11cepders

11.SINIF ÜNİTELERİ SESLİ ANLATIM









11.SINIF ÜNİTELERİ SLAYT ENSTÜRÜMANTAL

1.DÖNEM 1.SINAV
KONULAR SORULAR

ÖĞRENME ALANI: İNANÇ

ÜNİTE I: İNSAN VE KADERİ

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Kader ve insan iradenin varlığını nasıl kanıtlarsınız?

2-Kaç çeşit kader vardır örnekleyiniz?

3″Kader mahkumuyum”, “Kader yoktur” “Ben yaratırım” “Ben suçsuzum” sözlerine nasıl cevap verirsiniz??

4-“Kader irademizi hesaba katsın katmasın hep Rahmetle hükmeder” sözünü açıklayınız?

5-Cüz’i ve Külli irade nedir aralarındaki ilgi ve uyumunu açıklayınız?

6-Kader ve irade neden var. İkisine doğru bakış nasıl olmalıdır?

7-Allah’ın her şeyi önceden bilip yazmasını ve irademizin k0numunu nasıl açıklarsınız?

8-Kader-İrade açısından Ecel, Şer, Afet, Hastalık, Rızık kavramlarına nasıl bakılmalı?

9-İbadet ve iyiliklerimizde İHLAS nedir nasıl olmalıdır. Ayet Hadis?

10-İbadet ve iyiliklerimizde RİYA nedir örnekleyin Ayet Hadis?

11-İbadet ve iyiliklerimizde ZORLUK ne demektir örnekleyin Ayet Hadis?

12-İbadet ve iyiliklerimizin BİREYSEL FAYDALARI nelerdir örnekleyin?

13-İbadet ve iyiliklerimizin TOPLUMSAL FAYDALARI nelerdir örnekleyin?

14-Allah Rahmet sahibi, insanlara neden ölüm felaket hastalık yoksulluk vb. veriyor?

DERS SUNUM PLANI

1-KADER İRADE TANIM ve KANITLAR?

2-KADER çeşitleri RAHMET boyutu?

3-KÜLLİ ve CÜZİ İRADE Örnekler?

4-KADER-İRADE UYUMU Örnekler?

5-KADER-İRADE yanlışları Varlık sebebi Bakış açısı?

6-KADER-İRADE açısından Ecel, Şer, Afet, Hastalık, Rızık?

7-ALLAH NEDEN şeytana şerlere kötülüklere acılara izin veriyor?

8-İBADETLERDE İhlas Riya Zorluk

9-İBADETLERİN bireysel ve toplumsal yararları

11.sınıf 1.ünite KADER ÖZET SUNUM 2014-2015

İKİ KADER YANLIŞI 1-Kader yok 2-Kader suçlu
İKİ İRADE YANLIŞI 1-İrade yok 2-Ben yaptım
A – TANIMLAR: ALLAH’IN İLİM İRADE KUDRET TEKVİN SIFATLARI
SONSUZ İLİM: SİMALAR, PARMAK İZLERİ, GENLER, BİTKİ HAYVAN YILDIZLAR
KADER, KAZA, KÜLLİ İRADE, CÜZİ İRADE, İLİM MALUMA TABİ
B – KADERİN VARLIĞI KANITLAR
1- EVREN FİZİK YASALARI. Güneş sistemi, Fizik kanunları, Yumurta , Çekirdek
2-İNSAN-BİYOLOJİK YASALAR. Gen haritası Sima parmak izi Göz
3-KUR’AN İFADELERİ.
AYET: “Her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer/49)
AYET: “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder. Bitkiler ve ağaçlar secde eder. Göğü Allah yükseltti ve ölçüyü-dengeyi O koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” Rahmân/5-8.
(RÜYA – Takvim sayfasından yazılan geleceği görmek)
C – İRADENİN VARLIĞI KANITLAR
1 – DOĞADA İNSAN ETKİ ALANI.
Yağmur yağar baraj yapmaz. Çekim gücü koyar sen yen der. Dağlar yapar gökdeleni insan! İneğe süt verir sağ der, arıya bal ağaca meyva verir topla der..
2 – İNSANIN İSTEME GÜCÜ.
Tercih ve seçme gücümüz var kumandalı Robot değiliz.
İnsanı yaratır geliştirme ve tedavi yöntemlerini iradeye bırakır.
İnsan neden suçluluk duyar vicdan azabı çeker özür diler.
Hukuk kadere değil insana ceza verir.
Mevlana örneği: Kayısı bahçesinde iki Allah kulu. Hırsız meyvalardan yerken sahibi gelip tepki verince: ‘Kızma!” der “Allahın kulu Allahın meyvasını yiyor.” Öbürü sopayla başlar vurmaya. Bağırınca da: “Kızma!* der” Allahın kulu Allahın sopasıyla vuruyor!
3 – KUR’AN İFADELERİ.
AYET: ”Doğru yolu gösterdik ister şükret ister nankörlük et” İnsan/3
AYET: “Yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız” Nahl/93
AYET: “İnsan için çalıştığının karşılığı vardır” Necm/39
AYET: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir” Şura/30
AYET: “Allah’a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin eliyle kazandığının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.” Bakara/281
AYET: “Allah, insanı ancak gücü nispetinde sorumlu tutar”. Bakara/286
D – İRADEMİZLE KADERE DOĞRU BAKIŞ
1 – ALLAH’IN SINIRSIZ İLMİ İRADESİ KUDRETİ VE YARATMASI
Bilen dileyen gücü olan yapar. Evrende insanda bu gözleniyor.
VE Seçme özgürlüğümüz ve sorumluluğumuz açısından bakmalı
2 – ÖNYARGISIZ, OBJEKTİF VE ÇOK YÖNLÜ OLMALI
Tablo örneği: Köşesine değil bütün tabloya geniş perspektiften bakmalı
Saray kapıları: 99 kapı açık biri kapalı, girilemez denemez. Geniş açıdan bakmasını bilmeli!
Harita: Yukarıdan geniş açıdan çok yönlü bak ki gideceğin yere avantajlı olanla ulaşabilesin.
Film-Kitap: Birkaç karesine veya sayfasına bakarak bir filim ve kitap hakkında önyargıyla karar verilmez. Kader kitabını tamamen okuyup anla! Çünkü kaderin sana bakan yönü bir ise başka insanlara bütün varlıklara evrene ve esas Allaha bakan yönleri bindir.
Koni örneği: Allah bir nokta gibi varlığı görür bilir. İnsan hep dağın eteğinde.
Sen bir sebebe bakarsın, sonuçları göremezsin! O bin sebebe ve de sonuçlara göre hükmeder.
Google earth: Samanyolunda dünyayı nasıl görürsün. Allah genlerini biliyor. Bilim okumaya çalışıyor. Geleceğini bilmeyen genlerini nasıl yazabilir?
3-KADERİN RAHMET TECELLİLERİ
2 çeşit kader var:
1-İnsan iradesi hesaba katılmadan yazılan kader
2-İnsan iradesi hesaba katılarak yazılan kader
Her iki kader konusunda da Rahmet hakimdir.
* Geçmişte PEŞİN ve KARŞILIKSIZ verilenler
24 ALTIN örneği Karlı ticaret
ÜÇ ŞEREFELİ MİNARE örneği, varlık dereceleri.
* Küllî iradesini senin cüz’î iradene yöneltir. Kainatı varlıkları hizmetine koşturur.
* Peygamberler ve kitaplar göndermesi
* Duaları kabulü, Günahları affetmesi. Silmesi, yerine sevap yazması
* Gelecekte vereceği cennet. Kısa ömürde ebedi hayat.
25 YILLIK EMEĞE 25 yıl emeklilik, 80 yıllık ibadete sonsuz cennet
E-ACILARA FARKLI YARATIŞLARA GENİŞ KADER PENCERESİNDEN BAKMALI
-Başına gelen acılarda kendi iradenin payı var mı, çıkış yollarını bulmaya çalış!
-Acıya odaklanma, sıkıntının anlamını düşün, geçmişte verilen nimetlere bak!
-Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeri imtihandayız sabretmeliyiz de!
-Esma elbisesi üzerinde sahibin işliyor; zaten O’nunsun, yaptığı hep senin lehine
– Her sıkıntının bir getirisi vardır. Açlıkla nimet, hastalıkla sağlık anlaşılır
-Hayatında hep nimet güzellik sağlık hakim, yokluk çirkinlik hastalık kısa ve geçici
-Her acı yüceltir günah döker sevap kazandırır ebedi cennete hazırlar
-Allah hayır ve güzellik için yaratır. Ya bizzat güzeldir veya sonucu açısından güzeldir. Allahın yaratması kötü değil, onu kötüye kullanmak kötü. Evini sel yatağına yap sel bastı de! Ders çalışma başarılı olamadım de!
KÜLLİ İRADE CÜZ’İ İRADENE RAHMETLE BAKAR ve ONA UYAR
İnsan aciz >> sınırsız düşmanları var!
İnsan fakir >> hadsiz ihtiyaçları var!
İnsan basit >> mükemmelleşme istekleri var!
İnsan fani >> sonsuz gençlik arzusu ebed duygusu var!
İnsanın nesi var listelesin! Sıfır! Her şey O’na ait!
Bir lokmanın geliş gidiş hikayesi: Bir lokma gelişinde kainat lazım. Gidişinde sen!
Bir çocuğun hayat hikayesi: Bu çocuk kimin? Benim! Nasıl senin? İrademiz her durumda her adımda her solukta Kadere muhtaç
Çekirdek ağaç: Bir danesin toprağa düşüyorsun, ağaç gibi binler meyve oluyorsun!
Düğme asansör: Bina O’nun, asansör O’nun düğme O’nun; sadece basacaksın! Birden semaya çıkaracak. Demek ki Külli irade cüzi iradene nazar eder durur.
Gemi dümen: Okyanus O’nun, gemi O’nun, dümen de O’nun. Bir çevireceksin; ya kayalara bindireceksin ya da eşsiz mutluluk sahillerine …Sen seç! Esas yükü kader almış; insana ne kalmış.
F – KADER İRADE UYUMU
Saatin akrep ve yelkovanı, Terazi kefeleri, Kuşun kanatları, iki göz
ŞU ÜÇ CÜMLEYİ EZBERLEYİN!.. İlim Maluma tabidir
1 – ALLAH İRADEMİZİ VE SEBEPLERİ HESABA KATMADAN YAZMAZ.
2 – ALLAH YAZDIĞI İÇİN BİZ ZORUNLU YAPMIYORUZ.
3- ALLAH İRADEMİZLE NE YAPACAĞIMIZI ÖNCEDEN BİLDİĞİ İÇİN YAZIYOR.
NE YAPACAĞIMIZI BİZ BİLMİYORUZ ALLAH BİLİYOR. ALLAH ÖNCEDEN BİLDİĞİNİ YAZIYOR. BU YAZMA, YAPMA – YAPTIRMA ANLAMINA GELMİYOR. YAZMA İRADENE BAĞLANIYOR.
YAZDIM YAP DEĞİL. YAPACAĞINI BİLİYORUM YAZIYORUM.
TREN ÖRNEĞİ: Trenin hangi saatte bir mekana varacağı önceden bilindiği için yazılır. Yazıldığı için varmaz.
TAKVİM ÖRNEĞİ: Güneş tutulması önceden bilindiği için takvime yazılır. Yazıldığı için tutulmaz.
Filimlerde ajanlara zarfta gizli görev verilir.
Kim ALLAH KADER ZARFIMA KATİL OLACAĞIMI YAZDI açtım okudum öldürdüm diyebilir.
Hangi hakim bu hikayeye gelir?
NOT: Kader konusu, akıl mantık açısından açıklanmaya çalışılsa da, Sonsuzluğun konusudur, sonsuzlukta sözü geçen kalp ve vicdan gözüyle de bakmaya, ibadetlerle tadmaya, iyiliklerle huzur bulmaya bakmalıdır.
G- SONUÇ:
Kader neden var? – ACİZLİĞİNİ FARK ET, RAHİM KUDRETE SECDE ET HUZUR BUL KADERİNDE CENNET
– BEN DİYEREK AZIP SAPMA O’NDAN KOPMA ORTADA KALMA
İrade neden var? – HİÇ İRADESİYLE SONSUZ İRADEYİ TANISIN
– KÖTÜLÜKLERİN GÜNAHLARIN SORUMLULUĞUNU TAŞISIN
Kadere bakış açısı: – İRADEMİZ DIŞI OLAYLARA VE GEÇMİŞİMİZE DAHA ÇOK KADER AÇISINDAN BAKMALI
İradeye bakış açısı: – İRADEMİZ İÇİNDEKİ OLAYLARA, GELECEĞİMİZE, GÜNAHLARA İRADEMİZ AÇISINDAN BAKMALI

1. Kader ve Kaza Kavramları 10

AYET: “Kuşkusuz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” Kamer/49

AYET: “Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte)dir. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler. Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” Rahmân/5-8.

AYET: “Bir de, (şunu bilin ki) gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan hiçbir şeyi bir oyun, bir eğlence olsun diye yaratmadık.” Enbiyâ/16

AYET: “Hiçbir şey yoktur ki kaynağı bizim katımızda olmasın ve biz hiçbir şey indirmeyiz ki kusursuzca belirlenmiş bir ölçüye, bir uyuma dayanmasın.” Hicr/21.

İnsanın yaratılışından bitkilerin doğasına, hayvanların dünyasından tabiattaki elementlerin dengesinekadar her şey belli bir ölçü ve ahenk içindedir. Kur’an’da güneş, ay ve yıldızların yörüngeleri içindeki hareketlerinden gece ve gündüzün ardı ardına gelişine, yeryüzünün ihtiyacı olan yağmur miktarından gemilerin suda yüzmesine kadar pek çok örnek verilerek bir uyum ve dengeden bahsedilir.

Böylece Allah her şeyi amacına uygun bir şekilde yaratmış, tabiatını belirleyip hedefine doğru yöneltmiştir. Furkân/62. Bu uyum ve dengeyi sağlayan ölçülere kader denir.

KADER: Sözlükte “gücü yetmek, planlamak, ölçü ile yapmak, bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek, kıymetini bilmek, rızkını daraltmak” gibi manalara gelir.

Kader, “Allah’ın sonsuz ilmi ve kudretiyle başlangıçtan sona kadar evrende olacak herşeyi bilmesi planlaması, varlıkları istediği şekil ve biçimde yaratması ve insanların özgün iradelerine göre yapacakları herşeyi Allah’ın önceden bilmesi,
takdir etmesi, bir plana göre düzenlemesi ”Dinî Terimler Sözlüğü, Heyet, s. 188 olarak tarif edilir. Bu kavram, Allah’ın bütün evreni ezelî ilmiyle belli bir ölçü ve uyum içerisinde yarattığını ifade eder.

Kaza ise “Allah’ın nesne ve olaylara ilişkin ezelî planını gerçekleştirmesi” şeklinde tanımlanır.Yusuf Şevki Yavuz, “Kader”, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 24, s. 58.  Burada kastedilen, Allah’ın takdir ettiği şeylerin zamanı gelince bu plana uygun olarak meydana gelmesidir.

Allah, benzersiz yaratan, yarattıkları üzerinde tasarrufta bulunan ve yaşamın kaynağı olması açısından yaratılışı sürekli devam ettirendir. Enbiya/16 buyrularak yaratılışta bir hikmet olduğu vurgulanmıştır. Allah, hiçbir şeyi boşuna, gelişigüzel yaratmamış ve yaratılışta eksik bir şey de bırakmamıştır.

Bu anlamda yaratılan varlıkların sahip oldukları bütün ölçü ve özellikler onların kaderidir.

Allah, geceyi dinlenme, gündüzü ise çalışma vakti kılmıştır. Güneş ve ayı zaman ölçüsü olarak belirlemiş, insanların yaşam ve ölüm zamanlarını takdir etmiştir. Yeryüzündeki hayat, Allah’ın yarattığı bu düzen ve denge sayesinde sürmektedir.

Bu anlamda kader; fizik, kimya ve biyoloji sahalarında olduğu gibi sosyal ve psikolojik alanlarda da söz konusu olan değişmez yasalardır.

İnsanın fiziki yapısının yanı sıra iyilik ve kötülük yapabilecek şekilde yaratılması, akıl ve irade gücünü kullanması gibi özellikleri onun kaderini oluşturur. İnsan, yaratıcı bir gücün varlığına inanmaya ve bu doğrultuda hareket etmeye ihtiyaç hissedecek şekilde yaratılmıştır. Rûm/30.

İnsanın bir anne ve babaya sahip olması, ölümlü olması ve ten rengi gibi değiştiremeyeceği fiziki özellikleri ve kabiliyetleri de onun kaderidir.

2. İnsan İradesi ve Kader 12

AYET: “…O gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.”
Bakara/281

AYET: “…Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun,
ister nankör.” İnsan/3; Kehf/29

“İnsanın akıl sahibi, özgür ve sorumlu bir varlık olması onun kaderidir.”

İnsanın irade sahibi, akıllı ve özgür olması onun davranışlarında sorumlu olması anlamına gelir. Bu yüzden kader, insanın akıl sahibi, özgür ve sorumlu olması ile yakından ilgilidir. Akıl, insanın seçimlerini belirleyen önemli bir araçtır. İnsan aklını kullanarak doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, hak ile batılın arasındaki farkı anlar. Bu nedenle Kur’an aklımızı kullanmamızı
istemiştir.Yûnus suresi, 100

Kur’an’da aklını kullanmayanların kötü bir sonuçla karşılaşacakları belirtilmiştir. İnanan bir insan, aklın Allah tarafından kendisine verilen bir lütuf olduğunu bilir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği bu nimetin farkında olmalıdır. Kendisine ve çevresine zarar verecek davranışlardan kaçınmalıdır.

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz
yüzündendir…” Şûrâ/30 buyrularak insanın düşüncesizce hareket etmesinin sonuçlarına katlanacağı vurgulanmıştır.

Özgürlük; herhangi bir sınırlama veya zorlama olmadan düşüncelerini ifade edebilme, iyi veya kötü yönde istediği gibi davranabilme durumudur. Allah, insana özgürce hareket edebileceği geniş bir alan açmış ve onu özgürlüğü oranında da sorumlu tutmuştur.

İnsanın kaderi, fiillerinde özgürlüğü oranında sorumlu olmasıdır. Bu yüzden insan, baskı altında yapmak zorunda kaldığı şeyler için hesap vermez. İnsan, Allah tarafından yeryüzünde iyi ve ahlaklı olma görevini gerçekleştirmek için özgür bırakılmıştır.

İnsana iyiliği ve kötülüğü yapabilme gücü ve imkânı veren Allah’tır.

Fakat özgür iradesiyle iyi ya da kötü olanı seçen insandır.

Bu seçimi insanın lehine veya aleyhine olabilir. Bu yüzden insan özgürlüğünü
doğru yönde kullanmalıdır.

İnsan doğduğu yeri, anne babasının kim olacağını, cinsiyetini ve hangi ırka ait olacağını seçemez. Ancak aklı ve özgür iradesiyle düşünmek ve düşündükleri üzerinde tercih yapıp karar vermek konusunda özgürdür. İnsanı diğer varlıklardan farklı kılan, özgür iradesiyle hareket etmesidir. Allah, insanlara özgür iradesiyle
tercihlerini doğru yapabilmesi için yardımcı olmak üzere peygamberler ve kitaplar
göndermiştir. Sonra da . ayetinde belirtildiği gibi insanları tercihlerinde serbest bırakmıştır.

İnsanın sorumlu olması için hür olması gerekir. Sorumluluk; bir kimsenin üzerine aldığı, yaptığı ya da yapması gerekirken yapmadığı bir işten dolayı gerektiğinde hesap vermek zorunda olmasıdır. İnsan sorumlu olduğu bilinciyle hareket ederek söz ve davranışlarının hesabını verebilmelidir. Bu yüzden insan sorumluluklarını başkalarına devredemez ve yok sayamaz.

Allah, insanı doğru ve yanlış olanı ayırt edebilecek kabiliyette yaratmış, peygamberler ve kitaplar göndererek iyilik yapanları ödüllendireceğini kötülük yapanları ise cezalandıracağını bildirmiştir. Dolayısıyla insan, özgür iradesiyle
yaptığı eylemlerinden sorumludur. İnsanın emek harcamadığı konularda bir beklenti içinde olması doğru değildir.

AYET: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm/39

İnsan; aklını kullanarak düşünür, planlar yapar, kararlar alır ve uygular. Mutlu ve
huzurlu olmak için gayret eden, gelişmek için çalışan, bir amaca ulaşmak için emek harcayan insana bu faaliyetlerini yürütmesi için verilen ölçüler, sunulan imkânlar ve sahip olduğu kabiliyetler onun kaderidir.

AYET: “Düşünmez misiniz?” veya “Akıl etmez misiniz?” ifadeleriyle insanların ibret alması istenmiştir. Nahl/12 Aklı kullanma konusunda bu teşvik, insanın verdiği
kararların ve yaptığı tercihlerin geleceğini belirleme noktasında ne kadar etkili olduğunu gösterir.

AYET: “Allah, insanı ancak gücü nispetinde sorumlu tutar”. Bakara/286

Bu yüzden insanın ailesine ve yaşadığı topluma karşı imkanları nispetinde sorumlulukları vardır. İnsanın ailesine değer vermek, temiz bir çevrede yaşamak, insanlara yardım etmek ve yaşadığı toplumun gelişmesi ve ilerlemesi için elinden geleni yapmak herkes için yerine getirilmesi gereken önemli bir sorumluluktur. İnsanın çaba harcamaksızın kendini olayların akışına bırakması düşünülemez.

İnsanların kaderi, sorumluluklarını örten bir sığınak olarak görmeleri doğru değildir. Ayrıca insan, yanlış anlayışların etkisinde kalarak değiştirme ve düzeltme imkânı bulamadığı ve hoşuna gitmeyen durumlar karşısında, “Ne yapalım kader böyleymiş.” diyemez. Zira bu tür yaklaşımlar insanın kendi sorumluluğundan
kaçması anlamına gelir.

3. Kaderle İlişkilendirilen Bazı Kavramlar 15

Ecel, rızık, afet, sağlık ve hastalık, başarı ve başarısızlık, tevekkül, hayır ve şer

3.1. Ecel ve Ömür 15

Ecel kelimesi, sözlükte; hayatın sonu, müddet ve süre gibi anlamlara gelmektedir. Bu kavram insanın ömrünün bittiğini anlatır.

AYET: Her canlı ölümü tadacaktır…” Âl-i İmrân/185

AYET: “Allah’ın emir ve kazâsı (izni) olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. O (ölüm), belli bir ecele/süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de âhiret sevabını isterse ona da bundan veririz. Biz, şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (3/Âl-i İmrân, 145)

AYET: “…Bir canlıya ömür verilmesi de onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah’a kolaydır.” Fâtır/11

AYET: “Eceli geldiği zaman bir kimsenin ölümünü Allah geciktirmez”(63/Münâfikun, 11).

Kur’an’da canlıların olduğu gibi milletlerin de bir ömrünün olduğu anlatılır. A’râf suresi, 34

AYET:  “… Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldimi, bir an ne geri kalırlar, ne de ileri giderler.” (Yunus/49)

Ölüm, hayatın bir gerçeğidir. Yeryüzünde var olan herşey her gün biraz daha eksilerek yok olmaktadır. Âl-i İmrân suresi, 145. ayet; Enbiyâ suresi, 44. ayet; En’âm suresi, 2. ayet; Kasas suresi, 88

Kur’an’da insana düşünüp tercihlerini yapabileceği kadar bir ömür verildiği hatırlatılır. Enbiyâ suresi, 44. ayet; Fâtır suresi, 37

Allah, yarattıkları için bir ecel tayin edendir. Ecel, Allah’ın bir takdiri olarak onun izni olmadan gerçekleşmez. Bu anlamda kader, Allah’ın ömrün uzamasının da kısalmasının da ölçülerini belirlemesidir.

3.2. Hayır ve Şer 16

Hayır, sözlükte iyi ve faydalı iş demektir. Terim olarak Allah’ın emrettiği, razı olduğu ve sevdiği davranışlar anlamına gelir.

Şer ise kötü ve fena iş demektir. Terim olarak ise Allah’ın yasakladığı ve hoşnut olmadığı, sonuçta yerilen ve cezayı hak eden davranışlar anlamına gelir.

AYET: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir”. Nisa/79

İnsanın kazandığı her iyi güzel hayır da Allah’ın rızası olarak yaratmasıyla gerçekleşir.

Hayır ve şerrin her ikisi de insanın kendi eylemleri sonucu ulaşabileceği değerlerdir. İnsanın filleri iyi ya da kötü ve bu fillerinin sonuçları da hayır ve şer olarak bir değer taşır. Bu fiillere bu değerleri takdir eden Allah’tır. İnsan aklı ise bunları kavrama ve bulma yeteneği ile donatılmıştır. Saim Yeprem, Kader, s. 187.

Allah, hayrı mükâfatlandıracak şerri ise cezalandıracaktır. Bu yüzden insanın hayır işlemesi ve şerden kaçınması gerekmektedir.

Dürüstlük, adalet, iyilik, yardımlaşma insanlar için hayırdır. İnsana zarar verici olan davranışlar, haksızlıklar, yalanlar ve kötülükler ise birer şer örnekleridir. Hayırlı işlerin yaygınlaşması için çaba harcamak herkesin görevi olmalıdır. .

AYET: “Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar…” Tevbe/71

İnsanların inançları gereği birbirlerine hayırlı olanı tavsiye etmeleri ve birbirlerini şer kötü olan şeylerden de sakındırmaları gerekir.

AYET: “…İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın…” Mâide/2

***DEĞERLENDİRME*** 

ALLAH ŞEYTANA ŞERLERE KÖTÜLÜKLERE YOKSULLUĞA HER TÜRLÜ ACILARA NEDEN MÜSADE EDİYOR. RAHMETSİZLİK Mİ ADALETSİZLİK Mİ?

GİRİŞ:

GÜZELLİK ÇİRKİNLİK VE SORULAR:

GÜZEL NEDİR ÇİRKİN NEDİR?

GÜZEL DERSİN NE ÇİRKİNLİKLER TAŞIR KİMBİLİR

ÇİRKİN DERSİN BAKARSIN NE GÜZELLİKLER DERDİRİR

GÜZELDEKİ GÜZELLİĞİ ESAS GÜZELLİĞİ YARATAN BİLİR

Kimi diken der gülü kendine haram eder

Kimi dikenini de sever güler güller derer

AYET: “Sevmediğiniz çirkin bir şey sizin için iyi ve güzel sevdiğiniz güzel bir şey de sizin için çirkin-kötü olabilir. Siz bilmeseniz de ALLAH bilir.”  Bakara/216

1 ALLAH HER ŞEYİ YOKTAN GÜZEL YAPANDIR

(Var etmek Var olmak kadar var olan bir güzellik yoktur)

AYET: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz“. Secde/7-9

2 ALLAH HER ŞEYE GÜZELLİK POTANSİYELİ VERENDİR

(Sonu cennete varacak bir dünya var etmek var olan en güzel şeydir)

3 ALLAH ÇİRKİN GÖRÜNENLERİ GÜZELE ÇEVİREN GÜZELLEŞTİRENDİR

(Kötülüğü iyiliğe (Başarısızlığı başarıya)  çevirmek bambaşka güzelliktir)

4 SONSUZ GÜZELLİK VARKEN ŞERRE YER YOKTUR.

(Sonsuzdan gelen sonsuza dek var olacak Varlık yanında üç, beş, yüz, bin yokluğa gömülecek şer oluşumlarının sözü bile edilmez)

AYET: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir“. Nisa/79

Allah’ın her yarattığı iyi güzel ve hayırdır.

Allah’ın yarattığı hiç bir şey hiç bir zaman şer olmaz.

İnsan hayra da şerre de sebep – vesile olabilir.

Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır.

Şerri yaratmada rızası yoktur.

Şer yapan insan sorumlu tutulur.

AYET:Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir“. Nisa/79

İlk orjinal var edilişte şer çirkinlik kötülük yoktur; aksine hayır güzellik iyilik vardır.

Varlık başlangıcı ve sonucu itibariyle çirkin kötü değildir. GÜZELDİR.

Düşünün bir, Allah’dan geldik Allah’a gideceğiz. Geldiğimiz yerde hiç çirkinlik var mı buyrun söyleyin. Öldükten sonra gideceğimiz yerde çirkinlik var mı yine buyrun söyleyin.

Çirkinlik kötülük nasıl başladı. Güzel dünyalarda güzel yaratılan Melekler içinde güzel yaratılan cinlerin aleminin babası İblis’in yine güzel yaratılan Adem karşısındaki kibir ve isyan çirkinliği ile başlamadı mı?

Güzellikler dünyası cennette hikmetiyle bir yasağın delinmesiyle Adem ile Havva için de güzel olmayan bir davranış ortaya çıktı. Ama bir olumsuzluğu çok güzel bir davranışla telafi ettiler. Tövbe secde Allaha yani en güzel’e yönelişle çirkinliği tekrar güzelliğe dönüştürdüler. Tövbe, güzelliğini kaybeden insanın tekrar Güzel’e güzelleşmeye yönelmesiyle çirkinlikten uzaklaşması güzelleşmesidir. Şeytan ise düşmanlaştı intikam hırsına büründü.

Allah güzel kulları için mücadele unsuru olsun diye kıyamete kadar ona izin verdi. Bu güneşi yağmuru yaratma gibi bir durum. Güneş hayattır ama inat eder altında kalırsan yanarsın. Suya karşı elektriğe karşı tedbirsiz olursan boğulur yanarsın. Şeytana uyarsan günaya düşersin gibi…

Varlık maddeye bürününce güzellik geçici olarak iki şekilde çirkinleşiyor gibi görünebilir. İki şekilde:

1 Geçici dünya ezeli alem ya da ebedi alem olmadığı için güzelliği orjinalliği de geçici anlamına geliyor. Maddenin doğasında ve kaderinde yaşlanmak eskimek zayıflamak ölüme kıyamete doğru gitmek var. Gittikce orjinalliğini kaybetmesi tabiatında var. Artık yaşlı dünya deniyor. Buzullar çözülüyor ozon deliniyor vs…

2 İnsana güzel amaçlarla verilen akıl nefis duyular duyguların kötüye kullanımıyla güzellikler bozuluyor çirkinleşiyor. Gelecekte bilimsel gelişmelerle ulaşılan yüksek noktalarda insanlık tanrısal rollere soyunup kıyamet öncesi son bozulma dönemine girebilir.

Bu durumda yaratmak var etmek çirkin olmuyor, onu çirkinleştirmek yani çirkinleşmek kötü oluyor.

Gençlerimize yazdığımız için diyelim. BEN SENİ BUNUN İÇİN Mİ SAF TERTEMİZ GÜZEL MASUM DUYGULARLA SEVDİM; BANA İHANET ETTİN ZALİM NELER ETTİN BAK! Buyrun burdan yak!

Allahın başlangıçta verdiği her güzel duyguya akla bu açıdan bakılabilir.

Sözleşmeyi bozan kim? Kaldı ki o küsmüyor seni terk etmiyor; gel yine de gel diyor!.. Sonsuz Rahmet kucağı her daim açık bekliyor…

Buna bağlı olarak; dünya geçici de olsa, hem varlıktaki bozulmanın hem de insanın iradesiyle kötüleşmesinin telafi yolları da var: Yeryüzü güzelleştirilebiliyor, erozyonun önüne geçilebiliyor yaşanabilir hale sokulabiliyor. Allah çöl çorak vermişse çöl çorak bırak demiyor ki. Çölleştirenler kan gölüne dönüştürenler utansın!.

Ayrıca varlığın çirkinleşiyor gibi görünen yönlerinde bile pek çok güzel olumlu taraflar ve sonuçlar saklıdır. Görebilmek gerekir. Sabırla bekleyebilmek gerekir.

En önemlisi geçici dünyadaki bütün olumsuzluklar başımıza gelen acılar iman ve Allah’a bağlantı ile ibadete, ebedi cennet hayatının meyvalarına dönüşüyor. Hastalıklar günahları döküyor. Deprem gibi olaylarda ölenler şehit malları sadaka hükmüne geçiyor.

Allah’a inanmayanın bu dünyada bu gibi yorumlara inanmama tercihi de olabiliyor. Allah Peygamberimize anlat bırak! der. Biz de öyle yapalım.

*****DEĞERLENDİRME***** NİÇİN BÖYLE YARATILDIM BEN?

(Bak 12.sınıf dersi: 1.Ünite: Hayat amaçsız değildir?)

VARLIK VE İNSAN GÜZELLİK İÇİN YARATILMIŞTIR.

O yüzden gök yüzü yer yüzü insan yüzü güzel yaratılmış.

VARLIK KÖTÜLÜK OLSUN DİYE YARATILMAMIŞTIR.

O yüzden edep yerleri gizlenmiş çiçek kök ve soğanları gömülmüş rüzgar süpürmüş yağmur yıkamış karınca ve böcekler temizlikçilik yapmışlar. O yüzden ruhlar ibadetlerle iyiliklerle tövbelerle arındırılmış. Güneş yaksın su boğsun toprak yutsun diye midir? Güzel Adem-Havva atamızla güzel cennette güzel varlık olarak başlamadık mı? 

HAYAT SERMAYESİ KÖTÜLÜĞE HARCANSIN DİYE VERİLMEMİŞTİR.   Duyu ve duygularını incele bir! Kısacık hayatta yazık edilemeyecek kadar sonsuz değerde değil mi her biri! 

ALLAH’TA KÖTÜLÜK YOKTUR.

Hangi ismini O’nun en çok andın hep O’nunla başladın hatırla! Rahman ve Rahim!..

GÜZEL AMAÇLARLA YARATMA VARDIR.

Ya bizzat güzel ya da neticesi itibariyle güzel! İstersen liste tut! Bedeninde ve dış dünyanda verilen nimetleri say! Günlük tut; 24 saatinin kaçta kaçı O’nun nimetlerinden yoksun geçti bugüne değin! Etüd et! Sıkıntı dediklerinde bile nice hikmetler fark edeceksin nimetler görecek gelecekler elde edeceksin kimbilir! 

KELAMINDA ESMASIYLA ENBİYASIYLA BUNU İFADE ETMİŞ,

VERDİKLERİYLE GÖSTERMİŞ,

VERECEKLERİYLE GÖSTERECEĞİNİ VA’D ETMİŞTİR.

HAYATI KÖTÜ AMAÇLI DEĞERLENDİREN GÜZEL FITRAT İMARINI DEJENERE EDEN İNSAN İRADESİDİR.

RAHMET TÖVBE KAPISINI AÇIK TUTARAK,

GÜNAHLARI SİLİP İYİLİKLERE BİNLER SEVAP YAZARAK,

O GÜZELLİĞİ KORUMASINDA VE GELİŞTİRMESİNDE İNSANA YARDIMCI OLMAKTADIR.

İŞTE VARLIKTA İNSAN, SONSUZA AİT EMANET GÜZELLİĞİ KORUMA YAŞATMA VE KENDİSİNDE EBEDİLEŞTİRME AMAÇLI VAR EDİLMİŞTİR.

O SONSUZ GÜZEL’LE, SONSUZA DEK GÜZEL KALMAK İSTEMEZ MİSİN?

BAK O VARDI HİÇ VAR YOKTU. SENDEN ESER YOKTU.

YOKLUĞUNU YOK ETTİ SENİ VARLIĞIYLA BULUŞTURDU.

BU VAR EDİŞ, NE GÜZEL VAR EDİŞTİR. 

O’NUNLA VAR OLUŞ NE GÜZEL VAROLUŞTUR.

Bu girişten sonra:

1-Kur’an, Allah’ın adalet ve rahmet sahibi olduğunu söyler. Allah zulmetmez, insanlar hem kendilerine hem başkalarına zulmeder. Allah’ın rahmeti hep ön plandadır.Tevbe kapısı hep açıktır. Allah,her şeyi güzel ve güzel amaçlar için yaratmış, insanlar ise kötülük kapısını açmıştır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

2-Evren ve insan, Allah’ın Rahmetini gösteren iki kitaptır. Bu iki kitap, Kur’an’ı doğrular. Güneş, hava, su, toprak, bedenimiz; tüm yiyecek ve içecek ihtiyaçlarımızın bir Rahmet servisiyle zamanında hazırlanması, bir Şefkatli elin acizlere en iyi bakması, yavrulara süt tulumbacıkları asması bu ev rensel rahmetin birer göstergedir.

3-Adalet, hak edene hakkını vermektir. Bazen bu, ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarını vermek bazen de hak edene gereğince ceza, fazlasıyla ödül şeklinde tezahür eder ki bu noktada Rahmet söz konusu olur. Adalette alıp vermede denge aranır. Emeğe, yetki ve yeteneğe göre ücret verilir.

4-Allah rahmetiyle karşılıksız ve peşin vermiştir. Doğada, vücudumuzda bize verilen nimetlerin hangisine bir karşılık, ücret ödedik? Allah’a karşı bizim hangi haklarımız vardı ve bunlar verilmedi de hak talebinde bulunuyor, şikayet ediyoruz? Allah, bize karşılıksız verdiği onca nimeti geri çekse elimizde koca bir hiç kalacaktır.

5-Allah’ın,Rahmetiyle geçmişte verdiklerini ödemek mümkün değildir.Çok borcumuz bulunan birinden yeni bir borç istemeye yüzümüz olmaz.
Bir lokmamız,ya da çocuğumuz için benim deriz.Oysa kaçta kaçına gerçekten sahibiz? Geçmiş nimet borcumuz öylesine kabarık ki, niye daha fazla şeyim yok diye şikayete yüzümüz yok! İnsan bir kainat zengini olarak doğmaktadır, her şeyi hazır olarak dünyaya aziz bir misafir gibi gelmektedir.

6-Allah’ın, Rahmetiyle gelecekte verecekleri nasıl ödenecektir? Kısacık bir ömürle sonsuz bir cennet hayatının kazanılması hangi adaletle açıklanabilir? Bu dünyada adaletsizlikten şikayetle daha fazlasını isteyenlere, adalet gereği, sana dünyadaki hayatına bedel, 80-90 yıllık cennet hayatı yeter dense, bu ilahi adalet olurdu ama Rahmet, daima insandan yanadır ve mahşerde sonsuz tecelli edecektir.

7-Hayatımızda nimetler, güzellikler, mutluluklar hep ön planda ve uzun sürelidir. Felaketler, hastalıklar, sıkıntılar, çoğunlukla geçici ve kısa sürelidir. Depremlerin, ağrıların,ekonomik sıkıntıların toplam süresi, hayatımızda az bir yeri kapsar .Etkisi derin olanların ise manevi getirisi fazladır.

8-Olumsuzlukların ortaya çıkmasında insan iradesinin payı büyüktür.Alkol, kurallara uymama trafik kazası yaptırır. Hijyene dikkat etmeyen, abur cubur yiyen hasta olabilir. Zevki yolunda yaşayan, öfkesinin mağlubu olan kimseler problem yaşayabilir. Çevreyi kirleten insan eli değil midir? Kötü olan, kötü yaratılması değil, kötüye kullanılmasıdır. Ateş, bıçak, üzüm, haşhaş vb. aslında güzeldirler, insanların ellerinde kötü amaçlarla kirlenirler ve kirletirler…Allah her şeyi yaratırken, olumlu sonuçlarını hesaba katarak yaratmıştır,insan olumsuz sonuçları seçerse sorumludur.

9-Dünya, sıkıntılarla sınandığımız bir imtihan yeridir.Kış görmeden bahara, karanlık olmadan ışığa, çilesiz başarıya ulaşılamaz; sancısız doğum, hasretsiz aşk, sorunsuz evlilik, ağrısız hastalık olmaz. Sabır, Allah’ın bir ismidir dinin yarısıdır.

Sabır beş konuda olur: Allah’ın emirlerine karşı sabır, yasaklarına karşı sabır, bela musibet ve felaketlere karşı sabır, başarı yolunda her işte ve hizmetlerde sabır, Zamanın akışına sabır. O’nsuzluğa sabır. Dünya Ahiretin bir tarlasıdır; bu beş sabreden yönümüzle sonsuz cennetin tohumlarını ekmekteyiz.

10-Kötü görülen şeylerde, göremediğimiz farklı yönler, hatta güzellikler saklı olabilir. Çünkü her şeyin bize bakan yönü bir ise, Allah’a bakan yönleri yüzlercedir ve biz çoğu zaman sebeplerin görünen(zahiri) yönlerine bakıp hüküm vermekteyiz.

Şu noktalar da ayrıca göz önünde tutulmalıdır:

Allah’ın isimleri farklı tecelli eder; Rezzak açlığı, Şafi hastalığı, Mümit ölümü gerekli kılar. Zıtlar bütünlük ve mükemmellik sağlar. Her şeye bir anlam yükler; gül dikenle, sağlık hastalıkla, nimetlerin tadı açlıkla, ücret emekle, başarı çileyle, mutluluk fedakarlıklarla anlamlıdır ve güzelleşir.

Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeridir ve sıkıntı çekmeyen Peygamber ve büyük zat yok gibidir. Güzel bir niyetle her sıkıntı, insanı olgunlaştırır, manevi derecesini yüceltir. İnsanın gaflet perdesini yırtar, günahların dökülmesine, sevap kazanmasına sebep olur. Özürlüler de ibret dersi verirler, fazlasını ahırette alırlar.

24 altın örneği: Yoksul birine 24 külçe altın verilse, sonra birini geri ver dünyanın hazinelerini al dense, kabul etmemesi akılsızlık olur. Allah karşılıksız 24 saat vermiş, bir saatini ibadetle geri verme karşılığı cenneti va’d etmektedir.Ve sonsuz cemalini! O Cemal için dünya çekilir doğrusu!..

Üç şerefeli minare örneği: Üç yoksul,her basamakta hediyeler verilerek, ayrı şerefelerde bırakılıyor. Yukardakine bakarak fazla verildi diye şi kayet etmek nankörlük olur. Alttakine bakmalı! Yukarıdakine bakılacaksa bu, bela ve musibetler noktasında olmalı. Halimize şükredip çalışmalıdır.

3.3. Afet 16

“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.”Rûm/41

Afet sözlükte doğanın sebep olduğu yıkım anlamına gelmektedir. Doğal afetler, Allah’ın evrene koyduğu fiziksel yasaları sonucunda meydana gelir. Bu yasalar yeryüzünün kaderidir.

AYET:  “Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) o koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”Rahmân/7, 8

Yeryüzünde deprem, sel ve erozyon gibi insanların karşılaştıkları pek çok doğal afetler meydana gelir. Bunlar insanların kendi elleriyle yol açtıkları sorunlardan da kaynaklanabilmektedir. İnsanın açgözlülüğü yeryüzü kaynaklarından doğru bir şekilde yararlanmaya engel olmaktadır. Plansız şehirleşmeler, kontrolsüz
yapılaşmalar, kaynakların israf edilmesi gibi pek çok sebep yüzünden insanların zarar görmesinin adı kader değildir.

Kader, Allah’ın koyduğu ölçüye denir. Bu ölçüleri dikkate almayan kişiler bedel ödemek zorunda kalır. Bu anlamda doğa olaylarını durduramasak bile canlılar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabiliriz.

Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklememiştir.Bakar/286.

Bu nedenle insanlar, afetleri oluşturan sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmalı ve bu afetlerle mücadele edip onlardan en az zararla kurtulmanın yollarını aramalıdırlar.

Afetler, insanların doğanın dengesini korumaları gerektiğini gösterir. Bu koruma aynı zamanda insanın kendini de koruması anlamına gelir. Örneğin sağlam yapılaşma yöntemlerinin depreme karşı yeterince korunma sağladığı çok açıktır. Gerekli tedbirleri alıp can ve mal kaybının önlenmesi mümkün iken bu afeti alın yazısı veya kader olarak nitelemek doğru değildir. İnsan aklını kullanarak bu tür afetlere karşı önlemler alabilir. Bu anlamda afetlere karşı gerekli önlemleri alarak insanlara zarar vermesini önlemek, insanların sorumlulukları arasındadır. Allah’ın kanunlarına aykırı hareket eden insanlar, doğa olaylarını afet hâline gelmesine neden olabilirler.

3.4. Sağlık ve Hastalık 18

İslam’da kişinin iç ve dış temizliğine: beden, elbise, yiyecek içecek, mekan ve çevre temizliğine önem verilmiştir.

Allah’a ibadet edebilmek için de sağlıklı olmak gerekir.

Hastalıklar; sağlıklı ve yeterli beslenmemek, temizliğe önem vermemek ve sağlıkla ilgili önlemlere yeterince uymamaktan kaynaklanır. Bu amaçla bedenimizi, giysilerimizi ve çevremizi temiz tutmamız gerekir.

Önemli olan hijyene dikkat etmek, tedbir almak böylece hastalığı önlem; sonrasında tedavi yollarını araştırmaktır. İnsan, başına gelen sıkıntılarda sabretmeli ve iyileşmek için çaba sarf etmelidir. Hastalıkları kadere bağlayarak hiçbir şey yapmamak doğru değildir

AYET: “Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!..”Bakara suresi, 168, 172

AYET: “Giysilerini temiz tut!” Müddessir/4

Allah, her hastalığın çaresini yaratmıştır. İnsan, bu çareleri bulmak ve tedavi olmak zorundadır.

HADİS: “Her derdin bir devası vardır. Eğer o derdin ilacı bulunursa, ALLAH’ın izniyle o hastalık iyileşir.” Müslim, Selâm: 69

HADİS: “Tedavi olunuz ey ALLAH’ın kulları, çünkü ALLAH yaşlılıktan başka, her hastalıkla beraber bir de deva yaratmıştır.” İbni Mâce, Tib: 1

Hz. Ömer (r.a.), Şam’a yakın bir bölgede bulaşıcı veba salgını olduğu için oraya girmek istememiştir. Bazılarının, oradan uzaklaşarak kaderden kaçılamayacağı iddiası üzerine, “Oradan uzak durmak da kaderdir.” cevabını vermiştir. Buharî, Tıb, 30; Müslim, Selam, 98.

3.5. Rızık 18

Rızık, sözlükte, nasip, pay, nimet ve bağış gibi anlamlara gelir. Terim olarak Allah’ın bütün canlılara maddi ya da manevi olarak lütfettiği nimetlerdir.

AYET: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın…” Hûd/6

AYET: “…Yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın…” Cum’a/10

HADİS: “Hiç kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. İşte Allah’ın peygamberi Davut da elinin emeğini yerdi.”Buharî, Buyu, 15

AYET: “Servet içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın.” Haşir/7

Allah’ın gönderdiği peygamberlerin tamamı bir meslek veya sanat sahibi olarak rızkını aramış, alın teri dökmüş anlattıklarına karşılık insanlardan bir ücret istememiş ve bu konuda herkese örnek olmuşlardır.

Allah, yeryüzünün bütün nimetlerini insanın emrine vermiştir. Bu nimetleri kendisinden istenmesini varlığının ve kudretinin delillerinden saymıştır.

Allah, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara yetecek kadar nimet yaratmıştır. Nimetler insanların harama ihtiyaç duymayacakları kadar çoktur. Bu nimetleri elde etmek için de çalışmayı emretmiştir.

Yeryüzündeki nimetlerin adil bir şekilde paylaşılması istenmiş, servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir güce dönüşmemesi ve paylaşılması gerektiğini vurgulamış, infak edilerek ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesi teşvik etmiştir. Bakara suresi, 268. ayet; İbrahim suresi, 7. ayet; Nahl suresi, 75

Bu yüzden Kur’an’da nimetleri paylaşmamak bir hak ihlali olarak nitelenmiş ve rızkın Allah’tan olduğunu inkâr etmekle bir tutulmuştur.Me,âric suresi, 24. ayet; Nahl suresi, 71

3.6. Başarı ve Başarısızlık 20

Kur’an’da başarı ya da başarısızlık doğrudan ve sadece kaderde yazılımın zorunlu bir sonucu olarak ele alınmaz.

Aksine insanın çalışmasına bağlı olarak yazılan bir kader olarak ifade edilir.

 AYET: “İnsan için kendi çalıştığından başkası kesinlikle yoktur. Onun çalışması şüphesiz görülecek karşılığı verilecektir.Necm/39-40

AYET: “Allah, şöyle buyuracak: Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlarda Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.”Maide/119

İnsan iradesini doğru yolda kullanırsa başarı kazanır. Allah, doğru ve güzel yönde davranışlarda bulunan kulunu işlerinde muvaffak kılar. Kur’an’da,

AYET: “…Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece ona güvenip dayanıyor ve her zaman, her konuda ona yöneliyorum!” Hûd/88

AYET: “Allah, kendisine saygı ile başarı yolunda gayret gösterenleri kurtarır, onlara kötülük dokunmasına izin vermez, onlar üzülmez.” Zümer/61

Ayrıca peygamberlerin başarılı olmak için gösterdikleri gayretler ve harcadıkları emekler ve bu yolda katlandıkları fedakarlıklar ve meşakkatlar vardır. Öyleyse başarılı olmak isteyen insan bunun için çaba sarf etmelidir.

Başarı yolunda iki engel: Yaptıklarıyla kibir duyarak övünmek. İkincisi yapmadıkları şeylerle övülmeyi istemek. İnanan kişi, her şeyi kendisinin yaptığını iddia edecek kadar kibirli veya hiçbir şey yapmadan başarılı olmayı bekleyecek kadar tembel olmamalıdır.

AYET: “Yaptıklarından ötürü sevinen, öbür taraftan yapmadıkları işlerden dolayı övülmek isteyen kimselerin sakın azaptan yakayı kurtaracaklarını sanma!…” Âl-i İmrân/188

AYET: “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” Saff/2

3.7. Tevekkül 21

AYET:  “…Bir konuda karar verince (artık) Allah’a güven. Zira Allah, ona güven duyanları sever.” Âl-i İmrân/159

Tevekkül, sözlükte; güvenmek, dayanmak ve işi başkasına havale etmek demektir. Terim olarak kişinin gerçekleştirmek istediği işi konusunda elinden geleni yaptıktan sonra Allah’a güvenip dayanması ve onun yardımını beklemesi anlamına gelir.

AYET:  “…Müminler yalnız Allah’a güven duymalıdırlar.” Âl-i İmrân/122

AYET:  “…Hiç kimse Allah kadar güvene layık olamaz.”Nisâ/81

Allah kulunun kendisine olan güvenini boşa çıkarmaz

Hadis-i Kudsi: (Manası Allah’dan sözleri Peygamberimizden olan hadislere denir) “Kulum beni nasıl zannederse, ona öyle muamele ederim.” Keşf-ül-Hafâ,Beyhaki

Allah, kendisine inananları savunacağını ve hemen her konuda onlara yardım edeceğini söylemiştir.Âl-i İmrân/160, Mâide/11 Enfâl/49, 61

İnanan bir kişi, Allah’ın mutlaka kendisine yardım edeceğini, gaybı, geleceği onun bildiğini ve bütün hayrın onun elinde olduğunu kabul eder.

İnanan bir insan yaptığı ve yapacağı işlerde Allah’a güvenip dayanır. Zira inanmak bir anlamda hem güven vermeyi hem de Allah’a güvenmeyi gerektirir. Bu güvenle ortaya çıkan tevekkül, öncelikle insanın işlerini yaparken Allah’ın rızasını gözeterek doğru ve dürüst davranması sonra da yaptığı işlerde onun yardımını umarak hayırlı bir sonuç beklemesidir.

Bu yaklaşım insanı kötü şeyler yapmaktan alıkoyar ve zor anlarında ona ümit aşılar. Doğru
ve dürüst davranmaya yöneltir. Dürüst ve erdemli bir insan çalışmadan ya da hak etmeden bir şey elde etmenin kendisi için hayırlı olmayacağını bilir. Bu yüzden her şeyden önce elinden geleni yapar. Sonra tevekkül eder.

Allah kendisine tevekkül edenlerin, önce üzerlerine düşen görevleri yapmalarını ister. Bir konuda hiç emek harcamadan beklenti içinde olmak doğru değildir. Nitekim Allah, kendisine güvenerek çalışıp çabalayan hiçbir kulunu yalnız ve yardımsız bırakmamıştır.

Onun sınırsız rahmeti ve yüceliği bu güveni hiç boşa çıkarmamıştır.

AYET: “Allah inananları (bütün kötülüklere karşı) mutlaka koruyacaktır…” Hac/38

***DEĞERLENDİRME*** KADER KONUSUNU ANLAMAK

Kader konusuna girmeden ya da bitirdikten sonra üzerinde durulması düşünülmesi tavsiye edilen bir yaklaşım biçimi?

Allah’a inanan bir insanın kader konusunu anlaması daha kolay hatta bir gerekliliktir.

1 Öncelikle Kader konusu sınırsız bir bilgiyi, dilemeyi, yazmayı, hıfzetmeyi, unutmamayı, takip ve kontrol edebilmeyi ve yaratabilmeyi zorunlu kılmaktadır.Çünkü bütün kainat bütün insanlar ve sonsuz bir gelecek söz konusu.

2 Kader konusunu anlamayı seçmek yerine onu inkar etmek ya da kavga etmek savaşmak ne derece anlamlı ve çözüm üreticidir. Tıpkı gözü bağlı bir çomakla tek başına ordularla çarpışmayı göze almak gibi.

3 Varlıklar alemini yeniden düzenlemek elimizde olmadığına göre mevcut planlamayı ve Yapıcıyı kabullenmekten başka hiç bir seçeneğimiz yoktur. Sonrasında O’nu tanımak ve varlıkla uyum için görevlerimizi yapmak düşer bize.

4 Şu SONUÇ CÜMLESİ önemlidir. Birinci maddede sıraladığımız ve sınırsız vasıflara sahip Yaratıcı madem yapmış yönetiyor demek ki EN İYİ BİLEN O‘dur. İşte Allah diyor: “HİÇ YAPAN BİLMEZ Mİ?” Mülk/14. Bilen yapar yapan bilir. En iyi mükemmel güzel sanatlı anlamlı yaptığına, şefkat ve merhametini binler delille gösterdiğine göre KADER DOKUSUNDA HEP İNSANIN HAYRI YARARI söz konusu olmaktadır.

5 Kader genelde ve özelde insanın bugünde ve gelecekte daima iyiliğine hizmet sunmaktadır. Bir bebek doğduğunda çevresindeki herkesin kaderi nasıl ona odaklanıyorsa bütün mevcudat insan merkezli kaderi bir hizmet için dönüp durmaktadır. Madem O bizim için yapmış ne yapmışsa en iyisini yapmış. Yeter ki kaderin ipek elleriyle örgüleştirdiği, kurduğu bu düzeni bozan biz olmayalım. Ayette dendiği gibi.

AYET: “Yerde göklerde denge ve düzeni vaz’ etti, sakın dengeyi düzeni bozmayın.” Rahman/7-8

A  KADERE GİRİŞ Tanım Genel bakış

Kader: Her şeyin (gereğinde insan iradesi hesaba katılarak) Allah tarafından önceden bilinip yazılması. Kaza, zamanı gelince ilahi irade ile yaratılması.

2 çeşit kader var:                                                                         

 1-İnsan iradesi hesaba katılmadan yazılan kader

Evrenin fiziğimizin bu haliyle yapılması

-Allah gizli hazineydim bilinmek istedim buyurdu

-Her Cemal ve kemal sahibi Cemalini görmek ve göstermek ister

-Sonsuz isimler insan aynasında en güzel şekliyle tecelli eder

-Kullukla imtihan ve mükemmelleşmek ve cennet için yaratıldık.

2- İnsan iradesi hesaba katılarak yazılan kader

 Serbest irade tercihimizle yaptıklarımızdan sorumluyuz.

Her kader cilvesinde Rahmet hakim:

Güneş yağmur oksijen bahar sayısız lezzette nimetler, gözümüz dilimiz duygularımız aklımız… var olmaktan ne kadar şikayetçiyiz.

Bir de irademizle işlediğimiz günahlardan tövbe ile temizleyip sonsuz cennete alacaksa…

 Minare örneği: Üç şerefeli minare basamakları varlık dereceleri. Hiçbir şeyi olmayan üç kişiye her basamakta farklı nimetler veriliyor. Her biri bir şerefede bırakılıyor. Kendimizi orta şerefede kabul edip zenginlikte değil musibetlerde yukarı bakmalı musibetlerde değil yoksul lukta aşağı bakmalı, halimize şükredip yoksullara ve daha fazla sıkıntıda olana yardımcı olma lı, helalinden kazanıp israfa düşmeden insanlığa yardım amaçlı olabildiğince zengin olmalı.

Örnekteki gibi Allah karşılıksız ve peşin sayısız nimetler vermiştir. Şikayet eden daha fazla isteyen adaletsizlikle suçlayan önce geçmişte verilenlerin borcunu ödemeli. Ya gelecekte verilecek sınırsız nimetlerin hakkını nasıl öderiz?

 25 yıllık emeğe 25 yıllık emeklilik hak oluyor.

70 yıllık ömür ve kulluğa karşı adalet gereği 70 yıllık cennet verilmeli. Oysa Rabbimiz Rahmetiyle muamele edip biri bin yapacak sonsuz hayat verecek. Kısacık dünyadaki sonsuz inanma niyetine sonsuz cennetine alacak.

 Kader ve ilahi ilim: İzmir’de iki milyon insan var hepsinin siması göz yapısı parmak izi gen haritası farklı. İki milyon birinci bebeği kim yapacaksa, öyle sınırsız bir ilmi olmalı ki iki mil-yon insanın tüm bu özelliklerini bir bakışta bilsin karıştırmasın hafızada tutsun; tutsun ki yeni bebeğe bunlardan farklı bir model verebilsin. Adem-kıyamet arası tüm insanlar için de aynısı geçerli. Allah onca farklı orijinal model insan yaratıyor sonsuz ilmini böylece gösteriyor.

Kar taneleri de su molekül sayısı ve model olarak asla birbirinin aynısı değil.

 Koni örneği: küçük bir koniye tepeden bakar her tarafını görürüz yani kaderini tamamen okuruz.Oysa koni büyür boyumuzu aşarsa tek tarafını görebiliriz. Büyüdükçe görme alanımız daralır. Evren çapında büyüse tepeden bir nokta gibi kim görebilir. İşte Allah bütün varlığı insanları geçmişi ve geleceği ile bir nokta gibi öyle görür bilir, bu O’na aittir. Zaten bu yüzden sadece O kaderi bilir  yazar. Biz bilmediğimiz için tercih ederiz. Olduktan sonra bu kaderde vardı ama ben bilmiyordum der ya sorumluluk duyarız ya da rahat oluruz. Tövbe eder  ya da hamd tevekkül eder sabreder eder ders alır dürüstçe çalışmayı sürdürürüz.

Kadere doğru bakış:

Tablo örneği: Köşesine değil bütün tabloya geniş perspektiften bakmalı

Saray kapıları: 99 kapı açık biri kapalı, girilemez denemez. Geniş açı bakmasını bilmeli!

Harita: Yukarıdan geniş açıdan çok yönlü bak ki gideceğin yere avantajlı olanla ulaşabilesin.

Film-Kitap: Birkaç karesine veya sayfasına bakarak bir filim ve kitap hakkında önyargıyla karar verilemez. Kader kitabını tamamen okuyup anla! Çünkü kaderin sana bakan yönü bir ise  başka insanlara ve Allaha bakan yönleri bindir. Sen bir sebebe bakarsın o bin sebebe.

Uçakta korsan var diye masumlar düşünülmeden düşürülür mü? Kadere de öyle bak!

Sana zararı oldu diye elektrik güneş yağmur sınavlar yok olsun denir mi? İlaç acı olmasın mı?

Acıların amacı -Başına gelen acıda kendi iradenin payı var, çıkış yollarını bulmaya çalış!

-Acıya odaklanma, sıkıntının anlamını düşün, sahip olduğun nimetlere de bak

-Dünya hizmet yeri ahiret ücret yeri imtihandayız sabretmeliyiz de!  -Esma elbisesi üzerinde

– Her sıkıntının bir getirisi vardır. Açlıkla nimet, hastalıkla sağlık anlaşılır

-Hayatında hep nimet güzellik sağlık hakim, yokluk çirkinlik hastalık kısa ve geçici

-Her acı yüceltir günah döker sevap kazandırır ebedi cennete hazırlar

-Allah hayır ve güzellik için yaratır. Allahın yaratması kötü değil, onu kötüye kullanmak kötü. Evini sel yatağına yap sel bastı de! Ders çalışma başarılı olamadım de!

B  KADER ve İRADE VAR Külli-cüzi irade

Kaderin varlığının kanıtları:

1-Kur’an Allah sözü, kaderin yazıldığını söyler

Ayet: “Her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer/49)

2-Evren ve varlıklar kaderde planlı. Yani fiziksel yasalar.Örnek; elimize aldığımız çekirdekten hangi çiçeğin, yumurtadan hangi kuşun çıkacağını bilmek  gibi.

3-İnsanın gen haritası ile fizyonomisi kaderde yazılı.

4-Rüyalarda geleceğe ait olaylar görülür. Nebiler vbYani biyolojik yasalar. Genlerle bebek siparişi iyi mi?

5-Peygamberimiz gelecekle ilgili haberler vermiştir.

6-İnsanlar takvimde yazıyor; kader de öyle yazıyor?

 İnsan iradesinin varlığının kanıtları

1 Kur’an insanın iyi-kötü seçtiğini söyler

Ayet:”Doğru yolu gösterdik ister şükret ister nankörlük et” (İnsan/3)

Ayet: “Yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız” (Nahl/93)

2-Bir şeyi tercih ederiz ister yapar ister yapmayız

3-Farklı meslekler ve uğraşlar iradenin sonucudur

4-Suça ceza verilmesi de, vicdan azabı çekmek de ancak sorumlulukla açıklanır.

5-Hayvanlar programlı kaderli. Arı altıgen ev yapar insanlar çeşitli mimaride. Koyun inek süt verir insanlar bin bir çeşit ürün üretir vb.

5-Mevlana örneği: Adam kayısı bahçesine girer yer.Sahibi Allahtan korkmuyor musun deyince. Allahın adamı Allahın tarlasında Allahın meyvesini yiyor der. Sahibi alır eline sopayı vurmaya başlar. Feryat edince de Allahın adamı Allahın sopasıyla Allahın adamını dövüyor der. Demek ki irade sorumlu.

 Külle irade:Allahın her şeyi kuşatan sınırsız iradesi

Cüzi irade: İnsanın hiç hükmündeki sınırlı iradesi

Bir lokmanın hikayesi: Bu lokmayı kim yedi Ben!İnsanın nesi var listelesin! Sıfır! Her şey O’na ait!

Oysa iradeyle bir kol hareketiyle ağzımıza atıyoruz

O lokmanın gelişinde güneş bulut yağmur toprak çifti değirmenci fırıncı bakkal aile… Bak gelişinde neler var!

Ağzı yapan dişleri dizen dili tükürükle ıslatan midede işlem yaptıran vücuda yayan boşaltan,nice mekanizmaları kuran;

Bak gidişinde neler var

Bir çocuğun hikayesi:Bu çocuk kimin? Benim! Nasıl senin? İradeyle anne baba bir araya gelir, aylarca anne karnında onu geliştiren, geleceği dünyayı önceden hazırlayan, her ihtiyacına koşan biri var!

Buna rağmen minicik iradesiyle sonsuzlaşıyor o!

Çekirdek ağaç: Bir danesin toprağa düşüyorsun, ağaç binler meyve oluyorsun!

Düğme asansör:Bina O’nun, asansör O’nun düğme O’nun; sadece basacaksın! Birden semaya çıkaracak. Demek ki Külli irade cüzi iradene nazar eder durur.

Gemi dümen: Okyanus O’nun, gemi O’nun, dümen de O’nun. Bir çevireceksin; ya kayalara bindireceksin ya da eşsiz mutluluk sahillerine …Sen seç!

 İnsan aciz >>  sınırsız düşmanları var!

İnsan fakir >> hadsiz ihtiyaçları var!

İnsan basit >> mükemmelleşme istidadı yeteneği var!

İnsan fani  >> onu bakileştirecek Baki bir Sultanı var!

Bir mikroba yenik düşen dünyaya bir bezle gelen İnsan Sahibine bağlanmakla et yığını hücre torbası gübre fabrikası ve solucan yemi olmaktan çıkıp birden sonsuz bir anlam ve değer kazanıveriyor. Tıpkı basit taşın Mikelanja verilmesi ile müstesna heykele, sıradan bez parçasının Picasso fırçasıyla şahesere dönüşmesi gibi. İnsan lailahe illallah ile Allaha bağlanıverir, cam parçası iken elmasa dönüşür, damla iken derya hiç iken her şey ve köle iken kainata sultan oluverir.

Öldü gitti mi?  Hayır ebedileşiverir,  cennete kuruluverir…

Bu da Kaderin Rahmetle dolu oluşunun diğer boyutları…

C  KADER-İRADE ONAYI BİRLİKTELİĞİ UYUMU

Kaderle irade terazinin iki kefesi gibi,doğru gören iki göz, hedefe uçuran iki kanat gibi. Bir saat gibi ya da. Akrepsiz de olmaz yelkovan sız da. Birlikte gösterirler doğru zamanı. Omuz omuzadır ikisi.

 Allah İRADEMİZİ hesaba katmadan sormadan yazar diler yapar. Kainatın varoluşu insanın belli özelliklerle yaratılışı gibi. Sorsa dersen; bu soranın yetersizliğini aynı zamanda sorulanın yetersizliğini göstermeyecek mi? Biliyorsa neden soruyor. Bilmiyorsa Yaratıcı vasfı olmaz. Sonra sorulan hangi akıl sınırsız bilgiye sahip olup seçim ve tercih yapabilecek ki?

Allah İRADEMİZİ ve SEBEPLERİ HESABA KATMADAN yazmaz. İrade vermesi seçme tercihini bize bırakması sorumlu tutması gibi.

Anlaşılamayan nokta şurasıdır:

Allah yazdığı için biz zorunlu olarak yapmıyoruz.

İrademizle ne yapacağımızı önceden bildiği için iradesiyle yapacak diye yazıyor. (Buna “ilim maluma tabidir” deniyor. Malum ilme değil! Yani soyut yazım-yazılım yaptırım değil. Yazımı bilemeyiz. İrademizle tercih ederiz yapım gerçekleşir)

Allah’ın ezelde bildiği ve yazdığı ile irademizle yapacağımız örtüşüyor.

Ama Allah’ın ezelde bilmesi ve yazması yaptırmıyor.

Bilmesiyle yazmasıyla O, varlık içinde insan iradesine ve topyekün sebeplere bakıyor yapıyor.

Soyut bilen ve yazan bir mühendisin projesinin, dilemesi olmadan fiiliyata dökmeden gerçekleşmemesi gibi. 

Bu sebeple yazdığımız planladığımız düşündüğümüz kötülüklere günah yazılmıyor. Onlardan sorumlu tutulmuyoruz. Soyut somut günah kabul edilmiyor.

Ve Rahmet, “Biliyorum geleceği gördüm sen şu kötülükleri işleyeceksin günahkarsın!” diye kimseyi suçlayıp ilan etmiyor. (Kur’an’da kendisini inkara Peygambere işkenceye tamamen adayan Ebu Leheb’in, iradesinin ateş tescilli mührünü ilan etmesi tek örnektir)

Kader yazdırıyor ama adeta insan iradesi yazdırmış yaptırmış oluyor. 

İnsan, önceden bildiği ve yazdığı için Yaratıcıyı suçlayacak mıdır?

İnsan, yazılanların ne olduğunu bildiğini iddia edecek durumda mıdır?

İnsan, haşa Yaratıcı gibi gelecek her şeyi bildiğini bir tasavvur etse acaba yaşayabilecek midir? Ölüm vaktinizi kesin bildiğinizi düşünün bir?

Bu noktada insan hayranlık içinde tesbihler ederek secdeye kapanma durumundadır. Allah bütün insanların geçmiş günahlarını şu an işlediklerini gelecekte işleyeceklerini biliyor ve sınırsız SABRI ve MERHAMETİ ile -tövbe ile dönmelerini isteyerek- insanoğlunun eylemlerini gerçekleştirmesine izin veriyor.

Sonuç: Bildim yazdım yapacaksın değil! Yapacağını biliyorum yazıyorum.

Bu konu iki örnekle anlatılır genelde.

Manisa treni: Manisa treni Sabah 7.30 da Manisa’ya varacak diye önceden yazıldığı için mi varıyor , yoksa o saatte varacağı önceden bilindiği için mi varacak diye yazılıyor? Yani kader iradeyi teyid eder.

Takvimde güneş tutulması: Şu tarihte güneş tutulacak diye takvim-de yazıldığı için mi güneş tutuluyor yoksa o tarihte tutulacağı önceden bilindiği için mi tutulacak diye önceden yazılıyor.

İnsanın yanılgısı kendisini ve sebepleri göz ardı edip tek taraflı konuya bakması.

Ya Yaratıcı açısından bakma teşebbüsünde bazen cüretinde bulunması.Ya da sınırlı dar görüşüyle açıklayamadığı  nokta da şüpheye bazen inkara düşmesi.

D  SONUÇ KADER ve İRADEYE BAKIŞ

İki kader yanlışı var

1-Kaderi inkar   2-Suçu kadere yüklemek

İki irade yanlışı var

1-İradeyi inkar  2-Her şeye Ben diye sahip çıkmak

 Kader neden var?

İnsan ben deyip azmasın Rabbi karşısında acizliğinin bilincine vara-rak secdeye kapansın, eğilsin kul köle olduğunu itiraf etsin, aslında kainat kadar yücelsin! Secde Allaha en yakın olunan andır. Secde kibri ezer, şeytan secde ile ezilmedi, kibrinin altında ezildi. Secde, ve kader başkalarına kul köle olmaktan ezilmekten kurtarır, özgür kılar.

 İrade neden var?

Ben ile Rabbini tanısın, kendini ölçü-mikyas yapsın. Kendi sınırlı özellikleriyle Yaratıcının  sınırsız sıfatlarını anlamaya çalışsın. Allahın güzel isimlerine nasıl bir ayna olduğunu bilsin. Öte yandan iradesi-nin sorumluluğunu bilip kötülüklerini kadere yüklemesin! Hakim bey ben suçsuzum! Bütün bu cinayetleri hırsızlıkları kader yaptırdı!

 “Kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dahil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer’un etmek için değildir.”

“Mü’min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona “Mes’ul ve mükellefsin” der. Sonra, ondan sudur eden iyilikler ve kemâlâtla mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.”

 Kadere bakış açısı:

İrademiz dışı olaylara ve Geçmişimize Kader açısından bakmalı, kai -nat kitabını iyi okuyup tedbir almalı sonra tevekkül etmeli.

 İradeye bakış açısı:

İrademizi ilgilendiren her olaya, geleceğimize, kötülüklere günahla-ra, başarı yolunda dürüstçe çalışmaya irade açısından bakmalı, gay-ret etmeli. Külli irade ile bütünleşen cüzi irade önünde güç duramaz.

   Kötülükler insanın nefsindendir sorumludur. İyilikler ise tamamen İlahi Rahmettendir, yaratan O’dur. Ayet: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir “ ( Nisa/79)

Günahlara açık cüzi irade, tövbe istiğfar ve dua ile hayra yöneltilir.

 Kader konusu vicdani bir konudur, ibadette derinleştikçe içselleşti-rilebilir. Teorik ve mantık olarak açıklanması her kalbi ve aklı tatmin etmede kifayetsiz kalabilir . Kalplerimiz O’nun elinde!

Kader oyunu Kader mahkumu  Kader kurbanı Kaderine küs. Oysa iraden var! Bunlar kadere taş atmaktır.  Kadere konu oluyorsun bu ne şeref, ne paye!

Ne kaderli inansın. Kim se seni kader kadar  se-vemez. Kaderin sana şu karşılık sız ve peşin ver-diklerine bir baksana. Ya ebedde verecekleri!

Kaderi inkar eden  sırtına Evren yükünü alır. Çünkü insan evrenle alakalı. Yükünü kadere taşıt rahatla, benlikten de kurtul!

ÖĞRENME ALANI: İBADET

2.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE II: İSLAM’DA İBADETLERDE İLKELER VE İBADETLERİN FAYDALARI

1. İbadetler ile İlgili Temel İlkeler 24

1.1. İsteklilik ve Samimiyet 24

İnsan, Allah’a gönülden ve isteyerek ibadet etmelidir. İbadet eden kişi, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş ve verdiği nimetlerden dolayı ona şükretmiş olur. İbadetini samimi duygularla yapan kişi amacına ulaşır.

Gösteriş amacıyla ve isteksiz bir şekilde yapılan ibadetler Kur’an’da kınanmıştır.

AYET:  “…Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.”A’râf/56

HADİS: “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)

HADİS: “Sizden biriniz Allah’a kulluktaki samimiyetini güzelleştirirse yaptığı her iyilik onun için on katından yedi yüz katına kadar çoğaltılarak yazılır…” Buharî, İman, 31.

HADİS: Ameller niyetlere göredir…” Buharî, İman, 41.

İbadetler, ahlaken ve ruhen değişme meydana getirmiyorsa amacına ulaşmamış sayılır.

İbadetlerde sadece istekli olmak yeterli değildir, aynı zamanda samimi olmak da gerekir. Samimiyet, içten olmak demektir. Samimi olmak, aynı zamanda ihlaslı olma anlamına da gelir.

İhlas ise içtenlik gönülden benimsemek kalpte Allah’dan başka hiç bir beklenti makamı ve amaç olmaması demektir. Kur’an’ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilmektedir.

AYET: “Biz sana kitabı gerçeğin ta kendisi olarak indirdik. O hâlde sen de ihlâsla yalnız Allah’a ibadet et!” Zümer/2

Bir şahıs Hz. Peygambere,“Şayet biz mallarımızı şan, şöhret olsun diye dağıtırsak Allah bize bir mükâfat verir mi?” diye sorar. Peygamber “Hayır.” diye cevap verince bu sefer o şahıs,“Hem Allah’ın rızası ve hem de şan şöhret olsun diye dağıtırsak…”diye sorar. Bunun üzerine Peygamber,
HADİS: “Allah samimi olarak kendi rızası için yapılmamış hiçbir ameli kabul etmez. ” Mehmet Akgül, Kur’an’da Din Kavramları, s. 146.

İHLAS İHSAN DEMEKTİR. Allah’ı görüyor gibi kesinlik içinde sadece O’nun rızasını merkez yaparak davranmaktır. Peygamberimiz “…İhsan nedir?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “İhsan, sanki Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü sen onu görmüyorsan da o seni görüyor.” Buharî, İman, 37.

1.2. Gösterişten Uzak Olmak 26

“Ey iman edenler! Yardım ettiğiniz kimseleri başa kakmak ve incitmek suretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Allah’a da ahirete de inanmadığı hâlde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin! Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükâfat elde edemezler…” Bakara/264

AYET: “Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların hilelerini ve bozar. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı çok az anarlar.” Nisa/142

AYET: “O namaz kılanların vay haline! Onlar namazı ciddiye almaz geçiştirir ve gösteriş yaparlar” Maun süresi

İbadetlerde asıl olan, tam bir inanmışlık içinde, bilinçli, gösterişten uzak karşılık beklemeden içtenlikle Allah’a yönelmektir. İbadetler, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu kazanmak için yapılır ve karşılığı da sadece ondan beklenir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur:

AYET: “…Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a has kılarak gönülden kulluk etmem emredildi.” Zümer/11

AYET:  “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle hep o âlemlerin Rabb’i olan Allah içindir.” En’âm/162.

İhlası bozan en önemli faktörler: Allah rızası dışında başka beklentiye girmektir.

Bu gösteriş yaparak egosunu şişirmekle veya karşılık bekleyerek çıkarcılıkla cebini şişirmekle gerçekleşir. RİYA‘dır. Olduğunun dışında görünmek, iki yüzlü, içi dışı farklı davranmak. Bu doğrudan münafıklık özelliğidir.

Peygamberimiz riyanın mahşerdeki görüntüsünü üç farklı kişi üzerinden anlatır.

Mahşerde şehide sorulur: Ne amel işledin?” Şehid: “Senin yolunda cihad ettim. Nihâyet şehid edildim.” der. Allah (cc): “Yalan söyledin! Bilâkis sen cesâretlidir, kahramandır denilmek için savaştın ve nitekim hakkında da öyle söylenmiştir.”

Mahşerde Alime sorulur: Ne amel işledin?” Alim “Senin rızân için ilim öğrendim. Başkalarına ilim öğrettim. Kur’ân okudum” der. Allah: “Yalan söyledin! Sen âlim denilmek için ilim öğrendin. Ne güzel okuyor desinler diye Kur’ân okudun! Gerçekten sana bunlar da söylendi.”

Mahşerde zengine sorulur: Ne amel işledin?”  Adam: “Senin verilmesini istediğin bütün yerlere Senin rızan için verdim yâ Rabbi.” der. Allah (cc): “Yalan söyledin. Bilâkis sen cömert bir kimsedir desinler diye verdin. Nitekim senin için bu da söylenmiştir.” buyurur. Ve cezalandırılırlar. Müslim, İmâret 152, (1905); Tirmizi, Zühd 48, (2383); Nesâi, Cihâd 22, (6, 23, 24)

1.3. Kolaylık ve Güç Yetirebilirlik 26

Yüce Allah insanlara güç yetiremeyecekleri sorumluluklar yüklememiştir. Yalnızca güçlerinin yetebileceği ibadetler emretmiştir.

AYET: “Rabb’imiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabb’imiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabb’imiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın…” Bakara/286.

AYET: “…Allah sizin için kolaylık ister; zorluk istemez…” Bakara/185

AYET: “…Din hususunda sizin üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi…” Hacc/78

HADİS: Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, sevdiriniz nefret ettirmeyiniz.” Buharî, İman 29

HADİS: Din kolaylıktır…” Buharî, İman 1-15

İbadetlerde kolaylıklar:

Hasta olan kişiler ramazan oruçlarını erteleyebilir, iyileştikten sonra tutabilirler. Yolcular 4 farzı iki kılabilir. Cumaya gitmeyebilir. Kurban kesmeyebilir.

Abdestte kolaylık Suyun bulunmadığı durumlarda teyemmüm yapılır.

Oruçta kolaylık. Ramazanda oruç tutamayacak kadar hasta hamile veya lohusa olanlar oruçlarını sağlıklarına kavuşunca tutarlar.

Hacda kolaylık. Müzdelifede akşam yatsı bir arada kılınabilir.

2. İslam’da İbadetlerin Faydaları 28

İbadetlerde öncelikle fayda istenmez ve sebep aranmaz. Sebep Allah’ın emretmesidir. Faydaları ve neticeleri ise esas ebedi alemde verilecektir.

İbadet Allah emri ve varlık  ve yaratılış amacımızdır.

AYET: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”. Zariyat/56

İbadetler Emre emir olduğu için itaat şuuru ile yapılır. Bir askerin kendisine verilen emirlerin sebebini sormadan başüstüne demesi gibi.

Ne var ki her yaratmasında ve emir ve yasağında sayısız hikmetleri bulunan Allah’ın emrettiği ibadetlerin de pek çok olumlu sonucu ve yararı bulunmaktadır. Bunların anlatılması ve sevdirilmesi de ayrıca sevap kazandıracaktır.

2.1. İbadetlerin Bireysel Faydaları 28

AYET: “…Biz insana şah damarından daha yakınız.” Kâf/16.

AYET: “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.” Bakara/186

AYET:  “Onlar inanmışlar, kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.”Ra’d/28

Yaratıcı ile iletişimin kurulmasını sağlayan bir köprüdür.

Namaz kılan insan, her an kendini Allah’ın huzurunda hisseder. Bilinçle kılınan namaz, müminin olgunlaşmasına, başkalarına zarar verici davranışlardan kaçınmasına ve ahlaki özelliklerinin gelişimine katkı sağlar.

Namaz insanın günahından dolayı pişmanlığını bildirmesinin, kirlerden arınmasının ve Allah’ın huzuruna günahla çıkmama kararlılığının bir göstergesidir. Böylece abdestle maddi kirlerden arınan insan, namazla da manevi kirlerinden arınmış olur. Bu şekilde kirlerden temizlenmiş insanların oluşturacağı bir toplum mutlu ve huzurlu olur. Nitekim

HADİS: “Söyleyin bakayım, sizden birinizin kapısının önünde bir akarsu bulunsa ve onda her gün beş defa yıkansa ne dersiniz? Bu yıkanma, onun kirinden pasından bir şey bırakır mı?” diye sorduğunda sahabeler, “Hayır, bu onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.’ diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Resulullah, “Beş (vakit) namaz da işte bunun gibidir. Onlarla Allah Teâlâ günahları siler, mahveder.”Buharî, Mevakıtü’s-Salat, 6

Namaz ve dua, insanın Allah ile kurabileceği en iyi iletişim yoludur. Bundan dolayı namaz, diğer ibadetlerin özü ve özeti sayılmıştır. Namazda okunan ayet ve dualar, rükû ve secdede okunan tesbihler insanın Allah ile ilişkisini güçlendirir. Namaz, Allah’ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir.

Günün belli zamanlarında namaz kılan insan, hayatın sorun ve sıkıntılarından uzaklaşır.  Allah ile baş başa kalır. Üstün ve yüce bir güce yönelmek, ona sığınmak, onun kendisine yardım edeceğini bilmek insana güven verir. Onu mutlu eder.

Bireysel olarak ibadetler, kişinin yaratanı ile bağlarını sağlamlaştırır ve iç huzurunu güçlendirir. Çünkü ibadet eden insan, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş ve ona şükretmiş olur.

İbadet, insanda güven duygusunu ve sorumluluk bilincini geliştirir.

İbadet eden kişi, kötülüklerden sakınır ve ahlaken gelişir.

AYET: “Sana vahyedilen Kitap’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” Ankebût/45

HADİS:Oruç kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu hâlde bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona biri kötü söz söylerse ‘Ben oruçluyum.’ desin.” Buharî, Savm, 9

HADİS: “Kim kötü söz ve davranışları bırakmazsa onun yeme içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”Buharî, Savm, 8.

Oruç ibadeti kötülüklerden korunma hususunda önemli bir yer tutar. Ayrıca oruç tutan kimse nimetlerden mahrum olmanın ve açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan açlık ve yoksulluk çeken insanların sıkıntılarını daha iyi hisseder. Oruçlu kişi empati yaparak aç insanların hâlini anlar ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olur. Onları sevindirir. Ramazanda kurulan iftar sofraları, komşular ve akrabalar arasında samimiyeti pekiştirir, dayanışmaya ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunur. Böylece oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını canlandırır.

İbadetlerle özellikle Namaz ile insan:

Günah ve hatalarından arındığını hisseder.

Yalnızlık duygusuna ve ümitsizliğe kapılmaz.

Zorluklar ve sorunlar karşısında daha güçlü kararlı hale gelir.

İbadetlerle zamanı kullanmayı disipline etmeyi öğrenir.

Kontrollü sistematik düzenli bir günlük hayat alışkanlığı kazanır.

İbadetlerdeki Allah’a kulluk bilinci insanları; dürüst davranmaya, sözünde durmaya,
başkalarının hakkını gözetmeye ve insani ilişkilerde güzel ahlaklı olmaya yöneltir.

İbadetler, insana ahlaklı bir kişilik yapısı kazandırır. Onu gurur ve kibirden uzaklaştırır,
alçak gönüllü ve hoşgörülü yapar. Başkalarına zarar verici davranışlardan alıkoyar. Diğer kişilere karşı sevgi, saygı ve bağlılığı kuvvetlendirir. Sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.

2.2. İbadetlerin Toplumsal Faydaları 32

İslamın şartlarından sayılan 4 ana farz ibadet toplum hayatına bakan yönleri son derece güçlüdür. Kurban gibi vacipler Sadaka nafileler de bunu destekler.

AYET: “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz (derler).” İnsan/8-9

HADİS: “Müminler birbirlerine merhamet etmekte, birbirlerini sevmekte ve birbirlerini korumakta bir vücudun organları gibidir. Vücudun herhangi bir organı hastalandığında bütün vücut bundan rahatsız olur. Aynı şekilde bir mümin de sıkıntı içinde bulunduğunda diğer müminler onun sıkıntısını, derdini ve üzüntüsünü paylaşırlar.” Buharî, Edeb, 27.

İbadet edip sorumluluk duygusuyla hareket eden güzel ahlaklı kişiler toplumda faydalı ve saygın bir şahsiyet olarak yerini alır.

İbadetlerle sorumluluk bilinci gelişen bireylerin oluşturacağı toplumlarda güzel ahlak gelişir. Haksızlık ve kötülükler asgari seviyeye iner, sabır ve diğerkâmlık gibi güzel davranışlar yaygınlaşır. Böylece huzurlu bir toplum meydana gelir.

İbadetler sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik eder.

Cuma, bayram ve teravih namazları insanlar arası ilişkilerin güçlenmesini, birlik ve beraberliğin gelişmesini sağlar. Ramazan orucu, zekât, sadaka ve kurban sosyal yönü olan ibadetlerdir. İbadetler sayesinde bireyler, bir topluma mensup olmanın, din kardeşliğinin öneminin ve bu kardeşlikten doğan gücün farkına varırlar.

İbadetlerin birçoğu cemaat hâlinde yapılır. Bu ise kişiler arasında birlik şuurunun uyanmasına katkı sağlar. Cemaatle kılınan beş vakit namaz, cuma ve bayram namazları, hac vesilesiyle Mescid-i Haram’da kılınan namazlar, toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı geliştirir.

Aynı safta bulunan insanlar, birbirlerinin dert ve üzüntülerini paylaşarak bunların giderilmesinde iş birliği yaparlar. Bilmediklerini öğrenme, eksiklerini giderme ve hatalarını düzeltme fırsatı yakalarlar. İyilik yapma konusunda yarışırlar. Böylece aralarındaki kardeşlik duyguları pekişir. Birlikte yapılan ibadetler, insanlar arasındaki her türlü makam, mevki, rütbe, ırk üstünlüğü anlayışını ortadan kaldırmak suretiyle eşitlik duygusu oluşturur, toplumsal kaynaşmaya yardımcı olur.

HADİS:  “Zekât, İslam’ın köprüsüdür.” Taberani, Mecmau’l-Kebir, C 20, s. 270

Zekât toplumda zenginle fakir arasında bir sevgi ve kaynaşma vesilesidir. Birlikte kılınan namaz, ifa edilen hac, büyük bir sevinç ve barış içinde yapılan bayramlaşmalar toplumun huzur ve barışı için çok önemlidir.

Zekât ve sadaka, zenginlerle fakirler arsında bir köprü görevi görür. Zekâtı ve sadakayı veren kişi Allah rızası için verir. Zekâtı alan kişi ise kendisini minnet altında hissetmez. Zekât alan kişi yaşadığı toplumda yalnız olmadığını bilir. Kendisini anlayan, ona yardım eden hayırsever insanların olmasından dolayı Allah’a şükreder, yardım edene ise teşekkür eder. Böylece bu ibadetler, zengin ve fakir arasında duygusal yakınlaşmaya, karşılıklı sevgi ve saygının gelişmesine, sosyal dayanışmanın, birlik ve beraberlik duygularının artmasına, toplumsal barış ortamının oluşmasına katkı sağlar.

Zengin her Müslümanın, varlığından fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine zekât vererek destek olması Kur’an’ın emridir. Kazancının belirli bir miktarını ihtiyaç sahiplerine zekât olarak veren kişi Allah’ın hoşnutluğunu kazanır. İbadetler, dostlukları geliştirir, pekiştirir, diğerkâmlık duygusunu canlandırır. Gelir dağılımındaki farklılıkların yol açtığı sorunlar toplum barışını tehdit edebilir. Bu farklılıkların en alt seviyeye indirilmesi ve servetin belli kişilerin ellerinde toplanmasını önleyip toplumun geneline yaygınlaştırılmasında zekât ve sadaka gibi ibadetlerin önemli rolü vardır.Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, s. 245, 246

Hac ibadeti. Müslümanı günahlarından arındırır, kötü davranışlardan uzaklaştırır. Arafat’ta toplanan müminler, günahlarına karşı bir özeleştiri fırsatı elde ederler.

Şeytan taşlama esnasında bütün kötülüklere karşı mücadele edeceklerine dair söz vermiş olurlar.

Hac ibadeti esnasında saflığı, temizliği, günahlardan arınmışlığı temsil eden ihram giyen her insan tarağın dişleri gibi Allah’ın huzurunda eşitlenmektedir.

Dünyanın dört bir yanından gelmiş farklı kültür, dil, anlayış ve ırktan insanlarla birlikte ibadet eden müminler, birlikte yaşamayı öğrenirler.

Hac ibadeti, farklılıklara saygılı olmayı, üstünlüğün ırkta ve renkte değil, takvada olduğunu öğretir. Kişinin sosyal ve kültürel açıdan gelişmesi, başkalarıyla kaynaşması için iyi bir zemin oluşturur. Farklı ırk, dil ve kültürden insanların aynı amaç için bir araya gelmiş olmaları ve birlikte hareket etmeleri, aralarındaki kardeşliğin artmasını sağlar.

İbadetlerin kazandırdığı ahlaki özelliklerden birisi de diğerkâmlık (başkalarını düşünme ) duygusudur. Diğerkâmlık, kişinin kendisinin de ihtiyacı olan bir şeyi başka insanlarla paylaşması, gerektiğinde başkalarına yardım etmesidir.

AYET: “…Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Haşr/9
Hastane, okul, çeşme, cami ve köprü gibi toplumun yararlandığı mekânları yaptırmak dinimizce “sadaka-i cariye” olarak nitelendirilmektedir. “Sadaka-i cariye”, kişi öldükten sonra da işlevi devam eden hayırları ve yardımları ifade eder. Peygamberimizden rivayet edilen bir hadise göre bu tür yardımlarda bulunanların öldükten sonra da amellerine sevap verilmeye devam edilir.Müslim, Vasiyyet, 14.

İbadetlerin toplumsal faydalarından biri de kişide oluşturduğu sorumluluk duygusudur. İnsan, bu sorumluluğun gereği olarak başkalarının ibadet etme hakkına saygı duyar. Çünkü farklı inanç ve düşünce biçimlerine saygı duymak, tahammül etmek ve onları olgunlukla karşılamak bir erdemdir.

***DEĞERLENDİRME***

İBADETLERİN ANLAMI VE DEĞERİ

1 İbadet Kainatın ve insanın yaratılış amacıdır.
Ayet: Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

2 İbadet geçmişte karşılıksız peşin ve sınırsız verilen nimetlere karşı şükür etmenin ifadesidir.

3 İbadet gelecekte verilecek sonsuz cennet nimetleri için bir dua ve yakarıştır.

4 İbadet bedenin ihtiyaçları gibi RUHUN GIDASI ve İHTİYACIDIR.

5 İbadet insanın dünyasını iç ve dış yönüyle TEMİZ TUTAN, sosyal yaşamına huzur ve düzen verenve cennetinide hazırlayan  en etkili disiplindir.

İBADETLERİN FAYDASI

1 İnsanın Yaratıcısı ile ilişkisini düzenler

2 İnsanın ruhuna huzur moral  bedenine sağlık zamanına disiplin sağlar.

3 Aile ve toplum hayatına denge düzen sağlar

4 İnsanın elini gözünü kulağını kötülüklere karşı bağlamasını öğretir. Namazda eller bağlıyken insan bir organıyla günah işleyemez. Her gün 5 kez bunu yapan insanda kötülüklere karşı bağlanma becerisi yerleşir. Buna rağmen günah işleyenler namazlarını gözden geçirmeli istiğfarla yenilenmeli nefsine karşı mücadele vermelidir. Hadis ifadesiyle nefisle yapılan mücadele düşmanla savaş alanında yapılan mücadeleden az faziletli değildir.

Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yoktur.

1 Muhtaç olan ihtiyaç duyan Yaratıcı olamaz. Muhtaç olan insandır.Bir doktor ahsatısan ilaç yazdığında senin ne ihtiyacın var bana reçete yazıyorsun demek anlamsızdır.

2 İnsan aciz zayıf fakir ve sınırsız ihtiyaçları olan varlıktır. Ruhunun duygularının da ibadete ihtiyacı vardır.

3 İbadetle Allah’a yakınlaşan insan özellik incelik ahlak kazanır ve diğer insanlara karşı güzel davranışlar sergiler. Allah’ı seven saygılı olan yarattıklarını da sever saygılı olur. Bu açıdan da ibadet insanın ihtiyacıdır.

4 İbadet insan için hem fiziksel hem manevi bir koruma gibidir. Elini kolunu bağlayan insan kötülük işleyemez. Her gün namazla elini kolunu bütün duyu ve duygularını bağlamaya alışan insan namaz dışında da kötülük işlememeye alışmış olur.

İbadetlerin kapsamı

İbadetin anlam ve kapsamı çok geniştir. İslam’ı öğrenmek, öğretmek, yaşamak, dua ve tefekkürle Allah’a gönülden yönelmek bir ibadettir. Ailenin ihtiyaçlarını karşılamak, canı, malı, sağlığı, çevreyi, tabiatı ve doğal dengeyi korumak, iyiliği tavsiye edip kişiye ve topluma zarar veren davranışlardan kaçınmak da ibadettir.

——————————————————————————–
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

1.DÖNEM 2.SINAV

KONULAR SORULAR

KONU TEKRARI

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-İbadet ve iyiliklerimizde İHLAS nedir nasıl olmalıdır. Ayet Hadis?

2-İbadet ve iyiliklerimizde RİYA nedir örnekleyin Ayet Hadis?

3-İbadet ve iyiliklerimizde ZORLUK ne demektir örnekleyin Ayet Hadis?

4-İbadet ve iyiliklerimizin BİREYSEL FAYDALARI nelerdir örnekleyin?

5-İbadet ve iyiliklerimizin TOPLUMSAL FAYDALARI nelerdir örnekleyin?

6-HZ.MUHAMMED Kur’an’da nasıl anlatılmaktadır?

7-HZ.MUHAMMED Güvenirliliği örnekler veriniz?

8-HZ.MUHAMMED Merhametli oluşu örnekler veriniz?

9-HZ.MUHAMMED Çocuklara davranışı örnekler veriniz?

10-HZ.MUHAMMED Adaletli oluşu örnekler veriniz?

11-HZ.MUHAMMED Kolaylaştırıcılığı örnekler veriniz?

12-HZ.MUHAMMED Hoşgörüsü örnekler veriniz?

13-HZ.MUHAMMED Sabır ve kararlılığı örnekler veriniz?

14-HZ.MUHAMMED sevgisi nasıl gösterildi örnekler veriniz

15-EHL-İ BEYT nedir kimlerdir nasıl sevmeliyiz?

DERS SUNUM PLANI

1-İBADETLERDE İhlas Riya Zorluk?

2-İbadetlerin bireysel ve toplumsal yararları?

3-Kur’an’da Hz.Muhammed?

4-Peygamberimizin güvenirliliği – merhameti Çocuklar?

5-Peygamberimizin adaleti – kolaylaştırıcılığı?

6-Peygamberimizin hoşgörüsü – sabrı?

7-Peygamber sevgisi – Ehl-i Beyt ve sevgisi?

1. İbadetler ile İlgili Temel İlkeler 24

1.1. İsteklilik ve Samimiyet 24

İnsan, Allah’a gönülden ve isteyerek ibadet etmelidir. İbadet eden kişi, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş ve verdiği nimetlerden dolayı ona şükretmiş olur. İbadetini samimi duygularla yapan kişi amacına ulaşır.

Gösteriş amacıyla ve isteksiz bir şekilde yapılan ibadetler Kur’an’da kınanmıştır.

AYET:  “…Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.”A’râf/56

HADİS: “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)

HADİS: “Sizden biriniz Allah’a kulluktaki samimiyetini güzelleştirirse yaptığı her iyilik onun için on katından yedi yüz katına kadar çoğaltılarak yazılır…” Buharî, İman, 31.

HADİS: Ameller niyetlere göredir…” Buharî, İman, 41.

İbadetler, ahlaken ve ruhen değişme meydana getirmiyorsa amacına ulaşmamış sayılır.

İbadetlerde sadece istekli olmak yeterli değildir, aynı zamanda samimi olmak da gerekir.Samimiyet, içten olmak demektir. Samimi olmak, aynı zamanda ihlaslı olma anlamına da gelir.

İhlas ise içtenlik gönülden benimsemek kalpte Allah’dan başka hiç bir beklenti makamı ve amaç olmaması demektir. Kur’an’ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilmektedir.

AYET: “Biz sana kitabı gerçeğin ta kendisi olarak indirdik. O hâlde sen de ihlâsla yalnız Allah’a ibadet et!” Zümer/2

Bir şahıs Hz. Peygambere,“Şayet biz mallarımızı şan, şöhret olsun diye dağıtırsak Allah bize bir mükâfat verir mi?” diye sorar. Peygamber “Hayır.” diye cevap verince bu sefer o şahıs,“Hem Allah’ın rızası ve hem de şan şöhret olsun diye dağıtırsak…”diye sorar. Bunun üzerine Peygamber,
HADİS: “Allah samimi olarak kendi rızası için yapılmamış hiçbir ameli kabul etmez. ” Mehmet Akgül, Kur’an’da Din Kavramları, s. 146.

İHLAS İHSAN DEMEKTİR. Allah’ı görüyor gibi kesinlik içinde sadece O’nun rızasını merkez yaparak davranmaktır. Peygamberimiz “…İhsan nedir?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “İhsan, sanki Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü sen onu görmüyorsan da o seni görüyor.” Buharî, İman, 37.

1.2. Gösterişten Uzak Olmak 26

“Ey iman edenler! Yardım ettiğiniz kimseleri başa kakmak ve incitmek suretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Allah’a da ahirete de inanmadığı hâlde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin! Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükâfat elde edemezler…” Bakara/264

AYET: “Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların hilelerini ve bozar. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı çok az anarlar.” Nisa/142

AYET: “O namaz kılanların vay haline! Onlar namazı ciddiye almaz geçiştirir ve gösterişyaparlar” Maun süresi

İbadetlerde asıl olan, tam bir inanmışlık içinde, bilinçli, gösterişten uzak karşılık beklemeden içtenlikle Allah’a yönelmektir. İbadetler, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu kazanmak için yapılır ve karşılığı da sadece ondan beklenir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur:

AYET: “…Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a has kılarak gönülden kulluk etmem emredildi.” Zümer/11

AYET:  “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle hep o âlemlerin Rabb’i olan Allah içindir.” En’âm/162.

İhlası bozan en önemli faktörler: Allah rızası dışında başka beklentiye girmektir.

Bu gösteriş yaparak egosunu şişirmekle veya karşılık bekleyerek çıkarcılıkla cebini şişirmekle gerçekleşir. RİYA‘dır. Olduğunun dışında görünmek, iki yüzlü, içi dışı farklı davranmak. Bu doğrudan münafıklık özelliğidir.

Peygamberimiz riyanın mahşerdeki görüntüsünü üç farklı kişi üzerinden anlatır.

Mahşerde şehide sorulur: Ne amel işledin?” Şehid: “Senin yolunda cihad ettim. Nihâyet şehid edildim.” der. Allah (cc): “Yalan söyledin! Bilâkis sen cesâretlidir, kahramandır denilmek için savaştın ve nitekim hakkında da öyle söylenmiştir.”

Mahşerde Alime sorulur: Ne amel işledin?” Alim “Senin rızân için ilim öğrendim. Başkalarına ilim öğrettim. Kur’ân okudum” der. Allah: “Yalan söyledin! Sen âlim denilmek için ilim öğrendin. Ne güzel okuyor desinler diye Kur’ân okudun! Gerçekten sana bunlar da söylendi.”

Mahşerde zengine sorulur: Ne amel işledin?”  Adam: “Senin verilmesini istediğin bütün yerlere Senin rızan için verdim yâ Rabbi.” der. Allah (cc): “Yalan söyledin. Bilâkis sen cömert bir kimsedir desinler diye verdin. Nitekim senin için bu da söylenmiştir.” buyurur. Ve cezalandırılırlar. Müslim, İmâret 152, (1905); Tirmizi, Zühd 48, (2383); Nesâi, Cihâd 22, (6, 23, 24)

1.3. Kolaylık ve Güç Yetirebilirlik 26

Yüce Allah insanlara güç yetiremeyecekleri sorumluluklar yüklememiştir. Yalnızca güçlerinin yetebileceği ibadetler emretmiştir.

AYET: “Rabb’imiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabb’imiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabb’imiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın…” Bakara/286.

AYET: “…Allah sizin için kolaylık ister; zorluk istemez…” Bakara/185

AYET: “…Din hususunda sizin üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi…” Hacc/78

HADİS: Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, sevdiriniz nefret ettirmeyiniz.” Buharî, İman 29

HADİS: Din kolaylıktır…” Buharî, İman 1-15

2. İslam’da İbadetlerin Faydaları 28

İbadetlerde öncelikle fayda istenmez ve sebep aranmaz. Sebep Allah’ın emretmesidir. Faydaları ve neticeleri ise esas ebedi alemde verilecektir.

İbadet Allah emri ve varlık  ve yaratılış amacımızdır.

AYET: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”. Zariyat/56

İbadetler Emre emir olduğu için itaat şuuru ile yapılır. Bir askerin kendisine verilen emirlerin sebebini sormadan başüstüne demesi gibi.

Ne var ki her yaratmasında ve emir ve yasağında sayısız hikmetleri bulunan Allah’ın emrettiği ibadetlerin de pek çok olumlu sonucu ve yararı bulunmaktadır. Bunların anlatılması ve sevdirilmesi de ayrıca sevap kazandıracaktır.

2.1. İbadetlerin Bireysel Faydaları 28

AYET: “…Biz insana şah damarından daha yakınız.” Kâf/16.

AYET: “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.” Bakara/186

AYET:  “Onlar inanmışlar, kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.”Ra’d/28

Yaratıcı ile iletişimin kurulmasını sağlayan bir köprüdür.

Namaz kılan insan, her an kendini Allah’ın huzurunda hisseder. Bilinçle kılınan namaz, müminin olgunlaşmasına, başkalarına zarar verici davranışlardan kaçınmasına ve ahlaki özelliklerinin gelişimine katkı sağlar.

Namaz insanın günahından dolayı pişmanlığını bildirmesinin, kirlerden arınmasının ve Allah’ın huzuruna günahla çıkmama kararlılığının bir göstergesidir. Böylece abdestle maddi kirlerden arınan insan, namazla da manevi kirlerinden arınmış olur. Bu şekilde kirlerden temizlenmiş insanların oluşturacağı bir toplum mutlu ve huzurlu olur. Nitekim

HADİS: “Söyleyin bakayım, sizden birinizin kapısının önünde bir akarsu bulunsa ve onda her gün beş defa yıkansa ne dersiniz? Bu yıkanma, onun kirinden pasından bir şey bırakır mı?” diye sorduğunda sahabeler, “Hayır, bu onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.’ diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Resulullah, “Beş (vakit) namaz da işte bunun gibidir. Onlarla Allah Teâlâ günahları siler, mahveder.”Buharî, Mevakıtü’s-Salat, 6

Namaz ve dua, insanın Allah ile kurabileceği en iyi iletişim yoludur. Bundan dolayı namaz, diğer ibadetlerin özü ve özeti sayılmıştır. Namazda okunan ayet ve dualar, rükû ve secdede okunan tesbihler insanın Allah ile ilişkisini güçlendirir. Namaz, Allah’ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir.

Günün belli zamanlarında namaz kılan insan, hayatın sorun ve sıkıntılarından uzaklaşır.  Allah ile baş başa kalır. Üstün ve yüce bir güce yönelmek, ona sığınmak, onun kendisine yardım edeceğini bilmek insana güven verir. Onu mutlu eder.

Bireysel olarak ibadetler, kişinin yaratanı ile bağlarını sağlamlaştırır ve iç huzurunu güçlendirir. Çünkü ibadet eden insan, Allah’ın emirlerini yerine getirmiş ve ona şükretmiş olur.

İbadet, insanda güven duygusunu ve sorumluluk bilincini geliştirir.

İbadet eden kişi, kötülüklerden sakınır ve ahlaken gelişir.

AYET: “Sana vahyedilen Kitap’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” Ankebût/45

HADİS: “Oruç kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu hâlde bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona biri kötü söz söylerse ‘Ben oruçluyum.’ desin.” Buharî, Savm, 9

HADİS: “Kim kötü söz ve davranışları bırakmazsa onun yeme içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”Buharî, Savm, 8.

Oruç ibadeti kötülüklerden korunma hususunda önemli bir yer tutar. Ayrıca oruç tutan kimse nimetlerden mahrum olmanın ve açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan açlık ve yoksulluk çeken insanların sıkıntılarını daha iyi hisseder. Oruçlu kişi empati yaparak aç insanların hâlini anlar ve ihtiyaç sahiplerine yardımcı olur. Onları sevindirir. Ramazanda kurulan iftar sofraları, komşular ve akrabalar arasında samimiyeti pekiştirir, dayanışmaya ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunur. Böylece oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını canlandırır.

İbadetlerle özellikle Namaz ile insan:

Günah ve hatalarından arındığını hisseder.

Yalnızlık duygusuna ve ümitsizliğe kapılmaz.

Zorluklar ve sorunlar karşısında daha güçlü kararlı hale gelir.

İbadetlerle zamanı kullanmayı disipline etmeyi öğrenir.

Kontrollü sistematik düzenli bir günlük hayat alışkanlığı kazanır.

İbadetlerdeki Allah’a kulluk bilinci insanları; dürüst davranmaya, sözünde durmaya,
başkalarının hakkını gözetmeye ve insani ilişkilerde güzel ahlaklı olmaya yöneltir.

İbadetler, insana ahlaklı bir kişilik yapısı kazandırır. Onu gurur ve kibirden uzaklaştırır,
alçak gönüllü ve hoşgörülü yapar. Başkalarına zarar verici davranışlardan alıkoyar. Diğer kişilere karşı sevgi, saygı ve bağlılığı kuvvetlendirir. Sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.

2.2. İbadetlerin Toplumsal Faydaları 32

İslamın şartlarından sayılan 4 ana farz ibadet toplum hayatına bakan yönleri son derece güçlüdür. Kurban gibi vacipler Sadaka nafileler de bunu destekler.

AYET: “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz (derler).” İnsan/8-9

HADİS: “Müminler birbirlerine merhamet etmekte, birbirlerini sevmekte ve birbirlerini korumakta bir vücudun organları gibidir. Vücudun herhangi bir organı hastalandığında bütün vücut bundan rahatsız olur. Aynı şekilde bir mümin de sıkıntı içinde bulunduğunda diğer müminler onun sıkıntısını, derdini ve üzüntüsünü paylaşırlar.” Buharî, Edeb, 27.

İbadet edip sorumluluk duygusuyla hareket eden güzel ahlaklı kişiler toplumda faydalı ve saygın bir şahsiyet olarak yerini alır.

İbadetlerle sorumluluk bilinci gelişen bireylerin oluşturacağı toplumlarda güzel ahlak gelişir. Haksızlık ve kötülükler asgari seviyeye iner, sabır ve diğerkâmlık gibi güzel davranışlar yaygınlaşır. Böylece huzurlu bir toplum meydana gelir.

İbadetler sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik eder.

Cuma, bayram ve teravih namazları insanlar arası ilişkilerin güçlenmesini, birlik ve beraberliğin gelişmesini sağlar. Ramazan orucu, zekât, sadaka ve kurban sosyal yönü olan ibadetlerdir. İbadetler sayesinde bireyler, bir topluma mensup olmanın, din kardeşliğinin öneminin ve bu kardeşlikten doğan gücün farkına varırlar.

İbadetlerin birçoğu cemaat hâlinde yapılır. Bu ise kişiler arasında birlik şuurunun uyanmasına katkı sağlar. Cemaatle kılınan beş vakit namaz, cuma ve bayram namazları, hac vesilesiyle Mescid-i Haram’da kılınan namazlar, toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı geliştirir.

Aynı safta bulunan insanlar, birbirlerinin dert ve üzüntülerini paylaşarak bunların giderilmesinde iş birliği yaparlar. Bilmediklerini öğrenme, eksiklerini giderme ve hatalarını düzeltme fırsatı yakalarlar. İyilik yapma konusunda yarışırlar. Böylece aralarındaki kardeşlik duyguları pekişir. Birlikte yapılan ibadetler, insanlar arasındaki her türlü makam, mevki, rütbe, ırk üstünlüğü anlayışını ortadan kaldırmak suretiyle eşitlik duygusu oluşturur, toplumsal kaynaşmaya yardımcı olur.

HADİS:  “Zekât, İslam’ın köprüsüdür.” Taberani, Mecmau’l-Kebir, C 20, s. 270

Zekât toplumda zenginle fakir arasında bir sevgi ve kaynaşma vesilesidir. Birlikte kılınannamaz, ifa edilen hac, büyük bir sevinç ve barış içinde yapılan bayramlaşmalar toplumun huzur ve barışı için çok önemlidir.

Zekât ve sadaka, zenginlerle fakirler arsında bir köprü görevi görür. Zekâtı ve sadakayı veren kişi Allah rızası için verir. Zekâtı alan kişi ise kendisini minnet altında hissetmez. Zekât alan kişi yaşadığı toplumda yalnız olmadığını bilir. Kendisini anlayan, ona yardım eden hayırsever insanların olmasından dolayı Allah’a şükreder, yardım edene ise teşekkür eder. Böylece bu ibadetler, zengin ve fakir arasında duygusal yakınlaşmaya, karşılıklı sevgi ve saygının gelişmesine, sosyal dayanışmanın, birlik ve beraberlik duygularının artmasına, toplumsal barış ortamının oluşmasına katkı sağlar.

Zengin her Müslümanın, varlığından fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine zekât vererek destek olması Kur’an’ın emridir. Kazancının belirli bir miktarını ihtiyaç sahiplerine zekât olarak veren kişi Allah’ın hoşnutluğunu kazanır. İbadetler, dostlukları geliştirir, pekiştirir, diğerkâmlık duygusunu canlandırır. Gelir dağılımındaki farklılıkların yol açtığı sorunlar toplum barışını tehdit edebilir. Bu farklılıkların en alt seviyeye indirilmesi ve servetin belli kişilerin ellerinde toplanmasını önleyip toplumun geneline yaygınlaştırılmasında zekât ve sadaka gibi ibadetlerin önemli rolü vardır.Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, s. 245, 246

Hac ibadeti. Müslümanı günahlarından arındırır, kötü davranışlardan uzaklaştırır. Arafat’ta toplanan müminler, günahlarına karşı bir özeleştiri fırsatı elde ederler.

Şeytan taşlama esnasında bütün kötülüklere karşı mücadele edeceklerine dair söz vermiş olurlar.

Hac ibadeti esnasında saflığı, temizliği, günahlardan arınmışlığı temsil eden ihram giyen her insan tarağın dişleri gibi Allah’ın huzurunda eşitlenmektedir.

Dünyanın dört bir yanından gelmiş farklı kültür, dil, anlayış ve ırktan insanlarla birlikte ibadet eden müminler, birlikte yaşamayı öğrenirler.

Hac ibadeti, farklılıklara saygılı olmayı, üstünlüğün ırkta ve renkte değil, takvada olduğunu öğretir. Kişinin sosyal ve kültürel açıdan gelişmesi, başkalarıyla kaynaşması için iyi bir zemin oluşturur. Farklı ırk, dil ve kültürden insanların aynı amaç için bir araya gelmiş olmaları ve birlikte hareket etmeleri, aralarındaki kardeşliğin artmasını sağlar.

İbadetlerin kazandırdığı ahlaki özelliklerden birisi de diğerkâmlık (başkalarını düşünme ) duygusudur. Diğerkâmlık, kişinin kendisinin de ihtiyacı olan bir şeyi başka insanlarla paylaşması, gerektiğinde başkalarına yardım etmesidir.

AYET: “…Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Haşr/9
Hastane, okul, çeşme, cami ve köprü gibi toplumun yararlandığı mekânları yaptırmak dinimizce “sadaka-i cariye” olarak nitelendirilmektedir. “Sadaka-i cariye”, kişi öldükten sonra da işlevi devam eden hayırları ve yardımları ifade eder. Peygamberimizden rivayet edilen bir hadise göre bu tür yardımlarda bulunanların öldükten sonra da amellerine sevap verilmeye devam edilir.Müslim, Vasiyyet, 14.

İbadetlerin toplumsal faydalarından biri de kişide oluşturduğu sorumluluk duygusudur.İnsan, bu sorumluluğun gereği olarak başkalarının ibadet etme hakkına saygı duyar. Çünkü farklı inanç ve düşünce biçimlerine saygı duymak, tahammül etmek ve onları olgunlukla karşılamak bir erdemdir.

***DEĞERLENDİRME***

İBADETLERİN ANLAMI VE DEĞERİ

1 İbadet Kainatın ve insanın yaratılış amacıdır.
Ayet: Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

İbadet geçmişte karşılıksız peşin ve sınırsız verilen nimetlere karşı şükür etmenin ifadesidir.

İbadet gelecekte verilecek sonsuz cennet nimetleri için bir dua ve yakarıştır.

4 İbadet bedenin ihtiyaçları gibi RUHUN GIDASI ve İHTİYACIDIR.

5 İbadet insanın dünyasını iç ve dış yönüyle TEMİZ TUTAN, sosyal yaşamına huzur ve düzen verenve cennetinide hazırlayan  en etkili disiplindir.

İBADETLERİN FAYDASI

1 İnsanın Yaratıcısı ile ilişkisini düzenler
2 İnsanın ruhuna huzur moral  bedenine sağlık zamanına disiplin sağlar.
3 Aile ve toplum hayatına denge düzen sağlar
4 İnsanın elini gözünü kulağını kötülüklere karşı bağlamasını öğretir. Namazda eller bağlıyken insan bir organıyla günah işleyemez. Her gün 5 kez bunu yapan insanda kötülüklere karşı bağlanma becerisi yerleşir. Buna rağmen günah işleyenler namazlarını gözden geçirmeli istiğfarla yenilenmeli nefsine karşı mücadele vermelidir. Hadis ifadesiyle nefisle yapılan mücadele düşmanla savaş alanında yapılan mücadeleden az faziletli değildir.

Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yoktur.

1 Muhtaç olan ihtiyaç duyan Yaratıcı olamaz. Muhtaç olan insandır.Bir doktor ahsatısan ilaç yazdığında senin ne ihtiyacın var bana reçete yazıyorsun demek anlamsızdır.

2 İnsan aciz zayıf fakir ve sınırsız ihtiyaçları olan varlıktır. Ruhunun duygularının da ibadete ihtiyacı vardır.

3 İbadetle Allah’a yakınlaşan insan özellik incelik ahlak kazanır ve diğer insanlara karşı güzel davranışlar sergiler. Allah’ı seven saygılı olan yarattıklarını da sever saygılı olur. Bu açıdan da ibadet insanın ihtiyacıdır.

4 İbadet insan için hem fiziksel hem manevi bir koruma gibidir. Elini kolunu bağlayan insan kötülük işleyemez. Her gün namazla elini kolunu bütün duyu ve duygularını bağlamaya alışan insan namaz dışında da kötülük işlememeye alışmış olur.

İbadetlerin kapsamı

İbadetin anlam ve kapsamı çok geniştir. İslam’ı öğrenmek, öğretmek, yaşamak, dua ve tefekkürle Allah’a gönülden yönelmek bir ibadettir. Ailenin ihtiyaçlarını karşılamak, canı, malı, sağlığı, çevreyi, tabiatı ve doğal dengeyi korumak, iyiliği tavsiye edip kişiye ve topluma zarar veren davranışlardan kaçınmak da ibadettir.

ÖĞRENME ALANI: HZ. MUHAMMED (s.a.v.)

3.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE III: HZ. MUHAMMED’İN ÖRNEKLİĞİ

1. Kur’an’da Örnek İnsan ve Özellikleri 40

Müminler namaz kılar zekat verirler:

AYET: “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler, zekat (vazifelerini) yerine getirirler” Müminün/5

Mümin yardım severdir, öfkesiyle hareket etmez ve affedicidir:

AYET: “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” Ali İmran/134

Mümin sözünde durur emaneti korur: 

AYET: “Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.” Mü’minun/8

Mümin yalancı şahitlik yapmaz, boş uğraşla uğraşmaz:

AYET: “Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” Furkân/72

Müminler haram ilişkiye girmezler. 

AYET: “Ve onlar ki, iffetlerini korurlar. Sadece eşleriyle olurlar.” Müminün/5

***DEĞERLENDİRME*** POZİTİF-NEGATİF  DAVRANIŞ MODELLRİ

Mümin israf da etmez cimri de olmaz:

AYET: “Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. ” Furkân/67

Ayet DENGELİ olmaya çağırarak Sırat-ı müstekakim İTİDAL ORTA YOL dersi veriyor.

AYET: “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”Kalem/4

Hz.Aişe Validemiz, Kur’an’da anlatılan güzel ahlak konusunda Peygamberimizin tastamam hayatı idi der. (Kur’an insanlaşsa Hz.Muhammed olur, Hz.Muhammed kitaplaşsa Kur’an olur derler.)

Kur’an’da evrensel Peygamber davranışı modeli:

Ayet negatif iki davranıştan sakındırıyor. Bu iki davranışa benzeyen fakat pozitif olan iki davranışa da teşvik yapmış oluyor. İsrafa benzeyen olumlu davranış cömertlik cimriliğe benzeyen olumlu davranış ta tutumlu olmaktır.

Bu durumda şu ahlak ilkesi ve pozitif davranış modeli ortaya çıkar.

CÖMERT OL – MÜSRİF OLMA… TUTUMLU OL – CİMRİ OLMA

Cömertlikle israf aşırı vermektir birbirine benzer. Amaç niyet sarf edilme zamanına mekanına şahıslara ortama göre farklı anlam kazanır. Tutumlu olanla cimri olan da karıştırılabilir. Ona da aynı açıdan bakılabilir. Zorluk, cömertlikle tutumluluğu aynı anda yaşayabilmek.

Bu tarz dörtlü olumlu-olumsuz davranış modelleri çoğaltılabilir. Mesela:

CİDDİ OL – KATI OLMA… GÜLERYÜZLÜ OL – LAUBALİ OLMA!

ONURLU OL – KİBİRLİ OLMA… MÜTEVAZI OL – ZELİL OLMA!

2. Hz. Muhammed Bizim İçin Bir Örnektir. 41

Hz. Muhammed Son peygamberdir.

Peygamberler, Allah’ın gönderdiği dini bizzat yaşayarak uygulayan örnek insanlardır. Onlar, vahiy yoluyla kendilerine bildi rilen inanç, ibadet ve ahlak ilkelerini tebliğ etmelerinin yanı sıra bunların anlaşılması ve uygulanması hususunda insanlara model olma sorumluluğunu da taşımaktadırlar.

AYET: “Muhammed, sizden herhangi birinin babası değil; fakat Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur…” Ahzâb/40

AYET: “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik ” Nisâ/64

Hz. Muhammed Ölümlü bir beşerdir.

AYET: “(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen de öleceksin onlar da ölecekler.” Zümer/30

AYET: “İnsanlara hidayet (Kur’an) geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, ‘Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?’ demeleri engel olmuştur. De ki: ‘Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.’ ” İsrâ/94, 95

Hz. Muhammed en güzel ahlak sahibidir.

AYET: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” Kalem/4

HADİS: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”İmam Malik, el-Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8

HADİS: Hz. Muhammed’in ahlakı Kur’an ahlakı idi. Bir sahabe Hz. Aişe’ye, Hz. Peygamberin ahlakı hakkında sormuştu, Hz. Aişe şöyle dedi: “Sen, hiç Kur’an okumuyor musun?” Sahabe, “Evet, okuyorum.” deyince Hz. Aişe şöyle devam etti:
“İşte, Allah’ın Elçisinin ahlakı, Kur’an’dı.”Müslim Müsafirîn 139

Kur’an’a göre Hz. Muhammed En güzel örnektir.

AYET: “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok anan kimseler için güzel bir örnek vardır.” Ahzâb/21

HADİS: “Beni namaz kılarken benden gördüğünüz şekilde namaz kılınız.” Buharî, Ezan, 18.

2.1. Hz. Muhammed’in Güvenilirliği 43

HADİS: “Kişinin kalbinde iman ve küfür bir arada bulunmaz. Doğruluk ile yalancılık, güvenirlilik ile hainlik de bir arada olmaz.”Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 2, s. 349

HADİS:  “Mümin, insanların kendisine güven duyduğu kimsedir. Müslüman, Müslümanın dilinden ve elinden zarar görmediği kişidir. Muhacir ise kötülüklerden kaçandır. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kötülüklerinden komşusunun emin olmadığı kimse cennete giremez.”Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 3, s. 154

HADİS:Münafığın (İçi dışı farklı, ikiyüzlü davranan; kalbinden inanmadığı halde müslüman gibi görünen kimselerin) belirtisi üçtür:
– Konuştuğu zaman yalan söyler.
– Söz verdiği zaman sözünde durmaz.
– Bir emanet kendisine bırakıldığında ihanet eder.” Buharî, İman, 24.

Hz. Muhammed, zekâsı, güzel ahlakı, sağlam karakteri ve dürüstlüğü ile herkesin güvenini kazanmıştır. Bu yüzden henüz peygamber olmadan önce bile insanlar ona dürüst ve güvenilir anlamına gelen “Muhammedü’l- Emin” (Güvenilir Muhammed) lakabını vermiştir. Mekke’de “El-Emin” (Emin kişi) sadece onun
lakabı olmuştur.Ahmet Cevdet Paşa, Peygamber Efendimiz, s. 26; İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 79

Hz. Muhammed, asla yalan söylemeyen, emanetlere riayet eden ve son derece güvenilir bir insandı. O, gençliğinde her türlü cahiliye kötülüklerinden, putlardan, kumardan, içki meclislerinden ve çirkin eğlencelerden uzak durmuştur. O, erdemli davranışlarıyla yaşadığı toplumun takdirini kazanmıştır.

Gençlik yıllarında biriyle sözleştiği yere gitmiş üç gün orada beklemişti. O kişi hatırlayınca koşarak gitmiş, genç muhammed sadece “Beni beklettin!” demiştir.

Mekkeliler, gençliğinde Hz. Muhammed’e en değerli eşyalarını rahatlıkla teslim ederlerdi. Bu güven peygamberlikten sonra da devam ediyordu. Nitekim hicret ederken yanındaki emanetleri sahiplerine vermek üzere evinde bıraktığı Hz.
Ali’ye teslim etmiştir. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 175.

Hz. Muhammed, gençliğinde Erdemliler Birliği (Hilfu’l-Fudul)’ ne katıldı. Mekke’de zayıf ve kimsesizlerin haklarını savunmak, adaleti tesis etmek ve zulme son vermek bu teşkilatın en önemli göreviydi. Bu birlik, uzun süre etkin bir biçimde faaliyetlerini sürdürmüştür. Allah Resulü, peygamberlikten sonra da bu sözleşmeden hep övgüyle bahsetmiştir. “Böyle bir teklif gelse yine katılırım.” demiştir.Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 1, s. 317.

Hz.Muhammed 25’li yaşlarda Kabe hakemliği yapmıştı. Kabe’nin tamirinden sonra ileri gelenler Haceru’l-Esved taşının yerine koyma şerefi bana ait olacak diye kan dökecek hale gelmişlerdi. Birinin önerisiyle ilk gelenin hakemlik yapması konusunda anlaştılar. Köşe’den Muhammed çıkınca da çok sevindiler. Üstün zekasıyla sorunu çözen Hz.Muhammed, yere koyduğu bir yayıyla taşı onlara taşıtmış ve elleriyle yerine koymuştu.

Bazen düşmanları bile Resulü Ekremin üstün şahsiyetini övmek zorunda kalmışlardı. Ebu Süfyan ticaret için gittiği Suriye’de Bizans İmparatoru Herakliyus’un Peygamber hakkındaki sorularına cevap verirken Hz. Muhammed’in asil bir aileden geldiğini, hiç yalan söylemediğini, insanları putlara tapmaktan alıkoymaya çalıştığını, onları Allah’ın birliğine inanmaya, namaz kılmaya, zekât vermeye davet ettiğini ve kendisine inananların asla dinlerini terk etmediklerini ifade etmişti. Hz. Peygamberin
en belirgin özelliklerinin doğruluk, iffet, ahde vefa ve emanete riayet olduğunu söylemişti. Buharî, Bed ü’l-Vahiy, 6.

2.2. Hz. Muhammed’in Merhametli Oluşu 44

Merhamet; acımak, lütufta bulunmak, yufka yürekli olmak, iyilik yapmak, koruyup kollamak, ilgi ve şefkat göstermek anlamlarına gelir. Bu güzel duygularla yapılan her türlü iyilik, evlat sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, akraba ziyaretleri, yaşlılara, yoksullara, hastalara, engellilere, yetim ve kimsesizlere yardım etmek gibi erdemlerin tamamı, merhamet duygusunun birer yansımasıdır.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed, son derece merhametli ve alçak gönüllü bir insandı. O , gençliğinden itibaren küçüklere şefkat gösterir, güçsüz yetim ve kimsesizleri korurdu. Yaşlılara saygı gösterir, hastaları ziyaret eder, dost akraba ve misafirlerine çok önem verirdi. Asla kibirlenmez, hiç kimseyi küçümsemezdi. İnsanlarla ilişkilerinde saygı, sevgi, dürüstlük ve nezaket kurallarına riayet ederdi. Aile içi huzura çok önem verir, eş ve çocuklarına daima şefkat ve merhametle davranırdı. Kendisine peygamberlik verildikten sonra da onun bu tevazusu, şefkat ve merhameti devam etmiştir.

AYET: “…O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı…” En’âm/12

AYET:“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiyâ/107

AYET: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi…”Âl-i İmrân/159

HADİS: Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Buharî, Edeb, 18.

HADİS: “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (ALLAH ve melekler) de size merhamet etsin” Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16

Peygamberimize çeşitli işkenceler hakaretler yapılmıştı. Taif’te ayakları taşlanmıştı. Her defasında O, hidayetleri için dua etmişti.

HADİS: “Rabb’im, kavmimi bağışla çünkü onlar bilmiyorlar.”İbn Mace, Fiten, 23

Yine savaşlarda müşrik de olsalar kadın ve çocukların öldürülmelerini yasaklamıştı. HADİS: “…Kadınları ve çocukları öldürmeyiniz.”İmam Malik, Muvatta, Cihad, 3. buyurmuştur. Esirlere güzel muamele etmiş, kıyafeti kötü olanları giydirmiş ve onları asla incitmemiştir. Buharî, Cihad, 143.

HADİS: “Müslüman evlerinin en hayırlısı içinde yetim bakılıp iyilik edilen evdir; en kötüsü ise içinde yetime kötülük edilen evdir.”İbn Mace, Edeb, 6.

HADİS: “Yanınızda çalışanlar sizin kardeşleriniz ve ellerinizin altında bulunan birer emanettir. Yanlarında kardeşleri bulunanlar yediklerinden onlara da yedirmeli,
giydiklerinden giydirmlidir. Güçlerinin yetmeyeceği işleri onlara yaptırmasınlar. Eğer böyle bir iş yaptıracak olurlarsa kendilerine yardım etsinler.”Buharî, İman, 22

Çocuklara şefkat ve merhameti – Örnekler

Bir adam, Hz. Peygamberin yanında oturuyordu. Bir ara adamın yanına erkek çocuğu geldi. Adam çocuğu öpüp dizlerinin üzerine oturttu. Biraz sonra da kız çocuğu geldi. Adam onu da yanına oturttu. Peygamberimiz, iki çocuğunu bir tutmadığı için adamı eleştirdi.

Başka bir gün bir baba, Peygamberimizin yanına geldi, beraberinde bir çocuğu vardı. Adam ikide bir çocuğu kucağına alıyordu. Hz. Peygamber adama: “Sen ona acıyor musun?” dedi. Adam, “Evet.” dedi. Hz. Peygamber: “İşte sen, buna nasıl acıyorsan Cenabı Allah, senin bu acımandan daha çok sana acır.” buyurdu.

Bir gün Hz. Peygamber, minberde hutbe okurken küçük yaştaki Hz. Hüseyin, üzerinde uzun bir hırka ile mescide girdi. Ayağı takılıp yüz üstü yere düştü. Peygamber Efendimiz, onu yerden kaldırmak için hemen hutbesini kesip minberden indiyse de onun indiğini gören ashap, daha önce davranıp onu yerden kaldırdı ve Peygamberimize getirip verdi. Resulullah namaz kılarken secdeye vardığında Hasan ve Hüseyin gelip sırtına binince secdeyi uzattı. Oradakiler,
“Ya Resulullah secdeyi uzatmış olmadınız mı?” dediler. Peygamber Efendimiz de:
Oğlum sırtıma binince acele etmekten çekindim.” şeklinde cevap verdi.

Peygamber Efendimiz, yanında Ebu’l-Âs’ın kızı Umame olduğu hâlde yanımıza geldi. O hâlde namaz kılmaya başladı. Rükû ederken onu yere bırakıyor kalktığı zaman onu da beraber kaldırıyordu.
Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet sırasında bile Peygamberimizin çocuklara karşı duyduğu bu şefkat anlayışında, bütün insanlık için örnek alınması icap eden yönler vardır.

Hz. Peygamber, “Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine sıkıntı vermesin diye namazı kısa keserim.” diyor.

Peygamberimizin huzurunda geçen bir konuşmayı Hz. Aişe şöyle naklediyor: “Bir defasında bedevilerden bir grup, Resulullahın huzuruna girdi. Bunlar, bir münasebetle “Çocuklarınızı öper misiniz?” dediler. Sahabeler “Evet.” dediler. Bedeviler, “Fakat Allah’a yemin olsun ki bizler öpüp sevmeyiz.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Eğer Allah sizin gönüllerinizden rahmet ve şefkati çıkarmışsa ben ne yapabilirim?” buyurdu.Yurdagül MEHMEDOĞLU, Diyanet Dergisi, s. 46.

Hayvanlara şefkat ve merhameti

Hz. Peygamber, hayvanlara karşı da son derece merhametliydi. Mekke’nin fethine giderken yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek gördü. Rahatsız edilmemesi için bir sahabeye orada nöbet tutmasını emretti. İ.Lütfi ÇAKAN, Örnek Kul Son Resul, s. 40

HADİS: “Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: ‘Bu köpük de benim gibi susamış.’ deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.”

Resûlullah’ın yanındakilerden bazıları: “Ey Allah’ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Evet! Her ‘yaş ciğer’ (sahibi) için bir ücret vardır.”buyurdu.” [Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153; Muvatta, Sıfatu’n Nebi 23; Ebû Dâvud, Cihâd 47

HADİS: “Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu.” Müslim, Tövbe 155

HADİS:  “Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı.” Buhârî, Bed’ü’l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151

2.3. Hz. Muhammed’in Adaletli Oluşu 46

Adalet; insaflı ve doğru davranmak, zulmetmemek, eşit tutmak ve her şeyi yerli yerince yapmak
gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak adalet, hak yol üzere dosdoğru olmak, dinin emir ve yasaklarına uymak, haklıya hakkını, haksıza cezasını vermek, suç ve ceza oranına dikkat etmektir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah; konuşmada, şahitlikte, yargıda, barışın sağlanmasında, borçlanmalarda,
senet düzenlemede ve aile hayatında adil olunmasını emretmiştir. Dinî Kavramlar Sözlüğü, s. 5,6.

AYET: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”Nisâ/58

AYET: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Nahl/90

AYET: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)…”Nisâ/135

HADİS: “Çocuklarınız arasında adaleti uygulayınız.”Buharî, Hibe, 12-13

HADİS: Medine’nin önde gelen ailelerinden birine mensup olan bir kadın hırsızlık yapmıştı. Bu olay Hz. Peygamber’e haber verilince aile üyeleri, onun bu kadını affetmesi için aracı olacak birini aradılar. Fakat bu konuyu Hz. Peygamber’e söylemeye kimse cesaret edemedi. Sonunda
Peygamberimizin sevdiği bir sahabe olan Üsame bin Zeyd’i buldular. Üsame, Hz. Peygamber’den
kadını affetmesini istedi. Onun böyle bir istekle gelmesine çok üzülen Peygamberimiz şunları söyledi:
“İsrail oğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı.
Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onları cezalandırırlardı. Eğer hırsızlık yapan bu
kadın Mahzumoğulları’ndan biri değil de kendi kızım Fatıma bile olsaydı, onu da cezalandı-rırdım.”Buharî, Fezailü Ashab, 18; Hudud, 11-12

HADİS: “Peygamberimiz, istemeden birinin canını incitecek olursa karşı taraftan mutlaka helallik almıştır.” Ebu Davut, Sünen, 14

HADİS: “Peygamberimiz vefatına doğru bi rgün kimin hakkı varsa gelsin benden alsın!” buyurdu. Usayd bin Hudayr elini kaldırıp “Bir gün yol kıyısında otururken ayağınla sırtıma dokunmuştun ya Rasulallah!” deyince: Peygamberimiz gel hakkını al dedi. Herkes şaşkın bakıyordu. Usayd benim sırtım elbisesizdi deyince Peygamberimiz sırtını açtı. Usayd Sahabenin şaşkın bakışları altında yüzünü gözünü Peygamberimizin sırtına sürmeye başladı. Artık yüzümü ateş görmez dedi.

HADİS: İslam’a ve Hz. Peygamberin şahsına karşı ağır hakaretlerde bulunan kimseler, Mekke’nin Fethi’nden sonra onun huzuruna gelip Müslüman oldukları zaman Hz. Peygamber onları affetmiş ve hayatlarını teminat altına almıştır.İmam Malik, Muvatta, Nikâh, 20

2.4. Hz. Muhammed’in Kolaylaştırıcılığı 47

AYET: “Andolsun biz Kur’an’ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu? ”Kamer/17

AYET:  “(Ey Muhammed!) Biz onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki düşünüp öğüt alsınlar.”Kamer/32

AYET:  “…Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez…”Bakara/185

AYET: “Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez…”Bakara/286

HADİS: “Allah beni zorlaştırıcı olarak değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.”Müslim, Talak, 29

HADİS: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”Buharî, İlim, 11; Müslim, Cihad, 6

HADİS: “Şüphesiz ki bu din kolaylıktır. Dini zorlaştıran hiç kimse yoktur ki din onu yenmesin…”
Buharî, İman, 11.

HADİS: “Sattığında, satın aldığında ve hakkını aradığında kolaylık gösterene Allah rahmet etsin.” Buharî, Buyu, 16; İbn Mace, Ticarat, 28.

HADİS: “Resulullah iki işten birini tercih etmek durumunda kaldığında günah olmamak şartıyla daima kolay olanını tercih ederdi. Günah söz konusu olunca ondan en uzak olan kimseydi…”Buharî, Menakıb, 23.

HADİS: Hz. Peygamber, namaz sırasında ağlayan bir çocuğun sesini duyunca namazı çabuk kıldırmış ve “Annesine sıkıntı vermekten korkup kısa kestim.”Buharî, Ezan, 65. demiştir.

İbadetlere ait kolaylaştırıcı uygulamalar ayetlerde ve Peygamber sözlerinde görülür.

Hasta Hamile yaşlı belli günlerdeki bayanlar için namaz ve oruç kolaylığı gibi. Su bulunmayınca teyemmüm alma, ayakta namaz kılamayanların oturarak namaz kılması gibi. Misafirlere oruç tutmama kurban kesmeme farzları iki rekat kılma kolaylığı gibi.

2.5. Hz. Muhammed’in Hoşgörüsü 48

AYET: İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” Fussilet/31

Hoşgörü; müsamaha ve anlayış göstermek, aykırı görüşlere sabırla katlanmak, diğer inanç ve düşüncelere saygılı olmaktır. Fikirlerinden dolayı başkalarına karşı şiddet kullanmamaktır. Hoşgörü, beşerî münasebetlerin temeli ve medeni dünyanın yükselen bir değeridir. İnsanlık bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye muhtaçtır. Çünkü hoşgörü sadece aynı dinin mensupları arasında değil, farklı dinin inananları arasında da olmalıdır.

Hoşgörülü olmak, Yüce Allah’ın emirlerindendir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde hoşgörülü olmak, öfkeyi yenmek, affedici olmak ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek gibi erdemli davranışlar emredilmiştir.

AYET:  “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”A’râf/199

AYET: “…Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.”Hicr/ 85

Hz. Muhammed, bu ayetler doğrultusunda hareket edip insanlarla ilişkilerinde daima hoşgörülü olmuştur. Hiç kimseye kaba davranıp kırmamış, asla çirkin söz söylememiştir. Görgüsüz kimselerin ka ba davranışları karşısında gülümsemekle yetinmiş, onlara karşılık vermemiştir. Ebu Davut, Edeb, 1.

HADİS: “Hoşgörülü ol ki hoş görülesin.”Ahmet bin Hanbel, C 1, s. 248

HADİS: Hz. Muhammed, huzurunda konuşurken korkup titreyen bir şahsa, “Sakin ol! Ben bir kral değilim. Ben sadece kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” İbn Mace, Et’ime, 30.

Hz. Peygamber gayrimüslimlere de hoşgörülü davranmıştır. Necran Hristiyanlarının Medine’deki peygamber mescidinde kendi ibadetlerini yapmalarına müsamaha göstermiştir. Bu, bir inanç, ibadet hürriyeti ve garantisi örneğidir.İ. Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, s. 278.

Mekke’nin fethinde kendisine o kadar işkence ve düşmanlık yapmış olan Mekke müşriklerine Hz. Yusuf’un kardeşlerine dediği cümleye benzer bir hitapla, “Bugün hiçbir şekilde size herhangi bir kınama, aşağılanma olmayacaktır. Gidiniz! Hepiniz hür ve serbestsiniz!”Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 268

***DEĞERLENDİRME***

Hoşgörü, İletişim ve ilişki müsbet ilkeleri

1 Olduğu gibi konumuyla kabul etme.

2 Olumlu yanlarını ön plana çıkarma.

3 Makul ortak noktalarda buluşmayı, diyalogu sürdürme

4 Affetmeyi dua ve iyilikle taçlandırma.

2.6. Hz. Muhammed’in Sabrı ve Kararlılığı 49

AYET: “Ve Rabb’in için sabret.” Müddessir/ 7

AYET: “Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (Onlar ziyanda değillerdir.)” Asr suresi, 1-3.

Sözlükte sabır; dayanma ve dayanıklılık anlamına gelir. Dinî ve ahlaki bir kavram olarak sabır;
inandığı hak yolda kararlılıkla yürüme azmi, güçlüklere dayanma gücüdür. Hakkı savunmaktan
vazgeçmemek ve başa gelen musibetlere Allah için göğüs germektir. Sabır, başarı ve zafere olan kesin inanç ve bu uğurda gösterilen kararlı tavırdır. Allah’a sığınıp kalp sükûnetiyle ve ruh
dengesini bozmadan ahiret ecrini beklemektir.

AYET: “Musa, kavmine dedi ki Allah’tan yardım isteyin ve sabredin…”A’râf suresi,128. Yüce

AYET: “Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!” Nahl/127

AYET:  “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!”Bakara/155

HADİS: “…Kim sabırlı davranırsa Allah ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.”Buharî, Zekât, 50

Hz. Muhammed, On üç yıllık Mekke Döneminde müşriklerin uyguladığı dinî, ekonomik ve sosyal baskılar ve ambargolar karşısında o hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştır. Bütün bu baskı ve zorluklara büyük bir sabır ve metanetle karşı koyup direnmiştir. Kötülüklere boyun eğmemiş, asla aceleci davranmamış ve Allah’a sığınmıştır. Sabır konusunda en güzel şekilde örnek olmuş ve ashabına sabrı tavsiye etmiştir.

Hicret’ten sonra da Mekkeliler, Hz. Peygamberi rahat bırakmamış, ona karşı takipler ve baskılar
devam etmiştir. Bedir, Uhut ve Hendek savaşları olmuş ve büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Uhut
Savaşı’nda Peygamberimizin amcası Hz. Hamza şehit edilince o, çok üzülmüştür. Bütün bu üzüntü ve olumsuzluklara rağmen Hz. Peygamber sabırlı ve metanetli davranmıştır.

Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinde “Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın.
Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.”Nahl suresi, 126. ayeti inince daha önce kendisine düşmanlık edenleri cezalandırma yöntemine gitmemiş ve “Biz sabrederiz, cezalandırmayız.”Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 135.

Peygamberliğin ilk yıllarından itibaren hayatı pahasına İslam’ı yaymayı kararlılıkla sürdürmüştür. Mekkeliler, önce onu tehdit etmişler, sonuç elde edemeyince de taktik değiştirerek amcası Ebu Talip aracılığıyla İslam’a daveti bırakması karşılığında ona makam, mevki gibi cazip tekliflerde bulunmuşlardır.

Hz. Peygamber, bir kararlılık ifadesi olarak onlara, “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz yine de davamdan vazgeçmem.”Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 101

***DEĞERLENDİRME***

Sabır 5 konuda olur.

1 Allah’ın emirlerine karşı sabır. namaz oruç hac zekat iyilikler.

2 Allah’ın yasaklarına karşı sabır. Günaha girmemeye kötülüklere karşı.

3 Felaketlere hastalıklara ölümlere acılara vb. karşı (tedbir almak tedavi aramak şartıyla)

4 Zamanın akışına sabır. Hayat boyu içinde bulunduğumuz her iş ve durumla ilgili.

5 Sonsuz güzel’e vuslat’ı beklemeye karşı sabır (Mevlana Şeb-i Arus)

3. Kültürümüzde Hz. Muhammed Sevgisi 51

AYET: “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günah­la­rı­nı­zı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Ali İmran/31

AYET: “Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.” Ahzab/6

HADİS: “Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.” Müslim, İman: 69

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimize sevgisini şöyle ifade etmişti. “Analarımız, babalarımız sana feda olsun ey Allah’ın Resulü!” Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 45.

Allah’ın sevgisini kazanmanın ve bağışlanmanın yolu Hz. Peygamberi sevmek ve onun emirlerine uymaktan geçer. Hz. Muhammed’i sevmek ve ona itaat etmek, Allah’ın emridir. Bunun için arkadaşları, Resulü Ekreme kendi canlarından daha fazla kıymet vermiş ve onu çok sevmişlerdir. Resulullah kendilerine seslendiğinde ise, “Canım sana feda olsun, buyur ey Allah’ın Resulü!”Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 45; Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 286.

Hz. Muhammed’i sevmek tarih boyunca Müslümanlar tarafından dinî bir görev olarak kabul edilmiş ve bu sevgiyi ifade eden eserler kaleme alınmıştır. Türk milleti de İslam’ı kabul ettikten sonra büyük bir sevgi ve saygıyla Hz. Muhammed’e bağlanmış, onun insanlığa sunduğu değerlere sahip çıkmış ve asırlarca bu uğurda büyük mücadeleler vermiştir. Binlerce yıldır milletimiz, onun sevgisini gönüllerde yaşatmış, güzel adını dillerden düşürmemiş ve daima saygıyla onu anmıştır.

Kültürümüzde peygamber sevgisinin çok önemli ve özel bir yeri vardır. Topkapı Sarayı’nda özel olarak kurulan Mukaddes Emanetler Bölümünde asırlardır onun emanetleri özenle korunmaktadır.

Tasavvuf anlayışında peygamber sevgisinin yeri ve önemi çok büyüktür.

Yunus Emre bir şiirinde Hz. Peygambere olan sevgisini şöyle belirtmiştir:

“Canım kurban olsun senin yoluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Gel şefaat eyle kemter kuluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed”Yunus Emre Divanı, s. 238.

Gül sembolü, kültürümüzde hem ilahî güzellikleri hem de Hz. Muhammed’i temsil eder. Bu sebeple güle “Remz-i Muhammedi”, yani “Muhammed’in Sembolü” adı verilmektedir. Hz. Peygamberin cemali, yüzünün güzelliği güle benzetilerek gülbenklerde, “Resulullahın gül cemaline salavat” getirilmektedir.

Bülbüller hiç ötmezdi

Efendim sen gelmeseydin

Bu güller hiç açmazdı

Bir tebessüm etmeseydin

Mevlânâ, şiirlerinde Hz. Muhammed’e olan sevgisini şöyle dile getirmiştir:

Bu canım var oldukça ben Kur’an’ın tutsağıyım.

Muhammed Mustafa’nın yolundaki toprağım.

Benden başkaca bir söz nakledenler olursa,

Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım.”Mevlânâ, Rubailer, C 2, s. 216.

Hacı Bektaş Veli, Makâlât adlı kitabında Hz. Muhammed’e inanmadan Müslüman olmanın mümkün olamayacağını, Hz. Muhammed’i sevmenin ve ona inanmanın gerekliliğini ifade etmiştir. Şiirlerinde Peygamber sevgisini vurgulamış ve Anadolu halkının anlayacağı bir dil ile nefeslerini söylemiştir. Abdulkadir Sezgin, Alevilik Deyince, s. 265, 266.

Tasavvuf kültürümüzün önderlerinden olan Hoca Ahmet Yesevi de Hz. Muhammed’e olan sevgisini “Hikmetler”inde en güzel şekilde dile getirmiştir. Kaygusuz Abdal ise hacca gittiği zaman Hz. Peygamberin kabrini ziyaret etmiş ve Hz. Peygamber’e olan özlemini ve sevgisini Gevhername adıyla bilinen eserinde dile getirmiştir.

Alevi-Bektaşi şairlerden Hatai de şiirlerinde Hz. Peygambere olan derin sevgi ve saygısını “Canım Mustafa ve Ya Muhammed Mustafa” gibi ifadelerle dile getirmiş ve şiirlerinde Hz. Peygamberi güle benzetmiştir.”Sönmez Kutlu, Din Anlayışında Farklılaşmalar Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, s. 35,36.
Bir şiirinde Hz. Muhammed’e olan sevgisini şu şekilde ifade etmiştir: “Gül Muhammed’in yasıdır/Cümle çiçeğin hasıdır/Onu sevmeyen asidir/Bülbül gel bizim bağa gel”Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, C 2, s.170.

Nesimî de bir beytinde şöyle der: “Alemin cism ü cânı senden ötrü oldu bil/Seyyid-i kevneyn-i âlem yâ Muhammed”Nesimi Divanı, ( Hzl.: Hüseyin Ayan) s. 69.

Peygamber sevgisi ve saygısının kültürümüzdeki yeri çok büyüktür. Mutasavvıflarımızın şiirlerinde dile getirdikleri bu sevgi ve saygı her türlü övgüye layıktır. Hz. Muhammed bizim için eşsiz bir örnektir. Olgunluğa ulaşmak ancak onu sevmek ve onun gibi yaşamakla mümkün olur. Yüzyıllardır bütün Müslümanlar onun yolundan gitmektedirler. Tarihimizde olduğu gibi bugün de toplumumuzda Hz. Muhammed sevgisi eksilmeden devam etmektedir.

4. Kültürümüzde Ehl-i Beyt Sevgisi 53

Kur’an’da Ehl-i beyt, ev halkı anlamına gelir. Hûd/73; Kasas/12

Peygamberimizin kızı Hz.Fatıma, damadı ve amcasının oğlu Hz.Ali, torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin‘den oluşur.

AYET:  “…Ey ehl-i beyt! Allah sizden sadece çirkinlikleri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” Ahzâb/33.

Ayet geldiğinde Peygamberimiz, hanımı Ümmü Seleme’nin evinde idi. Orada bulunan damadı Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma ile Hz.Hasan ve Hüseyin’i abası altına alarak, “Allah’ım, bunlar benim ehl-i beytimdir. Onları günahlarından temizle!” diye dua etmiş, bunun üzerine Ümmü Seleme validemiz kendisinin ehl-i beytten olup olmadığını sormuş, Peygamber Efendimiz de ona, “Sen zaten hayır üzeresin, Peygamber eşisin.” şeklinde cevap vermiştir.Tirmizî, Menakıb, 31

Bir başka hadiste de Peygamberimizin eşlerinin de ehl-i beytten olduğu belirtilmiştir.Buhari, Tefsir 8; Müslim, Fezailü’s-Sahabe, 4.

HADİS: “Bu ikisi (Hasan ve Hüseyin) benim evlatlarım ve kızımın çocuklarıdır. Allah’ım ben onları seviyorum. Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev.” Tirmizî, Menakıb, 30.

Alevi-Bektaşi düşüncesinde Hz. Muhammed, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin isimleri beş parmaktan oluşan el ile sembolleştirilmiş ve Ali Pençesi adıyla levhalaştırılmıştır. Bu levha, Hz. Peygamberin abasıyla üzerlerini örttüğü kendisi dâhil abasının altındaki beş kişiyi sembolize etmektedir.

Hz. Peygamber; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok sevmiş ve bu sevgisini her fırsatta dile getirmiştir.

HADİS: “Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur.”Tirmizî, Menakıb, 19

HADİS: “Fatıma benden bir parçadır. Kim ona değer verirse bana değer vermiştir. Kim onu üzersebeni üzmüştür.”Tirmizî, Menakıb, 60

HADİS: “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.”Tirmizî, Menakıb, 30

HADİS: “Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla doğru yoldan sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim.”Müslim Fezailü’s-Sahabe, 3; Tirmizî, Menakıp, 31, 32, 77

Milletimiz, her zaman ehl-i beyte sevgi ve saygı göstermiştir. Ehl-i beyt sevgisi milletimiz için birleştirici bir unsur olmuştur. Milletimiz, ehl-i beyti sevme konusunda tek yürektir.

Muhammed isminden sonra en çok Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin gibi ehl-i beyt mensuplarının isimlerini çocuklarına vermiştir. Onların isimleri “Fatıma anamız, Şah-ı Merdan Ali, Allah’ın Arslanı Ali, Ali kerremellahu veche” gibi sıfatlarla kullanılmıştır. Ayrıca kültürümüzde Hz. Ali’nin kılıcı “Zülfikâr”, adalet ve kahramanlığın simgesi olarak bilinmektedir.

Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde, Türkistan’da ehl-i beyte nasıl davranılması gerektiği konusunda şu bilgileri vermektedir: “Hizmetkârlardan ve beyin adamları dışında, kendisiyle ilgileneceğin kimselerden bazıları, Peygamberin neslidir. Bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun. Bunları pek çok ve gönülden sev; iyi bak ve yardımda bulun. Bunlar ehl-i beyttir… Ey kardeş! Sen onları, sevgili Peygamber hakkı için sev!”Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, s. 313

Şeyh Galip’e “Hz. Muhammed Mustafa’nın âl-i abasının ayağının tozuyuz.”

Hoca Ahmet Yesevi, Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Ahmet ve Derviş Mehmet gibi birçok şair ve halk ozanı; ehl-i beyte duydukları derin sevgiyi dizelerinde en içten duygularla ifade etmişlerdir.

——————————————————————————–
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

2.DÖNEM 1.SINAV

KONULAR SORULAR

4.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: VAHİY VE AKIL

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Mezheplerin çıkış sebepleri nelerdir?

2-İslam tek olduğu halde, farklı meshepler ne anlama gelir?

3-Siyasi ve İtikadi mezhepler ve görüşleri nedir?

4-Kur’an Aileye ve Anne Babaya nasıl bakmaktadır?

5-Mutlu  bir aile için Ayet ve Hadislere göre nelere dikkat edilmelidir?

6-Aile içi iletişim nasıl olmalıdır görevler nelerdir?

7-Akraba ve komşu konusuna Kur’an ve Hadis nasıl yaklaşmaktadır?

DERS SUNUM PLANI

1-MEZHEPLER çıkış sebepleri?
2-MEZHEPLER anlamı misyonu?
3-SİYASİ İTİKADİ MEZHEPLER. Haricilik Şia Mutezile?
4-FIKIH MEZHEPLERİ?
5-AİLE VE EVLİLİK Ayet Hadis?
6-AİLEDE İLETİŞİM ve GÖREVLER?
7-AKRABA KOMŞU?

ÜNİTE IV: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR

1. İslam Düşüncesinde Yorum Farklılıklarının Sebepleri 60

*Ayet: Dillerinizin ve renkleriniz farklı olmasında ibret vardır (Rum,22)

*Ayet: Bazı ayetler Muhkem bazıları da müteşabihtir (Ali imran,7)

*İnsanın ruh yapısı hür  aklı,karakteri, farklı kişilik yetenek ve becerileri

Duygusal mantıksal, araştırıcı kabullenici, sorgulayıcı ezberci, uzlaşıcı tepkici, heyecanlı temkinli, fedakar menfaatçi, derinliğine bakan yüzeysel gören, ırkçı muhafazakar demokrat liberal vb…

*Kıyamete kadar geçerli ve bütün insanlara hitap ettiğinden, Kuran ve Hadislerdeki bazı kapalı veya zengin ve derin anlamlar içeren çok yönlülük  farklı şekilde yorumlamalara yol açtı.

*Coğrafi kültürel ve sosyal sebepler

İslam coğrafyası fetihlerle genişledi, İslama giren farklı milletler kendi farklı kültürlerini de taşıdılar. Bu da dini farklı yorumlamalara yol açtı. Ata ruhuna saygı ağaca bez bağlama eski türklerden gelen bir anlayış.

Mekke Medine’de dini anlayış, Irak’ta ise kültürel ve sosyal hareketlilik yoğundu. Bu yüzden Irak’ta akla Medine’de ise nakle yönelik dini tutum ve gelişmeler oldu.

Dağlık bölgede yetişen köyde tarımla uğraşan insanla bir sahil kentinde yaşayan ya da Avrupa gören insanın hayata bakışı farklı oldu gibi…

Gelişen ve değişen toplum ihtiyaçları ve sorunları insanların düşüncelerini yaşam biçimlerini beklentilerini bakış açılıarını da etkiler. Peygamberimiz sonrası sade hayat Osman dönemindeki zenginleşme ile tüketime ve israfa yöneliş oldu. Buna karşı Zühd ve takvayı israfsız yaşamı savunan Ebu Zer gibi düşünenlerin oluşumu tasavvuf hayatına yönelik açılımı başlatmış oldu.(Yunanistan ABD protestoları)

*Siyasi sebepler

Peygamberimizin vefatından sonra Hz.Ebu Bekir 632-634 ve sonrasında Hz.Ömer dönemi 634-644 sorunsuz geçerken Hz.Osman zamanında 644-656 başlayan farklı görüşler Hz.Ali zamanında 656-661 en etkili dönemini yaşadı. Bazı kabileler Şehit edilen Hz.Osmanın katilinin hemen cezalandrırılmasında diretti. Hz.Ali kargaşa ortamında beklemeyi tercih etti. Emevi sülalesi Hz.Aliye karşı mücadele etti ve halifeliği aldılar. Hz.Ali taraftarı anlamına gelen Şia-Şii ve Alevi Bektaşi kavramları yerleşti.

*İtikadi sebepler

Emeviler devrinde Yunan Hent ve Fars kültürüne ait eserler arapçaya tercüme edildi. Müslüman olan farklı inançlardaki insanlar eski inançlarının etkisiyle görüş bildirmeye başladılar. Bu arada İslam karşıtı inanç sahipleri de özellikle Kurana ters ve batıl inançlar ve şüpheler üretmeye başladılar. Bunlara karşı akıl ve nakille inançları savunma ve ispatlama döemi başladı.

İslam düşüncesindeki yorumları birleştiren unsurlar

İslam kültürünü farklı anlamakla ortaya çıkan bütün ekoller Dinin temelleri olan İman esasları ve ibadetler konusunda aynı paydada – asgari müştereklerde buluşurlar.

Tevhid inancı – Allahın birliği eşi benzeri olmaması, Peygambere ihtiyaç bulunması, Kur’an’ın vazgeçilmez  temel referans olması, kıyamet mahşer mizan cennet cehennem gibi konularda müttefiktirler.

***DEĞERLENDİRME***

Ehl-i Sünnet denen HAK Mezhepler ne anlama gelir

1 Kur’an ve Hadislere dayandıkları için Sünnete uyan topluluklardır

2 Temel inanç ve ibadet konularında değil teferruat konularda farklılıklar ortaya çıkmıştır

3 İslam dininde DÜŞÜNCE ve FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜN olduğunun göstergesidir.

4 Farklı fert aile ve toplumlar için RAHMET ve KOLAYLIKLAR sağlamışlardır. Birinde çözülemeyen bir olay diğer mezhepte çözülerek sıkıntı ortadan kaldırılmıştır.

Örnek: Süt kardeşlerin evliliği hadislere göre yasaklanmıştır. Böyle bir aile ortaya çıkmış Hanefi bilginine göre evlilik batıl olmuştur. Şafilerde ise geçerli sayılmış aile devam etmiştir. Bii iki damla içilince Hanifelerde süt kardeşliği oluşurken Şafilerde üç kez doyumuna içmek gereklidir.

Örnek: Peygamberimiz namaz kılarken eşi Aişe yüzündeki sivilceyi alır. Peygamberimiz abdest alır. Hanefi, sıvı çıktığı için Şafi, eşi dokunduğu için abdest bozuldu der.

Müsademe-i efkar’dan barika-i hakikat doğar. Fikirler çarpışınca gerçek ışıkları doğar.

MEZHEPLERİN ÇIKIŞI GENİŞ BİLGİ İÇİN

http://hikmet.net/soru/4655/d-246-rt-mezhebin-meydana-gelmesindeki-hikmetler-nelerdir

2. İslam Düşüncesinde Siyasi-İtikadî Yorumlar 64

2.1. Haricîlik 64

1-Haricilik: Toplumdan dışa çıkanlar demektir. Siyasi etki ile ayeti yorumlayıp aykırı düşünerek radikal davranan isyancı savaşçı grup.

*Tahkim olayı-Hakem tayini: 657’de Muaviye Ali’ye halifelik tayini için hakem önerdi. Ali kabul edince kendi askerlerinden bir grup, bu, Kurana ters deyip karşı çıktı ve Ali’yi dinsizlikle suçladı. Onlara göre farzı terk eden haram işleyen dinsizdir.

2.2. Şia 65

Şia: Hz.Ali ve Ehl-i Beyt’e taraftar olan demektir. İranda ve çevre ülkelerde Irak ve Azerbaycanda yoğundur.İlk kez 689’de Hz.Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesiyle oluştu.

Şia’ya göre Peygamberden sonra halifelik seçimle değil verasetle Hz.Ali ve soyuna aittir.

Şia’da İmamet inancına göre İmamlar Ali soyundan gelir ve masum-günahsızdırlar.

İmama inanmak imanın şartıdır. Son İmam Murtaza tekrar adalet için gelecektir.

Şia’da Takiyye vardır, zor durumda inancını gizlemek. Ve Muta nikahı, anlaşmalı evlilik.

2.3. Mu’tezile 66

Mutezile: Ayrılanlar demektir. 720’lerde Büyük Tabiin Hasan Basrinin ilim meclisinden ayrılan Vasıl bin Ata ile oluşan inanç fırkası. Görüşleri:

-Allah zatı ve sıfatlarıyla aynıdır ayrılmaz.

-İnsan kendi fiillerinin yaratıcısıdır

-Büyük günah işleyen ne mümin ne de kafirdir, arada bir yerdedir

-Amelleri güzel olan cennete kötü olanlar cehenneme gidecektir

-Emri bil maruf nehyi anil münker yapmak farzdır

2.4. Maturidilik 67

Maturidilik: Ebu Mansur Maturidi Türktür (Türkistan Semerkant Maturid, öl:944) İtikadda mezhep imamı-Kelam ilmi bilgini

Hanefilerin akaidde mezhep imamıdır. İnanç konularını ayet hadis ve akıl çerçevesinde açıkladı.

Görüşleri:-İman kalple tasdiktir fakat mutlaka dille ikrar etmeli söylemelidir.

-Vahyi Peygamberi duymayan aklıyla Allahın varlığını bulabilir-İyi kötü, güzel çirkin, hayır şer akılla da anlaşılabilir fakat yapılıp yapılmaması yine de Allahın emriyle olur. Allah emrettiği veya yasakladığı için iyi veya kötü özelliğini alır-İnsan cüzi iradesiyle seçim yapar Allah da bu tercih istikametinde yaratır-İnandığını söyleyen mümindir ve günah işlemesi onu dinden çıkarmaz-Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez-Kafirler ibadetle değil imanla yükümlüdür-Peygamber sadece erkeklerden gönderilmiştir.

2.5. Eşarilik 69

Eşarilik: Ebul Hasan Ali bin İsmail el-Eşari (Basra, öl:916) Kelam bilgini

Şafilerin inançta mezhep imamıdır. Görüşleri Maturidiye benzer. Farklı yönleri: -İman kalp ile tasdikten ibarettir. -Akılla Allah bulunması zordur  Peygamberin uyarmasına ihtiyaç vardır. -Kadın Peygamber de olabilir. Hz.Meryem gibi -Allah ihsana kaldıramaycağı şeyi de emredebilir -Kafirler ibadetle de sorumludur, sorulacaktır.

3. İslam Düşüncesinde Amelî-Fıkhî Yorumlar 70

*Fıkıh, anlamak bellemek kavramak. Lehte aleyhte olan dini hükümleri bilmektir.

Namaz Oruç Hac Zekat kurban gibi ibadetleri, alışveriş, ticaret, evlilik, miras, borç keffaret, ceza, gibi hukuki ve idari konuları, ahlakı da içerir.

*Mezheplerin çıkışı, İslamın evrensel ve dinamik  son din oluşunun gereği ve doğal insan ihtiyaçlarının kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmelidir.

*Fıkıh mezhepleri, İslam bilginlerinin, yaygınlaşan kalabalıklaşan gelişen İslam toplumlarının yeni problemlerine ve sorularına Kuran ve hadislerden cevap bulma arayışından doğdu. Tutulan bliginlerin görüşleri ekolleşti mezhep oldu.

*Başlangıçta 4 değil belki 40 ekol vardı. Bu İslamdaki akla verilen önemi düşünce ve fikir özgürlüğünü gösterdiği gibi, farklı coğrafya ve kültürlere göre bir kolaylık ve Rahmet anlamına da gelmektedir.  Süt kardeşlerin evlenememesi, Kanla dokunmakla abdest bozulması örnekleri gibi

3.1. Hanefilik 70

Hanefilik: Numan bin Sabit – İmamı Azam Ebu Hanife (Küfe, öl:767)

Kuran Sünnet Sahabe ve İcmaı esas almış, akla önem vermiş, kıyas, iskihsan, örf ve teamül  metodlarıyla hükümler çıkarmıştır. En önemli eseri Fıkh-ı Ekber’dir.

Görüşümüzden daha iyisini bulan ona uysun demiştir.

Öğrencileri Yusuf, Muhammed ve Züfer de büyük  fıkıh imamlarıdır.

3.2. Malikilik 71

Malikilik: Malik bin Enes (Medine,öl:795)  En önemli eseri Muvatta

Maslahat-ı mürsele (kamu yararı) ilkesini ilk kullanan alimdir.

Kuran ve Sünnetten sonra en çok Medine icmaına önem verdi Kıyası da kullandı.

3.3. Şafiilik 71

Şafiilik: Muhammed bin İdris eş-Şafi (Gazze, öl:819)

Kuran Sünnet Sahabe icmaı ve kıyasa başvurarak akla dayanarak hüküm çıkardı. Kuran ve Sünnete ters bir şey görürseniz bana uymayın demiştir.

En önemli iki eseri el-Ümm ve er-Risale

3.4. Hanbelilik 72

Hanbelilik: Ahmed bin Hanbel (Bağdat,öl:854) En önemli eseri Müsned

Kuran ve Hadisi temel alır sadece Sahabe icmaına önem verir.

3.5. Caferilik 73

Caferilik: Cafer-i Sadık (Medine,öl:765) Hz.Ali soyundan 12 imamdan biridir.

Kuran Sünnet İcma ve akıl dört kaynağıdır.

Caferiler sadece Ehl-i Beyt’ten gelen hadisleri alırlar. Muta (anlaşmalı) nikahı, çıplak ayağa meshetmeyi, 5 vakit namazı üç vakitte kılmayı, Kerbela toprağından yapılan türbet-mühür denilen toprağa secde etmeyi uygularlar.

4. İslam Düşüncesindeki Yorumları Birleştiren Unsurlar 74

*****İSLAM İLİM DALLARI*****

TEFSİR: Kur’an’ın uzmanları (MÜFESSİR) tarafından, geniş bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasıdır.
Asırlar öncesinden son bir iki asırda ve günümüzde ortaya çıkan ve gelecekte çıkacak olan Bilimsel gerçekler ve teknik buluşlar da asırlar evvelinden tefsir kitaplarında belli oranda belirtilmiştir.
HADİS: Peygamberimizin söz ve davranışlarını inceleyen kitaplaştıran açıklayan ilim alanıdır. İlim adamlarına MUHADDİS denir
KELAM: Kur’an ve Hadis’lere dayanarak AKIL açısından Dinin inanç esaslarını inceleyen ilim alanıdır. İlim adamlarına MÜTEKELLİM denir
FIKIH: Kur’an ve Hadis temel alınarak İbadetlerin ve Hukuk konularının incelenmesidir. İlim adamlarına FAKİH denir.
TASAVVUF: Kur’an veHadislerden yola çıkarak Nefsin terbiyesi İbadet ve zikirle Allah’a yakınlaşma ve güzel ahlak sahibi KAMİL İNSAN olma yolunda disiplinler hazırlayan ilim alanı. İlim adamlarına MUTASAVVIF denir
SİYER-İSLAM TARİHİPeygamberimizin ve Sahabenin hayatını inceleyen İslamın doğuşu ve tarihi sürecini ihceleyen ilim alanı.

ÖĞRENME ALANI: AHLAK VE DEĞERLER

5.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE V: AİLE VE DİN

1. Aile Toplumun Temelidir. 80

AYET: “O sizi tek bir nefisten yarattı. Sonra ondan kendi eşini var etti…” Zümer/6

AYET: “Kaynaşmanız için size kendinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet oluşturması da onun varlığının delillerindendir…” Rûm/21

AYET: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.” Nisa/1

HADİS:  “Küçüklerimizi sevmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. ”Tirmizî, Birr, 15

HADİS: “Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz.” Tirmizi, Birr 33.”

Sevgi, saygı, gelenek ve görenek gibi değerler öncelikle ailede kazanılır. Aile; inançların,
ahlaki davranışların, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi değerlerin öğrenildiği yerdir. Aile kurumunun en önemli niteliği, sevgi odaklı bir ilişkiler dünyası olmasıdır. Bu yönüyle aile, bireyleri sevgi ve şefkatle toplumsal hayata hazırlayan bir okuldur.

Aile bireylerinin huzurlu bir ortamda iyi yetişmesi, toplum için de hayati önem taşır. Çünkü ailenin huzuru ve mutluluğu, toplumun huzur ve mutluluğu demektir.

Aile yapısının sağlıklı bir şekilde devam etmesi için aile bireylerinin davranışları çok
önemlidir. Öncelikle ailede huzur, mutluluk ve güven ortamının oluşması gerekir. Bu da ancak aile bireylerinin büyüklerine karşı saygı, küçüklerine karşı ise sevgiyle davrandıkları
bir ortamda gerçekleşir.

Hak ve sorumluluk bilincinin aile içinde gelişmesi, bu bilincin toplumda da yerleşmesini sağlar. Aileye önem veren dinimiz, bütün aile bireylerinin birbirlerine karşı olan hak ve sorumluluklarını yerine getirmelerini öğütlemiştir.

İnsan haklarına saygı, hak ve sorumluluk bilinci öncelikle ailede öğrenilir. Aileler, çocuklarına değerlere saygı göstermeyi öğretirlerse toplumda huzur ve güven egemen olur.

Anne ve babamız bizleri hiç karşılık beklemeden severler. Hastalandığımızda veya başımıza kötü bir şey geldiğinde bizden daha fazla üzülür ve acı çekerler. Bizi geleceğe hazırlamak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlar. Bizim elde edeceğimiz başarılar, bizden fazla onları sevindirir.

Aile hayatının mutlu bir şekilde devamı için bizler de bu ortamı bozacak davranışlardan kaçınmalıyız. Sevgi ve saygı ortamını zedeleyecek söz ve davranışlardan uzak durmalıyız.

Aile içinde zaman zaman birtakım anlaşmazlık ve huzursuzluklar olabilir. Bunları anlayışla karşılamalıyız. Anne, baba ve büyüklerimize kırıcı sözler söylememeliyiz.

ANNE BABAYA «öf!» bile deme

AYET: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek dua et.” İsra/23,24

HADİS: “Bir gün annesini Mekke’ye Hacca ırtında götürüp getiren biri geldi: Anneme hakkımı ödemiş oldum mu ya Rasulallah? dedi. Efendimiz: Seni karnında taşırken çektiği sıkıntıdan dolayı bir of demesinin bile hakkını ödemiş olmadın.

HADİS: Mağarada mahsur kalan üç kişinin duası ve kurtulması:

1-Haram ilişkiye girmeyen kişi

2-İşçisinin hakkını çoğaltan gelince veren kişi

3-Elinde süt Anne babasının uyanmasını sabaha kadar bekleyen kişi

2. Dinler Evliliğe Önem Verir 82

AYET: “Sizi bir tek candan yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini yaratan
odur…”A’râf/189

Evlilik, erkek ve kadının, hayatlarını paylaşmak üzere yaptıkları bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye nikâh denilir. Nikâh bir kadınla bir erkeği eş olarak birbirine bağlar ve doğacak çocuklara hukuki statü sağlar.

Evlilik, Hz. Âdem ile Hz. Havva’dan başlayarak günümüze kadar ailenin kurulmasında tek meşru yoldur.  Genel olarak bütün dinlerin, evliliğe önem verdikleri ve aileyi korudukları görülür.

Bütün dinler, insanların huzur içinde yaşamalarını ve sağlıklı nesiller yetiştirmelerini hedeflemiştir.

Yahudilikte evlilik, kutsal bir birliktelik olarak görülmekte ve buna son derece
önem verilmektedir. Yahudilikte evlenme, dinî bir hükümdür ve nikâh Sinagogda kıyılır. On emirde de yasak olan zina, evliliğe zarar verici davranışlar arasında yer alır. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 189

Hristiyanlıkta evlilik, Hz. İsa ve kilise birliğinin sembolü olarak görülmektedir. Hristiyanlara göre iki insan Tanrı huzurunda evlendiklerinde Tanrı’nın nazarında onların bir tek varlık oldukları kabul edilmektedir. Asife Ünal, Yahudilik Hristiyanlık ve İslam’da Evlilik, s. 19, 74 Evlilik, Hristiyanlarca dinî bir kurum sayılıp teşvik edilmiştir.Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 264

İslamda 5 ŞEY KRUMA ALTINA ALINMIŞTIR:

DİN, AKIL, NEFİS, NESİL, MAL

AYET: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”İsrâ/32

Kur’an’da evliliği teşvik eden, ailenin kurulmasını ve korunmasını öğütleyen birçok ayet vardır.

AYET: “…Aranızdaki evlilik çağına gelmiş olanları evlendirin…”Nûr/32

3. Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’den Aile ile İlgili Öğütler 83

3.1. Ailenin Kurulması ve Korunması ile İlgili Öğütler 84

AYET: ““…Aranızdaki evlilik çağına gelmiş olanları evlendirin. Evlenme imkânını bulamayanlar ise Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar…”Nûr suresi, 32,33

HADİS: “Nikâh sünnetimdir…” İbn Mâce, Nikâh, 8.

HADİS: “İçinizden gücü yeten evlensin. Çünkü iffeti ve namusu korumanın en etkili yolu evliliktir.”Müslim, Nikâh, 1.

HADİS: “Gençler! Ailesini geçindirebilecek olanlarınız hemen evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha fazla sakındırır. Nefsi daha fazla korur.”Buharî, Nikâh, 2; Savm, 10.

HADİS: “Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir.”

 EVLİLİKTE AMAÇ ve TERCİH:

AYET: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır..” Hucurat/13

HADİS: “Kadın dört şey için nikâhlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı  sen dindar olanını seç ki huzur bulasın.” Buhârî, nikâh 15; Müslim, radâ 53

İYİ GEÇİNMEK:

İslam dini ailede huzur ve mutluluğun hâkim olmasını ister. Kur’an’da ailede huzur ve mutluluğun eşler arasında iyi geçinmeye bağlı olduğu vurgulanmıştır.

AYET:  “… Eşlerinizle hoşça geçinin…” Nisa/19

HADİS:  “İnsanların en iyisi eşlerine karşı iyi davrananlardır…”Tirmizî, Radâ, 11

AİLE İÇİ SORUN: HAKEM- DANIŞMAN

Aile içerisinde çıkabilecek sorunların öncelikle aile içinde çözülmesi gerekir.

AYET:  “Eğer eşlerin aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden
bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”Nisâ/35

***DEĞERLENDİRME*** EŞLER ARASI İLETİŞİM İLKELERİ

1 Birbirini olduğu gibi, durum ve konumlarıyla kabul edebilmeleri.

2 Olumlu yönlerini; faydalı güzel huylarını ön plana çıkarmaları. Sürekli olumsuzluklar üzerine yoğunlaşmamaları. Konuyu medenice görüşmek için için çaba göstermeli.

3 Ortak noktalarda buluşmaya gayret göstermeli. Dini insani ahlaki sosyal bilimsel iş üretme sanat spor vb.yararlı konularda buluşabilmeli.

4 Özür dileme af etme ve olumsuzluğa daima olumlu cevap verme alışkanlığı kazanmalı.

Bütün çaba ve gayretlere rağmen eşlerin aile hayatını sürdürmeleri mümkün değilse dinde
kendilerine boşanma imkânı verilmiştir.

HADİS:  “Allah katında en sevimsiz helal, boşanmadır.”Ebu Davut, Talak, 3

3.2. Aile İçi İletişim ile ilgili Öğütler 85

HADİS: “Kişiye günah olarak sorumluluğunda olan aile fertlerini ihmal etmesi yeter.”
Ebu Davut, Zekât, 45.

ÖZELE HAYATA SAYGI

AYET: “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip izin alıp ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.. Eğer kapısını çaldığında evde hiç kimse yoksa size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size “geri dönün” denirse geri dönünüz. Böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaparsanız onu bilir. İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.” Nur/27,28

AYET: “… Evlere odalara girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size ayetleri böyle açıklar.” Nûr/61

AYET: “Çocuklarınız erginlik çağına girdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin istediği gibi onlar da izin istesinler.” Nur/59

HADİS: İzin istemek üç defadır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.” Buhârî, İsti’zân 13; Müslim, Edeb 33-37. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Edeb 127, 130; Tirmizî, İsti’zân 3; İbni Mâce, Edeb 17;

HADİS: “İzin istemek göz (ün evin ayıplarını görmemesi) için şart kılınmıştır.” Buhârî, İsti’zân 11; Müslim, Edeb 41. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 17

Ailede huzur mutluluk için,

sevgi saygı ve güven oluşmalı.

Bunun için de sağlıklı iletişim.

Sonra görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi

 ve yardımlaşma paylaşma gerekli.

Sorunların çözümünde de diyalog kurmak dinlemek,

Özür dilemek af etmek ve olumsuz davranışa bile olumlu davranmak,

Her zaman Allah rızası Peygamber sevgisi ile hareket belirlemek.

Kur’an-ı Kerim’de öncelikli olarak çocukların anne ve babalarına iyi davranmaları öğütlenmiştir. Onlara karşı kötü tutum ve davranışlar bir yana, kırıcı ifadeler bile yasaklanmıştır.

AYET: “Rabb’in, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine ‘öf!’ bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve de ki: ‘Rabb’im! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’ ”İsrâ/23, 24

HADİS: “Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne ve babanın öfkesindedir.”Tirmizî, Birr, 3.

HADİS: “Ana-babası, yanında ihtiyarladığı halde, rızalarını alamayıp Cenneti kazanamayana yazıklar olsun. Tirmizi

HADİS:  “Günahların en büyükleri; Allah’a ortak koşmak, anne babaya saygısızlık
ve yalancı şahitlik yapmaktır.”Buharî, Edeb, 1.

Aile içi etkili bir iletişimin en güzel yolu büyüklerin küçüklere sevgi, şefkat ve merhamet
göstermesidir. Küçükler ise büyüklerine daima saygılı ve itaatkâr davranmalıdır.

HADİS:  “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.”Buharî, Talak, 25

Anne baba görevi:

HADİS: “Çocuklarınıza hoşça davranın ve onları güzel terbiye edin.”İbn Mace, Edeb, 3

HADİS:  “Kimin küçük çocuğu varsa onun gibi çocuklaşsın.”Suyûti, Camiu’s-Sagir, C 2, s. 551.

Anne babalar için: UZMAN PEDAGOG ADEM GÜNEŞ
http://www.ademgunes.com/

3.3. Aile İçi Görev ve Sorumlulukla İlgili Öğütler 86

Öncelikle eşler birbirlerine iyi davranmalı, birbirlerinin haklarını gözetmelidir.

HADİS: “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlak yönünden en güzel olanlarıdır. En iyileri de eşlerinize karşı en iyi şekilde davrananlarıdır.” Ebu Davut, Sünnet, 16.

HADİS:  “İnsanların en iyisi eşlerine karşı iyi davrananlardır…” Tirmizî, Radâ, 11

AYET: “…Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır…”Bakara suresi, 228

Çocuklara örnek anne baba

AYET: “Ailene namaz kılmalarını emret, kendin de namaz kılmaya sabırla devam et…” Tâ-Hâ suresi, 132

Anne babanın da çocuklarına karşı birtakım görevleri vardır. Anne babalar ahlaki, insani ve dinî değerlerle çocuklarını donatmalı, toplum hayatına  hazırlamalı ve onların geleceğe güvenle bakmalarını sağlamalıdırlar. İhtiyaçlarını karşılamalıdır.

HADİS: “Allah rızasını gözeterek ailenin ihtiyacına harcadığın nafakadan, hatta yemek yerken eşine sunduğun lokmadan bile mükâfat göreceksin.”Müslim, Vasiyet, 5

Çocukların eğitim ve terbiyesinden anne ve baba sorumludur.

HADİS: “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir miras bırakmaz. ”Tirmizî, Birr, 33

Anne ve baba çocuklarının arasında ayrım gözetmemelidir. 

HADİS: “Allah’tan korkunuz ve çocuklarınız arasında adaletli olunuz.”Ebu Davut, Buyu, 83

Çocukların da anne ve babalarına karşı görevleri vardır.

AYET: “Biz insana anne babasına iyi davranmayı öğütledik…”Ahkâf/15

HADİS: “Günahların en büyükleri: Allah’a ortak koşmak, anne babaya saygısızlık ve yalancı şahitlik yapmaktır.”Buharî, Edeb .

ÇOCUĞUN ANNE BABA ÜZERİNDEKİ HAKLARI BAKINIZ

http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/8993/cocugun-anne-baba-uzerindeki-haklari-nelerdir.html

3.4. Hısım, Akraba ve Komşularla İlgili Öğütler 88

AYET:  “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.” İsrâ/26

AYET:  “…Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” Nisâ/1

HADİS: “Bir adam Peygamberimize gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Beni cennete götürecek bir davranış söyle!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Allah’a ibadet et, ona hiçbir şeyi ortak koşma. Namazı kıl, zekâtı ver ve akrabanı gözet!” buyurdu. Buharî, Zekât, 1.

HADİS: “Cebrail bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; Allah komşuyu
komşuya mirasçı kılacak zannettim.” Buharî, Edeb, 28.

 HADİS: “İyiliğin en mükemmeli bir adamın baba dostunu, hısım ve akrabalarını gözetmesidir.”Müslim, Birr, 11-13.

Kur’an’da hısım ve akrabaya yardım etmek

AYET: “… İyilik, o kimsenin yaptığıdır ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir…”Bakara/177

HADİS: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi akrabasını görüp gözetsin.”Buharî, Edeb, 85

KOMŞULUK, MİSAFİR

AYET:  “Allah’a ibadet edin… yakın ve uzak komşuya iyi davranın…”Nisâ/36

Peygamberimiz Hz. Muhammed de komşularına karşı duyarlı olmuş; onları ziyaret etmiş,
kendilerine nazik ve güler yüzlü davranarak aralarındaki bağı güçlendirmiştir. Onların bir ihtiyacı olduğunda hemen yardımlarına koşmuş, komşularını sevinçli ve üzüntülü anlarında yalnız bırakmamıştır.

HADİS: “Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşlarına en hayırlı olandır. Komşuların en hayırlısı da komşusuna en hayırlı olandır.”Tirmizî, Birr, 28

HADİS:  “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”Buharî, Nikah, 80, Edeb 31, 85; Müslim, İman, 74, 75

——————————————————————————–
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

2.DÖNEM 2.SINAV

KONULAR SORULAR

6.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÖĞRENME ALANI: DİN VE LAİKLİK

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Diyanet ve Din Görevlisi hakkında neler biliyorsunuz?

2-Cami bölümlerini ve görevlilerini tanıtınız?

3-Atatürk’le başlayan ilk TEFSİR HADİS HUTBE çalışması?

4-KUR’AN ve HADİSTE estetik ve sanatla ilgili ifadeler nelerdir?

5-EVREN ve İNSAN açısından sanat estetik örnekleri neler?

6-PEYGAMBERİMİZİN söz ve davranışlarından örnekler?

7-SÖZ DAVRANIŞ ve İŞTE Estetik ve Sanat nasıl olur?

8-İSLAM MEDENİYETİNDE Estetik ve Sanat alanları tanımları ve özellikleri nelerdir?

DERS SUNUM PLANI

1-DİYANET ve DİN GÖREVLİLERİ?
2-CAMİ İÇİ-DIŞI BÖLÜMLERİ?
3-TEFSİR MEAL HADİS HUTBE İLAHİYATçalışmaları?
4-Evrende sanat estetik?
5-İnsanda sanat estetik?
6-Kuranda sanat estetik?
7-PEYGAMBERİMİZ Sanat ve Estetik?
8-SÖZ DAVRANIŞ İŞ Sanat ve Estetik?
9-İSLAM SANAT DALLARI Özellikler tanımlar?

ÜNİTE VI: ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİ DİN HİZMETLERİ

1. Diyanet İşleri Başkanlığı 94

1.1. Kuruluşu 94

Din işleri, Osmanlı Devleti’nde Şeyhülislamlık makamı tarafından yürütülmekteydi. Bu kurumun yargı, eğitim, öğretim ve vakıflar gibi birçok alanda geniş yetki ve görevleri bulunuyordu. Tanzimat Fermanı ile başlayan yenileşme hareketleri, kurumun yeniden şekillenmesinde etkili olmuştur. Yetki alanı fetva işleri, medreselerdeki öğretim ve şeriye mahkemeleri ile sınırlandırılmıştır.

Daha sonra Şeyhülislamlık, 1920 yılında Ankara’da kurulan Birinci Meclis Hükûmeti’nde “Şeriye ve Evkâf Vekâleti” adıyla bakanlık olarak yer almıştır.

Cumhuriyetin ilanı ile 3 Mart 1924 tarihinde Halifelik ile birlikte Şeriye ve Evkâf  Vekâleti de kaldırıldı. Böylece halka din hizmetlerini sunan bir kurum kalmamış oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığının Yürüttüğü Kamu Hizmetleri

Fetva: Dinî konularla ilgili olarak çeşitli kişi ve kuruluşlarca yöneltilen soruların cevaplanması.

Tebliğ: Vaaz, hutbe, konferans, seminer, kurs ve panel gibi yollarla dinimizin anlatılması ve Müslümanların aydınlatılmasına yönelik faaliyetler.

İbadet ve Cami: İmamet, hitabet, ezan, ikâmet, mukabele, dinî gün ve gecelerde mevlit okunması ve özel program düzenlenmesi, cemaatin din konusunda aydınlatılması, isteyenlere Kur’an-ı Kerim ve ilmihâl bilgilerinin öğretilmesi yanında camilerin bakımı.

Eğitim: Eğitim merkezlerinde din görevlilerinin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim görmeleri.

Kur’an kurslarında Kur’an’ı yüzünden okuma ve ilmihâl bilgilerinin öğretilmesi yanında isteyenlere hafızlık yaptırılması.

Yayın: Toplumun din konusunda aydınlatılması hususunda yazılı, sesli ve görüntülü yayımların yapılması. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 9, s. 458

Diyanet İşleri Başk. yurt içinde il ve ilçe müftülükleri, Türk vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı ülkelerde ise müşavirlik ve ataşelikler şeklinde teşkilatlanmıştır.

Atatürk, “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, bir diğerini ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” “Hükûmet-i Cumhuriyetimizin bir Diyanet İşleri Riyaseti makamı vardır. Bu makama merbut müftü, hatip, imam gibi muvazzaf birçok memurlar bulunmaktadır. Bu vazifedâr zevatın ilimleri, faziletleri, derecesi malumdur…” Atatürkçülük, C III, s. 237

1.2. Din Görevlileri ve Cami 96

Din görevlisi toplumda bilgisi, güzel ahlakı, dürüstlüğü, güvenilirliği ile halkın
saygınlığını kazanmış biri olmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının en üst düzey görevlisi Diyanet İşleri başkanıdır. İlgili başkanlık bünyesinde hizmet veren başlıca din görevlileri ise müftü, vaiz, imam-hatip ve müezzindir.

Diyanet İşleri Başkanlığı
Başkan: Başbakanın teklifi ve cumhurbaşkanının onayı ile atanır. Teşkilatın
tüm çalışmalarını kanunlar çerçevesinde düzenleyen, yürüten ve denetleyen
kimsedir.

Müftü: Aslı Müfti, fetva veren demektir. Görevli oldukları il veya ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan ve din görevlilerinin idari işlerinden sorumlu, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı din görevlisidir.

Vaiz: Cami ve mescit gibi yerlerde VAAZ verir. Kur’an’dan, hadis, fıkıh ve ahlak kitaplarından örnekler veren, dinî konularda halkı aydınlatan din bilginidir. Genellikle cuma namazı, bayram namazları öncesi, ilçelerin pazarlarının kurulduğu günler ve kandil gecelerinde halka vaaz ederek onları dinî ve ahlaki konularda bilgilendirir. Bunun yanında cezaevleri ve tutukevlerinde bulunan mahkûm ve tutuklulara nasihat eder onları din konusunda aydınlatır.

Kur’an Kursu Hocaları: Diyanete bağlı Kur’an-ı Kerim kurslarında Kur’an okumayı ve dinib ilgileri öğretir Hafız yetiştirirlerz

İmam-Hatip. Hatip, hutbe okuyan hitap eden demektir. İmamlar vakit, cuma, cenaze ve teravih namazlarını kıldırırlar. Cuma namazı öncesinde ve bayram namazları sonrasında hutbe okurlar

Müezzin Kayyum Cami hizmetlerini yürütürler. (Kayyum yerine bakan demektir zamanla bu kelime kullanılmamış doğrudan müezzin denmiştir) Müezzinler namaza çağrı olan ezanı güzel okurlar. Namazların farzlarından önce kamet getirirler.

İmam ve Müezzinler ramazanlarda Hatim ve mukâbele okurlar. Dinî gün ve gecelerde uygulanmak üzere özel programlar hazırlar Mevlit okurlar. Cami içinde toplumu din konusunda aydınlatırlar. Yaz Kuran kursları düzenler, isteyen vatandaşlara Kur’an-ı Kerim öğretirler. Kendilerine görev verilmesi hâlinde cenaze yıkama ve defin işlerini de yürütürler. Ayrıca camilerin iç ve dış temizliğinden de sorumludurlar.

CAMİ İÇİ ve DIŞI MEKANLAR

Minare şerefe  Müezzinlerin minarede dolanarak ezan okudukları yerdir. Ses cihazları olduğu için eskiden olduğu gibi müezzinler şerefeye çıkmamaktadırlar. Şerefli bir anlam taşıyan “Şerefe” kelimesi zamanla içki içme kavramı olarak kullanımaya başlanmış!!!

Alem: Minarelerin uçlarındaki hilal kısmına denir. “A” harfi uzatılmadan okunur. Uzatılınca “Âlemlerin Rabbi” gibi anlam içerir. “Âdem Peygamberdir. Adem yokluk demektir” gibi.

Şadırvan; Cami avlusunda özellikle tarihi yapılarda kubbeli yapılan abdest alma yerleridir.

Musalla: Namaz kılınan yer anlamına gelir. Cenazenin konduğu taşa isim olmuştur.

Gasilhane: Gasil yıkama demektir. Gusül ile eş anlamlıdır. Gasilhane çoğu caminin müştemilatında bulunan cenaze yıkama yeridir.

Gassal: Kök harflerinden de anlaşılacağı gibi yıkamakla ilgilidir. Cenaze yıkayıcılarına verilen isimdir. İmamlar cenaze yıkamakla yükümlü değildir. Ama genelde yaparlar.

Teneşir: Cenazenin yıkandığı kimi yerde tahta kimi yerde beton masadır.

KÜRSÜ: Camiye girildiğinde sol ön köşede üç beş basamakla çıkılan cuma ve bayram namazlarında Vaiz ya da İmam tarafından vaaz edilen yüksekçe yere denir.

MİHRAB: Kur’an’da geçen bir kavramdır. Hz.Meryem’in mabedde bulunduğu köşe bu isimle anılmıştır. İmamların cemaate namaz kıldırmak için geçtiği caminin tam ön orta kısmında bulunan girinti ve çevresi süslü yazılarla donatılan mekandır.

MİNBER: Caminin sağ ön köşesinde 10-15 basamaklı yüksekçe yerdir. İmamlar Bayram ve Cuma namazlarında 7.basamakta durup 10-15 dakika kadar, gerekli duaları okur, halka hitapta bulunur, hutbe okur. Özlü olarak dini konularda aydınlatır.

MAHFİL: Hünkar mahfili kavramı vardır. Padişahlar cuma namazlarında arka kısımda bulunan bir oda büyüklüğündeki üst kata çıkarlardı. Bugün büyük tarihi camilerde müezzinler çıkmaktadır. Şimdiki camilerde özellikle teravihlerde kadınların çıktığı üs kata denmektedir.

2. Dinî Yayınlar 97

Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşunun ilk yıllarından itibaren dinî yayın faaliyetlerinde bulunmaktadır. Hurafe ve yanlış inançlardan korunmanın yolu, din konusunda aydınlanmak ve dinimiz hakkındaki bilgileri esas kaynaklardan öğrenmekle mümkündür.

DİYANET YAYINLARI İÇİN SİTELER
http://yayinsatis.diyanet.gov.tr/
http://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/Sayfalar/AnaSayfa.aspx

2.1. Türkçe Tefsir ve Meal Çalışmaları 98

Türkçe tefsir ve meal alanında, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte bazı çalışmalar yapılmıştır.

Atatürk, “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var, bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın” demiştir. Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, C 5, s.1950

21 Şubat 1925 tarihinde TBMM gündemine gelmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi görüşülürken eksik ve hatalı Kur’an çevirilerinin yayınlandığı, mevcut Türkçe tefsirlerin de yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Verilen bir önerge ile;
-Kur’an-ı Kerim’in çeviri ve tefsirinin uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından yapılması, -Gerekli görülen İslami eserlerin telif ve tercüme edilmesi, -İslamiyet aleyhine yapılan yabancı yayınlara karşılık verilmek üzere dinî yayınların yapılması istenmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı da tercüme görevini İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Âkif Ersoy’a, tefsirin yapılmasını Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verdi. Bir müddet tercüme işiyle ilgilenen Mehmet Âkif, daha sonra bu işten vazgeçtiğini ilgililere bildirdi. Bunun üzerine Diyanet işleri yetkilileri, bu görevi de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a teklif ettiler.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, 1926 yılından 1938’e kadar hem dinî ilimlerden hem de fen ve matematik bilimlerinden faydalanarak “Hak Dini Kur’an Dili” adındaki tefsiri hazırladı. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın, mealiyle birlikte 1935-1939 yılları arasında dokuz cilt olarak yayınlanan tefsiri, Türkçe yapılmış tefsirlerin en önemlilerinden biri kabul edilmektedir.

Konyalı Mehmet Vehbi Efendi tarafından 1923-1927 yılları arasında on beş cilt hâlinde yayımlanan “Hulasatü’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an” adlı eser, bu dönemde yazılan tefsirlerden biridir.

Bir diğer çalışma ise 1927 yılında İsmail Hakkı İzmirli tarafından kaleme alınan “Türkçe Kur’an-ı Kerim Tercümesi”dir. İki cilt olarak yazılan bu eser, 1932 yılında Latin harfleriyle yeniden yayımlanmıştır.

2.2. Türkçe Hadis Kitabı Çalışması 100

Atatürk, halkın İslam’ı daha iyi anlayabilmesi için sağlam bir hadis kaynağına ihtiyacı olduğunu görmüştü. Bu nedenle hadislerin Türkçeye tercüme görevini Babanzade Ahmet Naim Efendi’ye vermişti.

Ahmet Naim Efendi, Buharî’nin “el-Camiu’s-Sahih” adlı kitabının kısaltılmış şekli olan Zebidi’ye ait olan Tecrid-i Sarih’inin ilk üç cildini Türkçeye tercüme
etmiştir.

Ahmet Naim Efendi’nin vefatı üzerine eserin geri kalan tercümesi ise Kâmil Miras tarafından tamamlanmıştır. Eserin dördüncü cildinden on ikinci cildine kadar olan kısmını tercüme eden Kâmil Miras, gerekli gördüğü yerlere açıklamalar da eklemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığınca on iki cilt hâlinde, “Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adıyla 1932 yılında yayınlanan
bu eser; iman, ibadet, ahlak ve siyer gibi konularda eşşiz bir ilim hazinesidir.

3. Hutbelerin Türkçe Okunması 101

Hutbe, halka hitap etmek ve söz söylemektir. Terim anlamı ise cuma namazı ve bayram namazlarında minbere veya yüksekçe bir yere çıkıp Allah’ı anıp Peygambere salavat getirerek toplumun çeşitli konularda bilgilendirilmesidir.

Hutbe, dua ve öğüt olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Osmanlıda olduğu gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında da hutbenin hem dua kısmı hem de öğüt kısmı Arapça olarak okunmaktaydı. Atatürk de yaptığı konuşmalarda hutbelerin Türkçe okunmasının gerekliliği üzerinde durmaktaydı.

Atatürk’ün kendisi de 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir’in Zağnos Paşa Camii’nde Türkçe bir hutbe okuyarak bu konuda öncülük etmiştir.

21 Şubat 1925’te TBMM’de hutbelerin Türkçe okunması gündeme gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1926’da Türkçe hutbe kitabı hazırlatılır.

Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgi ve iyiliği üzerinize
olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’an-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir.

İnsanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilahî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak’tır.

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı.

Hazret-i Peygamberin mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.

Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır.

Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lazımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.

Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.” 07 Şubat 1923, Zağnos Paşa Camii, Balıkesir Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C 2, s. 9

İmam Hatip İlahiyat fakültesi açılması:  Atatürk,“Bence bir defa her Müslüman islami hükümleri bilmeye mecburdur, o hâlde okullarımızda islami hükümleri öğreteceğiz.” Atatürk ve Din Adamları, s. 19

Atatürk, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde hem medrese hem de modern
okullarda yapılan eğitim öğretimin ortaya çıkardığı olumsuzluklar nedeniyle Tevhid-i
Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) Kanunu’nu kabul ederek eğitimi tek çatı altında
toplamıştır. Böylece eğitim öğretim, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ve din öğretimi
de okullarda devletin resmî kurumlarında yapılmaya başlanmıştır.

3 Mart 1924 tarih ve 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. maddesinde “Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere darülfünunda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet (imamlık ve hatiplik) gibi hidemat-ı diniyenin (din hizmetlerinin) ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edilecektir (açılacaktır).” hükmü yer alır.

ÖĞRENME ALANI: DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYETLER

7.ÜNİTE ÖZET SUNUM

MEB, PDF ders kitaplarını yayınlayınca eklenecektir

ÜNİTE VII: İSLAM VE ESTETİK

1. Evrendeki Ölçü ve Ahenk 107

Ayet: “O Allah ki yarattığı her şeyi güzel yapmıştır” Secde/7 

Ayet:“O Allah ki her şeyi hem sanatlı hem de sapa- sağlam yapar” Neml/27

Ayet: Allah 7 kat semayı ahenk içinde yarattı. Yaratılışta uygun olmayan, göz tırmalayıcı bir şey göremezsin! Çevir gözünü bak bir bozukluk görebiliyor musun? Tekrar tekrar bak, gözün bundan aciz kalacak! Geri dönecek” Mülk/3-4

Ayet: “Güneş belirli yörüngede döner, bu Allah’ın takdiridir. Aya yörüngeler takdir ettik, o eğri bir hurma dalı gibi hilal olur döner. Güneş ve ay gece ve gündüz birbirini geçmez, yörüngelerde yüzerler” Yasin/38

Ayet: “Allah göğü yükseltti ve dengeyi koydu, sakın dengeyi bozmayın!” Rahman/7-8)

Ayet: “Gökyüzünü süsledik kandillerle donattık!” Saffat/6, Mülk/5

Ayetler: Cennet tasviri ayetler ayrıca okunmalıdır.

Evrendeki düzen matematiksel plan içinde kurulduğu gibi eşsiz bir sanat ve estetik de gözlenir. Merkezde güneş  yörüngelerde semazen gibi dönen gezegenler!

Birbirlerini cezb eder ve iterler çarpışmazlar mesafelerini korurlar. Atmosfer ışık atlası gibi; pamuk tuval üzerinde renkle lerin harmonisini sunar. Güneşin kızararak batışı mehtabın yakamozlarda yanışı, yağmur ve kar taneleri nice ruhlara ilham verir.  Sanki hilal, gök ağaçtan bir dal uzatır salkım olur, gök atlasta dünya ona asılı kalır,  yıldızlar ışık kuşanır. Dağlar mı denizler mi güzeller; mevsimler; ağaçlar ve çiçekler  kuşlar ve kelebekler!

Her varlıkta temel 8 özellik: Sanatlı, kıymetli, çok sayıda, kısa zamanda, çeşitli, zamanında, ihtiyaca göre, sürekli olurlar. Bu özellikler zıttır bir arada olamazlar. Zıtları buluşturan hem de sanat ve estetikle buluşturan Allah’tır.

2. İnsan ve Estetik 109

Ayet: Biz insanı Ahsen-i takvim’de (en güzel biçimde) yarattık!” Tin/4

Ayet:Allah sizi yarattı şekil verdi  ve şeklinizi sima larınızı en güzel yaptı” Mümin/64

Gök yüzü bir güzel! Yer yüzü bir başka güzel!  İnsan yüzü bambaşka güzel. Belli ki bir Güzel’den bütün bu güzeller!  Yüzünü nereye çevirir sen çevir her yerde hep O’nun Güzel yüzü! Bakara/115

İnsan Allah’a iman fıtratında doğar. Yaratılışta bütün güzel isimlerin sahibi O sonsuz Cemal’e duyulan aşk vardır. Kainat ve insanın yaratılışı İlahi Aşka bağlanır.

Mevlana’nın Ney’i nây edip inler hep O aşk için inler.

Allah c.c. meleklere bakar, kainata bakar, varlıklara bakar; insana bir başka bakar! İnsanlardan süzülmüş

Nebilere bambaşka bakar ve Nebiler Nebisi, Kainatın

Efendisi Hz.Muhammed’e Habibullah-Allahın sevgilisi olarak bakar.

Bu sebeple insan hiçbir sanat ve estetikle güzel ve gü zellikle doymaz. Doydum diyen güneş varken mum

ışığına tav olmuş demektir.

Bu inanç ve duyuş ile bakılırsa varlıktaki her sanat ve

estetik bakış, boyutlu anlam kazanır ebedileşir.

Peygamberimiz güzel bir dua öğretir: “Allahım yaratı lışımı güzel yaptığın gibi ahlakımı da güzel yap”

Güzellik emanettir Allah rızası yolunda kullanılmalıdır

İnsan,yüzünün Cemal sahibi Allaha en güzel bir AYNA olduğunu düşünmeli “Ne güzelim!” yerine “Ne güzel yaratmış!” demeli güzelliğini ebedileştirmelidir.

3. Kur’an ve Güzellik 110

Ayet: “Allah sözün en güzelini birbiriyle uyumlu ve bık madan tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rableri ne saygılı olanlar, bu kitabın etkisinden ürperir, gönül leri de bedenleri de Allahhın bu zikrine ısınır. Bu kitap hidayet rehberidir.” Zümer 23

Kur’an’ın kendisi başlı başına edebi sanat ve şiir sihri ni barındırır. Lafzı ve manasıyla eşsiz uslubü ve bela ğatıyla ruhlara giriverir. Çünkü O bir Kelam mucizesi dir. Bu yüz den okuma yazması olmayan Hz.Muham med’in dilin den ayetleri duyan kimi şairler, bu insan sözü olamaz de miş susmuş anında iman etmişlerdir. Müşrikler Kuranı gizlice dinlerdi, şiir üstadı Hz.Ömer ilk duyduğunda Müslüman olmuştu.

Kur’an, okuyana manasını anlayana ve onu yaşayana apayrı ruhani güzellikler yaşatır,haşirde şefaatçi olur.

* Kur’an’da estetik-güzellik örnekleri:

İfadesindeki güzellik. Nas süresi

— Doğadaki güzellik tasvirleri. Gökyüzü kandilleri, hilal

— İnsandaki güzellik tasvirleri.Embriyo, simalar, insanı ağaca benzetmesi.

— Cennetteki güzelliklerin tasviri. Özgürlük, görsellik, değişim, mekan, eşya, yiyecek, içecek, giyecek,  eş.

— İnsanlar arası ilişkilerdeki güzellikler

– Hz.Yusuf davranışları, kardeşleri  ve Züleyha

– Hz.Musa ve Hz.Şuayb kızları iletişim zerafeti

– Hz.Süleyman ve Belkıs iletişim zerafeti

4. Hz. Muhammed ve Güzellik 112

Ayet: “O sizin için en güzel örnektir!” Ahzab-21

Ayet: “Sen en yüce ahlak üzeresin!” Kalem/4

Hadis: “O’nun ahlakı Kur’an’ın ta kendisiydi”

Hadis: “Allah güzeldir, güzel ve iyi olanı sever. Temizdir temizliği sever. Öyleyse çevrenizi güzel tutun!”

Hadis: “Allah verdiği nimetlerin güzelliklerin kulun üze rinde görmek ister.”

Hadis: “Kim boş çorak araziyi canlandırırsa mükafatını Allah verir. İnsan ve hayvan buradan yararlandıkça sevap yazılır”

Hadis: “Bir Peygamberimizin huzuruna saçı sakalı karışmış bir adam gelmişti. Peygamber ona saçını başını düzeltip gelmesini istedi. Adam gelince: Böylesi daha iyi ve güzel değil mi? Dedi.

Hadis: “Peygamberimiz bir cenazede mezarın hatalı kazıldığını görünce düzeltilmesini istedi. Birisi bu ölüyü

Rahatsız eder mi diye sorunca Peygamberimiz: “Hayır! Bu sağ olanların gözüne güzel görünmesi içindir” dedi.

Peygamberimiz sade fakat daima temiz ve düzenli giyinir saçını başını temiz bakımlı tutardı. Günde 10’a yakın dişlerini fırçalar güzel kokmasını sağlardı.

Hadis: Peygamber namazda safları ok gibi düz yapardı

5. Yaşamda Güzellik 113                  

5.1. Sözde Güzellik 114

Ayet:”Kullarıma söyle sözün en güzelini söylesinler! Yoksa o düşman şeytan şeytan aralarını bozar”İsra/53

Ayet:”Ancak temiz güzel söz Allah’a yükselir, o sözü esas yükselten de güzel ameldir” Fatır/35

Ayet: “Güzel temiz söz kökü yerde dalları semada her zaman meyve veren ağaç gibidir. Kötü çirkin söz ise kopmuş köksüz meyvesiz ağaç gibidir.” İbrahim 24/25

Sözün güzelliği ve göğe yükselebilirliği, onun Allah için samimi içten söylenmiş olması, sözde kalmaması davra nışa dökülmesi ve insana yararlı olması ile ölçülür.

Ayet: Allah, Musa ve kardeşi Harun’u Firavuna tebliğ için gönderirken şöyle der: Ona yumuşak söz söyleyin, belki aklıyla ibret alır kalbiyle saygı duyar“ Taha/44 Ayet:Güzel söz inciten sadakadan hayırlıdır Bakara/263

Ayet:”Yürüyüşün doğal olsun sesini de yükseltme!” Lokman/19

Hadis: “Güzel söz, tebessüm etmek sadakadır, ya güzel söz söyle ya da sus!”

Hadis: Her işittiğini söylemek,insana yalan olarak yeter

5.2. Davranışta Güzellik 115

Ayet: “Neden Yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Bu Allah katında hiç hoş karşılanmaz!” Saf/2

Ayet: “Davranışlarınızda dürüst olun Allah doğru  olan ları sever” Bakara/195

Ayet: “Allah sadece O’na kulluk etmeyi ve anne babaya iyilik yapmayı emretti. Onlara “Öf” bile deme güzel söz söyle alçakgönüllü ol dua et! Akrabana yetime yoksula komşuya iyi davran!” İsra/23-24,Nisa/36

Ayet: “Alay etmeyin belki o daha hayırlıdır, kötü zanda bulunmayın, kusurunu araştırmayın yaymayın, birbirini zin gıybetini yapmayın!” Hucurat/11-12

Hadis: “ Gerçek Müslüman elinden ve dilinden insanla-rın güvende olduğu kimsedir”

Hadis: Doğru konuşun,  sözünüzü yerine getirin emane te hiyanetlik  yapmayın, insanlara kötü davranmayın!”

Hadis: “Münafık (inanmayan inanıyor görünen) Alame ti üçtür: Yalan konuşur, sözünden döner, emanete hiya netlik yapar” (Bunları yapan münafık olmaz münafıklık  alameti ve kiri taşır, temizlemelidir)

Hadis:İyiliğe iyilikle karşılık ver. Veremiyorsan iyiliği öv!

Hadis: Peygamberimiz misafir gelince özel giyinirdi.

Hadis: Peygamberimiz Cumaları  yıkanır koku sürerdi.

Hadis: Eve girmek için üç kez izin iste  yoksa geri dön!

Hadis: “Peygamberimiz yemekte önünden ye dedi”

Hadis: Dilini ve cinselliğini kötülükten koru cennete gir!

Hadis: “Şiddet uygulanan şey çirkinleşir. Onda hayır yoktur. Allah yumuşak huyluluğu sever.”

Peygamberimizin 23 yılda insanlığa, kıyamete kadar sürecek bir Medeniyet  takdim etmesinin temelinde ön ce kendisinin söz ve davranıştaki doğruluğudur. O dai-ma yaptığını istemiş istediğini önce kendi uygulamıştır. Medine’ye hicrette bir Yahudi bilgini onu gördü ve “Bu simada yalan olamaz!” dedi  ve Müslüman oldu.

5.3. İş ve Üründe Güzellik 117

Ayet: “Allah her şeyi hem sanatlı ham sağlam yapan-dır” Neml/27

Ayet: “İnsana çalıştığından başkası yoktur, her insan emeğinin karşılığını mutlaka görecektir” Necm/39-40

Ayet: “Öyle bir iş (proje) üretin ki onu Allah, Rasulü, inananlar (ve bütün insanlar) beğenecek! Ve mahşerde işleriniz karşınıza getirilecek!” Tevbe/109

Ayet: “Allah emanetleri ehil olana (işi yapabilene) ver-

menizi adaletle hükmetmenizi emreder” Nisa/58

Hadis: “Allah her şeyi güzel yaratmıştır siz de her yaptı ğınızı güzel yapın! Allah işini güzel yapanı sever”

Hadis: “Kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir!”

Allah adaletiyle hangi inançta olursa olsun çalışana veri

yor, dünyada kaliteli ürün sahibi ülkeler zengin oluyor.

6. İslam Medeniyetinde Estetik 118

Kur’an ve O’nu yaşayan Peygamberimizin yaşantısı asır lar boyu, Müslümanların yaşamını doğrudan şekillendirmiş ve İslam sanat ve estetiğinin izleri her alanda görülmüştür. İnanca dayalı değişik sanat dalı  gelişmiştir.

6.1. Mimari 119

— Kur’an aşk,ı onun en güzel şekillerde yazılmasını sağ lamış, güzel yazı sanatı hüsn-ü hat, süsleme sanatı   tez hib ve kitaplara yapılan iki boyutlu resim sanatı minya-tür  gelişmiştir.

— İbadetler mimarlık dalında farklı mimari yapıda ma betlerin yapılmasını sağlamış, süsleme sanatı tezyinat çinicilik gelişmiştir.

— İlme verilen değer medreselerdeki mimarinin

— Yoksula verilen değer aşevinin

— Hastaya verilen değer darüşşifa-hastanenin

— İnsana verilen değer yol köprü çeşme ve vakıfların

— Hayvanlara verilen değer kuş sarayları vakıfların

— Yolcuya verilen değer kervansarayların

— Temizliğe verilen değer hamamların yapılmasını sağ lamıştır,

Buradan anlaşılıyor ki Allaha imana dayalı sanat ve es tetik, insan ruhunu meşru yönde derinlemesine tatmin ederken, insan ihtiyaçlarına hizmete yönelik olmuştur.

Ahlaki olmayan sanat dalları gelişmemiş aşırı gösteriş ve israftan da kaçınılmıştır.

Mimar Sinan 400’e yakın eser bırakmış Çıraklık döne mi Şehzade başı camii, kalfalık Süleymaniye camii, usta lık Edirne Selimiye camii olarak görülmüştür.

Mimar Sinan (1489 – 1588) Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. 1511’de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Üç sene sonra mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ne katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan  Süleyman’ın Belgrad Seferi’nde yeniçeri olarak yer aldı. 1522’de Rodos Seferi’ne Atlı Sekban olarak katılıp 1526 Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına  (Bölük Komutanı) terfi ettirildi. 1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü’nde karşı sahile gitmek için Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatması ile büyük itibar kazandı. İran Seferi’nden dönüşte Yeniçeri Ocağı’nda itibarı yüksek olan hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538’te Hassa baş mimarı oldu.

Mimar Sinan’ın, mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar:
Halep’te Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir. Halep’teki Hüsreviye Külliyesi’nde, tek kubbeli cami tarzı ile bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekânlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nde renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir.

Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden oluşan külliyede cami diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.

Mimar Sinan’ın mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki Çıraklık dönemi eseri olarak kabul edilen İstanbul Şehzade Camii ve Külliyesi’dir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezî bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzade Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır.

Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camii (1575)’dir.

Mimar Sinan, mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı.

Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkânların yıkımını sağladı. İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı.

Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 364 eser vermiştir.

Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok
gibidir. 1588’de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi
yaptığı sade türbeye gömüldü.

6.2. Edebiyat 121

Edip Ahmet Yükneki-Atabetü’l-Hakayık, Yusuf Has Hacip-Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut-Diva n-ı Lügat’it-Türk, Hoca Ahmet  Yesevi-Divan-ı Hikmet, Yunus Emre-Divan, Mevlana Mesnevi. Hacı Bektaş Veli,Hacı Bayram Veli, Süleyman Çelebi, Pir Sultan Abdal, Fuzuli, Nabi vb.

6.3. Musikî 123

Ayet: Kuranı tane tane oku!” Müzzemmil/4

Hadis: “Kuranı seslerinizle güzelleştirin Güzel ses kura nın güzelliğini arttırır!”

Hadis: Her şeyin bir süsü var.  Kuranın süsü güzel sestir

Tecvit:Kuranın kurallarına uygun güzel sesli ve nağmeli okunması ilmi.

Kıraat, Tilavet: Kur’an’ın güzel şekilde okunmasıdır.

Ezan, sala: Saba hicaz uşşak segah vb makamlarda oku nur Süleyman Çebeli’nin Vesiletü’n-Necat- Mevlidi, Ta-savvuf musikisinde Naatlar kasideler gazeller ilahiler bes telenip okunmuş, Mevlevilikte sema Alevilikte se-mah yer almıştır.  Bestekarlar, Dede Efendi, Hacı Arif Bey, Sadullah Ağa.

6.4. Hat, Tezhip, Ebru ve Minyatür 124

Hüsnü hat: Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatına “hüsnü hat” denir. Atalarımız İslam’a ve İslami değerlere her zaman önem vermişlerdir. Kur’an ayetlerini, Peygamberimizin bazı hadislerini nakış nakış işlemişler, hat sanatının en güzel örneklerini verecek şekilde yazmışlardır.

Hattat: Güzel yazı yazanlara denir. Şeyh Hamdullah (öl. 1520) ve Hafız Osman (öl. 1668) meşhur hattatlarımızdandır.

Minyatür: Sulu boya ve altın yaldız kullanılarak kâğıt ya da deri üzerine ince fırçalar yardımıyla resimyapma sanatına minyatür denir. Bu sanat daha çok el yazması eserlerin süslenmesinde kullanılmıştır. Nigâri (öl. 1572), Levni (öl. 1732) tanınmış minyatür sanatçılarımızdan ikisidir.

Tezhip; altın yaldız ve boya ile yapılan bir tür kitap süsleme sanatıdır. Çizilen motif ve desenler altın tozu ve doğal boyalar kullanılarak renklendirilir.El yazması kitaplar, levhalar ve bazı hat yazılarının çevrelerinde tezhip sanatı sıklıkla uygulanmıştır.

Tezyinat: Yapılarda duvarlarda kapı ve pencere çevrelerinde yapılan bir süsleme sanatıdır.

Ebru: Özel karışımlı su üzerine damlatılan ve şekil kazandırılan boyalı yüzeye kağıt kapatılarak elde edilen şekil yapma sanatıdır.

Çinicilik, ağaç oymacılığı, el işlemeleri vb…

*****İSLAM SANATININ TEMEL ÖZELLİKLERİ*****

1 Tevhid inancına dayanır.

Hıristiyanlıkta Tanrı anlayışı bedenleştirildiği somutlaştırıldığı için, kilise kubbe ve duvarları Meryem Ana İsa heykel ikon ve resimleriyle donatılmıştır.

2 Ahlaki tutum gösterilir. Nefis ve zevk amaçlı değildir.Çıplak heykel ve resimler yapılmamıştır.

3 Toplumsallaştırılır. Belli kesimin duygusal tatmini için değildir.

4 Gösteriş ve israftan kaçınılmıştır

5 Her alanda her kesim için insan ihtiyaçları gözetilmiştir

— İbadet ihtiyacı için mescid mabedler tekkeler
— İlim ihtiyacı için medreseler kütüphaneler
— Bilimsel araştırmalar için rasathaneler külliyeler
— Yolcular için kervansaraylar
— Açlar için imarethaneler aş evleri
— Kirliler için hamamlar
— Hastaya verilen değer darüşşifalar şifahaneler
— İnsana verilen değer yol köprü çeşme ve vakıflar
— Hayvanlara verilen değer kuş sarayları vakıflar

——————————————————————————–
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

11 . Sınıflar proje MEZHEPLER   

Adı Soyadı:      Sınıf:        No:

PERFORMANS KONUSU: İSLAM DÜŞÜNCESİ – İTİKADİ SİYASİ VE AMELİ –FIKHİ MEZHEPLER
AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?
KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?

(Bu sayfa düzenlenecek dosya kapak sayfası olacak)
1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.
1- Fırka Mezhep Tarikat kavramlarını açıklayınız.
2-Mezhepler kaça ayrılır tanımlarını yapın örnekleyin mezhep isimlerini yazın
3-Mezheplerin ortaya çıkış sebeplerini maddeleştirerek örneklerle açıklayın
(a-Kuran ve Hadis zenginliği, b-İnsanın çok yönlü yapısı, c-İtikadi, d-coğrafi, e-kültürel, f-siyasi, g-sosyal sebepler)
4-Mezheplerin birden fazla oluşunın anlamı ve sağladığı fayda ve kolaylıklar nelerdir. Örneklerle açıklayın!.
5-Haricilik nedir. Tarihi süreçte çıkış sebepleri nelerdir. Hangi olayla çıkmışlardır. İnanç ilke ve düşünceleri nelerdir?
6-Şia-Şiilik nedir. Tarihi süreçte oluşumunu çıkış sebepleri nelerdir? Temel inanç düşünce ve ilkeleri nelerdir?
(Özellikle İmamet, Hilafet, Veraset, Mehdi, Takiyye, Mut’a kavramlarını açıklayınız)
7-Mutezile nedir? Tarihi süreçte çıkış sebepleri nelerdir. Hangi olayla çıkmışlardır. İnanç ilke ve düşünceleri nelerdir?
8-Maturidilik nedir? Eşarilik nedir? Temel inançlarını maddeleştirerek belirleyin. Aralarındaki ortak ve farklı yönlerini yazın.
9-Yukarıdaki mezheplerden hangilerinin hangi inanç ve düşüncelerini Kur’an ve Hadisler açısından eleştirmek mümkündür. Örnekleyiniz.
10-Günümüzde İslam Düşüncesini çağa göre geliştirebilmek ve Evrensel planda en sağlıklı ve zengin değerleriyle insanlığa tanıtabilmek için nasıl hareket edilmelidir?

11.Sınıflar proje İSLAM SANAT ESTETİK

AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?
KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?

1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.
1-Kur’an’ın uslup ve anlatımındaki estetik ve sanat. Plan ölçü ahenk ve güzellik
a-Kelime ve sözcüklerindeki edebi sanat estetik güzellik
b-Anlatımında ifade güzelliğindeki sanat ve estetik
c-Teşbih mecaz tasvir gibi edebi sanatlara dair ayet örnekleri
1- Kur’an’ın “Sanat ve Güzellik” kavramına yaklaşımları. Genel tanımlamaları. Örnek ayetler.
2-Kur’an’da geçen Allah’ın 99 isimlerinden, Sanat Estetik Sağlamlık ve Güzellikle ilgili olanları ve açıklamaları
3-Kur’an’da sanat estetik güzellik ve lezzet yönleriyle anlatılan Cennet. Ayet örnekleri.
4- Evrendeki estetik ve sanat. Plan ölçü ahenk ve güzellik
a-Uzay ve Gökyüzü olayları ile ilgili ayetler
b-Doğa ağaçlar bitkiler çiçekler ve çevre ile ilgili ayetler
c-Hayvanlarla ilgili ayetler
5- İnsandaki estetik ve sanat. Plan ölçü ahenk ve güzellik
a-İnsanın yüzü ve organları ile ilgili ayetler
b-İnsanın duyguları ile ilgili ayetler
c-İnsanın düşünceleri ile ilgili ayetler
d-İnsanın davranışlarıyla ilgili ayetler
6-Peygamberimizin hadislerinde anlatılan estetik ve sanat. Plan ölçü ahenk ve güzellik
a-Peygamberimizin Sanat estetik ve güzelliğin anlamını değerini anlatan hadisler
b-Doğa ile ilgili olan hadisler
c-İnsanla ilgili olan hadisler
d-Çevre ve yapılarla ilgili olan hadisler
7-Ayet ve hadisler
a-Duygu ve düşüncede sanat estetik ve güzellikle ilgili ayet ve hadisler
b-Davranışlarda sanat estetik ve güzellikle ilgili ayet ve hadisler
c-Sözde sanat estetik ve güzellikle ilgili ayet ve hadisler
d-İş ürün ve eserlerde sanat estetik ve güzellikle ilgili ayet ve hadisler
8-İslam tarihinde ve Medeniyetinde sanat estetik ve güzellik
a-İslam dininde Avrupa anlayışından farklı olarak Sanat ve Estetik konusuna bakış ve özellikleri
b-Mimari alanda Sanat ve Estetik . Mimar Sinan. Hayatı önemli eserleri, özellikleri
c-Sanat dalları: Hüsn-ü Hat, Minyatür, Tezhib, Tezyinat, Ebru

***DİNİ KONULARDA DÖRT SİTE ADRESİ***

http://hikmet.net/
http://www.sorularlaislamiyet.com/
https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.U7dOFJR_s6w
http://www.ahmetsahin.org/default.asp

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s