10cepders

10.SINIF ÜNİTELERİ SESLİ ANLATIM









10.SINIF ÜNİTELERİ SLAYT ENSTÜRÜMANTAL

1.DÖNEM 1.SINAV

ÖĞRENME ALANI : İNANÇ

1. ÜNİTE : ALLAH İNANCI

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI
1-Allah var diyen bunu nasıl kanıtlar?

2-Tanrı yok diyen bunu nasıl kanıtlar?

3-Allah’ın var olduğunu gösteren kanıtlar belirleyin?

4-Allah’ın her an varedip yönetmesini nasıl anlamalı?

5-Allah ile bağlantı-yakınlaşma yolları nelerdir?

6-Dua ne anlama gelir. Koşulları nedir. Kabul edilmedi denir mi?

7-Günah tekrarı tövbeye engel midir,riski nedir?

8-Allah’ın Zatî ve Subûtî sıfatları ve anlamları?

9-Melekleri isimleri ve görevleriyle yazınız?

10-Kutsal kitaplar Peygamber ve Din?

11-Peygamberlerin 5 sıfatı ve anlamları?

12-“Kader mahkumuyum”, “Kader yoktur” sözlerine nasıl cevap verirsiniz?

13-Kıyamet sonrası yaşanacak olaylar nelerdir.                                    

DERS SUNUM PLANI

1-Allah’ın varlığının birliğinin görünmemesinin delilleri.

2-Allah yaratmış insana bırakmıştır karışmaz konusu

3-Allah ile bağlantı noktaları İbadet Dua Tövbe Tefekkür kuran okuma İyilikler

4-Allah’ın Zati Subuti sıfatları

5-Melekler özellikleri isimleri

6-Kutsal kitaplar Peygamberi Din

7-Peygamber sıfatları

8-Kader irade tanım kanıt uyum

9-Diriliş Ahiret Kanıtları -Olayları                                                             

1. Allah’ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri  

Evrendeki düzene bakarak Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini anlayabiliriz.
Evrendeki her şey belirli bir ölçüye göre yaratılmıştır ve her olay neden sonuç ilişkisi içinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle de evrende mükemmel bir düzen vardır.

Güneş, Ay, yıldızlar ve gezegenler milyonlarca yıldır belirli bir hızla ve bir düzen içinde kendi yörüngelerinde hareket etmektedir. Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz; Güneş’in etrafında dönmesiyle de mevsimler meydana gelmektedir.

Ay, Dünya’ya yaklaşık 384 000 km uzaklıktadır. Şayet Ay, Dünya’ya bu mesafeden daha yakın olsaydı “gelgit” olayları daha etkili olurdu. Bu nedenle de deniz suları çevreye ve canlılara zarar verirdi.

Evrende bütün cisimler, birbirini belirli bir kuvvetle çeker. Cismin kütlesi ne kadar büyük olursa çekim kuvveti de o kadar büyük olur. Cisimler arasındaki uzaklık arttıkça çekim kuvveti, aralarındaki uzaklığın karesiyle orantılı olarak azalır. Eğer gök cisimleri arasındaki itme ve çekme kuvveti olmasaydı bunlar yörüngelerinden çıkıp uzayda kaybolurdu. Bu da evrendeki düzenin bozulmasına yol açardı.

Tabiatta da harika bir düzen ve uyum vardır. Her mevsim doğada ayrı bir güzelliğin var olduğunu görürüz. Dağlar, denizler, ormanlar, nehirler, göller, çiçekler, bitkiler, hayvanlar bir bütün oluşturmakta ve insanoğlu bu eşsiz güzelliğe hayran kalmaktadır. Acaba bütün bu güzellikler nasıl oluşmuştur? Üzerinde yaşadığımız Dünya, Güneş, Ay, gezegenler ve yıldızlar kendiliğinden mi meydana gelmiştir?

Evrendeki mükemmel düzenin tesadüfen meydana gelmemiş Evrende hiçbir şey rastgele ve kendiliğinden var olmamaktadır. Evimizdeki masa, sandalye, buzdolabı, televizyon ve bilgisayar gibi eşyaları bile yapan biri vardır. O hâlde uçsuz bucaksız evreni ve evrendeki eşsiz düzeni de var eden biri olmalıdır. O da canlı ve cansız tüm varlıkları yoktan yaratan Yüce Allah’tır. Bununla ilgili olarak kutsal kitabımız Kur’an’da yer alan ayetlerden biri şöyledir:

AYET: “O; geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. ”Enbiyâ/33

AYET: “Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) o koydu.” Rahmân/7

AYET: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” Kamer/49
3 ayetinde ise kâinattaki her şeyin ölçülü olduğu belirtilir.olması mümkün müdür?

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde insanın dikkatini evrendeki düzene çekmektedir. Böylece o, kendi varlığını ve birliğini insanlara kavratmayı amaçlamaktadır. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

AYET: “O ki birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın
yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” Mülk/3

Müslüman bilginler, Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ile ilgili çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir.

İmkân delili: Sonradan var olan her şey mümkündür. Bunların varlığı zorunlu değildir. Yani sonradan yaratılan varlıklar olabilirdi veya olmayabilirdi. Öyleyse sonradan meydana gelen her şeyin yaratılması yönünde tercih kullanan ve varlığı zorunlu olan biri olmalıdır. O da Yüce Allah’tır.

Hudus delili: Evrendeki canlı ve cansız tüm varlıklar sonradan var olmuştur. Sonradan meydana gelen her şeyin bir var edicisi olması gerekir. O da Allah’tır.

Nizam delili: Evrende mükemmel bir düzen ve uyum vardır. Bu durum kendiliğinden ya da tesadüfen meydana gelmemiştir. Bu eşsiz düzeni sağlayan yüce bir yaratıcı olmalıdır. O da sonsuz güç ve ilim sahibi olan Allah’tır.

Birden çok tanrı olsaydı evrendeki düzen bozulurdu

AYET: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti…”

***DEĞERLENDİRME***

ALLAH’IN VARLIĞI NEDEN İNKAR EDİLEMEZ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zal8r#user_search=1


ALLAH NEDEN GÖRÜNMEZ BİR ŞEYE BENZEMEZ    

izle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zm36i#user_search=1


DİRİLİŞİN VARLIĞI NEDEN İNKAR EDİLEMEZ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zm65f#user_search=1


ATEİZM DERNEĞİ hakkında öğrenci soruları üzerine

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1s7e02#user_search=1


HAWKING TANRI VAR DEDİ

İzle >> http://www.dailymotion.com/video/x1zahtl#user_search=1

Soru 1: Var olan mı kolay kanıtlanır yok olan mı? Var olan nasıl kanıtlanır? Ya yok olan?

Var olanın kanıtlanması çok kolaydır, delil varsa VAR OLAN var olduğundan dolayıdır.
Var olmayanın delilinden, delilsiz var olandan söz edilemez.
Bir elma cinsinin yer yüzünde var olduğunu iddia eden insan bunu kanıtlamak için ne yapmalıdır?
Bir tek elmayı göstermekle yeryüzünde elma cinsinin bulunduğunu kanıtlamış olur.
Yok olduğunu savunan ise bütün yer yüzünü hatta uzaydaki mekanları tek tek karış karış dolaştırıp bir tek elma ağacının bile bulunmadığını göstermek mecburiyetindedir. Ya da bütün elma ağacçlarını tek tek ortadan kaldırması yok etmesi gerekir. Yani yok diyenin işi zordur ispatı imkansızdır.
Allah var diyen için dört somut temel kanıt vardır: Kur’an Peygamber Evren İnsan (ve insan vicdanı)
Bir var oluşun mümkün veya muhal-imkansız oluşu basitçe dile getirilir.
Bir şey hem var hem yok olamaz. Sen varsın ben varım varlık var. Var eden neden olmasın ki!
Tabiat tesadüf ve kendi kendini oluşun muhal-imkansız olduğu ortaya konarak da Var olan anlatılmış olur.

Soru 2: Allah’ın varlığını nasıl kanıtlarsınız?

A) GÖZLEM AÇISINDAN

KAİNAT ve İNSAN gözlemlenir, matematik denge plan düzen anlamlılık gözlemlenir. Kur’an okunur incelenir.

B) AKIL MANTIK AÇISINDAN

Soyut düşünce akıl ve mantık yürütme ile yaratıcının varlığı belirlenir.
Var olanın kanıtlanması olayı ele alınır
İki var diyenin yüz yok diyenden anlamlı olduğu üzerinde durulur
Bir köy muhtarsız olmaz dizeleri ele alınır
Nizam intizam delili Sebep sonuç münasebeti sebeplerin sonsuza kadar gidemeyeceği konusu ele alınır
Sanat delili üzernide durulur

C) KALP VİCDAN DUYGU AÇISINDAN

İnsanın ruhsal yapısı manevi ihtiyaçları vicdan derinliğindeki doymayan arzuları ebed duygusu irdelenir

D) BELGE İLİM AÇISINDAN

Kur’an ve Peygamberler inkar edilemez belgeler sunar. Bilimsel gelişmeler bulgular özellikle Higgs bozonu hep fizik ötesi varlığı işaret etmektedir.

Soru 3: Allah’ın Bir olduğunu nasıl kanıtlarsınız?

Yüce Allah bir ayette Allah’tan başka tanrılar olsaydı, yer ve göğün düzeninin bozulup dağılacağını belirtmiştir.(Enbiya suresi, 22) Başka bir ayette ise birden fazla tanrının olmasının mantık açısından mümkün olmadığı şöyle ifade edilmiştir “…Onunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Eğer olsaydı, her biri yarattığına hükmeder ve biri diğerine üstünlük kurmaya kalkardı.” (Müminûn suresi, 91)
Birden fazla ilahın olması durumunda yerde gökte düzenin bozulacağı ayeti incelenir
Yönetim bir ele verilince idarenin kolay olacağı anlatılır
100 askerin yönetimini 1 komutana vermek on askerin komutasını iki-üç komutana vermekten kolay sonuç verir
Yer yüzünde cam parçacıklarında su damlacıklarında parıldayan ışıkları bir tek güneşe vermezsek her bir ışığı cam parçasını su damlasını başlı başına güneş kabul etmek zorunda kalırız olayı anlatılır

ALLAH’IN BİRLİĞİ (Ehad-Vahdaniyet)

1- Allah’tan başka ilahlar olsaydı, yerde ve gökte denge ve düzen bozulur, her şey altüst olurdu.
İki ilah olsaydı ikisinin istediği aynı anda gerçekleşmezdi. Birinin dediği olunca; sözü geçen üstün diğeri aciz duruma düşerdi. Tarih boyu tanrıları insanlar uydurmuştur. İnsanlar, kendi ihtiyaçlarına, menfaatlerine, duygu ve düşüncelerine göre, farklı gö revler verdikleri tanrılar üretmişlerdir. Yunan mitolojisindeki gibi…
Hz.İsa’nın Tanrı Oğlu olarak nitelendirilmesinin sebebi,babasız dünyaya gelmesi, bebekken konuşması ve mucizeleridir.

2- Bütün varlıklarda görülen ortak işleyiş, birlik ve benzerlik bir yaratıcıya bağlı olduklarını gösterir.
Evrende aynı doğma, büyüme, beslenme, üreme, ölme, çekme-itme, fotosentez gibi evrensel kurallar geçerlidir.
Bütün varlıkların benzer özellikleri taşıması, bir tek yaratıcının mühürleri olduklarını gösterir.

3- Var etme ve yönetmeyi bir ele vermede kolaylık vardır. Bir işe çok el karışsa karıştırır.
Asker örneği: Yüz askerin yönetilmesini bir askere ver-mek, on askerin yönetilmesini iki subaya vermekten daha kolaydır.
Güneş örneği: Yeryüzündeki cam parçalarında ve su damlalarında yansıyan parıltıları bir tek güneşe vermezsek, her bir cam parçasını ve su damlasını başlı başına birer güneş kabul etmek zorunda kalırız.
Bunun gibi, bütün varlıkları bir tek Allah’a vermezsek, her bir varlığı başlı başına birer ilah kabul etmek zorunda kalırız. Bir Ya ratıcıyı inkar eden, aslında binlerce yaratıcı kabul etmiş olmaktadır.

ALLAHIN VARLIĞI İNANCA GİRİŞ

1 BİR ŞEY YA VARDIR YA YOKTUR HEM VAR HEM YOK OLAMAZ.

Yokluğunun hiçbir kanıtı yokken varlığına dair onca kanıt gösterilirken yok üzerinde durmak akıl dışıdır. Ya da kibirle inadın ifadesidir.

Var demek ne kaybettirir ne kazandırır. Yok demek ne kazandırır ne kaybettirir. Buyrun akıl mantık ve vicdan terazisinde tartın sonuç çıkarın.

2 VAR OLANIN KANITLANMASI KOLAY YOK OLANIN KANITLANMASI İMKANSIZDIR

Yeryüzünde bir elma cinsinin var olduğunu iddia eden bir kimse bir elma göstermekle bunu kanıtlayabilir. Olmadığını iddia edenin ise yeryüzündeki bütün elma ağaçları- nı ve elmaları yok etmesi ve yeryüzünü karış karış olaştırıp hiçbir yerde bir tek elmanın bile bulun madığını göstermesi gerekir.
Allah var diyen de Allahın varlığını gösteren 5 ana kanıt Kapıını göstermesiy eterlidir: Kur’an Evren İnsan Peygamberler ve vicdan. Olmadığını savunan ise bu 5 ana kanıtı ortadan kaldırması ve bütün evreni dolaştırıp bir yaratıcının bulunmadığını göstermesi gerekir.

3 İKİ ‘VAR’ DİYEN 1000 YOK DİYENDER ÜSTÜNDÜR

Var diyenler var olan üzerinde ittifak eder varlığını pekiştirirler. Yok diyenler ise ittifak edecekleri bir varlık olmadığından yok üzerine pekiştirme olamaz

4 ALLAHIN VARLIĞINA DOĞRU BAKIŞ ÖRNEKLERİ

Tablo örneği: Muhteşem renkleri ve şekilleriyle, dünyaca ünlü dev duvar tablosu düşünün. Köşesinde taranlık ağaç gövdesi var. Kafamızı o ağaca dayarsak diğer güzel yönleri göremeyiz. Tabloya da objektif bakmalıyız.
100 kapılı aray örneği: 99 kapısı açık bir kapısı kapalı sarayın kapalı kapıının önünde durup ön yargıyla bu saraya grilmez denilemez. Allahın varlığını gösteren sayıız kanıt vardır.
Harita öneği: Tek şehire odaklanırsak bulunduğumuz yerden oraya nasıl ulaşacağımızı anlayamayız. Geniş açıdan incelenmelidir.
Film ve Kitap örneği: Birkaç karesine bakarak bir film birkaç sayfasına bakarak bir kitap hakkında kesin yargıya varılmaz.

5 ÜÇ İMKANSIZ VAR OLMA YOLU:

Varlık-insan tesadüfen oldu: Eczahanede ilaçların mg ölçülerle devrilip karışıver
mesi ilaç oluvermesi. Matbaa harflerinin kitap yazması, piyano tuşlarının beste yapması gibi.
Varlık-insan kendi kendine oldu: Yukarıdaki örnekler gibi. Fizik yasasına göre hiç bir varlık kendi kendine vardan yok yoktan var olamaz. Mutlaka bir etki güç gerekir.
Varlığı-insanı tabiat kanunları yaptı: Kanun kitabı hakim olmadan işe yaramaz. Cansız ilimsiz soyut kanunlar maddeyi var edip yönetemez, kanun koyucu gerek.

6 ALLAH’IN VAR ve BİR OLDUĞUNA İNANMADA KOLAYLIK VE HUZUR VARDIR

Bir olan Allah’ı yok sayanlar aslında sayısız ilah kabul etme durumunda kalırlar. Ya doğa ya tabiat kanunları ya tesadüf ya da kendi kendine diyerek her varlık adeta tanrılaştırılır.
Güneş örneği. Yeryüzündeki su damlacıklarında ve cam parçalarında yanıyan parıldayan ışıltıları bir tek güneşe vermezsek her bir su damlasını ve cam parçasını başlı başına bir güneş kabul etmek zorunda kalırız

7 VARLIK VE İNSAN ANCAK ALLAHA VERİLİRSE ANLAM VE DEĞER KAZANIR YOKSA ANLAMSIZ BASİT VE HİÇ OLUR

İnsan aciz >> sınırsız düşmanları var! İnsan fakir >> hadsiz ihtiyaçları var!
İnsan basit >> mükemmelleşme istidadı yeteneği var!
İnsan fani >> onu bakileştirecek Baki bir Sultanı var!
Bir mikroba yenik düşen dünyaya bir bezle gelen İnsan Sahibine bağlanmakla et yığını hücre torbası gübre fabrikası ve solucan yemi olmaktan çıkıp birden sonsuz bir anlam ve değer kazanıveriyor. Tıpkı basit taşın Mikelanja verilmesi ile müstesna heykele, sıradan bez parçasının Picasso fırçasıyla şahesere dönüşmesi gibi. İnsan lailahe illallah ile Allaha bağlanıverir, cam parçası iken elmasa dönüşür, damla iken derya hiç iken her şey ve köle iken kainata sultan oluverir.
Öldü gitti mi? Hayır ebedileşiverir, cennete kuruluverir, Allah ile buluşuverir

ALLAHIN VARLIĞININ KANITLARI

1 ALLAHIN VARLIĞINI GÖSTEREN KANTILAR

-KURAN -EVREN -İNSAN -PEYGAMBERLER-VİCDAN
Her birinde onlar kapı yüzler pencere binler kanıt vardır

1 İLK SEBEP KANITI: YOKTAN VAR EDEN-HAREKET VEREN-DÜZEN KOYAN

Onradan olan her varlığın bir var edicisi var. Yoktan bir şey kendi kendine var ve yok olamaz. Fizik yasası olarak her cisim ancak bir dış etki ile hareket edebilir.
Sebepler zincirleme sonsuza gidemez, bir yerde durmak zorundadır.
Tren vagonları gücü kendinden çekilmeyen bir lokomotifte durmak zorundadır.
Bütün anneler gider Adem Havvada biter, Onları topraktan yaratan Allahtır.
Bir köy muhtarsız olmaz
Bir iğne ustasız olmaz
Bir harf katipsiz olmaz
Bir kanun hakimsiz olmaz
Bir resim ressamsız olmaz
Bir sanat sanatkarsız olmaz
Şu dünya sahipsiz olmaz; Sahibi Allah

2 SANAT KANITI: HER VARLIKTA 6 TEMEL ÖZELLİK GÖRÜLÜR

1-Her şey çok sanatlıdır
2-Her şey çok kıymetlidir
3-Her şey çok sayıdadır
4-Her şey kısa zamanda yapılmaktadır
5-Her şey çeşitli yapılmaktadır
6-Her şey sürekli yapılmaktadır
Maddeler arasındaki çelişki nedir? Bir şey çok sayıda kısa zamanda çeşitli v e sürekli yapılıyorsa çok sanatlı ve kıymetli olmaz. Bu, ancak Allah’a verilince olabilir.

3 SİMA MÜHÜRLERİ KANITI

Her varlığın yüzü

Ruh varlığının özü

Yaratıcya ayna

Rahman’ın mühür izi

Uzaydaki cisimlerin hareketlerini, yeryüzündeki hayvanları bitkileri elementleri özellikle insanları incelediğimizde benzer yönleriyle BİR KUDRET elinin benzer aynı sanatları olduğu anlaşılır. Farklı özelliklerini gen haritalarını incelediğimizde de hepsinin birbirinden farklı özelliklere sahip olduğu belirlenir. Kar tanelerinin su molekülleri ve modelleri açısından asla birbirine benzemedikleri belirlenmiştir. Çıplak gözle bile yaprakların aynı tür canlıların birbirinin aynısı olmadığı gözlenir. Bu sonsuz İLİM SAHİBİ bir varlığın kanıtıdır.

Hz.Adem’den bugüne ve kıyamete kadar gelecek bütün insanların yüzleri gen harikatalır birbirinden farklı olduğuna olacağına göre; her doğan çocuğun yüzünü diğerlerinden farklı yapabilmek için gelmiş gelecek bütün insanların yüz modellerini bir anda bilip görebilecek karıştırmadan ayırd edebilecek SONSUZ BİR İLİM ve KUDRET sahibi bir Yaratıcının olması gereklidir.

O Vahiddir. Vahdaniyetiyle her varlığı BİRBİRİNE BENZER yapması ayrı bir MUCİZE, MÜHÜR VE KANITTIR.

O Ehaddir. Ehadiyetiyle her varlığı BİRBİRİNE BENZEMEZ yapması ayrı bir MUCİZE, MÜHÜR VE KANITTIR.

4 KURAN  EN SOMUT KANIT BELGESİDİR

5 PEYGAMBER EN SOMUT KANIT BELGESİDİR

Kuran ya Allah sözüdür ya da insan! Bir insan böylesi asırlara bakacak, evrensel değerleri taşıyacak, milyonların vazgeçilmezi olacak bir kitabı yazmış olabilir mi? (Hıristiyan dünyasında yeterince anlatılmamasına rağmen Kur’an kendini okutmuş hayran bırakmış çok kişi Müslüman olmuştur.)
Hele okuma yazması olmadan hiç bir ilim tahsil etmeden, o asrın okumuşlarını şairlerini sustura bilir mi, siz de yazın diye meydan okuyabilir mi? Geçmiş ve geleceğe ait bilgileri bilebilir mi ve bu asırda anlaşılabilen bilimsel gerçekleri dile getirebilir mi? (Bir Japon bilim ada mı Kuranda embri-yo aşamalarını okuyunca, bu insan sözü olamaz deyip Müslüman olmuştu. Ayrıca kuranda pek çok ayet ve özellikle Mucizeler bilim adamlarına bilimsel alternatif proje modelleri sunmaktadır.)

Yoksa O bir filimdeki gibi zaman makinesi mi yapmıştı, yapmıştı da mağarada saklamıştı. O yüz-den mi mağaraya gidiyor gizlice geçmiş gelecek yolculukları yapıp gördüklerini kitaba yazıyordu?
Geçmişin kitabı yazılsa da detay bilinemez. Yusuf süresini okuyanlar bunu göreceklerdir. Ya gele-ceğin kitabı nasıl yazılır? Rum süresinde Rumların İranlıları 9 yıl sonra yeneceği ilan edildi aynen
Oldu. Ayet firavunun cesedini koruyacağız dedi mumyasız bozulmadan bulundu (British museum)
O’nu inceleyenler hayatında şaka da olsa doğru olmayan bir söz bulamadı. Kuran Ona, insanlığa örnek en güzel ahlak örneği dedi. Güzel ahlakın tamamı sadece doğru insanda bulunabilirdi. Düşmanları bile doğruluğunu tescilledi.
Bugünkü Tevrat ve İncilde yüzden fazla yerde Peygamberimize dair işaretler vardır.
Bütün Peygamberler Tevhid-Allah’ın birliği ve Ahiretin varlığı üzerinde durmuşlardır. Hayatların-da bir tek yalanı olmayan insanlığın kutsadığı bu şahsiyetlerin tamamı ebedi alemin varlığı konusunu ittifakla ilan etti. Bu kadar doğru büyük zat yalan üzerinde ittifak etmiş olabilirler mi?

6 VİCDAN KANITI:

Vicdan asla yalan söylemez, Rabbim diye inler söylenir.
Bir berber arkadaş anlattı. Hocam dedi ateist bir arkadaşım var. Bir gün traş olurken jilet yüzünü kesti. Anında “Allah!” deyip tepki verdi. Sen dedim, hani inanmıyordun? Kem küm etti geçiştirdi.
Fıtrat yalan söylemez. Her doğan İnanç üzerine doğar. Ruhun derinliklerindeki o ilk ruhların yaratılışında söylenen “Sen bizim Rabbimiz-sin” kabulü hep vardır. Vardır çünkü onun üzerine de sorgu yapılacak. Sen Rabbini kabul etmedin mi söz vermedin mi denecek. Yaratıcı bin bir yolla vicdanı sızlatır, uzayda canlı var mı diye sinyal gönderirler, ilahi alemden vicdana farklı şekillerde uyarılar gelir. İnkar ile tamamen vicdanını köreltmeyen zulümlerle mühürlettirmeyen her insan bunu hisseder.Özellikle başında dert olan ve yalnız kalan insan.
Allah demek Peygambere de iman demektir, Kur’an’a da iman demektir, öldükten sonra dirilişe de iman demektir. Yani güneş varsa tezahürü yansıması ışığı olur. Allah var Nebisi olur, kitabı olur, ebedi alemi olur. Vicdan da bunları böylece onaylar; küllenmemişse sönmemişse mühürlenmemişse…

VAR OLMAYANDAN YOK OLMAYAN’A – YOK OLANDAN VAR OLAN’A

İnsan var olan bir varlık mıdır yok olan bir varlık mı?

Şu anda insan var. Hep var mıydı sonradan mı oldu. Sonradan oldu. O zaman insan YOK BİR VARLIK. Aynı sorgulamayı evren-madde için de yapabilir aynı sonuca ulaşabiliriz.

İkincisi: Yok varlıklar YOK bir varlıktan mı oldular VAR BİR VARLIK’TAN mı var oldular.

Hangi seçenek zihin ve vicdan açısından makul ve bilimsel verilerle örtüşür?

***ALLAHIN BİRLİĞİ

1 Ayet “Allahtan başka ilahlar olsaydı yerde gökte düzen bozulurdu” Enbiya/22
2 Varlıktaki aynı yapılar, tek düzen ve işleyiş tek planlayıcıyı düzen koyucuyu gösterir.
3 Bir ele verilen yönetimler daha kolay olur.
100 askerin komutasını bir subaya vermek 10 askerin yönetimini iki komutana vermekten daha kolaydır.
Yeryüzündeki su damlacıklarında cam parçalarında parıldayan ışıkları bir tek güneşe vermezsek her bir cam ı ve suyu başlı başına bir ışık kaynağı-güneş kabul etmek zorunda kalırız. Tek Allahı kabul etmeyenler binler tanrı çıkarmış olur

***ALLAHIN GÖRÜNMEMESİ BENZEMEMESİ

1 Bu dünya ve bu gözler Allahı görmeye uygun değil. Maddeyi ve ışık türlerini bile tam göremiyoruz. Kızıl mor ötesi ışın türleri.
Musa Peygamber Allahım seni göreyim dedi. Şu dağa bak yerinde durursa görebilirsin dedi Allah ve nurundan bir tecelli ile dağ parçalandı, Peygamber bayıldı. Demek ki su göz onu görebilecek bir alet burası da görme yeri değil.

2 Fiziki olarak görmek için göz ışık ve cisim gerekir. Uzayda ışık var, çarpacağı cisim olmazsa yansıma olmaz karanlık görünür. Allah bir ışık veya cisim değil ki gözle görülebilsin.

3 Sanatkar sanatı cinsinden değildir. Bir masayı yapan usta tahta demir vs değil. Binayı yapan da taş tuğla çimento değil. Evreni yapan Yaratıcı evren türünden atom değil, insan türünden hücre değil; bu yüzden görünmesi mümkün değil.

4 İmtihan sırrından dolayı Allah kendini göstermiyor. Bir gören mecburi inanacak, Ebu Bekirle Ebu Cehil Firavun ile Musa ayrılamayacak. Sınav kağıdının yanında cevap anahtarını dağıtma gibi. Çalanla çalışan karışacak.

5 Allahı görememek anlayamamak O’nu en iyi görmek ve anlamaktır.

6 Allah akla gelen her şeyden başkadır. Bu yaklaşımlar insan ruhunu rahatlatır.

7 Peygamberimizin dediği gibi biz cennette iken Allahın güzelliğini göreceğiz ve
Bir saati 1000 yıllık dünya lezzetlerinden üstün olan cennet hayatını unutacağız.
Dünyadaki güzelliklerle güzelliğini göstermek istercesine icraatı asıl O’na bir delil ve kitap gönderen kim var ki!

“Allahı kim yarattı?” diye sormak baştan Allah kabul etmemeye hazır olmak anlamı na gelir. Çünkü var edilen ilah olamaz var eden olur. Var edilen doğa olur insan olur. Kim yarattı diyerek yaratılmış bir varlığı Allah yerine koyma girişimi söz konusu.Sanki Allah devreden çıkarılınca bütün mesele hallolacak. Bir Tanrı gidecek binler tanrı gelecek.

Tren Vagonları örneği yeterli. En son vagon öndekine bağlı o öndekine o öndekine. Bunlar sonsuza gidemez. Çekilmeye muhtaç olmayan gücü kendinden bir lokomotifte durmak zorunludur. Bunun gibi binler zincirleme tanrı düşünülse sonunda durulacak ve esas tanrı O olacak; diğerleri çöpe. Böyle kafayı yemektense huzur bulmalı insan; ben bile evrende bir tekim ve eşsizim. O neden olmasın!

CESAMETİ BÜYÜK VARLIKLAR KORKUTUCU OLUR
GÖKLERE BAKANLAR NASIL DA HUZUR BULUR
ALLAH EKBER ALLAH AZÎM DER HAŞYET SOLUR
MİNİCİK KALPLER ANCAK O’NUNLA HUZUR BULUR

2. Allah Her Şeyi Yaratan, Yaşatan ve Gözetendir

1-Ayetlerde Allah’ın her şeyi düzen içinde yarattığı ve bunu sürekli yaptığı anlatılır.

AYET: “Yaratmaya başlayan, sonra onu tekrarlayıp sürdüren O’dur, ki bu, O’nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O’nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

AYET: “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.” Rahman/29

AYET: “Göğü, biz kurduk;  onu genişletip durmaktayız.” Zariyat/47

AYET: “Göğü de yükseltti ve dengeyi koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” Rahman/7-8

2-Evren ve varlıklardaki bilinçli tasarımın programın, bütünlük içinde ölçülü ve uyumlu işleyişin, bozulmadan sürekli devam etmesi, her varlık ve cismin amaca uygun hareket etmesi, Allah’ın sürekli gözeten olduğunu gösterir.

3-Canlıların tüm yaşam gereksinimlerinin besinlerinin zamanında ve en uygun şekillerde yetiştirilmesi de devamlı rızık veren merhamet sahibini gösterir.

4-İnsan yaratılıp bırakılmamış, Peygamberler ve ilahi kitdaplar gönderilmiştir. Kıyamete kadar insanlar Allah’a DUA ve ibadetle yönelirken, Allah’ın kullarıyla ilgilenmemesi düşünülemez.

5-Allah’ın sınırsız isimleri her an sınırsızca tecelli eder. Allah kainatı ve insanı yarattı bıraktı şeklindeki düşünce Allah’a sınırlama  getirmektir.

Bu açıdan DEİZM sapık bir inançtır. Peygamber Kutsal Kitap Din kabul etmezler. Tanrı bir şeye karışmaz derler.

___________________________

AYET: “ Allah her şeyi yaratandır. Ve o birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.” Rad/16

AYET: “O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır… Her şeyi o yaratmıştır…” En’âm/101

AYET: “Bir şey yaratmak istediği zaman, onun yaptığı ‘Ol!’ demekten ibarettir. Hemen oluverir.” Yâsîn/82

AYET: “… Allah’ın her şeye gücü yeter.” Ahzâb/27

AYET: “(O öyle lütufkâr) Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı, izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. Düzenli seyreden Güneş’i ve Ay’ı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız…” İbrahim/32-34

ALLAH YARATIP BIRAKMAMIŞTIR  KONTROL ALTINDA GÖZETİM YÖNETİM SÜRMEKTEDİR

Avrupa felsefesinde bir görüştür bu. Deistler de böyle düşünür. Tanrı yaratır bırakır çekilir, insan yapar her şeyi derler. Kur’an bunu reddeder.

“Eli ile tepsiyi havada tutan bir adam, bir müddet sonra elini tepsiden çekse, tepsi havada kalır.” demek ne kadar deli saçması bir fikir ise, “Allah mahlukatı yarattıktan sonra kendi haline bıraktı” fikri de o denli deli saçması bir fikirdir.

konuyla ilgili izle >> http://www.youtube.com/watch?v=MAKzh9P7H04

AYET:  “… Benim Rabb’im her şeyi gözetendir.” Hûd/57

AYET: “… Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözleyicidir.” Nisâ/1

AYET: “O, her an yaratma halindedir.” Rahman/29

AYET: “O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir.” Enam/59

AYET: “Biz, insana şah damarından daha yakınız.” Kaf/16

AYET: “Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir.” İsra/25

AYET: Allah’ın, alnından tutup kontrol ve idare etmediği hiç bir canlı yoktur” Hud/56

***DEĞERLENDİRME***

ALLAH HER AN TÜM VARLIKTA TASARRUF SAHİBİDİR

1 HER ŞEYİ2 HER AN… 3 YOKTAN…

4 EN UYGUN ŞEKLİYLE… 5 “OL” DEMESİYLE VAR EDER…

6 VARLIĞI KESİNTİSİZ YÖNETİR…

7 GÖRÜYORUZ HER VARLIĞIN… 8 HER İHTİYACINI…

9 ZAMANINDA… 10 SÜREKLİ KARŞILIYOR…

ÖLÜME KADAR GÜNAHLARDAN DÖNME-TÖVBE FIRSATI TANIR

SONRA AF EDER GÜNAHLARI SİLMEKLE KALMAZ İYİLİĞE ÇEVİRİR

BİR KÖTÜLÜĞE BİR GÜNAH YAZARKEN

BİR İYİLİĞE ONLAR YÜZLER BİNLER SEVAP YAZAR

(İNSANIN YAPTIKLARI HER AN KAYIT ALTINA NİYE ALINIYOR?)

DUALARI HER AN KABUL EDER

(BİZİ ŞU AN YÖNETMİYORSA KİME NİÇİN DUA EDİYORUZ?)

ÖLÜM SONRASI – KIYAMET SONRASI

SONSUZ CENNET HAZIRLAR.

3. İnsanın Allah’la İletişimi

İnsan, iletişim kurmaya ihtiyacı vardır. Kısa dünya hayatında insanlarla iletişime muhtaç olduğu gibi sonsuz hayatı adına Yaratıcısı ile yakınlaşmaya daha çok muhtaçtır. Çünkü insanların servetlerin yetersiz kaldığı fiziki veya duygusal durumlarımız vardır. İnsan Yüce Allah’la çeşitli şekillerde iletişim kurabilmektedir. Dua, ibadet, tövbe etmek, Kur’an okumak, tefekkür etmek, insanlara hizmet etmek bunlardan bazılarıdır.

HADİS: “Kiyamet günü Allah:

—“Ey ademoglu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin!” deyince:
-“Rabbim, Sen Rabbulalemin iken ben seni nasil ziyaret ederim?” Rab diyecek:
“Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, onu ziyaret etmedin. Eğer etseydin, yanında beni bulacaktın!”
—“Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim beni doyurmadın?”
-“Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki alemlerin Rabbisin?” Rab Teala diyecek:
“Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın.  Ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım.”
—“Ey Ademoğlu! Ben senden su istedim vermedin!” Kul diyecek:                                                                                                 -“Rabbim, ben sana nasil su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!”
“Bir kulum senden su istedi. Sen ona su vermedin. Ona su vermiş olsaydın, bunu benim yanımda bulacaktın!” Muslim, Birr 43

HADİS: “Allah’ı insanlara sevdirin ki, Allah da sizi sevsin”(Suyutî, el-Camiu’s-Sağîr,1/251; Kenzu’l-Ummal, 15/1186; Fevzu’l-kadir, 3/371)

3.1. Dua

AYET: “Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” Bakara/186

AYET: “O (Allah) daima diridir; ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O hâlde dinde ihlaslı ve samimi kişiler olarak ona dua edin. Her türlü övgü, âlemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur.” Mü’min/65

İnsan deprem sel yangın gibi felaketler, hastalıklar, farklı sebeplerle acı ve mutsuzluklar yaşayabilir. Haramlara günahlara girebilir pişmanlıklar duyabilir. Böyle durumlarda Allah’a sığınmaya, dua etmeye ihtiyaç duyar, yardımını umar, sabır dilenir.

İnsan en yakınlarıyla paylaşamadıklarını; kalbinde duygularla, dudağında dualarla bazen gözünde yaşlarıyla Yaradanı ile paylaşabilir.

Çünkü O’nun şah damarından daha yakın olduğunu, her davranışını gördüğünü, sesini işittiğini, içinden geçenleri bildiğini ve insan gücünü aşan konularda ona yardım edebileceğini bilir.

***DEĞERLENDİRME***

DUANIN FARKLI ZAMANLARI BOYUTLARI VE RENKLERİ

1 Felaket hastalık dert ve sıkıntılardan kurtulmaya yönelik dualar

2 Sınav müsabaka iş evlilik vb. girişimlerde başarılı olmaya hayırlı sonuca yönelik dualar

3 Şeytan vesvesesine Günahlara kötü ahlaka düşmemeye düştüyse kurtulmaya yönelik dualar

4 Sağlık gençlik güzellik yetenek başarılar zenginlik makam şöhret vb durumların baştan çıkarmamasına yönelik dualar

5 Dua kitaplarında listelenen; namazlardan sonra, oruçta, yemekten sonra, yatarken, uyanınca, tuvalete girerken çıkarken, yolda, korkunca, yağmur isteyince yeni elbise giyince vb. durumlarda okunan dualar.

Özel iki durumda yapılan dua:

6 Kendi dertlerini unutup çevresindekiler milleti ve insanlık için hüzünle iki büklüm yapılan dua.

7 Varlıktan geçip ; “Sadece Sen Senin Cemalin senin Rızan Aşkın ve Vuslatın” diyerek hüzünle dört büklüm yapılan dua.

DUADA ÜÇ ÖNEMLİ KOŞUL

1 Gaflet ve gösterişten uzak son derece içten yürekten kalp coşkusuyla yapılması

2 Suçlamadan sitemsiz kırılmadan israrla aynı içtenlikle o eşikte devam edilmesi

3 Sadece sözle değil fiilî (eylem) olarak da iki boyutlu dua edilmesi. Başarılı olmada sadece duanın yeterli olmaması derse çalışmanın da gerekli olması gibi;  şifa için duanın ötesinde doktora gidilmesi, felaketlere karşı önlem alınması gibi… günahsızlık halininin davranışlarda da gösterilmesi. İbadetlerle iyiliklerle perçinlenmesi.

DUA EDİYORUM KABUL OLMUYOR DENİRSE

Allah her duayı duyar, cevap verir. Fakat kabul etmek, kabul edileni vermek, O’nun iradesine Hikmetine bağlıdır.

Öncelikle kabul edilmedi şikayeti edebe sığmaz. Allah onca nimetleri mükemmel şekilde karşılıksız peşin vermiştir. İnsan bunların karşılığını nasıl ödeyecektir. Bunu da ver bunu niye vermiyorsun yaklaşımı anlamlı olmaz.

Allah dualarımızı duyar cevap verir kabul eder fakat istediğimizi hakkımızda en hayırlı olacak zamanda ve şekilde verir.

Ya hemen verir ya ileri bir dönemde verir.

Ya istediğimizi aynen verir ya da farklı biçimde verir.

Ya da hiç vermez sonsuz ödüle dönüştürerek ahirette verebilir.

İnsan ister, elinden geleni yapar sonuca tevekkülle sabrederse Allah ondan memnun kalır. O’nun rızası yanında elde edeceğimiz her dünyalık da çok basit ve sönük kalır.

3.2. İbadet

İbadet  esnasında Yüce Allah ile insan arasında hiçbir aracı yoktur. Kişi ibadet ederken bütün benliği ile Allah’a yönelir ve onunla doğrudan iletişim kurar. Huşu içinde namaz kılan bir kimse kendisini Allah’ın huzurunda hisseder. Kendinden vazgeçer. Yalnızca yüce yaratıcısını düşünür. Tüm dikkatini namaza verir. Secdedeyken Yüce Allah’ın huzurunda sevgi ve saygıyla eğildiğinin bilincinde olur.

AYET: “Siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım…” Bakara/152
AYET: “Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” Bakara suresi,43                                                                                                                                           AYET: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.Bakara/21

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)* bir hadisinde şöyle buyurmuştur: ”Kulun Rabb’ine en yakın olduğu an, secdede olduğu andır…” Müslim/215

***DEĞERLENDİRME***

Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yoktur.

1 Muhtaç olan ihtiyaç duyan Yaratıcı olamaz. Muhtaç olan insandır.Bir doktor ahsatısan ilaç yazdığında senin ne ihtiyacın var bana reçete yazıyorsun demek anlamsızdır.

2 İnsan aciz zayıf fakir ve sınırsız ihtiyaçları olan varlıktır. Ruhunun duygularının da ibadete ihtiyacı vardır.

3 İbadetle Allah’a yakınlaşan insan özellik incelik ahlak kazanır ve diğer insanlara karşı güzel davranışlar sergiler. Allah’ı seven saygılı olan yarattıklarını da sever saygılı olur. Bu açıdan da ibadet insanın ihtiyacıdır.

4 İbadet insan için hem fiziksel hem manevi bir koruma gibidir. Elini kolunu bağlayan insan kötülük işleyemez. Her gün namazla elini kolunu bütün duyu ve duygularını bağlamaya alışan insan namaz dışında da kötülük işlememeye alışmış olur.

İbadetlerin kapsamı: AMEL-İ SALİH

Kur’an’da emredilen her türlü güzel iş ve davranış ibadettir. Kur’an’da; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, Kurban kesmek ve sadaka vermek gibi temel ibadetlerle birlikte adaletli olma, ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yapma, gözel söz söyleme, büyüklere saygılı davranma, komşularla iyi geçinme, okul, hastane, cami gibi toplum yararına yapılar inşa etmek  gibi güzel davranışlar da emredilir.

Öğütlenen, güzel görülen her türlü güzel iş ve davranış (Amel-i Salihsalih amel) ibadettir. Buna göre adaletli olmak, hayır yapmak, yoksullara yardım etmek, büyüklere saygılı davranmak, akrabaları gözetmek, israftan kaçınmak, doğruluğu ilke edinmek, güvenilir olmak vb. her türlü güzel davranış İslam’da ibadet kabul edilir.

AYET: “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye öğüt veriyor.”

AYET: “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.”

Salih ameller işlemeyi emreden birçok ayet vardır. Salih ameller işleyen kimselerin Yüce Allah tarafından mükâfatlandırılacağı haber verilir.

Ayet: “İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, ‘Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık’ diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir… Onlar orada ebedî kalacaklardır.”

AYET:  “… Kim Allah’a inanır ve salih bir amel işlerse Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.”

Allah rızasına insanlar yaranına olan her iş ibadet sayılır. İman ibadet ve güzel niyet ile basit adet ibadet olur. Bu yüzden çalışmak ibadettir derler. Çivi çakmak yazı yazmak yemek yapmak hayır işlerine yürümek hep ibadet olarak değerlendirilir.

Peygamberimiz “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Allah niyetlere ve amellere bakar” buyurur. Allah için ihlas ile karşılıksız gösterişsiz yapılan samimi davranışlar kabul edilir bir iken bine çevrilir.

Peygamberimiz tebessüm etmenin yoldaki bir taş ve diken insanlara zarar vermesin diye kaldırmanın sadaka sevabı kazandıracağını belirtir.

3.3. Tövbe

AYET: “Kim haksız davranışından sonra tövbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Mâide/39

AYET: “… Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” En’âm/54

HADİS: “İşlediği günahtan tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir.” Keşfül Hafâ, C 1, s. 351

İnsan, günah işlediğinde vicdanı bundan rahatsız olur. Yaptığı hatadan dönmek, işlediği günahı affettirmek ister. Böyle durumlarda tövbe ederek Yüce Allah’tan bağışlanma diler. Bir daha aynı hatayı yapmayacağına dair ona söz verir.

***DEĞERLENDİRME***

TÖVBENİN KOŞULLARI

1 İç yanışı ve pişmanlık

2 İçten Allah’a yönelip af dilemek. (Tövbe istiğfar)

3 Bir daha günaha dönmemeye karar vermek.

4 İbadetlere ve iyiliklere yönelmek.

5 Tekrar günah işlese tekrar Hak’kın kapısına koşmak (Başka gidilecek kapı yok ki demek) Ayete göre Allahın rahmetinden ümidi kesmek inkarcı özelliğidir. Yine ayetin ifadesiyle Şirk hariç israr edilmediği sürece Allah her günahı affeder. Hadisin ifadesine göre denizlerin köpüğü kadar da olsa Allah bütün günahları siler. Ayetin ifadesiyle yerine sevap bile yazabilir.

6 Günahın tekrarı olursa bundan zevk almadığını hatta tiksindiğini üzüldüğünü itirafa açık olmalı. Hele başkalarına o günaha asla özendirmemeli, yaygınlaştırmamalı.

7 Her günah ve hatadan sonra Allah’a karşı tövbe edip mutlaka bir hayır bir iyilik yapmalı ki ona keffaret olabileceği ümidi olsun.

8 Ölünceye kadar günah işleyenin gideceği tek yer yine Allah olmalıdır. Günahın tekrarı tövbenin kabulüne engel değildir.

9 Ne var ki tekrarla işlenen günah, günahlar zincirinin oluşmasına yol açar o günaha karşı tiryakilik anlamında alışkanlık ve vazgeçilmezlik meydana getirir. Tövbeyi azaltır ya da unutur. Tövbe edemeden ölebilir. Tövbe edemeden ölenin durumu ahirette Allah’ın affına kalmış demektir.

İnsan, işlediği günah, yaptığı hata ne olursa olsun ümitsizliğe kapılmamalı, tövbe etmelidir. Yüce
Allah’ın yapılan tövbeleri kabul edeceğini bilmelidir. Tövbe ettikten sonra da yaptığı hataları, işlediği
günahları bir daha tekrarlamamaya özen göstermelidir.

3.4. Kur’an Okuma

AYET: “… Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun…”27,

AYET: “… Kur’an’ı tane tane oku.” Müzzemmil/4

AYET: “… Bana Müslümanlardan olmam ve Kur’an okumam emredildi…” Neml/1-92

HADİS: “Allah’ın kitabı Kur’an… öyle bir kitaptır ki insan onu okumaya doyamaz.” Tirmizi, Sevabul Kur’an, 10

HADİS: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” Buhari, Fedâilül Kur’an, 21

HADİS: “İçinde (kalbinde) Kur’an’dan bir şey bulunmayan kimse, harap olmuş bir ev gibidir.” Tirmizi, Sevabul Kur’an, 18. hadis.

4. Temel İnanç Esasları 

AYET:  “Peygamber, Rabb’i tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler.) Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. ‘Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız. İşittik, itaat ettik…’ dediler.” Bakara/285.

HADİS: “İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır.” Buhari, İman, 37.

4.1. Allah’a İman

İnsan aklını kullanarak kainatı inceleyerek Allah’ın varlığına ulaşabilir. Peygamberler ve Kutsal kitaplardan da sıfatlarını ve isimlerini öğrenebilir.

İHLAS süresi:

1. De ki: O, Allah birdir.
2. Allah sameddir. Her şey O’na muhtaç,  O bir şeye muhtaç değil.
3. O, doğurmamış ve doğmamıştır.
4. Onun hiçbir dengi benzeri, benzetilebilecek alternatifi yoktur.

Yüce Rabb’imizin bazı sıfatları vardır ve bunları Kur’an ve Peygamberimiz açıklamıştır. Allah’ın sıfatları, zatî ve subuti sıfatlar olmak üzere iki gruba ayrılır:

a. Zatî Sıfatlar: Yüce Yaratıcının yalnızca kendisine özgü olan sıfatlarıdır.

Vücut: Allah’ın var olması demektir. Onun varlığı kendisindendir, başka bir şeyin varlığına bağlı değildir.
Kıdem: Allah’ın varlığının başlangıcı olmamasıdır. O ezelîdir.
Beka: Allah’ın varlığının sonu olmaması demektir. Allah ebedîdir, ölümsüzdür.
Vahdaniyet: Allah’ın bir tek olması demektir.
Muhalefetün lil havâdis: Allah’ın, yaratılanlara benzememesidir.
Kıyam binefsihi: Allah’ın varlığının kendisinden olması, var olmak ve mevcudiyetini sürdürmek için başkasına muhtaç olmaması demektir.

b. Subuti sıfatlar: Allah dışındaki varlıklarda da bulunan sıfatlardır. Ancak subuti sıfatlar, Allah’ta sınırsız, diğer varlıklarda ise sınırlı olarak bulunur.
Hayat: Allah’ın diri, canlı olması demektir.
İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir.
Semi: Allah’ın her şeyi işitmesi, tüm sesleri duymasıdır.
Basar: Allah’ın her şeyi görmesi demektir. O, uzak ya da yakın her şeyi görür.
İrade: Allah’ın dilemesi demektir. Onun dilediği her şey olur.
Kudret: Allah’ın sınırsız güç sahibi olması anlamına gelir.
Kelam: Allah’ın konuşmasıdır. Peygamberlere gelen vahiyler Allah’ın konuşma sıfatının bir göstergesidir.
Tekvin: Allah’ın yaratma sıfatıdır. O, evrendeki her şeyi yoktan yaratmıştır.

***DEĞERLENDİRME***

ALLAH’A İMAN ÖYLE BİR NURDUR Kİ…

Allah’a iman bir nur bir ışık gibidir. İnsana ve kainata ait bütün karanlıkları aydınlatır. Hayata, hayatta başımıza gelenlere, geçmişe geleceğe, ölüme ölüm sonrasına ait her şeyi ışıklandırır bir anlam ve değer kazandırır.

Heykeltraş, Ressam dokunur. Basit taş ve bez parçası sanatkarından dolayı anlam ve değer kazanır. Allah’a iman ile bakılınca insan basit et yığını hücre torbası gübre fabrikası olmaktan çıkar.

Evrendeki doğadaki olaylar  ve ölüm anlam kazanır. Acılara karşı insan Yaratıcısı ile teselli bulur.

İman insanı insan eder hem kainata sultan eder. Hakiki imanı elde eden insan kainata meydan okuyabilir.

4.2. Meleklere İman

Melekler nurdan yaratılmış, görünmeyen varlıklardır. Yeme, içme, evlenme, çoğalma gibi özellikleri yoktur. Onlar, sürekli Allah’a itaat ve ibadet ederler, asla isyan etmezler. Bu açıdan şeytanın kovulmuş melek olduğu inancı yanlıştır. Şeytanın ilk adı İblis’tir ve cinlerin ilkidir atasıdır.

Cebrail, Yüce Allah ile peygamberler arasında elçilik yapar. Allah’ın emir ve yasaklarını peygamberlere bildirmekle görevlidir.

Mikâil, Allah’ın emri ve izni ile evrende meydana gelen doğa olaylarını idare eder.

İsrafil, kıyametin kopacağı ve daha sonra da insanların diriltilecekleri zaman, sûra üflemekle görevlidir.

Azrail, Yüce Allah’ın emriyle eceli gelen insanların canını alır.

Yazıcı melekler ise insanların yaptıkları davranışları yazarlar.                                           AYET: “Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar, yapmakta olduklarınızı bilir.” İnfitâr/10-12

Münker Nekir: Sorgu melekleri. Kabirde Rabbin Peygamberin Dinin-Kitabın ne sorularını sorarlar.

Hafaza melekleri: Koruyucu melekler. Özellikleri masum çocukları.

Meleklere iman, insana sorumluluk ve otokontrol duruşu kazandırdığı gibi huzur verme gibi etkisi de vardır.

4.3. Kitaplara İman

Tevrat Hz.Musa’ya (Musevilik – Yahudilik)
Zebur Hz.Davut (Musevilik – Yahudilik)
İncil Hz.İsa (İsevilik-Hıristiyanlık)
Kur’an-ı Kerim’dir. Hz.Muhammed’e (İslamiyet-Müslümanlık)

İnsanın ibadetlerini ve aklı aşan fizik ötesi konuları anlayabilmesi için Kutsal kitaba ve Peygamberlere ihtiyaç vardır.

İnsanın; dini sorumluluklarını, ahlak ilkelerini ve ölüm sonrası hayatı, dinin inanç esaslarını, toplumsal ilişkilerle ilgili öğütlerini, ibadetleri ve bunların yapılış biçimini, helal ve haramı, ahiretle ilgili konuları öğrenebilmek için kutsal kitaplara ihtiyacı vardır.

4.4. Peygamberlere İman

AYET: “Ant olsun içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan onları arındıran kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur…”
Âl-i İmrân suresi, 164. ayet.

Kutsal kitaplara duyulan ihtiyaçlar Peygamberler için de geçerlidir.

Peygamberlerin tamamı Bir olan Allah’a  inanmaya (Tevhid’e) Ahirete hazırlanmaya davet etmişler ve zulüm yapanları uyarmaışlardır.

Kendilerine kitap gönderilen peygamberlere rasul, göderilmeyenlere ise nebi denir. Peygamberlik müessesesi ise İslam kültüründe “nübüvvet” kavramıyla ifade edilir.

Peygamberlerin ilki Hz. Âdem, sonuncusu da Hz. Muhammed’dir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in son peygamber olduğu, Kur’an-ı Kerim’deki şu ayette açıkça bildirilmektedir:

AYET: “Muhammed Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.” Ahzâb/40

PEYGAMBERLERİN 5 TEMEL SIFATI özelliği

1 SIDK. Doğruluk

2 EMANET. Güvenirlilik

3 TEBLİĞ. Vahyi aynen duyurmak

4 FETANET. İnsanların en zekisi akıllısı

5 İSMET. Günahsızlık

Peygamberler zaman zaman mucizeler ortaya koyarlar. Mucize, peygamberlerin, genellikle peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah’ın izni ve yardımıyla ortaya koydukları olağanüstü olaylara denir.

Yardım amaçlı da bazen verilen mucizeler aynı zamanda gelecek asırlara yönelik proje modelleri anlamını da içermektedir.

Hz.Nuh gemisi

Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması

Hz. Musa’nın asasının yılan hâline gelmesi, denizi yarıp yol yapması

Hz.Süleymanın rüzgarla mesafe katetmesi, Melike Belkısın tahtını aynen naklettirmesi

Hz. İsa’nın körleri iyi etmesi, çamurdan kuşa hayat üflemesi, ölüleri diriltmesi gibi

***DEĞERLENDİRME***

KUR’AN VE PEYGAMBERE İNANMAYAN ya da ŞÜPHE ÜRETENLERE VERİLEK CEVAP ÖRNEĞİ

PEYGAMBERİMİZ
1-Kur’an, benzeri insanlar tarafından yazılamayan mucize kitaptır Hz.Muhammed’in Peygamber olduğunu bildirir.Birbirinin kanıtıdırlar.

2-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) okuma yazması yoktu (29/48), kim seden bilgi eğitimi de almamıştı. O çöl şartlarında, asırlarca insanla rı etkileyen ve bilim adamlarına ışık tutan bir kitabı tek başına yaz ması imkansızdır.

3-Asırlardır Peygamberimizin ismi, her saniye tüm yeryüzünde, Allah’ın ismiyle beraber ezanlarda anılmakta, bütün insanlar tarafın dan hürmet görmektedir. Doğru olmayan bir insana bunlar yapılmaz

4-Tevrat ve İncil de Hz.Muhammed’in Peygamberliğine şahittir. Değiştirilmiş olmalarına rağmen bugün l00′den fazla işaret görülebi lir.Örnek: “Rab Sina”dan geldi (Hz.Musa’ya işaret), Sair’den doğdu (İsa’ya işaret), Paran dağlarında parladı (Hz.Muhammed’e işaret) (Tesniye,33/2)
“İsa: Rab size Faraklit (Ahmed demektir, Peygamberimizin adıdır) gön derecek, O her şeyi öğretecek ve dünyaya hükmedecektir” (Yu hanna: 14/15,26; 15/7-8).

5-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) Peygamberlikten önceki hayatı O’ nun Peygamberliğine ve doğruluğuna delildir. O’na Muhammed’ül-Emin denmişti. Güvenilir doğru sözlü olduğunu ilan etmişlerdi. Bir insan 40 yıl boyunca yaşadığı karakter bir anda değişmez, doğru iken birden yalan söylemeye başlamaz. Hele Allah adına yalan söy leyerek, Peygamberim deyip yalandan Peygamber gibi görünmez

6-Peygamberlikten sonraki hayatı da dosdoğru olduğunu göste rir. Hiç bir insan, çıkarı olmadan,onca çileye katlanmaz,savaşlara katılmaz yalancıktan aç susuz kalmaz. Sahip olduğu her şeyi insan lara vermez.
Kendisine yapılan mal, servet, makam, kadın tekliflerini elinin tersi ile itmiş, insanlık için yaşamış, bir hırka içinde vefat etmişti.
Kötülük ve günahlar damarlarına işlemiş vahşi insanları ve toplu mu eğitmiş, güzel ahlakı serum verme rahatlığı içinde onlara öğret miş, her birini insanlığa örnek, müstesna medeni insanlar haline ge tirmişti.

7-Güzel ahlakı doğruluğunu göstermektedir. O her güzel ahlakı zirve noktada yaşamış ve insanlığa gerçek ahlak modeli olmuştur.
Sinek tavus kuşunu, karga bülbülü, çoban valiyi ne kadar temsil edip çevresini kandırabilir. Bir art niyeti veya yalanı olan insan er geç hata yapacak, açık verecek, yalanı ortaya çıkacaktır. O hep doğru kalmış, ahlak dışı hiçbir davranışı olmamıştı.
Bütün güzel ahlak çeşitleri ancak doğruluk toprağında yetişebilir. Yalan söyleyen insanda diğer güzel ahlak da olmaz. O’nda bütün güzel ahlak toplandığına göre demek ki baştan sona O, hep doğru bir insandı

8-Allah var, Peygamber de var. Çünkü Allah’ın maksatlarını in sanlara anlatacak, aklı aşan madde ötesi konularda insanlığı aydın latacak ve ahlaklı insanları ve toplumu oluşturup medeniyetler kura cak Peygambere insanlığın ihtiyacı vardır.Peygamberler dünya işle rinde de insanlara önderlik yaparlar ve Medeniyetlerin temellerini atarlar. Peygamberlere uymuş da mutlu olmamış hiçbir zaman dili mi ve insan topluluğu yoktur. Onları inkar edenler bedbaht olmuştur

Hz.Muhammed okuması yazması olmadan, meydan okuyup, aciz bırakan, onca bilgiyi nasıl buldu, bildi yazdı yazdırdı söyledi?

1.İhtimal Tahmin ediyordu, rast gele konuşuyordu her söylediği de tesadüfen doğru çıkıyordu

2.İhtimal 15’li yaşlarda Şam yolculuğunda bir gece konakladıkları yerde rahip Bahira öğretmişti

3.İhtimal Mağaraya arada gidiyordu ya, hani ilk vahyi aldığı HİRA mağarasına… Kimse bilmiyordu, O, zaman makinası icad etmişti (Back to the Future filmindeki gibi) 🙂 Çocuklar bile güler!

4.Bütün ihtimaller söner, Gerçek güneş gibi parlar:
O, diğer Peygamberler gibi Allah’ın elçisi idi Kur’an, O’na Cebrail aracılığıyla gönderilen Vahiy’di.

KURAN
1-Okuma yazması olmayan (ümmi) bir insanla gelmesi ve eşsiz uslubü ve ma na zenginliğiyle çevresindeki onca şairi ve bilgini susturması, Allah sözü olduğu nun açık kanıtıdır.
Kur’an gelince, bir ayetinin benzerini yazın diye meydan okumuştu. (2/23) Bü tün şairler susmuş aciz kalmışlardı. Dille mücadele edemeyince, kılıca sarılmış lardı. İnsanın benzerini yazmaktan aciz olması, Kur’anın Allah sözü bir mucize olduğunu gösterir.

2-Kur’an’ın geçmiş Peygamberlerin ve milletlerin hayatından bahsetmesi, o nun insan sözü olmadığını göstermektedir. Çünkü Peygamberimiz tarih eğitimi almamıştı, alsaydı da onca bilgi nasıl doğru olarak bilinebilirdi. Çünkü Nuh, İbra him, Musa, Yusuf, Süleyman, İsa gibi Peygamberlerin detaylı sözleri ve davra nışları anlatılmaktadır.
Herhalde Muhammed’in mağarada sakladığı zaman makinesi vardı, gizlice ona binip geçmişe yolculuk yapıyor, geliyor anlatıyordu!.!.!…

3-Kur’an’ın gelecek olaylardan bahsetmesi ve aynen çıkması da onun Allah sözü olduğunu gösterir. Mesela, Rum süresinin başında, Bizanslıların İranlıları 9 yıl içinde yeneceği yazmış, aynen çıkmıştır. Mekke’nin fethedileceği Dinin yayıla cağı müjdelenmiş ve gerçekleşmiştir.

4-Kur’an’ın bilimsel gerçeklerden bahsetmesi de onun insan sözü olmadığı nın açık bir göstergesidir.
Ayetler doğrudan bilimsel gerçekleri her asrın insanının anlayışına uygun düşe bilecek mucize bir ifadeyle dile getirmiştir. Mesela: “Gökyüzü nü sizin için koruyu cu tavan yaptık” (21/32) ayetiyle atmosfere işaret edilir. “Gökleri sizin göremedi ğiniz direklerle yarattı!” (31/10) ayeti çekim gücünü akla getirmektedir. Dünya nın yuvarlak olduğu ve döndüğü de değişik ayetlerde ifade edilmektedir: “Dağ lar bulut gibi geçer yürür! (37/88),”Gölgeyi uzaltıp kısaltan O’dur’ (25/45). Dünya yuvarlak olmasa ve dönmese gölge uzayıp kısalmayacaktır.
Bunların dışında evrenin-insanın yaratılışı, embriyonun anne rahmindeki aşa maları, parmak izleri, yağmurun ve sütün oluşumu, atomun yapısı, elektrik, uza ya çıkılacağı, ses-görüntü nakli, nükleer silahlar gibi farklı konulara işaret vardır.
Ayetler Mucizeler vasıtasıyla da bazı bilimsel mesajlar sunmaktadır. Mucize, Peygamberin doğruluğunu ispat veya yardım için verilen doğaüstü olaylardır. Ay nısı değil benzeri taklit edilebilen ve kıyamete kadar gelecek bilimlere son sınırı çizen sınır taşları gibidir. Musa Peygamberin Asa’sı ile denizin yol olması ve in sanların geçmesi, bugün denizaltındaki tüp geçitler olarak uygulanmaktadır. Tıp ta Hs.İsa ufuklar açmıştır.
Kur’an, insanın içini ve iki dünya mutluluğunu hedef alır, bilimsel gelişmeyi in san aklına bırakır, detaylı açıklama yapmaz, açıkça yazmaz. O zaman ciltler do lusu kitabı kimse okumak istemezdi. Ayrıca hangi çağın insanına göre açıklasa bir sonraki asrın insanı bunu modası geçmiş bulurdu. Kur’an kıyamete göre, üstü kapalı ve genel ifadelerle ifade eder.

5-Kur’an’ın evrensel doğru ve yanlışları anlatması, emirlerinin insanların yara rına, yasaklarının zararına olması, insanların ortak sorunlarına gerçek çözümleri üretmesi de Allah sözü olduğunu gösterir.
Örnek: “Yetkileri layık olanlara verin!” (4/58), “Düşmanlarınız veya yakınlarınız da olsa adalette, şahitlikte doğru davranın” (5/8; 70-33)

6-Kur’an’ın insanlara kendini doğrudan anlatması aslında başlı başına bir mu cize sayılır. Çünkü hem Müslümanlar Kur’an’ı tam temsil edip yaşayamıyorlar hem de anlatamıyorlar. Öte yandan sarıklı, sakallı bomba patlatan militan dinci imajı Kur’an’ın güzelliklerinin görülmesine engel oluyor. Buna rağmen, sadece Almanya’da bir milyon Alman Müslüman olmuşsa bu, Kur’an’ın kendisini sevdir mesi mucizesi olarak görülmelidir.
Kur’an’ın genel özellikleri: En son ve en mükemmel kitaptır, Evrenseldir, ilk orjinalini korumaktadır, değişmeden gelmiştir, kıyamete kadar Allah tarafından koruma garantisi altındadır, Tevrat ve İncilin eksiklerini tamamlamış yanlışlarını düzeltmiştir. Peygamberimiz zamanında yazılmış, binlercesi ezberlemiş, Hz.Ebu
Bekir zamanında kitap haline getirilip, Hz.Osman zamanında çoğaltılmıştır. 30 cüz, 114 süre, 1300-1600 kadar ayeti vardır. Çevirisine tercüme, kısa açıklama
sına meal, geniş açıklama ve yorumlamasına tefsir adı verilir.

4.5. Kadere İman  DETAYLI BİLGİ 11cepders1

VARLIKTA KADER

Kader; Allah’ın sınırsız ve sonsuz bilgisiyle, evrende meydana gelecek olayları önceden bilip takdir etmesidir. Kaza ise Allah’ın önceden bilip takdir ettiği olayların, zamanı gelince ortaya çıkmasıdır.

Fiziksel ve biyolojik değişmeyen yasalar ölçülü düzenli dengeli uyumlu işleyiş önceden bir planlamayı  kısaca takdir etmeyi göstermektedir.

AYET: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” Kamer/49

AYET: “O ki birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” Mülk/3-4

AYET: “Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belli olan şeyler bitirdik. Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık. Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.” Hicr/19-21

İşte evrende ve canlılarda her şeyin belli bir düzen içinde gerçekleşmesi; yeryüzündeki varlıkların ölçülü, uyumlu ve düzenli yaratılması Allah’ın belirlediği kaderin bir sonucudur.

İNSAN İRADESİ
İnsan, akıllı ve irade sahibi bir varlıktır. Eylemlerini kendi iradesiyle gerçekleştirir. Aklı sayesinde düşünür, araştırır, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt eder. İradesiyle de bunlardan dilediğine yönelir. Bu nedenle insan, davranışlarında özgürdür ve yaptıklarından sorumludur.

Her insan, bir anne ve babadan dünyaya gelir. Kız veya erkek olarak doğar, belli bir ırka ve millete mensup olur. Bu gibi durumlar, insanın özgür seçimiyle olmamaktadır. Bu nedenle de insan mensup olduğu ırk ve milletten, erkek ya da kız olarak doğmaktan dolayı sorumlu değildir. O, ancak özgür olduğu konulardan sorumludur.

İnsan aklı ve iradesi dahilindeki biyolojik, fiziksel ve toplumsal yasaları dikkate almak zorundadır.

Soğuktan korunmak için gereken önlemleri almazsa hastalanır. Hastalandığında tedavi olup ilaç kullanmazsa iyileşemez. Çalışmazsa geçimini kazanamaz eğitiminde başarılı olamaz. Trafik kuralları DEPREM vb konlarında da gerekli önlemleri almak zorundadır.

Başımıza gelen felaketler, irademiz dışı yaratılan yasaları anlamada ve gerekli  önlemleri almada, irademizi devre dışı bırakmamızın sonucudur.

Yanlış olan kaderi, insanın özgür iradesini yok sayacak şekilde anlamak, sonuçta suçu kadere yüklemektir.

AYET: “Başınıza gelen bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir” Şûrâ/30

ALLAH KUR’AN’DA KADER, ÇALIŞMAYANA YARDIM EDER DEMİYOR

AYET: “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başkası yoktur. Çalışmasının karşılığını mutlaka görecektir” Necm 39-40

AYET: “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabb’in, kullara zulmedici değildir.” Fussilet/46

TEVEKKÜL. Üzerimize düşen görevleri yerine getirip önlemlerimizi aldıktan sonra bir sonuç veya başarı için sonucu Allah’dan beklemektir. Tarlada ürün elde etmek için derslerde başarılı olmak için gerekeni yapmak gibi.

Bütün tedbirlere görevlerimiz yapmamıza rağmen başa gelen felaketler insan için ayrı bir kazanç durumudur. (Hadis: Müminin ayağına batan diken bile günahlarının affına ve sevap kazanmasına sebep olur) Giden canlar şehit mallar sadaka hükmüne geçer. Hayat devam eder ders ve tedbir alınır.

***DEĞERLENDİRME***

Kader: Her şeyin (insan iradesi ve sebepler hesaba katılarak) Allah tarafından önceden bilinip yazılmasıdır. Kaza, zamanı gelince ilahi İrade ve Kudret ile yaratılmasıdır. (Allah sınırsız İlim İrade ve Kudret sahibidir. Geçmiş geleceği bir nokta gibi bilir. O yüzden geleceğimizi bilmek yazmak O’na hastır)

2 çeşit kader var:

1-İnsan iradesi hesaba katılmadan yazılan kader. Evrenin fiziğimizin bu haliyle yapılması gibi. İrademiz dışı olduğu için sorumlu tutulmadığımız alandır. (İrademiz dışı olsa da tamamen Rahmet tecellisidir. Evren bizim için inşa edilmiş bir saraydır. Yok edilip sonsuz cennet olarak da inşa edilecektir.)

2- İnsan iradesi hesaba katılarak yazılan kader. Serbest irade ve tercihimizle yaptıkları mızdan sorumluyuz. (İrademizle yaratılanlarda da Rahmet hakimdir. Günah yaparsak tövbe ile af ediliriz.)

Kader konusunda 2 yanlış yaklaşım var:

1 Kader diye bir şey yoktur

2 Kader mahkumlarıyız

İnsan iradesi konusunda iki yanlış yaklaşım var

1 İrademiz yoktur

2 İrademiz her şeydir kaderi biz yazarız

İki irade var:

1 Külli irade. Allah’ın sınırsız dilemesidir.

2 Cüz’i irade. İnsanın çok küçük sınırlı dilemesidir.

İnsan cüzi iradesini kullanarak Allah’ın sonsuz iradesini kendisi için harekete geçirmiş olmaktadır.

Kaderin varlığının kanıtları:

1 Evrendeki canlılardaki düzenli işleyiş önceden konmuş yazılmış plan çerçevesinde sürüp durmaktadır.

2 İnsanın gen haritasının çizilmesi doğum ölüm vb belirlenmesi önceden planlamayı yazmayı gösterir.

İnsan iradesinin varlığnın kanıtları:

1 İsteme tercih etme karar verme yapma seçeneğimizin olduğunun bilincindeyiz. Farklı meslekleri seçeriz mesela.

2 Yaptıklarımızdan yasalar önünde sorumlu tutuluruz. Kötülük vicdanımıza da acı verir. Bu irademizin varlığını gösterir.

KADER VE İRADE KONUSUNA DENGELİ HUZURLU BAKIŞ

1 Kader ile insan iradesine dengeli uyumlu bakmalı. Tıpkı saatin doğru göstermesi için hem akrep hem de yelkovan birlikte bakılması gibi. İnsan, deniz, gemi hep Allah’ın yaratması ve kaderidir. Dümeni çevirme iradesini ise insana vermiştir. Ya güzel sahillere çevririr ya da kayalıklara bindirir.

2 Geleceği bilmek yazmak Allah’a özeldir. Allah’ın ne yazdığını bilmediğimiz için kader şöyledir diyemeyiz. İrademizik ullandıktan sonra olay gerçekleşince kaderden söz edebiliriz.

3 Allah yazdığı için yapmıyoruz. Kader mahkumu veya  robot değiliz. (Hangi hakim suçlunun şu sözünü kabul eder: “Ben suçlu değilim hakim bey! Bu cinayeti kader işletti!”)

Allah bütün sebepleri ve irademizle ne yapacağımızı önceden bildiği içinşu sebepler sonucu ve  iradesiyle yapacak diye yazıyor.

ÖRNEK: Takvimde güneş tutulması yazar. Ama yazdığı için tutulmaz. Tutulacağı önceden bilindiği için yazılır. Kaaderin önceden Allah tarafından yazılmasına da böyle bakılırsa çözüme gidilebilir.

Sonuç: Geçmiş olaylara ve elimizde olmayan felaketlere karşı daha çok kader açısından bakabiliriz. Geleceğe, günahlara ve başarısızlıklara karşı ise daha çok irademiz açısından bakmalıyız. Allah’ı ve kaderi iyi açıklayan eserleri okumalı uzman kişilere sormalı. İbadetlerle iyiliklerle vicdanımızda bu konuyu pişirmeliyiz.

Sonuç: Kaderi iyi anlayıp iman etmenin insanın hayatına bir düzen motivasyon ve huzur kazandıracağından kuşku duyulmamalıdır. Zaten vicdanlar ve zihinler bunu hissederler.

4.6. Ahirete İman

AYET: “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, ahiret gününe de kesinlikle inanırlar.” Bakara/4

AYET: “…Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rab’leri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.”
Bakara/62

AYET: “Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık hiçbir kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş) Bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” Enbiyâ/47

AYET:  “O gün insanlar, amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri
dönüp gelirler. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse
onu görür.” Zilzâl /6-8

İsrafil adlı meleğin, Allah’ın emriyle dünya hayatının sona erip kıyametin kopması için sûra birinci üflemesiyle başlar. İkinci üflemeyle insanlar dirilir, mahşer yerinde toplanır, yaptıklarından sorguya çekilirler, böylece cennet ve cehennemi de kapsayan ahiret hayatı başlamış olur.

Kabir ve BERZAH: Ölen insan anında Allah’ın huzuruna gider gerçeği anlar ve kabrine döner Münker ve Nekir isimli melekler Rabbin kim Peygamberin kim Dinin-Kitabın ne sorularını sorar. İnsan hayatında nasıl yaşamışsa kabirde o tarz bir hayat bulur. Amelleri sevapları iyilikleri sonucu Hadisin ifadesiyle cennet bahçesinde gibi bekler. İnkarcılar günahları silinmemiş olanlar durumlarına göre cehenneme benzer sıkıntılar içinde bekler. Bu BEKLEMENİN yaşandığı alana (salona) BERZAH denir.

Kıyametle birlikte diriliş yani HAŞİR başlar. İnsanlar hesaplaşma alanında toplanırlar. Buraya da MAHŞER (Toplanma yeri) denir.

Amel defterleri açılır. Sevaplar günahlar ortaya konur MİZAN denilen hassas terazide tartılır. İnkarcılar ve şir koşanlar doğrudan cehenneme gönderilir. Allah Rahmetiyle tecelli eder. İmanı olanların günahlarını affeder. Peygamberimize ŞEFAAT hakkı verilir. Allah dilerse günahları çok olanları arındırmak için geçici cehennemle cezalandırabilir. Sonra tekrar cennete alır.

Buna göre ahirette insanlar üç grupta; birincisi doğrudan cennete gidenler, ikincisi doğrudan cehenneme gidecek olanlar. Üçüncüsü de Allahın dilemesiyle arındırılması için geçici olarak cehennemde kalıp cennete alınacak olanlar.

Hesap yerinden ayrılanların; cennete gidecek olanların kitapları sağdan, cehenneme gidecek olanların kitapları soldan verilerek SIRATA yönlendirilirler. Düşenler ateşe düşer geçenler CENNETE ulaşır.

Ahirete inanmanın bireysel ve toplumsal açıdan bazı faydaları vardır. Ahirete inanmak, kişinin huzurlu ve mutlu olmasını sağlar. Ölümler karşısında korkulardan uzak tutup teselli verir. Öte yandan ahirette hesap verme inancı kötülüklere ve suçlara karşı bir otokontrol ve önleyici görevi görür. Sevap işlerine ve iyiliklere de teşvikçi olur.

***DEĞERLENDİRME***

ÖLÜM SONRASI DİRİLİŞ VE SONSUZ BİR HAYAT

Akıl ve mantık yaklaşımı

1 İlk orijinal modeli yapan ikincisini daha kolay yapar.

Çürümüş kemikleri ilk başta yoktan kim var ettiyse ikinci kez öldükten sonra tekrar O daha kolay yaratır, diriltir.

Ordu örneği: İllerden merkezde toplanan acemi askerler kısa sürede ustalaşır. Bir boru düdük sesiyle dağılıp ilkinden daha kolay toplanırabilir. Vücut hücrelerimiz, askerler gibi ölüm borazanı ile dağılıp tekrar toplanmaları daha kolaydır.

Elektrikçi örneği: Bir gökdeleni binlerce ampul ile donatanın bir butonla tamamını söndürüp yakıvermesi daha kolaydır. Vücut hücrelerimiz de ampuller gibi bir düğmeyle dağıldıkları gibi dirilişte tekrar bir araya gelmeleri daha kolaydır

Mühendis örneği:Robot yaptı gördün yine yapar

Duygusal yaklaşım

2 Her insanda sonsuz gençliği isteme duygusu vardır. Ölmeyi bırak, yaşlanmayı istemez

insan; acıyı da. Sonlu insanda sonsuzluk duygusu nereden kimden gelmiştir?
Allah sonsuz bir alemi vermek istemeseydi sonsuz alemi isteme duygusunu da vermezdi Sonsuz bir alem var ki istiyorum; madem isti yorum demek ki sonsuz bir alem var.

* Melek anneciğim o güzel melek yüzünü bir daha göremeyecek miyim? Sevgili eşim canım yavrucuğum öyle ölüp yok olup gide-cek misiniz? Haayııır! Olmalı, tüm sevdikle-rimi, Sahabeyi Nur yüzlü Nebimi ve Rabbimi göreceğim bir alem mutlaka olmalı!..

Gözlem yaklaşımı

3 Uzayda dünyada insanda ölüp dirilme örnekleri küçük planda görülmektedir.

Uzay mezarlıkları kara deliklerde ölüm gözlenirken; Pulsar Quasar Süpernova denilen yeni yıldızların doğumu görülür.
Dünyada her kış sayısız bitki ve hayvan ölür baharda tekrar canlanır.

Kuru ağaç ve iskelet: Toprak üstündeki kuru insan kemiklerine ben-zeyen kuru ağaç dalları baharda canlanıyor da, toprak altındaki kuru ağaç dallarına benzeyen kuru insan kemikleri neden canlanmasın?
İnsan hücreleri her yıl ölür dirilir. Nefes alıp verirken ölüp diriliyor gibi oluyoruz. Hapşırınca kalbin durduğu bilinir.
Uyku ölümün ikiz kardeşi; gece olduğunda uyumamak elimizde olma
dığı gibi sabah olunca uyanmamak da elimizde değil. Uyuduk öldük uyandık öyle de dirileceğiz. Ayrıca duygu düşünce ve bilgilerimiz de zaman içinde ölür kaybolur sonra canlanır diriliverir. Unuttum deriz sonra hatırlarız Aklıma yeni bir fikir doğdu deriz.

Adalet yaklaşımı

4 Her vicdan gerçek adaletin olmasını ister.

Bu, bu dünyada gerçekleşemiyor. Çünkü zalimle mazlum, katille maktul, ezenle ezilen, çalanla çalışan, iyi kötü tam karşılığını alamadan gidiyor.

Faili meçhuller, yalancı şahitler insan ihmalleri unutkanlıkları ve hataları hak edene hakkını tam veremiyor.
Firavunla Hz.Musa, Ebu Bekirle Ebu Cehil, haksız kazançla milleti sömürenle haksız yere hapisha-nelerde çürüyenler için gerçek adalet olmayacak mı? Ciğeri hayat boyu yanan şehit anneleri boşa mı ağlıyor? Zerrenin hesabının görüleceği bir mahkeme ve ödül ve mükafat yeri gerekiyor.

Kayıt yaklaşımı

5 Kuran ve Bilim mikro-normo-makro kayıttan söz ediyor.

Kader ana kitabında ezeli bir kayıt var. Melekler her yaptığımızı kaydediyor. Minik hafızamızda bütün hayatımız saklanıyor. Hücrelerimiz de çevremizdeki cisimler de havadaki atomlar da ses ve görüntümüzü kaydediyor. Gelecekte bir katilin gerçek resmi cesetten veya çevredeki eşyadan belirlenecek. Uzaydaki sesler de dinlenecek.
Tüm bu kayıtlar niçin? Programlayan kim ve neden yapıyor. Zerre kadar iyilik ve kötülü-ğün tartılacağı bir hesap günü için tabi ki!

Gerçek değer ve israf yaklaşımı

6 Evren ve insan inşasında büyük masraf yapılmış.

En küçük varlıklara evren çapında misyon yüklenmiş ve
En basit şeyler bile israf olmuyor mükemmel yapılarda kullanılıyor.
Bakteriler karıncalar böcekler sıhhiye ve temizlik işçileri gibi çalışıyor. Küften maya kandan serum gübreden çiçek kokusu yapılıyor, yaprak enkazı yeni meyvelere dönüşüyor. Bir damla sıvı içindeki hücreden, müstesna insan inşa ediliyor. Servet değerinde organlar veriliyor.

Ressam örneği: En pahalı eşsiz tablolarını hangi ressam, ellerine tutuşturduğu fırça ve boyalarla çocuklara karalattırır?
Botanikçi örneği: Bin bir emekle yıllarca yetiştirdiği nadide çiçekleri-ni hangi botanikçi çiçekçi, serasına doldurduğu keçilere yediriverir?
Bin bir masrafla kainata sultan yaptığı en şerefli varlık insanı, hiç Sanatkarı, mezarda solucanlara yem yapar mı? Onu israf eder mi?

Küçük sahne-galeri büyük oyun-sanat yaklaşımı

7 Ezelden ebede bir yazılım ve sanat ise bu, sonsuz sahnelenmek ve sergilenmek ister

Senaryosuz tekssiz kadrosuz kostümsüz maske-siz melodisiz ücretsiz dahası amaçsız mesajsız bir tiyatro oyunu olur mu? Ama önemlisi sahnesiz?
Ne kadar dev kadrolar ve muhteşem oyunlar olursa o denli büyük ve görkemli sahne ister. Ve her bir sanatçı için atölyeler galeriler!

Kudret kalemi cömertçe ne sanatlar güzellikler yazmış çizmiş! Deniz yer sema ve sima! Ne müs-tesna sahne ve teşhir alanı! Yüz binlerce yıldır dünyada kim bilir ne canlılarla ne güzellikler sahnelendi. Demek daha bir o kadar daha bu yinelenebilir. Bu sonsuza dek sürebilir.

Ama bu minik sahne ve galeri er geç kapanacak! Ya sonra? Dünyaya sığmayan bu güzellikler son mu bulsun yoksa sınırsız sanat ve güzelliklerine uygun sınırsız bir alemde sergilenmeye devam mı edilsin? Son perde son oyun değil

asla! Sahnesiz insan mı olur? Sonsuz alem sahnesi hiç gerçek rolü üstlenen insansız olur mu? Dünya bir prova yeri insan esas cennette sahne alacak!

Doyumsuzluk ve cennet açlığı yaklaşımı

8 İnsanın sınırsız arzuları cennet için var.

Koca mide doyar mı, doldurursun doyar.
Minik dil doyar mı, mide dolsa da doymaz!
Göz doyar mı? Nerdee! En sevmediği şey karanlık. O zaman ölüm karanlık değil ışık!
Sonsuz ışığa ve doyuma yakılan yeşil ışık!
Ya hayalin tetiklediği arzular? Asla doymaz.
Yaşlansa da doymaz. Para mal mülk makam
Şöhret saltanat güzellik yemeler içmeler eğlenmeler cinsellikler doyulacak şeyler mi?
İnsan bedeninin hangi organını ve duygusu-nu alırsanız alın dünyanın ona yetmediğini açıkça görürsünüz. Belli dünya bizi kesmiyor.
Ama ölüm yolumuzu kesiyor! Peki doymadık boşuna mı ağzımıza bir parmak bal çaldık! Nerede bu akan suyun kaynağı öylece kaldık
Ya hiç tat bilmeyen acı yudumlayanlar maz-lumlar mağdurlar ne olacak?

Görülüyor ki Aklım, kalbim, vicdanım gibi arzu ve organlarım da cennet diyor inliyor.
Belli ki esas memba orada olacak burada hiç doyamayanlar orada doyacak!

Sonsuz Şefkatli bir el başımızı hep okşamıyor mu? yaklaşımı

9 Ana karnından Toprak ana karnına kadar şefkatli bir bakım var!

Bütün kainat canlı cansız varlıklar hizmetimize koşturuluyor. Dağ mı taş mı, maden mi okyanus mu, rüzgar mı bulut mu, yüreğindeki umut mu? Sana yörüngelenmiş gezegenler hayat mekiğin işliyor.

En acizlere en iyi bakılıyor. Embriyo aylarca nasıl da besleniyor. Rahmet çeşmesinden süt tulumbacıkları başının üstünde amade. Çocuğun gelişmesine paralel sütteki yağ oranları bile ayarlanıyor. Bebe etrafında aile fertleri pervane oluyor. Aciz kurtçuk bile elmanın özünü alasını yiyor.

Her ihtiyacımız zamanında miktarınca sırayla karşılanıyor. Et mi süt mü yumurta mı su mu un mu, böcekten ipek bir de balın olsun mu? Ne istiyorsun? Her mevsim vagonlarla yiyecek eteklerine dökülüyor.

Gönül sızısı göz yaşı görülüyor, dualar işitiliyor cevaplar veriliyor.
Ve İlahi şefkati anlaman için annen! Şefkatle seni taşıyan o rahim,
Rahim olan Allah’ın ismini taşıyor. Hayatını riske edip seni taşıyor. Rahatını terk edip başucuna koşuyor. Kendi yaşamıyor seni yaşatıyor
Ölüm görse ben diyor üstüne kapanıyor. Ve Peygamber dilinde şöyle tanımlanıyor:

Esirler içinde yana yakıla yavrusunu arayan sonra bağ-rına basan anayı görüp“Bu anne yavrusunu ateşe atar mı?”, “Atmaz ya Rasulallah”, “Allah o aneeden daha şefkatlidir kullarını yok etmez cehenneme atmaz!” buyuruyor. Bir damla şefkat tüm annelerde.
Ana karnında şefkat dünyada şefkat tabi ki sonsuz yaşamda şefkat!

Kur’an-Peygamber doğru söyler yaklaşımı

10 Kur’an ve Peygamber en doğru somut kanıt belgesidir.

Ya Allah sözüdür ya da insan!

Bir insan böylesi asırlara bakacak, evrensel değerleri taşıyacak, milyonların vazgeçilmezi olacak bir kitabı yazmış olabilir mi? (Hıristiyan dünyasında yeterince anlatılmamasına rağmen Kur’an kendini okutmuş hayran bırakmış çok kişi Müslüman olmuştur.)

Hele okuma yazması olmadan hiç bir ilim tahsil etmeden, o asrın okumuşlarını şairlerini sustura bilir mi, siz de yazın diye meydan okuyabilir mi? Geçmiş ve geleceğe ait bilgileri bilebilir mi ve bu asırda anlaşılabilen bilimsel gerçekleri dile getirebilir mi? (Bir Japon bilim ada mı Kuranda embri-yo aşamalarını okuyunca, bu insan sözü olamaz deyip Müslüman olmuştu. Ayrıca kuranda pek çok ayet ve özellikle Mucizeler bilim adamlarına bilimsel alternatif proje modelleri sunmaktadır.)

Yoksa O bir filimdeki gibi zaman makinesi mi yapmıştı, yapmıştı da mağarada saklamıştı. O yüz-den mi mağaraya gidiyor gizlice geçmiş gelecek yolculukları yapıp gördüklerini kitaba yazıyordu?

Geçmişin kitabı yazılsa da detay bilinemez. Yusuf süresini okuyanlar bunu göreceklerdir. Ya gele-ceğin kitabı nasıl yazılır? Rum süresinde Rumların İranlıları 9 yıl sonra yeneceği ilan edildi aynen Oldu. Ayet firavunun cesedini koruyacağız dedi mumyasız bozulmadan bulundu(British museum)

O’nu inceleyenler hayatında şaka da olsa doğru olmayan bir söz bulamadı. Kuran Ona, insanlığa örnek en güzel ahlak örneği dedi. Güzel ahlakın tamamı sadece doğru insanda bulunabilirdi. Düşmanları bile doğruluğunu tescilledi.
Bugünkü Tevrat ve İncilde yüzden fazla yerde Peygamberimize dair işaretler vardır.
Bütün Peygamberler Tevhid-Allah’ın birliği ve Ahiretin varlığı üzerinde durmuşlardır. Hayatlarında bir tek yalanı olmayan insanlığın kutsadığı bu şahsiyetlerin tamamı ebedi alemin varlığı konu-
sunu ittifakla ilan etti. Bu kadar doğru büyük zat yalan üzerinde ittifak etmiş olabilirler mi?

Vicdan doğru söyler yaklaşımı

11 Vicdan asla yalan söylemez, ebediyet ister

Bir berber arkadaş anlattı. Hocam dedi ateist bir arkadaşım var. Bir gün traş olurken jilet yüzünü kesti. Anında “Allah!” deyip tepki verdi.
Sen dedim, hani inanmıyordun? Kem küm etti sessizleşti.

Fıtrat yalan söylemez. Her doğan İnanç üzerine doğar. Ruhun derin-liklerindeki o ilk ruhların yaratılışında söylenen “Sen bizim Rabbimiz-sin” kabulü hep vardır. Vardır çünkü onun üzerine de sorgu yapıla-cak. Sen Rabbini kabul etmedin mi söz vermedin mi denecek. Yaratı- cı bin bir yolla vicdanı sızlatır, uzayda canlı var mı diye sinyal gönde-rirler, ilahi alemden vicdana farklı şekillerde uyarılar gelir. İnkar ile tamamen vicdanını köreltmeyen zulümlerle mühürlettirmeyen her insan bunu hisseder.Özellikle başında dert olan ve yalnız kalan insan.

Allah demek Peygambere de iman demektir, Kur’an’a da iman demektir, öldükten sonra dirilişe de iman demektir. Yani güneş varsa tezahürü yansıması ışığı olur. Allah var Nebisi olur, kitabı olur, ebedi alemi olur. Vicdan da bunları böylece onaylar.
Zira O’nsuz yapamamak ebediyyen ebedi alemde de O’nsuz yapamamak demektir. Bu yüzden Mevlana neyi gibi O’nsuzluktan inler insan
“Vicdansız” kavramı daha çok acımasızlık anlamında söylenir. Merha met duygusu körelmiştir onun. Vicdanını merhamete kapatan insan Rahman ve Rahim olan Allaha ve imana da duyarsızlaşabilir.

*****DEĞERLENDİRME*****

CENNETTE SONSUZ HAYATTA İNSANIN CANI SIKILMAZ MI?

diye soruyordu öğrenciler hep! Cevap da hep şöyle başlardı ve başka açıklamalara gerek kalmazdı. “Valla beni cennete koysunlar da; sıkılacaksa canım cennette sıkılsın!..

—Dünya koşullarında yaşamaya alıştığımız için o gözle bakmak yanıltıcı olabilir. (Yararlı da olabilir. Zira ayette dünyadakilere benzer nimetlerden de söz edilir.)

Kaldı ki acıları olan dünyada bile canımız sıkıldı dediğimizde bir okuma izleme konuşma yeme içme gezme vb aktiviteler bizi farklı duygu ve düşünceler içine sokuverir.

İnsanın canını sıkan hiç bir şey cennette yok! Herkes canını sıkan şeylerin listesini yapsın dense, hiç birinin orada olmadığı görülecektir. En önemlisi sorumluluklar insanın canını sıkar.

—Cennette hiç bir sorumluluk yoktur. İbadet yoktur, aile anne baba evlat sorumluluğu yoktur. Amir patron mesai iş sorumluluğu yoktur… vb.

—İnsanın canını sıkan ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. İhtiyaçlarını karşılamak için orada çalışmak-ekonomik sorun yoktur, sağlık problemi yoktur, tuvalet ihtiyacı yoktur.

—İnsanın canını sıkan azarlamalar alaya almalar aldatmalar olumsuz hiç bir söz ve davranış biçimi cennette yoktur. Beslenme sadece yemelerle olmaz insanın ruhu güzel söz ve tebessümlerle de beslenir. Cennet tam bir tebessüm ve nezaket diyaloglarının yaşanacağı yerdir.

İnsanın canını sıkan zevklerinin karşılanmaması sınırlandırılması bitivermesidir. Kur’an çeşitli yemelerden içmelerden elbiselerden eşiyle birlikte olabileceği.. kısaca seni ne mutlu ederdi diye sorulduğunda nefislerin vereceği cevaplara tam karşılıklarının bulunabileceği bir yaşam…

İnsanın canının sıkılmasına fırsat kalmayacak o kadar çok o kadar orijinal ve farklı, o kadar değişen durmadan yenilenen güzellikler var ki!…

Şu çok önemli cümledir: CENNETTE ORJİNALLİK YENİLENECEKTİR. Monoton tekrar dünyada bile zevk lezzet verir. Aynı ekmek aynı su aynı hava aynı deniz aynı meltem aynı kuş cıvıltısı yakamoz mehtap bıktırır mı?Aksine tekrarını bekleyip dururuz bunların.

DÜNYADA sınırlı HAYAL GÜCÜNÜ KULLANIRSIN Sınırsız şeyler üretebilirsin! Binlerce milyonlarca beyin dünyada farklı besteler sporler resimler lezzetli yemekler üretiyorlar. Hele teknolojik araç gereçler, telefonlar mesela!.. İnsanlar durmadan yeni moda şeylerle canlanırlar. Vitrinlere standlara bakmaktan hiç yorulmazlar.

—Ahirette Allah kudretiyle SONSUZ ALANDA SONSUZ MODELLER ÜRETME BECERİSİ VERECEK. Hücre yenilenmesi gibi sürekli yinelenen değil yenilenen bir hayat olacak.

—İnsan yaşadığı bir lezzet ve aktivasyon halini bir daha yaşamayacak ki aynı şeya tekrar tekrar yaşıyorum deyip CANI SIKILSIN!

—Kimbilir belki hücre yenilenmesi gibi varlığımız tekrar tekrar YENİLENİP DURACAK aldığımız her nimeti ve lezzeti yeni tanıyormuş gibi olacağız… Allah bilir.

—Kimbilir belki de ÖLÜMSÜZLÜK FİKRİ ÖYLESİNE TAD VERECEK Kİ İNSANA, o toprak  üzerinde insan ne olsa yer içer tad alırım mutlu olurum kabullenilmişliğini yaşayıp duracak. Herkes böyle düşünmez mi zaten; sevdiğim yanımda ailemi kurmuşum bebem olmuş gelirim iyi arabam yazlığım da var şükür ne olmayanlar var… Kimi de mutlu ailem olsun ekmek peynir kuru soğan bile mutlu eder der. Ya hu ölümsüzlük kadar varlıkta başka bir mutluluk iksiri bulan varsa göstersin!…

—Bu ve benzeri açıklamalar bir yana insan şöyle de düşünebilir: Rabbimiz bu dünyada sonsuz kudretini iradesini yaratmasını güzelliklerini sınırları keşfedilemeyen evren ve insan dünyalarında nasıl göstermişse, kıyamet sonrası alemde de dilediği farklılıkta özellikte ve güzellikte göstermeye de Kadirdir. Tıpkı yasin süresinin sonunda çürümüş kemikleri başlangıçta kim yaratmışsa öldükten sonra diriltecek olan da O’dur. Bu kainatı kurduğu gibi sonsuz dünyaları kuracak olan da O’dur. O’na teslim olmaktan başka huzur ve çıkış yolu zaten yoktur.

—Anlatılanlar nasıl olacak nasıl anlaşılacak ki!… O da yüz görümlüğü çeyiz sandığı gibi açılınca orada görülecek. Görmeden inanmak ve ibadetle sorumluyuz. Burası hizmet yeri ücret orada… İki Hadisle tamamlayalım kıyas olsun:

Allah gözlerin görmediği kulakların işitmediği (dillerin tatmadığı) aklına hayaline hatırına gelmeyen nice güzelliklerle tanıştıracak!

Dünyanın en zengini olup hayatın en tatlısını bin yıl yaşasa insan, cennetin bir saatine denk düşmez. Cennette bin yıl yaşasa o, Allah’ın cemalini bir an görme yanında sönük kalır.

*****DEĞERLENDİRME*****

(12.sınıf 1.Ünite değerlendirmesinden)

Cennette CANIMIZ SIKILMAZ MI?

RABBİMİZ CEVAP VERMİŞ: “Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç da gelmeyecektir.” Fatır/35

CEVAP VERİYORUZ: VALLA BENİ CENNETE KOYSUNLAR SIKILACAKSA CANIM VARSIN ORADA SIKILSIN 🙂

“Liste yap! Canını sıkan her şeyi sırala. Binlerce insanla yıllarca söyleşi-istatistik yap onların canlarını sıkanları da sırala. Sonra buruştur hepsini çöpe at. Cennette hiç biri yok çünkü.” şeklinde bir yaklaşıma ne dersiniz?

1.CAN SIKAN ŞEYLER OLURSA İNSANIN CANI SIKILIR. Orada can sıkıcı hiç bir olay yok.

AYET: Cennet’te onların altlarından ırmaklar akarken kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız.” A’raf/43

2.İNSANIN İHTİYAÇLARI KARŞILANMAZSA CANI SIKILIR. Orada hep mutluluk verici olaylar var.

3.MONOTONLUK KURU TEKRAR OLURSA İNSANIN CANI SIKILIROrada tekrar tekerrür yok, TECDİD TECEDDÜD VAR. Yenilenme ve orjinallik.

Orada gözlerin görmediği kulakların işitmediği akla hayale gelmeyen nimetler olacak.

Hem NİMETLER YENİLENİP DEĞİŞİP DURACAK hem de her defasında ALINAN HAZ VE LEZZET FARKLI olacak. Nasıl olacak? Gidince yaşanacak. Çeyiz sandıkları orada açılacak.

Ve bir HAZ OLACAK ki bütün CENNET HAZLARINI UNUTTURACAK: “RU’YETÜLLAH”

 AYET: “Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parlayacaktır, Rab’lerine bakacaklardır.” Kıyame/22-23

AYET: “Hayır! O kâfirler o gün, rablerini görmekten mahrum kalacaklardır.” Mutaffifin/15

HADİS: “Allah ile cennet ehli arasında perde kaldırılır. Allah’a yemin ederim ki, Allah, cennet ehline kendisine bakmasından daha sevgili hiç bir şey vermemiştir.” Tirmizi 2676

HADİS: “Cennette esinti olur  yüzlerine ve elbiselerine en güzel koku sürülür sonra güzellikleri artar da artar. Müslim 2833/13

HADİS: “Cehennemden en son çıkana Allah dünyanın 10 katı büyüklüğünde cenneti verir. Cennet ehlinin en küçük yer sahibi işte o kimsedir.” Buhari 6469, İbni Mace 4339

HZ.YUSUF GÖREN KADINLARIN HALİ?

AYET: Şehirde bazı kadınlar da “Azizin karısı, delikanlısından murad almaya kalkmış, sevgi yüreğini yakıp kavuruyormuş, görüyoruz ki, kadın çıldırmış besbelli. Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf‘a “çık karşılarına” dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir.” Yusuf/30-31

1.DÖNEM 2.SINAV

ÖĞRENME ALANI : İBADET

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-İbadet niçin gereklidir kazandırdıkları nedir?

2-Abdest alınışı Namaz farzları isimleri kılınışı nasıl?

3-Oruç farzları kavramları açıklayınız?

4-Zekat farzları kavramları açıklayınız?

5-Hac farzları kavramları yapılışı açıklayınız?

6-Hz.Muhammed’in Peygamberlik ve insanlık yönü nedir?

7-Hz.Muhammed’in Kur’anı açıklamasını örnekleyin?

8-Hz.Muhammed’in Kur’an’da olmayan hükümler getirmesini örnekleyin?

9-Hz.Muhammed’in uyarıcı müjdeleyici yönünü örnekleyin?

10-Hz.Muhammed’inİnsanlığa Bir Rahmet oluşunu açıklayın?

DERS SUNUM PLANI

1-Namaz Oruç Zekat Hac farzları ilgili kavramlar

2-Hz.Muhammed’in Peygamberlik ve insanlık yönü

3-Hz.Muhammed’in Kur’anı açıklaması

4-Hz.Muhammed’in Kur’anda olmayan hükmü getirmesi

5-Hz.Muhammed’in uyarıcı müjdeleyici yönü

6-Hz.Muhammed’inİnsanlığa Bir Rahmet oluşu

2. ÜNİTE : İSLAM’DA İBADETLER

1. İnanç-İbadet İlişkisi 

Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde iman; ibadet ve salih amelle birlikte anılmaktadır. Namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin inananlara farz kılındığı belirtilmektedir.

İman bina temeli veya ağaç kökü gibidir. İbadetler sütunlar direkler gövdesi, ahlak da çatısı meyvaları gibidir. İman bir ışık ibadetler de onu sönmekten koruyan fanus gibi…

AYET:  “Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” Hac/77

AYET: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır…” Bakara/277

HADİS: Peygamberimiz (s.a.v.) de kendisine iman nedir, diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucu tutmaktır…” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 2,s. 228

AYET: (Resulüm! ) “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Ali İmran/31

Niçin İbadet Edilir? 

1 İbadet Allah’ın emri, insanın yaratılış gayesidir. Yüce Allah, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

2 Bizi mükemmel yaratan duyular duygular veren ve dışımızda sayısız nimetlerle donatan Allaha teşekkür için ibadet gerekir.

Yüce Allah bizleri mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Yaşamamız için bize birçok nimet vermiştir.

AYET: “…Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı…”

Vücudumuz, yürüyen ayaklarımız, gören gözlerimiz, işiten kulaklarımız,
konuşan dillerimiz, hisseden derilerimiz de onun eseridir.

İbadet etmek Allah’ın kesin ve açık bir emridir.

AYET:“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize ibadet edin”

AYET: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın…”

İslam inancına göre sadece Yüce Allah’a ibadet edilir. Ondan başka ibadet edilmeye layık varlık yoktur.

AYET: “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin…” Hud,26

AYET:  “De ki: Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı.

İbadet etmek insana Yüce Allah’ın sevgisini, rızasını ve hoşnutluğunu kazandırır. Yüce Allah emirlerini yerine getiren, namaz kılan, dua eden kullarından hoşnut olur.

Zekât, sadaka, kurban, fitre gibi ibadetler ise daha çok toplumsal faydalar içerir. Çünkü bu gibi ibadetlerin yerine getirilmesiyle toplumda fakirlik, yoksulluk azalır. İnsanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma duyguları güçlenir. Böylece toplumda iyilikler, güzellikler yaygınlaşır, barış ve huzur egemen olur.

İBADETLERİN ANLAMI VE DEĞERİ

1 İbadet Kainatın ve insanın yaratılış amacıdır.
Ayet: Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

2 İbadet geçmişte karşılıksız peşin ve sınırsız verilen nimetlere karşı şükür etmenin ifadesidir.

3 İbadet gelecekte verilecek sonsuz cennet nimetleri için bir dua ve yakarıştır.

4 İbadet bedenin ihtiyaçları gibi RUHUN GIDASI ve İHTİYACIDIR.

5 İbadet insanın ahıretini cennetini hazırlayan ve dünyasını ahlaki hayatını düzenleyen en etkili disiplindir.

1 İnsanın Yaratıcısı ile ilişkisini düzenler
2 İnsanın ruhuna huzur moral verir
3 Bedenine sağlık kazandırır
4 Aile ve toplum hayatına denge düzen sağlar
5 İnsanın elini gözünü kulağını kötülüklere karşı bağlamasını öğretir. Namazda eller bağlıyken insan bir organıyla günah işleyemez. Her gün 5 kez bunu yapan insanda kötülüklere karşı bağlanma becerisi yerleşir. Buna rağmen günah işleyenler namazlarını gözden geçirmeli istiğfarla yenilenmeli nefsine karşı mücadele vermelidir. Hadis ifadesiyle nefisle yapılan mücadele düşmanla savaş alanında yapılan mücadeleden az faziletli değildir.

2. Başlıca İbadetler 

Bunların başlıcaları; namaz, oruç, zekât, hac ve kurbandır.Namaz bedenle, zekât ve kurban mal ile, hac ise hem beden hem de mal ile yapılan bir ibadettir.

2.1. Namaz

AYET: “… Namaz müminler üzerine vakitleri belirli bir farzdır.” Nisâ/103

AYET: “… Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” Tâ-H/14

HADİS: “Namaz dinin direğidir.”

akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına gelmiş her Müslümana namazın farz olduğunu belirtir. Dinimizde; beş vakit namaz, cuma namazı, bayram namazı, teravih namazı, cenaze namazı gibi namaz çeşitleri vardır. Beş vakit namaz bütün Müslümanlara farzdır ve bunlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde kılınır.Vitir namazı vacip namazdır.

Namazın dışındaki farzlar

Namazın dışındaki farzlar,namazın şartları olarak da adlandırılır.Namaza hazırlıkta yerine getirmemiz gereken farzlardır.

1-Hadesten taharet:Hades denilen manevi kirin giderilmesi için abdest almak,gerekli hallerde gusül almaktır.

2-Necasetten taharet:Namaz kılacak kişinin bedeninde,üzerindeki elbisede ve namaz kılacağı yerde pislik varsa bunları temizlemektir.

3-Setr-i avret:Namaz kılacak kişinin vücudunda örtünmesi gereken yerleri örtmek demektir.
Erkeklerde:Göbek ile diz kapağı arasını dizkapağı da dahil olmak üzere örtmek.
Kadınlarda:Yüz,el ve ayaklardan başka vücudunun her taafını örtmesi demektir.

4-İstikbal-i Kıble:Namazı kıbleye dönerek kılmaktır.

5-Vakit:Namazları kendi vakitleri içerisinde kılmak demektir.

6-Niyet:Hangi namazı kıldığını bilmek ve kalbinde hatırlamaktır.Niyetin dil ile söylenmesi sünnettir.

Namazın içindeki farzlar

Namazın içindeki farzlar, namazın rükunları da denmektedir.Namaz sırasında yerine getirdiğimiz farzlardır.

1-İftitah tekbiri:Namaza başlarken tekbir almak demektir.

2-Kıyam: Namazda ayakta durmak demektir.

3-Kıraat:Namazda ayakta iken biraz Kur’an okumaktır.

4-Rüku:Namazda eller diz kapağına erişecek şekilde eğilmektir.

5-Sücud: Rükudan ayrıldıktan sonra ayaklar,dizler ve ellerle beraber alnı yere koymaktır.

6-Kade-i ahire:Namazın sonunda “ettehiyyatü” okuyacak kadar oturmak demektir.

2 rekat namazın kılınışı

Sabah namazı: İki rekât sünnet, iki rekât farz olmak üzere toplam dört rekâttır. Önce sünneti, sonra da farzı kılınır. Namaz kılabilmek için abdest alınır ve ayakta kıbleye doğru yönelinir. “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya.” diyerek niyet edilir. Sonra “Allahü ekber.” diyerek tekbir alınır. Erkekler tekbir alırken ellerini başparmaklar kulak memelerine değecek şekilde, kadınlar ise omuz hizasına kadar kaldırırlar. Ardından eller bağlanır. Erkekler ellerini göbek hizasında, sağ el sol elin bileğini kavrayacak şekilde bağlarlar. Kadınlar ise ellerini, sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde göğüs üstüne koyarlar. Önce Sübhâneke duası, sonra eûzü besmele çekilip Fatiha ve bir zammı sure okunur. Ardından “Allahü ekber.” denilerek rükûa gidilir.

Rükûda üç kez “Sübhâne Rabbiyel azîm.” (Ey Yüce Rabb’im! Sende hiçbir eksiklik yoktur) denir ve tekrar “Semiallâhü limen hamideh.” (Allah kendisini öveni işitir.) denilerek doğrulunur. Ardından “Rabbenâ lekel hamd.” (Rabb’imiz! Hamt sana mahsustur.) denir ve hemen “Allahü ekber.” denilerek secdeye gidilir. Burada üç kez “Sübhâne Rabbiyel âlâ.” (Ey Yüce Rabb’im! Sende hiçbir eksiklik yoktur). ifadesi söylenir.

Bu şekilde art arda iki kez secde yapıldıktan sonra “Allahü ekber.” denilerek ikinci rekât için ayağa kalkılır. Eller bağlanır, besmele çekilip Fatiha suresi ve bir zammı sure okunur. Birinci rekâtta olduğu gibi rükû ve secdeler yapıldıktan sonra oturulur. Erkekler otururken sağ ayağını dik, sol ayağını ise yatık tutarlar. Kadınlar ise her iki ayağını da sola doğru yatık tutup otururlar. Oturuş sırasında Ettehiyyâtü, Allahümme Salli, Allahümme Bârik ve Rabbenâ duaları okunur.Sonra “Esselâmü aleyküm verahmetullâh.” (Esenlik ve Allah’ın rahmeti üzerinize olsun) denilerek sağa ve sola selam verilir. Böylece sabah namazın sünneti tamamlanmış olur. Niyeti dışında, sabah namazının farzı da aynı sünneti gibi kılınır.

Öğle namazı: On rekâttır. Bunlardan dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi de son sünnettir.

Farz ve sünnetlere ayrı ayrı niyet edilir. Öğle namazının dört rekâtlık sünnetinin ilk iki rekâtı, sabah namazının sünneti gibi kılınır. Ancak ikinci rekâtın sonundaki oturuşta yalnızca Ettehiyâtü duası okunur ve “Allahü ekber.” denilerek üçüncü rekâta kalkılır. Eller bağlanır ve besmele çekilerek sabah namazının sünneti gibi iki rekât daha kılınır. Öğle namazının farzı, ilk dört rekât sünneti gibi kılınır. Ancak üçüncü ve dördüncü rekâtlarda yalnızca Fatiha suresi okunur. Zammı sure ya da ayet okunmaz. Öğle namazının son sünneti, sabah namazının sünneti gibi kılınır.

İkindi namazı: Sekiz rekâttır. Dördü sünnet, dördü farzdır.

İkindi namazının sünneti, öğle namazının dört rekâtlık ilk sünneti gibi kılınır. Ancak birinci oturuşta Ettehiyyâtü, Allahümme  Salli ve Allahümme Bârik duaları okunur. Üçüncü rekâta kalkınca Sübhâneke duası okunur ve eûzü besmele çekilerek namaza devam edilir. Bu namazın farzı ise öğle namazının farzı gibi kılınır.

Akşam namazı: Beş rekâttır. Üçü farz, ikisi sünnettir.

Akşam namazının farzı sünnetinden önce kılınır. Farzın iki rekâtı aynen sabah namazının farzı gibi kılınır. İkinci rekâtın sonunda oturulur ve Ettehiyyâtü duası okunur. Ardından üçüncü rekât için ayağa kalkılır ve besmele çekilerek yalnızca Fatiha suresi okunur. Rükû ve secdeler yapılarak oturulur. Ettehiyyâtü, Allahümme Salli ve Allahümme Bârik ile Rabbenâ duaları okunarak namaz tamamlanır. Akşam namazının sünneti aynen sabah namazının sünneti gibi kılınır.

Yatsı namazı: Yatsı namazı, vitir namazıyla birlikte toplam on üç rekâttır. Bunların dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi son sünnet ve üçü de vitir namazıdır.

Yatsı namazının ilk dört rekât sünneti tıpkı ikindi namazının sünneti gibi, farzı da öğle ve ikindi namazlarının farzları gibi kılınır. Son sünnetin kılınışı ise sabah namazının sünneti gibidir. Vitir namazı, akşam namazının farzı gibi kılınır. Ancak üçüncü rekâtta Fatiha’dan sonra bir sure ya da birkaç ayet okunur. Sonra “Allahü ekber.” denilerek eller kaldırılıp tekbir alınır. Ardından eller tekrar bağlanarak Kunut duaları okunur. Daha sonra rükû ve secdeye gidilerek namaz tamamlanır.

Beş vakit namaz bütün Müslümanlara farzdır. Evde, camide ve temiz olmak koşuluyla her yerde kılınabilir.

Cuma namazı, cuma günü öğle vaktinde, camilerde cemaatle kılınır. Dört rekât ilk sünnet, iki rekât farz ve dört rekat son sünnet olmak üzere toplam on rekâttır. İlk ve son sünnetleri öğle namazının ilk sünneti gibi farzı ise sabah namazının farzı gibi kılınır. Cuma namazının farzının cemaatle kılınması gerekir. Ayaktayken sureleri imam okur, cemaat ise dinler. Cuma namazı kılmak farzdır.

Ramazan ve Kurban bayramlarında ikişer rekât bayram namazı kılınır. Bayram namazı, bayramın birinci günü güneş doğduktan yaklaşık kırk beş dakika sonra camilerde cemaatle kılınır. Bayram namazı kılmak vaciptir.

Ramazan ayı boyunca her gece yatsı namazından sonra teravih namazı kılmak sünnettir. Bu namaz genellikle yirmi rekât olarak, iki ya da dört rekâtta bir selam verilerek kılınır. Teravih namazı tek başına da cemaatle de kılınabilir.

Cenaze namazı, ölen Müslümanlara dua etmek amacıyla kılınır. Bu namazın rükû ve secdesi yoktur. Ayakta ve cemaatle kılınır. Cenaze namazı farz-ı kifâyedir. Yani ölen kişinin namazını bir grup Müslümanın kılmasıyla diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar.

Namazın bireysel ve toplumsal pek çok faydası vardır. Namaz kılan insan, Yüce Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirmenin huzur ve mutluluğunu duyar. Cemaatle kılınan namazlar Müslümanların birbirleriyle kaynaşmasını, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmasını sağlar. Namaz ibadeti kişiyi kötülüklerden alıkoyar, onu iyi ve güzel davranışlara yönlendirir.

AYET:  “… Namaz kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût/45)

2.2. Oruç

AYET: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183)

Oruç ibadeti; tan yerinin ağarmasından akşam güneş batıncaya kadar hiçbir şey yiyip içmemek, bazı bedenî arzu ve isteklerden uzak durmak suretiyle yerine getirilir. Bilerek bir şey yiyip içmek 62 gün keffareti gerektirir. İlaç almanın orucu bozup bozmadığı konusunda farklı görüş vardır. Zorunlu ise kaza yeterlidir. Kişi unutarak bir şey yiyip içmişse orucu bozulmaz. Ancak bu durumu hatırladığı andan itibaren yiyip içmeyi kesmesi gerekir.

Dinimizde akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslümanın oruç tutması farzdır. Hasta ve yaşlı olanlar; hamile ve çocuk emziren bayanlar oruç tutmayabilirler. Ancak tutamadıkları orucu daha sonra kaza ederler. Oruç tutamayacak kadar yaşlı olanlar ve sürekli sağlık sorunu nedeniyle oruç tutamayanlar ise her gün için (Sabahlı akşamlı fakiri doyuracak değerde)  bir fidye verirler. Fidye veremeyecek kadar yoksul olanların böyle bir yükümlülüğü yoktur. Fidye;bir fakirin bir günlük yemek ihtiyacının karşılanması ya da bunun karşılığı olan paranın verilmesidir.

AYET: “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı.) Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir…” Bakara suresi, 184

Müslüman toplumlarda muharrem ayının özellikle dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmaya ayrı bir önem verilir. Çünkü Peygamberimiz bu üç günde oruç tutmuş,

HADİS: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” İbni Mâce, Sıyam, 43

Oruç ibadetinin kişiye kazandırdığı çeşitli faydalar vardır. Oruç tutan insan sabırlı olmayı, iradesini kontrol edebilmeyi öğrenir. Açlığın, susuzluğun ve yokluğun ne kadar zor olduğunu anlar. Bu nedenles de yoksullara, muhtaçlara daha fazla yardım eder. Herkese sevgi, saygı ve hoşgörüyle yaklaşır.

Ayrıca ramazan ayında zengin Müslümanlarca verilmesi gereken fıtır sadakası toplumda dayanışmayı artırır. Fitre de denilen fıtır sadakasının bayram namazından önce verilmesi gerekir. Çocukların fitresini aile büyükleri verir. Fitrenin miktarı bir kişinin bir günlük yiyecek ihtiyacı kadar gıda ya da onun karşılığı paradır.

***DEĞERLENDİRME***

RAMAZANIN VE ORUCUN ANLAMI VE ÖNEMİ

Deyim yerindeyse kadri büyük büyük buluşmanın gerçekleşeceği Kadir Gecesinin aramaya başlanacağı gün…

“Her geleni Hızır her geceyi Kadir bil!” dermiş büyüklerimiz. Kendilerini kaybeden insanların çok şeyler bulabilecekleri bu feyizli günler, ümid ederiz ki bizleri bulduğu gibi bırakıp gitmesin. Rabbimizin katında kadrü kıymetimizi yüceltsin..

1-Ramazan, zamanlar içinde, madenler içindeki altın gibidir.

Bütün madde alemi ve maddenin hareketiyle meydana gelen bütün zaman parçaları, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin teşhir alanıdır. O’na ayna olması yönüyle bütün cisimler ve zamanlar değerlidir, değerli olmada müsavidir.

Ne var ki hayvan bitki hatta melek gibi varlıkların yanında insanın Allah’a aynalık yönüyle anlam ve değerinin farklı olması gibi, bizimle ilgili olarak bazı mekanlar da zaman dilimleri de diğerlerine göre farklı değer kazanırlar.

Bütün isimlerinin yanında azam isimlerin ve hepsinin başında Allah c.c. isminin, varlıklar arasında insanların insanlar arasında büyük zatların, onların içinde Peygamberlerin, ülül-azm olanların ve nihayet Peygamber Efendimizin, Kitaplar içinde kutsal olanların onların arasında Kur’an’ın, melekler içinde dört büyük melaikenin, bütün binalar içinde Kabetullah’ın, madenler arasında altının farklı ve üstün anlam ve değerleri olduğu gibi çağlar asırlar yıllar aylar günler hatta an’lar arasında bile benzerlerine göre bir üstünlük söz konusu olacaktır.

Kainat içine aldığı Nur’u Muhammedi ile başka bir anlam kazanır, toprak parçaları içinde, O Kainatın Efendisinin pak bedenini misafir eden toprak farklı muamele görür “Ravda-i Mutahhara” ismini alır.

Her Peygamberin yaşadığı ve insanlığa medeniyet ışığı sunduğu dönemler farklıdır. Allah Rasulünün yaşadığı asır ise “Saadet” ünvanını kazanır. Kadınlar içinde bile ayetin ifadesiyle Hz. Meryem Betül’e “En Hayırlı Kadın” ifadesi kullanılır. (3/42)

Ramazan zamanları neden farklıdır?

Bir madenin içine altın katılır ve katkı oranı artarsa o madenin değeri de artar. Zamanlar da içinde barındırdıkları değerlerle değer kazanırlar.

ZARF-MAZRUF: Mazruf, zarfın içine konan nesnedir. Zarf ise bilindiği gibi zati önemli bir değeri bulunmayan ve çoğu zaman yırtılıp çöpe atılan bir kağıt parçasdır. Ancak bu basitliğine rağmen bazen olağanüstü denebilecek önemde bilgi ve belgeleri servetleri hazineleri bile taşıdığı olur ve bu içindeki değerlerden dolayı onlar gibi muamele görür ve değer kazanır. Tıpkı inciye yatak yorgan olan o basit iki kabukcuk, hazinelere analık yapan eski sandıkcık ve sonsuzluğa bizi uçuracak cevherimizi ruhumuzu taşıyan eskiyip gömlek gibi atılacak ve çürüyecek cesedcik gibi…

İşte Ramazan ayı da diğer zamanlardan farklı olarak bağrında, bin aydan kıymetli olarak ayette dile getirilen (kadir süresi) ve o da içinde Kur’an’ı barındıran “Kadir Gecesi” ni barındırmaktadır. Kadir gecesinin kadrü kıymeti de Kur’an’ı taşımasındandır. Kur’an’ın içine girdiği Kadir zarfı aynı zamanda Ramazan içinde bir mazruf olarak durmaktadır. Tıpkı Cebrail gibi Kadir gecesi, Allah’dan gelen vahyi insan olarak Kadri Yüce Nebiler Nebisine zaman olarak Kadri Büyük Ramazan’a teslim etmekte, nuruyla onların sinesini aydınlatmaktadır.

Bu açıdan Ramazan, insanın iç ve dış dünyasıyla farklılaştığı gerçek bir “Aydınlanma Zamanı”dır. Eşi bulunmaz kutlu zamanın altın kapısını tıklatıp göklerle göktekilerle kucaklaşma fırsatıdır.

Oruç da, insanın yeme içme gafletiyle, Kur’an’ın feyzinden Ramazanın bereketinden mahrum olmaması ve Ramazanın kutlu zamanıyla buluşmasını sağlayıp Rahmana yaklaştırması adına önemli bir misyon yüklenmiştir.

2-Ramazan Allah’ın hususi iltifatının ve Rahmetinin yoğunlaştığı zamanları kapsar.

Bu zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın iltifatı şahanesi en yakın ve Rahmeti sağanak halini aldığı anları ihtiva eder. Bu günlerde Kur’an’ın inişi gibi lutuf ve Rahmet esintileri en çaplı şekilde gelir ve adeta üzerine yağacak baş arar, gönül bakar.

CULUSÜ HÜMAYUN VE ULUFE:

Önceki kelime padişahların tahta oturuşunu sonraki de her oturuş yıl dönümünde bahşişler dağıtmasını ifade etmektedir. Ve bu dönemlerde her zamankinden çok ihsanlarda bulunulur. Teşbihte hata olmasın, Cenab-ı Hak kullarına her an ihsanda ve lutuflarda bulunur, her an tevbeleri kabul eder.

Fakat bu sözünü ettiğimiz zaman dilimlerinde yönelişin yoğunluğuna ve derinliğine göre daha bir geniş ve kesif bir mahiyet kazanır. Konunun diğer boyutunda da şu vardır: Bir sultanın umum halkına bir konuşması teveccühü iltifatı vardır bir de hususi olarak huzuruna alarak konuşması perdelerin kaldırılması ve özel iletişimi vardır. Tıpkı Nebilerle vahy ile kelam ve Nebiler Nebisi ile Mirac’da kelam gibi…

Hayatımızda çok özel buluşmalar, konuşmalar hemdem olmalar vuslatlar vardır ya da olmuştur. Namahrem olanlarından Rabbim muhafaza buyursun. İnsanın hasretle yolunu gözlediği sevdiklerine vuslattan izdivaçlara, büyük bildiği kimselerin yolunu hasretle bekleyip sonra görüp diz dize gelmesinden, Hacca gidip rüyalardaki iştiyakı bilfiil yaşamaya kadar.

Ramazan zamanları işte bu Halık-Mahluk, Abid-Mabud hususi buluşmasının, insanın farklı bir buudlaşmasının hususi mevsimidir.

3-Ramazan ahiretin karlı bir ticaret pazarı verimli bir tarlası gibidir.

Bu kutlu mevsim öyle bir mevsimdir ki adeta toprağa ne atsanız boşa gitmemekte bir on bire yüz bire bin bire yedi bin milyonlar sevap verilir. Her bir tesbih bir cennet ağacı halinde orada karşınıza dikiliverir. Tıpkı toprağa attığımız bir çekirdeğin tohumun nüvenin kuru çelimsiz çürümüş haliyle çatlayıp binler çekirdek ve mevve veren ağaçlar gibi, çeşitli lezzetli yiyeceğimizi pişiren toprak kazanı gibi.

BİR ÖMÜRLÜK SEVAP BİR GECEDE:

Ulufe dağıtılması örneğinde olduğu gibi bu hasat mevsiminde bulunan Kadir gecesi Kadir süresinde “Bin ay” dan hayırlı olarak değerlendirilmekte ve o gecede melaikenin bin bir güzelliklerle fevc fevc nüzul ettiği belirtilmektedir. Bin ay 80 yıla tekabül ediyor.

Peygamber Efendimiz, eski milletlerden 80 yıllık hayatı boyunca hep hak yolunda koşturan birisini anlatınca, buna gıpta eden ve nasıl öyle olabiliriz diyen Sahabiye verdiği cevapta, bu gecenin bu değerine ve değerlendirilmesine dikkat çekmektedir.

4-Ramazan senelik ruh bakımı rehabilitasyonu terapi ve tedavisi zamanıdır.

Ruh mekanizmalarımız olan kalp vicdan akıl bilinç bilinçaltı ve özellikle nefis ve ona hizmet eden organlarımız komple bir bakıma alınır bu ışık tedavisi uygulanan dönemde. Esas hedef de “Ene” dediğimiz ben, benlik, ego, nefis!… Sene boyunca kendimizi kendimizden koparmışızdır, farklı bakışla da kendimizi sadece kendimize nefsaniliğin kollarına bırakmışızdır.

Dünyanın fani ve çoğu zararlı geçici güzelliklerine kapılmışız ruhumuzun paçasını kaptırmışızdır. Kendimizin farkındalığından yoksunuzdur. Nesneler hep objemiz olmuş, kendi benimizi benimizden ötesini obje yapmayı unutmuşuzdur. Ramazanda insan bedeninde kaybettiği ben’ini bulur. Bulmasında açlık Rahmeti yardımcı olur. Çünkü artık lezzet teknesi zevk torbası bedeninden mahrumdur.

Dışa açılan pencereler kapanır içe doğru orjinal pencereler açılır irtibatlar kurulur. Ben’i ona bir ayna ve anahtar olur, bu ayda alabildiğine yere yaklaşmış Rahmete uzanır, turfanda nur gibi gelir

Rahmet tabibi O’nu bulur. Ramazan, makas gibi kollarını açar, on bir aylık bir gidişe dur! der: Ne yapıyorsun sen? Nereye gidiyorsun? Sen kendinin sen ne yaptığının farkında mısın? Bu ne hal? Tepeden tırnağa beslenme ve güzellik uzmanı, zevk ve eğlence harmanı kesilmişsin! Ne yazık ki ruhunla kalbinle gökyüzünle sonsuz güzelliklerle irtibatını kesmişsin! Bütün dünyanın yükü altında ruhun depresyona girmiş, problemlerin düğümlenmiş, günah paletleri altında ezilmişsin!

Namaz gibi Orucuyla da Ramazan kötülüklerin kötülükleri ve günahları isteyen nefsin önüne bir set çeker, kötü gidiş varsa ona son verir, Helal yeme içmeleri ve cinsel davranışları askıya aldırır, gayrı meşrusu zaten otomatik olarak durur.

Obur nefse zorunlu perhiz uygulatır, ambargo koydurur yerinde ültimatom çektirir, yüzünü yerlere getirir. Ruhun eteğinden çeker, biraz da bu tarafa bu tarafa! ikazında bulunur.

Cismin derece-i hayatından çık da biraz kalbine bak! ölüm sonrası geleceğini düşün! uyarısında bulunur, uyandırır insanı, fırsatı kaçırma şu altın kapıyı tıklat! der ve bunun platformunu hazırlar. İnsanlar sene boyunca katılaşan iç dünyalarını yumuşatma billurlaştırma imkanını yakalar, ruhlarında teraküm etmiş birikmiş günah is pas ve kirlerinden de arınma zeminini bulurlar. Bu bir aylık manevi varidat ve dersler on bir ay boyunca adeta ruhta bir revizyon gerçekleştirmekte, yenilemekte, neşat ve zindelik kazandırabilmektedir.

Kuşkusuz sene boyunca Namaz gibi Kuran okuma gibi, pt-per oruçları gibi, haftalık sohbetler ve hizmetlerde güzel arkadaşlar arasında bulunma gibi durumları da metafizik gerilimin korunması adına lüzumlu görmek gerekmektedir.

5-Ramazan nimetlerin kıymetini anlama şükretme Allah’a yakınlaşma zamanıdır.

İnsan elinde çok ve sık bulunduğunda nimetlerin kıymetini tam anlayamaz. Mahrumiyetler elimizdeki nimetlerin değerinin farkında olmamızı sağlar. Alıştığımız sevdiğimiz nimetlerden mahrum kaldığımızda dikkatimiz, arzu heves ve isteğimiz o nimetlere bir başka yoğunlaşır.

Hastalandığımızda sağlığımızı geri isteriz doktorlara koşar ilaçlar alırız, zaruri hallerde neşter altına yatarız. Mum ışığında boyunu aşkın eserler yazanların devrinde değiliz ama elektrikler kesildiğinde nasıl mum! mum! diye feryat eder karanlıktan bizi çıkaracak bir damlacık ışık kovalarız.

Nefis ve nefsin hoşuna giden yeme içmeler cinsellikler eğlence ve hazlar aslında birer perdedir. Bunlara yoğunlaştıkça bu perdeler kesafet kazanır kalınlaşır duvarlaşırlar, ruha ruh yoluyla ruhaniliğe Rahman ile beraberliğe uzanan yolu tıkarlar. Yere urganlarla bağlanan ve ağırlıkları olan balonun yükselememesi gibi insan zamanla bedenleşir, yere yerleşir, çekim gücünün bağımlısı haline gelir, yücelere yolculuktan uzak dört duvar etten ibaret bir dünyada sığlaşır köleleşir.

Ramazanda nefse ait maddi zevklerin önü kesilir ve mahrumiyetle nimetlerin ama esas nimet verenin farkında olma platformu hazırlanır. Artık ruh ve beden her gün aldığı ve zaman zaman beğenmediği o nimetlerin en azından, en kurusundan ve tatsız olanından bile müstesna bir lezzet almaya başlar. Dikkat kesilir. Bunları bir veren var! der, minnettarlığını ifade etmek ister. İçinden gele gele karanlıkta mum ışığı arayan insan gibi “elhamdülillah!” der “Verdiklerin için binler şükür sana ya Rabbi!”.

Ve hem çehresini hem ruhunun vechesini O Nur kaynağına çevirir. Şükür, hem Rahmana amudi uzanan yolun peçelerini kaldırılmaya bütün perdeleri birer birer şeffaflaştırmaya vesile olan çaplı bir adımdır, hem de verilenleri ziyadeleştiren bir bereket kaynağı.

6-Ramazan istiğna gömleğini giyme Samediyete aynalık yapma hususi halidir.

Cenab-ı Hakkın ahlakı ile ahlaklanma diye bir hadis vardır ve insanın Allah’ın güzel isimlerini temsil etmesi. Birer şeref madalyası gibi onları taşıması. İnsanın Rahman suretinde yaratılması yani onda Rahmanın sıfat ve isimlerinin tecelli etmesi şeklinde açıklamalar vardır. İnsan bütün esmanın tam bir noktai mihrakiyesi-odak noktası durumundadır. Allah isimlerinin birer numunesini insana lutfetmiştir.

Subuti sıfatlar bunu anlatır. O görür bize göz vermiştir, işitir kulak vermiştir, konuşur dil vermiştir gibi…Bunun yanında Rabbimiz cömerttir, cömert olmalıyız, sabırlıdır sabırlı olmalıyız, affedicidir affedici olmalıyız gibi yaklaşım da doğrudur.

İnsan sıkça aynaya bakar ve kendi güzelliği ile iftihar eder. Kendini sever ve beğenir. Kendi doğal güzelliğine yeni güzellikler ilave etmek için de makyajlar yapar bakımı için zaman ve servet ayırır. Bazen ölçüyü kaçırdığı olur güzelliğinin hakiki sahibini unutur da benden güzeli var mı söyle ayna dediği olur.

Aslında her ayna Rabbimizin simamıza bastığı isimlerinin mühürlerini okumada çok güzel bir aracı olabilir. İnsan, ben aynaya bakıp nasıl güzelliğimi görüp seviyorsam, Rabbim de yüzüme bakıp tecelli eden güzel isimlerini ve önemlisi onların tarafımdan güzel temsil edilmesini sever diye düşünebilir farklı bir iç huzuru yakalayabilir.

Adeta Rabbi onu güzellik vermekle sevindirdiği gibi o da bu güzelliği onun adına güzel temsil etmekle rabbini (mukaddes haliyle) sevindirmiş olabilir. Ramazan, bu düşüncenin ufuklaştığı adeta muşahhaslaştığı bir fırsatı sunar bize oruç sayesinde.

İhlas süresinde ifade edildiği gibi “Samed” hiç bir şeye muhtaç olmama demektir. İnsan ise daima tartışmasız doğumundan ölümüne kadar ve ölümünden sonra da hep muhtaç durumdadır. İnsan ve ölümlü oluşunun muktezası yaşayabilmesi için öncelikle yemeye içmeye muhtaçtır.

Meleklerden insanı ayıran nokta da burasıdır. Yemesi içmesi cinsel yönünün oluşu. Fakat oruç tutuğunda insan adeta meleklere benzemiş olur. Kendisine helal olan eşine ve ekmeğine suyuna bile elini uzatmaz incelmiş ruhuyla, yoğunlaşmış manevi boyutuyla, berraklaşmış latifleşmiş ruhuyla özellikle iftar saatlerinde öyle bir hali kendisinde hisseder.

2.3. Zekât

Zekât, zengin Müslümanların mal veya paralarının belirli bir bölümünü yılda bir kez muhtaçlara vermeleridir. Dinimiz akıllı, ergenlik çağına gelmiş ve zengin Müslümanlara zekât vermeyi farz kılmıştır.

İslam’a göre bir kimsenin zengin sayılabilmesi için temel ihtiyaçlarının dışında 80 g altın ya da bunun karşılığı kadar mal veya paraya sahip olması gerekir. Kişinin, evi, arabası; ailesinin bir yıllık yiyecek, içecek, eğitim vb. masrafları temel ihtiyaçlarıdır.

AYET: “Namazı kılın, zekâtı verin. Peygambere itaat edin ki merhamet göresiniz.” Nûr/56

AYET: Zekât; yoksullar, düşkünler, borçlular, yolda kalmış kimseler ve benzeri ihtiyaç sahiplerine verilir. Tevbe/60

Kişi; annesine, babasına, çocuklarına, torunlarına, büyük annesi ve büyük babasına zekât veremez. Çünkü bu kimselere bakmak zorundadır. Bunların dışındaki yakınlarına ise zekât verebilir. Hatta kişinin, zekât verirken en yakınlarından başlaması güzel bir davranıştır.

Zekât; altın, gümüş, para, büyük ve küçükbaş hayvan, toprak ürünleri gibi şeylerden verilir. Altın, gümüş ve paranın zekâtı 1/40 kırkta bir oranındadır. Küçükbaş hayvanların zekâtı kırkta bir oranındadır. Devede beşte bir, büyükbaş hayvanların otuzda biri için bir, küçük baş için 40’ta bir koyun ya da keçi zekât olarak verilir. Toprak ürünlerinin zekâtı onda birdir. Buna öşür de denir.

Zekât veren kimseler yoksulların onurunu zedelememeye özen göstermelidirler. Kaba ve kırıcı davranışlardan kaçınmalıdırlar. Kur’an’da, böyle davrananların Allah tarafından ödüllendirileceği belirtilir. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır…” Bakara/262

Zekâtın bireysel ve toplumsal açıdan pek çok faydası vardır. Zekât veren kimseler yoksulların ve muhtaçların ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlamış olurlar. Allah’ın emrini yerine getirmenin huzurunu ve mutluluğunu duyarlar.

Zekât İslamın köprüsüdür, zengin ile fakir arasında servet akışı olur; sevgi ve saygıyı taşır. Aradaki muhtemel düşmanlığı giderir. Onları birbirine yaklaştırır, dost yapar.  Toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı geliştirir. Birlik ve beraberliği pekiştirir.

2.4. Hac

Hac, İslam’ın beş şartından biridir. Bu ibadet, yılın belirli günlerinde ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat’ta vakfe yapmak, Mekke ve çevresinde bulunan bazı kutsal yerleri ziyaret etmek suretiyle yapılır.

Akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür, sağlıklı ve zengin Müslümanların ömürlerinde bir kez haccetmeleri farzdır. Bu durum bir ayette şöyle ifade edilir:

AYET: “… Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kâbe’yi) haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…” Ali İmran/97

Haccın yapılışı

Haccın yapılışı şöyledir: Hac ibadetini yerine getirmek için Mekke’ye gelen hacı adayları önce mikat denilen yere varırlar. Burada boy abdesti aldıktan sonra ihrama girer ve haccetmek için niyet ederler. Ardından Kâbe’ye gelip iki rekât namaz kılar ve Kâbe’yi tavaf ederler. Daha sonra Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yaparlar. Hacı adayları ilk tavaf ve sa’y görevlerini yerine getirdikten sonra arefe gününe kadar Mekke’de kalırlar. Bu süre zarfında günlük namazlarını Kâbe’de kılmaya önem verirler. Ayrıca Yüce Allah’a, bağışlanmaları için dua ederler.

Arefe günü sabahleyin Arafat bölgesine gelirler ve burada vakfe yaparlar.

Vakfe yapmak, haccın iki farzından birincisidir. Arefe günü Arafat denilen yerde bir süre bulunmak vakfe için yeterlidir. Hacı adayları genellikle gün batımına kadar burada kalırlar. Öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek cemaatle Arafat’ta kılarlar. Allah’a dua ederler. Akşama doğru Arafat’tan ayrılıp Müzdelife’ye gelirler. Burada akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kılarlar. Şeytan taşlamak için küçük taşlar toplar, sonra Mina’ya hareket ederler. Kurban Bayramı’nın birinci günü Mina’daki cemre denilen yerlerde sembolik olarak şeytan taşlarlar. Ayrıca burada kurbanlarını keserler.

Ardından Mekke’ye döner ve Kâbe’yi tavaf ederler. Kâbe’yi tavaf, haccın farzlarından biridir ve Kurban Bayramı’nın ilk üç gününde mutlaka yapılmalıdır. Tavaf, Hacerü’l-Esved’in bulunduğu yerden ya da onun hizasından başlayıpKâbe’nin etrafında yedi kez dönmek suretiyle yapılır. Her bir dönüşe şavt adı verilir. Farz olan tavafgörevi yerine getirilince haccın yapılışı tamamlanmış olur.

Hacca giden Müslümanlar, Medine’deki Mescid-i Nebevi’nin içinde bulunan Peygamberimizin kabrini ziyaret ederler. Burada dua edip namaz kılarlar. Peygamberimizin ve sahabelerin yaşadığı yerleri görme fırsatı bulurlar. Medine’ye gitmek zorunlu değildir. Ancak Müslümanlar yine de Allah’ın elçisinin mezarını ve yaşadığı yerleri ziyaret etmekten mutluluk duyarlar ve bu ziyareti severek yaparlar.

Haccın insanlara sağladığı birçok fayda vardır. Haccetmek için Mekke’ye dünyanın çeşitli ülkelerinden her yıl çok sayıda hacı adayı gelir. Bu sayede insanlar birbirleriyle dostluklar kurarlar. Birlikte dua ve ibadet etmenin mutluluğunu yaşarlar. Bu da onlar arasındaki kardeşlik duygularını güçlendirir.

Hac aynı zamanda uluslararası ilişkilerin gelişmesine de yardımcı olur. Senelik kongre buluşması gibi iş adamları devlet adamları eğitimciler bilim adamları vb. bilgi alışverişinde bulunurlar. Hem ibadetlerini yapıp hem de ticari görüşmeler yapılmasında bir sakınca yoktur.

Hac ibadeti, hacı adaylarında tüm insanların eşit olduğu bilincini geliştirir. Çünkü hacda zengin fakir, amir memur, beyaz siyah, kadın erkek herkes aynı tür giysiler içinde ve yan yana ibadet eder.

Hacca giden kimseler günahlarının bağışlandığına inanırlar. Bununla ilgili olarak Sevgili “Bir kimse hac ibadetini yapar, bu sırada kötü söz söylemezse ve günah işlemekten sakınırsa geçmiş günahları bağışlanır. Annesinden yeni doğmuş gibi günahsız olarak evine döner!” Riyâzüs Sâlihîn, C 1, s. 522.

Bunun farkında olan Müslümanlar, hacdan döndükten sonra davranışlarına daha çok dikkat ederler. Hatalı davranışlarda bulunmamaya ve günah işlememeye özen gösterirler. İyi, güzel, yararlı iş ve davranışlarda bulunmaya önem verirler.

***DEĞERLENDİRME***

2.5. Kurban

Kurban, dinimizde emredilen başlıca ibadetlerden biridir. Akıllı, ergenlik çağına gelmiş, maddi imkânları iyi olan Müslümanların kurban kesmeleri Yüce Allah’ın bir emridir. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “Şimdi sen Rabb’ine kulluk et ve kurban kes.” Kevser süresi

Kurban, Kurban Bayramı namazından sonra bayramın ilk üç günü kesilebilir. Ancak ilk gün kesmek daha güzeldir.

Kurban yalnızca Allah’a yaklaşmak, onun rızasını kazanmak için kesilir. Kurban kesen kişi, Yüce Allah’a olan sevgi ve bağlılığını göstermiş olur. Onun sevgisini ve rızasını kazanır.

AYET: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır…” Hac/37

Yüce Allah Kur’an’da, Hz. Âdem’in çocukları Kabil ve Habil’in kurbanlarından söz etmekte ve bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: Hani birer kurban sunmuşlardı…” Mâide/27

AYET: “Biz her ümmete (kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık.” Hac/34

Kurban ibadeti,Hz. İbrahim’e dayandırılır. Bu konuda Yüce Allah kutsal kitabımız Kur’an’da bizlere bilgi vermektedir. Hz. İbrahim’den, rüyasında oğlu İsmail’i kurban etmesi istenir. Hz. İbrahim bu durumu oğluna anlatır. Oğlu ise ona şöyle cevap verir: “… Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun…” Sâffât/102

Hz. İbrahim oğlunu kurban etmek üzereyken Allah ona Cebrail ile bir hayvan gönderir. Cebrail, Hz. İbrahim’e bu olayın bir sınav olduğunu, Yüce Allah’ın kendisinden oğlunun yerine, getirdiği hayvanı kurban etmesini istediğini bildirir. Bununla ilgili olarak Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “…Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır… Biz, oğluna bedel, ona büyük bir kurban verdik.” Sâffât/104-107. Hz. İbrahim Yüce Allah’ın buyruğuna uygun davranır ve Cebrail’in getirdiği hayvanı kurban eder. Oğlunu kendisine bağışladığı için de Allah’a şükreder.

Dinimize göre kurban; koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanlardan kesilebilir. Koyun ve keçi bir kişi tarafından, büyükbaş hayvanlar ise en fazla yedi kişi tarafından kurban edilebilir. Kurbanlık hayvanın sağlıklı ve besili olmasına özen gösterilmelidir.

Kurban edilecek hayvan “Bismillâhi Allahü ekber.” denilerek ve ehil kişilerce kesilmelidir. Kurbanlık hayvana eziyet edilmemelidir.

Kurbanın eti genellikle üçe bölünür. Etin bir bölümü aile bireyleri için ayrılır, bir bölümü misafirlere ikram edilir, bir bölümü de fakirlere dağıtılır. Tamamını dağıtmak sevaptır. Ailesi kalabalık olup ekonomik durumu iyi olmayanlar tamamını alabilir.

AYET: “Biz büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu hâlde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız (ve kurban ediniz)… Onlardan hem kendiniz yiyin hem de ihtiyacını gizleyen gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” Hac/36

***DEĞERLENDİRME***

3. Salih Amel

Salih amel; iyi, güzel, faydalı iş ve davranış anlamına gelir. Salih amelin kapsamı oldukça geniştir. İslam dinine göre insanın hem kendi hem de toplum yararı için yaptığı her güzel iş ve davranış salih amel olarak nitelendirilir. Örneğin; yoksullara yardım etmek, büyüklere iyi davranmak, çevreyi korumak, temiz olmak; okul, hastane, çeşme gibi toplum yararına yapılar inşa etmek birer salih ameldir. Dinimizin emrettiği namaz, oruç, hac, zekât, kurban gibi ibadetleri yerine getirmek de salih amel olarak değerlendirilir.

Dinimizin çalısmayı, salih amel islemeyi; iyi, güzel ve yararlı davranıslarda bulunmayı ibadet olarak görür. Yüce Allah, Kur’an’da insanları salih amel islemeye, iyilik yapmaya ve güzel davranıslarda bulunmaya yönlendirmektedir.

AYET: Asıl iyilik o kimsenin yaptıgıdır ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmıslara… sevdigi maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlasma yaptıgı zaman

sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder…”

“Iman edip salih ameller isleyenlere gelince, halkın en hayırlısı onlardır.”

“Iman eden ve yararlı isler yapanları, içinde ebedî kalmak üzere,zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah (bu söylenenleri) hak bir söz olarak vadetti. Söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah’tan daha doğru olabilir.”31

ÖĞRENME ALANI : HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

3. ÜNİTE : KUR’AN’A GÖRE HZ. MUHAMMED

1. Hz. Muhammed Bir İnsandır

Ayet : “De ki ben ancak sizin gibi bir insanım” Fussilet/6
Ayet: “Sen de öleceksin” Zümer/30
Ayet: “Allahın dilediğinden başka kendime fayda-zarar veremem, gaybı bilmem” Araf/188
Ayet:Bu nasıl Peygamber bizim gibi yiyor dolaşıyor. Bir me lekle gezmeliydi, hazineleri, bahçeleri olmalıydı” Furkan/7
— Kuran Peygamberin olağanüstü bir varlık olmadığını, her insan gibi hayat yaşadığını Allah bildirmezse bir şeyi bileme yeceğini vurgular. (Yahudi-Hristiyan Peygamber görüşü iki aşırı uçtadır. İslam denge getirmiştir; Abdühü ve Rasulühü)

Kutsal kitabımız Kur’an, bizlere Peygamberimiz Hz. Muhammed’le ilgili çeşitli bilgiler verir. Onun insani özelliklerinden ve peygamberlik yönünden söz eder. Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in insani yönü üzerinde önemle durur. Onun da herkes gibi bir insan olduğunu vurgular. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur:

AYET: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor…” Fussilet/6

AYET: “Muhakkak ki sen de öleceksin onlar da ölecekler.”  Zümer/30

Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in insanüstü bir varlık olarak görülmemesi gerektiğini belirtir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekkeli müşrikleri İslam dinine davet etmeye başladığında onlardan birçoğu Peygamberimize inanmadılar. Peygamberin insanüstü bir varlık olması gerektiğini söylediler.

AYET: “Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı! Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı…”  Furkân/7-8

AYET:  “De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyuyorum. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” En’âm/50

Kur’an’da Hz.Muhammed S.A.V.

Hz.Muhammed  örnek alacağımız bir ahlaka sahiptir

AYET: ”Sen yüce bir ahlak üzeresin” Kalem/4,

AYET:  “Rasulüllah sizle güzel bir örnektir” Ahzab/21

Peygamberimiz (s.a.v.) hayatı boyunca doğruluğu, dürüstlüğü, yardımseverliği, çalışkanlığı, adaleti ve alçak gönüllülüğü ile insanların sevgisini, saygısını kazanmıştır. Daha çocukluk ve gençlik yıllarında güvenilirliği nedeniyle toplumda Muhammedü’l-Emin (Güvenilir Muhammed) lakabıyla anılmıştır.

2. Hz. Muhammed Bir Peygamberdir

Ayet : “De ki ben ancak sizin gibi bir insanım fakat bana vahiy geliyor” Kehf/110
Ayet: “Muhammed Allahın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur” Ahzab/40
Ayet: “Ey insanlar ben sizin hepinize elçiyim” Araf/158
Ayet: Rasulüllah sizler için güzel bir örnektir”Ahzab/21
— O bir insan olmakla birlikte O’na Vahiy gelmektedir tüm insanlığa gönderilen son görevli bir elçidir ve insanlığa örnek bir Kuran ahlakına sahiptir. O’nun ahlakı Kur’an’dı.
— Peygamberlerin ortak 5 temel sıfatı: Sıdk-doğruluk, Emanet-Güvenirlilik, Tebliğ-Vahyi duyurmak, Fetanet-Üstün akıl gücü, İsmet-Günahsızlık

AYET: “Muhammed…Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.” Ahzâb/40

AYET: “De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana ilahınızın sadece bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabb’ine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” Kehf /110

AYET:  “O kafasından konuşmaz. Ona bildirilen vahiyden başkası değildir.” Necm/4

AYET:  “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının…” Haşr/7

AYET:Kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…” Nisâ/80

AYET:  “…Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada devamlı kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur.” Nisâ/13

AYET:  “Ant olsun ki Resulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”Ahzâb/21

3. Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim’i Açıklayıcı yeni hüküm koyucudur 

Kuranda olmayan yırtıcı hayvanlar ve şarap dışındaki alkollü içecek haramlığı 

* Hz.Muhammed Kuranı açıklayıcıdır.

AYET:  İnsanlara açıklaman için düşünüp anlasınlar diye Kuranı indirdik” Nahl/44

Kuran namaz oruç hac zekatı farz kılmış detay vermemiştir. Bunların açıklamasını Peygamber yapar.

HADİS:  “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın!” Buharî/18

Haccın yapılış şeklini zekat oranlarını Peygamberimiz belirlemiştir.

* Hz.Muhammed Kuranda olmayan hükmü koyucudur.

AYET:  “O peygamber onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar ” A’râf/157

Kuran domuz ölmüş hayvan etini kanı yasaklar. Yırtıcı ve iğrenç görünen hayvanlara değinmez. Bunları Peygamber yasaklar.

HADİS: Azı dişi olan her yırtıcı hayvanın ve pençesiyle avlanan her kuşun yenilmesi yasaktır” Müslim, Sayd, 15, 16; Ebû Dâvûd, Atime, 32; Tirmizî, Sayd, 9, 11

Kur’an şarap haram der. Peygamberimiz:

HADİS: “Sarhoşluk veren her şey haramdır” (Buhari, Vudû1 71, Eşribe 4; Ebu Dâvud, Eşribe 5, 3682, 3687; Tirmizî, Eşribe 2, 1863, 1866; Nesâî, Eşribe 23; İbn Mâce, Eşribe 9, 3386; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/36, 97) diyerek hangi isim altında olursa olsun alkol giren her içeceğe haramlık getirir.

Bir damlası da haram mı sorusuna:

HADİS: Çoğu sarhoş eden şeyin bir azı da haramdır.” Tirmizî, Eşribe 3; Ebû Dâvud, Eşribe 5; Nesâi, Eşribe 25

Peygamberimiz Allah’tan aldığı vahiyleri olduğu gibi insanlara bildirmiştir. Anlaşılamayan, kapalı olan ayet, kavram ve konulara açıklık getirmiştir. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’de namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerle ilgili çeşitli ayetler vardır. Ancak bunların nasıl yerine getirileceği ayrıntılı bir şekilde açıklanmamaktadır. Peygamberimiz ibadetlerin yapılışını hem uygulamalarıyla hem de çeşitli açıklamalarıyla

4. Hz. Muhammed Müjdeleyici ve Uyarıcıdır

Ayet:”Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik” Sebe/28

Ayet:”Önce yakın akrabanı uyar!” Şuara/214

— Peygamberimiz davette ikna edici dil ve yumuşak nasihat uslubü kullanmış asla zorlama yapmamıştır. Vefatı öncesi veda hutbesiyle son uyarılarını da yapmıştır.

AYET: “(Resulüm) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” Furkân/56

AYET: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Sebe/28

AYET: “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” Şuarâ/214

AYET: “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir.” Hicr/94

Veda Hutbesi’nde şöyle demiştir: “… Yarın Rabb’inize kavuşacaksınız ve bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorgulanacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız… İbn-i İshak, Sîret, C 2, s. 348; Müslim, C 2, s. 890.

AYET:“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”

5. Hz. Muhammed İnsanlığa Bir Rahmettir

Ayet: Biz seni alemlere Rahmet olarak gönderdik Enbiya/107
Hadis: “Ben Rahmet olarak gönderildim!” Ahmet bin Hanbel, C 2, s. 250
Cahiliye döneminde putperestlik zulüm ahlaksızlık vardı herkes Rahmete muhtaçtı
O’nunla kan davaları kölelik kadının satılması kızların gömülmesi, hayvanlara bile eziyet edimesi sona erdi.

Mekke döneminde işkencelere karşı 13 yıl boyunca tahammül etti sabretti. Yaşanmaz hal alınca Medine’ye hicret etti. Kanlı kabileleri Mekkeli ile Medineliyi (Ensar Muhacir) kardeş yaptı. Yahudi ve kabilelerle anlaşmalar yaptı. Mekkeye girince de intikam almadı af ilan etti. Amcası Hamza’yı öldüren Vahşi’yi de müslüman olması için ikna etti. Hadis kitaplarında hayvanlara karşı nasıl merhamet gösterilmesi gerektiğine dair örnekler çoktur. Hayatındaki en çarpıcı örneklerden bir tanesi de Taif’te ayaklarını taşlayanların affedilmesi için Allah’a dua etmesidir.

***DEĞERLENDİRME PEYGAMBERİMİZ VE KUR’AN***

PEYGAMBERİMİZ

1-Kur’an, benzeri insanlar tarafından yazılamayan mucize kitaptır Hz.Muhammed’in Peygamber olduğunu bildirir.Birbirinin kanıtıdırlar.

2-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) okuma yazması yoktu (29/48), kim seden bilgi eğitimi de almamıştı. O çöl şartlarında, asırlarca insanla rı etkileyen ve bilim adamlarına ışık tutan bir kitabı tek başına yaz ması imkansızdır.

3-Asırlardır Peygamberimizin ismi, her saniye tüm yeryüzünde, Allah’ın ismiyle beraber ezanlarda anılmakta, bütün insanlar tarafın dan hürmet görmektedir. Doğru olmayan bir insana bunlar yapılmaz

4-Tevrat ve İncil de Hz.Muhammed’in Peygamberliğine şahittir. Değiştirilmiş olmalarına rağmen bugün l00′den fazla işaret görülebi lir.Örnek: “Rab Sina”dan geldi (Hz.Musa’ya işaret), Sair’den doğdu (İsa’ya işaret), Paran dağlarında parladı (Hz.Muhammed’e işaret) (Tesniye,33/2)
“İsa: Rab size Faraklit (Ahmed demektir, Peygamberimizin adıdır) gön derecek, O her şeyi öğretecek ve dünyaya hükmedecektir” (Yu hanna: 14/15,26; 15/7-8).

5-Hz.Muhammed’in (S.A.V.) Peygamberlikten önceki hayatı O’ nun Peygamberliğine ve doğruluğuna delildir. O’na Muhammed’ül-Emin denmişti. Güvenilir doğru sözlü olduğunu ilan etmişlerdi. Bir insan 40 yıl boyunca yaşadığı karakter bir anda değişmez, doğru iken birden yalan söylemeye başlamaz. Hele Allah adına yalan söy leyerek, Peygamberim deyip yalandan Peygamber gibi görünmez

6-Peygamberlikten sonraki hayatı da dosdoğru olduğunu gösterir. Hiç bir insan, çıkarı olmadan,onca çileye katlanmaz,savaşlara katılmaz yalancıktan aç susuz kalmaz. Sahip olduğu her şeyi insan lara vermez.
Kendisine yapılan mal, servet, makam, kadın tekliflerini elinin tersi ile itmiş, insanlık için yaşamış, bir hırka içinde vefat etmişti.
Kötülük ve günahlar damarlarına işlemiş vahşi insanları ve toplu mu eğitmiş, güzel ahlakı serum verme rahatlığı içinde onlara öğret miş, her birini insanlığa örnek, müstesna medeni insanlar haline ge tirmişti.

7-Güzel ahlakı doğruluğunu göstermektedir. O her güzel ahlakı zirve noktada yaşamış ve insanlığa gerçek ahlak modeli olmuştur.
Sinek tavus kuşunu, karga bülbülü, çoban valiyi ne kadar temsil edip çevresini kandırabilir. Bir art niyeti veya yalanı olan insan er geç hata yapacak, açık verecek, yalanı ortaya çıkacaktır. O hep doğru kalmış, ahlak dışı hiçbir davranışı olmamıştı.
Bütün güzel ahlak çeşitleri ancak doğruluk toprağında yetişebilir. Yalan söyleyen insanda diğer güzel ahlak da olmaz. O’nda bütün güzel ahlak toplandığına göre demek ki baştan sona O, hep doğru bir insandı

8-Allah var, Peygamber de var. Çünkü Allah’ın maksatlarını in sanlara anlatacak, aklı aşan madde ötesi konularda insanlığı aydın latacak ve ahlaklı insanları ve toplumu oluşturup medeniyetler kura cak Peygambere insanlığın ihtiyacı vardır.Peygamberler dünya işle rinde de insanlara önderlik yaparlar ve Medeniyetlerin temellerini atarlar. Peygamberlere uymuş da mutlu olmamış hiçbir zaman dili mi ve insan topluluğu yoktur. Onları inkar edenler bedbaht olmuştur

KURAN

1-Okuma yazması olmayan (ümmi) bir insanla gelmesi ve eşsiz uslubü ve ma na zenginliğiyle çevresindeki onca şairi ve bilgini susturması, Allah sözü olduğu nun açık kanıtıdır.
Kur’an gelince, bir ayetinin benzerini yazın diye meydan okumuştu. (2/23) Bü tün şairler susmuş aciz kalmışlardı. Dille mücadele edemeyince, kılıca sarılmış lardı. İnsanın benzerini yazmaktan aciz olması, Kur’anın Allah sözü bir mucize olduğunu gösterir.

2-Kur’an’ın geçmiş Peygamberlerin ve milletlerin hayatından bahsetmesi, o nun insan sözü olmadığını göstermektedir. Çünkü Peygamberimiz tarih eğitimi almamıştı, alsaydı da onca bilgi nasıl doğru olarak bilinebilirdi. Çünkü Nuh, İbra him, Musa, Yusuf, Süleyman, İsa gibi Peygamberlerin detaylı sözleri ve davra nışları anlatılmaktadır.
Herhalde Muhammed’in mağarada sakladığı zaman makinesi vardı, gizlice ona binip geçmişe yolculuk yapıyor, geliyor anlatıyordu!.!.!…

3-Kur’an’ın gelecek olaylardan bahsetmesi ve aynen çıkması da onun Allah sözü olduğunu gösterir. Mesela, Rum süresinin başında, Bizanslıların İranlıları 9 yıl içinde yeneceği yazmış, aynen çıkmıştır. Mekke’nin fethedileceği Dinin yayıla cağı müjdelenmiş ve gerçekleşmiştir.

4-Kur’an’ın bilimsel gerçeklerden bahsetmesi de onun insan sözü olmadığı nın açık bir göstergesidir.

Ayetler doğrudan bilimsel gerçekleri her asrın insanının anlayışına uygun düşe bilecek mucize bir ifadeyle dile getirmiştir. Mesela: “Gökyüzü nü sizin için koruyu cu tavan yaptık” (21/32) ayetiyle atmosfere işaret edilir. “Gökleri sizin göremedi ğiniz direklerle yarattı!” (31/10) ayeti çekim gücünü akla getirmektedir. Dünya nın yuvarlak olduğu ve döndüğü de değişik ayetlerde ifade edilmektedir: “Dağ lar bulut gibi geçer yürür! (37/88),”Gölgeyi uzaltıp kısaltan O’dur’ (25/45). Dünya yuvarlak olmasa ve dönmese gölge uzayıp kısalmayacaktır.

Bunların dışında evrenin-insanın yaratılışı, embriyonun anne rahmindeki aşa maları, parmak izleri, yağmurun ve sütün oluşumu, atomun yapısı, elektrik, uza ya çıkılacağı, ses-görüntü nakli, nükleer silahlar gibi farklı konulara işaret vardır.
Ayetler Mucizeler vasıtasıyla da bazı bilimsel mesajlar sunmaktadır. Mucize, Peygamberin doğruluğunu ispat veya yardım için verilen doğaüstü olaylardır. Ay nısı değil benzeri taklit edilebilen ve kıyamete kadar gelecek bilimlere son sınırı çizen sınır taşları gibidir. Musa Peygamberin Asa’sı ile denizin yol olması ve in sanların geçmesi, bugün denizaltındaki tüp geçitler olarak uygulanmaktadır. Tıp ta Hs.İsa ufuklar açmıştır.
Kur’an, insanın içini ve iki dünya mutluluğunu hedef alır, bilimsel gelişmeyi in san aklına bırakır, detaylı açıklama yapmaz, açıkça yazmaz. O zaman ciltler do lusu kitabı kimse okumak istemezdi. Ayrıca hangi çağın insanına göre açıklasa bir sonraki asrın insanı bunu modası geçmiş bulurdu. Kur’an kıyamete göre, üstü kapalı ve genel ifadelerle ifade eder.

5-Kur’an’ın evrensel doğru ve yanlışları anlatması, emirlerinin insanların yara rına, yasaklarının zararına olması, insanların ortak sorunlarına gerçek çözümleri üretmesi de Allah sözü olduğunu gösterir.
Örnek: “Yetkileri layık olanlara verin!” (4/58), “Düşmanlarınız veya yakınlarınız da olsa adalette, şahitlikte doğru davranın” (5/8; 70-33)

6-Kur’an’ın insanlara kendini doğrudan anlatması aslında başlı başına bir mu cize sayılır. Çünkü hem Müslümanlar Kur’an’ı tam temsil edip yaşayamıyorlar hem de anlatamıyorlar. Öte yandan sarıklı, sakallı bomba patlatan militan dinci imajı Kur’an’ın güzelliklerinin görülmesine engel oluyor. Buna rağmen, sadece Almanya’da bir milyon Alman Müslüman olmuşsa bu, Kur’an’ın kendisini sevdir mesi mucizesi olarak görülmelidir.

Kur’an’ın genel özellikleri:

En son ve en mükemmel kitaptır, Evrenseldir, ilk orjinalini korumaktadır, değişmeden gelmiştir, kıyamete kadar Allah tarafından koruma garantisi altındadır, Tevrat ve İncilin eksiklerini tamamlamış yanlışlarını düzeltmiştir.

Peygamberimiz zamanında yazılmış, binlercesi ezberlemiş, Hz.Ebu Bekir zamanında kitap haline getirilip, Hz.Osman zamanında çoğaltılmıştır. 30 cüz, 114 süre, 1300-1600 kadar ayeti vardır. Çevirisine tercüme, kısa açıklamasına meal, geniş açıklama ve yorumlamasına tefsir adı verilir.

Sınıfta ortaya çıkan bir yaklaşım şekli:

Hz.Muhammed okuması yazması olmadan, meydan okuyup, aciz bırakan, onca bilgiyi nasıl buldu, bildi yazdı yazdırdı söyledi?

1.İhtimal Tahmin ediyordu, rast gele konuşuyordu her söylediği de tesadüfen doğru çıkıyordu

2.İhtimal 15’li yaşlarda Şam yolculuğunda bir gece konakladıkları yerde rahip Bahira öğretmişti

3.İhtimal Mağaraya arada gidiyordu ya, hani ilk vahyi aldığı HİRA mağarasına… Kimse bilmiyordu, O, zaman makinası icad etmişti (Back to the Future filmindeki gibi) 🙂 Çocuklar bile güler!

4.Bütün ihtimaller söner, Gerçek güneş gibi parlar:
O, diğer Peygamberler gibi Allah’ın elçisi idi Kur’an, O’na Cebrail aracılığıyla gönderilen Vahiy’di.

2.DÖNEM 1.SINAV

KONULAR SORULAR

ÖĞRENME ALANI : VAHİY VE AKIL

4. ÜNİTE : KUR’AN VE YORUMU

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Kur’anda doğru bilgi-inanç-davranış, birer örnek verin?

2-Kur’an’ın okunması neden önemlidir ne kazandırır?

3-Kur’an’da anlaşılamayan ayetlere örnekler veriniz?

4-Dinimizin sağladığı Haklar neler, birer örnek veriniz??

5-Dinimizde inanç ve ibadet özgürlüğü, örnekler veriniz?

6-Kul hakkı nasıl olur. bedeli nedir?

DERS SUNUM PLANI

1-Kur’anda doğru bilgi-inanç-davranış

2-Kur’an’ın öğrenilmesi okunması önemi

3-Kuran’ın anlaşılması Meal-Tefsir

4-Yaşama-Sağlık-Eğitim-Düşünce-İfade-İnanç İbadet-Özel yaşam-Ekonomik haklar

5-Kul hakkı kısımları telafisi

1. Kur’an’ın Temel Amaçları 

1.1. Doğru Bilgi

Kur’an’da pek çok bilgi yer alır. Örneğin evrenin ve insanın yaratılışından, gözle görülmeyen varlıklardan, geçmişte yaşamış toplumlardan ve peygamberlerden söz edilir. Kutsal kitabımız, dinimizin inanç esasları, ibadetler, ahlak ilkeleri, ahiret hayatı, insanın Allah’a karşı görev ve sorumlulukları gibi birçok konuda bizi doğru bir şekilde bilgilendirir.

İnsan sorgulayan, merak eden bir varlıktır. Bu nedenle de pek çok şeyi öğrenmek ve bilmek ister.  ilk insanın Evrenin nasıl yaratıldığını, kıyametin ne zaman kopacağını Öldükten sonra neler olacağını Görülmeyen melek cin gibi varlıkları merak eder.Kur’an-ı Kerim bu konularda insanlara en doğru bilgileri verir.

AYET: “İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır..” A’râf/187

AYET: “… Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” Nisâ/10.

AYET: “Ant olsun biz, insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. ” Ahzâb/63

AYET: “…Onun (kıyametin) vaktini ondan başkası açıklayamaz…” Hicr/26

Allah’dan başka hiç bir varlık gaybı bilemez

AYET: “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilemez…” Neml/65

İnsanın aklının korunması

*Kur’an’a göre üç bilgi kaynağı: Vahiy-Gözlem-Deney

*Kur’an üç bilgi kanalını eleştirir: Atalardan duyduğuna sorgulamadan körü körüne inanma, her duyulana araştırmadan inanma ve Gerçeği bilmeden zanla tahminle akıl yürütme karar verme

*Kur’an’ın bilgilendirdiği üç ana alan: İnsanın yaratılışı ve amacı, Evrenin yaratılışı ve amacı, Madde ötesi ve Ahiret hayatı hakkında bilgi ve ona hazırlık prensipleri.

*Kur’an, batıl düşünce akım ideoloji yanlış bilgi ve saplantılarla aklı bozmanın yanında içki uyuşturucu vb. yollarla da aklın bozulmasını istemez.

1.2. Doğru İnanç

AYET: “Kendileri yaratıldığı hâlde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (Allah’a) ortak mı koşuyorlar? Hâlbuki (putlar) ne onlara yardım edebilir ne de kendilerine bir yardımları olur.” A’râf/191-192

AYET: “Sizin ilahınız, yalnızca, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır…” Tâ-Hâ/ 98.

AYET: “O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Onun eşi olmadığı hâlde nasıl çocuğu olabilir!
Her şeyi o yaratmıştır ve her şeyi bilen odur.” En’âm/101

AYET: “(Ey müşrikler!) Rabb’iniz, erkek çocukları sizin için ayırdı da kendisi
meleklerden kız çocukları mı edindi! Gerçekten siz (vebali) çok büyük bir söz söylüyorsunuz.” İsrâ/ 40

AYET: “… ‘Tanrı üçtür.’ demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah’tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur…” Nisâ/171

AYET: “De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” Bir başka ayette ise “İşte Rabb’iniz Allah odur. Ondan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise ona kulluk edin, o her şeye vekildir (Güvenilip dayanılacak tek varlık odur.).” En’âm/102

***Şeytan melekti şeklindeki yanlış inanış***

Ayet-1: Meleklere: ‘Adem’e secde edin’ demiştik. İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Kehf/50

Ayet-2: Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır. Tahrim/6

İnsanın kalbinin korunması

*Kur’an, başta inkar ve şirk olmak üzere Allah’dan başka yönelişlere karşı uyarır, Tevhid’e tek Allah inancına çağırır.

Allah’ın oğlu veya kızları gibi kavramları reddeder.

*İbrahim Peygamberin doğru inanç arayış dersi, İhlas

*Mecazi (Aşk) şirk: Bazı insanlar Allah’dan başka şeyleri Allah’ı sever gibi severler. Müminlerin Allah sevgisi ise çok güçlüdür” (Bakara,165)

Kur’an adeta taparcasına malı mülkü serveti cinselliği zevkleri dünyayı sevmenin de bir çeşit şirk olacağına dikkat çeker onları Allah muhabbeti namına sev der.

1.3. Doğru Davranış

AYET: “Ey iman edenler!… doğru söz söyleyin.” Ahzâb/70

AYET: “… Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” İsrâ/35

AYET: “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin…” Bakara/188 (Kumar Rüşvet yolsuzluk vb)

AYET:  “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın…” İsrâ/35

AYET: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.
Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin…” Mâide/8

AYET: “Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.”20 Bir başka ayette ise “Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir, iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” İsrâ/9

ALAY ETMEK – AYIPLAMAK – KÖTÜ LAKAP

AYET: “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” Hucurat/11

ZAN (Olumsuz düşünce) – TECESSÜS (kusur araştırma) GIYBET (Dedikodu) 

AYET: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” Hucurat/12

TECESSÜS HASTALIĞI OKU
Prf.Dr.M.Akgül
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kalbi-bir-hastalik-olarak-tecessus

İnsanın nefsinin – Neslinin – Malının korunması

*Davranışları biçimlendiren ve yönlendiren üç dinamik güç: Akıl, Kalp ve Nefis.

*Allah rızası ve insanlık yararı niyet ve amacı, nefsi kontrol altında tutar ve davranışların daima doğru olmasını sağlar. Yanlış olanı da iyi niyet yaklaşımı ve ders çıkarma ile onarmak telafi etmek mümkün olur.

Ayet: Öyle doğru  iş yapın ki O’nu Allah da Peygamberi de insanlar da beğensin (Tövbe,105)

Hadis: Peygamberimiz: Allah dışınıza değil niyet ve amacınıza ve ortaya koyduğunuz yararlı sonuç veren davranışınıza-çalışmanıza bakar buyurur.

*Kur’an günahlarla insanın kendisine, kötülük ve aldatmalarla da başkasına zarar vermesini yasaklar. Hep iyilik tavsiye eder.

***DEĞERLENDİRME***

2. Kur’an-ı Kerim’i Okumak

2.1. Kur’an’ı Yüzünden Okumak 

AYET: “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi.” Yûnus/57

AYET: “Allah, sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap, Alah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir…” Zümer/23

AYET: “… Kur’an’ı tane tane oku.” Müzzemmil/ 4

“Kur’an’ı sesinizle güzelleştirin. Zira güzel ses Kur’an’ın güzelliğini artırır.” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 4, s. 434.

HADİS: “… Kur’an öyle bir kitaptır ki okuyan onu okumaya doyamaz.” Tirmizi, Sünen, 2906

HADİS: “Kur’an okuyan mümin turunçgillere benzer. Hem kokusu hem de tadı güzeldir…” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 3, s. 241.

Dinimize göre Kur’an okumak ibadettir. Bununla ilgili olarak Peygamberimiz bir hadisinde,

HADİS:“Ümmetimin yaptığı en faziletli ibadet Kur’an okumaktır.” Kenzül Ummal, C 8, s. 257.

HADİS: Evlerinizi kabire çevirmeyiniz. Muhakkak ki şeytan, içinde Bakara Sûresi’nin okunduğu evden kaçar.” (Müslim, Müsafirin, 212. Tirmizi, Sevab’ül-Kur’ân, 2/2877. Ahmet bin Hanbel, Müsned, 4/274)

*Sevdiklerimizden gelen mektup mesaj nasıl okunur?

*Kur’an arapça indirilmiştir. İbadet dili arapçadır. Farklı ırkların Kabede toplanması gibi farklı diller aynı ortak ibadet dilinde buluşur. Arap alfabesini öğrenmek Kur’an’ı okur hale gelmek iki üç günlük uğraşla mümkündür. Namaz süreleri ve ezan arapça okunur. Yüzünden arapça okumasını bilemeyen namaz kılacak kadar süreleri ezberlemelidir.

*Kuran okumaya Kur’an tilaveti, Kur’an kıraati denir.

*Abdest alınır, Euzü besmele çekilir,  tecvit kurallarına göre ihlasla, tane tane okunur, abdestsiz el sürmeden yüzünden veya ezberden okunabilir.

*Tilavet secdesi. Secde ayeti gelince tek secde yapılır.

*Hadis, Kuranın her harfine sevap var der. Bu okuyanın içtenliğine, zamana mekana göre farklıdır; kutsal yerde, seher vakti, mübarek gecelerde okuma gibi

*Kur’an kitabını meal ve tefsirlerden anlayarak hissederek okumanın yanında, Evrensel mesajlarına önem vermeli, hayata geçirmeli, İnsanlık karşısında en güzel şekliyle TEMSİL etmelidir.

*Evren ve insan kitapları da Kur’an gibi okunmalıdır.

Aynı Sanatkarın farklı kalem ve desenle yazması gibi.

*Hadis:Evlerinizi mezarlığa çevirmeyin, kuran okuyun

*Hadis Kuran okuyun O mahşerde şefaatçiniz olacaktır

*Hadis: En hayırlı insan Kuranı öğrenen ve öğretendir

*Hadis: Kur’an’sız ev harap enkaz ev gibidir

***Kuran okumanın ve önemi kazandırdıkları***
Prof.Dr.Muhittin Akgül
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuran-okumanin-onemi-ve-insana-kazandirdiklari

2.2. Kur’an’ın Tercümesini (Meal) Okumak 

Kur’an-ı Kerim Yüce Allah tarafından Arapça olarak indirilmiştir. Ancak onun mesajları evrenseldir, tüm insanlara yöneliktir. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulur:

AYET: “İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir bildiridir.” İbrahim/52

AYET:  “Bu (Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır, takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” Âl-i İmrân/138

Her Müslümanın Arapçayı öğrenebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle kutsal kitabımız Kur’an’ın
çeşitli dillere tercüme edilmesi zorunluluktur. Günümüzde Kur’an’ın İngilizce, Fransızca, Almanca gibi pek çok dile tercümesi yapılmıştır. Bu sayede insanlar, Kur’an’ı anlayabilme, İslam’ı öğrenme imkânı bulmuşlardır.

Yapılan tercümeler, Kur’an ayetlerinin yaklaşık anlamlarını ifade etmektedir. Çünkü Kur’an’ı başka bir dile tam anlamıyla çevirmek mümkün değildir.Kur’an ayetlerinin yaklaşık anlamlarıyla başka bir dile çevrilmesine meal denir. Geniş açıklama ve yorumuna da Tefsir.

3. Kur’an Anlaşılmak İçin İndirilmiştir

AYET: “(Resulüm!) sana bu mübarek kitabı ayetlerini düşünsünler ve akıllı olanlar öğüt alsınlar
diye indirdik.”S âd/29

AYET: “… İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu
Kur’an’ı indirdik.” Nahl/44

AYET: “Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davanışta bulunan müminlere, kendileri için
büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” İsrâ/9

Kur’an-ı Kerim, İslam dininin ana kaynağıdır. Onda pek çok konu yer alır. Yüce Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları tanıtılıp açıklanır. Namaz, oruç, hac, zekât, kurban gibi ibadetler konusunda bilgiler verilir. Güzel ahlak ilkeleri belirtilir. İnsanlardan doğru, dürüst, çalışkan, iyiliksever, hoşgörülü olmaları istenir. Kötü ve çirkin davranışlardan kaçınılması emredilir. Doğanın ve çevrenin temiz tutulması, korunması öğütlenir. Yüce Allah’ın insanlara gönderdiği

peygamberlerden, geçmişte yaşamış toplumlardan söz edilir. Onların başına gelenlerden ders alınması istenir. Melekler ve cinler gibi görünmeyen varlık lardan bahsedilir. Dünya hayatının geçici olduğu vurgulanır. Her insanın öldükten sonra kıyamet günü tekrar dirileceği ve yaptıklarından hesaba çekileceği, dünyada kötülük yapanların cezalandırılacağı, iyilik yapanların ödüllendirileceği ifade edilir. İnsanın bütün bunları öğrenebilmesi, İslam’ın ilkelerini bilinçli
ve doğru bir şekilde anlayıp uygulayabilmesi için Kur’an’ı okuması ve anlaması gerekir.

Kutsal kitabımız Kur’an’ı yüzünden okumak ibadettir ve güzel bir davranıştır. Ancak bu yeterli değildir. Kur’an, anlaşılsın ve hükümleri uygulansın diye indirilmiştir. Bu sebeple de onu yalnızca ölen kimselerin ardından, mezarlıklarda ve camilerde okumak doğru değildir. Ünlü şairimiz Mehmet Âkif Ersoy da bu durumu şöyle ifade etmiştir:
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin.
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.

*Kur’an sadece okunmak için değil anlamı bilinsin anlaşılsın ve gereği yapılsın diye gönderilmiştir.

*Kur’an evrenseldir küçük büyük okumuş okumamış köyde kentte her insana hitap eder ve her okuyan gerek yüzüne okumasından gerekse mealinden anlamını okuyarak mutlaka manevi bir kazanç elde edecek, duygu ve düşünce dünyası zenginleşececek huzur bulacaktır.

*Kur’an İlahi beyan olarak  insan sözüyle bire bir tam tercüme edilip anlaşılamaz. Her kelimenin farklı zengin anlamları vardır. M. Akif Fuzuli Baki  gibi şairlerin sözleri bile edebi kavramlarla açıklanmaya çalışılır; teşbih mecaz telmih istiare kinaye hüsnü talil

Bu sebeple her çeviride bir dile ait orjinallik azalabilir.

*Mezheplerin çok ve farklı olması gibi, Kuranın anlaşılmasının, değişik meal ve yorumlarının, inanç ibadet esasları dışında, farklılık göstermesi de aklın özgürce işleyişinin, zenginliğin ve dindeki kolaylığın ifadesidir.

Müteşabih ayet kapalı anlamlı izaha muhtaç  ifade

*Ayet: Allah’ın eli onların ellerinin üzerinde Fetih,10

*Ayet: Nereye dönerseniz  Allahın yüzü oradadır

*Ayet Arzı (deve kuşu yumurtası şeklinde) döşedi

*Ayet: Göğü size koruyucu tavan yaptı (Enbiya,32)

*Mucizeler bilimsel alternatif proje modelleri. Hz.Musa deniz yarılması günümüzde tüp geçitler gibi

4. Kur’an’ı Anlama ve Yorumlamada Temel İlkeler

Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerden birçoğu kolayca anlaşılabilir. Bunun yanında, Kur’an’da anlamı kapalı, mecaz manalar ifade eden ayetler de vardır. Her insan, açıklama olmaksızın bu ayetleri anlayamamaktadır. Bu nedenle kapalı ve mecaz anlam içeren ayetlerin yorumlanmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Kur’an-ı Kerim evrensel bir kitaptır. Onun ilkeleri bütün insanlığa yöneliktir ve kıyamete
kadar geçerlidir. Bu nedenle de İslam tarihinin ilk dönemlerinden günümüze kadar pek
çok tefsir yazılmıştır. İslam âlimleri kendi bilgi birikimlerine, içinde bulundukları dönemin şartlarına göre Kur’an ayetlerini yorumlamışlardır. Böylece Kur’an-ı Kerim’in açıklama ve yorumlanmasını konu edinen tefsir ilmi doğmuştur. Tefsir yapan kişiye müfessir denilmiştir.

İslam tarihinde ilk müfessir Peygamberimiz sayılır. Çünkü o, peygamberlik görevinin bir gereği olarak Kur’an’ın kapalı, anlaşılmayan ayetlerini Müslümanlara açıklamıştır. Onların sorduğu sorulara cevaplar vermiştir. Kur’an’da emredilen ibadetlerin nasıl yapılacağını uygulamaları ve açıklamaları ile insanlara öğretmiştir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsiri ünlüdür.

*Ayet: Kuranı düşünüp anlamaya çalışın. O başkasından gelseydi onda bir çok çelişki bulurlardı.” (Nisa,82)

*Ayet: “Kuranı ayetlerini düşünsünler anlasınlar (Sad,29) akıllarını kullanıp öğüt alsınlar diye indirdik” (Nahl,44)

*Ayet: Dinde zorlama yoktur (Bakara,256) Baba oğlunu inanca zorlayınca bu ayet geldi. Sahabe ve haram meyva

*Ayet: Açıkla hatırlat! Sen zorlayıcı değilsin (Gaşiye,21)

Kur’an’ı anlama ve yorumlamanın temel ilkeleri:

-Kur’an bütün olarak ele alınmalı. Bazen aynı konuda değişik yerlerde farklı cümle ve kelimeler yer alır.

-Peygamberimizin açıklamaları bilinmeli. Hayatı etüd edilmeli. Çünkü O’nun hayatı Kur’an’dan ibaretti.

-Sahabe Tabiin ve bilginlerin açıklamaları bilinmeli

-Arapça dilini çok iyi bilmeli. Ayetlerin sebeb-i nüzulü-iniş sebebi bilinmeli

– Zengin genel kültür  ile bilimsel verilerden yararlanmalı

-Asla benim anladığım kesin son doğru dememeli

-Farklı anlamlar içeren ya da güncel uygulamalara uygun gibi görünmeyen bazı ayetleri  okuyarak insanın kendince yorum yapması doğru sonuca götürmeyebilir. Bu sebeple konunun uzmanlarına başvurmalı

*Kuran Hadis ve Din Bilginlerinin kitapları kaynak alınarak güncel konular hakkında fetva yetkisi ve Diyanet kurulu.

Böbrek nakli organ bağışı caizdir. Çünkü ayet ve hadis canı korumayı hayat kurtarmayı şifa aramayı emreder

Kur’an-ı Kerim’i tefsir edecek kişinin bazı niteliklere sahip olması gerekir. Bunların başlıcaları şunlardır:

* Tefsir yapacak kişi Arap dilini iyi bilmelidir.
* Hadis, fıkıh, kelam gibi İslami ilimlere vâkıf olmalıdır.
* Kur’an-ı Kerim’in indiği dönemin sosyal, kültürel, dinî ve ekonomik durumunu iyi bilmelidir.
* Sosyal bilimler ile pozitif bilimler alanında bilgi sahibi olmalı veya tefsir yaparken bu alanda uzman olan kişilerden yardım almalıdır.

Kur’an-ı Kerim’i anlama ve yorumlamaya örnek olması açısından burada Fâtihâ suresinin beşinci ayetini ele alalım:
“İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn.”
Anlamı
“(Ey Allah’ım!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.”
Tefsiri (yorumu)
Ey Allah’ım, sadece sana ibadet ederiz. Sadece senden yardım isteriz. Senden başka hiç kimseye kulluk etmeyiz. Sadece sana boyun eğer, itaat ederiz. Ey Rabb’imiz! Sana itaat etmek ve senin rızanı elde etmek için yalnız senden yardım isteriz. Çünkü her türlü övgü ve hürmete sen layıksın. Bize yardım etme gücüne senden başka kimse sahip değildir Muhammed Ali Sabuni, Safvetü’t-Tefâsir, C 1, s. 36.

*****İSLAM İLİM DALLARI*****

TEFSİR: Kur’an’ın uzmanları (MÜFESSİR) tarafından, geniş bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasıdır.
Asırlar öncesinden son bir iki asırda ve günümüzde ortaya çıkan ve gelecekte çıkacak olan Bilimsel gerçekler ve teknik buluşlar da asırlar evvelinden tefsir kitaplarında belli oranda belirtilmiştir.
HADİS: Peygamberimizin söz ve davranışlarını inceleyen kitaplaştıran açıklayan ilim alanıdır. İlim adamlarına MUHADDİS denir
KELAM: Kur’an ve Hadis’lere dayanarak AKIL açısından Dinin inanç esaslarını inceleyen ilim alanıdır. İlim adamlarına MÜTEKELLİM denir
FIKIH: Kur’an ve Hadis temel alınarak İbadetlerin ve Hukuk konularının incelenmesidir. İlim adamlarına FAKİH denir.
TASAVVUF: Kur’an veHadislerden yola çıkarak Nefsin terbiyesi İbadet ve zikirle Allah’a yakınlaşma ve güzel ahlak sahibi KAMİL İNSAN olma yolunda disiplinler hazırlayan ilim alanı. İlim adamlarına MUTASAVVIF denir
SİYER-İSLAM TARİHİPeygamberimizin ve Sahabenin hayatını inceleyen İslamın doğuşu ve tarihi sürecini ihceleyen ilim alanı.

ÖĞRENME ALANI : AHLAK VE DEĞERLER

5. ÜNİTE : HAKLAR, ÖZGÜRLÜKLER VE DİN

1. Hak ve Özgürlük Kavramları

İslam Dini öncelikle insanın 5 temel hakkının koruma altına alınmasını istemiştir. Veda hutbesinde Peygamberimiz özellikle bunlara işaret etmiştir.

1-Dini (kalbi) 2-Aklı (Düşünce bilgi)3 -Nefsi (Canı) 4-Nesli 5-Malı

HADİS: “Ey insanlar!… bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan korunmuştur.” İbn-i Hişam, es-Sîre, C 2, s. 350.

HADİS: “Mü’minin mü’min üzerinde altı hakkı vardır; hastalandığında ziyaret eder, Öldüğünde cenazesinde bulunur, çağrıldığında davetine icabet eder, karşılaştığında ona selam verir, aksırdığında elhamdülillah derse yerhamükallah der varlığında ve yokluğunda onun hakkında samimi olur ve nasihate devam eder.Kendisi için sevdiğini o kardeşi için de sever” Nesâî, Cenaiz: 12; Dârimî, İstizan: 5; İbn Mâce, Cenaiz: 43

2. Bazı Haklar, Özgürlükler ve Din

2.1. Yaşama ve Sağlık Hakkı

AYET:  “… Kim bir cana … kıyarsa … bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…” Mâide/32

AYET: “…Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın…” İsrâ/33

HADİS: “Allah’a şirk koşmak, cana kıymak, anne ve baba haklarına riayetsizlik etmek en büyük günahlardır.” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 15, s. 36-37.

Peygamberimiz, Zorunlu kalmadıkça savaşmamış, müşriklerin saldırısına karşı yaptığı taktik savunmalarında en iz insanın ölmesini sağlamıştır. (10 yılda 250-300 toplam ölü) daima barıştan yana olmuştur. Savaş sırasında çocuklara, yaşlılara, kadınlara ve sivil halka zarar verilmemesini istemiştir. Savaş esirlerini eğitim alanında değerlendirerek serbest bırakmış. Mekke fethinde kimseden intikam almamış, amcasını öldürenin müslüman olmasını sağlamış, genel af ilan etmiştir.

Dinimiz de sağlık hakkına çok önem verir. İnsanların sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmelerini amaçlar. Bu nedenle de bedenin, elbiselerin ve çevrenin temiz tutulmasını emreder. Birey ve toplum sağlığına zarar veren kötü alışkanlıkları yasaklar. Hastalanan kimselere tedavi olmalarını öğütler.

HADİS: “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz. Zira Allah her hastalık için şifa da yaratmıştır…” İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 11, s. 386.

HADİS:  “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.” İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 11, s. 361.

2.2. Eğitim Hakkı

AYET: “Eğer bilmiyorsanız, ehl-i zikre sorunuz!” Nahl / 43

AYET: “De ki, ‘Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alır” Zümer/9

AYET:  “… Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan (gereğince) korkar…” Fatır/28

HADİS: “İlim öğrenmek kadın ve erkek her Müslümana farzdır.” Feyzül Kadir, C 1, s. 542.

Kur’an ilk nazil olan ayetlerinde “Oku!” diye başla dedikten sonra “Kalem” ile yazmaya öğrenip öğretmeye vurgu yapmıştır. Çok ayette aklı kullanmaya düşünmeye yerin uzayın varlıkların incelenmesine teşvik yapılmıştır.

Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde ilk iş olarak İbadet ve Eğitimin beraber uygulandığı Mescid-i Nebevi‘yi inşa etmiştir. Mescid-i Nebi’nin yanına “suffe” adı verilen bir yer yaptırmıştır. Burada kalan yoksul ve kimsesiz Müslümanlar,
Peygamberimize indirilen Kur’an ayetlerini ezberlemişlerdir. Bunun yanında birçok Müslüman da Peygamberimizin teşvikleri ve yönlendirmesi sayesinde okuma yazma öğrenmiştir.Tarihte ve günümüzde bu mescid uygulaması Nizamiye Fatih vb.medresesi gibi Külliyelerin (Kampüs) uygulanmasına vesile olmuştur.

2.3. Düşünce ve İfade Özgürlüğü

AYET: “İşlerinde onlarla istişare (Görüş bilgi alışverişi) yap!” Âl-i İmrân/159

Dinimiz düşünce özgürlüğüne büyük önem vermekte, herkese görüşlerini özgürce açıklama imkânı tanımaktadır. Nitekim sahabeler, Peygamberimizin yanında herhangi bir konuyla ilgili görüş ve düşüncelerini özgürce ortaya koymuşlardır. Peygamberimiz de onların düşüncelerine saygı duymuştur.

Örneğin, Bedir Savaşı’nda Peygamberimiz, ordusunu ilk önce Bedir Kuyuları’ndan uzak bir yere yerleştirmiştir. Sahabelerden biri, bunun savaş taktiği açısından doğru olmadığını, ordunun, suların bulunduğu Bedir Kuyuları’nın yanına yerleştirilmesinin daha doğru olacağını belirtmiştir. Peygamberimiz de onun görüşüne uymuştur.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Uhud Savaşı’ndan önce de sahabelerin görüşlerini almıştı. Bazı Müslümanlar ve Peygamberimiz, Medine’de kalıp savunma savaşı yapılmasından yanaydı. Ancak Müslümanların çoğu, Medine dışına çıkıp meydan savaşı yapılması gerektiğini savunuyordu. Peygamberimiz bu konuda da çoğunluğun görüşüne uydu.

İslam’ın düşünce özgürlüğüne verdiği önem sayesinde Müslüman âlimler Kur’an ayetlerini ve Peygamberimizin hadislerini yorumlamışlar, bu konularda görüşlerini serbestçe ortaya koymuşlardır. Böylece tefsir, fıkıh, kelam gibi dinî ilimler ve çok sayıda Mezhep görüşü doğmuştur.

Bunun yanında Müslüman bilim adamları; Fen Bilimlerinde; matematik, tıp, astronomi, fizik, kimya, biyoloji gibi bilim dallarında da birçok buluş ve çalışma yapmışlardır. (Bak.7.Ünite)

Anayasa’mızın yirmi beşinci maddesinde şu ifadeler yer alır: “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun, kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

Özgürlükler sınırsız değildir. Toplumsal hayatta herkesin uyması gereken kurallar, ilkeler vardır. Bu nedenle kişiler hak ve özgürlüklerini, başkalarını rahatsız etmeden kullanmalıdırlar. Vatandaşlar hak ve özgürlüklerinin sınırlarını iyi bilmelidirler. Toplumsal kurallara, kanunlara uymalıdırlar.

2.4. İnanç Özgürlüğü

Yüce Allah insanlara akıl ve düşünme yeteneği vermiş, onları iyiye, güzele yönlendirmek için de peygamberler ve kutsal kitaplar göndermiştir. Sonra da insanları herhangi bir dini seçme, benimseme konusunda özgür bırakmıştır.

AYET: Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.” Bakara/256

AYET:  “… Öyleyse dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” Kehf/29

İnançlarda zorlama ve baskı olursa bu iki yüzlülüğe neden olur.

AYET: “… Sana ancak (Allah’ın emirlerini) tebliğ etmek düşer…” Ra’d/40

AYET: “O hâlde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.”  Ğâşiye/21-22

AYET: “Eğer Rabb’in dileseydi insanları tek bir topluluk yapardı…” Hûd/118.

Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde Yahudileri inançlarında serbest bırakmış, onlara hiçbir baskı yapmamıştır. Bütün bunlar, dinimizin inanç özgürlüğüne verdiği önemi göstermektedir.

2.5. İbadet Hakkı

Kişi, inandığı dinin emrettiği ibadetleri özgürce yerine getirme hakkına sahiptir. Hiç kimse, bir başkasını ibadet etmeye ya da etmemeye zorlayamaz. Ülkemizde ibadet hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. “Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz…”

Peygamberimiz, Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilere ibadetlerini serbestçe yerine getirebileceklerini belirtmiştir.

“Hıristiyan Necran heyeti bir ikindi vakti Medine’ye gelerek Mescid-i Nebevî’ye girmişlerdir. Hz. Peygamber ashabı ile henüz ikindi namazını kıldığı sırada ibadet vakitleri gelen Hıristiyanlar doğuya yönelerek ibadet etmeye hazırlanmışlardır. Bazı sahabiler onların ibadet etmesini engel olmak istemişler, fakat Hz. Peygamber onların serbest bırakılmasını ve ibadetlerini yerine getirmelerine müsaade edilmesini emretmiştir.” Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev: Salih Tuğ, Ankara 2003, I, 920; Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, 278.

Hz. Ömer Kudüs’ü, Fatih Sultan Mehmet de İstanbul’u fethettiğinde Hristiyanları inanç ve ibadetlerinde özgür bırakmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak hem ülkemizde hem de Müslümanların egemen olduğu diğer yerlerde birçok kilise ve sinagog vardır. Bütün bunlar, dinimizin ibadet hakkına verdiği önemi göstermektedir.

2.6. Özel Yaşamın Gizliliği Hakkı

 TECESSÜS (özeli araştırma) 

AYET: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” Hucurat/12

AYET: “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip izin alıp ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Herhâlde (bunu) düşünüp anlarsınız. Orada hiçbir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size ‘Geri dönün!’ denilirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah yaptıklarınızı bilir.” Nûr /27-28

HADİS: “Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın,kusurlarını araştırmayın” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, C 10, s. 221

HADİS: “Sizden biriniz, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe olgun mümin olamaz.” Ali Himmet Berkî, 250 Hadis, s. 157.

TECESSÜS HASTALIĞI OKU
Prf.Dr.M.Akgül
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kalbi-bir-hastalik-olarak-tecessus

*** Hz. Ömer, içki içen bir vatandaşını takibe alır. Sonra da bir gün bu kişinin hanesine aniden baskın düzenler. Çatıya çıkar ve bacadan evin içine girer. Gerçekten de adam içki içmektedir. Hz. Ömer, gür sesiyle gürler, “Allah’ın haram kıldığı bu işi yapmaktan utanmıyor musun” der. Adam hafif tebessüm eder ve şu cevabı verir:

Ya Ömer, doğru söylüyorsun, ben bir günah işliyorum. Fakat sen şu anda dört günahı birden işledin.” Halife bunun anlamını sorar. Adam konuşmasını şöyle sürdürür: Cenab-ı Hak, Kitabı’nda “Tecessüs etmeyin/başkalarının kişisel kusurlarını, ayıplarını kurcalamayın, araştırmayın” buyururken, sen tecessüs ettin, benim şahsi kusurumu araştırdın. Cenab-ı Hak, “Evlere kapılarından girin” buyurduğu halde sen benim evime, çatıdan, bacadan girdin. Yine Cenab- Hak, “Başkalarının evine girmeden önce kendilerinden izin isteyin, izin verilirse girin, yoksa girmeyin” buyurduğu halde, sen benim evime iznimi almadan girdin. Ve yine, Cenab-ı Hak, “Bir eve girdiğinizde o ev halkına selem verin” buyurduğu halde, sen bana selam vermedin. Hz. Ömer bu cevap karşısında susar ve hiçbir şey demeden oradan ayrılır. Aylar sonra bu kişiyle mescitte karşılaşır. Yanından geçerken kulağına eğilir ve fısıltı halinde, “Ben o günkü hadiseden kimseye bahsetmedim” der. Adam da aynı tonla cevap verir: “Ben de o günden sonra ağzıma içki koymadım…”

2.7. Ekonomik Haklar

AYET:  “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı batıl haksız ve haram yollar ile aranızda (alıp vererek) yemeyin…”Nisâ/29

HADİS: “İşçiye, ücretini alnının teri kurumadan veriniz.” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, C 17, s. 296.

HADİS: “Kesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davut (as) da kendi elinin emeğini yiyordu”.     Buhari, Büyü’,15.

3. Hak ve Özgürlüklerin Kullanımı

4. Hak ve Özgürlüklerin Kullanımını Engelleyen Alışkanlıklar

Dinimiz, temel hak ve özgürlüklerin kullanımını engelleyen kötü alışkanlıkları yasaklar.

Hırsızlık, içki, kumar, uyuşturucu, fuhuş, rüşvet gibi kötü ve zararlı alışkanlıklar, insanların yaşama, sağlık, sosyal, ekonomik hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerine zarar vermektedir.

AYET:  “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer
şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” Mâide/90, 91.

 HADİS: “İçki bütün kötülüklerin anasıdır ve büyük günahların en büyüğüdür…” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, C 8, s. 161.

5. Hukukun Üstünlüğü

AYET: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Nisa/58

Dinimiz de adalete büyük önem verir ve hukukun üstünlüğünü esas alır. Toplumda barışın, huzurun, eşitliğin ve adaletin hâkim olmasını amaçlar. Haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme karşı çıkar. Müslümanlara her konuda doğru ve dürüst olmalarını, insanlara adil davranmalarını emreder. Yalancı şahitlik yapmak, iftira atmak gibi haksız ve kötü davranışlardan kaçınmalarını ister.

AYET: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden
kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi, adil davanmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah’a isyandan sakının, Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” Mâide/8.

AYET: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır, hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez) yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisâ/135

6. Kul Hakkı Yemek Büyük Günahtır

Kul hakkı yemek, başkalarının haklarını çiğnemek, söz ve davranışlarla insanlara zarar vermek demektir. Hırsızlık yapmak, rüşvet almak, görevi kötüye kullanıp çıkar sağlamak, kamu malına zarar vermek, hile yapmak kul hakkı yemektir.

İslam inancına göre kul hakkı sadece maddi şeylerle sınırlı değildir. Yalan söylemek, dedikodu yapmak, iftira etmek, kötü zanda bulunmak, alay etmek, lakap takmak gibi davranışlar da kul hakkı kapsamına girer.

Dinimiz kul hakkına çok önem verir ve kul hakkı yemeyi büyük bir günah olarak nitelendirir. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde kul hakkı yiyen kimsenin büyük günah işlediğini belirtmiştir.

Allah kullarına karşı çok şefkatli, merhametli ve affedicidir. Ancak o, kul hakkı yiyen kimseleri asla affetmez. Kul hakkını affettirmenin tek yolu, haksızlığa uğrayan ve hakkı yenen kimseden helallik almaktır.

HADİS: “Kimin üzerinde… hak varsa… (kıyamet ve hesaplaşmanın olacağı) gün gelmeden önce daha burada (dünyada) iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde kendinden alınır…” Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C 14, s. 368.

AYET: “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasınlar…” Hucurât/11.

Vergi vermemek ya da eksik vermek kul hakkına saygısızlıktır. Çünkü vergisini ödemeyen insan, devletin hizmetlerinden yararlandığı hâlde borcunu ödemediği için hem vergisini verenlerin hem de diğer insanların haklarına saygısızlık etmektedir. Yani kul hakkı yemektedir.

 ***DEĞERLENDİRME***

HADİS: “Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir” (Buhari, Rikak, 48 )

HADİS: “Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir Daha sonra cehenneme atılır”
(Müslim)

HADİS: “Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir Daha sonra cehenneme atılır”
(Müslim)

Allah’ın Hakları: Akıl ve irademizi kullanarak, Allah’a iman etmek ve O’nu tanımak. Kuranı okuyup uygula mak Namaz ve oruç gibi farzları yerine getirip hırsızlık, içki, kumar, fuhuş gibi haramlardan kaçınmak.Güzel ahlak sahibi olup insanlara iyilik yapmak ve iyi davranmak demektir.

Kul hakkı: Maddi veya manevi olarak bir insanın hakkını üzerimize geçirmekle olur. En önemli özelliği, Allah kendi haklarından uygulanmayanları tövbe vb.yollarla affedebilir ama kul hakkını affetmez. Hatta kanlarıyla bü tün günahları yıkanan şehitlerin bile üzerlerindeki kul hakları affedilmez. Ayet ve hadisler, zerre kadar küçük bir kul hakkının bile mahşerde (çalanın boynunda ateşten zincir olarak) getirileceğini söyler.Kul hakkı iki kısım

1) Maddi kul hakkı: Bir insanın parasını veya malını izinsiz almak, çalmak demektir. Bunun affedilmesi için, alınan şeyin aynen iade edilmesi gerekir.Kaybolmuş veya kullanılmışsa değerinin ödenmesi gerekir. Sahibi bulunmazsa, aynısı veya bedeli yakınlarına verilir. Onlar da yoksa, fakirlere verilir, sahibi için dua edilir.
Affedilmesi için, bunlardan sonra en önemli şey, o kişiden veya yakınlarından helallik almak, özür dilemek tir. Bunlar yerine getirildiği halde, sahibi “Ben affetmiyorum!” dese bile, biz görevimizi yapmış oluruz. Bunu yaparken elbette onurumuz kırılabilir, ağırımıza gidebilir. Özellikle hırsızlık sebebiyle yüzümüz kızarabilir. An cak öbür dünyada daha ağır ceza görmekten, ateşlerde kızarmaktan daha iyidir.

Eğer bunlar uygulanmazsa, kul hakkı ödenmemiş olur ve ahirete kalır. Hesap gününde, mahkeme önünde Kul hakkının ödenme şekilleri şöyledir: Borçlunun sevapları, alacaklıya verilir. Eğer borcunu kapatmıyorsa,
alacaklının günahları borçluya yüklenir. Bu da borç açığını kapatmaya yetmezse, borçlunun iyi bir insan ol ması durumunda, Allah alacaklıya özel cennet nimetleri vermek suretiyle borçluyu affetmesini sağlayabilir. Eğer borçlu çok günahkar biriyse, ödenememiş kul hakları için ödeninceye kadar azab görebilir.

Milletin parasını hortumlayanlar, yolsuzluk yapanlar, helal olmayan yollarla elde ettikleri bütün parayı aynen tekrar millete geri vermelidir. (Okul hastane yaptırma gibi) Ayrıca basın yayın yoluyla milletten özür dilemeliler. Bunu yapmazlarsa, öbür dünyada, onca insana sevap yetiştirmeleri de, onların günahlarını yüklenmeleri de imkansız olur.

2) Manevi kul hakkı: Bir insanın gıybetini (dedikodu) yapmak, iftira atmak, alay ve hakaret etmek, vurmak, küfretmek, söz veya davranışlarımızla bir şekilde kalbini kırmak gibi. Bunun affedilmesi için, mutlaka yüzüne karşı özür dileyip, helallik alınmalıdır. Bu yapılmazsa öbür dünyaya kalır ve yukarıdaki işlemler gerçekleşir

2.DÖNEM 2.SINAV

KONULAR SORULAR

ÖĞRENME ALANI : DİN VE LAİKLİK

6. ÜNİTE : ATATÜRK VE DİN

DERSE YORUMA SINAVA HAZIRLIK SORULARI

1-Atatürk’ün İslam Dini ve Peygamberimiz hak.görüşü nedir?

2-Din gelişmeye engeldir sözüne nasıl cevap verirsiniz?

3-Kur’an açısından bilime bakış nasıldır?

4-Kur’an’ın bilgi kaynaklarını ayetlerle yazınız?

5-Kur’an’ın akla düşünmeye verdiği önem nedir?

6-İslam Tarihinin eğitim kurumlarını yazınız?

7-Matematik-Astronomi-Tıp-Fizik-Kimya alanında İslam bilginleri ve çalışmaları nedir ?

8-Biyoloji-Zooloji-Tarih-Coğrafya alanında İslam bilginleri ve çalışmaları nedir ?

DERS SUNUM PLANI

1-Atatürk Din ve Peygamber

2-Din ve Bilim tanım ve ilişkisi

3-Kur’an’da bilgiye bakış

4-Tarihi eğitim kurumları

5-Mat-Ast-Tıp-Fizik-Kimya

6-Biyoloji-Zooloji-Tarih-Coğrafya

7-Karşılaştırmalı İslam bilginleri-Batıda durum

1. Atatürk’e Göre Din Vazgeçilmez Bir Kurumdur

“Dünyayı dolaşsanız… mabetsiz ve mabutsuz şehir bulamayacaksınız.” Osman Cilâcı, Günümüz Dünya Dinleri, s. 20

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur.” Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 8

“Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam, boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir, kesinlikle bir şeye inanacağız. Bu, dinlerin en sonuncusu, elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür.” Ahmet Bekir Palazoğlu, Atatürk İlkeleri, s. 273

2. Atatürk Dinin Yozlaştırılmasına Karşıdır

“Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.” Atatürkçülük, C 1, s. 457

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey kapsamıyor…” Ali Sarıkoyuncu, Atatürk, Din ve Din Adamları, s. 221

“… Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Fakat bina, uzun asırlardır
ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (yorumlar hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır…” Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 33

“Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı, taassubu olan cahildir. İlim mutlaka
cahilliği yener. O hâlde halkı aydınlatmak lazımdır.” Atatürkçülük, C 1, s. 285

“Unutulmamalıdır ki bazı insanlar, geleceği, geçmişin arasından görmekte
ısrarlıdırlar. Bunlar, ilgimizi kestiğimiz geleneklere karşı mutlaka bağlılığın iadesini isterler. Bu gibi insanlar, kendi inandıkları gibi inanmayan kimseleri istedikleri gibi ezemezlerse kendilerini cenderede (sıkışmış gibi) hissederler.” A. Afetinan, Medeni Bilgiler, s. 510.

“…Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” 11. Atatürkçülük, C 1, s. 111

3. Atatürk’ün İslamiyet ve Hz. Peygamberle İlgili Sözleri

 Atatürk, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde halka bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında şunları söylemişti: “Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenabı
Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu hepimizce bilinmektedir ki yüce Kur’an’daki manası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, en mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahî tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan, Tanrı’dır…” Atatürkçülük, C 1, s. 465

“… Bizim dinimiz akıl ve mantıkla uyuşan bir din olmasaydı en
mükemmel din olmazdı, en son din olmazdı.” Atatürkçülük, C 1, s. 455

“… Dinî gerçekleri halka telkin etmek için mutlaka hoca elbisesi şart değildir. Bizim yüce dinimiz, her erkek ve kadın Müslümana genel olarak araştırmayı farz kılar ve her erkek ve kadın Müslüman, toplumu aydınlatmakla yükümlüdür.” Atatürkçülük, C 1, s. 463

“Bizim dinimiz, milletimize hakir (kötü), miskin (zavallı) ve zelil (aşağı) olmayı tavsiye etmez. Aksine, Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emrediyor.” Atatürkçülük, C 1, s. 457.

“ O (Hz. Muhammed), Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürür. Benim, senin adın silinir fakat sonsuza kadar o ölümsüzdür.” Atatürkçülük, C 1, s. 455

“Hz. Muhammed’in bir avuç Müslümanla, mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin
Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer, fani insanların işi değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili, işte bu savaştır.” Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s. 27

“Allah’ın emri çok çalışmaktır.”Atatürkçülük, C 1, s. 453.ve “Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor…” Atatürkçülük, C 1, s. 457

“Hz. Muhammed çocukluk ve gençlik günlerini geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nurani, sözü ruhani, yüz güzelliğinde bedelsiz, sözünde sadık, yumuşak başlılığı ve sağlam kişiliğiyle başkalarına üstün olan Hz. Muhammed Mustafa, önce bu özel ve seçkin nitelikleriyle, kabilesi içinde “Muhammedül Emin” oldu. Ondan sonra
ancak kırk yaşında nübüvvet ve kırk üç yaşında da risalet geldi. Peygamber Efendimiz sonsuz tehlikeler içinde, sonsuz güçlükler karşısında yirmi sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait peygamberlik görevini başarıyla yerine getirdikten sonra yüce makama ulaştı.” Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 17

ÖĞRENME ALANI : DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYET

7. ÜNİTE : İSLAM VE BİLİM

1. Din-Bilim İlişkisi

Einstein’“İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür.”

Bilim ve din birbiriyle çatışmaz. Aksine birbiriyle uyum içindedir. Din daha çok “niçin” sorusuna cevap verirken bilim, “nasıl” sorusuna cevap bulmaya çalışır.

 Din ve bilimin, insan hayatında önemli bir yeri vardır.

Bunların her ikisi de doğa, insan, evren, varlıklar ve olaylar hakkında bilgiler verir. Verdiği bilgiler ve yaptığı açıklamalarla insan hayatına anlam katar.

İnsan; akıllı, düşünen, merak eden, araştıran ve sorgulayan bir varlıktır. O, tarihin ilk dönemlerinden itibaren kendi varoluş amacını sorgulamış; evrenin nasıl yaratıldığını, doğa olaylarının nasıl meydana geldiğini, öldükten sonra ne olacağını merak etmiştir. Kendisini, çevresini, varlıkları tanımak ve pek çok şeyi bilmek, öğrenmek istemiştir.

Din ve bilim, insanın merak ettiği, öğrenmeyi arzuladığı pek çok konuyu açıklığa kavuşturmuştur. Örneğin bilim, yağmurun yağışı, gök gürlemesi, kar ve dolunun
oluşumu, gece ve gündüzün meydana gelmesi gibi olayların nedenlerini açıklamıştır.

Din de insanı çeşitli konularda bilgilendirmiştir.

Evrenin ve tüm varlıkların Yüce Allah tarafından yaratıldığını belirtmiştir. İnsandan yalnızca yaratıcısına ibadet etmesini istemiştir. Tüm insanların, öldükten sonra ahiret günü dirileceğini haber vermiştir. Dünyadayken Allah’a inanıp güzel davranışlarda bulunanların cennete gideceğini, kötülük yapanların ise cehennemde cezalandırılacağını belirtmiştir. Böylece hem din hem de bilim, insanın hayatını anlamlandırmasına katkıda bulunmuştur.

Din ve bilim, insanın sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini amaçlar.

Bu nedenle de din, insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirir. Onlara dürüst, adil, çalışkan ve iyiliksever olmayı öğütler. Bireye ve topluma zarar veren her türlü kötü davranıştan kaçınmayı emreder. Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, iftira atmak, gıybet etmek, kötü zanda bulunmak, rüşvet almak, içki içmek ve kumar oynamak
gibi davranışları yasaklar.

İnsan, bilim sayesinde pek çok teknolojik yenilik ortaya koymuştur. Örneğin otomobil, televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, telefon, uçak, bilgisayar vb. bilimsel ve teknolojik gelişmenin ürünüdür. Bu gibi araç-gereçler insanın hayatını kolaylaştırmıştır. Ayrıca bilimsel gelişmeler sayesinde çeşitli hastalıkların tedavisi bulunmuştur. Bütün bunlar, dinin ve bilimin insanın iyiliği ve mutluluğu için ne kadar
önemli olduğunu göstermektedir.

Din ve bilim, insanın özgürleşmesine de katkı sağlamıştır.

Din insanların toplumda barış, huzur ve güven içinde, dostça ve kardeşçe bir hayat sürmesini ister. Herkesin inancında özgür olduğunu belirtir. Toplumda bireylerin birbirlerinin inanç, düşünce, örf ve âdetlerine saygılı olmasını emreder. Bununla
ilgili olarak Kur’an’da yer alan bir ayette, “Dinde zorlama yoktur….” Bakara/256

Dinimizin bu gibi buyruk ve öğütlerine uyulduğu zaman toplumda sevgi, saygı, hoşgörü, barış ve güven ortamı egemen olur. İnsanlar kendilerini özgür ve mutlu hissederler.

Bilimsel gelişmeler sayesinde de insanlar tabiata büyük ölçüde egemen olmuşlar, doğal afetlere karşı önlem alarak tehlikelere karşı kendilerini korumuşlardır. Örneğin ilk çağlarda bazı insanlar gök gürlemesi, şimşek çakması, güneş ve ay tutulması gibi olayların tanrıların öfkelenmesi sonucu ortaya çıktığına inanmışlardır. Bu nedenle de korkmuşlar, tanrılara kurbanlar sunmuşlardır. Bilim tabiat olaylarının nedenlerini açıklamış, insanların yersiz korkularını gidermelerine katkıda bulunmuştur. Ayrıca
insanlar, bilimsel gelişmeler sayesinde hak ve özgürlüklerinin farkına daha çok varmışlardır. Hak ve özgürlüklerini kullanma ve koruma konusunda duyarlı davranmışlardır. Bu da insanın kendisini daha özgür hissetmesini sağlamıştır.

***DEĞERLENDİRME***

Din  Bilim ve İnsan üç kitap gibidir.

Kur’an alfabe harfleriyle, Evren atom harfleriyle İnsan hücre harfleriyle yazılmıştır denebilir. Kur’an kitabını okumak anlamak ne kadar gerekli ve sevap bir iş ise Allah’ın diğer kitaplarını O’nun namına insan hayrına okumak da öyle gerekli ve sevaptır.

Üç kitap Allah’a ulaştıran üç yoldur

Bilim Akıl elinde bir yol Akıl da Ruh için bir yoldur. Hepsinin yaratıcısı Allah’tır. Din de bu araçların kullanımıyla insanı güzel ahlaka Allah’a ve iki dünyada mutluluğa ulaştıran ayrı bir yoldur.

Üç kitap da Allah’ın isimlerinin tecellisidir sevilmelidir.

Türkçemizde il yöneticisine “VALΔ denir ki bu Allah’ın güzel isimlerindendir. Varlığı yönetir Allah. “Kelime” konuşulan söze denir. KELAM da Allah’ın konuşma sıfatıdır. Vahiy ile KUR’AN gönderilmiştir. “TEKVİN” sıfatı yaratmaktır. Allah Evreni insanı aklı kainat yasalarını yaratmıştır. Allah’ın 100 bilinen ve bilinmeyen isimleriyle varlıkta tecellisi görülür.

Matematik “HESAB” ilmidir. Allah’ın ismi HASÎB” den gelir.

BİLİM, Allah’ın yarattığı Evreni insanı varlıkları ve aralarında işleyen fizik yasalarını AKIL ve DUYULARLA inceleyen ve bulgularını kendince isimlendiren bir disiplindir.

Bilimler Allah’ın verdiği aklı aydınlatır. Kur’an bilgileri kalbi nurlandırır. İKİSİ EL ELE VERİNCE karanlıklar aydınlanır. İki dünya huzuru gelir.

Yoksa Einstein’in dediği gibi biri olmazsa insan topal diğeri olmazsa kör kalır.

2. İslam’da Bilginin Kaynakları

Bilginin bazı kaynakları vardır. İslam’a göre doğru bilgiye ulaşmanın kaynakları akıl, vahiy ve duyulardır.

2.1. Akıl

Yüce Allah, insanı akıllı bir varlık olarak yarattığından, dinin emirlerinden da sorumlu tutmuştur. Çünkü insan, aklıyla İslam’ın ilkelerini anlayıp öğrenebilir. Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini kavrayıp ona inanabilir. Dinimizin temel kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin hadislerinde ne gibi bilgilerin yer aldığını araştırabilir.
Böylece dinî sorumluluklarının farkında olur. Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirir. Bütün bunlar aklın, bilginin en önemli kaynaklarından olduğunu ortaya koymaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de evren ve varlıklar üzerinde düşünmeyi, aklı kullanmayı, Allah’ın
varlığını ve birliğini kavramayı tavsiye eden birçok ayet bulunur.

AYET: “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın ölü hâldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit
canlıyı yaymasında, rüzgârları ve emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.” Bakara/164

AYET:  “Rab’inden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden)… kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.” Ra’d/19

KUR’AN’DA AKIL-1
Yrd. Doç. Musa Kazım Gülçür
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuranda-akil–1
KUR’AN’DA AKIL-1
Yrd. Doç. Musa Kazım Gülçür
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kuran-da-akil–2

2.2. Vahiy 

İnsanın mutlu, huzurlu bir hayat sürdürebilmesi için sadece akıl yeterli midir? İnsan aklıyla her şeyi bilebilir mi? Vahyin insan hayatındaki yeri ve önemi nedir?

Dinimize göre bilginin kaynaklarından biri de vahiydir. Vahiy, Yüce Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara gönderilen ilahî ilkelere denir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın vahiylerinden oluşur.

Kur’an, insanları çeşitli konularda bilgilendirir. Dinimizin inanç ve ibadet esaslarını,
ahlak ilkelerini açıklar. Müslümanlardan; Allah’ın varlığına, birliğine, meleklere, peygamberlere, kutsal
kitaplara, ahiret gününe, kaza ve kadere inanmalarını ister. Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını tanıtır. Yalnızca ona ibadet ve kulluk edilmesini emreder. Namaz, oruç, hac, zekât ve kurban gibi ibadetler konusunda bilgiler verir.

AYET: “… Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” Nisâ/103

AYET: “… Şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” Bakara/168-169

Kur’an insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirir. Onların güzel ahlaklı olmalarını emreder. Doğruluk, dürüstlük, alçak gönüllülük, iyilik ve yardımseverlik gibi konularda nasihatler verir. İyi ve güzel davranışlarda bulunanların Allah tarafından ödüllendirileceğini bildirir. Tüm insanların, öldükten sonra tekrar dirileceğini ve herkesin dünyada iken yaptıklarının karşılığını ahirette göreceğini haber verir.

Kur’an geçmişte yaşamış toplumlardan ve peygamberlerden de söz eder. Tarihte yaşamış toplumların yaptıkları hatalardan ders almamızı öğütler. Görüldüğü gibi Allah, vahiy yoluyla insanları pek çok konuda doğru bir şekilde bilgilendirmektedir. Bizler de vahyin doğru bilgi kaynaklarımızdan olduğunu bilmeliyiz.

***DEĞERLENDİRME***

2.3. Duyular

Yüce Allah, Kur’an’da insanın aklına hitap ettiği gibi duyularına da hitap etmektedir. İnsandan doğadaki eşsiz güzelliğe, evrendeki düzene bakmasını istemekte ve böylece kendi varlığını, yüceliğini fark etmemizi, anlamamızı amaçlamaktadır. Bununla ilgili olarak bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

“….Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” Mülk/3

3. İslam Aklı Kullanmayı ve Bilimi Teşvik Eder

İslam dini, akla büyük önem verir. Çünkü dinin buyruklarını, öğütlerini ve ilkelerini ancak akıllı bir varlık anlayabilir, yorumlayabilir ve yerine getirebilir. Bunun için de akıl dinî sorumluluğun ön şartıdır.

AYET:  “…. Hiç düşünmez misiniz?” Âl-i İmrân/65

AYET: “… Aklınızı kullanmıyor musunuz?”Bakara/ 44

AYET: “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, geceyle gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü hâldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını
ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.” Bakara/164

AYET: “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyleyken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda, akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” Ra’d/4

AYET:  “Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yerleri onlar mı yarattılar?”Tûr/35, 36

Dinimiz okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı ve bilimi teşvik eder. Bununla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetler vardır.

AYET: “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!… Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabb’in en büyük kerem sahibidir.”Alâk/1-5.

AYET: “… Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”Zümer/9

HADİS: “İlim Çin’de de olsa öğreniniz.”Münavî, Feyzül Kadir, C 1, s. 543

HADİS: “İlim öğrenmek kadın ve erkek her Müslümana farzdır.”Münavî, Feyzül Kadir, C 1, s.

İslam dininin bilime verdiği öneminin farkında olan Müslümanlar pek çok konuda araştırmalar yapmışlar ve çeşitli eserler ortaya koymuşlardır.

Müslüman bilginler; tıp, astronomi, felsefe, matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya gibi alanlarda incelemelerde bulunmuş, birçok buluş gerçekleştirmişlerdir.

İbni Sina (980-1037), Farabi (870-950),

Birûni (973-1051),

İbnü’l-Heysem (965-1039),

İbni Hâldûn (1332-1402) bu bilginlerden bazılarıdır.

Ayrıca Müslümanlar tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf ve siyer gibi din bilimlerinde de çalışmalar yaparak Müslüman toplumlardaki bilimsel gelişmelere katkıda
bulunmuşlardır.

4. İslam Medeniyetinde Eğitim Kurumları

 İslam kültür ve medeniyetinde eğitim kurumlarının ilk temelleri Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde atılmıştır. Peygamberimiz 622’de Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde burada Mescid-i Nebevi adı verilen bir mescit inşa ettirmiştir. Mescidin bitişiğine de birkaç oda yapmıştır. Bu odalara “suffe” denilmiştir. Suffede hem kimsesiz Müslümanlar kalmış hem de Peygamberimiz burada eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunmuştur. Suffede kalanlar sürekli ilimle meşgul olmuş, gelen Kur’an ayetlerini öğrenmiş ve ezberlemişlerdir.

Peygamberimiz, Müslümanların eğitim ve öğretimine çok önem veriyordu. Bu nedenle de onlara okuma yazma öğretmek için bazı kişileri öğretmen olarak görevlendirdi. Bu öğretmenler suffede çok sayıda Müslümana okuma yazma öğretti. Peygamberimiz kendisi de zaman zaman burada Müslümanlara dersler veriyor, onların sorularını cevaplıyordu. O, diğer ülkelere İslam’ı anlatmak için gönderdiği
kimseleri de genellikle suffede öğrenim görmüş kimselerden seçiyordu.
Peygamberimiz Mescid-i Nebi’yi de zaman zaman eğitim öğretim kurumu olarak kullanıyordu. O, namazlardan önce ya da sonra burada insanlara dinî ve toplumsal konularda bilgiler veriyordu. Onlara, gelen Kur’an ayetlerini okuyor, açıklamalarda bulunuyordu.

Peygamberimizin vefatından sonra da Müslümanlar ilme büyük önem verdiler, cami ve mescitlerde eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürdüler. Bunun yanında küçük çocuklara Kur’an-ı Kerim ve dinî bilgiler öğretmek için “küttab” adı verilen yerler yaptılar. Ziya Kazıcı, İslam Müesseseleri Tarihi, s. 231.

Abbasiler Döneminde ise Halife Me’mun tarafından Bağdat’ta Beytü’l-Hikme (Bilgelik Evi) kuruldu ve burası büyük bir ilim merkezi oldu. Halife Me’mun, Beytü’l-Hikme’nin bünyesinde büyük bir kütüphane oluşturdu. Buraya Bizans, Hindistan, İran
gibi birçok ülkeden çok sayıda kitap getirtti. Özellikle Yunanca, Sanskritçe ve Farsçadan birçok kitap Müslüman bilginlerce Arapçaya çevrildi. Ayrıca burada astronomi, matematik, tıp gibi pozitif bilimler alanında araştırmalar yapıldı. Daha sonra Müslümanlar, çeşitli şehirlerde ve ülkelerde Beytü’l-Hikme’nin benzeri kurumlar yapmaya devam ettiler.

Müslümanlar arasında bilimsel çalışmalar, Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra daha da arttı. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın emriyle veziri Nizamü’l-Mülk tarafından Bağdat’ta 1066 yılında büyük bir medrese kuruldu. Bunlara Nizamiye medreseleri denir. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 6, s. 88-90.

Buna Nizamiye Medresesi adı verildi. Nizamiye Medresesi’nde, çağın diğer eğitim
kuruluşlarının çok üstünde bir eğitim veriliyordu. Burada tefsir, hadis, kelam, fıkıh, İslam felsefesi gibi dinî ilimlerin yanında; matematik, fizik, kimya, biyoloji, tıp, astronomi gibi pozitif bilim dallarında da öğretim yapılıyordu. İslam dünyasında düzenli ve sistemli bir şekilde eğitim öğretimin yapıldığı ilk resmî kurumlar medreseler oldu.

Büyük Selçuklular Döneminde, Nizamiye Medreselerine benzer şekilde Basra, Belh, Nişabur, İsfahan, Herat, Musul gibi yerlerde de medreseler kuruldu.15 Bundan sonra İslam dünyasında medreselerin önemi her geçen gün daha da arttı. Selçuklular zamanında Anadolu’da medreseler yaygınlaştı. Konya’daki Karatay ve Sırçalı medreseleri ile Sivas’taki Gök Medrese bunlardan bazılarıdır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında da birçok medrese yapılmıştır. Sahn-ı Seman ve Süleymaniye medreseleri bunların en önemlilerindendir. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni zamanında medreseler en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde medreselerde hem dinî hem de pozitif bilimlerde oldukça iyi eğitim veriliyordu.

On yedinci yüzyıldan itibaren ise medreselerde bozulma ve gerileme başlamıştır.
Çünkü medreselerde müderrislikler ehil olmayan kişilere verilmiş, bilimsel gelişmelere ayak uydurulamamıştır. Bunun sonucunda da medreseler önemini yitirmeye başlamıştır. Zamanla medreselerin ıslahına yönelik çalışmalar yapılmış, ancak bu çalışmalarda başarılı olunamamıştır. Medreseler yalnızca dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı kurumlar hâline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra
da medreselerin varlığı sona ermiştir.

5. Müslümanların Bilim ve Medeniyete Katkıları

 Müslümanların, bilimin gelişmesinde ve medeniyetin ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Müslüman bilim adamları hem pozitif bilimlerde hem de dinî ilimlerde araştırma ve incelemeler yapmış, çok sayıda eser vermiştir.

İslam âlimlerinin, dinimizin ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini öğrenmeye, açıklamaya ve yorumlamaya verdikleri önem ve bu konudaki çalışmaları sonucunda tefsir ilmi doğmuştur.

Kur’an-ı Kerim’i ilk tefsir eden, yani onu ilk defa açıklayıp yorumlayan Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim’i en doğru şekilde anlayan Peygamberimiz, gerekli durumlarda Kur’an’ın ayetlerini açıklamıştır. Zaman zaman da sahabelerin soruları karşısında ayetlerin tefsirini yapmıştır. Sahabeler de Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmişlerdir. Zaman içerisinde İslamiyeti kabul edenlerin sayısı artmış, farklı dilleri konuşan bu insanların da Kur’an-ı Kerim’i anlayabilmeleri için ayetler çeşitli dillere çevrilmiş ve tefsir edilmiştir.

Kur’an-ı Kerim tefsir edilirken; ayetlerin iniş nedenleri, Peygamberimizin konuyla ilgili açıklamaları ve sahabelerin yaptıkları tefsirler dikkate alınmıştır. Tefsir âlimleri, ayetlerde geçen konularla ilgili olarak kendi görüşlerini de ortaya koymuşlardır. Bu çalışmalar sonraki yüzyıllarda daha fazla gelişip çoğalmış ve tefsir kitapları yazılmaya başlanmıştır.

Kadı Nasuriddin Beyzavi (öl. 1286)’nin Envaru Tenzîl ve Esraru Te’vîl (Ayetlerin Nurları ve Yorumların Sırları), İbni Kesir (öl. 1373)’in Tefsîrul Kur’anil Azîm (Büyük Kur’an Tefsiri), Fahreddin Râzi (öl. 1210)’nin Tefsîrul Kebîr (Büyük Tefsir), Zemahşeri
(öl. 1144)’nin Keşşâf (Hakikatleri Açıklayan) ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (öl. 1942)’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserleri tefsir alanında yapılmış önemli çalışmalar.

Müslümanların, Peygamberimizin hadislerini derleme, açıklama ve yorumlama konusundaki çalışmalarıyla da hadis ilmi doğmuştur. Peygamberimizin söz ve davranışları İslam dininin ana kaynaklarından olduğundan, Müslümanlar hadislerin doğru bir şekilde yazılıp korunmasına büyük önem vermişlerdir.
Peygamberimizin sağlığında ondan ders alan sahabeler, zaman zaman notlar tutarak Allah Resulünün anlattıklarını yazıya aktarmışlardır. Hz. Ebu Hureyre, Hz. Ayşe, Hz. Abdullah bin Ömer gibi sahabeler, hadislerin diğer Müslümanlar tarafından öğrenilmesinde önemli hizmetlerde bulunmuşlardır.

Peygamberimizin vefatından sonraki dönemlerde sahabelerin Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelere gidip yerleşmeleri ve bazılarının vefat etmesi gibi nedenlerle hadis bilenlerin gün geçtikçe azalması, hadislerin toplanmasını zorunlu hâle getirmiştir. Bu amaçla çalışmalara başlayan bilginler, uydurma sözleri hadislerden ayırmak ve hadis olduğu kesin olarak bilinenleri derlemek için çeşitli usul ve kurallar belirlemişlerdir. İslam bilginleri, yaptıkları çalışmalar sonucunda derledikleri hadisleri sınıflandırmışlar
ve bunları yazıya aktarıp kitaplar hazırlamışlardır. Böylece hadislerin korunması ve günümüze kadar ulaşması sağlanmıştır.

Hadis kitaplarından en tanınmış olanları, Kütüb-i Sitte (altı kitap) adıyla bilinen eserlerdir. Kütüb-i Sitte, şu altı kitaptan oluşmaktadır:
Muhammed bin İsmail Buhâri (öl. 869)’nin Câmius Sahih’i
Müslim bin Haccac (öl. 875)’ın Câmius Sahih’i
Muhammed bin İsa Tirmizi (öl. 875)’nin Sünen’i
Ebu Davud (öl. 888)’un Sünen’i
Ahmed Nesâi (öl. 916)’nin Sünen’i
Muhammed ibni Mâce (öl. 886)’nin Sünen’i
Malik İbni Enes (öl. 795)’in Muvatta adlı eseriyle Ahmet İbni Hanbel (öl. 767)’in Müsned’i de önemli hadis kitaplarındandır.

Müslüman bilginler, dinimizin ibadetler ve insanlar arası ilişkilerle ilgili hükümlerini Kur’an ve sünnetteki delilleriyle birlikte ortaya koymak için çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Bunun sonucunda da fıkıh ilmi doğmuştur. Fıkıh ilminin konusu İslâm dininin namaz, oruç, hac gibi ibadetler; evlenme, boşanma, alışveriş gibi sosyal hayatla ilgili olaylar ve hırsızlık, zina, adam öldürme gibi suçlara öngörülen
cezalarla ilgili hükümleridir.

İslam dininin hükümlerini ilk olarak açıklayan ve uygulamalı olarak öğreten Peygamberimizdir. Peygamberimizden sonra Hz. Ali, Abdullah İbni Abbas gibi sahabeler, sonraki dönemlerde de İmamı Âzam (öl. 767), İmamı Şâfii (öl. 819), Ahmed İbni Hanbel (öl. 855), Malik bin Enes (öl. 795) gibi âlimler bu konudaki çalışmaları devam ettirmişlerdir.

Peygamberimizin hayatını, davranışlarını, olaylar karşısındaki tutum ve değerlendirmelerini konu edinen çalışmalarla siyer ilmi doğmuştur. İbni İshak (öl. 768), İbni Hişam (öl. 833) gibi âlimler Peygamberimizin hayatı ve savaşları konusunda önemli birer kaynak kabul edilen siyer türü eserler yazmışlardır.

Müslüman bilginler İslam’ın inanç esaslarını Kur’an ve sünnetin yanı sıra, aklı da esas alarak açıklamaya ve savunmaya önem vermişlerdir. Onların bu yöndeki çalışmaları kelam ilminin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Hasan Basri (öl. 728), Mâturidi (öl. 944), Eş’ari (öl. 941), Bakıllâni (öl. 1013), Nesefi (öl. 1114) gibi âlimler, kelam alanında yaptıkları çalışmalarla bu ilmin gelişmesine önemli katkı sağlamışlardır.

Müslüman âlimlerin Aristo, Eflatun, Sokrat gibi filozofların eserlerini tercüme etmeleri, İslam düşüncesini savunmaları sonucunda İslam felsefesi denilen ilim dalı ortaya çıkmıştır. Kindi (öl.866), Farabi (öl. 950), İbni Sina (öl. 1037), Gazali (öl. 1111), İbn Rüşd (öl. 1198) ünlü İslam filozoflarından bazılarıdır. Bunlar İslam felsefesiyle ilgili önemli eserler yazmışlardır.

Müslümanlar dinî ilimler yanında pozitif bilimlere de önem vermişlerdir. Müslüman bilginler; astronomi, matematik, fizik, kimya, tıp gibi birçok bilim dalında araştırmalar ve buluşlar yapmışlar, çok sayıda eser vermişlerdir.

Astronomi
Astronomi gök bilimidir. Gök cisimlerinin şekillerini, hareketlerini, konumlarını ve özelliklerini inceler. Müslüman bilginler, ilmiheyet, ilmifelek gibi isimler verdikleri astronomi alanında önemli çalışmalar yapmışlardır. Zerkali (öl. 1087), Batlamyus’un eserlerini tercüme etmiş ve onun teorilerini eleştirmiştir.16. Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 75-106.

Müslüman bilginler; Kahire, Semerkant, İstanbul, Tuleytula gibi kentlerde kurdukları gözlem evlerinde gök cisimleriyle ilgili gözlemlerde bulunmuşlar ve ölçümler yapmışlardır. Güneş’te lekelerin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Müslüman bilginlerin astronomideki çalışmalarından bazıları da şunlardır:

Fezâri (öl. 806) gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan usturlabı bulmuştur.

Battâni (öl. 929), zic adı verilen ve yıldızların yerlerini gösteren cetvelleri hazırlamış,

Ali Kuşçu (öl. 1474) da ziclerin kullanımı ve işlevi hakkında geniş bilgiler vermiş, İstanbul’da pek çok öğrenci yetiştirmiş ve rasathane kurmuştur.

Biruni (öl. 1061) kentlerin enlem ve boylamlarını ölçmüş, Dünya’nın çevresini 40 225 km olarak hesaplamıştır. Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve kendi etrafında döndüğünü kanıtlamıştır. Güneşin, Ay’ın ve yıldızların hareketlerini incelemiş, güneş ve ay tutulmasını çizimlerle açıklamıştır.

Uluğ Bey (öl. 1449) ve Nâsıruddin Tusi (öl. 1274), yaptıkları bilimsel araştırmaların yanında, Batılı bilginlerin astronomiyle ilgili eserlerinden bazılarını tercüme etmişlerdir.
Matematik
Müslüman bilginler, bugün kullanılan rakamları Hintlilerden alarak geliştirmişler ve sıfırı bulmuşlardır. Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 41-42.

Batılılar da bu rakamları Müslümanlardan almışlardır. Harezmi (öl. 846), ondalık sistemi bulmuş, logaritmayı sistemleştirmiş; Hisabül Cebr (Cebir Hesabı) adlı eserinde denklemlerden ve integral hesaplarından söz etmiştir. İbnü’l Heysem (öl. 1039), dört bilinmeyenli denklemlerin çözümünü yapmış, Ebu Kâmil Şucâ (öl. 930) da beş bilinmeyenli denklemlere kadar çözüm şekillerini saptamıştır. Müslüman bilginler trigonometrideki tanjant, kotanjant, sinüs, kosinüs değerlerini bilime kazandırmış; birçok maddenin özgül ağırlığını gösteren cetveller düzenlemişlerdir.18. Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 32-71.

Fizik ve Kimya
Fizik alanında çalışmalar yapan Müslüman bilim adamları ışık hızını ve atmosferin kalınlığını hesaplamışlardır. Saat, robot ve otomatik makineler yapmışlardır. Sesin yansıması konusunda çalışmalar yapmış olan Biruni, ışığın sesten daha hızlı hareket ettiğini saptamıştır. Yer çekimi ve cisimlerin yere düşmesi konusunda incelemeler yapan Kindi (öl. 866), çalışmalarının sonuçlarını makalelerinde açıklamıştır.

Ebu Cafer Hâzin (öl.1039), kaldıraçlar hakkında yeni görüşler ortaya atmış, görme olayını aydınlatmıştır. Bu bilgin; gözden çıkan ışınların cisme ulaşmasıyla gerçekleştiği söylenen görme olayının, cisimlerden gelen ışınların göze ulaşmasıyla meydana geldiğini söylemiştir.İslam Ansiklopedisi, C 5, s. 412-413.

Müslüman bilginler, kimyasal maddelerin yoğunluğunu ve özgül ağırlığını ölçen hassas ölçüm aletleri yapmışlar, bazı maddelerin özgül ağırlığını bulmuşlardır.

İbnü’l Heysem, ışığın yansıması, havada ve suda kırılması konularında incelemeler yapmış, tümsek ve çukur aynalarla ilgili çalışmalarda bulunmuştur. Bu bilginin Kitabül Menâzır (Görüntüler, Manzaralar Kitabı) adlı eseri fizik biliminin çok önemli kaynaklarındandır. İbnü’l Heysem, Biruni, Hâzin gibi Müslüman bilim adamları kimya dalında da çalışmalar yapmışlardır. Civanın yapımı, nişadır tuzu, potasyum, amonyak, kibrit, sülfürik asit, zaç yağı, altın suyu, nitrik asit gibi kimyasal maddeleri hazırlamışlar ve bu maddelerin bileşikleri konusunda önemli bilgiler vermişlerdir. İlaç, koku ve cam yapımında, kumaş boyamada, madenleri temizlemede ve deri tabaklamada kimyevi maddelerden yararlanmışlardır. Câbir bin Hayyan (öl. 776), eserlerinde metalleri sertleştirme, mineralleri çıkarma gibi konularda bilgiler vermiştir. 20. Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 115-164.

Tıp ve Eczacılık
Tıp ve eczacılıkta çalışmalar yapan Müslüman bilginler, havanın, toprağın, iklimin
sağlık üzerindeki etkilerini araştırmışlardır. Hastalıkların tedavisinde çeşitli yöntemler uygulamışlardır.

İbni Sina (öl. 1037) ve Râzi (öl. 925) bitkilerden ilaçlar yapmış, hangi ilacın hangi hastalığı tedavi ettiğini eserlerinde açıklamışlardır. Bu bilginlerin eserleri Batılılar tarafından tercüme edilmiş ve özellikle İbni Sina’nın el-Kanun fi’t- Tıp (Tıbbın Kanunu) adlı kitabı Avrupa üniversitelerinin bazılarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. İbni Sina, Batıda Avicenna adıyla tanınmıştır.

Râzi, çiçek ve kızamık hastalıkları konusunda araştırmalar yapmış; böbrekte
bulunan taşları ilaçlarla parçalamış ve ameliyatla çıkarmıştır.
Hastalığın yayılmasında mikrobun rolünü açıklayan Akşemseddin (öl. 1459), bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisi konusunda araştırmalar yapmış ve eserlerinde önemli bilgiler vermiştir.21. Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 167-180.

Biyoloji, Botanik ve Zooloji
Biyoloji alanında çalışmalar yapan Müslüman bilginler; üreme, kadının hamilelik dönemi, çocuğun anne karnında gelişimi ve doğumu konularında önemli incelemeler yapmış ve açıklamalarda bulunmuşlardır.

İbnün Nefis (öl. 1288), kan dolaşımını incelemiş, eserlerinde insan vücudunun yapısı ve organların çalışması konusunda önemli bilgiler vermiştir. İbni Sina, kanın gıda taşıdığını belirtmiştir.

Müslüman bilginler, bitkilerin özelliklerini incelemişler ve bitki hastalıkları konusunda araştırmalar yapmışlardır. Gâfiki (öl. 1165), pek çok bitkinin özelliklerini incelemiş ve eserlerinde tanıtmıştır. Abdullah

İbni Baytar (öl. 895), bitkilerin özellikleri konusunda incelemelerde bulunmuş, bitki hastalıklarının tedavisiyle ilgili çalışmalar yapmıştır. Dineveri (öl. 767) de bitkileri ve tohumlarını incelemiş, Kitabün Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı eserinde konuyla ilgili bilgiler vermiştir.

Zooloji alanında çalışmalar yapan bilginler, hayvanların anatomik yapıları, beslenmeleri, üremeleri ve tedavileriyle ilgili bilgiler vermişlerdir. Damîri (öl. 1405), evcil hayvanların hayatları ve özelliklerini, Hayatül Hayevan (Hayvanların hayatı) adlı eserinde açıklamıştır.

Câhız (öl. 868) ve Kindi (öl. 872) de hayvan hastalıkları ve bu hastalıkların tedavisi konusunda incelemeler yapmış ve eserler yazmışlardır.Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 110-113.

Müslüman bilginler tarih ve coğrafya gibi sosyal bilimlerde de önemli araştırmalar yapmışlar ve eserler ortaya koymuşlardır.

Tarih
Müslüman bilginler tarih bilimine büyük önem vermişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de bazı peygamberlerin ve toplumların yaşadıkları olayların anlatılması, Müslümanların tarih bilimine önem vermelerinde etkili olmuştur.

Ünlü tarih bilgini olan Taberi (öl. 922), özellikle İslam tarihinin ilk temel kaynaklarından sayılan  Tarîhul Ümem vel Mülûk (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi) adlı eseri yazmıştır.

Mes’ûdi (öl.956)’nin Mürûcüz Zeheb (Altın Damlaları)’i ve İbni Haldûn (öl. 1406)’un Kitabul İber (İbretler Kitabı)’i tarih alanında önemlidir. İbni Hâldûn’un bu eserinin Mukaddime bölümü meşhurdur. O, eleştirel tarihçiliğin
öncüsü sayılır.

Osmanlı Dönemi tarihçilerinden Hoca Sadeddin’in Tâcüt Tevarih (Tarihlerin Tacı) ve Ahmet Cevdet Paşa (öl.1895)’nın Tarih-ı Cevdet adlı eseri de önemli birer kaynaktır.

Coğrafya
Müslüman bilginler, coğrafya alanında da çalışmalar yapmışlardır. Çin’den Atlas Okyanusu’na, Kırım’dan Güney Afrika’ya kadar geniş bir alana yayılan Müslümanlar, eserlerinde, yaşadıkları bölgelerle gezip dolaştıkları yerler hakkında bilgiler vermişlerdir. Evliya Çelebi (öl. 1682) ile İbni Batuta (öl.1377)’nın seyahatnameleri pek çok bölge hakkında önemli bilgiler içermektedir. Kâtip Çelebi (öl. 1658)’nin Cihannüma (Cihanın Tanımı) adlı eserinde de Avrupa, Asya ve Afrika’nın bazı ülkeleriyle ilgili bilgiler verilmektedir. Yakubi (öl. 905)’nin Kitabül Büldân (Bölgeler Kitabı) ile Yakut Hamevi (öl. 1229)’nin Mucemül Büldân (Bölgelerin Alfabetik Tanıtımı) adlı eserleri pek çok bölgeyi tanıtmaktadır.

Müslüman bilginler takvimler hazırlamışlar ve haritalar çizmişlerdir. Ömer Hayyam (öl. 1123)’ın hazırladığı Celali takvim, otuz üç yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Piri Reis (öl. 1554), Seydi Ali Reis (öl.1565) gibi denizcilerin çizdikleri haritalar dünya coğrafya tarihi açısından çok önemlidir.

***DEĞERLENDİRME***

MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARININ, POZİTİF İLİMLER – FEN BİLİMLERİ ALANINDAKİ HİZMETLERİ VE BULUŞLARI 

Matematik

Ebu’l-Vefa-998 Tanjant, kotenjant, sinüs, kosinüsü kazandırdı. Eserleri altı asır batı üniversitelerinde okutuldu

Ebu Kamil Şuca-951 Beş bilinmeyenli denklemlere çözüm üretti.

Battani-929 Dünyanın yuvarlak olduğunu, döndüğünü, eğikliğini ifade etti. Trigonometrinin mucididir. İlk kez sinüs kosinüs kavramlarını buldu. İlk kez astronomi cetveli (Zîc) yaptı.

Astronomi

Beyruni (Türk)-1051 İlk kez enlem boylam hesapları yaptı İlk kez yer çekimini buldu. Teleskop yaptıKitapları 18.yy.a kadar batı üniversitelerinde okutuldu.

Uluğ bey(Türk)-1449 Semerkant’ta ilk rasathaneyi (Gözlem evi) kurdu

Ali Kuşcu(Türk -1474 İstanbul’da ilk rasathaneyi kurdu

Tıp -İbn-i Sina-1037 Kanun isimli eseri l8.yy.a kadar batıda okutuldu Yeni ameliyat teknikleri ve aletleri geliştirdi

Ebu Bekir Razi- 925 Çiçek,kızamık tedavisi,böbrek taşı ameliyatı geliştirdi 50 tıp eseri batıda okutuldu

Fizik -ibn-i Heysem -1039 Işığın kırılmasını, yansımasını, görme olayını açıkladı Optik ilminin kurucusu Fotoğraf makinesinin prensiplerini koydu ve yaptı Teleskopun keşfine zemin hazırladı

Kimya-Cabir bin Hayyan -776 Özgül ağırlığı ilk bulandır. Elementleri tasnif etti, Yeni elementler keşfetti. 400 eser yazdı

ORTAÇAĞ AVRUPA’SINDA BİLİMLERİN DURUMU

Avrupalılar, Müslümanlardan tam üç asır sonra sıfırı ve ondalık sistemi tanıdılar. Descartes Müslümanlardan 800 yıl sonra, cebir, analitik geometriden bahsetti. 10.yüzyılda, Rahip Gerbert, Müslümanlardan sıfırı ve ondalık sistemi öğrendiği için; büyücü ilan edildi ve papalık adaylığı engellendi. BATI dünyası, Endülüs’te eğitim görerek, eserleri ter cüme ederek, Haçlı seferleri, gezgin ve tüccarlar aracılığıyla eserlere ulaşarak, kilisenin tarihî baskısına tepki göstere rek, ihtilaller ve reformlar yaptı, Aydınlanma yaşadı, keşiflerle ve ülkeleri sömürerek sanayiye ve zenginliğe ulaştı.

Müslümanlardan 5-6 asır sonra bile, Galile (öl:l642) dünya yuvarlak, dönüyor dediği için aforoz tehlikesi yaşadı. 1600 de İtalyan bilim adamı Bruno, dünya dönüyor dediği için, Roma’da yakıldı.†Bunların esas sebebi, bu görüşün İncil’e ters düşmesiydi. İncil’de dünyanın düz olduğu yazılıydı. Rahipler, dünya yuvarlak olsaydı, alttakiler düşerdi di yorlardı. Ay ve güneş tutulmasını cinlerin işi sanıyor, tutulma zamanını Müslümanlara soruyorlardı. Gözlem evi ve gözlem araçları Müslümanlardan ancak 5 asır sonra batıya girebildi.

…..B.Show: İnsanlık, yığınla problem çözen Hz.Muhammed’e, her zamankinden çok muhtaçtır.
…..A.Comte: Pozitif ilimleri Avrupa’ya Müslümanlar soktu. Papaz ve aydınlarımız orda okudular.
…..Goethe: Biz, Hz.Muhammed’in son basamağına vardığı merdivenin daha ilk basamağındayız.
…..Bodley: Rönesansı İslam’a borçluyuz, öğrencilerimiz Endülüs’e okumaya gidiyorlardı.

10.yy.da Müslümanlar 50 hastane 800 doktora sahipken, Avrupa’da ilk tek doktorlu hastane 1500′de Strazburg’da, 1536′da Paris’te kurulabildi. Tedavi olabilmek için önce kiliseye gidip günah çıkarmak, tedavi onayı almak şarttı. Sar’alı hastanın başı, (içine şeytan girmiş diye) haç şeklinde yarılıp tuz basılırdı. Çıbanlı ayak hemen kesilirdi.

Harun Reşit, Fransa kralı Şarlman’a büyük mekanizmalı bir çalar saat göndermişti. İlk kez gördükleri bu alet, saat başı şiddetle gong vurmaya başlayınca kaçıştılar, içine cinlerin girdiğini zannetmişlerdi. Robin Hood filminde, Müslü man arap dürbünle baktı, o da bakınca korktu, askerleri çok yakınında zannetmişti, çünkü dürbünü ilk kez görmüştü

Batıda Cabire kimyanın babası lakabı takılmıştı, 400 eserinden yararlandılar.
Nostradamus, gizli kütüphanesinde her gün Müslüman bilginlerin kitaplarını okuyordu.

Kur’an’da bazı bilimsel gerçekler:

Kur’an öncelikle inanç,ibadet ve ahlak konuları üzerinde durarak, insanın hem dünyada adalet içinde mutlu yaşamasını hem de ahiretini kazanmasını hedefler, Bunun yanında insan la ilgili her konuya da yeterince işaret eder. Çünkü kıyamete kadar insanlık için gelmiştir. Ve Evren ile insan da Allah’ın ayrı iki kitabıdır. Kur’an’ın bunlardan bahsetmemesi düşünülemez. Bütün bilim dalları, Allah’ın kai nattaki ve insandaki sanat eserlerini anlatan birer dildir. Allah adına hepsini okumak ve sevmek de ibadet sayılır. İnsanların hayırlısı insanlara yararlı olanı olduğuna göre bilimler, kesinlikle Müslümanın yitik malı gibidir.

Bilimlerin, Müslüman bilginler tarafından geliştirilmesinin sebepleri:

(1)-Kur’an çok ayette oku, yaz, düşün, aklını kullan, yeri gökleri bütün varlıkları incele! der. Allah’ın bu emrine uymayı, sevap kazanmayı, insanlara yararlı olmayı istemeleri.

(2) Peygamberimizin ilimlere kapılar açması (Bedir esirleri, 10 Müslüman çocuğa okuma yazma öğretme karşılığında salıverilmiş, Hicrette Medine’de yapılan Mescidin yarısı, 70 kadar gencin ilim öğrenmesi için ayrılmıştı)

(3)Namaz ve oruç vakitleri için astronomiye, zekat ve miras taksimi için matematiğe gerek duyuldu.

(4) Aklın veriliş hikmeti, düşünüp önce yaratıcıyı bulmak sonra yeni şeyler keşfetmektir Müslüman bilginler her milletin insanı gibi akıllarını kullanmış, çok çalışmış ilerlemişlerdir.

(5) Abbasiler döneminde kültür evi anlamına gelen “Beytü’l-Hikmet” ile Selçuklu veziri Nizamü’l-Mülkün kurduğu Nizamiye Med reseleri, bilimlerin gelişmesinde katkı yapmışlardır.

(6) Toplum hayatının ve ahlakî yapının, zeki ve dürüst insanların gelişmesine ve çalışma yapmasına elverişli ve teşvikçi olması.

İslam hak din olduğu, Müslümanlar bilimlerin temelini attığı halde, Müslüman ülkeler neden geri kalmıştır?

Suç, Kur’an’da değil, okumayan, okuduklarını uygulamayan veya yanlış uygulayan Müslümanlardadır.

(1) Allah adalet sahibidir, dünya imtihan yeridir. Kim ciddi çalışırsa, inanmasa da karşılığını mutlaka verir. Müslümanları kayırmaz

(2) Allah sıfatlara değer verir: Nüfus kağıdındaki İslam kelimesine bakmaz, kalpteki dürüstlüğe, davranışlardaki ciddiyete ve güzel niteliklere değer verir. Çalışmak, dürüst olmak, iş birliği yapmak, sistemli olmak, kaliteli iş yapmak gibi.Allah’ın değer verdiği sıfatlara sahip çıkan, o sıfatlar yüzünden yükselir. Dünya üstünlüğü terazisinde, Müslümanlar, kefeye bir şey koymamışsa, batılılar az bir şey koysa da ağır basar ve üstün olur.

(3) Allah’ın 3 kitabı var; Kur’an (harflerle yazılmış), Evren (atom-enerji harfleriyle yazılmış), insan (hücre harfleriyle yazılmış). Bu üç kitabı birden okumak ve uygulamak şarttır.Sadece Kur’an’ı çok okuyan ve uygulayan lar, ahirette ecir alır fakat dünyada yükselemez; Müslüman diğer iki kitabı da çok iyi okumalı, araştırmalıdır. Ayetleri okumak sevap olduğu gibi, evren ve insanla ilgili her bilgiyi, Allah namına insanlık yararına okumak ve tatbik etmek de kesinlikle sevap kazandırır. Tarihte Müslümanların bilimlerin temellerini atmalarının ana sebebi budur; kalbi imanla kafayı da bilgiyle aydınlatıp, ibadet yaparken, okumayı araştırmayı, buluşlar yapmayı da ibadet anlayışı içinde ciddiyetle yaptıkları için başarmışlardır. Bir ayette “Üç kitabı (Tevrat-İncil-Kur’an) okuyup güzel uygulasalardı, altlarından üstlerinden rızıklar yağardı” der (5/66).

(4) Allah standartlar üstü işi sever: Ayet: “Yapın! Öyle yapın ki, Eserlerinizi Allah, Rasûlü ve müminler görecek,teftiş edip beğenecek!Sadece dünyada değil, eserleriniz öbür dünyada da teşhir edilecek!..” (9/105). Bu Allah’ın koyduğu bir ölçüdür. Buna Amerikalı, Alman ya da Japon uyarsa bütün sanayi ve teknoloji ürünlerinin üstünde onların isimleri olacaktır. Dürüst, çalışkan. başarılı ve üretken nesiller yetiştirmek gerekir.

(Kaynak: Avrupa üzerine doğan İslam güneşi, Dr.Sigrid Hunke; Müsl. ilim Öncü. Ans., Şaban Döğen; İsl.Kült.Garbı Med. Ahmet Gürkan)

***DEĞERLENDİRME***

KUR’AN AYETLERİ VE BİLİMSEL GERÇEKLER

EVRENLE İLGİLİ AYETLER

* Big bang – Büyük patlama:

Ayet: Arşı su üzerinde idi” Hud/7

Ayet: “Allah duman halindeki göğe yöneldi.” Fussilet/11

Ayet: “Göklerle yer bitişik idi, onları ayırdık!” Enbiya/30

Ayet: “O Ol! Der hemen oluverir” Yasin/82

Bilim evrenin sıvı, gaz ve yoğun gaz bulutu evrelerinden söz

ederek saniyenin milyonlarda biri bir anda oluşun gerçekleş

tiğine vurgu yaparlar. Bütün gök cisimlerinin tek parça iken parçalandığını ayet ifade etmektedir.

* Dünyanın yuvarlaklığı dönmesi ve kutuplar

Ayet: “Allah yeri yayıp döşedi yuvarlattı” Naziat/30

Ayette geçen “Deha-döşedi” kelimesinin türevlerinde sade ce yuvarlak olma değil aynı zamanda elips şekline de işaret vardır. Mesela deve kuşu yumurtası anlamı vardır. Buna gö re dünyanın sadece yuvarlak olmadığı iki tarafından kutup lardan basık olduğu da anlatılmış olmaktadır.

Ayet: “Dağları sabit hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutla rın yürüdüğü gibi yürümektedirler.” (Neml,88)

Dağların yürümesi doğal olarak dünyanın dönmesiyle ancak mümkün olabilir. Büyük cisim olduğundan bu fark edilmez.

Ayet: “Rabbinin sanatını görmedin mi gölgeyi nasıl uzatıp yaydı?.” (Furkan,45)  Dünya dönmeseydi, güneş sabit olsay dı gölgenin uzayıp kısalması söz konusu olmazdı.

Ayet: “Geceyi gündüzün üzerine gündüzü de gecenin üzeri- ne dolayıp bürüyor” (Zümer,5)

Ayette geçen “yükevviru-doluyor” kelimesi, yuvarlak küre şeklinde dolamak anlamındadır, sarığın her dolamına da kevr denir. Burada gece ile gündüzün yuvarlak bir cisim üze rinde karanlık ve aydınlık oluşturduğu anlaşılıyor.

Ayet: “Allah doğuların ve batıların Rabbidir.” (Rahman,17)

Güneş doğar, ne zaman batar? Ancak küre bir cisim döndü ğünde. Ve ancak bu şekilde doğular ve batılar oluşabilir.

Ayet: “Allah gecenizi ya da gündüzünüzü devamlı kılsaydı diğerini size getirecek tanrı kimdir? (Furkan,45)

Gece veya gündüzün devamlı olmaması tek bir şeyle açıkla nabilir: Dünyanın dönmesiyle.

Ayet: “Allah geceyi, kendisini durmadan takip eden kovala yan gündüze bürüyüp durur” (Araf,54)

Karanlık ve aydınlığın birbirini takip etmesi ancak küre bir cisimde ve onun dönmesiyle gerçekleşebilir. Kozmonot Yuri Gagarin aynı şeyi gözlediğini söylemişti.

Ayet: “Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Yeryüzü’ne yöne lip onu etrafından eksiltiyoruz” (Rad,41-Enbiya,44)

Dünyanın kutuplardan basık ekvatordan şişkin olmasının nedeni ; Dünya gaz ve toz bulutu iken yani yeni oluşmaya başlarken kendi ekseni etrafında dönüşü nedeniyle kutup lar eksilmiş çukurlaşmış katılaştığında da bu değişmemiştir.

— Bu ayetler Dünya dönüyor dediği için afarozla karşılaşan

1642’de ölen Galilei’den 1000 yıl önce söylendi.

*  Yörüngeler

Ayet: “O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı… yaratandır. Hepsi bir yörüngede yüzmektedirler. .” (Enbiya,3-Yasin,36)

*  Çekme ve itme gücü

Ayet: Semayı yerin üzerine düşmekten O koruyor. Hacc/65

Ayet: “Allah O’dur ki gökleri görebileceğiniz bir direk olma dan yükseltti.” Ra’d/2

Ayet: “Allah semayı yükseltti ve dengeyi koydu.” Rahman/7

Atomdaki çekirdek elektronları, güneş gezegenleri kendi içi ne çekerek onları, büzdürmeye çalışır. Ama atomda elekt-ronlar çekirdeğe, gezegenler güneşe yapışmaz. Çünkü hare ket ederek dönerek çekim merkezine denk merkez kaç kuvveti oluştururlar ve denge korunur.

*  Atmosfer

Ayet: Gökyüzünü sizin için koruyucu tavan yaptık!Enbiya,32

Atmosfer-Ozan tabakası bir filtre ve süzgeç gibi Kozmik ışın lardan, meteor yağmurlarından uzayın 270 derecelik öldürü cü soğuğundan bizi korur.  Öte yandan sanki bilinçli ve şef-katli bir denetleyici gibi, hayat için gerekli olan kızıl ötesi ve yararlı ultraviyole ışınlarına ses ve görüntü dalgalarına izin verir zira fotosentez yapılacaktır. Atmosferin yanısıra “Van Allen Kuşakları” denilen ve Dünya’nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen güneş patlamalarına ve yıldızlardan ulaşan zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Allah insanları böyle koruyor!

*  Uzay yolculuğu: Aya yemin olsun ki tabakadan tabaka- ya bineceksiniz!” İnşikak 18-20.  Ayetten atmosfer katman- larını aşmak, gezegenden gezegene istasyondan istasyona geçmek aya konmak gibi anlamlar anlaşılmaktadır

* İki deniz arasında perde:

Ayet: İki deniz birbirine kavuşur fakat arada perde vardır karışmazlar” Rahman/19-20

Atlas okyanusu ile Akdeniz arasında Cebel-i Tarık boğazında ve Aden körfezi ile kızıldeniz arasında suların, sıvılardaki gerilim kanunu gereği birbirine karışmadığı gerçeği 20. yy’da keşfedildi.

* Atom modeli

Ayet: “Tozutup savuranlar, Ağır yük taşıyanlar, kolayca akanlar, iş bölümü yapanlar…” Zariyat 1-5

Ayette geçen kısa cümleler sırasıyla: Elektronların şiddetli hızlı hareketleri, Çekirdekteki ağır proton, nötronun ışık hızına yakın haraketi ve her birinin düzenli işlevi uslubunca ele alınmaktadır.

* Atom atom ağırlığı ve atom altı parçacık:

Ayet: “Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak ve gizli kalmaz. Bundan daha küçü ğü ve büyüğü de hariç olmamak üzere Mübin bir kitapta yazılıdır” Yunus/61

20.yy’a kadar atom parçalanamaz deniyordu.Kuran ise atom fiziğinin konusu olan atom ağırlğığından söz ettiği gibi, zerrenin-atomun parçalanacağını da atom altı quvantları da habeer vermiş oluyor.

* Elektirik – Ampul

Ayet: “Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru-nun misali MİŞKAT (kandil konan yer) O mişkat için de bir MİSBAH (kandil) Misbah bir ZÜCACE (kandil cam fanus) içinde. O zücace de inci gibi PARLAYAN bir yıldız. Hem şarkta hem garpta mübarek zeytin ağacından yakılır.Yağı, ateş dokunmasa bile hemen ışık verir. Nur/24-36

Işık saçan teller cam yuva ve boru içinde bunlar da cam kandili içindedir.Elektrik akımı ve onu taşıyan cam mamülü ampul ve elektiriğin her yerde anında yınvermesi  ancak bu kadar açık ve net tasvir edilir.

19.yy’da yaşayan M.ibni Arabi bu ayeti ışık ve bakır ismiyle elektiri ği anlatır. 19. Yy’da Edison ampulu bulunca bu bü-yük Üstada da teşekkür eder.

İNSANLA İLGİLİ AYETLER

*  İnsanın yaratılışı-Embriyo aşamaları

Ayet:  1 “Biz insanı çamurdan süzülmüş bir konsant reden – ÖZ KARIŞIM dan yarattık

2 Sonra onu KARAR-ı  MEKİN’de (Sapasağlam yuva) NUTFE yaptık (Sıvı içinde canlı-sperm-yumurtacık-ZİGOT-morula-blastula)

3 Sonra o nutfeyi ALEKA haline getirdik (Döllenme sonucu rahim duvarına sülük gibi asılan zigot)

4 Alekayı  da MUDGA -Bir parçacık çiğnem et hali-ne getirdik (Çiğnenmiş sakız gibi der doktorlar)

5 Sonra Mudgayı da KEMİKLERE dönüştürdük

6 Kemiklere de ET giydirdik.

7 Ardından BİR BAŞKA YARATILIŞLA onu inşa ettik.

Eser ortaya koyanların EN GÜZELİ olan Allah’ın şanı ne yücedir!” Müminün,12-14. Japon bilim adamı prof.  bu ayeti okur Müslüman olur.

Hadis:“Her birinizin yaratılışı ana rahminde

NUTFE olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra yine öyle (40 gün daha) ALAKA (yapışan şey) olur.

Sonra yine öyle (bir 40 gün daha) MUDGA (et parçası) halinde kalır.  Ondan sonra melek gönderi lir. Ona RUH üfler…”  (Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Müslim ve Tercemesi, VIII, 114).

NUTFE: zigot, morula ve blastula safhaları, derlenip toparlanma devresi

ALAKA: Ana rahmine gelen yumurta, plasenta eten eş oluşunc,a mukoza ve kasları içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifade ile tohum gibi ekilir.

MUDGA: Burada embriyo, çıplak gözle görülen, kü-çük bir et kütlesidir RUH ÜFLENİR: 120 gün sonunda insan hüviyetine bürünür.

* Spermlerin yeri:

Ayet: “Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkardık” Araf/172

Ayet: “İnsan bel ve göğüs kemikleri arasından çıkan bir sudan yaratılmıştır” Tarık/6-7

Eski yıllarda spermlerin iki bacak arası husyelerde oluştuğu sanılıyordu, yumurtaların da rahimde. Kur’an’ın sırt ve göğüs kemikleri arasında oluştuğu yolundakı ifadesi 20.yy’da anlaşılabildi.

* Parmak izi:

Ayet: Parmak uçlarını da toplayıp diriltmeye kadiriz” Kıyame/4.

Kur’anın insanın önemli büyük organlarını değil de akla hiç gelmeyecek parmak uçlarını ifade etmesi, önemli bir konuya dikkat çektiğini gösterir.

MUCİZELER BİLİMSEL PROJE MODELLERİ

Mucize tanım-1

Allah tarafından sadece Peygamberlere özel, Peygamberliklerini kanıtlamak , gerektiğinde de yardım amaçlı verilen doğa ötesi güç ve olaydır.

Mucize tanım-2

Kıyamete kadar gelecek bilim insanlarına ışık tutacak ALTERNATİF  PROJE  MODELLERİ dir.

Mucizenin aynısını kimse yapamaz Peygambere özeldir. (Keramet: Evliyanın gösterdiği sıra dışı olay-lar. İstidraç: İnançsız da olsa her insanın gösterebile-ceği sıra dışı olaylar. Yogalar medyumlar gibi.)

Ancak Kur’an bu ayetleriyle Peygamberleri ahlakta örnek gösterdiği gibi dünya hayatındaki uygarlık ve teknolojik gelişmeler açısından da insanlara birer yol gösterici ve teşvikçi lider olarak örnek gösterir.

Mucizeler son sınırı çizer, ufuk ve zirve noktasını gös terir, insanlığı o noktaya kadar çalışıp ulaşmaya (tabi ki daima Allah rızası insanlık  yararı adına değerlen-dirmeye) teşvik eder. Bugün her bilim dalı bu  muci-zeleri gerçekleştirme yolunda emeklemektedir.

*  Hz.Nuh ve Gemi:

Ayet: “Emrimiz geldi fırın kaynadı, yüzmesi ve durması bismillah ile olduı” Hud/40

Nuhun gemisinin Tufana dayanıklı olması ve fırın-ka

zan kavramının ve buharlı gemi imajını vermesi bir kelime ile kalkıp durması, gelecekte sesli komutla gerçekleşecek elktronik işlemlere işaret etmektedir.

*  Hz.İbrahim ve yanmayan gömlek:

Ayet’Ey ateş İbrahime serin ve selametli ol ‘Enbiya/69

Ateşin soğuk olması amyant gibi yanmayan madde ye  ve buzdolabına işaret olabilir.

*  Hz.Musa ve tüp geçit:

Ayet: “Asayı taşa vurdu 12 pınar kaynadı. Denizde kuru bir yol aç!” Taha/60,77

Ayet yer altı sondaj çalışmalarına ve deniz altından

Tüp geçit icadına işaret etmektedir.

*  Hz.Davut ve demir hamuru:

Ayet: Davuda demiri yumuşattık zırh yaptı. Sebe/10

Hz.Davud eliyle demire istediği biçimi veriyordu. İnsanlık sanayinin temeli demiri teknoloji ile işledi.

*  Hz.Süleyman ve havada uçması, mimari yapılar, kuş ve cin ordusu, görüntü nakli ve ışınlama:

Ayet: “Bize kuş dili öğretildi, Süleyman için insan cin ve kuş orduları toplandı” Neml/16-19

Ayet: Süleyman cinleri kale havuz kazan yapmada, Sebe/12,  bina yapımında usta, denizde dalgıç gibi kullanıyordu. Neml/39

Ayet: Süleyman Belkısın tahtını kim getirir dedi. Cin-lerden ifrit: Sen kalkmadan getirirm dedi. Bilge kişi göz açıp kapayıncaya kadar getirirm dedi. Süleyman tahtı yanında görüverdi.” Neml/38-41

Ayet: “Rüzgarı Süleymanın emrine verdik bir aylık yolu bir günde gidiyordu” Sebe/12, Enbiya/81

Görüldüğü gibi ayetler günümüzde gerçekleşen çoğu teknolojiye işaret ediyor. Ses görüntü nakli gibi. Bir farkla k i ayet ışınlama dediğimiz cisim nakline işaret ediyor.Ayrıca cinlerin gelecekte istihbaratçı ve uzay dalgıçları olabileceğine de işaret ediyor.

*  Hz.Hz.İsa ve tıp: Ayet: “Anadan doğmu körü, cilt hastasını iyi eder ölüyü diriltirim” Ali İmran/49

Tıp bugün açılan bu yolda yürüyor, o noktaya da bir gün yaklaşacaktır.

——————————————————————————–
9-10-11-12 ÜNİTE SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/unitesoru9-12/
9-10-11-12 SINAV SORULARI
>> http://dindersi.wordpress.com/sinavsoru9-12/
——————————————————————————–

10 . Sınıflar proje KURAN   Adı Soyadı:              Sınıf:        No:

PROJE KONUSU: KUR’AN VE KONULARI   (Bu sayfa çıktıda düzenlenecek dosya kapak sayfası olacak)
AŞAĞIDAKİ SORULAR AYNI RAKAM VE HARF DÜZENİYLE SIRASIYLA CEVAPLANDIRILMALIDIR?
KENDİNİZ DE AYNI SORULARI İŞLEYEREK FARKLI DÜZENLEMELER YAPABİLİR DEĞİŞİK RAKAM VE HARF DÜZENİ OLUŞTURABİLİRSİNİZ?
1. Ve 2. Değerlendirmelerde öğretmenin de önerileriyle daha kapsamlı ve düzeyli planlama yapılabilir ve orijinal çalışmalar gelecek senelerde öğrencilere performans çalışması olarak tekrar verilebilir.
1-Kur’an’ı tanıtıcı bilgiler Kavramlar:
a-Ayet, Sure, Cüz, Durak tanım ve sayıları, temel özellikleri
b-Vahiy, Mushaf, Hatim, Hafız, Mukabele, Tecvit, Meal, Tefsir, Müfessir, Kıssa
c-Mekki ve Medeni ayetler ve özellikleri
2-Kur’an’ın nüzulü-inişi:
a-İlk gelen ayetlerin anlamları nelerdir; nerede ne zaman nasıl gelmiştir
b-Kur’an’ın ilk yazılışı nasıl olmuştur
c-Kur’an’ın ilk kitap haline getirilimesi ve çoğaltılması
3-Kur’an’ın konuları:
a-İman konularını (Özellikle Allah’ın varlığı ve Diriliş) akıl kalp gözlem benzetme vb. yollarla anlatan ayet örnekleri
b-İbadetleri anlatan ayet örnekleri
c-Haram kılınan şeyler ve davranışlar
d-Ahlak-olumlu davranışları anlatan ayet örnekleri
e-Ahlak- olumsuz davranışları anlatan ayet örnekleri
4- Kur’an’ın konuları:
a-Hz.İbrahim Hz.Musa ve Hz.İsa’yı ve örnek davranışlarını anlatan ayetler
b-Geçmiş kişilerin ve toplumların olumsuz davranışlarını anlatan ayet örnekleri
c-Yahudi ve Hıristiyanların yanlış inanç ve olumsuz davranışlarını anlatan ayet örnekleri
5-Kur’an konuları:
a-Kainatın ve evrenin yaratılışı ile ilgili ayetler
b-Uzay ve doğa olayları ile ilgili ayetler
c-Hayvanlar ve bitkilerle ilgili ayetler
6- Kur’an konuları:
a-Kıyametin kopuşu ile ilgili ayet örnekleri
b-Ölüm sonrası – Cennet cehenneme kadar olan konularla ilgili ayet örnekleri
c-Cennet ve cehennemle ilgili ayet örnekleri
7- Kur’an konuları:
a-Bilimsel gerçeklere işaret eden ayet örnekleri
b-Bilimsel gerçeklere ve teknik araçlara işaret eden Peygamber mucize örnekleri
8-Kur’an okuma-Anlama-Yorumlama
a-Kur’an-ı Kerim’in okunmasının faziletleri konusunda hadisler yazınız
b-Kur’an’a saygı ve okuma adabı nasıl olmalıdır
c-Kur’an’ı anlama – Aklı kullanma – İnsanı ve Evreni inceleme konusunda Ayetler ve Hadisler yazınız
Teslim Tarihi: Öğretmen imzası

DİN 10 İÇİNDEKİLER

ÖĞRENME ALANI : İNANÇ
1. ÜNİTE : ALLAH İNANCI
1. Allah’ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 9
2. Allah Her Şeyi Yaratan, Yaşatan ve Gözetendir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 12
3. İnsanın Allah’la İletişimi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15
3.1. Dua . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 15
3.2. İbadet . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 17
3.3. Tövbe . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18
3.4. Kur’an Okuma . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20
4. Temel İnanç Esasları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 21
4.1. Allah’a İman . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 21
4.2. Meleklere İman . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 24
4.3. Kitaplara İman . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 26
4.4. Peygamberlere İman. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 28
4.5. Kadere İman . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 30
4.6. Ahirete İman . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 32
Okuma Metni: Hacı Bektaş Veli’nin Eserlerinde Tevhit ve İnanç . . . . . . . . .34
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 37
ÖĞRENME ALANI : İBADET
2. ÜNİTE : İSLAM’DA İBADETLER
1. İnanç-İbadet İlişkisi. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 38
2. Başlıca İbadetler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 39
2.1. Namaz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 40
2.2. Oruç . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 43
2.3. Zekât . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 46
2.4. Hac . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 47
2.5. Kurban . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 50
3. Salih Amel . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 52
Okuma Metni: Hz. Ali’nin Örnek Şahsiyeti ve İbadetin Önemine Dair
Sözleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 54
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 59
7
İÇİNDEKİLER
ÖĞRENME ALANI : HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
3. ÜNİTE : KUR’AN’A GÖRE HZ. MUHAMMED
1. Hz. Muhammed Bir İnsandır . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 61
2. Hz. Muhammed Bir Peygamberdir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 63
3. Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim’i Açıklayıcıdır . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 65
4. Hz. Muhammed Uyarıcıdır . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 66
5. Hz. Muhammed İnsanlığa Bir Rahmettir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 67
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 69
ÖĞRENME ALANI : VAHİY VE AKIL
4. ÜNİTE : KUR’AN VE YORUMU
1. Kur’an’ın Temel Amaçları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 71
1.1. Doğru Bilgi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 71
1.2. Doğru İnanç . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 73
1.3. Doğru Davranış . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 74
2. Kur’an-ı Kerim’i Okumak . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 76
2.1. Kur’an’ı Yüzünden Okumak . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 76
2.2. Kur’an’ın Tercümesini (Meal) Okumak . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 77
3. Kur’an Anlaşılmak İçin İndirilmiştir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 78
4. Kur’an’ı Anlama ve Yorumlamada Temel İlkeler . . . . . . . . . . . . . . . . . . 79
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 82
ÖĞRENME ALANI : AHLAK VE DEĞERLER
5. ÜNİTE : HAKLAR, ÖZGÜRLÜKLER VE DİN
1. Hak ve Özgürlük Kavramları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 84
2. Bazı Haklar, Özgürlükler ve Din . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 86
2.1. Yaşama ve Sağlık Hakkı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 87
2.2. Eğitim Hakkı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 90
2.3. Düşünce ve İfade Özgürlüğü . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 91
2.4. İnanç Özgürlüğü . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 94
2.5. İbadet Hakkı. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 96
2.6. Özel Yaşamın Gizliliği Hakkı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 96
2.7. Ekonomik Haklar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 99
3. Hak ve Özgürlüklerin Kullanımı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 101
4. Hak ve Özgürlüklerin Kullanımını Engelleyen Alışkanlıklar. . . . . . . . . 103
5. Hukukun Üstünlüğü . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 104
6. Kul Hakkı Yemek Büyük Günahtır . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 106
Okuma Metni: Hz. Ömer ve Adaleti . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 110
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 113
DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ – 10
ÖĞRENME ALANI : DİN VE LAİKLİK
6. ÜNİTE : ATATÜRK VE DİN
1. Atatürk’e Göre Din Vazgeçilmez Bir Kurumdur . . . . . . . . . . . . . . . . . . 115
2. Atatürk Dinin Yozlaştırılmasına Karşıdır . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 117
3. Atatürk’ün İslamiyet ve Hz. Peygamberle İlgili Sözleri . . . . . . . . . . . . 120
Okuma Metni: Taassubun Zararları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 123
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 124
ÖĞRENME ALANI : DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYET
7. ÜNİTE : İSLAM VE BİLİM
1. Din-Bilim İlişkisi. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 125
2. İslam’da Bilginin Kaynakları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 127
2.1. Akıl . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 128
2.2. Vahiy . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 129
2.3. Duyular . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 130
3. İslam Aklı Kullanmayı ve Bilimi Teşvik Eder . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 131
4. İslam Medeniyetinde Eğitim Kurumları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 133
5. Müslümanların Bilim ve Medeniyete Katkıları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 136
Değerlendirme Çalışmaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 143

***DİNİ KONULARDA DÖRT SİTE ADRESİ***

http://hikmet.net/
http://www.sorularlaislamiyet.com/
https://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/AnaSayfa.aspx?ReturnUrl=%2f#.U7dOFJR_s6w
http://www.ahmetsahin.org/default.asp

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s