tümünün yazarı odur. Kitab-ı Mukaddes’teki Hz. İsa’nın kesin emir ve yasaklarını bile resmen değiştiren, ona ters hükümler koyan, hükümlerini geçersiz ilân eden kimsedir.

Teslis-üçleme ve  Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu oluşu inancı, çarmıha gerilmesi ve tekrar dirilmesi, insanların Hz. Âdem’in Cennet’te, yasak meyveden yemiş olması sebebiyle doğuştan günahkâr (asli günah) oldukları inançları da Pavlus tarafından Hristiyanlığa sokulmuştur. Domuz eti yasağını kaldırmış, İçkiyi Hz.İsa’nın kanıydı diyerek adeta kutsallaştırarak kiliseler sokmuş ve sünnet olmak, su ve gusül almak gereksiz demiştir.

*KUTSAL KİTAP

Pavlus ilk İncil yazımında Teslis-üçleme (Baba, oğul, kutsal ruh) inancını yazdı öyle kaldı.

Rahipler çok incil yazdı, M.S.325’te İznikte hepsi yok edildi veya gizlendi, 4 incil yazanların adıyla kabul edildi: Matta, Markos, Luka, Yuhanna. Bu dördünün dışındaki tüm İnciller apokrif-sahte sayılır. Hıristiyanlar, özellikle III. y.y.da gizli bazı İncillerin varlığına inanırlar. Meselâ, 1886 yılında eski bir Mısır mezarında bu gizli İncillerden biri sayılan Petrus İncili’nin bir parçası bulunmuştur. Apokrif İncil sayılan en önemli İncil Barnaba(s) İncilidir. Asıl adı Yusuf olan Barnaba, Hz. İsa’nın havârilerinden yani öğrencilerindendir. Bütün hayatını Hıristiyanlığı yayma uğrunda geçirmiştir. Türkçe’ye de çevrilen bu İncil, Hz. İsa’nın tanrılığını reddeder, çarmıha gerildiğini kabul etmez, Hz. İsa’nın bir peygamber olduğunu açıkça zikreder. Bu İncil’in teslisi reddedip ısrarla tevhidi vurgulaması, hıristiyanlarca yasak İncil sayılmasının temel sebebidir. Barnaba, Markos’un hocası, Pavlus’un önderi bir kişi olduğu halde, kilise, ona nisbet edilen İncil’i reddetmektedir.  İnciller daha çok, Hz. İsa’ya ağırlık vermektedirler ve onun bir tür hayat hikayesi durumundadırlar.

*Mezhepler Katolik Roma,  Ortodoksluk (Bizans),  Anglikan (İngilitere)  Protestan (Jean Calvin, Marten Luther)

*TEMEL İNANÇ – İBADET

Teslis-Üçleme Tek üçlük – Tek tanrı üç parçada kendini gösterir. (Baba yaratır,  ruhul-kudüs takdis eder, oğul kurtarır)

Hıristiyanlar: ‘baba, oğul ve rûhu’l-kudüs’ten ibaret olmak üzere Allah üçtür, yahut, ‘Allah üç unsurdan meydana gelmiştir, bunların üçü de birbirinin aynıdır, her biri tam ilâhtır ve üçü birden bir tek tanrıdır’ der.

Tanrının oğlu deme sebebi:

1-Yahudilerden gelen bir uygulama. Üzeyr Allahın oğlu demişlerdi

2-Babasız dünyaya gelmesi. Oysa Kur’an Hz.Adem’in babasız hem de annesiz dünyaya geldiğini hatırlatarak Allahın kudretine dikkat çekmektedir. (Âl-i İmrân, 59)

3-Bebekken konuşması. Annesi Meryeme iftira atılması üzerine Meryem İsa’yı göstermiş o da annesinin masumiyetine ve kendisinin Peygamber olduğuna işaret etmişti. (Meryem, 16-37)

4-Hz.İsaya verilen mucizeler de inancı güçlendirdi. Gözleri elinin dokunuşuyla iyileştirmesi, Yaraları iyi etmesi, Çamurdan kuşa üfleyip can vermesi, mezardaki ölüye dokununca canlanması.

5.Önemli tarihi sebep, Pavlus’un çıkıp İsa bana göründü beni vekili tayin etti deyip bu inancı İncile yazması.

*İSA İNANCI 

Hristiyana inancında Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü.  Kur’an ise şöyle der: “Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar.” (Nisâ, 157) “seni katıma yükselteceğim” (Ali imran,55)

İsa Tanrının oğlu olarak günahlara keffaret olarak insanlığı kurtarmak için geldi çarmıha gerilerek kendini feda etti. 3 gün sonra dirildi 40 gün kaldı, günahı affetme yetkisini Pavlusa verdi, baba tanrının yanına çekildi, tekrar dünyaya inecek.

Tanrı’nın bütün insanların günahlarına keffâret olmak üzere, onların affı için insan şekline girip yaşadıktan sonra ıstırap çekerek ölmesi, yani keffâret, fidye inancıdır. Bu inancın, üç temel uzantısı vardır: Hz. İsa’nın tanrılığı, bütün insanlığın günahkâr olduğu ve insanlığın affı için fidye (kurban) anlayışı.

*İBADET:

Hıristiyanlarda ibâdet, Tanrı’nın şânı için meydana getirilmiş ilâhilerden müteşekkildir. Katoliklerde ise “communion” denilen ve ekmek, şarap gibi maddî vasıtalarla ulûhiyete ortaklık vardır.

İsa dedi ki Ben şuraya gidip dua edinceye kadar siz burada oturun.(Matta, 26/36) (Luka, 11/1) Duâ bir  ibâdettir.  Zaten  özel  yere  çıkıp  duâ etmesi, namaz kıldığını gösterir. Kur’an’a göre bütün peygamberler gibi Hz. İsa da namaz kılıyordu (Meryem, 31)

*Oruç:

Hiçbir surette mecburi olmayıp, çok nâdir olarak oruç tutan papazlara da, hafif bir kahvaltı, tam bir öğle yemeği ve hafif bir akşam yemeği izni verilmiştir. Karem (careme) adı verilen oruç tutma süresince Pazar günleri hariç, 40 gün boyunca, yani 34 gün, oruç tutmak isteyenler bu tatbikatı yürütürler

Sabah akşam evde Pazar kilisede

*İbadet yeri:

Kilise (Yunanca topluluk anlamına gelen ekklesia deyiminden türetilmiştir)

Manastır: Râhip veya rahibelerin, dünyadan el etek çekip ruhban hayatı içinde birlikte yaşadıkları, ekseriya yerleşme merkezlerinden uzak bina.

Meryem Ana, Katedral (Bir şehrin büyük kilisesi, piskoposluk kilisesi.

*Din adamı:

Papa:Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu (Ortodokslukta Patrik)

Papanın yanılmaz olduğu kabul edilir ve o istediğini dinden dışlama yetkisine sahiptir ki, buna “aforoz” denir. Ona itaatten yüz çevirme bir sapıklık olarak telakki edilir. Papa, katolik mezhebine bağlı birine Allah adına Cennet vaat edebilir ve buna bir belge tanzim ederek Cennetteki yerini belirtebilir.

Kardinal (Yüksek rütbeli katolik râhibi), Papaz, Rahip, Peter (Ruhani lider) Psikopos: Papazların başı

Keşiş:Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan Hıristiyan din adamı. Keşişler evlenmezler, dünyadan el etek çekip bir inziva hayatı sürdürdüklerinden ötürü münzevîdirler.

Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. (325.İznik’de konsil bütün İncilleri imha ile 4’ünü kabul etti.)

*İNANÇLAR – GELENEKLER – SEMBOLLER

*Asli günah: Havva’nın yılanla veya yılan şekline girmiş şeytanla işbirliği yaparak Adem’i kandırması ve yasak meyvadan (Kuranda ağaca yaklaşmayın der. Hayat ağacı, İyilik ve kötülüğü bilme ağacı, Elma. İncir, , üzüm, buğday vb. demez, bu Tevrat-İncil kaynaklıdır. İslam bilginlerince bir yiyecek olabileceği gibi bir Saltanat, Ebediyet veya Nesil Ağacı da olabilir, kuran yemeyin demiyor yaklaşmayın diyor, yorumu da vardır) yemesi günahıdır, gelen bütün nesillere bu leke geçer.

Bu inancın mimarı Pavlus, sistemleştiren Augustin. (Hıristiyanlıkta asli günah inancı, Y.Lisans tezi Emine Atay, Bursa 2005)

*Vaftiz: Aslî günah lekesinden soydan gelen günah tohumundan arınmak için kutsal suyla yıkanmak.

*Günah çıkarma: Absolüsyon İşlenen günahın Tanrı adına affetme yetkisi olan Papaza itiraf sonucu affedilmesi

*Communion Âyini: (Komünyo vermek-almak) Hz. İsa’nın eti ve kanı. Ekmek ve  şarapla yapılan âyin. Ekmek ve şarap, hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın etini ve kanını simgeler. Her katoliğin yedi yaşına kadar communio alması zorunludur. Uygulama olarak, yapılan bir âyinde ‘hestia’ adı verilen bir parça mayasız ekmek, kutsal kabul edilen  şaraba  batırılarak verilir;  buna communio vermek; bu törene de communio âyini denilir. Komünyo alan, tanrının bağışını kazanmış sayılır. Hz. İsa, kendisinin öleceğini haber verdiğine inanılan, son akşam yemeğine, Latince akşam yemeği anlamına gelen ‘cena’ denilir. Gerçekte bu yemek, bir yahudi geleneğiydi ve her yıl Mısır’dan ayrıldıklarında yenen son yemeğin hâtırasını anmak  için  kutlanıyordu.  Hz.İsa’nın da bu geleneğe uyarak, son gece, havârileriyle birlikte bu kutlama yemeğini yediğine ve bu yemekte, kendisinin öleceğini haber vererek ‘eukharistia’ – Ökarist adı verilen dinî âyin emrettiğine inanılır. İncillerdeki ifadeye göre, Hz. İsa, havârilerine dağıttığı ekmeğe, “bu benim vücudumdur” ve dağıttığı şaraba, “bu benim kanımdır” demiştir. Hıristiyanlar, her yıl, ‘kutsal perşembe’ adını verdikleri ‘cena’yı kutlarlar.

*Engizisyon: Latince Soruşturma. İnançsızı, kilise doğmalarına karşı çıkanları (İncil dünya düz diyordu Galilei ise) ya da günah çıkarmayanları cezalandıran mahkeme. Hıristiyan olup olmadığını anlamak için ateşte yakar, günah itirafında bulunmayanları sorgular ve işkenceler yapardı. İtiraf etmeyen işkenceden itiraf eden hapiste zaten ölürdü. Cadı taşa bağlanır suya atılırdı. Ölürse Hıristiyan demekti. İlki 1231′de papa IX. gregorius tarafından kuruldu. http://www.tarihogretmeni.com

*aforoz: Kilisenin Tanrı adına cemaatten ve Hıristiyanlıktan kovma ve lanetleme cezası. *Enterdi Toplu aforoz

*Endülüjans: Af etme ve cennet belgesi

*Ruhbanlık: Ayrıcalıklı tanrısal yetkileri olan Hıristiyan din adamları sınıfı, bir şeyi helâl ve haram kılar, Hıristiyanların günahlarını günah çıkararak affederler, insanları cennete koyacaklarını söylerler. Kimileri dünyadan zevklerden tamamen soyutlanır, manastıra kapanırdı.

Sakrament (işaret ve mühürler)

Stavroz Haç. Kendimi kurban ederim, duamı kabul et, şeytan uzak tut

İkon: Kiliselerde bulunan dinî tasvir, yani resim ve heykeller.

*Bayramlar Noel: Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu gece (24-25 Aralık)

Paskalya: Hıristiyanların Hz. İsa’nın dirildiğine inandıkları gün yaptıkları bayram. Her yıl Mart ayı 14 sonrası Pazar

1.2. Hint Dinleri: Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm  97

HİNDUİZM

*M.Ö.2000 Doğu Avrupalı Arîlerin gelip Hint yerlileriyle birleşmesiyle ortaya çıktı. Kurucusu yoktur, Brahmanizm de denir. Brahma hem tanrı hem de rahip anlamına gelir.

Kitap çoktur; Vedalar ilk çağ temel metinlerdir. İçerik dua, ilahi, kurallar, büyü ve kahramanlık destanlarıdır. Herkes dilediği yerde dilediği şekilde tapınır. Her kültür kendince mabed ve heykeller oluşturmaktadır. *En çok kullanılan ibadet kavramı ‘Om’ kelimesidir. Kurban kesmek önemlidir.

*İNEK, yer ve gök aleminin kutsal anası sayılır,  kesilmez yenmez, rahatsız edilmez.  Öldürmek insan öldürmek gibidir.

Ahlak anlayışı nefse hakim olmak ruhu eğitmek diye özetlenebilir.

*Herkes Tanrıyı kişilik ve geleneğine göre tanımlar. Korkutucu güç veya kutsal sevgi. Kimine göre tek kimine göre çok tanrı. Üç tanrı dikkat çeker: Yaratan Brahma, koruyan (insan şeklinde göründüğü olan) Vişnu, yok eden Şiva. (Tanrılardan Suya güneşi, Soma ayı, Vayu rüzgarı, Varun suyu, İndra yağmuru, Agni ateşi, Yama ölüler âlemini idare ederler.)

*Kast sistemi: Atalardan kalma toplum sal sınıf yapısı. 1.Brahmanlar Din adamları alimler  2.Hükümdar ailesi ve savaşçılar 3.Tüccar esnaf çiftçi 4.İşçi ve hizmetçi 5.Görevleri ve hakları olmayan paryalar. Her bir sınıf kendine uygun yaşam içindedir.

Din adamı (Brahma) Yönetici ve askerlerin ari ırk olarak, kast sistemi sayesinde üst sınıf ayrıcalığı ve otoritesi ile alt sınıfları ve fakir halkı kolay idare ettiği görülmektedir. Kast sistemi karma inancını zemin olmuştur.

*Karma: Bir sebep-sonuç kanunu olan karma, insanın geçmişte yaptığının gelecekte ayrıca görüleceği esasına dayanır. İnsan ektiğini biçer. Bugün ekilen yarın alınacaktır. İyiliklerin karşılığı iyilik, kötülüklerin karşılığı da ancak kötülük olacaktır. Karma terimi, hem maddi hem de manevi âlemin iyilik ve kötülükleri için kullanılır. Karma’da asıl olan mükâfat beklemeksizin hareket etmektir. Böylece sonuç bekleme arzusu frenlenmiş olur. Karma’ya göre ölüm bir yokluk değil, bir halden diğerine geçiştir. Karma inancına bağlı olarak da reenkarnasyon inancı gelişmiş.

*Reenkarnasyon: (Tenasüh-ruh göçü) Ruh ölümsüz, bu yüzden yakarlar külünü kutsal kabul edilen ganj nehrine atarlar. iyilik yapan kast sisteminin üst derecesinde doğar, kötülük yapan alt derecesinde. Hatta tanrı veya hayvan olarak da doğabilir. (Kur’an’a göre hayat bir kezdir dünyaya dönüş yoktur.)

KUR’AN’DA REENKARNASYONUN REDDİ-1
http://hikmet.net/icerik/3607/kur-an-isiginda-reenkarnasyonun-reddi
KUR’AN’DA REENKARNASYONUN REDDİ-2
http://hikmet.net/icerik/3471/kur-an-da-reenkarnasyonun-reddi-2

*Yoga ve Yogizm: Sanskritçe’de “Bağlamak, birleştirmek” anlamına gelen Yoga, insanın enerji ve iradesine hakim olarak nefsini dizginlemeyi sağlayan bir egzersizdir. Buna Hind fakirizmi de denir. Dinî bir yönü yoktur. Yoga yapan kişiye “Yogi” denir. Yogi, nefsine hakim olmak suretiyle zihin ve melekelerini belli bir noktaya teksif ederek, birtakım ruhsal güçlerini geliştirebilir. Aylarca aç yaşayabilir, vücuduna şişler batırır ateşte yürür acı duymayabilir. Yoga, karma ve reenkarnasyona hazırlar

BUDİZM

Temelde Hinduizme tepki olarak doğmuştur. Buda putlara tapmayı ve kast sistemi üstün sınıflarını reddetmiştir. Hz.İsa’ya yapıldığı gibi arkasından heykelleri yapılıp ona da tanrı sıfatı verilmiştir. Kutsal kitaplarına Tipitaka denir.

M.Ö.6.yy da Hindistanda doğdu. Kurucusu hükümdar oğlu Sidharta Gautama. İlhama kavuşan anlamında Buda lakabı verildi. Saraydan çıktı yoksulları hastaları yaşlıları gördü üzüldü, onları bu acıdan kurtarmayı düşündü, 29-35 yaşa arası ormanda riyazet (aç)  ve tefekkürle yaşadı, aydınlandığını söyledi.

*İbadet: Tapınakları var fakat belli ibadetleri yoktur.

*Ahlak ilkeleri: Cana kıyma, hırsızlık yapma, yalan söyleme, içki içme, duyularını doğru kullan.

*Nirvana aydınlanmak nefsin arzularından sıyrılıp ruhun huzura ermesidir. Bunun yolu dünya hırs ve isteklerinden sıyrılmaktır.

Ve doğru anlama, düşünme, karar verme, doğru konuşma, çalışma, davranma, çaba gösterme… doğru yaşamakdır.

Çünkü (1) Dünya acılarla doludur (2) Zevkler gelip geçicidir (3) Acıların asıl sebebi bu zevklerdir (4) Acılardan kurtulmak için arzuları terk etmelidir. Aç kalmak yanında tefekkür esastır.

CAYİNİZM

M.Ö.6.yy da Hindistanda Vardhamana kurdu. Din adamlarının otoritesine, şekilci ayinlere, sınıf (kast) ayrımcılığına ve ruh göçüne karşı çıkmıştır.  Reenkarnasyon kısır döngüsü çemberini kırmaya muvaffak olduğu için ‘muzaffer-başardı’ anlamına gelen ‘Cina’ lakabı takıldı. Caynizm ortaya çıktı. Fakat Tanrı fikrine de karşı çıkarak İnsanın mükemmelliğini yeterli gördü. O, Jiva denilen insan ruhu tanrısal özelliğin bulunduğunu ve Alemin sonsuz olduğunu savundu. Arkadan gelenler kutsal varlıklara tapınmayı kabul ettiler.

*Ahlak ilkeleri: Canlıya zarar verme, Doğru ol doğru konuş, Zinadan uzak dur, Azla yetin *Jaynistler şiddete ve hayvansal gıdalara tamamen karşıdırlar. Gece yemezler. Yaşamdan uzak yaşarlar.

Bir Caynistin hayatının temel kuralı “Ahimsa”dır. Ahimsa “acı vermemek, şiddetsizlik, hiçbir canlıya zarar vermeme” anlamında kullanılmaktadır. Şizofren bir çile hayatı seçerek ağızlarına bez takarak dolaşırlar, bir böceği bakteriyi yutup öldürmeyeyim diye. Bazısı elbise giymez üzerinde canlı barınmasın diye. Yıllarca münzevi yaşayıp nefsini eğitemeyen açlıkla intiharı da seçebilir.

SİHİZM

XVI. yy Hindistan Kurucu Guru Nanak. Sih öğrenci demektir. Brahman baskısına Kast sistemine karşı çıktı Dini görünüm kazandı. Tek Tanrıya inanılır. Sihlere Guru da denir. Adi-Granth kutsal kitaptır. İlk cümlesi Ek-Onkar yani Tek yaratıcı’dır. Karma ve reenkarnasyona inanılır.

İbadetleri sadedir. Her sabah evde kutsal kitabı okurlar meditasyon yapar dua ederler Gurdvarra denilen mabede de giderler.

Sihler Sufilere benzetilse de büyük fark vardır çünkü  Sih Gurularının doğrudan Tanrı’dan ilahi mesaj aldığına inanırlar. Ölülerini yıkar, ineğe saygı duyarlar fakat et yerler, içki sigara kullanmazlar.

*Ahlak: Her Sih’in yenmekle yükümlü olduğu Beş Şeytan veya Beş Kötülük bulunur:  Ankhar (ego – benlik) Krodh (öfke) Lobh (hırs) Moh (maddi bağlılık) Kam (şehvet)

Her Sih’in itaat etmesi gereken ve yukarıdaki beş kötülükle savaşırken kullanacağı beş erdem: memnuniyet, hayırseverlik, şefkat, olumlu tutum ve tevazu.

*Üç Altın Kural: Tanrı’yı hatırla, dürüst kazan, Tanrı Adına meditasyon ve ibadet et. İhtiyacı olanlarla paylaş, bedava yiyecek  dağıt, gelirin %10’unu bahşet, zamanın %10’unu iyilik için çalışarak harca.

1.3. Çin ve Japon Dinleri: Taoizm, Konfüçyanizm, Şintoizm  100

TAOİZM

M.Ö.VI. yy Çinde Lao Tse (lavdızı) kurdu. Dış dünya ve varlıklar zıtlarla dolu aldatıcı gerçekte var olmayan görüntülerdir. Tek gerçek ve yaratıcı ilke Tao’dur. Bir ilke bir yol bir bir düzendir.  Doğanın akışında uyumlu yol Tao dur. Ezeli ebedi ve görülemezdir. Tao ile birleşmenin yolu içsel coşku ile kendinden geçmektir. Sonra aldatıcı ölümlü dünyadan uzaklaşmak mümkün. Ruhsal gelişimin ilk aşamalarında meditasyon zihni arındırmak, duyguları dengelemek, arzuları azaltmak ve iç enerjiyi çevirmek için sonraki aşamalarda uygulayıcının Tao ile birleşmesini sağlamak için kullanılır.

Kutsal kitap Tao te king.

Tao: Yaratıcı ilke, te: İnsan erdemi, King: Kitap

*Ahlak: İnsan merhametli, sadık, dürüst, alçak gönüllü iyi özverili olmalı, kibirli egoist kendini beğenen öven ve hırslı olmamalı. Doğanın akışına uygun hareket etmeli bulduğuyla yetinmelidir. İnsan ancak böyle mutlu olur.

KONFÜÇYANİZM

MÖ.VI.yy da Konfüçyüs tarafından kuruldu.2 bin yıllık çin dinidir. Din değil dünyevi felsefi Ahlaki gelenektir denir.

1912’de resmi din kabul edildi 350 milyon inananı var. Yoksul Konfüçyüs, yoksul halk için yönetim reformu üzerinde durdu. Bunun için yönetici olmayı ve önceki bilgelerin faziletlerini nesillere ulaştırmayı istedi. Devlet ahlaka dayanmalıydı. Toplumuna ahlak öğretmeni oldu.

*Ahlak: Öğretisi temelinde erdem, sevgi, yüce gönüllülük, doğruluk  vardı.Bunlar doğuştan özümüzde vardır, bunları geliştirmeli Erdeme ulaşmalıdır. Erdemli insan üstündür ve yönetici liderlik özelliğine ulaşır. Her yönetici bir ahlak öğretmeni gibi davranmalı toplumu sevgiyle yönetmeli.

*Konfüçyüslüğün temelindeki 6 erdem:

Ayin: Görgü kuralları demektir. Günlük halk ilişkileri bir ayin gibi algılanmalı şuurlu yapılmalıdır.

İlişkiler: Büyükler sevgiyle küçükler saygıyla davranmasını bilmelidir.

İnsanlara sevgi: Yöneticiden halka, anne babadan çocuğa, abinin kardeşine, kocanın eşine, yaşlının gence sevgi göstermesi gerekir. (Zamanla atalara tapınma da gelişti)

Sadakat: Yöneticiye bağlılık elinde güç olduğundan güçlü haklıdır anlayışından değil, gökten yetki almış yöneticinin ahlaki dürüstlüğünden dolayı sadakatten kaynaklanmalı. Ayrıca Aileye eşe, lidere dost ve arkadaşlara da sadakat içinde olmalıdır.

İnsancıllık: İnsanlara insancıl davranma ilkesi: “Kendin için istemediğini başkaları için de yapma!”

İnsancıl davranmayan gök hükümeti yetkisini kaybeder.

Kibarlık: İdeal insan Ahlaki olgunluğa ermiş herkese sevgi sadakat ve iyilikle davranan insandır.

İdeal insan, bilgili insandır. İdeal insan Kibar efendi ve centilmen davranan insandır.

ŞİNTOİZM

Şintoizm, tanrıların yolu anlamında, kurucusu belli olmayan  geleneksel çok tanrılı Japonyanın milli inanç sistemi. Kutsal kitapları yoktur. Japonlar geleneklerini, 6.yy da gelen Budizmden ayırmak için Şinto kavramını kullandı.

En belirgin inançları Ruh üzerinedir. Ataların öldükten sonra yaşadıkları onları korudukları ve onlara saygının esas olduğudur. Her şeyle ilgilenen milyonlarca tanrı vardır.  Her yer her şeyin şeklini alan milyonlarca ruhla doludur. Savaş sonrası barışçı eğilimli Budizm etkisi görülür.

Evlerinde atalar köşesi ayırır yemesi için yiyecek sunarlar. Evde ve tapınakta ibadet yaparlar.

1.4. Geleneksel Dinler 101

Geleneksel dinler, belli bir kurucusu, inanç sistemi, kutsal kitabı bulunmayan dinlerdir. Geleneksel dinler yerel özelliklere sahiptir ve ait oldukları kabilenin adıyla anılır. Kabilenin bütün üyeleri kabilenin dinini kabul etmek zorundadır. Bu dinler kabilelerin hayat biçimiyle yakından bağlantılıdır. Avcılık, balıkçılık ve hayvancılıkla geçinen ve henüz üretim yapmayan kabilelerde ata ruhlarına saygı, tabiat olaylarını denetim altına almak için ayin ve dans etmek, büyüye başvurmak gibi özellikler bulunur. Bunların yanı sıra yüce bir yaratıcı varlık inancına bu kabilelerin hepsinde rastlanmaktadır.

Geleneksel dinlere mensup topluluklar yoğun olarak Güney Amerika, Avustralya, Afrika, Hint Adaları ve Yeni Zelanda’da yaşamaktadırlar.

Geleneksel dinlerin genel özellikleri

• Kabilelere özgüdür. Bu nedenle de genellikle Maori dini, Dinka dini gibi kabilelerin
adıyla anılır.
• Ruhların çeşitli şekillerde yaşadığına inanılır.
• Ahiretle ilgili inançlara yer verilmez.
• Yöreseldir, evrensel de¤ildir.

• Kutsal kitabı ve yazılı bir kaynağı yoktur.
• Kabilenin her üyesi kabile dinine doğal olarak inanır.
• Büyü ve büyücü önemli bir ögedir.
• Dinin belirli bir kurucusu yoktur.

2. Dinlerin BENZER ve FARKLI  Özellikleri 102

Kur’an’ın din mensuplarını TEK KELİME’YE ÇAĞRISI

AYET: “(Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.” Ali İmran/64

Üç din de Vahy’e dayanır Peygamberle gelmiştir. Aynı kaynaktan pınardan çıkarlar. Kollara ayrılırlar. Zamanla yosunlaşan kirlenen sular gibi farklı görünüm kazanırlar. Hıristiyan dünyası Haçlı seferleriyle katliamlar yapar. Yahudiler filistine bomba yağdırır. Kur’an’da insan öldürmek yoktur. Yanlış yorumlayanlar islam adına bomba patlatırlar. Müslüman bombalarla terör yapamaz, intihar komandosu olamaz.

2.1. İnanç 102

TANRI İNANCI :

Tevrat Tanrı’nın birliğini, “Dinle ey İsrail! Rab, bir olan Rab’dır.” Tesniye, 6:4

Yahudilikte Irkçı-Milli bir Tanrı anlayışı vardır. Yehova Yahudileri insanlık için seçmiştir.

Tanrı’nın Elohim ve Yehova olmak üzere iki ismi vardır. Elohim, Tanrı’nın gazap tarafını, Yahova ise rahmet tarafını temsil eder.

Yehova’nın yalnız İsrail’in Rabb’i olduğuna ve Yahudilerle Hz. Musa vasıtasıyla ahitleştiğine inanılar.   Tanrı’nın ada gereksiz yere ağza alınamaz. Yahudiler, onun bu isimlerini telaffuz etmekten çekindikleri için onu Ha-fiem ve Adonay diye çağırırlar.

Hristiyanlıkta ise özde tek tanrı anlayışı varken daha sonra teslis anlayışı gelişmiştir.
Bu inanca göre Tanrı, özü bakımından tektir. Görüntü ve cisimleflme açısından ise üçtür. Onun üç ayrı görüntüsü vardır: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Baba, her şeyin yaratıcısı olan Tanrı’dır. O; sonsuz, görülmeyen, her şeyi bilen ve gören ruhtur. Oğul İsa’dır. Tanrı, İsa’da şekillenmiş, insanlara olan sevgi ve merhametini bu şekilde göstermiştir. İsa’nın izinden gitmek, Tanrı’nın isteklerini yerine getirmektir. Çünkü İsa, Baba ile aynı özdendir. Tevrat’ta sözü edilen Kutsal Ruh’un ise Baba’dan çıkıp vaftiz yoluyla insanlara geçtiğine inanılır. Kutsal Ruh, Tanrı’nın tüm
özelliklerini kendisinde taşır. Buna göre insanlar Tanrı’yı doğrudan doğruya bilemez, ancak sembollerle bilebilirler. Baba Tanrı’nın varlığının, Oğul Tanrı’nın bilgeliğinin, Kutsal Ruh ise Tanrının canlılığının sembolleridir.

İslamda tevhid – Allah’ın birliği inancı vardır. Buna göre Allah birdir ve ondan başka ilah yoktur. Onun gücü her şeye yetmektedir. O kimseye muhtaç değildir. İslam’ın Allah inancı, Kur’an-ı Kerim’de özlü bir şekilde şöyle ifade edilmiştir: “De ki: O, Allah birdir, Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” İhlas suresi

PEYGAMBER İNANCI:

Yahudilikte TEFRİT OLMUŞTUR. Aşırı değersizleştirme. Sıradanlaştırma.

Yahudiler sadece kendi kutsal kitaplarında adları geçen peygamberlere inanırlar. Onlara göre Hz. Musa en büyük peygamberdir. Peygamberlere iman, Yahudilerin son peygamberi Malaki ile sınırlıdır. Malaki ile peygamberlik sona ermiştir; bir daha peygamber gelmeyecektir. Bu yüzden Yahudiler Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul etmezler.

Hıristiyanlıkta İFRAT OLMUŞTUR. Aşırı değer kazandırma. Tanrılaştırma.

Hristiyanların inanç esasları arasında peygamberlere iman maddesi yer almaz. Ancak Hristiyanlar, Yahudi peygamberlerini kabul ederler. Hz. Muhammed’in peygamberliğini ise kabul etmezler. Hz. İsa’yı da bir peygamber değil, Allah’ın oğlu olarak nitelerler. Hz. İsa’nın havarilerini onun resulü sayarlar.

İslamda İTİDAL – DENGELEŞTİRME OLMUŞTUR. Basit günahkar değil fakat Tanrı da değil!

PEYGAMBER İNSAN ÜSTÜ SIFATLARA SAHİP DEĞİLDİR FAKAT VAHİY ALAN 5 SIFATIN SAHİBİ SEÇİLMİŞ ALLAH ELÇİSİ ÖRNEK BİR BEŞERDİR. 

Müslümanlar, peygamberler arasında ayrım yapmadan hepsine inanırlar. İslam inancına göre Hz. Muhammed tüm insanlığa gönderilmiş son peygamberdir. Ondan sonra başka peygamber gönderilmeyecektir.

KUTSAL KİTAP İNANCI:

— TEVRAT ve İNCİL tahrif edilmiş insan sözleriyle genişletilmiştir. Hıristiyan ve Yahudiler de bunu kabul ederler. Arkadan gelen Din adamları yazmıştır.

TEVRAT: Babilliler zamanında Kudüs yangınında yanmış Ezra isimli katip ilk tevratı kendisi yazmıştır. Tevratta Peygamberlerin büyük günahlar işlediğinden söz edilir. Oysa onlar örnek olduğundan masumdur günah işlemezler.

Yahudiliğin kutsal kitapları, yazılı ve sözlü olmak üzere iki kısımdır. Yazılı kutsal
kitaplar, Türkçede Eski Ahit (Ahd-i Atik) olarak bilinen Tanah’tır. Tanah; Tora (Tevrat), Neviim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) bölümlerinden oluşur. Toranın, Hz. Musa’ya Yahova tarafından vahyedildiğine inanılır. Sözlü kutsal kitaplar ise Tanah’ın tefsirleridir.

İNCİL: M.S. 325’de iznik konsilinde yüzlerce incil arasından Matta Markos Luka Yuhanna isimli inciller kabul edilmiştir. İçerik incelendiğinde bugünkü bilimsel gerçeklerle örtüşmediği de görülür. Örneğin Galile dünya yuvarlak ve dönüyor dediğinde aforozla tehdit edildi. Çünkü İncilde dünya düz diye yazıyordu. Kur’an’da dünyanın döndüğünü anlatan çok ayet vardır.

Hristiyanların kutsal kitabı, Eski Ahit ve Yeni Ahit (Ahd-i Cedid) denilen iki bölümden oluşur. Bu kitap Kitabı Mukaddes olarak da adlandırılır. Eski Ahit, Yahudilerin yazılı kutsal kitabı olan Tanah’tır. Hristiyanlar Tanah’ı da kutsal kitap olarak kabul eder ve ona inanırlar.
Hristiyanlığın asıl kutsal kitabı olan Yeni Ahit; Dört incil, Resullerin işleri, Havarilere ait yirmi bir mektup ve Vahiy bölümü olmak üzere yirmi yedi kitaptan oluşmaktadır Yeni Ahit’te, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adını taşıyan içerikleri farklı olan dört incil bulunmaktadır. Her incil kendi yazarının adıyla anılmaktadır.

KUR’AN :Peygamberimiz zamanında binlerce insan tarafından ezberlendiği gibi yazılmaya başlanmış Peygamberimizden bir yıl sonra da Ebu Bekir zamanında kitap haline getirilmiştir. Cebrail ile gelen vahiyden farklı insan sözü karışması imkansızdır. Binlerce hafızın gözleri önünde yazılmıştır. Ayrıca Kur’an’ın değiştirilemeyeceği ayet garantisi altındadır. Hicr/9

Yahudiler sadece kendi kutsal kitaplarıına inanırken Hristiyanlar kendi kutsal kitaplarının yanında Yahudilerin kutsal kitaplarına da inanır ve onları da kabul ederler. Müslümanlar ise her iki dinin kutsal kitaplarının asıllarına inanırlar.

AHİRET İNANCI:

Bütün ilahî dinlerde, insanın dünyada yaptığı işlerden dolay› hesaba çekileceği ve yaptıklarının karşılığını göreceği bir öte dünya inancı bulunmaktadır. Bu inanç, özellikle Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın inanç esasları arasında yer alır.

Yahudilikte ahiret inancı ile ilgili kesin bilgiler görülmez. Bazı kesimler kabul eder. Bir Yahudi ne kadar büyük günah işlerse işlesin cehennemde ancak on iki ay kalacaktır. Bu durum Talmud’da belirtilmektedir.

Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın dünyaya ikinci gelişiyle kıyamet kopacak ve ölüler dirilecektir. Hz. İsa, insanları hesaba çekecektir. Ruh olarak cennete veya cehenneme girilecektir.

2.2. İbadet 106

DUA

Yahudilikte, çok önceleri formüle edilmiş geleneksel kalıp dualar bulunur. Bu dualar, Siddur denilen dua kitaplarında toplanmıştır. Bunlar, doğumdan ölüme kadar hayatın her alanıyla ilgili duaları içerir. Bununla birlikte bireyler, isterlerse bu dualara kendi kişisel dualarını da ekleyebilirler. Dua her dilde edilebilir ancak kutsal cennet dili olduğuna inanılan ibranice ile dua etmenin Yahudilikte özel bir yeri vardır

Hıristiyanlıkta, dua, İsa Mesih vasıtasıyla tanrıya yaklaşma vesilesi olarak görülür. Bireysel olarak yapıldığı gibi kilisede cemaatle de yapılır. Hristiyanlar pazar ayinlerinde ve yemek öncesi toplu olarak dua ettikleri gibi bireysel olarak da dua edebilirler. Hristiyanlıkta duanın Tanrı ile konuşma, Tanrıyı dinleme, Tanrının varlığını tefekkür etme ve toplumsallık olmak üzere dört önemli yönü vardır.

İBADET

Yahudilikte, sabah, ikindi ve akşam olmak üzere üç vakit ibadet ederler. ibadette bazı eğilme, ileri geri gitme gibi davranışlar vardır. Amida denilen ayakta durma kısmı ibadetin asıl kısmını oluşturur. Yahudiler sağ elleriyle göğüslerine hafifçe vurarak işledikleri günahlardan pişmanlıklarını dile getirirler. Yahudiler ibadet esnasında Siddur denilen dua kitabından belirli bölümler okurlar. Bunların dışında ibadetin geri kalan kısmı oturularak yapılır. Yahudilerin ibadetinde secde hareketi sadece Yahudi yılbaşı günlerinde (Roş Haşana) ve kefaret gününde (Yom Kipur) yapılan ibadetlerde vardır. Günlük ibadetlerde secde yoktur.

Yahudilikte ibadet öncesinde abdest (tevila) anlamında temizlik yapılır. İbadet sırasında erkekler “kipa” denilen küçük bir takke ile başlarını örterler. Kadınlar bu ibadete katılmazlar. Ancak başları örtülü olarak seyredebilirler. Yahudiler ibadet ederken Kudüs’e yönelirler.

Hıristiyanlıkta,

Günümüzde Hristiyanlıkta iki vakit ibadet edilir. İbadetler; günlük, haftalık ve yıllık olarak üçe ayrılır. Günlük ibadetler, sabah ve akşam incil’den bölümler okunarak, ilahiler söylenerek edilir. Haftalık ibadet, pazar günü kilisede papaz gözetiminde yapılır. İncil’den parçalar okunur, ilahiler söylenir, vaazlar verilir.

Hristiyanlıkta pazar günü kiliseye gitmek çok önemlidir. Çünkü pazar günleri İsa’nın havarileriyle yediği son yeme¤in anısına “Evharistiya ayini” yapılır. Pazar ayini mutlaka kilisede piskoposlar veya onu temsil eden bir rahip tarafından yönetilir.

ORUÇ

Kur’an, Tevrat ve ‹ncil’de Oruç

AYET: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Bakara/183

AYET: “… sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” Bakara/185

TEVRAT: “Musa orada kırk gün kırk gece Rabb’le birlikte kaldı. Ağzına ne ekmek koydu, ne de su. Antlaşma sözlerini on buyruğu taş levhaların üzerine yazdı.” Kitab-ı Mukaddes, çıkış 34: 28

Yahudilikte oruç, Allah’a şükretme, günahlara kefaret, geçmişin kötü günlerini
hatırlama ve ağıt yakma amacıyla toplam altı gün tutulur. Bunlardan Yom Kipur
(Kefaret) ve Teşa-Biav (yas) oruçları en önemlileridir. Yom Kipur orucu, Allah’ın israil oğullarını  kurtardığı gün olarak inanılan Tişri ayının onunda tutulur. Yas orucu ise Kudüs’teki Kutsal Süleyman Mabedi’nin iki defa yıkılması anısına Ab ayının dokuzunda tutulan oruçtur. Her iki oruç da bir önceki gün güneşin batımıyla başlayıp ertesi günün güneş batımından yirmi dakika sonrasına kadar sürer. Bu süre içerisinde yiyeceklerden, içeceklerden ve cinsel isteklerden tamamen uzak durulur. Yahudi tarihinde geçmişten beri yaygın olan oruç çeşitlerinden biri de bazı şahısların günahlarını affettirmek veya bir musibet anında Allah’ın rahmetini kazanmak amacını taşıyan oruçlardır.

Hristiyanlıkta oruç ibadeti biraz daha farklıdır. Oruç tamamen yemeden içmeden uzak durmak de¤ildir. Paskalya bayram› öncesi kırk gün oruç tutulur. Bu oruç, günde bir öğün yemek yiyerek tutulur, zorunlu de¤ildir. Ancak bu günlerde sadece bir gün oruç tutmak zorunludur. Protestan mezhebine bağlı olan Hristiyanlar, oruç ibadetini kabul etmediği için oruç tutmazlar. Hristiyanlar çarşamba ve cuma günlerini de oruçlu geçirmeye çalışırlar.

HAC

AYET: “Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilan et…” Hac/26-27

TEVRAT: “Bütün erkekleriniz yılda üç kez -Mayasız Ekmek Bayramı’nda, Haftalar Bayramı’nda ve Çardak Bayramı’nda- Tanrı’nız Rabb’in önünde bulunmak üzere onun seçeceği yere gitmeli. Kimse Rabb’in önüne eli boş gitmemeli. Her biriniz Tanrı’nız Rabb’in sizi kutsadığı oranda armağanlar götürmeli.” Tesniye 16: 16-17

Dinlerdeki ibadetlerden biri de hacdır. Hac, genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal sayılan bazı mekânların o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesidir. Bugün yaşayan dinlerin birçoğunda kutsal hac yeri olarak kabul edilen bir yer vardır. İbadet şekilleri farklı da olsa dinlerin çoğunda hac ibadeti yer almaktadır.

Yahudilikte hac ibadetinin Beyt-i Mukaddes’e (Süleyman Mabedi) yapılması istenmektedir.
Hac, Şavuot (Gül Bayramı), Pesah (Mayasız Ekmek Bayramı) ve Sukkot (Çardaklar Bayramı) bayramlarında yapılmalıdır. Bu bayramlar, “Hac Bayramlar›” olarak da adlandırılır. Yahudiler, yılın bu üç büyük bayramında Süleyman Mabedi’ni ziyaret etmek zorundaydılar. Yahudi kutsal mabedinin Romalılar tarafından yakılıp yıkılmasından sonra (MS 70), hac ibadeti Yahudilerde sembolik bir hâle gelmiştir. Mabetten geriye kalan Batı Duvarı, “Ağlama Duvarı” olarak görülmüş ve ziyaret edilmiştir. Yahudilerin Ağlama Duvarı dışında, çeflitli ülkelerde ziyaret ettikleri kabirler ve mahallî ziyaret yerleri de bulunmaktadır. Yahudiler belli günlerde bu tür yerleri ziyaret ederler. Bu dinde hac mahallerinde dua edilir, adaklar adanır, bazen de istekler
kâğıda yazılıp bırakılır ve azizlere yalvarılıp şefaatçi olmalar› istenir.

Hristiyanlıkta, Hz. İsa’nın yaşadığı ve hatıralarının bulunduğu yerler ile ilk Hristiyan
azizlerinin mezarları hac yerleridir. Hz. İsa’nın doğduğu Bethlehem (Beytül- Lahim) en büyük saygı gören “hac” yerlerinden biridir. Hz. İsa’nın yafladığı yerler ile Kudüs’ten sonra Roma, en çok ziyaret edilen yerlerden olmuştur. Kudüs’ten sonra Roma’nın “hac” merkezi olması havarilerden Petrus ve Pavlus’un mezarlarının orada bulunmasından kaynaklanmıştır.
Günümüzde, bazı Hristiyanlar Hz. İsa’nın doğumu, çarmıha gerilişi ve yeniden dirilişi anısına Kudüs ve Bethlehem hac ziyareti yaparlar. Hz. İsa’nın hayatının üç safhasını oluşturan bu olayların cereyan ettiği günler, Hristiyan haccının zamanını belirlemektedir Hristiyanlıkta hacılar, günahlardan arınmak için önce Ürdün Nehri’nde suya dalarlar. Sonra, sırayla İsa’nın hayatının geçtiği önemli yerleri ziyaret ederler. Buralarda,İncil’den parçalar okur, tövbe eder ve ölümü düşünürler. Katolikler, hac için genellikle papalığın bulunduğu İtalya’daki Roma şehrine giderler. Protestan anlayışında ise hac diye bir ibadet yoktur.

FARK: Genel olarak baktığımızda, kutsal mekân tüm dinlerde haccın ortak noktası olarak kabul edilmektedir. Dinlerin bir kısmında en önemli ortak noktalardan biri dekutsal zamandır. Ancak İslam’daki gibi zamanı ve mekânı vahiyle belirlenmiş, belli ölçüde zengin olma şartına dayandırılarak farz kılınmış düzenli bir hac uygulaması na diğer dinlerde rastlanmamaktadır. İslam’ın dışında hiçbir dinde, hacı olabilmek için arife günü Arafat’ta bulunma ve ertesi gün de Kâbe’yi tavaf etme gibi belli bir mekân ve zaman kaydı yoktur.

SADAKA

Yahudilikte sadaka dinî bir sorumluluktur. Yahudiliğe göre herkes imkânları ölçüsünde sadaka vermelidir. Sadaka vermek için zengin olma şartı yoktur. Bireylerin sadaka vererek insani de¤erleri hatırlamaları, şefkatli ve merhametli olmaları istenir. Yahudilikte herkesin sahip olduğu malın onda birini zekât olarak vermesi zorunludur. Yahudilikte sadaka günümüzde kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Çeşitli dinî kurumlar aracılığıyla yoksullara para, giyim ve gıda yardımları sağlanmaktadır. Bu kurumlarla muhtaç insanların onurunu korumak ve dilenmelerini önlemek amaçlanmıştır.

Hristiyanl›kta sadaka, günahlardan arınma ve tövbe anlamında önemli bir yer tutar. Hristiyanlar, sadaka vererek işledikleri günahlardan kurtulduklarına inanırlar. İncil’de sadakanın gösteriş için verilmemesi gerektiği, “Sadaka verdiğin zaman, ikiyüzlü adamların insanlardan hürmet görmek için havralarda ve sokaklarda yaptıkları gibi önünde boru öttürme. Doğrusu size derim: Onlar karşılıklarını aldılar. Fakat sadaka verdiğin zaman, sol elin sağ elinin ne yaptığını bilmesin de sadakan gizli olsun…” ifadesiyle belirtilir. Hristiyanlar Hz. İsa’nın öldüğü gün olan cuma günü tövbenin kabul edildiğine inanırlar. Bunun için cuma günü bol bol sadaka verirler.

KURBAN

Dinlerdeki ibadetlerden biri de kurban kesmektir. Kurban, Tanrı’ya yakınlık sağlamaya araç olan şey anlamına gelir. Kurban, Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla canlı veya cansız bir varlığı Tanrı’ya sunmaktır. Dinlere göre kurban uygulamalarının amaçları ve yerine getiriliş şekilleri farklı olabilmektedir.
Kurban ibadetinin tarihi, dinin tarihi kadar eskidir. Tevrat’ta ve Kur’an-ı Kerim’de Hz. Âdem’in çocukları olan Kabil ile Habil’in kurban uygulamalarından söz edilmektedir. Tarihte insanlar, inandıkları yüce varlıkları memnun etmek için onlara çeşitli kurbanlar sunarlardı. Kurbanlıklar ve kurban etme şekilleri, toplumların inançlarına göre değişirdi. Bazı dinlerde, hayvanların yanında, başta tahıl olmak üzere bir kısım bitkiler veya herhangi bir mal kurban olarak sunulurdu.
İnsanoğlu bazen, ibadet ettiği Tanrı’sına yakınlaşabilmek ve onun hoşnutluğunu kazanmak, ona hayranlığını ve teşekkürünü ifade etmek için kurban kesmiştir. Bazen de onun gazabından korunmak ve bir dileğinin yerine gelmesi için yetiştirdiği ilk ürünü, Tanrı’sına sunmuştur. Kurban, günümüzdeki dinlerin çoğunda da yaygın olan bir ibadetttir.

Yahudilikte Kudüs’teki mabet yıkılmadan önce ibadetin özünü kurban oluştururdu. Kurban, yakma hayvan kurbanı ve çeşitli eşyalardan sunulan kurban olmak üzere iki kısma ayrılırdı. Yakma hayvan kurban›, mabedin sunağında kurbanlık hayvanın yakılması ile gerçekleştirilirdi. Tevrat’ta ifade edildiğine göre kurbanın etinden çıkan sıcak buğulardan Tanrı Yahova hoşlanırdı. Bundan dolayı ona çok sık yakma hayvan kurbanı sunulurdu.
Yahudilikte yılda üç defa kurban kesimi emredilmiştir. Bu kurbanlar Mayasız Ekmek (Fısıh), İlk Mahsul ve Yom Kipur bayramlarında kesilmektedir. Herhangi bir kusuru olmayan evcil hayvanlar (sığır, koyun, kuzu, keçi) ile bazı kuşlar (güvercin, kumru gibi) kurban edilebilir.
Kutsal mabedin MÖ 586’da Babilliler tarafından yıkılmasıyla birlikte kurban ibadeti kesintiye uğramış ve kanlı kurban olayı tamamıyla sona ermiştir. Günümüzde Yahudi mezheplerinin bazılarında, günahlardan arınmak için horoz veya tavuk kurban edilir ve kurbanın eti fakirlere dağıtılır.

Hristiyanlıkta da kurban anlayışı vardır. Hz. İsa’nın ölümünden sonra Hristiyanlıkta kurban sembolik bir şekil almıştır. Hristiyanlar İslam’da olduğu gibi hayvan kurban etmeyi kabul etmezler. Günümüz Hristiyan inancına göre Hz. İsa gözyaşları, dualar ve yakarışlarla kendini Allah’a takdim ettiğinden, kendisine itaat edenlerin hepsi için bir kurtuluş nedeni olmuştur. İsa Mesih’in bedeninin bir kerede takdim olunmasıyla kurbanlar ve takdimeler sona ermiştir. Böylece Hristiyanların kurban kesmelerine gerek kalmamıştır. Hristiyanlar Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini anmak için pazar günleri ve Paskalya Bayramı’nda ekmek-fşarap ayinini yaparlar. Yapılan bu ayin ile kurban ibadetini yenilemiş olduklarına, Tanrı’ya teşekkür ettiklerine, onunla barıştıklarına ve günahlarını affettirdiklerine inanırlar.

MABETLER

Yahudilikte mabet önemli bir yere sahiptir. Mabet, Yahudilerin dinî merkezi olmuştur. Yahudilerde ilk mabet Hz. Süleyman tarafından Kudüs’te yaptırılan Süleyman mabedidir. Bu mabet MÖ 586’da Babilliler tarafından tahrip edilmiştir. Yahudiler, Babil sürgünü dönüşü (MÖ 586) “mabedi” yeniden yapmışlar ancak bu mabet MS 70 yılında Romalılar tarafından tamamen yıkılmıştır. Günümüzde Yahudilerin ibadet yerleri, Süleyman mabedini temsil ettiğine inanılan sinagog veya havralardır. Sinagog, İslam’daki cami gibi topluca ibadet edilen yerdir. Sinagoglar, gerek günlük gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitapların okunması ve dinî emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır.

Yahudilikte ibadet öncesinde abdest (tevila) anlamında temizlik yapılır. İbadet sırasında erkekler “kipa” denilen küçük bir takke ile başlarını örterler. Kadınlar bu ibadete katılmazlar. Ancak başları örtülü olarak seyredebilirler. Yahudiler ibadet ederken Kudüs’e yönelirler

Hristiyanlıkta ibadet yerlerine kilise denilir. Kilise, meclis veya cemaat anlamına gelmektedir. Hristiyanlıkta da ilk zamanlar bir mabet yoktu. İbadet, evleri uygun olanların evlerinde veya katakomp denilen yer altı mabetlerinde yapılırdı. Zamanla ibadet etmek ve bazı diğer dinî görevlerin yerine getirilmesi için kiliseler yapılmıştır.

Dünyadaki ilk kilise, Antakya’daki Saint Pierre Kilisesi’dir. Romal askerlerden kaçan Hristiyanlar bu kiliseyi Antakya’da kurmuşlardır. Hristiyanlıkta kilise, Tanrı’nın evi kabul edilir. Sabah, akşam ve pazar günleri ibadet kiliselerde yaplır. Kiliselerden büyük ve ihtişamlı olan ibadet yerlerine katedral adı verilir.

2.3. Ahlak 112

Yahudilikte On Emir içinde, iyi olan davranışları yapma, kötü olanlardan sakınma tavsiye edilerek insanlar doğru yola yönlendirilmiştir. Ahlaksız olmama, çalmama, komşuya karşı yalancı şahitlik yapmama, komşunun evine, malına vb. göz dikmeme bunlardan bazılarıdır. Yahudiliğin kutsal kitabında hile yapmak, yalan söylemek, haksızlık etmek ve içki içmek kötü davranışlar yapılmaması gereken; temizlik, iyilik, yardımseverlik ve doğruluk da yapılması gereken davranışlar arasında sayılmıştır.
Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat’ta doğrulukla ilgili şöyle denilmiştir: “Torbanızda biri ağır, öbürü hafif iki türlü tartı olmayacak, evinizde biri büyük, öbürü küçük iki türlü ölçü olmayacak. Tartınız da ölçünüz de eksiksiz ve doğru olacak. Öyle ki Tanrı’nız Rabb’in size verece¤i ülkede ömrünüz uzun olsun. Tanrı’nız Rabb bunları yapandan da haksızlık edenden de tiksinir.” Tevrat, Tesniye, 25: 13-16

Hristiyanlıkta evrensel ahlaki değerlerin pek çoğu yer alır. Hristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de; zina etmeyeceksin, öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere şahitlik
etmeyeceksin ve anne babana hürmet edeceksin şeklinde ahlaki değerler yer alır. Aynı şekilde, “… şarapla sarhoş olmayın, onda edepsizlik vardır…”Yeni Ahit, Efesliler (Efosuslulara Mektup), 5: 18. İncil’de insanların anne babasına saygı göstermesi konusunda şunlar belirtilmektedir: “…Annene, babana saygı göster…”Matta, 19: 18-19; Markos, 10: 18-19; Luka, 18: 20.Yine İncil’de, “… İyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin…”Luka, 6: 35. denilerek insanlar iyilik ve yardımlaşmaya teşvik edilmiştir.

2.4. Dinlerde Önemli Gün ve Geceler 114

Yahudilikte, tövbe ve bağışlanma günü olarak kabul edilen Roş Aşana ve Yom Kipur günleri vardır. Bu günler, Yahudilikte en kutsal günler olarak kabul edilir. Roş Aşana, Yahudilikte yılbaşıdır. Yahudi takviminin 7. ay› olan Tiflri (eylül-ekim) ayının birinde başlar ve iki gün sürer. Yahudi inancına göre bu bayram, kâinatın ve insanın kaderinin yeniden belirlenişini ifade eder. Bu günlerde insanlar yıl boyunca işledikleri amellerinin muhasebesini yapar. Tanrı bugünde imanlarından dolayı duacıların duasını kabul eder ve onlar› affeder. Yine bu günde girilmiş olan yeni yıl boyunca insanların başlarına gelecekler karara bağlanır. Yahudiler bu iki günü ibadet
ve tövbe ile değerlendirmeye çalışırlar ve bu günlerde e¤lence yapılmaz. Yom Kipur, Roş -Aşana’nın birinci gününden itibaren devam eden on günlük tövbe zamanının sonundaki kefaret günüdür. Yahudi inancına göre insanın Roş Aşana’da çizilen bir yıllık kaderi Yom Kipur’da son şeklini alır ve mühürlenir. Bu nedenle Yom Kipur, Yahudilikte çok önemli bir gündür. O gün Yahudiler hiçbir iş yapamazlar. Sadece ibadet ve tövbe ile meşgul olurlar.

Bu günlerin yanında Yahudilikte haftalık kutsal dinlenme ve ibadet günü kabul edilen şabat önemli günlerdendir. Şabat vakti, cuma akşamı güneşin batışıyla başlar. Cumartesi günü güneşin batmasıyla sona erer, bu süre zarfında iş yapmak yasaktr. Dindar Yahudiler şabat boyunca hiçbir iş yapmaz ve sadece Tanrı’ya ibadet ederler.

Yahudilikte, kutsal kitap Tevrat’ta yapılması emredilen Fısıh, Sukkot ve fiavuot adnda üç tane dinî bayram vardır. Fısıh (Mayasız Ekmek Bayramı); Yahudilerin Mısır’dan çıkışları anısına kutlanan bir bayramdır. Yahudi takviminin 1. ayı olan nisan (mart-nisan) ayının on beşinde başlayıp yirmi ikisine kadar devam eden yedi günlük bir bayramdır. Haftalar bayram› olarak da bilinen fiavuot, Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahudilere verilişini kutlama bayramıdır.

Şukkot, Yahudilerin Mısır’dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde kalmalarının anısına yapılan bir bayramdır. Sekiz gündür. Eğlence yönü ağırlıklı bir bayramdır. Sukkot, aynı zamanda tarladan mahsulün toplanması bayramıdır. Yahudilikteki üç büyük hac festivalinden biridir. Yahudi erkekleri bu bayram gününde Kudüs’e gelerek hac ibadetlerini yerine getirirler. Yahudilikte, bu üç bayramın dışında, Simha Tora (Tevrat’ın hatim bayramı), Purim (fieker Bayram›) ve Hanuka (Kandil Bayramı) adlı başka bayramlar da vardır.

Hristiyanlıkta kutsal günler ve gecelerin çoğu Hz. İsa ile ilgilidir. Hristiyanlar, Hz. İsa’nın hayatının önemli dönüm noktalarını oluşturan olayların geçtiği zamanı çeşitli ibadetlerle anarlar. Bunun dışında Hz. Meryem ve azizlerle ilgili kutsal günleri ve geceleri de vardır.

Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın diriliş günü kabul edilen pazar gününe önem verilir. Pazar günü ekmek-şarap ayini ile Hz. İsa’nın manevi vücuduna iştirak edilmiş olunacağına inanılır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın doğumu, ölümü, dirilmesi ve göğe yükselmesi olaylarını anmak için kutlanan Noel ve Paskalya adında iki tane önemli bayram bulunmaktadır.

Noel; Hz. İsa’nın dünyaya gelişini anmak amacıyla kutlanan bir dinî bayramdır. Bu bayramın zamanı konusunda Hristiyan mezhepleri arasında farklılıklar vardır. Katolik ve Protestanlar Noel’i 25 Aralıkta, Ortodokslar ise 6 Ocak tarihinde başlatırlar.
Noel’de Hristiyanlar ayin yaparlar, kapı kapı dolaşıp ilahiler okurlar ve birbirlerine hediyeler verirler. Ayrıca bu bayramda, hastaneleri ve kimsesiz çocuk yurtlarını da ziyaret ederler. Noel’de Hristiyanlar, evlerini Noel a¤ac› denilen a¤açlarla süslerler.
Noel ağacı ve Noel Baba, Noel kutlamalarının en önemli özelliklerindendir.

Paskalya, Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilişi anısına kutlanan bir bayramdır. Bu bayramın öncesinde kırk günlük bir tövbe ve perhiz zamanı bulunmaktadır. Bu kırk günlük sürenin son cuma günü Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği gün olarak anılır ve yoğun ibadetlerle geçirilir. Cumadan iki gün sonraki pazar günü ise Paskalya, yani Hz. İsa’nın diriliş günü olarak kutlanır.

İSLAM:

Mübarek günler: Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleridir.

Mevlit kandili: Peygamberimizin 571’de doğduğu gece

Regaip kandili: Bu gece, Allah’in rahmet ve bağışlamasının bol olduğu, duaların kabul edildiği mübarek bir gecedir. Regaip, arzu edilen, çok rağbet edilen (aylar) demektir. regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaip Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır.

Miraç kandili: Hz. Muhammed’in Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü, oradan da gökleri aşarak, Cebrail’in bile giremediği Sidretül Münteha’yı geçerek Allah’ın katına ulaştığı gece. Peygamber Efendimiz (sas)’in rûhen ve bedenen, Burak10 isimli semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke’deki Mescid–i Haram’dan Kudüs’teki Mescid–i Aksa’ya (Beytü’l–Makdis) kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna –ki buna İsra denilir–, oradan da bir mi’râcla [manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü’l–Müntehâ’ya ulaşması, burada Cebrail’i arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah’ın huzuruna varıp O’nun Zât–ı Akdes’ini yakînen müşahede etmesi ve zaman–mekân üstü konuşması olaylarına Mi’râc denilir.

 Peygamberimiz ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir:

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır.

İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri getirmiştir. (Bakara, 2/285–286).

Üçüncüsü: İsra Suresi’nin 22–39. âyetlerinde21 bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir.22

Dördüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiştir.

Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye –onu yapamasa bile– bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye –onu yapmadığı müddetçe– hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.

Altıncısı, Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et–Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.

Beraat kandili: Borçtan, suç ve cezadan kurtulmak anlamını taşıyan Berat, günahlardan kurtuluş gecesi demektir. O sene olacak şeylerin ömrün rızıkların yazıldığı gece. Bu gece mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ihya veya imate edileceklerine, ecellerine ve hacıların adetlerine dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır

Kadir gecesi: Kur’an’ın nazil olmaya başladığı, 1000 aydan kıymetli 27 Ramazan gecesi

3. Dinlerde Çevre Bilinci 115

Yahudilikte çevreyle ilgili en yoğun bilgi Tevrat’ın Tekvin bölümünde, dünyanın yaratılışını anlatırken verilmektedir. Burada, Allah’ın evreni ve içindeki canlıları yarattığından, bu durumdan hoşnut olduğundan söz edilmektedir. O hâlde bu evreni yaratan ve insanların kullanımına veren Allah, onun kendi yarattığı hâlinin bozulup yok edilmesini istemez. Bu durum Tevrat’ta şöyle ifade edilmiştir: “Allah onlar› mübarek kıldı; Allah onlara dedi: Semereli olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun ve onu tabi kılın; denizin balıklarına ve göklerin kuşlarına ve yer üzerinde hareket
eden her canlı şeye hâkim olun. Allah dedi: İşte, bütün yeryüzü üzerinde olup tohum veren her sebzeyi ve kendisinde ağaç meyvesi olup tohum veren her ağacı size verdim; size yiyecek olacaklar; ve yerin her hayvan›na ve göklerin her kuşuna ve kendisinde hayat nefesi olup yeryüzünde sürünen her şeye, bütün yeşil ot yiyecek olarak verdim; ve böyle oldu.”

4. Küreselleşen Dünyada Dinler Arası ilişkiler-Diyalog

AYET:Dinde zorlama yoktur…” Bakara/256

AYET: “(Resulüm!) De ki: … sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” Kâfirûn/1-6

AYET: “(Resulüm!) Sen, Rabb’inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde (iletişim-ilişki için) uğraş! Rabb’in, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve o, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” Nahl/125

Hz. Peygamber, Medine’de diğer din mensuplarıyla karşılıklı iş birliğinin temelini bizzat kendisi atmıştır. Herkesin kendi inancında serbest olarak hareket edebilmesinin ve birlikte barış içinde yaşamanın ilke ve prensiplerini yazılı bir metin ile ortaya koymuştur. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C I, s. 54

Dinlerarası Diyalog Nedir?

Aynı dinden kaynaklanan grupların kendi aralarında olduğu gibi, farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini zorla birbirine kabul ettirme yoluna gitmeden, birbirlerine sıcak ve hoşgörüyle bakabilmesi, ortak meseleler etrafında konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi anlamına gelmektedir. Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s.426

Diğer bir tanıma göre ise Dinler arası Diyalog; her din mensubunun, kendi dinini, olduğu gibi, nasıl anlaşılmasını istiyorsa o tarzda anlatması, aynı fırsatı muhatabı olan din mensubuna da vermesi demektir. Herkesin en kıymetli hazinesi saydığı dinini bozmaksızın birlikte çalışacakları müşterek geniş alanlar mevcuttur. Zaten dininden taviz vermesi hâlinde ortada diyalog kalmaz, kişi ?yetkisi varmış gibi? dinini âdeta değiştirmiş olur. Diyalogda muhtemel bir tehlike “hakikatin izafileşmesi”dir; ama işaret ettiğimiz tarzdaki görüşmede bu risk yoktur. Herkes kendi farklı inancının hakikat olduğuna kesin inanmakla beraber pratik hayatın çeşitli alanlarında öteki ile işbirliği yapabilir. Suat Yıldırım, Dinler Ve Barış Sempozyumundan Geriye Kalan, Yeni Ümit Dergisi, sayı.64, s.6-10

Geniş bilgi için bakınız

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9831/dinlerarasi-diyalog-nedir-misyonerlikle-iliskisi-var-midir-dinlerarasi-diyalogun-dini-temelleri-nelerdir.html

http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/peygamberimizin-s-a-s-ehl-i-kitapla-diyalogu

——————————————————————————-
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/

9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

12.Sınıflar proje TASAVVUF          Adı Soyadı:              Sınıf:        No:

AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?
KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?  (Bu sayfa düzenlenecek dosya kapak sayfası olacak)
1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.
1- a- Tasavvufun kapsamlı tanımı ve ilkeleri-esasları nedir?
b- Tasavvuf ilminin doğuş-çıkış sebepleri nelerdir?
c- Tasavvufun çıkışını sağlayan ünlü Mutasavvıflar kimlerdir katkıları nedir?
2- a- Tasavvuf dönemleri ve tarihleri nedir?
b- Tasavvuf dönemlerinin temsilcisi Mutasavvıflar kimlerdir, özetle hayatları nedir?
c- İlk iki dönemjn ünlü mutasavvıflarının eserlerini, içeriklerini ve en seçkin kavram ve söylemlerini yazınız? (Önemli örnekler: Cüneydi Bağdadi, Beyazıtı Bistami, İmam Gazali, İmam Rabbani, Muhyiddin ibni Arabi)
3- Tasavvuf kavramları nelerdir tanımlarını yapınız? Yeni kavramlar ekleyiniz?
Mutasavvıf, Sufi, Tahalluk, Seyru Süluk, İnsan- Kamil, Fena fillah
4- a- Tasavvufta geçen nefsin 7 mertebesi ve özellikleri nelerdir?
b- Tasavvufta nefsin arındırılması, eğitilmesi ve yüceltilmesi yolunda hangi uygulamalardan söz edilebilir?
c- Tasavvufta önemli bir esas olan çok “Zikir” ne anlama gelir. Nasıl yapılır, içeriğinde ve hedefinde neler vardır, amaç nedir?
5- a- Tarikatlar hangi sebeplerle doğmuştur?
b- En ünlü Tarikatlar hangileridir? Kurucuları esasları tarihçeleri özetle yazınız?
6- a- Ahmet Yesevi’yi tanıtınız? En ünlü söylemlerinden üçünü yazınız?
b- Yunus Emre’yi Tanıtınız? En ünlü söylemlerinden üçünü yazınız?
c- Mevlana’yı tanıtınız? En ünlü söylemlerinden üçünü yazınız?
7- a- Hacı Bektaşi veliyi tanıtınız? En ünlü söylemlerinden üçünü yazınız?
b- Alevilik nedir? Çıkış sebebi nelerdir? Esasları ilkeleri nelerdir?
c- Alevilikte geçen Ehl-i Beyt, Kerbela, Cem, Semah, Musahiplik, İkrar, Nefes, Gülbenk gibi kavramları tanımlayınız yeni kavramlar ekleyiniz?
8- a- Osmanlı Devletinin kuruluşunda Tasavvuf ve Tarikatların rolü ne olmuştur?
b- Osmanlı Devletinin yükselmesinde Tasavvuf ve Tarikatların rolü ne olmuştur?
c- Osmanlı Devletinde önemli etkisi olan Ahilik nedir esasları nelerdir?
9- Osmanlının gerileme dönemlerinde ve kapanış sürecinde Tarikatların durumunu belirtiniz? Örnekler veriniz?
10- Tasavvuf ve Tarikatla insanlığa ne kazandırmıştır?
a- Bireylerin ruhi hayatına
b- Bireylerin davranışlarına
c- Tarihi süreçte ve günümüze yansımalarıyla milletlerin hayatına?

12.Sınıflar proje YAHUDİLİK – HIRİSTİYANLIK

AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?
KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?

1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.
1- a-Yahudilik tarihi süreçte nasıl başlamış doğmuştur?
b-Hz.Musa’nın doğumunu ve sonrası hayatını yazınız?
c-Kur’an’da İsrailoğullarının Hz.Musa’ya karşı olumsuz davranışları nasıl anlatılır?
2- a-Yahudilikte 10 Emir ne demektir nelerdir?
b-Yahudilikte milli Tanrı inanışı nasıldır?
c-Yahudilikte Peygamberliğe bakış nasıldır
d-Yahudilikte din adamları, ibadet yerleri nasıl adlandırılır.
e-Yahudilikteki İsrail, Yahuda, Ağlama duvarı, Memora, Mezuza, Kipa, İki üçgen yıldız, saç perçemi gibi kavramları açıklayınız
1- a-Hıristiyanlık tarihi süreeçte nasıl doğmuştur?
b-Hz.Meryemi ve doğum olayını ayetlerden yararlanarak yazın?
c-Hıristiyanlıkta baba-oğul-kutsal ruh üçlü tanrı anlayışının yerleşmesine neden olan Hz.İsa ile ilgili 3 önemli mucize olayını açıklayın?
2- a-Pavlus kimdir. İncilin ilk yazılışını nasıl gerçekleştirmiştir? Bugün kaç incil vardır. Bunlar nasıl kabul edilmiştir?
b-Hz.İsa’nın çarmıha çivilenmesi sebebi nedir? Çarmıh olayını ve sonucunu Hıristiyanlığa ve Kur’an’a göre açıklayınız?
3-Kur’an’da Hıristilanlık inanış ve davranışları konusunda nelerden söz edilir?
4-Hıristiyanlıktaki inanç esasları nelerdir?
a-Asli günah nedir?
b-Absolüsyon nedir? Niçin ne zaman ve nasıl yapılır?
c-Vaftiz nedir?
d-Communion ayini ve Evharistiya nedir?
e-Engizisyon Aforoz Enterdi Endülüjans kavramlarını bütünlük içinde açıklayınız?
f-Hıristiyanlığa göre İsa’nın dönüşü nasıl olacaktır
5- a-Hıristiyanlıkta mabedler ve din adamları nasıl adlandırılır, farklarını özelliklerini belirtiniz
b-Hıristilanlıkta ibadetler ve kutlamalar nelerdir
6-Hıristiyanlıktaki semboller nelerdir anlamlarını yazınız?
Teslis, Çarmıh, Stavroz, Sakrament, Cristos, Havari, ikon (Eklenebilecek yeni kavramlar)
7-Dört hıristiyan mezhebi hangileridir. Hangi ülkeleri kapsar. Çıkış sebepleri ve farklı temel innaç ve ilkeleri nelerdir?
8-Müslümanlık ile Hıristiyanlık dinlerinin benzer ana noktaları ile farklı ana noktaları nelerdir belirleyiniz?

***DİNİ KONULARDA ÜÇ SİTE ADRESİ***

http://hikmet.net/
http://www.sorularlaislamiyet.com/
https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.U7dOFJR_s6w

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s