Tarafından kurannuru

>>> ramazan vaazlarını online dinle
>>> ramazan vaazlarını indir
>>> http://ramazan.samanyoluhaber.com/
Ramazanlaşmak Kuranlaşmak Hoca Efendi

Ramazanda infak Hoca Efendi

Orucu bozanlar bozmayanlar

Teravih namazını hızlı kıldırmak

Ramazanı sevdirme – Hırkai Şerif – Baklava

Ramazan paylaşmaktır Bardakoğlu

Peygamberimizin geriye bıraktıkları kutsal emanetler

Fethullah Gülen Oruç Vaazları indir

1 indir

2 indir

3 indir

4 indir

5 indir

RAMAZAN VE ORUÇ HAKKINDA

AÇLIK AŞKI

Gelin aşkımıza sahip çıkalım

Yaz aşkları vardır bir gecelik aşklar veya

Kimi aşklar nezih masumiyetli

Kimileri ruh tablosundan yoksun boş beden çerçeveli

Bizim tasavvuf iklimimizde Allah aşkı vardı Hak aşıkları yanardı

Aşk karın doyurmuyor dendi o bile mazide kaldı

Hakiki aşkların yerini heyhat hep mecazi aşklar aldı

Aşkımızı yaban ellerden istirdad etmeli

Açlıkla bile aşk nasıl olur tüm toklara belletmeli
Aşk uğruna ne deryalar aşılmış çöller geçilmiş dağlar delinmiş
Nefis öyle bir deniz derya sarp kaya ki karşısında çelik iradeler erimiş Nice pehlivanları yere sermiş çam gibi adamları devirmiş Açlık öyle bir intisap ve güç ki kainatlara meydan okutmuş Nefesi Melek nefesine karışmış ateş olmuş nefsi yakmış

*****Açlık neden var? Susuzluk? İsterseniz şehvet hissi neden var da diyelim?
“İnsanlık varlık neden var? sorusuna cevap varsa, buna da öylece bir cevap var!
“Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler-tanısınlar diye yarattım”
Demek bu insani duygular -ki yerinde nimet yerinde nıkmet olabiliyor bunlar- O’nu istemek için var!

Acıkmak susamak arzulamak… Ve yana yakıla peşine düşüp aramak bulmak ve onlarla…. O’nunla doymak için var!

*****Nefsimiz neden bu kadar güçlü!
Neden bunca şeye hep iştahlı hep aç böyle?
Bakın size nefsimize bakışta onu anlamada tanımada ve de hayra doru yönlendirmede son derece çarpıcı bir bakış açısı.
Çünkü nefsi var eden sınırsız güçlü.
Çünkü O’nun hazineleri güzelikleri nimetleri lutuflarının haddi hesabı yok!
Çünkü cennet gibi sonsuz nimetlerin bulunduğu sonsuz bir hayat nefsi bekliyor!
Böyle olunca buna denk düşebilecek bir cazibe merkezi gerekiyor insanda.
İnsana öyle bir sınırsız arzu kaynağı verilmeli ki sınırsızı arzulasın peşinden koşsun!
Böyle olmaz da güneş bırakılıp ışık böceklerinin ardına düşülürse mumlara mum olunursa, sonsuza endeksli nefis sermayesi çarçur edilmiş olacak. Tıpkı Paşaya verilen çaplı sermayenin çobanlıkta harcanması gibi.
İşte aşk derecesindeki açlıktır ki kalbi vicdanı uyarır insanın aklını başına getirir ve peşin ücrete meftun fani lezzetlere aldanabilen nefsi uyarır sütten keser aklını başına getirir esas arzulanması gerekenin yolunda yürütür.

*****Hz.Adem Havva Şeytan nefis ve dört tarz açlık….

Cenab-ı Hak ilk insanı diğer varlıklardan farklı olarak yarattığında ruhsal bedensel duygusal düşünsel yapılarıyla bütün yönleriyle bir şekilde açlık hissetmeye elverişli bir varlık olarak yarattı denebilir. Bunların veriliş amacı konusu sorulsa her aklı selim diyecektir ki, bütün bu açlıkların veriliş hikmeti, bütün bu açlıkları bu dünyada rızasına uygun şekillerde gideren ve gerçek anlamda ve ebediyyen giderecek onu esastan doyuracak olan Allahü Tealaya hesabına değerlendirmek içindir çünkü “İtminan-ı kalp kalplerin gerçek doyması zikrullah!” iledir diyecektir. 1-Yeme içme açısından insanın açlığı, cennetteki yiyeceklerle giderildiği anlaşılabilir ki Ayet yeyin için fakat şu ağaca yaklaşmayın demişti. Bu ağaç bir yiyecek türü olabilir mi olabilir. Elma buğday incir vb. şeklinde ayette bir açıklama yok. 2-Cinsellik açısından insanın açlık hissetmesi söz konusu ise şayet, Cennette insanın karşı cinsi de yaratılmış olmakta ve yaklaşılması yasaklanan ağaç da -Allah doğrusunu bilir- soy ağacı üreme ağacı cinsellik ağacı olarak anlaşılabilir. Yaklaşma yasağı acaba kadının muayyen günleri miydi olağan günleri miydi bunu da bilemiyoruz. Şunu da eklemeli ki bu yasak ihlali, eylemin gerçekleşmesinden çok kuran ifadesiyle tadmaktan ibaretti, bu belki bir temas yasağı durumundaydı, belki de bu davranış kaçınılmaz insani yapının aşılması zor bir refleksiydi (İnsanın eşine değme yasağı olan durumları düşünün; birisi de Şafi mezhebine göre abdestli haldir. Hz.Ademin imtihanı o duruma göre belki de çölde susuz kalmışın yanmışın bir damlaya el uzatmasıydı kimbilir! Kimbilir cennetteki o sırf lahuti atmosferde bulunmanın büyüsü ve abdesti o dokunuşla bozulmuştu!) 3-İktidar ve saltanat açısından insanda bir başka açlık noktası vardı. Yasak ağaca yaklaşma sonucu böyle bir sınırsız devlet ve saltanata sahip olma beklentisi olabilirdi. Ayetten anlaşıldığına göre şeytan bu yönüyle de Adem ve Havvaya yaklaşmış o yasak meyva neyse onu tattıklarında ebedi saltanata ereceklerini fısıldamıştı. 4-Dünya açlığı. Hz.Adem üstleneceği misyonu sahip olduğu bilgi ve becerilerini ancak dünyaya geldiğinde ve neslini çoğaltabileceğini biliyor ve bunu belki arzu ediyordu. Yine ayetin remiz ifadesiyle O yasak delici olma konusunda şeytan gibi azimli kararlı israrlı durumda değildi. Enfes bir yorumda dendiği gibi neslinden Muhammedin geleceğini bilseydi -ki cennetin kapısında Mumammed S.A.V. ismini görüp onun hürmetine affet! dediği anlatılır- o ağacın kabuklarını bile yerdi!… Şeytanın açlığına ve hırsına gelince bu açlıklar onun iştahını kabartıyordu, insanı çözmüştü açlık boşluklarını görmüştü bu aralıklardan sızıp onu vuracağından kuşkusu yoktu. Nitekim Allaha karşı isyan edip istiklalini ilan ettikten sonra yemin etmişti dünyada insanları birbirine düşürecek günahlara sokacak cehenneme gitmeleri için ne gerekiyorsa yapacaktı. Ve bu insan şeytan savaşları ancak dünyada olacaktı. Bu sebeple ki taraf da Hak namına ve İnkar namına hesaplaşma yeri olarak dünyayı açlık derecesinde şiddetle arzuluyorlardı. Biri Medeniyet kuracaktı diğeri edeniyet! Habil medenice düşünecekti Kabil denice ve şeytan ilk katil nişanını ona takacaktı. İnsanın bu dört yönü dört önemli boşluğu idi. Ya da şeytanın en önemli dört savaş cephesi. Hayatı dünyadan ibaret saydırmak, hayatı yeme içme cinsellik ve iktidar savaşları olarak göstermek insan üzerinde şeytanın en önemli icraat alanlarıydı. İşte Açlık konusuna Aşk ile yaklaşmamızın ana sebebi budur. Şu açlık aşkına sahip olabilsek inanın bu dört cephedeki savaşı da lehimize çevirebilir, şeytani cepheye karşı zafer üstüne zafer elde edebiliriz. Bu dört açlıktan her hangi birisine karşı yenik düşersek diğerlerine karşı da zaafımız yenilgilerimiz artabilecek demektir. Açlık açlığı çekecek insanı yutar hale gelecektir. Söz gelimi midemiz açken mi tokken mi cinsel açlıkla savaşabiliriz. Açlıktan iki büklüm olmuş bir insan ne kadar çevresine karşı kibir kokan bir iktidar gösterisinde bulunabilir. Saltanat sevdasına kendini kaptırmış da da bütün açlıklarını dizginleyebilmiş kaç tarihi şahsiyet vardır!!! Ayaklarının altında servetler Tarık bin Ziyad geldi aklınıza hemen değil mi?.. Onun açlık duyduğu aşkı sevdası neydi ki?

***** Açlık, aşk duyulacak bir şey mi ki? Kuru açlık aşkı karın doyurur mu?

Müspet-istenen ve menfi-istenmeyen açlık…

Farklı açlık durumları olabilmekte. Yoga açlığı ruhban açlığı açlık grevi cinsel açlık vb…

Efendimiz denge insanıdır denge için gelmiştir bütün Nebiler gibi… Yogaların rahiplerin veya grevcilerin yaptığı gibi emanet nefsi aç bırakıp telef etmek caiz değildir intihar hükmüne bile geçebilir.

Bir Sahabenin evlendiği günün akşamı namaza durması namazı bırakmaması gündüz oruc tutması eşine yönelmemesi karşısında onu karşısına alıp uyarılarda bulunmuş ve her hak sahibine hakkını vermesi gereğini anlatmıştır.

Öte yandan bilinen bir olaydır servetinin tamamını vermek isteyene üçte biri yeter çocuklarını aç bırakman doğru değil demiştir Allah Rasulü.

*****Şimdi konunun farklı boyutuna bakalım:

Gün gelir ki Ebu Bekirce elde avuçtakinin tamamı sarfedilebilir. Farzlar üstü farz konumuyla umumi seferberlik yaparcasına dine hizmetin gerekli olduğu dönemler vardır. O zaman verilen kırkta bire cimrilerin zekatı dendiği olabilir üçte bire rıza gösterene mahşerde sorgulanabileceği uyarısında bulunabilir.

Yine aynı şekilde Gün gelir ki tok olanlar aç olanlardan önde sevap ve fazilette ilerde olabilirler. Nasıl mı? O çok oruç tutan Sahabe yaşlılık döneminde zaafiyeti artınca hayıflanmıştır keşke Allah Rasulünün farklı tavsiyesini dinleseydim diye. Bir sefer esnasında ramazandır kimileri dayanırım diye orucunu açmamıştır Bazı Sahabe de oruçlarını açmış yemiş güçlenmişler ve en önde faaliyet göstermişlerdi. Allah Rasulü bugün oruç tutmayanlar oruç tutanların sevabını aldı götürdü buyurmuştur.

Meselelere dengeli bakarsak açlık aşkı sanırız yerine oturur yerinde anlaşılır.

Bu arada bir hırka bir lokma meselesine de değinmekte yarar var.

Belli amaçlı ve belli bir tasavvufi neşve ile belli bir dönemin deyim yerindeyse manevi sloganı olarak literatüre kaydı düşen bu mefhumun, hakikatli yönü olduğu kadar sathi nazarla bakanlar için özellikle mahzurlu mesajlar içeren tarafı da yok değildir kanımızca.

Nasıl ki az yeme az uyuma az konuşma gibi gönül insanlarından tevarüs eden hoş hayat ölçüsü mefhumlar vardır, bu kavram da nefsin arzularıyla yaka paça olma, Allaha yürüyüş yolunda aradaki engelleri kaldırma adına iç cihad anlamında bir anlam ifade edebilir; ne var ki günümüz cemaat zamanıdır anlayışından yola çıkarak reklamcılığın marketçiliğin lezzetli mutfak programlarının ve de yarışmaların önü alınmaz haline geldiği günümüzde, hele Müslümanlık mesajı adına bir lokma bir hırka yeter size ölçüsüyle insanların karşısına çıkmak en azından dinin evrenselliğini anlamamak din adına tepki toplamak demektir.

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta da Açlığı giderelim derken tokluğa erme ötesine geçip mideyi fesada götürecek şekilde tıka basa doldurma eylemidir ki Allah Rasulü bu konuya Allahın en sevmediği kap dolu midedir buyurarak dikkat çekmekte ve üçte birinin yiyeceğe üçte birinin suya üçte birinin boşluğa ayrılması ölçüsünü getirmektedir.

Beden ruhun madde mananın rağmına gelişir boy atar. Bedene gösterilen ihtimamdaki aşırılık bilinmelidir ki ruhu küstürmekte ruhun ruhlar alemiyle ilgisini kesmekte… Açlık ne kadar manaya yaklaştırıyorsa tokluk da o kadar maddeye esir hale getirebilir ruhumuzu uçuracak kanatları güdük hale getirebilir.

*****Kuran-İslam aç bırakan değil aç doyurandır.

Kuran açlık konusuna şöyle yaklaşır: 1-Açlığın çizdiği hudutlara riayetle helal dairede giderilmesi 2-Helal dairede de olsa israfa girilmemesi 3-Rızık verme açlıktan ölmeme ilahi taahhüd altında fakat insanın vazifesini yapması ve suistimal etmemesiyle ilintili bu 4-Açlığı gideren unutulmamalı şükürle mukabele edilmeli ki ziyadeleşsin 5-Başka açlar gözetilmeli Cenabı Hakkın her mahlukun rızkını ihtiyaç zamanında ve miktarınca gönderdiğini hepimiz bilir inanırız. O kadar ki Sina çölünde beni İsraile yerden su fışkırtan Allah semadan maide indirmiş pişmiş tavukla helva göndermiş insanları doyurmuştu.

Kudsi hadislerde aç doyurma öyle çarpıcı şekilde ele alır ki duymayan yoktur: -Kulum ben açtım beni doyurmadın -Aman ya Rabbi sen nasıl aç olursun? -Falan komşun açtı onu doyursaydın beni doyurmuş olacaktın! şeklinde müteşabihat ifadeli beyanlar vardır.

Efendimizin Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir sözü ne kadar manidardır. Yine mesela Hadislerde ibadetli de olsa bir insanın bir kediyi aç bırakmasının vebal getireceği ateş tehdidiyle anlatılırken, günahkar da olsa bir insanın bir köpeğe su içirmesinin sevap getireceği cennet taltifiyle ele alınır.

Peygamberimiz azdıran zenginlikten isyan ettiren fakirlikten sana sığınırım buyurur.

Efendimiz, şartlara göre davranarak, fert aile ve toplumun açlık içinde yaşamasına izin vermemiş en etkili tedbirleri zamanında almıştır. Tabi ki öncelikle ve özellikle ruhlara girmiş kalpleri işlemiş ve zihinleri bu işe hazır hale getirmiştir. Ve her istediğini evveliyetle kendi yaşamıştır. O kadar ki ganimetten kendisine ayetin ifadesiyle beşte birlik bir pay ayrılmış olmasına rağmen, geleni verdiği gibi içten de veriyor verdiklerinin yerine bazen taş bağlıyor bazen oturarak namaz kılabiliyordu.

Ensar Muhacirin kardeşliği bu konuda çok önemli misal teşkil eder. İsteyerek sahip olduklarını kardeşleriyle paylaşmak istiyorlardı.

Bununla yetinilmiyor herkes çalışmaya üretmeye teşvik ediliyordu. Mesela bir Sahabenin yok şartlarda bile bir ip bir balta sahibi olmasını odun kesip satmasını sağlıyordu.

Ve öyle bir gün gelimişti ki Sahabe: Biz çevremizde verecek kimse bulamazdık zekatları uzağa gönderirdik demişlerdir.

Hz.Ömer yıllarca çalışıp elden ayaktan düşenlere aylık bağlatıyor, açlık sebebiyle hırsızlık yapana ceza uygulatmıyordu. Osmanlı vakıfları imarethaneleri ise dünyaya örnek olmuştur.

Bir kent düşünün açlarla dolu. (Kent kavramını yakıştırabiliyorsanız mesela Darfur deyin)

Bir kent düşünün sadece toklarla dolu (Paris mi dersiniz Londra mı Las Vegas mı)

Bir kent düşünün açları doyuran toklarla dolu (Kent bulmada zorlandınız değil mi?)

Bir de bir kent düşünün ki açları doyuran açlarla dolu (Ütopya mı dersiniz benzeri göklerde bulunur mu dersiniz!..)

Üç örnek kafidir, bu son kent iki kez kurulmuştur Hz.Davudun Kurduğu Kudüs gibi…

Ebu Hüreyre açtır, Ramazan oruçtur, Allah Rasulü açları birer Sahabiye ısmarlamıştır Ebu Hüreyre kalmıştır, kendi evinde de bir şey kalmamıştır. Ebu Talha rast gelir ona verir. Evde çocuklar açtır uyutulur. Hanım kandil yakar karanlıkça atmosferde kaşık çorba tasına boş gelir gider aç açına ta ki aç Ebu Hüreyre doysun denir. Sabah vakti göklerden ayet gelir Onlar kendileri aç muhtaç iken açları doyururlar…

Bir muharebe sonucu üç sahabe ardı ardına son nefeslerini verirken kendilerine uzatılan bir damla suyu yakınlarında son nefeslerini vermek üzere olan arkadaşlarına havale ederler. Su elde kalır ruhlar semada sulanmaya dururlar. Açlık aşkı aç bırakır aç doyurtur.

Ve günümüzde yurtların anası bir yurtta gece vakti koridorda bir battaniyeye sarılmış da soğukda, bir muallimin kıvrılmış yattığı görülür ve sebebi sorulur; gelen hazırlık öğrencilerine yatağımı vermiştim der ferih fahur; aç kalıp lokmasını da vermez mi? Aç iken kardeşini nefsine tercih edene Cenab-ı Hak ebedi lokmalar vermez mi?..

*****Müslümanlar 10 yıllık sıcak ve uzun günlerde oruç tutma gibi ciddi sınanacakları bir sürece girdi. Ve Hz.Musa’nın Şuayb yanındaki dönem gibi… Eshab-ı Kehf’in mağarada beklemesi gibi, sanki Mekke Habeşistan dönemleri benzeri… Bu yaz çile mevsimi 10 yıl kadar sonra bahar mevsimine bahar açlığına ya da bahar aşkına dönüşecek…

Aslında bahar kıştan sonra gelir; zorluktan sonra kolaylığa erilir. Çile döneminden sonra ferahlık ve fetih günleri görülür. Öyle görünüyor ki önümüzdeki bu sıcak uzun açlık günleri müslümanları göklerde hazırlanan dünya çapındaki şenlik günlerine hazırlayacak… Meleklerle birlikte açlık çekenler de sevinecek…

*****Yaklaşan oruç ve açlık günleri, sıcak ve uzun günlere denk gelmesi sebebiyle akla geldikçe daha şimdiden bir tedirginlik meydana getirmesi kimileri için söz konusu olabiliyorsa, bunun önü nasıl alınabilir?

Olmayan günler için acı çekmek de neden denir geçilir ama bir de:

Açlığa açlık duyulur mu? Açlığa aşık olunur mu? Açlık sevilir mi, özlenerek gözlenir mi? diyerek farklı açılar yakalamaya çalışalım deriz.

Hele o açlık halimizde yemeğe karşı duyduğumuz iştahı ve önü alınamaz gençlik arzularına karşı duyulan arzuyu açlığa karşı duyar hale gelebilmek mümkün mü?

Renklere tabiat güzelliklerine, kimilerinin karşı cinse olan göz kulak dil gönül akışları ve yönelişleri ölçüsünde Açlığa karşı bir iştiyak hissi bir cezbe hali yakalanabilir mi?

Meleğin hissedemeyeceği bir duygu açlık duygusu; insana özel!… Belki de bu sebeple melek oruçlunun sevabını yazacak kalem bulamıyor bulsa da hesabını yapamıyor Rabbi Rahim sadece rapor et sevabını ben kendim yazacağım diyor.

Çünkü fevkalade bir duygusal tercih söz konusu!… İnsanın vazgeçemeyeceği türde lezzet tad iştah şehvet aşk duygularının yönleri bir başka amaca çevriliyor.

Açlık seviliyor Aç kal diyenden ötürü! Ve bu tam bir sadakat içinde yalnızken de sürdürülüyor.

O’ndan ötürü “Aç kal imsak yap!” “Tok ol iftar yap!” komutlarına ram olunuyor.

Açlık seviliyor çünkü açlık beşeri beşeriyetten soyutluyor ve İlahi aşkla buluşturuyor!

Meleğin duygu olarak algılayamayacağı bir duygu cinsellik duygusu, o da insana özel!

Ve evlenmeye gücü yetmeyenlerin oruç tutmalarının tavsiye edilmesinin ardındaki bu “Açlık aşkına” davet bu sayede daha iyi anlaşılabiliyor. Sevdalını sever gibi açlığa sevdalı ol! Meryem gibi tebettül et!

Farklı şekillerde açtım ama onları aştım sana kaçtım de ya Rabbi! Açlık aslında nedir biliyor musunuz?

Rabbimizle aramızdaki en kesif perdeleri ve aşılması zor duvarları eritmek engelleri aşmak, sanki onunla yüz yüze kalmaktır namaz arefesi…

*****30 günlük Ramazan açlığı 335 günlük belki bir ömürlük açlık aşkına model…

Her günü kadir bil dedikleri gibi her ayı ramazan bil neden denmesin?

Diğer klasik bir yaklaşım şekli Rabbimiz sadece Ramazanda değil her zaman Rabbimiz her zaman ibadete layık. Ve ruhumuz da bir ömür boyu O’na yönelmeye muhtaç.

Bir farkla ki Ramazanda yeme içme ve ilişkinin meşrusundan da uzaklaşıyor, dezavantaj gibi görünen bu açlık durumlarını aslında manevi yükselişimiz adına avantaja çeviriyoruz.

Ramazan sonrası ise bu durum zorlaşıyor çünkü açlık gibi bir avantajı kaybediyoruz. Bu durumda Ramazan dışındaki Rabbe yöneliş daha mı bir değer kazanmış oluyor. Diğer günlerin açlığı Ramazan oruç açlığından daha mı üstün hale geliyor. Çünkü herkes yerken yeme izni varken açlık çekebilmek apayrı bir irade ve sabır gücü istiyor.

Bu tıpkı Sahabe gördü de inandı biz görmeden inandık onlardan daha mı değerliyiz? Tabi ki hayır! Bunun gibi Bin aydan kıymetli olan Kadir gecesini zarf gibi içinde barındıran Ramazan diğer aylarla herhalde kıyaslanamaz.

Ne var ki Siz arkadaşlarımsınız hitabına mazhar olan Sahabe sonrası gelen İkincilere kardeşlerim taltifi yapıldığı gibi, Ramazan dışında açlık aşkıyla davrananlar da herhalde en azından Ramazanlaşmış Ramazan rengine bürünmüş olacaklardır. Belki de en azından oruç zırhına bürünmüş olmadan o açlık aşkıyla negfis cephelerinde verdikleri mukaddes savaş sebebiyle Ramazan orucunu az kıskandırmış olacaklardır

*****Açlığı seven aşkını ona saklayan, oburca yeme içme isteğini de şehvet duygusunu da kolayca bastırabilir kontrol altına alabilir ve onlarsız yapamam duygusunu kolayca aşabilir

Bir de Efendimizin işaret ettiği gibi bu iki iştahın yönü Namaza çevrilirse!

El pençe divanında huzur içinde açlığın gerçek tadı hissedilebilirse (O Hz.Ali ki namaza başlamadan önce maşukuyla buluşma heyecanı yaşayan bir genç gibi heyecana tutulur sararır ve bütünleştiği o namaz aşkının tutsaklığı içinde ayağına saplanmış okun çıkarılmasını hissetmez. Ve bu noktada O Sahabi daha bir başka anlaşılıyordu; gerdek aşkıyla baş başa kalınca el pençe divana durmuş muttasıl oruç aşkını tercih etmiş Nebi uyarısıyla Davud orucunda karar kılmıştı…)

İnsan adeta melek kesilir yeme içme ve cinsellikten uzak bedenden soyutlanmış ruh itminanına doyumuna ulaşmış olur; şehidin bedeninin eza çektiğini zannettiğimiz noktada ruhunun neşat içinde pervaz edip uçması gibi….

*****Ve… Ne güzel Rabbim bu aç halimle senin isminin mazharı oldum. Samediyet gömleğine büründüm der! Bir başka aşk yaşar…. Açlık aşkı!…. Açlık! Seni çok seviyorum iyi ki varsın, iyi ki beni benden bedenimden benliğimden uzaklaştırıyorsun özgürleştiriyorsun sonsuzluğa kulaç attırıyor Sahibime yaklaştırıyorsun der!

Zira Kuran dilinde “Açlık”, beraberinde korku ile maldan candan alınmakla sınanacağımız ve sonunda sabır müjdesi olarak “Rabbimiden geldik O’na döneceğiz” şeklindeki vuslat haberi ile taltife mazhar bir durum olarak ele alınmakta, açlıktan karnı içine geçmiş aşıkların aşklarının simalarına vurduğu vurgulanmakta…

Zira “Açlık” Hüzün Nebisini, aşığı olduğu namazında bile onu yanlız bırakmayan yerinde kasığında sarmalanan taşlara inkılab eden Nübüvvet ahlakıydı.

Çünkü “Açlık” aşığının ağzında, meleğin cennet revhu reyhanı tüten semalardan yere inip de burnunu dayayıp arayacağı bir ağız kokusu halinde temessül ediyordu.

İnsanlar kimi zaman şikayette bulunur teessüf ederler; “Açlıktan nefesim kokuyor!” derler. Bir bilseler, Melekler zaviyesinden meseleye bir bakabilseler!..

Evet bütün önü alınamaz nefis açlıklarına karşı tek alternatif çözüm; açlık, açlığa duyulan o aşk!..

Risale-i Nur’da geçer ki: Cenab-ı Hak nefse Sen kimsin ben kimim? diye sordu. O da Sen sensin ben benim dedi. Ateş cezası aldı ve bu tekrar etti. Üçüncüde aç bırakıldı. Aklı başına gelmiş olacak ki Sen Rabbimsin ben kulunum dedi. Demek ki Açlık aşk hatta aşk ötesi bir şey. Şefkat gibi ki aşkın beklediği karşılığı beklemiyor. Hem sonludan arındırıyor uzaklaştırıyor hem de sonsuza yaklaştırıyor.

*****Açlık olmalı hayatımızda…

Tevbe olmalı hayatımızda ta ki günahlarımızı silsin Teheccüd olmalı gecelerimizde ta ki kabir karanlığımızı tenvir etsin Gözyaşı olmalı gözlerimizde ta cehennem alevlerini sütrelesin Abdest olmalı ibadet dışı hallerimizde bile ki nefeslerimizi de tesbihe çevirsin Sadakalarımız olsun ki belaları def etsin Her hatamızın ardından bir iyiliğimiz olsun ki o iyiliğimiz hatamızın yerine geçsin Ayakta geçen hizmet günlerimiz olmalı olmalı ki oturduğumuz nice günlere de hizmet rengini versin Açlık olmalı hayatımızda… Olmalı ki nefsimizi dizginlesin, Açlık aşka dönüşsün ki Allaha yürüyen yolda o da mübarekleşsin

*****(Şimdiden sabah kahvaltısından veya akşam yemek vaktinden önceki açlık halinizi üç beş dakika bir değerlendirmeyi deneyiniz!

Hani derler ya korkularınızdan kaçmayınız yüzleşiniz! Açlığınızı midenizden alıp gözlerinizin önüne getiriniz beyninizin derinliklerine götürünüz kalbinizin girizgahlarında dolaştırınız. Onu öfke kaynağı stress unsuru huzursuz ve rahatsız eden bir olgu olarak değil de sanki yiyeceğiniz yemeğiniz gibi lezzetli bir varlık halinde temessül ettirip konuşunuz onu konuşturunuz… Bir an önce ondan kurtulunması gereken sanki bir işkence aracı değil de bir arkadaş bir yoldaş olarak tanımaya dost olmaya çalışınız… Hususiyetle o halinizle tefekkürün ayrı buudda tadını fark ediniz… Hatta ona tebessüm ediniz. Mütebessim çehrenizi sonra hüzünle harmanlayınız.

Olmaz mı olur; hem de nurun ala nur olur; bir kaç damla göz yaşınızla da açlığınızı taçlandırınız…Çevrenizdekiler sorarsa aşkımla buluştum onunla söyleşiyorum deyiniz!…

Bakın bir de şöyle hissetmeye ne dersiniz? Açlık sizi yokladığında anne karnındaki çocuk gibi size bir tekme attığında: “Ah! Aşkım beni aradı!” deyip gözlerinizi kapayıp O’nu düşünmeye!… Kimilerinin nelerden keyifler almasına mukabil o açlık yoklamasının, içinize ötelerden esip gelen bir rahmani meltem şeklinde yayıldığını hissetmeye…

Aşk dakikalarını kim uzatmak istemez ki!…

Tıpkı Hz.Musa gibi. Cenab-ı Hak, Ey Musa elindeki nedir? diye sorunca, Kelimullah olan Hz.Musa İlahi huzurdaki bu konuşmayı olabildiğince uzatmş, Asanın özelliklerini onunla yaptığı işleri anlatmıştı. Rabiatül Adviyye-Adeviyye vakit gece olunca aşıklar maşuklarına ben Rabbime deyip ibadete dururdu. Mevlananın şeb-i arusunu-düğün gecesini Rabbe kavuşma olarak anlattığı bilinmektedir. Ve Nebiler Nebisinin uzattıkça uzattığı o gece namazlarını anlatabilmek için Hz.Aişe Validemizi konuşturalım: Bir kıyamı bir rukuu bir secdesi vardı ki güzelliğini ne sen sor ne ben söyleyeyim…

Aşk dakikalarını kim uzatmak istemez ki!… Ve oraya gidince bugünkü açlıklara aşklara bedel orda yeyin için rızam sizin hitabına mazhar olmayı!

*****Ve ramazana3 gün kala size çok ama çok önemli hayati bir tavsiye.

Asla ama asla bu aşkınızdan vazgeçmeyin; ölürüm de vazgeçmem deyin!

Hatta o kadar ki objektif olmasa da; tokluklar ve hatta cürümler içinde zaman zaman bata çıka da yürüseniz yine de şeytan inadına inat deyiniz; o secdeden kaçtı ben kaçmayacağım bu yaralı halimle Atam Babam Adem gibi yine de secdeye varacağım deyiniz, O’nun buğu buğu Rahmet kokan açlık kapısından vazgeçmeyiniz; ille de oruç ille de açlık ille de aşk deyiniz!…

Bir deneyelim bakalım bize neler fısıldayacak bu açlık!… Bir de o oruçtaki açlık!..)

kurannuru 05.08.2009 İzmir

Bu ve diğer yazılar, sizden gelen mailler bilgi ve yorumlar doğrultusunda değişecek gelişecek zenginleşecektir. Yeni konu açabilir tavsiyede bulunabilirsiniz

Bu adres sadece yazılarla-konularla ilgili müzakerelere tahsis edilmiştir. (drmavi_1@hotmail.com)

drmavi facebook http://www.facebook.com/home.php?#/profile.php?id=686355205&ref=name

SECDE AŞKI – İLK TERAVİH

Ne de tatlıydın 20 rekat 40 secde sen ilk teravih ilk sahur akşamında…

Oruç açlığına dayanamama riski karşısında Açlık aşkı alternatif olarak sunulmuştu.

Aynı durum her akşam kılması kimilerine ağır gelebilecek 13 rekat yatsı ile beraber kılınacak 20 rekat teravih için de söz konusu olabilirdi.

Hamlaşmış bedenlerin bir kaç koşu karşısında yoruluvermesi nefes nefese kalması gibi yine Ağustos sıcağında bir ay boyunca kılınacak teravihler de kimi -bu satırları yazan gibi- ham ruhlara ağır gelebilirdi; geldi de!..

Daha başlarda çoğu cemaat ter siliyordu tekbir öncesi…

Sanki bir akabe bir tepe vardı nefsin önünde 33 rekat 66 secde nasıl bitecek dedi nefis bu sıcak nemli havada…

Sanki o açlık aşkı orda da imdada yetişivermişti; aynı yöntem uygulanabilirdi,

Namaz aşkı neden olmasındı;

secde aşkı diye bir ad neden konmasındı!

Nasıl ki diyoruz, Rabbim isyan ve günahlar bana yakışıyor ama Rabbim Affetmek de sana yakışıyor.

Aynı şeyi secde duygusuyla düşünebiliriz. İnsan olarak Rabbimize secde bize yakışıyor Rabbimiz secdemize ne kadar layık bulunuyor.

1-Rabbim sen secde edilmeye ne de layıksın!

Teravih olsun başka namaz olsun hele özellikle geceyi sevenler için teheccüd olsun; ne tatlı ruh kamçısıdır bu düşünceye dalma sonra dalgalanmalar halinde duygulanma…

Rabbim Sen secde edilmeye ne de layıksın!

Secdem sen beni Rabbim tek yaklaştıransın!

Nebiler Nebisinin fem-i güherinde ifade edilir: “Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde halidir”.

Ve sular ötesinde büyüğümüzün değerlendirmesi: “Secde halinde öyle an yakalanır ki işte cennet deseler insan girmek istemez!”.

İnanın, sadece şu düşünceyi zihnimizde mayalayabilsek ruhumuzda çimlendirebilsek, en mübtedi ruh halimizde bile, bir 20 değil belki beş 20 teravihlik bir şevk ve arzu uyandırdığı müşahede edilecektir.

Aşağıdaki düşünmeler ve duygulanmalar da ruhta namaza ve teravihe karşı hahiş teessüsünde müessir olacaktır.

2-Şeytanın nefis aşkına karşı inadına secde aşkı.

Secde, yolların ayrımında bir duruştur. İnsan ötesi varlıklar Melek ve Cin atası olan şeytan, secde ile birbirinden ayrılmış. Secde itaat aşkının kibir de isyan kahrının nişanesi olmuş.

Secdeden kaçma şeytan tavrı şeytani bir boykot eylemi. Hiç bir sebep olmasa insan sırf şeytandan kendini ayırmak soyutlamak cephesini belirlemek için inadına secde etmeli, secdede israr etmeli. Secdeyi her varlığa; nefsimize ve bütün sevdiklerimize tercih etmeli.

3-Geçmiş nimetlere karşı nasıl şükür ve secde etmem!

Rabbim karşılıksız ve peşin öylesine nimetlerle serfiraz kıldı ki beni, borcumu ödeyebilmek için başımı hiç secdeden kaldırmasam yine az şey yapmış olurum.

4-Gelecek nimetler ve cennet için nasıl dua ve secde etmem!

Şu kısacık ömür sermayesi ile sonsuz cennet gençliğini kazanabilmek için yine ne kadar secde etsem azdır.

5-Günahlarımızın affı ve cehennemden kurtulmak için nasıl iki büklüm secdeye varmam!

İbadetler ve secde günahları temizler, yur yıkar pak eder. Ve insan nasıl ki oruçlu iken bedenden uzaklaşmışlığı ile meleğe benziyorsa, secdesiyle de meleklere benzemektedir.

6-Geçmiş deneyimleri ve geleceği düşünmek.

Geçen sene oruç tutanlar şunu düşünebilir: Tuttum ne kaybettim aksine sevap kazandım. Tuttuğum oruçların sıkıntısının yerine manevi bir lezzet ve iç rahatlığı kaldı; iyi ki tutmuşum diyorum! Yine aynı duyguları yaşayabilirim. Tekrar başarabilirim diye düşünmeli.

Geçen sene oruç tutmayanlar da şunu düşünebilir: Tutmadım ne kazandım, aksine inancım gereği bir farzı terk ettim Allahın rızasından uzaklaşıyorum.

Hem tutan arkadaşlarımdan neyim eksik, onlar hatta küçüklerim bile nasıl bunu başarabiliyorsa ben de başarabilirim inşallah diye düşünmeli.

Teravihin ve diğer namazların nefsimize ağır gelebileceğini hissettiğimiz her noktada sadece ilk maddeye konsantre olmak bile yeterli olacaktır. Diğerleri de belki kimi serkeş nefislere farklı etkiler de yapabilecektir.

Üç aylar Mübarek günler

Fethullah Gülen Ramazanın değerlendirilmesi

Fethullah Gülen Herşeye Rağmen Oruç

Ramazan ve Namaz

Fethullah Gülen Teravih 20 rekat

Ramazanı idrak meleğin yazamadığı

Ramazanda meredei şeytanın zincire vurulması

Şeytanın en büyük hasmı

Ramazan Duası Engin Noyan

İftar duası Engin Noyan

Ramazan bereketi İlk iftar ilk teravih

Dünyada Ramazanın ilk günü

Ramazanda dikkat edilmesi gerekenler Prof.İ.Canan

Dünyada Ramazan hazırlığı

Orucun hikmetleri 1

Orucun hikmetleri 2

Sahur – İftar Duası Y.Ziya Özkan

Ramazan’a Doğru Fethullah Gülen

Bir hadis-i şerifte, “Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” buyurulurken “imanen ve’htisaben” kaydı konuluyor. Bu ifadeyi nasıl anlamalıyız?

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) “Men sâme Ramadâne îmânen ve’htisâben gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi” buyurmuş; Ramazan’la gelen berekete tam inanan, ihlas ve samimiyetle oruç tutup bu mübarek ayı ibadet ü taatle değerlendiren ve sevabını da yalnızca Allah’tan bekleyen mü’minlerin geçmişte işledikleri günahlarının affedileceğini müjdelemiştir.”İmanen” kelimesi, inanılması gerekli olan her şeye ve oruçla alâkalı dinî hükümlere kalbden inanmayı; orucun farz olduğuna, karşılığında büyük mükafat bulunduğuna ve her şeyden öte rıza-yı ilahiye bir vesile teşkil ettiğine hiç tereddüde düşmeksizin iman etmeyi vurgulamaktadır.

Evet, biz Allah’ın kullarıyız; Allah da bizim ma’budumuzdur. Ubudiyet düşüncesiyle O’na karşı yaptığımız ibadetler ve salih ameller O’nun hakkı, bizim de vazife ve sorumluluğumuzdur. Oruç da, O’nun emri ve bizim görevimizdir. O, ibadetlerimizden her zaman haberdârdır ve yaptığımız her şeyi bilmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın görüp bildiği o amellerimiz, mevsimi gelince nemalanmış olarak geriye dönecektir. Ayrıca, ellerimizi O’na kaldırdığımızda, bir kudsî hadiste dendiği gibi; “O eller boş olarak aşağıya düşmeyecektir.” Cenâb-ı

Hakk’a karşı teveccüh ederken ve O’na yalvarıp yakarırken, her şeyden evvel O’nun kullarını gördüğüne, duaları işittiğine ve istekleri yerine getirecek güce sahip bulunduğuna tam inanmak lazımdır. Yoksa inanmadan el açmak, “Verirse verir, vermezse vermez” gibi bir manaya gelir ki, bunun bir saygısızlık olduğu ve öyle birinin çağrısına icâbet edilmeyeceği bellidir. O, lütfuyla, keremiyle, rahmetinin gazabının önünde olmasıyla ve merhametinin enginliğiyle öylelerine de verirse verir; biz “vermez” diye kestirip atamayız. Fakat, O’nun duaları kabul etmesinin vesilesi evvela O’na gönülden inanmaktır. İnanacaksın ki, samimiyetle ellerini kaldırdığın zaman Allah onları boş çevirmez, yüzünü kara çıkartmaz, seni mahcup etmez; aksine, o kapıya bir daha yönelmene vesile olacak şekilde lütuflarda bulunur.

İşte, “imanen” kaydı böyle bir inanmayı ifade etmektedir. “İhtisap” kelimesi de sevabın Allah’tan beklenmesi manasına gelmektedir; dünyevî beklentilere girmeme, sadece Allah’ın hoşnutluğunu gözetme ve mükâfâtı O’nun rahmetinden umma demektir. Hayır işlerinde ve ibadetlerde ihlas ve samimiyete aykırı hiçbir husus olmamalı; riya ve süm’alara girilmemelidir. Hiçbir amel insanların takdir ve teveccühlerine bina edilmemeli; her şey Allah için yapılmalı ve beklentiler de hep Allah’tan olmalıdır. O beklentilerde de yine himmet âlî tutulmalı; yani, yapılan işler dünyevî faydalara bağlanmamalıdır. Gerçi, Sahabe anlayışıyla, ayakkabımızın bağını bile kaybetsek biz onu da Allah’tan istemeliyiz.. arkasında olduğumuz her konuda gayret etmeli, iradenin hakkını vermeli ama neticede her şeyi Mevlâ-yı Müteâl’den dilemeliyiz. Ancak, kulluğumuzu Cenâb-ı Hakk’a sunarken, O’nun Ma’bud, bizim de kul olduğumuzu hiç hatırdan çıkarmamalı; ubudiyetimizi sadece O’nun hakkı olduğu için yalnızca O’na tahsis etmeliyiz. Dolayısıyla, ibadetlerimizi ihtiyaç ve isteklerimize bağlamamalı, onları vazifemiz olduğu mülahazasıyla eda etmeliyiz.

Haddizatında, Cenâb-ı Hak’tan bir şey isteme bizim zatî hakkımız değildir; O’nun lutfedip bize verdiği haklar türündendir. O öyle lütufkârdır ki, o hakları Kendisine karşı kullanmamıza müsaade etmiş ve kullandırmıştır. Mesela, bir manada, “Siz Bana kullukta bulunun, ibadet ü taatinizi yerine getirin –ki bu sizin vazifenizdir– Ben de, öbür âlemde nimetlerimle sizi sevindireyim” demiş ve bir mukavele yaparak bize bazı haklar vermiş; “Kulluğunuzu yaparsanız Benim üzerimde hakkınız olur” buyurmuştur.

Demek ki, hakkı veren de, onu kullanma imkanı bahşeden de Allah’tır. Yoksa, bizim mahiyetimizde ve rızık olarak bize verilen nimetlerde kaç paralık kendi sermayemiz var ki, herhangi bir hakkımız olsun! Evet, biz mebdeden müntehaya kadar her şeyimizle O’na aidiz ve O’nun verdiği haklarımız olsa da her şeyden önce birer kuluz. Öyleyse, bir kula yaraşır şekilde hareket etmeli ve sadece Hâlıkımızın, Râzıkımızın ve Rabbimizin hoşnutluğunu dilemeli, ibadetlerimizi de bu niyetle yerine getirmeliyiz. İşte, “ihtisap” tabiri de bu hakikatlere bağlı kalarak, sadece Allah için oruç tutmak gerektiğini ve mükâfâtı O’ndan beklemenin lüzumunu belirtmektedir.

Bazı hadis-i şeriflerde, Ramazan ayı gelince “merede-i şeyâtîn”in zincire vurulduğu ifade ediliyor? “Merede-i şeyâtîn” ne demektir; onların zincire vurulmalarının tezahürleri nelerdir? Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn zincire vurulur.” buyurmuştur. “Merede”, inatçılar, direnenler, saldırganlar demektir.

Bu ifadeyle, şeytanların en azgınları, ipe-sapa gelmezleri, gözü dönmüşleri kastedilmektedir. Evet, bu mübarek ayda, “merede-i şeyâtîn” zincire vurulmaktadır.

Bununla beraber, Ramazan-ı şerifte de hatalar işlendiği, günahlara girildiği ve büyük yanlışlıklar yapıldığı bir gerçektir. Fakat, bu Kur’an ayında mü’minlerin elde ettiği büyük kâr düşünüldüğünde ve şeytanın buna razı olmayacağı, adeta hırsından deliye döneceği ve insanları günahlara çekmek için bütün hilelerini kullanacağı göz önünde bulundurulduğunda merede-i şeyâtînin elinin-kolunun bağlanmış olduğu anlaşılacaktır.

Şüphesiz, Ramazan’da yapılan ibadetler çok önemlidir. Cenâb-ı Allah oruç hakkında “Oruç Bana ait bir ibadettir; onu Nefsime izafe ediyorum. Mükâfatını da Ben vereceğim.” buyurmaktadır. Bu itibarla da onun genişliğini, derinliğini ve Hak indindeki değerini kavramak, ona bir kıymet takdir etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, onun mükâfâtını vermeye Cenâb-ı Hak’tan başka kimsenin gücü yetmez. Allah Teâlâ, oruç sevabını bizzat takdir etmiş ve onu öbür âlemde bir sürpriz olarak verme vaadinde bulunmuştur. Bu sürpriz mükâfâtın en önemli vesilesine de “Çünkü oruç tutan kulum, yemesini-içmesini Benim için terk ediyor” sözüyle işaret buyurmuştur.

Bu kutlu zaman diliminde mü’minler oruç ibadetiyle beraber, teravih namazı da kılarlar. “O Ramazan ayı ki insanlara bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı bâtıldan ayıran en açık, en parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.” (Bakara, 2/185) ilâhi beyanı gereğince Ramazan’ı tam bir Kur’an ayı olarak değerlendirir ve bol bol Kur’an okurlar. Aynı zamanda, gönülleri açılır, semahatle ve engin bir cömertlikle coşarlar; hayır ve hasenât hesabına bütün fırsatları değerlendirirler.

Bir hadis-i şerifin ifadesiyle, “Rasûlullah insanların en cömerdi idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de Cebrail aleyhisselamla buluştuğu zaman daha da artardı. Hazreti Cebrail Ramazan ayı çıkıncaya kadar her gece Peygamber Efendimiz’e gelip Kur’an’ı arz ederdi. O günlerde Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert olurdu.” Mü’minler de,

Rehber-i Ekmel’e ittiba ederek, o günlerde daha bir cömertleşir; zekat, sadaka ve fıtır sadakası adı altında sürekli ihsanda bulunurlar. Dahası, bazıları, Ramazan ayının son on gününde itikafa girer ve kendilerini bütün bütün ibadete verirler. İşte, böyle bir hayır yarışı karşısında şeytanın çileden çıkması onun tabiatının gereğidir. Zira o, insanoğluna düşmanlığını ifade ederken, “Zâtına kasem olsun, hepsini şirâzeden çıkaracağım!” demiş ve sürekli, ayakları kaydırma yolları arayıp durmuştur.

Öyleyse, Ramazan’ın bereketi çıldırtır şeytanı ve şeytanlaşan bir kısım habis ruhları. Bu büyük sevapları insanların ellerinden alabilmek için, onlar arasında çok hır-gür çıkarma hırsıyla kıvrandırır insî-cinnî şeytanları. Ne ki, görüldüğü gibi, insanlar bu huzur ikliminde büyük ölçüde ramazanlaşıyor; daha dikkatli ve ahirete açık yaşıyorlar.

Allah’ın izni ve inayetiyle, Ramazan’ı sükûnet içinde geçiriyor ve günahlardan biraz daha uzak kalıyorlar. Demek ki, merede-i şeyâtîn diyebileceğimiz o azgınlar gerçekten zincire vuruluyor. Bazı insî ve cinnî şeytanlar heva ve heves gibi yardımcıları vasıtasıyla tahribatlarına devam etmeye çalışsalar da, Cenâb-ı Hak, azgın şeytanların önünü tıkıyor ve onlara faaliyet izni vermiyor. Buyurduğunuz gibi, Ramazan ayının önemli bir şiarı da teravih namazıdır. Teravih namazında nelere dikkat etmeliyiz?

Teravih, Arapça’daki “tervîha” kelimesinin cem’i (çoğulu) olup “teneffüs etmek, ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek” gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının sonundaki oturuş, “tervîha” olarak adlandırılmış; sonradan bu kelimenin çoğulu olan “teravih” sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur.

Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir. Peygamber Efendimiz Ramazan’da birkaç gece teravih namazı kıldırmış; daha sonra, teravihte cemaat farz kılınır da müslümanlar onu edaya güç yetiremezler endişesiyle yalnız kılmayı tercih etmiş; fakat, “Kim

Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah’tan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.” diyerek ashabını bu namaza teşvik etmiştir. Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalatu vesselâm) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur; “Allah Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim.

Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlas ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur.” Teravih namazının cemaatle kılınması kifaî sünnettir; yani, bir yerleşim yerinde en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir selâm vererek ikâme etmek en faziletli olanıdır. Aralarda çeşitli salat u selâmlar, Esmâ-yı hüsnâ ile müzeyyen niyazlar, “hizbu’l-hasin” ve “hizbu’l-masun” gibi dualar okunabilir. Günümüzde bazıları Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi esas alarak teravih namazının sekiz rekat olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar.

Ne var ki, İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimiz’in Ramazan’da yirmi rekât ve vitir kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiilî icması vardır. Nitekim, teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır. Malikî mezhebinde ise yirmi ve otuz altı rekât olduğu şeklinde iki görüş vardır; yirmi rekât olduğu fikri daha yaygındır.

Binaenaleyh, çok yaşlı ve hasta kimseler, sadece sekiz rekata güç yetirebiliyorlarsa, hiç olmazsa o kadarını eda etmeli; ama gücü ve kuvveti yerinde olan mü’minler teravih namazını mutlaka yirmi rekat olarak ikame etmelidirler. Ulema, teravih namazını Kur’an-ı Kerîm’i en az bir kere hatmederek kılmanın sünnet, birden fazla hatimle ikame etmenin ise bir fazilet olduğunu belirtmişlerdir.

Selef-i salihin, Ramazan boyunca teravihte Kur’an’ın hepsini okumuş veya okuyan birinin arkasında namaz kılmışlardır. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde cemaatin durumu nazar-ı itibara alınarak, teravih namazını insanları camiden uzaklaştırmayacak bir şekilde kıldırmanın daha uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.

Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun isterse de hatim takip edilsin, ayetlerin tertil üzere okunması ve namazın da ta’dîl-i erkana riayet edilerek kılınması/kıldırılması gerekir. Yoksa yarış yapar gibi çok süratli bir şekilde ayetleri okumak, rüku ve secdeleri verip veriştirmek kat’iyen doğru değildir. Maalesef, son senelerde halk arasında “jet imam” tabir edilen kimseler türemiştir; teravih namazının ciddiyetine ve sıhhatine dokunacak manzaralar sergilenmektedir. Mü’minler, bu hususta temkinli davranmalı; teravih namazında ayetlerin tertil üzere okunmasına ve ta’dîl-i erkanın gözetilmesine dikkat etmelidirler.

Kur’an ayında, Kur’an sayesinde yeniden hayat bulabilmemiz için neler tavsiye edersiniz? Bütün bir sene Kur’an’dan uzak kalmış olanlar bile Ramazan’ın nûrefşân ikliminde ciddi bir susamışlık içinde Kelam-ı İlahi’den kevser yudumlamaya koşarlar. Çünkü, bu gufran ayında, yaygın olarak her yerde yapılan bir âdet de mukâbeledir.

Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde korunması, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbit edilmesi ve bunun kontrolü için Hazreti Cibril (aleyhisselam) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz’e gelirdi. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehaya) Kur’an âyetlerini Cibril Aleyhisselam’a okurdu ve sonra da onun okuyuşunu dinlerdi.

İşte, Kainatın İftihar Tablosu ile Cibril-i Emin’in Kur’an-ı Kerim’i bu şekilde karşılıklı olarak okumalarına “mukabele” denilmiştir. Hem o mukaddes hatıraya saygının bir tezahürü olarak hem de Kur’an’ın Ramazan’da nazil olması ve özellikle bu ayda Kur’an okumanın kat kat mükâfatlandırılacağının müjdelenmesi sebebiyle, mü’minler Ramazan boyunca camilerde ve evlerde “mukabele” okumayı ve hatimler yapmayı güzel bir adet haline getirmişlerdir. Selef-i salihin efendilerimiz Kur’an’ı her ay bir defa hatmetmeyi ona karşı vefanın alt sınırı kabul etmiş; ayda bir kez onu okumayanın ona karşı vefalı davranmamış ve onu terketmiş sayılacağını belirtmişlerdir.

Bu açıdan, Ramazan’ın mübarek günlerini değerlendirerek ayda en azından bir defa Kur’an’ı hatmetmeye kendimizi alıştırmalıyız ki, bu bizim için bir başlangıç sayılsın ve hiç değilse bundan sonra Kelam-ı ilahîye karşı vefalı olabilelim. Aslında, bilmeyenler her zaman onu öğrenme ve anlama peşinde olmalı, bilenler de bütün idrak ve ihsas güçlerini onu doğru öğretip doğru ifade etmede kullanmalı ve onun okunup anlaşılmasını daha bir yaygınlaştırmalıdırlar.

Zira o, anlaşılmak ve anlatılmak için Allah rahmetinin insan akl ü idrakine en büyük armağanıdır. Onu okumayı öğrenip, manasını anlamak hem bir vazife hem de bir kadirşinaslık; anlatmaksa onun nuruna muhtaç gönüllere saygı ve vefanın ifadesidir.

Bu itibarla, Kur’an okumayı bilmiyorsak, Ramazan-ı Şerif’i vesile yaparak, hemen öğrenme yolları aramalı; Kelâm-ı ilahîyi okuyabiliyor ama anlayamıyorsak, bazı ayetlerin şerhlerini de ihtiva eden bir meale başvurmalı ya da daha da güzeli, ciddi bir tefsir kitabı mütalaa etmeli ve bu bir ayı gerçekten bir Kur’an ayı olarak değerlendirmeliyiz.

Selef-i salihin efendilerimize ittibâen, can ü gönülden Kur’an’a yönelmeli, Kelâm-ı ilahîye karşı kalb kapılarını sonuna kadar açmalı ve “Cenâb-ı Hakk’ın marziyâtını kelâmından anlama” hususunda Ramazan’ın kudsiyetine yaraşır bir cehd ortaya koymalıyız. Birer disiplin insanı haline gelebilmemiz için Ramazan ayının ne gibi katkıları olabilir?

Ramazan-ı Şerif bizde ne türlü alışkanlıklar hasıl etmelidir? Disiplin, frenkçe bir kelimedir; intizamın te’mini için uyulması gereken emir ve yasaklar, dengeli bir insan olabilmek için lazım gelen zihnî, ahlâkî, ruhî terbiye ve “düzen ruhu” manalarına gelmektedir. Disiplin insanı ise, belli kaide ve prensipler çerçevesinde yaşayan, tertip ve düzen hususunda hassas davranan insan demektir.

Aslında, bir mü’minin hayatı her zaman çok ahenkli olmalıdır. O, ne zaman ne yapması gerektiğini, nelerle meşgul olması ve hangi işlerle uğraşması lazım geldiğini önceden bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Onun, hangi işi önce yapacağını belirleme ve bir programa göre çalışma niyeti haricinde “Acaba şimdi ne yapsam?” şeklinde bir düşüncesi olmamalıdır.

O, hem Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk vazifelerini hem diğer insanlarla alâkalı sorumluluklarını hem de kendi şahsî işlerini ve bunlardan hangisini ne zaman yapacağını mutlaka önceden tayin etmeli; her haliyle bir düzen ve intizam örneği sergilemelidir. Haddizatında, ibadetler iş tanzimi ve vakit taksimi için çok önemli birer köşe taşıdır ve inanan insan çoğu zaman işlerini o ibadet takvimine göre ayarlar: “Öğle namazından sonra; akşam namazından önce..” diyerek gününü belli dilimlere ayırır ve hiçbir anını boş geçirmemeye çalışır.

Zamanın kıymetini bilen ve ömrü, değerlendirilmesi gereken çok önemli bir nimet olarak gören kimseler, yeme içmeden yatıp-kalkmaya kadar her şeyi zabt u rabt altına alırlar; hiçbir meselelerini dağınıklık içinde ve sürüncemede bırakmazlar. Onlar bilirler ki, hem insanların hem de kurumların en verimli oldukları anlar, en düzenli oldukları zamanlardır.

İşte, Ramazan ayı, yemek-içmek-uyumak gibi nefsin arzu ettiği şeylere karşı tavır belirleyerek, bunları ihtiyaç ölçüsünde ve hamd ü şükür duyguları içerisinde gidermek suretiyle hayatı disipline etmeyi öğretir. Nefsanî isteklere karşı, kalb ve ruh atmosferine sığınarak, vicdanı harekete geçirip iradeyi güçlendirerek sürekli istikamet üzere olabilmeyi ders verir.

Ramazan-ı şerif, insanın en zayıf damarlarından biri olan yeme-içme isteğini sınırlamayı ve kontrol altında tutmayı sağlar. Adeta bir beslenme disiplini talim eder. Evet, hayatı devam ettirebilmek için mutlaka yemeye, içmeye ihtiyaç vardır. Ne var ki, sağlık prensipleri hesaba katılmadan yenilip içilen her şey beden için zararlı olduğu gibi; midenin, kalbi ezecek kadar güçlenip insanı kalb ve ruhun derece-i hayatından hayvaniyet ve cismaniyet çukurlarına düşürmesi de bir felakettir.

Evet, vakitli vakitsiz sürekli bazı şeyler yiyip içmek ve mideyi hep dolu bulundurmak, hem bedene zarardır hem de Cenâb-ı Hakk’ın hoşlanmadığı bir davranıştır. Bu mübarek ay boyunca tutulan oruç, yemek vakitlerini belirleme, israftan ve mideyi tıka-basa doldurmaktan kaçınma, hem beden hem de ruh sağlığına zarar veren şeylerden uzak durma ve aynı zamanda mutlaka helâl dairesinde kalarak harama asla el uzatmama hususlarında temrinat yaptırır; Ramazanlaşan insanlara bu konularda disiplin ruhu kazandırır. Ramazan, ondan nasiplenmesini bilen her insanı, seviyesine göre bir sadâkat eri haline getirir. Oruç tutan ve ondaki sırrı kavramaya çalışan bir mü’min, hem Hakk’a teveccühünde hem de halkla münasebetlerinde hep vefa ve sadâkat peşinde olur.

O, sadece belli vakitlerde ibadet eden bir insan olmakla yetinmeyip, ubudiyet ufkuna yürür ve bütün gününü kulluk şuuruyla değerlendirir, her an ibadet ediyor olma duygusuyla yaşar.

Dünyevî eğilimlerden ve cismanî temayüllerden birazcık sıyrılınca, kendini Cenâb-ı Hakk’a adama ve bir hakikat eri olma hedefi belirir önünde. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla, Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle, hep Allah için düşünme, Allah için konuşma, Allah için muhabbet duyma, “lillah, livechillah, lieclillâh” dairesi içinde kalma ve her zaman Hakk’a müteveccih bulunma denemeleri yapar; bu denemeler neticesinde başarıyı yakalamaya her gün biraz daha yaklaşır. Derken, tam bir vefa ve sadâkat insanı olur.

Zaten oruç, vefa duygusunun en güzel bir alâmetidir. Zira o, Allah ile kul arasında yapılmış bir anlaşmadır: Kul, belirli süreler dahilinde, belirli şeylerden vazgeçer ve bu suretle ahdinde vefalı olduğunu gösterir; Cenâb-ı Hak da onun mükafatını bizzat Kendisinin vereceğini va’deder. Allah’a karşı vefalı davranan bir insan, zamanla ailevî ve içtimaî hayatında da tam bir “vefa abidesi” durumuna yükselir. Bu duyguyla, sıla-yı rahimi gözetir, herkese yardım eli uzatır; zekatını ödemekten asla kaçmaz, hatta sadaka vermeye ve infak etmeye hiç doymaz.

Hak’la münasebetin önemli bir şiarı da Kur’an okumak, dua dua Cenâb-ı Allah’a yalvarmak ve sürekli O’na teveccühte bulunmaktır. Ne var ki, Kur’an-ı Kerim’in işlemeli sandıklar ve ipekten kılıflar arasındaki hapsine son verip, onu dil ve gönüllere şeker-şerbet yapmak da pek çokları için bir manada ancak Ramazan-ı Şerifte mümkün olmaktadır. Bu kutlu ay, damaklara bir Kur’an tadı çalmakta ve insanlara bir evrad üezkar disiplini de aşılamaktadır.

İşte, bir ay boyunca, yeme-içmeden yatıp kalkmaya, ibadet ü taatten evrad ü ezkâra kadar hayatın hemen her alanıyla alâkalı bazı kaide ve kurallar çerçevesinde davranan, bir ölçüde disiplin ruhuna kavuşan ve düzenli yaşamaya alışan insanlar, Ramazan’dan sonra da aynı nizam ve intizamı korumalı, devam ettirmelidirler.

Mesela, bir ayın her gecesinde uykuyu bölüp sahurun bereketinden istifade etmeye koşan, bu arada seccadeyle de bir vuslat yaşayan mü’minler, bu otuz geceyi bir temrinat süresi olarak değerlendirmeli ve artık senenin her gecesini bir vuslat koyu bilmeli, gecelerini hiç olmazsa bir kaç rekat teheccüd namazıyla aydınlatmalıdırlar.

Evet, bir disiplin insanı, nasıl yaşayacağını ve nerede nasıl davranacağını önceden belirler; belli prensipler çerçevesinde kendine bir rota çizer ve attığı her adımı bilerek atar. Bizim, tavır ve davranışlarımızın renk, desen ve çizgilerini de dinimiz çok önceden belirlemiştir.

Mesela, Allah’a ve Rasûlü’ne iman bizim için en önemli esastır. Bu esas, sonraki adımlarımızın yönünü de tayin eden bir yol işaretidir. Biz, inandığımız Rabbimizi, rehber bildiğimiz Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’i herkese anlatmakla mükellefiz. Dinimizi neşretmek bizim görevimizdir. Dolayısıyla, gönüllere girmeye çalışırız; çok güzel olan İslam’ın güzelliklerini sergilemek için onu güzelce temsil etmeye gayret gösteririz.

Bu niyete matuf olarak, dinî kaynaklarımızın şekillendirdiği tavır ve davranışlarımızla insanların arasında bulunur; onlara kendi değerlerimizi tanıtırız. Gönül verdiğimiz hakikatleri herkese anlatmak için, şer’an katî haram olan meselelere girmeme kaydıyla, o mevzuda kullanılmasına cevaz verilen bütün vesileleri kullanır ve ne yapıp edip insanlarla iman hakikatleri arasındaki engelleri ortadan kaldırmak için çabalarız.

Aynı zamanda, disiplin insanı olmakla kuralcı olmak arasındaki farka da dikkat eder; içinde yaşadığımız zamanın şartlarını göz önünde bulundurma, kendi kültür ortamımızın gerçeklerini gözetme ve devrin insanlarına onların anlayacağı bir dil ve üslupla hitap etme gibi hususlara da azami özen gösteririz.

Şayet, kendimizi Cenâb-ı Hakk’ın rızasına adamış ve o rızayı da Zât-ı Ulûhiyeti duyurmaya bağlamışsak, artık nerede olursak olalım, hangi şartlar altında bulunursak bulunalım, bizim için durmak, acizliğe düşmek ve mesuliyetten kaçmak söz konusu değildir. Zira, “Bahar gelsin, hava ısınsın, çiçekler açsın, bülbüller ötmeye başlasın…

İşte o zaman ben de şakırım!” şeklindeki bir düşünce bir disiplin insanının mülahazası olamaz. O kışta da şakımalıdır yazda da; baharda da güle türküler söylemelidir güzde de. O, her mevsime ve her döneme göre bir dil ve üslup tutturmalı, dilbeste olduğu hakikatleri terennüm etmekten asla geri durmamalıdır.

Tabii ki, böyle bir gönül yüceliği ve bu denli bir disiplin ruhu –hususî bir inayet olmazsa– bir anda kazanılmaz. O ufka ulaşmak, uzun bir zaman ve ciddi temrinat ister. Şu kadar var ki, Ramazan bir başlangıçtır ve o güzel hasletlere ulaşmak için çok bereketli bir ekim mevsimidir. Aslında, inananlar için, insan ömrü bir Ramazan, büluğ çağı imsak vakti ve ölüm de iftar anıdır.

Bir aylık Ramazan, bir ömür süren kulluk orucunun alıştırması gibidir. Otuz günde kazandığı güzel hasletleri hayat boyu devam ettirmesini bilenlerdir ki, onlar, burada biraz aç ve susuz kalmaya bedel, ötede “Kullarım, çok defa sizi renginiz kaçmış, benziniz sararmış-solmuş, gözleriniz içine çökmüş ve avurtlarınız çukurlaşmış olarak görüyordum. Buna Benim için katlanıyordunuz. O geçmiş günlerde takdim ettiklerinize bedel haydi bugün afiyetle yiyin, için.” hitabını duyacak ve işte o gün asıl iftarı yapacaklardır.

Ramazan’ın Rûhânî İkliminden İstifade İmam Rabbanî Hazretleri: “Mübarek Ramazan ayı, bütün hayırları ve bereketleri câmîdir. Kim Ramazan ayını çok iyi değerlendirip hayır ve bereketinden nasipdâr olursa, bütün senesini o câmiiyet içinde geçirmeye muvaffak olur.” buyuruyor. Bu tespitin bir tahlilini lütfedip, mübarek

Ramazan ayını en rantabl şekilde değerlendirme adına neler tavsiye edersiniz?

Bilindiği gibi bazı mübarek ay, gün ve gecelere ait bir kısım faziletlerden bahsedilmiştir. Meselâ Kur’ân’ın ifadesiyle, Kadir Gecesini ihyâ eden bir insan, bin ayı ihyâ etmiş gibi sevap alır. Yine Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadesiyle, vatanı korumak gayesiyle bir saat nöbet tutan insan, bir sene ibadet yapmış gibi sevap kazanır; keza bir saat tefekkür eden insan, bir sene ibadet yapmış gibi olur.. demek bu türlü az ve dar bir zaman dilimi içinde, yine hayatî önem taşıyan bir mekânda bir insanın yapacağı bazı hususî, cüz’î, zıllî şeyler, cüz’iyetten çıkıp külliyet kesbediyor, zılliyetten çıkıp asliyete inkılâp ediyor ve Cenâb-ı Hakk’ın katında aslı eda edilmiş gibi kabul ediliyor. İmam Rabbanî Hazretlerinin Ramazan’la ilgili değerlendirmesine gelince; en başta meselenin teşvik yanı söz konusu.

Yani bir insan, Ramazan-ı şerifi, gecelerini kıyamla, gündüzlerini de oruçla geçirirse, Kadir Gecesi’nde vaad edilen ilâhî lütuflar onun için bahis mezvuu olabilir. Dolayısıyla bütün bir seneyi câmî bir mü’min olarak geçirmiş olur ve böyle bir insanın sakatatı da olmaz. Bu da, o insan için bir salih (doğurgan) dairenin teşekkül etmesi demektir ki, böyle bir durumda her hayır, başka bir hayrı doğurur ve derken o insan için bir hayırlar dairesi teşekkül eder. Evet, bir insan gecesiyle gündüzüyle bir Ramazan-ı şerifi ihyâ etmekle, bütün sene hayırlara açık olabilir ve hep hayır yollarında dolaşabilir. Tabiî böyle potansiyel bir lütf-i ilâhî herkes için söz konusudur.

Ramazan-ı şerifi tastamam ihyâ eden bir insan için Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İnanarak ve aynı zamanda sevabını da Allah’tan bekleyerek tutarsa, işlediği bütün günahları Allah (celle celâluhu) affeder.” buyurur. Demek bu türlü mübarek ibadetlerde insanın niyeti, hulûsu, yakîn mülâhazası çok önemli ki, bunların derinliğine göre Allah (celle celâluhu) bazen bire on, bazen yüz ve bazen de milyon veriyor.

Tabiî böyle bir sevap katlaması, o insanın ömrünün senelerini aşar. Bunu küçük bir misalle anlatmak gerekirse, diyelim ki Ramazan-ı şerifte Kadir Gecesi’ni yakaladınız. Bu, bin ay hesabına göre seksen sene yapar. Buna göre, o insan sanki seksen sene yaşamış gibi sevap kazanır; başka bir ifadeyle, bin ay namaz kılmış, bin ay oruç tutmuş gibi olur. Bu ise, bir insanın ömrünü aşkın bir şeydir; zira ümmet-i Muhammed’in en uzun yaşayanları bile seksen yaşını biraz aşkın yaşamışlardır/yaşıyorlar.

Yine bu öyle bin ay ve öyle seksen sene ki, içinde riya yok, süm’a yok.. meselâ siz namaz kılar, rükua gidersiniz ama içinizden, “Çevredeki insanlar da gördü ki iyi bir rüku çıkardım.” diye geçirseniz; yine secdeye gider, Cenâb-ı Hakk’ın Efendimiz’in secdesini tarif ederken “Secde edenler arasında kıvrım kıvrım halini Allah görüyor..”[1] ifadesinde olduğu gibi, kıvrım kıvrım bir secde eda edersiniz ama aklınızın köşesinden, “Nasıl secde edilirmiş insanlar bir görsün.” diye geçirseniz, sizin bu düşünceniz o secdeyi de, rükuu da ve onların önündeki şeyleri de alır götürür. Sadece yatıp kalkmanız ve bir de yorgunluğunuz yanınıza kâr kalır.

Ama Kadir Gecesi’nde kazandığınız şey, öyle bir netice verir ki, gecenin bir ânında ve kimsenin olmadığı bir ortamda yaptığınız ibadet ü taati riya, süm’a fırtınaları alıp götürmez. Yine onun içinde başka günahlar da yoktur; meselâ harama bakmamış, yalan söylememiş, din-i mübin-i İslâm’ın esaslarına aykırı hareket etmemişsinizdir. Bir ehl-i tahkikten bu geceyle ilgili şöyle bir değerlendirme duymuştum; bu zat derdi ki, meselâ birinin malını yemişsiniz, birine sövmüşsünüz ya da birinin gıybetini etmiş, çekiştirmişsiniz. Bütün bunların karşılığını ötede sizin sevabınızdan alır, ona verirler.

Ancak bu verilecek şeyler, sizin yaptığınız şeylerden verilir; fazlî olan, yani Allah’ın (celle celâluhu) size fazlından verdiği şeylerden verilmez. O hâlde, eğer Cenâb-ı Hak bir gecede size seksen senelik bir ecir vermişse, seksen bin adama borcunuz da olsa, eğer sizin sadece o geceniz varsa, o geceniz alınıp onlara taksim edilir ama Allah’ın fazlî surette size verdiği şey, seksen seneye muâdil olarak bitevî size kalır…

İşte Ramazan ayı, böylesine hayırlara, hasenata açık ve aynı zamanda önemli hayırlar doğuran bir aydır. Ancak hususiyle Kur’ân hizmetkârlarının Ramazan’ı da, başka zamanları da ayrı bir önem arz etmektedir. Çünkü günümüzde hiç kimsenin yapamayacağı her mevsime ait işleri, Allah (celle celâluhu) bu hizmet insanlarına yaptırıyor. Böylece onlar sadece Ramazan ayını değil, âdeta bütün ömürlerini mücahede ruhu ile bir dantelâ gibi örüyorlar.

İşte bu durum, İmam Rabbanî Hazretleri’nin dediği, münhasıran bir Ramazan’ı ihyâ etmeyi, onu değerlendirmeyi ve Ramazan’ın değerlendirilmesiyle çok engin, çok geniş hayırlara açılma işini çok çok aşar. Çünkü bu insanlar, göz doldurucu ve çok çalımlı işler yapıyor ve belki şu anda gerçek değeriyle değerlendiremeyeceğimiz şekilde bir tarih yazıyorlar. Bu açıdan da eğer bir Ramazan ayı ihlâslı bir insana seksen senelik ömür kazandırıyorsa, her hâlde onlarınkini hesap etmek mümkün olmayacaktır. Her Şeye Rağmen Bizdeki

Ramazanlar Bir başkadır bizim dünyamızda Ramazan ve oruç. O, gelirken yolu gözlenen nazlı bir misafir gibi gelir; giderken de -bayramlar muvakkaten sînelerimizi serinletebilir- içimize bir gurub burukluğu salar öyle gider. Ramazan, bizim dünyamızda o kadar sıcak, o kadar candan ve o kadar bizimle uyuşmuştur ki, onu her misafir edişimizde, bin seneden beri gele-gide, millî töre, millî kültür ve millî karakterimizle kaynaşmış, bütünleşmiş, bizimle içli-dışlı olmuş bir kardeşle, bir arkadaşla karşılaşıyor gibi oluruz.

Millet olarak hemen her Ramazanda, kendimize ait bir derinliği yeniden keşfediyor olmanın sevinç ve inşirahıyla âdeta bir milat yaşar; hayata baştan başlar ve Ramazanı, özündeki ruh ve mânâ itibarıyla tam kavrayabilmişsek gençleşir, dinçleşir ve Hakk’a kulluğa bir kere daha “vira bismillâh” deriz. Ramazanda bizim dünyamız, onu sahiplenen talihli insanların çehrelerinden mâbetlerin nûrefşân harîmlerine, minarelerdeki pırıl pırıl mahyalardan bizi gökler ve gökler ötesi ziyâ kaynaklarına bağlayan gönüllerimizdeki aydınlığa kadar her şeyiyle âdeta bir renk ve ışık ülkesidir. Hele mübarek gün ve gecelerde bu ziyâ ve renk diyarı, öyle büyülü bir hâl alır ve ülfetle bütün bütün kör olmamış gözlere öyle şehrâyinler öyle şehrâyinler gösterir!

Bu dünyada, günün hemen her saatinde, farklı bir mânâ ile ışıldayan yuvalarımızdan, inanan sakinleri sayesinde daha çok cami revaklarını andıran çarşı-pazarlarımıza, her biri birer mâbet koridoru gibi sırlı ve derin sokaklarımızdan tesbih ve tehlillerle inleyen ibadethanelerimize, mâbetlerdeki his ve heyecan tufanından mü’minlerin o sarmaş-dolaş hâllerine kadar hemen her şeyde, insan âdeta ötelerin güzelliklerini temâşâ ediyor ve firdevsî mûsıkîler dinliyor gibi olur.

Dinin gönüllerde kendini tam hissettirmesi; hayatın iman, mârifet, muhabbet ve rûhanî zevklere bağlı sürdürülmesi bu mûsıkînin temel unsurlarıdır. Hayatlarını bu unsurlarla mânâlandırabilenler, kendilerini öyle bir zevk u şevk zemzemesi içinde bulurlar ki, dahasını tasavvur etmek mümkün değildir. İsterseniz siz buna, yürekten Hakk’a yönelen kimselere, O’nun tarafından bahşedilmiş avans ya da inanmanın özündeki Cennet çekirdeğinin bir tür duyulup hissedilmesi de diyebilirsiniz.. asıl elemsiz lezzet ve mütemadî hazza gelince, onların yeri burası değildir; onlar kalb selâmetiyle son durağa ulaşmış ruhlara, Allah’ın sürprizleri olarak sunulacaktır.

Ramazanda ve hele bizim ülkemizdeki Ramazanlarda, inanmış sînelerden kopup gelen, mâbetlerde yankılanıp sokak, çarşı-pazar her tarafa ulaşan tekbirler, tehliller, temcitler, gönülleri öylesine rikkate getirir, öylesine yumuşatır ve onları öylesine bütünleştirir ki; kaderin bu talihli bendeleri sayesinde herkes, âdeta ülkenin bir baştan bir başa pek çok köşesi, maksûresi, mahfili bulunan büyük bir mâbede dönüştüğünü, genç-ihtiyar, kadın-erkek, köylü-kentli bütün insanımızın da bu geniş caminin cemaati hâline geldiğini sanır.

Öyle ki o, bu engin mülâhazalarla sıçrayıp bir adım daha atıverse, bütün yeryüzünü bir mescit, Kâbe’yi bir mihrap, Ravza’yı bir minber ve umum ehl-i kıbleyi de bu geniş mâbedin cemaati gibi tasavvur ederek, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın arkasında namaz kılıyor olmanın zevkini duyabilir. İşte her şeyin bu ölçüde zaman ve mekânüstü bir derinliğe ulaştığı ve her anın ayrı bir “eşref saat” seviyesine yükseldiği Ramazan ve ondaki bütün dakikalar; hususiyle Rabb’e yürüme ve yükselme rıhtımları, rampaları sayılan sahur, iftar ve teravih vakitlerinde her hareket ve davranış öyle büyülü bir hâl alır ki; âdeta gökler ve gökler ötesi âlemlerin ışıkları, sesleri başımıza dökülüyor gibi olur ve bize kendi tesbih, tehlil ve hamd ü senâlarımız içinde, annelerimizin yüreklerinden kopup gelen ninniler kadar içli ve sıcak, meleklerin tazim ve tebcilleri kadar da derin ve mehîp mülâhazalardan ne büyülü mazmunlar fısıldar..!

Dünyada bizim Ramazanlarımız kadar -şimdilerde biraz hüzünlü, biraz buğulu olsa da- füsunlu, derin ve geceleri ayrı bir şölen, gündüzleri de ayrı bir şölen olanını hiç görmedim ve göreceğime de ihtimal vermiyorum. Bizim

Ramazanlarımız -semavî özü mahfuz- örf ve âdetlerimizden aldığı farklı renk, farklı desen ve farklı ışıklarıyla, yirmi dört saatimize kendi boyasını çalar, bize kendi şivesini meşk ettirir ve saygıyla harîmine girenlere günün her saatinde ayrı bir gök davetiyesi sunar.. ve hele tamamen Ramazanlaşanlar için o, öyle büyülü bir edaya bürünür ve öylesine uhrevîleşir ki, onun bu sihriyle büyülenmiş kıvamında bazı ruhlar, kendilerini “yemez-içmez, göz açıp kapayıncaya kadar olsun Yaradan’a muhalefet etmez” çerçevesiyle ifade edeceğimiz semâvîler arasında sanırlar. Gerçekten de onların üzerlerinden zaman geçer mi-geçmez mi o ayrı bir konu; ama bu talihlilerin kendilerinden geçip hayret yaşadıkları açıktır…

Her zaman ve herkes için olmasa da, bizim dünyamızdaki bu derin Ramazanlarda, köylerin-kentlerin sınırları bütünüyle silinir gider, topyekün ülke büyük bir mâbedin veya geniş müştemilatlı kompleksin muhtelif hicirleri, maksûreleri, mahfilleri ve sofalarıymışçasına bir bütünlük arz eder; arz eder de kendimizi ülke çapındaki büyük bir cemaatin safları arasında sanır; onların soluklarını duyar gibi olur.. onlarla aynı şeyleri mırıldanır.. aynı havaya dem tutar.. aynı his tufanını yaşar.. ve hayallerimizin vüs’ati ölçüsünde bazen ta “Mele-i A’lâ”da göklerin sırlarına açık ruhlarla saf birliğine erer; hem öyle bir erer ki, bir hamle daha yapıp sıçradığımızda, ebedî hayatın “hay-hûy”unu duyacakmış gibi oluruz.

Ramazanı, tam Ramazanlaşıp kendi derinliğiyle duyabildiğimiz ölçüde, bütün benliğimizi bir yumuşaklık, bir sıcaklık sarar.. her yanımızda tatlı tatlı duygu meltemleri esmeye başlar.. ve o, aşina olduğumuz bir nefes gibi bize aşk u vuslattan neler neler söyler! Bizim Ramazanlarımızda, hiçbir zaman tamamen dinmeyen bir uhrevîlik heyecanı çağlar; gecelerin esâtîrî güzelliklerinden, seherlerin sihirli dakikalarına; gündüzlerin Ramazanlaşmış çehrelerinden gurubların rü’yet yamaçlarını hatırlatan renklerine kadar her an ayrı bir duygu tufanı köpürür durur: Seherler, o kendilerine mahsus büyülü ve mahrem edalarıyla bizlere, arzu ve ihtiyaçlarımızın yerine getirileceği koyları gösterir.. ve oralara ulaşma yollarını fısıldar.

Gündüzler, hemen her zaman canlı, fakat yumuşaklardan yumuşak, bir hayli sesli, ama sımsıcak bir esintiyle gelir, bizi kucaklar, en az günde beş defa namaz ve niyazdan fışkıran bir lezzetle kendilerini hissettirir, sonra da gurubun tüllenen renkleri arasında henüz bitmemiş bir faslı, daha sonra gelip tamamlama vadiyle son gülücüklerini başımıza boşaltır öyle giderler.

Akşamlar, her zaman bir şölen ihtişamıyla ufukta belirir, hem beden hem de ruhlarımıza ait iç içe işlerle alâkalı bir sürü telaşla kendilerini duyurur, her yanımızı iftar ve teravih heyecanıyla sarar, bize gizli bir âlemin kapısının önünde bulunduğumuzu ihsas eder, gönüllerimize aşk kıvılcımlarının yanında vuslat heyecanları da üfler ve ruhlarımıza mü’mince yaşamanın bütün zevklerini duyururlar.

Geceler, bir sessizlik büyüsüyle ufkumuzu tutar, bize Yâr’la halvet olma duygusunu fısıldar, aşkın yaşama yollarını gösterir ve duyabilenler için Cennet nağmelerinden besteler sunarlar. Bizler her zaman, gecelerin ne dediklerini anlamasak da, onlar hep bir şeyler söylemeye devam ederler. Bu sözler, bazen halka halka birbirine eklenerek öyle edalara ulaşır ki, bütün bütün kör ve sağır olmayanlar, bu harfsiz ve kelimesiz hutbeler karşısında dillerini tutar, hayret murâkabesine dalarlar. Bizim hislerimiz, bizim düşüncelerimiz Ramazana bağlı olarak değişip derinleştiği gibi, Ramazan da, bizim hülyalarımız ve bizim tasavvurlarımızla farklı mânâlara, farklı muhtevalara ulaşır ve hislerimizin, fikirlerimizin derinliğiyle mebsûten mütenâsip (doğru orantılı) o kadar beliğ şeyler söyler ki, onun îrad ettiği o muttasıl hitabeleri, hiçbir hatip, hiçbir edip, hiçbir mütefekkir ve hiçbir filozofun eserinde görmek mümkün değildir.

Ne var ki, onun bu derin ve muhtevalı sözlerindeki inceliği kavramak için de İslâm’ın dilini anlamaya ihtiyaç vardır. Bu dili tam anlayabildiğimiz takdirde Ramazan, gecesiyle-gündüzüyle, orucuyla-teravihiyle o kadar gönüllerimize nüfuz eder ve benliğimize işler ki, ruhumuz ondaki derûnî sesleri-solukları, minarelerden yükselen ezan ve temcitler gibi duymaya başlar; başlar da artık his, şuur ve hülyalarımızdan örülmüş böyle bir dünyadan ayrılmayı asla düşünmeyiz.

Şimdilerde, doğrudan doğruya böyle bir Ramazanın aydınlık ikliminden mahrum bulunsam da, pırıl pırıl ışıklarıyla âdeta gökyüzünü andıran cami çevrelerini, Ramazana hoş-âmedî etme mânâsında, minarelerde mahyalaşan mü’min duygularını, mâbetleri tıklım tıklım dolduran mü’minlerin nûrefşân simalarını, samimane gürleyen sînelerini, heyecanla atan nabızlarını tahayyül edebiliyorum.

Ramazanlaşan insanların güvenle tüllenen çehrelerini, kimseden esirgemedikleri o sımsıcak bakışlarını, çevrelerine yağdırıp geçtikleri tebessümlerini, herkese açık ve sıcak tuttukları gönüllerini, iyilik hislerini, mü’mince tavırlarını hayalimde canlandırıp onların duygularını paylaşabiliyorum.. bin seneden beri devam edegelen inanç, anlayış, duygu, düşünce ve telâkkilerimizden süzülüp; örf, âdet ve törelerimizin potasında yoğrula yoğrula bugünkü kıvamına ulaşmış kültür zenginliklerimizin temsil edildiğini görür gibi oluyor ve kendimi rahatlıkla bir sahur misafiri, bir iftar davetlisi gibi düşünebiliyorum.. derin bir ibadet neşvesi içinde camiye giden dırahşan çehreleri, şadırvanların başında uhrevîliğe hazırlanan o heyecanlı ruhların “hay-hûy”larını ve kullukla iki büklüm olmuş bu tertemiz insanların niyetlerini sezebiliyorum..

Evet, Türkiye’de Ramazanlaşan herkesi ve her şeyi, kendine has şivesi, kendine has üslubuyla tasavvur edebiliyor ve tamamen uhrevîleşen o atmosferi bütün zenginlikleriyle duyabiliyorum.. İsteyen Ramazanda dahi kinle-nefretle oturup kalksın, isteyen iman ve İslâm gerçeği karşısında bulantılar yaşasın, isteyen ışığa lânetler yağdırsın, isteyen sevgiye, diyaloga, hoşgörüye savaş ilan etsin, Ramazan bütün ışığı ve bütün büyüsüyle bize kendi sesinden, millî törelerimizi, mânevî zenginliklerimizi duyurmakta; duyurup aç gönüllerimizi en bereketli semavî sofralarla doyurmakta, en karanlık ruhlara karşı dahi hep açık durmakta ve gölgesiyle kinlerimizi, nefretlerimizi eriterek ruhlarımızı uhrevî esintilerle serinletmeye devam etmektedir. Şu anda bir baştan bir başa bütün ülkede sadece o, kalıcı bir şeyler konuşuyor ve herkes onu dinlemeye koşuyor.

Mâbetler onu terennüm eden bülbül sesleri ve bu seslerin meftunu heyecanlı gönüllerle dolup taşıyor. Kubbelere çarpıp akisler yapan ve minarelerden taşıp ta gök kubbeye ulaşan bin senelik sesimiz-soluğumuz bir kere daha arzdan semaya yeni bir sağanak töresi peşinde.

Biz, Ramazanı bütün benliğimizle duymaya çalışıyoruz; o da bize, en içli, en duygulu, en derin anlarıyla kâse kâse sevgi, alâka ve heyecan ikram ediyor.. gönül açlığımıza salkım salkım ümit ve emeller sunarak bütün mağmum yüzleri güldürüyor. Bu itibarla da, Ramazanın bizi terk etmesini hiç istemiyoruz; biz istemiyoruz ama, bir bir gelen her şeyin sırası gelince bir bir gittiği gibi, o da aramıza sevindiren bir konuk olarak gelip bir müddet kaldıktan sonra, bir misafir gibi de ayrılıp gidiyor.. ve ardından da bu muhteşem ayın bütün vâridâtına vâris-i has olarak bayram geliyor…

Sızıntı, Aralık 2000, Cilt 22, Sayı 263 Oruç,

Vefa Duygusunun En Güzel Alametidir Bir mü’minin hayatı her zaman çok ahenkli olmalıdır. Onun, hangi işi önce yapacağını belirleme ve bir programa göre çalışma niyeti haricinde “Acaba şimdi ne yapsam?” şeklinde bir düşüncesi olmamalıdır. O, hem Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk vazifelerini hem diğer insanlarla alakalı sorumluluklarını hem de kendi şahsî işlerini ve bunlardan hangisini ne zaman yapacağını mutlaka önceden tayin etmeli; her haliyle bir düzen ve intizam örneği sergilemelidir. Haddizatında, ibadetler iş tanzimi ve vakit taksimi için çok önemli birer köşe taşıdır ve inanan insan çoğu zaman işlerini o ibadet takvimine göre ayarlar: “Öğle namazından sonra; akşam namazından önce..” diyerek gününü belli dilimlere ayırır ve hiçbir anını boş geçirmemeye çalışır.

Ramazan ayı da, yemek, içmek, uyumak gibi nefsin arzu ettiği şeylere karşı tavır belirleyerek, bunları ihtiyaç ölçüsünde ve hamd ü şükür duyguları içerisinde gidermek suretiyle hayatı disipline etmeyi öğretir. Nefsanî isteklere karşı, kalb ve ruh atmosferine sığınarak, vicdanı harekete geçirip iradeyi güçlendirerek sürekli istikamet üzere olabilmeyi ders verir. Ramazan-ı şerif, insanın en zayıf damarlarından biri olan yeme-içme isteğini sınırlamayı ve kontrol altında tutmayı sağlar. Adeta bir beslenme disiplini talim eder.

Evet, hayatı devam ettirebilmek için mutlaka yemeye, içmeye ihtiyaç vardır. Ne var ki, sağlık prensipleri hesaba katılmadan yenip içilen her şey beden için zararlı olduğu gibi; midenin, kalbi ezecek kadar güçlenip insanı kalb ve ruhun derece-i hayatından hayvaniyet ve cismaniyet çukurlarına düşürmesi de bir felakettir.

Evet, vakitli vakitsiz sürekli bazı şeyler yiyip içmek ve mideyi hep dolu bulundurmak, hem bedene zarardır hem de Cenâb-ı Hakk’ın hoşlanmadığı bir davranıştır. Bu mübarek ay boyunca tutulan oruç, yemek vakitlerini belirleme, israftan ve mideyi tıka-basa doldurmaktan kaçınma, hem beden hem de ruh sağlığına zarar veren şeylerden uzak durma ve aynı zamanda mutlaka helâl dairesinde kalarak harama asla el uzatmama hususlarında temrinat yaptırır; Ramazanlaşan insanlara bu konularda disiplin ruhu kazandırır.

Bütün ömür bir Ramazan’dır Ramazan, ondan nasiplenmesini bilen her insanı, seviyesine göre bir sadâkat eri haline getirir. Oruç tutan ve ondaki sırrı kavramaya çalışan bir mü’min, hem Hakk’a teveccühünde hem de halkla münasebetlerinde hep vefa ve sadâkat peşinde olur. O, sadece belli vakitlerde ibadet eden bir insan olmakla yetinmeyip, ubudiyet ufkuna yürür ve bütün gününü kulluk şuuruyla değerlendirir, her an ibadet ediyor olma duygusuyla yaşar.

Dünyevî eğilimlerden ve cismanî temayüllerden birazcık sıyrılınca, kendini Cenâb-ı Hakk’a adama ve bir hakikat eri olma hedefi belirir önünde. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle hep Allah için düşünme, Allah için konuşma, Allah için muhabbet duyma, “lillah, livechillah, lieclillâh” dairesi içinde kalma ve her zaman Hakk’a müteveccih bulunma denemeleri yapar; bu denemeler neticesinde başarıyı yakalamaya her gün biraz daha yaklaşır. Derken, tam bir vefa ve sadâkat insanı olur. Zaten oruç, vefa duygusunun en güzel bir alametidir.

Zira o, Allah ile kul arasında yapılmış bir anlaşmadır: Kul, belirli süreler dâhilinde belirli şeylerden vazgeçer ve bu suretle ahdinde vefalı olduğunu gösterir; Cenâb-ı Hak da onun mükâfatını bizzat Kendisinin vereceğini vaat eder. Allah’a karşı vefalı davranan bir insan, zamanla ailevî ve içtimaî hayatında da tam bir “vefa abidesi” durumuna yükselir.

Bu duyguyla, sıla-yı rahimi gözetir, herkese yardım eli uzatır; zekâtını ödemekten asla kaçmaz, hatta sadaka vermeye ve infak etmeye hiç doyamaz. Hak’la münasebetin önemli bir şiarı da Kur’an okumak, dua dua Cenab-ı Allah’a yalvarmak ve sürekli O’na teveccühte bulunmaktır.

Ne var ki, Kur’an-ı Kerim’in işlemeli sandıklar ve ipekten kılıflar arasındaki hapsine son verip, onu dil ve gönüllere şeker-şerbet yapmak da pek çokları için bir manada ancak Ramazan-ı Şerif’te mümkün olmaktadır. Bu kutlu ay, damaklara bir Kur’an tadı çalmakta ve insanlara bir evrad ü ezkar disiplini de aşılamaktadır.

İşte, bir ay boyunca, yeme-içmeden yatıp kalkmaya, ibadet ü taatten evrad ü ezkâra kadar hayatın hemen her alanıyla alakalı bazı kaide ve kurallar çerçevesinde davranan, bir ölçüde disiplin ruhuna kavuşan ve düzenli yaşamaya alışan insanlar, Ramazan’dan sonra da aynı nizam ve intizamı korumalı, devam ettirmelidirler.

Mesela, bir ayın her gecesinde uykuyu bölüp sahurun bereketinden istifade etmeye koşan, bu arada seccadeyle de bir vuslat yaşayan mü’minler, bu otuz geceyi bir temrinat süresi olarak değerlendirmeli ve artık senenin her gecesini bir vuslat koyu bilmeli, gecelerini hiç olmazsa birkaç rekât teheccüd namazıyla aydınlatmalıdırlar.

Evet, Ramazan bir başlangıçtır ve o güzel hasletlere ulaşmak için çok bereketli bir ekim mevsimidir. Aslında, inananlar için, insan ömrü bir Ramazan, büluğ çağı imsak vakti ve ölüm de iftar anıdır. Bir aylık Ramazan, bir ömür süren kulluk orucunun alıştırması gibidir. Otuz günde kazandığı güzel hasletleri hayat boyu devam ettirmesini bilenlerdir ki, onlar, burada biraz aç ve susuz kalmaya bedel, ötede “Kullarım, çok defa sizi renginiz kaçmış, benziniz sararmış-solmuş, gözleriniz içine çökmüş ve avurtlarınız çukurlaşmış olarak görüyordum.

Buna Benim için katlanıyordunuz. O geçmiş günlerde takdim ettiklerinize bedel haydi bugün afiyetle yiyin, için!” hitabını duyacak ve işte o gün asıl iftarı yapacaklardır.

Ramadanu Şehrussami

Ramadanu ehdi

Mabrok Ramadan

Ramadanu helle hilaluhu

Ramadanu ya Ramadan

Ahlan Ramadan Kareem

Bushra Ramadan

Şehru Ramazanellezi

Ramadan al Mubarak

Ramadan Mubarak animations

Ramadan sena child

Ramadan Kareem

Ramadan Kazakhstan

MUSTAFA CİHAT AFFET BENİ ESTAGFİRULLAH

Uğur ışılak Ramazan ve Oruç

Hoşgeldin Ramazan

Kaddamte ya Ramadan

Welcome O Ramadan

Ramadanu Tecella

Ramadanu ya Ramadan

Ramadanu şehrussiyami

S

elam Alejküm Ramadan Bosnia

Ramadan Albania

Lord of Ramadan Cotu

Ramadan is finally here

Ramadhan Raihan

Ramadanu ya Şahrassiyami

Essalam Ramadan Pakistan

Ramadan Şehrur Rahmeti vel Gufran

Ramadan Fahd al-Kandari

Ramadanu ya Shahral Kerameti

Ramadan Kareem

Ya Ramadanu

İkamus salah Savmu ramadan

Right way Ramadan clip

Semarak Ramadhan 2008 Malaysia

Ramazan Müjdesi

Ramazan’ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü’minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı…

Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü’minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.

Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.

Mü’minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.

Ubâde bin Samit anlatıyor:

Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

“İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah’ın rahmetinden nasibini alamayandır.”(1)

Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü’min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah’tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.

Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.

Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.

Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:

Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:

“Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.

Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.

Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.

Bu ay yardımlaşma ayıdır.

Bu ay mü’minlerin rızkını arttıracak aydır.

Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.”

Ashâb-ı Kiramdan bazıları, “Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

“Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.

Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.

Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.

Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah’tan mağfiret dilemenizdir.

Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah’tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah’a sığınmaktır.

Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.(2)

Kaynaklar:

(1) et-Tergib ve’t-Terhîb, 2:99.

(2) A.g.e, 2:94.

Mehmet Paksu, Mübarek Aylar, Günler ve Geceler

Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:

(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

(Ramazan ayı gelince, �Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek� denir.) [Nesai]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]

(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]

(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]

(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]

(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]

(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Kur�an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama� vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.

Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]

(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, �Ben oruçluyum� deyin!) [Buhari]

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.

Kaynak : http://www.dinibilgiler.org

Alimler demişlerdir ki: oruç ve açlıkda on güzel haslet vardır:

l. Açlıkta kalb safası, gönlün hakka inkıyadı, göz keskinliği vardır.

Tokluk ise aptallık ve tenbellik verir, basireti kör eder. Dimağda buharı fazlalaşdırır, bu sebeble kalbde bir ağırlık olur. Söylenen fikirlere intikal ve intibak edemez, esrarı anlayamaz.

2. Açlıkta rikkat-i kalb olur. Kalb safası da insanı münacatın lezzetini idrak etmeye hazırlar, zikrinin ve sair ibadetlerinin te’sirini görür.

3. Kalbde züll ü inkisar olur, şımarıklık gider. Cenab-ı Hakk da hadîsi kudside: “Ben, benim rızam için kalbi münkesir olanlarla beraberim”, buyurmuştur. Lüzumsuz ferah ve tuğyanın başlangıcı olan, aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan iftihar ve böbürlenme duygusu gider. Nefis açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz.

4. İnsan açlıkda belaları unutmaz, zararlara ve afetlere duçar olanları unutmaz. Tok olan açları unutur, aç olanlar ise açlığın ve belaların elemlerini bilirler. Elemli fakirleri ve zayıfları unutmazlar.

5. Açlık bütün ma’siyet arzularını kırar, devamlı kötülüğü emreden nefsin (nefs-i emmarenin) üzerine basar.

6. Açlık, insana betaet ve hamakat veren fazla uykuyu defeder. Çok yiyen ise çok içer, çok içen çok uyur, çok uyuyanın gafleti artar. Kimin gafleti artarsa hüsrana uğrar ve nedameti artar.

Bu sebeble meşayih-i kiram müridi ere: “Çok yemeyiniz, çok içmeyiniz, bu sebeble çok uyursunuz ve hüsrana uğrarsınız” diye buyurmuşlardır.

7. Açlıkta ibadete devam kolaylaşır. Toklukta ise ibadet zorlaşır, ibadete devam ise daha güçleşir.

8. Açlıkta bedenler ve uzuvlar sıhhatli olur, hastalıklar def olur. Çünkü umumiyetle hastalıkların sebebi çok yemek, çok içmek, çok uyumak, kan fazlalığıdır. Hastalık ibadetlere mani olur, kalbi huzursuz eder, ibadet şevkini kırar.

9. Gayet sade bir hayat sürer, sıkıntısı olmaz. Az yemeği itiyad edinen az mala kanaat eder. Bu sebeble Rasûlullah -sallallalahü aleyhi ve sellem-: “İktisada riayet eden fakra duçar olmaz.” yani maîşetinde orta yolu tutan fakir olmaz buyurmuşlardır.

10. Açlıkta sadakasını gönül huzuru ile verebilir, yemeğinin fazlasını yetimlere, miskinlere dağıtır, kıyamette de sadakası altında gölgelenir.

TAKVA İÇİN ORUÇ

Cenabı Hakk Azze ve Celle ayeti kerimede: “Orucun farzıyyeti sizin ittikanız için” buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvvei şehvaniyyesini kırdığı gibi nefsin heva ve hevesini kırarak bütün azalan günahdan, isyandan ictinab ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyan buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesaisi iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvaniyyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men’edilmiş olduğu gibi tasfiye-i cesed ve bazı emraz-ı kalbiyyenin tathirine de oruç vesile olur. Ve tıbben de midenin tashîhine vesile olduğu malum, bir hakikattir.

Muhammed bin el-Haris -radıyallahu ahn- der ki: Beş zümreye beş şeyi sordum, hepsi de aynı cevabı verdiler:

1. Tabiblere devaların en şifalısını sual ettim: “Açlıktır ve az yemekdir,” dediler.

2. Hikmet ehillerine: “Allah’a ibadete en fazla yardımcı olan nedir?” diye sual ettim. “Açlıktır ve az yemektir” dediler.

3. Zahidlere, “Zühde en fazla kuvvet kazandıran nedir?” diye sual ettim. “Açlıktır ve az yemektir” dediler.

4. Alimlere, “İlim hıfzında en fazla yardımcı şey nedir?” diye sual ettim, “Açlıktır ve az yemektir” dediler.

5. Sultanlara, “Her vakit dikkatli bulunmanın çaresi ve en güzel, en lezzetli taam nedir?” diye sual ettim, “Açlıktır ve az yemektir” dediler.

Mahmud Sami Ramazanoğlu

Altınoluk

Ramazan�daki hedeflerimiz neler olmalı?

Bir Müslüman olarak rahmet ve bereket ayı olan Ramazan�ı en verimli şekilde geçirebilmek için kendimize şu hedefleri belirleyelim:

Çok Kur’an-ı Kerim okumak ve hatim indirmek.

Teravih namazını 20 rekat olarak cemaatle camilerde kılmak.

İftar saatlerinde ümmeti Muhammet için çok dua etmek.

Oruçlarımı mutlaka sahura kalkarak tutmak ve sahur vakitlerini dua, namaz ve Allah�ı zikirle çok iyi değerlendirmek.

Öğrencilere, komşularımıza ve akrabalarımıza iftar vermek.

Sadaka, burs, bağış ve yardımlarımızı bu ayda biraz daha artırmak.

Allah’ın isimlerini bolca zikretmek.

Gıybet, su-i zan, yalan, dedikodu gibi günahlardan uzak durarak orucumuzu lekelememek.

Ramazan�ımızı bereketlendirmek için fitremizi fazlasıyla vermek.

Çevremize hayırhâh olup bu ayda kalplerin de yumuşamasını fırsat bilerek din-i mübin-i İslam’a hizmet adına daha fazla şeyler yapmak.

Hayır ve hasenat sahiplerini yeni bir nesle sahip çıkma adına çeşitli hayırlara kanalize etmek.

Kötü huy ve alışkanlıklarımızı bu rahmet ve bereket ayında tamamen terk etmeye çalışmak.

�Ramazan tebrik ziyaretleri� adı altında tanıdık tanımadık herkese ziyaretlerde bulunmak.

�Her gece Kadir Gecesi olabilir� mülahazası ile Ramazan gecelerini çok dinç olarak ibadet ve dua ile değerlendirmek.

Zaman Gazetesi

Asım Akın Işık

Soru : Günaha şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda şeytanlar nasıl günah işletiyor?

Cevap : Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir.

Soru : Bazı imsakiyeler, Türkiye gazetesi takviminden farklıdır. Hangisine uymak ihtiyatlı olur?

Cevap : İhtiyata riayet etmek tedbirli ve temkinli hareket etmek elbette iyi olur. Türkiye gazetesi takvimine göre hareket edilmelidir. Yoksa oruçlar tehlikeye girer. Türkiye gazetesinin hesapları yüz yıldır uygulanan hesaplardır. [Takvimlerde Farklılık kısmında geniş bilgi var.]

Soru : Bazıları diyor ki, Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de tuttuğumuz zaman gerektiği zaman bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı?

Cevap : Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamak lazım. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da hastalanınca diğer günler tutamaz. Bu hallerde ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ilmihal kitaplarında vardır.

[Böyle hurafelere inanmamak için dinimizi öğrenmemiz lazım. Dinimizi doğru öğrenmek için de, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerinden tercüme edilerek hazırlanan, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını okumak gerekir.]

Soru : Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç orucu bozar mı?

Cevap : Orucu bozmaz. Çünkü, sağlam deriye sürülen ilaç, deriden içeriye girse de orucu bozmaz.

Soru : İstemeyerek ağız dolusu kusmak orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz. İsteyerek, zorlayarak az bir kusma da orucu bozmaz ise de, ağız dolusu kusmak bozar. Hadis-i şerifte (Kendiliğinden ağız dolusu kusanın orucu bozulmaz. İsteyerek ağız dolusu kusanın orucu bozulur, kazası gerekir) buyuruldu. (Nesai)

Soru : Tıraş olurken kanayan yere, kanın durması için kantaşı sürmek orucu bozar mı?

Cevap : Hayır, bozmaz.

Soru : Bir hastalık sebebiyle de iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur mu?

Cevap : Evet bozulur, kaza gerekir. Oruç bu şekilde bozulduktan sonra yiyip içmek, kefareti gerektirmez.

Soru : Gündüz uyurken ihtilam olunca oruç bozulur mu?

Cevap : Hayır, bozulmaz. Uyanınca ilk fırsatta gusledilir. Hadis-i şerifte, (İhtilam olmak orucu bozmaz) buyuruldu. (Beyheki)

Gusletmekle de oruç bozulmaz. Guslederken vücudun içine su girmemesine dikkat etmelidir! İçeri su girerse oruç bozulur.

Soru : Bir hasta, ilaç alarak orucunu bozsa, kefaret gerekir mi?

Cevap : Gerekmez. Çünkü dinimizin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca yalnız kaza gerekir. Fakat basit bir şey için oruç bozulursa kefaret de gerekir.

Soru : Ağızdaki yara için oruçlu iken ilaçla gargara uygun mu?

Cevap : Ağızdaki yara, namazda okumaya mani değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır.

Soru : İşyerinde iş gereği toz oluyor, ayrıca sigara içen de oluyor. Bunlar orucuma zarar verir mi?

Cevap : Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut tütsülerin dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı halde, ağzına burnuna giren un tozları orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkanı yoktur.

Soru : Ramazanda oruç tutarken ağır hastalanan kimseye su vermek caiz midir?

Cevap : Caizdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Oruçlu iken vefat edene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.) [Deylemi]

Ramazan-ı şerif haricinde ölüm halindeki oruçlu hastalara, su vermek müstehaptır.

Soru : Depresyon halinden şuursuz olarak oruç bozunca kefaret gerekir mi?

Cevap : İmsaktan sonra, ezan okunurken, ne yaptığınızı bilmeden orucu bozmuşsanız kaza gerekir. Eğer orucu bozduğunu biliyorsanız, kefaret gerekir. Anlattığınız depresyon halinden sanki şuursuz olarak bozduğunuz anlaşılmaktadır. Şuursuz bozulunca da kaza gerekir.

Soru : Morfinle dişini çektirdikten sonra, “orucum bozuldu” diye yiyip içene kefaret mi gerekir?

Cevap : Kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne yapılınca oruç bozulur ve kaza lazım gelir. Oruç bozulduktan sonra yiyip içmek, kefaret gerektirmez.

Soru : Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?

Cevap : Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir.

Soru : Nisaiyeci bir kadın doktora muayene olanın, orucu bozulur mu? Bozulursa, kefaret mi gerekir?

Cevap : Doktor, eldivene herhangi bir ilaç, yağ sürerse, oruç bozulur, sadece kaza gerekir.

Soru : Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi?

Cevap : Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur.

Soru : Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi?

Cevap : Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır.

Soru : Omuzlarımda ağrılar için doktor iğne yapılması gerektiğini söyledi. Yapılacak iğne ve sürülecek krem orucu bozar mı?

Cevap : İğne olmak (enjeksiyon) orucu bozar, kaza gerekir. Krem sürmek orucu bozmaz.

Soru : Abdest alırken diş etlerinden kan gelirse abdest bozulur, oruç bozulur mu?

Cevap : Kan ağızdan dışarı çıkarsa abdest bozulur. Yutulursa abdest bozulmaz, fakat bu sefer de oruç bozulur. Tükürükten az ise, oruç da abdest de bozulmaz.

Soru : Porno film seyrederken, sadece bakarken cünüp oldum, orucum bozuldu mu?

Cevap : Sadece bakarak cünüp olunca oruç bozulmaz. El ile veya başka bir şeyle cünüp olmaya yardım edilmişse, o zaman kaza gerekir. Porno film seyretmek haramdır. Haram işleyenin ibadetleri sahih olur, farz borcundan kurtulur ise de, kazandığı günahlardan dolayı kavuşacağı büyük sevaplardan mahrum kalır. Her haram böyledir. Özellikle oruçlunun böyle günah işlemesi çok çirkindir.

Soru : Bel gevşekliği sebebiyle meni gelse, oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Nezle olduğum için burnumun içine gelen akıntıyı geri çekip yuttum, orucum bozuldu mu?

Cevap : Bozulmadı.

Soru : Ağzıma balgam geliyor, yutuyorum, oruç bozuluyor mu?

Cevap : Balgamı yutmakla oruç bozulmaz

Soru : İmsak vakti çok yemek yiyorum. İmsak çıktıktan sonra yemek kaynarken ağzıma geliyor, yutuyorum. Orucum bozuluyor mu?

Cevap : Bozulmaz. Hatta ağzınıza gelen kusmuğun geri gitmesi de orucu bozmaz.

Soru : Oruçlu iken burna çekilen su ağzımızdan çıksa oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulur. Buruna ilaç çekmek gibi su da çekip genze ulaşırsa oruç bozulur, kaza gerekir.

Soru : Tükürüğümüz, dudağımızdan aşağı doğru sarksa, onu yalayıp yutsak oruç bozulur mu?

Cevap : Tükürüp tükürüğümüzü yalarsak oruç bozulur, kaza gerekir. Bahsettiğiniz şekilde olursa oruç bozulmamış olur. Sanki bir kısmı daha ağzımızda oluyor.

Soru : Erkeklerin idrar damlası gelmesin diye idrar yoluna koydukları pamuk orucu bozar mı?

Cevap : Orucu bozmaz. Maliki�de de pamuk koymak bozmaz. Şafii�de pamuk koymak orucu bozar ama, Şafii�yi namazda taklit eden Hanefi�nin orucu yine bozulmuş olmaz.

Soru : Banyo yapınca, banyoda oluşan buharı teneffüs etmek oruca zarar verir mi?

Cevap : Normal su buharı zarar vermez.

Soru : Ramazanda bir insan yatsıdan sonra hanımıyla beraber olsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz deseler uyandıklarında da güneş doğmuş olsa kefaret mi gerekir?

Cevap : Kaza da gerekmez. Yani oruçları bozulmuş olmaz. İhtilam olanın da orucu bozulmuş olmaz. Fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. [Daha önceden tedbir alıp cünüp olarak sabahlamamalı.]

Soru : Göz damlası orucu bozar mı? Lens ıslakken göze takılırsa oruç bozulur mu?

Cevap : İkisi de bozmaz.

Soru : Ramazanda sahurda yatmadan önce dişlerimizi fırçalıyoruz. Ağzımızı yıkamamıza rağmen tadı ağzımızda hissediliyor, bu durum orucu bozar mı?

Cevap : Hayır bozmaz.

Soru : Hanefi mezhebine göre “tükürdüğümüz zaman tükürükte tükürükten az miktarda kan olursa” abdest bozulur mu, yutunca oruç bozulur mu?

Cevap : Kan tükürükten az ise dışarı çıkmakla abdest bozulmaz, yutulunca da oruç bozulmaz.

Soru : Sigara tiryakisiyim, sigara içmezsem oruç tutmam çok zor. Sigara yakıları var. Bunları koluma koysam, deri nikotini emiyormuş. Orucum bozulur mu?

Cevap : Sağlam deriye konan hiç bir yakı, ilaç, krem orucu bozmaz. Emilmesinin önemi yok.

Soru : Oruçluyken kulaktan iltihap akması orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz.

Soru : Kan aldırınca oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Oruçlu iken kulağa pamuklu çubuk sokmakta mahzur var mı?

Cevap : Şafii�de bozar, Hanefi�de bozmaz.

Soru : Buruna ilaç sürmek orucu bozar mı?

Cevap : Katı ilaç bozmaz, sıvı ilaç bozar.

Soru : Jöle, krem, deodorant orucu bozar mı?

Cevap : Hiç birisi bozmaz.

Soru : Oksijen gazı tüpü ile suni hava verilince oruç bozulur mu?

Cevap : Teneffüs ettiğimiz hava orucu bozmaz. Tüple verilen oksijen de temiz hava demektir, oksijeni bol hava demektir. İçinde ilaç olsa bozar.

Soru : Hanımını öpenin orucu bozulur mu?

Cevap : Öpmekle orucu bozulmaz. Öperken cünüp olursa bozulur. Cünüp olma ihtimali varsa, hanımını öpmesi mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öperse haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır.

Soru : Yıkanırken kulağa sabunlu su kaçsa, oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Denize girmek orucu bozar mı?

Cevap : Denize girdiği için değil, su girecek deliklerden içine su kaçtığı için oruç bozulur. Eğer su girmezse oruç bozulmaz.

Soru : Bacağına ameliyatla protez takılan bir hastanın Ramazan ayı içerisinde göründüğü kadarı ile bir ağrısı ve sızısı olmadığı takdirde namaz kılıp oruç tutmasına engel teşkil eder mi?

Cevap : Teşkil etmez. Ayakta kılamazsa oturarak kılar.

Soru : Sabah yatarken susadığımı hissettim ve saatime baktım saati 05.10 geçiyor olarak gördüm. Dikkatli olarak baktığıma eminim. Suyumu içtim ve gayri ihtiyari saate bir baktım ki saat 06.10 çok üzüldüm. İmsak 5,30�du. Orucum bozuldu mu?

Cevap : Evet bozuldu. Sizin kastınız olmadığı için sadece kaza gerekir.

Soru : Astım hastası, mecburiyet halinde ilaç kullanınca oruç bozulur mu?

Cevap : Evet bozulur. Sadece kaza gerekir.

Soru : Ventolin, Salbutol gibi ağıza püskürtülen astım ilaçları orucu bozar mı?

Cevap : Bahsettiğiniz ilaçları kullanınca oruç bozulur. Çünkü içinde ilaç vardır. Ama oksijen gazı bozmaz.

Soru : Astım tabletinin gazını teneffüs etmek orucu bozar mı?

Cevap : Sigara dumanı gibi orucu bozar.

Soru : Evi haşere için ilaçladım. Bu ilacı teneffüs orucu bozar mı?

Cevap : Az olursa bozmaz.

Soru : Kadın hastalıklarında bir çubukla hap ve fitil veriliyor. Guslü gerektirir mi, orucu bozar mı?

Cevap : Genelde zevk alınmadığı için guslü gerektirmez. Gündüz kullanılırsa oruç bozulur, kaza gerekir. Pamuk bile konsa, pamuk tamamen içeri girerse oruç bozulur. Yaş parmak girse de oruç bozulur.

Soru : Gündüz taharette basuru yıkayıp içeri sokuyorum. Orucum bozuluyor mu?

Cevap : Dışarıdan içeri su veya herhangi bir şey girerse oruç bozulur. Eğer taharetlendikten sonra, bir havlu ile kurulanırsa basurun içeri girmesi orucu bozmaz.

Soru : Karşı tarafın ağız salgısını yutmak orucu bozuyor mu?

Cevap : Karşı tarafın tükürüğünü, salgısını yutunca oruç bozulur. Eğer bu sevdiğimiz bir kimse ise sadece kaza değil, kefaret de gerekir.

Soru : Oruçlu iken alışkanlıktan dolayı rujumu yalıyorum, oruç bozuluyor mu?

Cevap : Rujun oruca zararı olmaz. Fakat yenirse oruç bozulur. Kaza gerekir.

Soru : Oruçlu olduğunu unutup taharette mübalağa ederek içeriye su kaçsa oruca zarar verir mi?

Cevap : Unutulunca mahzuru olmaz. Unutarak yiyip içmek de orucu bozmaz. Oruçlu olduğunu bilerek taharette mübalağa eder ve içeri su kaçarsa oruç bozulur ve kaza gerekir.

Soru : Balıkların suyunu temizlerken boğazıma ister istemez su kaçtı orucum bozuldu mu?

Cevap : Ağza kaçtı ise bozulmaz, boğazdan içeri girmişse oruç bozulur, kaza gerekir

Soru : Oruçluyken misvak kullanmak mekruh mudur?

Cevap : Mekruh değildir. Şafii�de öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvaklanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu Allah için sevimlidir. Öyle ise Allah�a sevimli gelen bir şeyi biz niye yok edelim) derler.

Soru : Ayak tırnağımda yara var ve bu yaradan gün içerisinde sarı su, irin ve bazen de kan geliyor ve tırnak arasında birikiyor, bunlar tekrar içeri girip orucu bozar mı?

Cevap : Orucu bozmaz.

Soru : İstemeyerek yağmur suyu ağzımıza kaçsa orucu bozar mı?

Cevap : Bozar.

Soru : Ben diabet hastasıyım. Kan alıp ölçü aletine koyup şekerimi ölçmem orucu bozar mı?

Cevap : Kan aldırmak orucu bozmaz.

Soru : Arı soksa oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Bir arkadaşın migren ağrısı olduğu için ramazan orucunu tutmuyor. Ne yapması lazım?

Cevap : Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yiyip içmelidir! Hadis-i şerifte (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir) buyuruluyor. Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın içinde verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder

Soru : Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?

Cevap : Her zaman verebilir. Ramazanın içinde verilebilir.

Soru : Ramazanda şeytani rüya görülür mü?

Cevap : Görülmez. Nefsani rüya görülür

Soru : Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır?

Cevap : Hayır hepsi bağlanır.

Soru : Şeker bayramı demek caiz mi?

Cevap : Bayramdan önce hurma, şeker gibi herhangi bir tatlı yemek müstehap olduğu için caizdir.

Soru : Ele iğne batıp kırığı içinde kalsa orucu bozar mı?

Cevap : Hazım cihazına girmeyince bozmaz.

Soru : Oruçlu iken kalbim ağrıyınca trinitrin alsam kaza mı gerekir?

Cevap : Evet.

Soru : Burna tuzlu su çekmek, ilaç gibi orucu bozar mı?

Cevap : Evet. Beyne veya boğaza kaçarsa bozar.

Soru : Mastürbasyon kaza gerektirir deniyor. Bana göre kasten orucu bozuyor, ben kefaret gerekir diyorum. Hangi kitapta kaza gerektiği yazılıdır?

Cevap : Mastürbasyon için yalnız kaza lazım olduğu, Fetava-i Hindiyye, Bahrürraik ve Dürr-ül-muhtar kitaplarında yazılıdır. Kefaret gerektirmez. Akıl ile din olmaz. Dinde nakil şarttır.

Soru : Dayanamayıp orucunu bozana kaza mı gerekir?

Cevap : Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir.

Soru : Kalb için, dil altına konup, emilen hap, orucu bozar mı?

Cevap : Evet. Deri altına iğne ile ilaç zerki gibidir.

Soru : Hasta, ağzına sık sık su alsa orucu bozulur mu?

Cevap : Yutulmadıkça bozulmaz. Ama böyle yapmak uygun değildir.

Soru : Hasta, su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?

Cevap : Ciğerlere giderse bozar.

Soru : Burun kanı, genizden mideye giderse, oruç bozulur mu?

Cevap : Evet.

Soru : Suya dalıp kulağa su kaçınca oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Abdest alınca veya ağzımızı yıkayınca kalan yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

Cevap : Ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürük ile yutmak orucu bozmaz.

Soru : Abdestte su kaçınca yiyip içse kefaret mi gerekir?

Cevap : Kaza lazımdır.

Soru : Kadın ve erkeğin ilaç olarak kullandıkları fitil, orucu bozar mı ve guslü gerektirir mi?

Cevap : Gündüz kullanırsa oruç bozulur. Fakat guslü gerektirmez.

Soru : Burnum kanadı. Bu arada genzime giden kanı yuttum. Orucum bozuldu mu?

Cevap : Burundan genze giden kanı veya dişi kanayan ağzındaki kanı yutunca, yani kan mideye gidince oruç bozulur. Sadece kaza gerekir.

Soru : Buruna sıvı ilaç veya tuzlu su çekmek orucu bozar mı?

Cevap : Beyne veya boğaza giderse bozar.

Soru : Kulağı antiseptikli su ile yıkatmak orucu bozar mı?

Cevap : Bozar. İlaçsız su ile yıkamak bozmaz.

Soru : Hasta, su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?

Cevap : Ciğerlere giderse bozar.

Soru : Ağrıyan dişe, göze ve kulağa ilaç konsa oruç bozulur mu?

Cevap : Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar. Göze damlatılan ilaç bozmaz. Dişe konulan ilaç, yutulmazsa orucu bozmaz. Hatta ilacın tadı boğazda hissedilse de bozmaz.

Soru : Yaraya konan ilaç orucu bozar mı?

Cevap : Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna gittiği bilinmezse oruç bozulmaz.

Soru : Epilasyon orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz.

Soru : Oruçlu iken esans koklamak orucu bozar mı?

Cevap : Çiçek, esans koklamakla oruç bozulmaz, mekruh da değildir.

Soru : Ağızdaki az bir kanı yutanın namazı ve orucu bozulur mu?

Cevap : Az olduğu için bozulmaz.

Soru : Oruçlu iken gusletmek orucu bozar mı?

Cevap : Gusletmekle oruç bozulmaz. Ancak ağızdan, burundan içeri su kaçarsa veya su içine oturulunca veya taharetlenirken içeri su kaçarsa oruç bozulur.

Soru : Dudaktaki yaşlığı yutmak orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz.

Soru : Makata konan pamuğun bir kısmı dışarıda kalsa orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz, hepsi içeri girerse bozar.

Soru : İmsak vakti sona ererken yaraya konan sıvı ilaç, gündüz emilmeye başlasa oruç bozulur mu?

Cevap : İmsaktan önce konulduğu için bozulmaz.

Soru : Kalb hastasıyım. Bazen çok ağrıyınca hap alıyorum. Ramazanda oruçlu iken ağrı tuttuğunda ilaç alırsam, kefaret gerekir mi? Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozar mı?

Cevap : Zaruret olduğu için yalnız kaza gerekir. Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen bozar.

Soru : Diş çektirmek orucu bozar mı?

Cevap : Diş çektirmek orucu bozmaz. Eğer diş çektirilirken iğne vurulursa, oruç bozulur. Dişten çıkan kanı yutmakla da oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur, gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez.

Soru : Ramazan ayı, niçin bazen 29, bazen 30 gün oluyor?

Cevap : Ramazan-ı şerif kameri aylardandır. Kameri aylar 29 veya 30 gün olur. Kur�an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. (Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allah�ın emridir.

Soru : Şabanın son günü, Ramazan ise farz olur, değilse nafile olur diyerek oruç tutmak uygun mu?

Cevap : Bu niyetle tutmak mekruh olur. Böyle niyet etmeden, Şabanın son günü nafile oruç tutmak mekruh olmaz. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:

(Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]

Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp veya Ramazan diye Şabanın son günü oruç tutmak mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, Şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır.

Soru : Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?

Cevap : Yemek verilmez, yemek parası verilebilir.

Soru : Yazın kazaya kalmış oruçları, kışın kaza etmek caiz mi?

Cevap : Caizdir.

Soru : Hacda şükür kurbanı yerine ceza olarak oruç tutmak caiz mi?

Cevap : Caiz olmaz. Ancak israfı önlemek için caizdir.

Soru : İmsaktan sonra kazaya niyet edenin orucu nafile mi olur?

Cevap : Evet.

Soru : Seferdeki kimseye, evine gelince tutmadığı oruçları kaza etmek farz mı?

Cevap : Evet.

Soru : Ramazanın son günü, bugün bayram diyenlere aldanıp, orucunu bozana, kaza mı lazım olur?

Cevap : Kaza lazım olur.

Soru : Kaza ve kefaret orucunun yılını bilmeyen ne yapar?

Cevap : Evvel kazaya kalmış olan diye niyet eder.

Soru : Ölüm hastası oruçlu kimseye zemzem vermek lazım mı?

Cevap : Oruçlu ölmesi evladır.

Soru : Erzurumlu, yazın orucu, Adana�da tutsa, daha sevap mı?

Cevap : Hayır. Sıkıntı kendiliğinden gelirse sevap olur.

Soru : (Başkası yerine oruç tutulmaz) hadisi hangi kitapta var?

Cevap : Tahtavi haşiyesinin 238. sayfasında var.

Soru : Kaza orucunu davette bozmak caiz mi?

Cevap : Hayır.

Soru : Söylentilere inanıp, Ramazan diye, Şabanın 29unda oruca niyet ettim. Doğrusunu öğrenince bozdum. Kaza gerekir mi?

Cevap : Gerekmez.

Soru : Diş dolgusu sebebiyle gusülsüz oruç tuttum. (Oruç tuttuğum yıllardaki gusülleri Şafii�ye veya Maliki�ye göre aldım) demek gerekir mi?

Cevap : Evet, hem tevbe gerekir, hem de böyle niyet etmeli!

Soru : Teyzemin böbreğinde taş olduğu için doktor devamlı su içmesi gerektiğini söylemiş. Eğer fidye vermesi gerekiyorsa ne kadar ve ne vermeli? Bu fidyeyi bana vermesi uygun olur mu?

Cevap : Oruç tutamayacak kadar hasta ise 30 günlük ramazan için 53 kg un verir. Yahut değerini altın olarak verir. Siz fakirseniz size de verebilir.

Soru : Bir kimse akşam namazından önce uyusa veya bayılsa öbür gün öğleyin uyansa hemen oruca niyet edebilir mi?

Cevap : Niyet edemez. Öğleden bir saat önce uyansa idi edebilirdi.

Soru : Kalb rahatsızlığım var. Normalde oruç tutabiliyorum. Kalb krizinden endişe ediyorum. Fidye verip, oruç tutmasam olur mu?

Cevap : Oruç tutabilenin fidye vermesi caiz olmaz. Kalb hastalığında, göğüs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç [TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sağlam deriden içeri girdiği için orucu bozmaz. Kriz gelirse ağızdan alınan ilaçlar alınarak oruç bozulur. Yani tutabildiğiniz kadar oruç tutmalısınız.

Soru : Ramazanda rahatsızlık sebebiyle tutamadığım 10 günlük orucu kaza ederken, peşpeşe mi tutmam gerekir?

Cevap : Peşpeşe tutmanız gerekmez, fırsat buldukça tutarsınız.

Soru : Hamile ya da çocuk emziren bir kadın oruç tutabilir mi? Tutmadığı günler kazaya mı kalır yoksa her gün için fidye vermek mi gerekir?

Cevap : Hamile iken de çocuk emzirirken de oruç tutabilir, eğer tutarsa sağlığına zarar verecekse, çocuğa zarar olacaksa o zaman tutmaz, sonra kaza eder. Fidye vermekle kurtulamaz.

Soru : Düzenli olarak iğne kullanması gereken hasta, tutamadığı bu Ramazan oruçlarını nasıl ödemesi gerekir?

Cevap

Bir aylık 53 kg un verir, yahut değeri kadar altın. Hasta zengin değilse bunu da vermez, dua eder.

Soru : Ailemden uzakta başka şehirde talebeyim. Annem telefonda, sahura kalkabiliyor musun dedi, evet kalkıyorum dedim halbuki kalkamadığım çok oldu. Aç olarak oruç tuttuğumu bilip üzülmesin diye böyle söyledim bu yalan caiz olur mu?

Cevap : Burada yalan caizdir.

Soru : 3 senelik oruç borcum var. Bunu 30�ar gün olarak peşpeşe mi tutmam lazım?

Cevap : Fırsat buldukça birer ikişer veya üçer beşer tutarsınız, yani 30 gün birden tutmak gerekmez. 90 gün oluncaya kadar böyle devam edersiniz.

Soru : Babam rahatsızlığı sebebiyle son iki yıla ait Ramazan-ı şerif orucunu tutamadı. Halen oruç tutamayacak durumda. Yaşı ilerlemiş olduğundan tekrar sıhhatine kavuşması şu an zor gözüküyor. Dinen zengindir. Ne yapması gerekir?

Cevap : Oruç fidyesi verir, fakat iyi olduğu zaman, yine oruç tutması gerekir. Bir aylık oruç için 53 kg un vermesi gerekir, bir veya birkaç fakire verir.

Soru : Kaza orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabul olmamış diye, oruç tutarken kazaya niyet edilse, mahzuru olur mu? Kaza orucum yoksa, bunlar nafile olur mu?

Cevap : Kazası olmayanın da kaza namazı kılmasında, kaza orucu tutmasında mahzur yoktur. Kazası yoksa nafile olur.

Soru : Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimali olacağı için, bayramdan sonra kaza orucu tutmak gerekir mi?

Cevap : İki gün kaza orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük İslam âlimi seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kaza niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lazımdır) buyurdu.

Soru : Bu sene yılbaşı Ramazana geldi. Bu ayda kumar oynamak, içki içmek daha kötü değil midir?

Cevap : Kumar oynamak, içki içmek her zaman haramdır. Fakat mübarek yerlerde ve mübarek günlerde bu haramları işlemek elbette daha büyük günah olur.

Yılbaşı ile Noel birbirinden farklı ise de, 21 veya 25 Aralıktaki Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden, yılbaşı gecesi Hıristiyanlar gibi eğlenmek caiz olmaz.

Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur.

Kâfirlerin yaptıkları ibadetler ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz. (Redd-ül Muhtar)

Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!

Soru : Bayramın ikinci günü oruç tutmak caiz mi?

Cevap

Ramazan bayramının ikinci günü oruç tutmak caizdir.

Soru : Kaza orucuna niyet eden bir kimse, cünüp iken, imsak vaktinden sonra kalkıp banyo yapsa orucu yine de tutabilir mi?

Cevap : Tutabilir. Hatta namaz kılmayan kimse akşama kadar da cünüp dursa orucu yine sahih olur. Fakat namaz kılmadığı için ve cünüp durduğu için büyük günah olur. Yani cünüp oruç tutmakla oruç bozulmuş olmaz.

Soru : Fecirle imsak vakti aynı şey mi?

Cevap : Fecir, sabah namazı vaktidir. İmsak, oruçken yiyip içmeyi kesme zamanıdır.

Soru : Kazaya kalmış Ramazan orucunu bilerek bozan bir kimse kaç gün oruç tutması lazım?

Cevap

Kaza orucunu bozunca bir gün tutar.

Soru : Ölü veya diri için namaz kılmak, oruç tutmak ve ona bu sevabı yollamak olur mu?

Cevap : Namazın orucun sevabı ona gönderilir. Bizzat onun için namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Gönderilen sevap ta, onun kılmadığı namaz, tutmadığı oruç yerine geçmez.

Soru : Orucun sahih olması için, sahura kalkma mecburiyeti var mı?

Cevap

Hangi oruç olursa olsun sahura kalkma mecburiyeti yoktur. Kalkmak sünnettir. Kalkılırsa sevap olur.

Soru : Yeni namaza başladım. Oruç da tam olarak bu Ramazan tutacağım. Ancak namaz ve oruç kazalarımı nasıl hesaplayacağım, tam bilmiyorum.

Cevap

Zannı galibe göre hesaplarsınız.

Soru : El, yüz vücut losyon veya kremlerinde alkol olduğu ve namaz kıldığımız için bu kremleri kullanmamamız gerektiği, oruçluyken de necis olduğu doğru mu?

Cevap : Hayır o karışım alkoller affedilmiştir.

Soru : Orucun haram olduğu aylar ve günleri yazar mısınız?

Cevap : Oruç tutmak sadece bayram günleri haramdır. Senede beş gün. Yani dört gün kurban bayramı, bir gün de ramazan bayramı. Diğer günler oruç tutulabilir.

Soru : Yemekhanede birkaç kişiyi yerken görüp, biz de dalgınlıkla vakte dikkat etmeden vakit girdi sanıp 16:40 da iftarı açtık. Sonra takvime baktık ki akşam 16:44 deymiş. Kasıtlı bozmadığımız için kaza gerekir değil mi?

Cevap : Evet kaza gerekir.

Soru : Kaza orucuna yalnız olarak nasıl niyet etmeli ve hangi zamanlar arasında niyet etmeli?

Cevap : İlk kazaya kalan Ramazan orucuna demeli. Akşamdan imsak vaktine kadar niyet etmeli.

Soru : Oruçlu olunca abdestte ağza burna fazla su çekilmese olur mu?

Cevap : Evet olur.

Soru : Nezri muayyen, nezri mutlak oruçlar nedir?

Cevap : Vacip oruçlar, muayyen olur. Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, nezri muayyen oruç olur.

Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir.

Soru : İki sene adak orucu yerine yemin kefareti vermek caiz mi?

Cevap : Hayır.

Soru : Bir ay oruç tutmayı adayan, 30 gün peşpeşe mi tutar?

Cevap : Hayır.

Soru : Ebem, bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulundu. Tutmadan öldü. Ne lazım?

Cevap : Bu adak için bir senelik oruç kefareti yapılır.

Soru : 3 gün üst üste oruç tutmayı adamıştım, fakat üçüncü gün -orucu bozan fakat kefaret gerektirmeyen bir durum neticesinde- orucum bozuldu. Nasıl hareket etmem lazım?

Cevap : Adak orucunu kasten bozsanız kefaret gerekmez. Yeniden üç gün oruç tutarsınız.

Soru : Sabah namazına kalkamayanın her defa için bir gün oruç tutmayı adaması caiz mi?

Cevap : Hayır caiz değildir.

Soru : (İşim olursa iki sene oruç tutacağım) dedim. Fakat Allah rızası için demediğim için oruç tutmam lazım mı?

Cevap : Evet. Çünkü oruç zaten Allah rızası için tutulur.

Soru : (Şu işi yaparsam bir gün oruç tutacağım) diye söylendiğinde, bu şeyi her yaptığımız sefer için bir gün oruç mu tutmalıyız, yoksa birkaç sefer sözümüzden çıktığımızda da 1 gün oruç tutmak yeterli mi?

Cevap : Bir gün oruç tutmanız yeter.

Soru : Damardan serum verilmesi, sadece imam-ı a�zama göre orucu bozduğu söyleniyor. Diğer mezheplere göre bozmuyor mu? Serumla gıda ve deva verilebiliyor. İhtiyacı olan suyu, gıdayı ve ilacı serumla alan kimsenin orucu bozulmaz mı? Oruçta gaye, yiyip içmeyi terk etmek olduğuna göre, ağız yolu ile değil de, damar yolu ile yiyip içenin orucu niçin bozulmaz?

Cevap : Dört mezhepte de, sağlam deriye konan ilaç, gıda ve deva, emilip içeriye nüfuz etse de oruç bozulmuş olmaz. Mesela kalb hastalığında, göğüs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç [TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sağlam deriden içeri girdiği için dört mezhepte de orucu bozmaz. Bunun gibi, sağlam deriye konan nikotin yakısı da, vücut tarafından emildiği halde, dört mezhepte de orucu bozmaz.

Tabii menfezlerden [deliklerden] giren şeyler orucu bozar.

Şafii�de, kulak tabii menfezdir. Kulağa konan sıvı-katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Şafii�de idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya ilaç, hatta pamuk konsa bile orucu bozar.

Dört mezhepte de ve bütün imamlara göre, yaraya konulan ilaç, cevfe [içeriye] giderse oruç bozulur. Şafii mezhebinde, dimağ [beyin], karın, bağırsak, mesane birer cevftir. Mesela, baştaki kemik yarılsa, buradaki yaraya konulan ilaç, cevfe, yani beyne gideceğinden oruç bozulmuş olur.

Şafii�de karna bıçak saplansa, bıçağın ucu mideye, yani cevfe girdiği için oruç bozulur. Sağlam deriden bıçak cevfe girince oruç bozulduğu gibi, iğne ile adaleyi veya damarı yırtarak verilen ilaç, cevfe ulaşınca oruç bozulmuş olur. Hanefi�de ise, bıçak tamamen midenin içine girerse oruç bozulur.

Bugün tıpta, serumun mesaneye, dimağa ve vücudun her yerine gittiği kesin olarak bilinmektedir. O halde serum, dört mezhepte de orucu bozar. Sadece kaza gerekir. (Serum veya enjeksiyonla verilen ilaç, cevfe, [yani dimağ ve mesane gibi yerlere] gitmez) demek, çok yanlış olur, ilme ters olur.

Bütün doktorlar, damardan veya adaleden verilen ilacın, dimağ ve mesaneye gittiğini bildiriyorlar. O halde, işin aslını bilmeyenlere kanıp da, enjeksiyonla orucu telef etmeyelim.

[Buradaki Hanefi mezhebi ile ilgili bilgiler, Tahtâvi, Mebsut, Bedayi ve benzeri kitaplardan, Şafiilerle ilgili bilgiler ise, Mecmû, Muğnil muhtaç, Tuhfe, Envâr, Kummesrâ, Bâcuri, Şerh-i İbni Bâcuri gibi muteber eserlerden alınmıştır.]

Soru : Amerika�dan yola çıkıyorum. Gece yolculuğu yapacağım. Sahur vaktinde uçakta olacağım, hangi ülkeye göre imsak vaktini esas alacağım. Evim Hollanda�da. Eve dönünce Hollanda’nın iftar vaktini mi esas alacağım?

Cevap : Çıktığınız ülkenin yani Amerika�nın imsak vakti esas alınır. Gittiğiniz yerin de iftar vakti esas alınır. Yani Hollanda�nın. Güneş batmadan iftar edilmez.

Soru : Sinüzitten muzdarip bir hasta oruçlu iken burnuna sıvı ilaç koyabilir mi?

Cevap : Oruç bozulur.

Soru : Oruçlu iken kulaktan iltihap akması orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz. Oruçta genelde çıkan şeyler orucu bozmaz, mesela kan aldırmak orucu bozmaz. Ama isteyerek ağız dolusu kusulursa orucu bozulur.

Oruçta genelde içeri giren şeyler bozar. Mesela enjeksiyonla kan verilenlerin orucu bozulur.

Soru : Oruçlu iken dişleri macunlu macunsuz fırçalamak orucu bozar mı?

Cevap : Macunsuz fırçalamakta mahzur yoktur. Macunlu fırçalamakla da oruç bozulmaz fakat mekruh olur. Macun yutulursa oruç bozulur, kaza gerekir.

Soru : Buruna ilaç sürmek orucu bozar mı?

Cevap

Katı ilaç bozmaz, sıvı ilaç bozar.

Soru : Dudağımda uçuk vardı ve ben de patlamasın diye krem sürmüştüm. Maalesef akşama doğru uçuk patladı. Orucum bozuldu mu?

Cevap : Bozulmadı

Soru : İftar için yiyecek bir şeyler hazırlarken parmağımı kestim. Birkaç damla aktı. Orucum bozuldu mu?

Cevap : Hayır kan çıkmakla, kan aldırmakla oruç bozulmuş olmaz.

Soru : Dirseğimde çıkan iltihaplanmadan dolayı dirseğimin üstünden ve altından birer cm uzunluğunda kestiler ve iltihabın akması için bir hortum sokup uçlarını dışarı çıkardılar. Dün yapılan muayenede bir merhemi üsten sıkıp alt uçtan dışarı akıttılar. Niyetli olduğumdan dolayı şüpheye düştüm acaba orucum bozuldu mu?

Cevap : Orucunuz bozulmadı.

Soru : Yanlış dolgudan dolayı diş etim hep kanıyor. Sahurdan sonra yatıyorum, sabah tekrar kalktığımda ağzımın içi kan dolu oluyor. Kanın birçoğu boğazımdan geçmiş oluyor. Bazen uyku halinde değilken de fark ediyorum kan geldiğini… Tükürürsem abdest bozulacak. Tükürmesem yani yutsam oruç bozulacak? Haliyle illa ki yutmuşumdur kan. Benim oruçlar bozulmuş mu?

Cevap : Kan yutmak orucu bozar. Oruçların Hanefi�ye göre bozuluyor. Onun için Hanbeli mezhebini taklit etmelisiniz. Orucu bozan şeyler, insanın elinde olmazsa, Hanbeli�de orucu bozmuyor.

Soru : Ayak tırnağımda yara var ve bu yaradan gün içerisinde sarı su cerahat ve bazen de kan geliyor ve tırnak arasında birikiyor, bunlar tekrar içeri girer mi yani bu durum orucu bozar mı?

Cevap : Orucu bozmaz.

Soru : Biz iki kardeşiz, annem bize hamileyken oruçlarını tutamamış. O zamanki Ramazan imsakiyelerini saklayıp daha sonra (yıllar sonra) o imsakiyelere bakarak sırayla tutmuş. Niyet ederken bunlara göre niyet etmiş. Bunları tekrar tutması gerekiyor mu?

Cevap : Çok iyi olmuş. Tekrar tutması gerekmez. Fakat imsakiye saklamasa da ilk kazaya kalan diyerek de tutabilirdi. Namazları da öyle kaza etmek gerekir. İlk kılınan kılınınca ondan sonraki ilk olur.

Soru : Hastanede test için kan verirken enjektörü sokmadan önce deriye alkol sürüyorlar ve çıkarttıktan sonra iğne deliğinin üzerine alkollü pamuk koyuyorlar. Bunun oruca bir zararı var mıdır?

Cevap : Hayır oruca zararı olmaz

Soru : Deriyi çizerek yapılan çiçek aşısı orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz. Tentürdiyot gibidir.

Soru : Burna katı merhem sürmek orucu bozar mı?

Cevap : Bozmaz.

Soru : Namazda Şafii�yi taklitte, pamuk fitil orucu bozar mı?

Cevap : Oruçta taklit etmediği için bozmaz.

Soru : Şekersiz çiklet çiğnemek orucu bozar mı?

Cevap : Mekruhtur. Çiğnememelidir.

Soru : Sakız çiğnemek orucu bozar mı?

Cevap

Çiğnenmiş sakızı çiğnemek orucu bozmaz. Lastik çiğnemek gibidir ağza bir şey gitmiyor.

Soru : Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak orucu bozar mı?

Cevap

Hayır, bozmaz.

Soru : Lavman yaptırmak orucu bozar mı?

Cevap

Evet, bozar.

Soru : Hanımı öpünce mezi gelirse oruç bozulur mu?

Cevap

Bozulmaz.

Soru : Tıraş kesiğine oruçlu olduğunu unutarak kolonya sürmek orucu bozar mı?

Cevap

Unutulmasa da bozmaz. Unutunca yiyip içilse de bozmaz.

Soru : Sigara içilen odaya girip, uzun müddet çıkmasak oruç bozulur mu?

Cevap : Lüzumsuz kalıyorsak bozulur, vazifemiz varsa bozulmaz.

Soru : Şevval orucunu tutuyorum. Bugün abdest alırken (burnuma su çekerken) unutarak ve istemeyerek genzime veya boğazıma sanırım su kaçırdım. Orucum bozuldu mu?

Cevap

Unutarak yiyip içince veya bozulup bozulmadığını kesin bilmedikçe oruç bozulmuş olmaz.

Soru : Ağız dolusu hastalık sebebiyle kusanın orucu bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Hac için hastaneden kan aldılar fakat kan şırıngaya geldi dışarı çıkmadı, sonra tekrar içeri koydular. Abdestim bozuldu mu, orucuma bir zarar geldi mi?

Cevap

Hem abdestiniz hem de orucunuz bozuldu. Kan çıkmakla abdestiniz, kan içeri girmekle orucunuz bozuldu. Şırıngaya çıkmakla dışarı çıkmış oldu. Kendi kanınız da olsa vücudunuza kan verildi.

Soru : Soğuktan dudak çatladığı için dudak kremi sürmenin abdeste ve oruca bir zararı var mı?

Cevap

Abdeste de oruca da zararı olmaz.

Soru : Mideye ucu dışarıda kalan alet sokulursa, oruç bozulur mu?

Cevap : Bozulmaz.

Soru : Türkiye Takvimine göre, sahuru yanlışlıkla 10 dakika geciktirdim. Orucum sahih oldu mu?

Cevap : Kaza gerekir.

Soru : Deri altına tüberküloz testi yapılıyor. Orucu bozar mı?

Cevap : Evet.

Soru : Kulağı pamukla veya su ile temizlemek, orucu bozar mı?

Cevap : Hanefi�de bozmaz.

Soru : Kulaktaki pamuk, delik zardan içeri girse, orucu bozar mı?

Cevap : Hayır.

Soru : Gırtlağa çıkan tükürüğü kusarak çıkarmak, orucu bozar mı?

Cevap : Hayır.

Soru : Mahalli bir yazar diyor ki:

( Her yıl aynı yazılar yazılıyor ve fitil ve benzeri şeylerin orucu bozup bozmayacağı hususunun oruçla ne ilgisi var, İslamiyet bu mu?)

Cevap

Yazar, İslamiyet�i bilmediği gibi, nelerin orucu bozacağını da bilmiyor. İslamiyet her yıl değişmez. Bu sene İslam�ın şartı beş denmişse, gelecek sene bu altı olmaz. Azalmaz da, çoğalmaz da. Bu sene, (hastaya serum vermek orucu bozar) denmişse, gelecek sene (bozmaz) denilemez. Aslında değişik yazan varsa, o tenkit edilmelidir! Hep aynı şeyi yazan tenkit edilir mi? Şimdi mahalli yazara Soruyoruz,

İslamiyet bu değilse nedir? Her yıl değişmesi mi gerekir?

Yazar, orucun ne olduğunu, orucu nelerin bozduğunu bilmiyor ki, (vücuda giren şeylerin orucu bozup bozmayacağından bahsedilmez) diyebiliyor. Önce oruç nedir ve neler orucu bozar, kısaca bir tarifini yapalım:

Oruç, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yiyip içmeyi ve orucu bozan diğer şeyleri terk etmektir. Diğer bozan şeyler nelerdir? Yaradılışta bulunan deliklerden içeri giren şeyler orucu bozduğu gibi, vücuttaki yaraya konulan ilaç, sindirim yollarına sızarsa, yine oruç bozulur. İğne [enjeksiyon], serum orucu bozar. Çünkü bunlar sindirim yoluna gider. (Tahtavi)

Hastalık için kullanılan fitiller, tabii deliklerden verilir. Ağrı kesici, ateş düşürücü fitiller olduğu gibi, romatizma, mantar, bulantı, hemoroid ve kabızlık önleyici fitiller de vardır. Serum yolu ile de ilaç ve gıda verilebilir. Tabii deliklerden ilaç olmayan maddeler de girerse yine oruç bozulur. Bunları sormak ve bunlara Cevap vermekten tabii ne olabilir?

Soru : KBB mütehassısı bir doktor diyor ki:

Dinde reformcu bir grup, yeni bir kitap yazıp, âlimlerden farklı, yeni ictihadlar yapacaklarmış. Kulağa damlatılan ilacın orucu bozmayacağı yönünde bizden bilgi istiyorlar. Hanefi ve Şafii�ye göre, göze, kulağa ve burna damlatılan ilaç, orucu bozar mı, bozmaz mı?

Cevap

Fıkıh kitaplarındaki hüküm şöyle:

Hanefi�de göze damlatılan veya diş çukuruna konan ilacın tadı boğazda hissedilse bile orucu bozmaz. Kulağa damlatılan ilaç, burna konan sıvı ilaç orucu bozar.

Şafii�de ise, göze damlatılan ilacın tadı boğazda hissedilse bile bozmaz. Fakat kulağa konan her şey orucu bozar. Burna konan sıvı ilaç da bozar.

Hanefi�de ve Şafii�de, sağlam deriye sürülen ilaç, emilip içeriye nüfuz etse de oruç bozulmuş olmaz. Mesela kalb hastalığında, göğüs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç [TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sağlam deriden içeri girdiği için Hanefi�de de, Şafii�de de orucu bozmaz.

Hadis-i şerifte (İçeri giren şeyler orucu bozar) buyuruluyor. Şafii�de, kulak tabii menfezdir. Kulağa konan sıvı-katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Hanefi�de, kulağa giren katı şey ve su orucu bozmaz. Fakat yağ ve ilaç bozar. Yağ ve ilaç emilse de, emilmese de, sindirim yoluna gitse de, gitmese de bozar.

Göz, menfez kabul edilmediği, aynen sağlam deri hükmünde olduğu için, göze konan ilaç, sağlam deriye sürülen ilaç gibi çeşitli kanallarla sindirim yoluna gitse de hiçbir mezhepte orucu bozmaz. Fakat boğaza, beyne ve mesaneye açılan yara yolu ile ilaç verilirse, Hanefi�de de, Şafii�de de oruç bozulur.

Reformcu grup ne yapmak istiyor? Kendileri müctehid olsalar bile, ictihadla ictihadın nakzedilemeyeceğini bilmeleri gerekir. Reformcuların, (Burada Hanefilerin kavli doğrudur. Kulağa kum koymak orucu bozmaz. Şafii�nin ictihadı yanlıştır) demeye hakları olmaz.

Soru : İftar açarken ezan okunması şart mı?

Cevap : Hayır değildir. Vaktin girmesi şarttır. Vakit girince, ezan okunmasa da iftar edilir.

Soru : Bazı kimseler, her çeşit gıdayı yiyorlar, fakat et, süt gibi hayvani gıdalar yemeyip kırk gün perhiz yapıyorlar. Buna da oruç diyorlar. Müslümanlıkta böyle bir oruç var mıdır?

Cevap : Müslümanlıkta böyle bir oruç yoktur. Hıristiyanlıkta böyle perhizler vardır. Demek ki onlar, Hıristiyanların ibadetlerini yapıyorlar. Gayrı müslimlerin ibadetlerini yapanlar veya yapmadığı halde beğenenler kâfir olur. (Berika)

Soru : Üç ayları tutuyorum. Arkadaşlardan bilmeden davet edenler oluyor. Orucu bozmam caiz midir?

Cevap : Üç aylardan Receb ve Şabanda tutulan oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince orucu bozmak caizdir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek, onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz buyurdu ki:

(Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “oruçluyum” diye ısrar ediyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın.) [Dare Kutni]

Davete gidilince, Ramazan, kaza ve kefaret oruçları bozulmaz. Sadece nafile oruçlar bozulabilir. (Mevkufat)

Soru : Kaza borcum var. Üç aylarda tutabilir miyim?

Cevap : Kaza ve nafile oruçları Receb ve Şaban ve diğer aylarda tutmakta mahzur yoktur. Fakat kaza oruçlarını, mazeretsiz geciktirmemek iyi olur! Bu aylarda kaza orucu tutan, bu aylarda nafileye verilecek sevaplara da kavuşur. (Nevadir-i fıkhiyye)

Receb ve Şaban aylarında kaza orucu veya nafile oruç, her gün veya aralıklı olarak da tutulur. Tek başına Cuma veya Cumartesi günü oruç tutmamalıdır! Perşembe ile Cuma veya Cuma ile Cumartesi birlikte tutulursa mahzuru olmaz.

Receb veya Şabanda oruç tutarken, kazanız varsa, (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) diye niyet edersiniz. Kazanız yoksa, kaza orucu tutmak yine caizdir.

Soru : 12-14 yaşlarında çocuklarım var. Namaz kılıp oruç tutmaları farz mıdır?

Cevap : Büluğa erince kız ve erkek çocuğa, namaz, oruç farz olur. Ay hâlinde tutamadığı oruçları, bayramdan sonra kaza eder. Ay hâli sebebiyle kılamadığı namazları kaza etmez. Hz. Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)

Hz. Havva validemiz, Ramazan ayında hayz olunca, Allahü teâlâ, namaz kılmamasını ve oruç tutmamasını, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmemesini, fakat orucu kaza etmesini emretmiştir. (Mevkufat)

Soru : Oruç hakkında mezheplerimizdeki hükümler hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap : Ramazan orucuna niyetin son vakti, Hanefi�de öğleye bir saat kalıncaya kadar, diğer üç mezhepte imsak vaktine kadardır. Üç mezhepte, Ramazan orucu için her gece niyet gerekir, Maliki�de ramazanın ilk gecesi bir ay oruca niyet sahihtir.

Şafii�de, kulak tabii menfez [delik] dir. Kulağa konan sıvı katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Diğer üç mezhepte sadece ilaç konursa bozar. Şafii�de idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya pamuk konsa bile orucu bozar. Diğer mezheplerde bozmaz.

İğne vurulmak, dört mezhepte de orucu bozar.

Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak Hanefi�de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar.

Lavman Maliki�de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar.

Unutarak yiyip içmek, üç mezhepte orucu bozmaz, Maliki�de bozar.

Ramazanda oruçlu iken yiyip içene Hanefi ve Maliki�de kefaret gerekir, Şafii ve Hanbeli�de sadece kaza gerekir. Hanımı ile beraber olana dört mezhepte de kefaret gerekir.

Kan aldırmak Hanbeli�de orucu bozar, diğer üç mezhepte bozmaz. Abdest alırken, mübalağa etmeden boğaza su kaçarsa, Şafii ve Hanbeli�de oruç bozulmaz. Hanefi ve Maliki�de bozulur.

Ramazanda karı koca beraber olursa, Şafii ve Hanbeli�de kefaret kocanın üzerine olur, Hanefi ve Maliki�de ikisine de kefaret gerekir.

Maliki�de oruçlu iken hanımını öpmek haram, diğer üç mezhepte haram değildir. Ancak cünüp olmak ihtimali varken öpmek mekruhtur. Hanımın öpünce mezi gelirse üç mezhepte oruç bozulmaz, Hanbeli�de bozar.

Şafii ve Hanbeli�de, nafile oruç veya nafile namaza başlayan, tamamlamadan bozarsa, kazası vacip değil, Hanefi ve Maliki�de vaciptir.

Yalnız Cuma günü oruç tutmak Hanefi ve Maliki�de caiz, Şafii ve Hanbeli�de mekruhtur. İmam-ı Ebu Yusuf da mekruh dedi. Bu bakımdan Hanefiler yalnız başına Cuma günü oruç tutmamalıdır.

Kadir gecesi üç mezhepte ramazan ayı içinde, Hanefi�de ise bütün sene içindedir.

Sadaka-i fıtır, Hanefi�de Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de, bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii�de Ramazandan önce, Maliki�de ve Hanbeli�de ise bayramdan önce verilemez. Hanefi�de nisaba ulaşanın fıtra vermesi vacip, diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hanefi�de hanımın fıtrasını kocası vermez, diğer üç mezhepte vermesi lazımdır.

Soru : Kış günleri kısa olduğu için nafile veya kaza orucu tutmam uygun olur mu?

Cevap : Evet. Kolaylıklardan istifade etmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kışın oruç tutmak, meşakkatsiz elde edilen bir ganimettir.) [Tirmizi]

(Kış mevsimi, müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, oruç tutar, geceleri uzundur, o vakitleri ibadet eder.) [Gunye]

Soru : Erkek veya bayan kadın doktoru veya ebe, Ramazanda, abdestli iken bir kadına doğum yaptırsa, orucu, guslü veya abdesti bozulur mu?

Cevap : Hanefi mezhebindeki kadın doktorunun veya ebenin, Ramazan-ı şerifte doğum yaptırmakla orucu, abdesti ve guslü bozulmuş olmaz.

Zaruretsiz erkek doktora doğum yaptırmak caiz olmaz.

Soru : Oruçlu iken rahimden ültrasonla muayene olmak orucu bozar mı?

Cevap : Alete jel gibi bir şey sürüyorlar, rahme yağ veya jel gibi bir şey girince oruç bozulmuş olur. Eldivenle muayene etse de, eldivene bir şey sürülmüş ise yine oruç bozulur. İçeriye az da olsa bulaşacak bir şey girerse oruç bozulur.

İkinci bir husus da kadın, muayene esnasında zevk alırsa cünüp olur ve oruç bozulur. Zevk almazsa bozulmuş olmaz.

Kaynak

http://www.dinibilgiler.org

Oruç neden farz Allahın ihtiyacı yok

Neden oruç zorluğu

Ramazanın değeri değerlendirilmesi

Oruçla ilgili ayetler

Ramazan ve Oruç fazilet Hadisleri

Ramazanda şeytanların zincire vurulması

Teravih önemi Kaç rekat

Mukabele anlamı önemi

Kimler oruç tutmayabilir

Oruç tutamayana fidye

Sebepsiz oruç bozmak ve cezası

Oruç keffareti hangi durumlarda gerekir

Orucu bilerek bozma keffaret

Çok oruç bozmanın keffareti

Kadınlar belli günlerde oruç tutar diyorlar

Kadın belli günde namaz oruc kuran okuma

Adet halinde oruç tutmak

Adet günü tutulan oruç kabul olur mu

Oruçlu iken adet görülse

Oruç için ilaçla adeti geciktirmek

Doğum kontrol bandı orucu bozar mı

Bebeği olan oruç tutmasa olur mu

İğne orucu bozar mı

Orucu diş dolgusu için terk etmek

Kaç türlü oruç var

Tam iftar ve imsak vakti nasıl

Oruç açmak için ezan bitmeli mi

Oruç tutan alkol alıyorsa

Sigara orucu bozar mı keffaret gerekir mi

Dişleri temizlemek orucu bozar mı

Diş çektirmek orucu bozar mı

Diş macunu oruç bozar mı

Parfüm orucu bozar mı

Burun spreyi orucu bozar mı

Göze ilaç oruç bozar mı

Nemlendirici kremler orucu bozar mı

Astım bronşit tüpü oruç bozar mı

Kanımızı yutmak orucu bozar mı

Orucu açıktan ve gizli yemek

Sadece su ile oruç

Zekat ve sadakada verme ölçüsü miktarı

Zekat dışında verme gereği zamanı şartları

Fitrenin vakti zamanında ulaştırma

Cuma vakti Zekatı kimler kimlere nasıl verir

Zekatı kimler kimlere verir

Fitre kim kime kim için ne zaman ne kadar verir

Zekat Fitre kim kime verir Mustafa Akgül

Eid Mubarak 2009 world clips

Eid Mubarak 2009 world clips

Eid Mubarak 1

Eid Mubarak 2

Eid Mubarak 3

Eid Mubarak 4

Eid Mubarak 5

Eid Mubarak 6

Eid Mubarak 7

Eid Mubarak 8



ziyaret

  • 85,920