Tarafından kurannuru

Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili haberler (565 haber) >>>

Bütün F.Gülen vaaz sohbet ve klipleri >>> youtube >>> dailymotion

________________________________________________________________

21.06.209
Fethullah Gülen’i Anlamak!

Korkunç cephe oluşturuldu hedef Gülen

Fethullah Gülen Hocafendi’yi de bir gün mutlaka anlayacaklar!

AKLA HAYALE GELMEDİK ŞEYLER SÖYLENMEYE DEVAM EDİYOR…

Korkunç cephe oluşturuldu

hedef Gülen

9
“Bir kısım medya kuruluşları da maşa olarak kullanıldı. Ücretli kalemlere görevler verildi. Korkunç bir cephe oluşturuldu.” Mehmet Doğan, Yenişafak’ta yazdı.

Bediüzzaman Hazretleri Tarihçe-i Hayatında, “Barla’nın bir mahallesi olan Bedre’de ve Barla’nın bir dağında bir iki gece kalmaklığıma müsaade etmemişler. İşittim ki: ‘Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz.’ demişler” diyor. Bu bir vehim, büyük bir korku sonucu söylenmiş sözdür. Bu vehmi onlarda doğuran, Üstad Hazretlerinin yiğit tavrıdır.

Rus Prensinin önünde ayağa kalkmadığı için idama mahkum edilen ve sonra Prens tarafından ayağa kalkmama gerekçesi öğrenilince idamından vazgeçilen Bediüzzaman, Otuz Bir Mart hadisesinde de kendisini yargılayan hâkimler karşısında aynı pervasızlığı gösteren Bediüzzaman, kendisini suçsuz bulup serbest bırakan heyete işittirerek, “zalimler için yaşasın cehennem!” diyerek geçip giden Bediüzzaman, onlara göre ya bir delidir, ya da büyük bir devlete sırtını dayamış bir ajandır. Onun bir büyük inanç eri, bir büyük Veli olduğuna hiç akılları ermedi, eremezdi de.

Bediüzzaman, o gafiller için: “Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, dîvane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer, elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup, bana “Çıkmayacaksın!” diyebilir. Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur’ana ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i îmaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek îtibarıyla elli milyon kuvvetindeyim; haberiniz olsun!” dedi, ama yine anlamadılar, yine anlamadılar!

Evet, Said-i Kürdi bir İngiliz ajanıdır, dediler. İngilizler hesabına çalışır. İngilizler ona doğuda bir Kürt devleti kurduracak, Devletin anayasası da Risale-i Nur olacak, dediler. Bu korkunç iddialarını da şeytânî bir teville şöyle izah ettiler: Risale-i Nur Külliyatındaki NUR, Milliyetçi Kürt Cumhuriyeti’nin rumuzu, yani sembolüdür. Yani, “N.U.R”, (National Urartu Republic=Milliyetçi Kürt Cumhuriyeti) demektir, dediler. Bunları 1970 ve 1980 olaylarında çok kullandılar, gençleri Nurculuktan korumak için.

Sezai Karakoç Bey için de 1943′te Şamda Mişel Eflak ve Salah El-Bitar tarafından kurulan Baas Partisi’nin Türkiye’deki koludur, dediler. Sezai Karakoç, Diriliş Dergisi çıkarıyor ya, o partilerin adı da Ba’s yani diriliş ya, öyle ise Sezai Karakoç da Ba’sçıdır. (Ne mantık ama!..)

Bu marazî veya şeytani mantık hep bölmek, parçalamak için çalıştı. Hâlâ da çalışmaya devam ediyor. Ama çoğu zaman hayırlara da yol açıyor. Benim Bediüzzaman Hazretlerini daha iyi tanımam, bu yakıştırmaları dinlememden sonra oldu. Nasıl bir ajanmış, hele bir öğreneyim, diye bütün Risale-i Nur Külliyatını edinip okudum. Netice, büyük bir hayranlık ve teslimiyet oldu. Sezai Karakoç’u zaten tanıyor, okuyordum. Hakkında söylenenlere gülüp geçtim. Bu sözlere inanan aldatılmış inançlı kardeşlerimden de tövbe edip af dilemelerini istemekten başka elimden bir şey gelmezdi.

Uzun zamandan beridir bir başka hedef de Muhterem Fethullah Gülen Hoca Efendi’dir. Bu güzel insan için de akla hayale gelmedik şeyler söylendi ve söylenmeye devam ediliyor. Ne Amerikancılığı, ne İrancılığı, ne Suudculuğu kaldı. Takmadık kulp bırakmadılar. Özellikle ordu ve bürokrat zümre içinde bu yalanlar, iftiralar tutturulmaya gayret edildi. Bir kısım medya kuruluşları da maşa olarak kullanıldı. Ücretli kalemlere görevler verildi. Korkunç bir cephe oluşturuldu. Kapkara bir cephe: Kara kalemler, kapkara ağızlar, karanlık kafalar, zift dolu bakışlar, katran kutusu kalpler, kopra kafalı diller, neler neler demediler. Kabilden bu yana en kabiliyetli, şeytan çıkışlı en ehliyetli, iblis diplomalı en yetkili zümre bu zümredir her halde. Uydurduklarına kendileri de inandılar. Tıpkı cahiliye döneminde uydurdukları putlara tapan zavallılar gibi.

Habil’in huyu suyu güzel, heybetli, hilim ehli, Hak boyalı, hakikat mühürlü havarilerine, hak boyalı torunlarına gelince, onlar hep güzel gördüler, güzel düşündüler. Yalana, iftiraya yanaşmadılar. Yollarınca yürüdüler. Allah’ın fethi için, yani açılması gereken kalblerin, kafaların, gönüllerin, yolların, kapıların iyiye, güzele, doğruya açılması için çalıştılar. İlme, irfana, sanata önem verdiler. Bütün bu yolculukta Hz. Muhammed aleyhisselamı kılavuz, Allah rızasını da hedef bildiler.

Bu kutlu kervanda Fethullah Gülen Hocaefendi de haritacılık yaptı. Habil kutbunun önüne bir insanlık haritası koydu. Apaydınlık, pırıl pırıl bir sevda, bir medeniyet haritası. İnsan olmanın, insanca yaşamanın inşaatını başlatan bir yol ve yerleşim haritası. Cehalete karşı ilim, yoksulluğa karşı sanat ve irfan, parça parça edilerek sömürülmek istenen insanlık felaketine karşı şerefli bir ittifak, dağılmaz bir birlik haritası koydu. Bu yolda önce kendisi yürüdü. Yürüyüş büyüdü. Yunus Emre’nin deyişiyle, dirfilli pınar idi, derildi ırmak oldu; coştu denize vardı, taştı elhamdülillah. Sıza sıza göl oldu, az çoklardan bol oldu.

Bu kutlu harita, dünyaya aşkla, merhametle, sabır ve hizmetle çiziliyor. Allah’ın izniyle bunları silmeye hiçbir güç kabil olmayacaktır. Habil, yoluna devam edecektir.

Bu haritanın malzemesi nereden geliyor?

Henüz dört işlem mantığının ötesine geçemeyen sığ bir kafanın, düz bir anlayışın nice soyut cebir problemlerine akıl erdirmesi mümkün mü? Mide dairesinin ötesinde insanî hiç bir konu tanımayan böyle acınası bir zihnî yapıya, aklî, kalbî, rûhî, insânî bir meseleyi anlatmak kolay mı?

Ömründe sadece su değirmeni görmüş birisinin yolu bir gün bir yel değirmenine uğrar. Değirmenin kapısında un çuvallarını gören adam, yahu bu değirmenin suyu nerden geliyor, diye sorunca, ona bunun bir su değirmeni olmadığını, suyla değil, rüzgârla çalışan yel değirmeni olduğunu anlatırlar. Tamam, anladım anladım da, bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye, tekrar sorar.

Evet, o, dar, belli kalıplara şartlanmış kara mantıklı kafa soruyor: bu haritanın malzemesi nereden geliyor?

Mevlâ kaynaklı, Yunus oymaklı dereden geliyor. İbrahim bereketli, İsa şefkatli örfâneden geliyor. Anadolu’da yuvalanmış, millet ruhunda mayalanmış imandan geliyor. Bunu o kâbil mantık yine anlamaz. Yine de sorar: Bu değirmenin suyu nereden geliyor? O güzel insan, merhamet ve şefkat ehli gönül, sabırla, bıkmadan, usanmadan cevap veriyor: İstiklâl harbinde nereden geliyor idiyse, oradan geliyor.

Bütün dünya anladı da bizimkiler hâlâ anlamadılar. Bir gün, bir Abant’ta anlayacaklar, mutlaka anlayacaklar, ama nerede, kaçıncı Abant’ta?

MEHMET DOĞAN – YENİŞAFAK
21.Haziran.2009 08:5:03


>>> Shaber

ABD Başkanı Barack Obama’nın danışmanı Mısır doğumlu Dalia Mogahed
Gülen Hareketi toplum için çalışan herkese ilham kaynağı

Fethullah Gülen Gerçeği (Ahmet Selim)

TARAF GAZETESİNİN ORTAYA ÇIKARDIĞI TEZGAHA NE DEDİ?

Hocaefendi kirli planı yorumladı Shaber

Hizmet mensupları için hazırlanan rapor hakkında tamamı >>> herkül.org da

Ordumuz kirli düşünenlerden ayrı tutulmalıdır

Hizmet edenler büyütmemeli Nebiler yolunda temkinle yürümeli

Hizmet kimseye mal edilemez milletindir

Karıncaya basmaz fedakar kahramanları karalayanlar

Evlere yurtlara baskınlar silah bırakmalar

Amerikancı iftirası Hira ve sızıntı dergisi

İftira Kaset montajları Orduya sızma meselesi

KARA PROPAGANDA
Nedir bu Fethullah Gülen düşmanlığı, anlamak mümkün değil.

ASKER SORUNU
İçler acısı bir belge…

EĞER BU BELGE GERÇEKSE
TARAF Gazetesi’nde dün yayımlanan belgeyi okuyunca, içimden gelen ilk ses şu oldu:

AKP ve F.Gülen Asrın komplosu deşifre oldu

Parti ve Cemaat bitirme operasyon hazırlığı ATV

TSK den AKP ve F.GÜLENİ bitirme planı

Ergenekon IŞIK EVLER e silah konacak

AKP yi içten çökertme planı

Hain planı Türkiyeyi Aydınları ayağa kaldırdı

Büyük komploya milletvekillerinin tepkisi

AKP – F.GÜLEN komplosuna tepkiler


GAZETELERDE ASRIN KOMPLOSUNA BAKIŞ



Hocaefendi gizli ajandasını açıkladı 13.06.2009

2 AY ÖNCE HAZIRLANMIŞ !!!
TSK den AKP ve F.GÜLENİ bitirme planı 12.06.2009

Ergenekon IŞIK EVLER e silah konacak 12.06.2009


F.Gülen fikirleri hakikat ışığı Şikago 07.06.2009

Almanyada F.Gülen konferansı 27.05.2009

27.05.2009

Kırgızistan Kaşgarlı Mahmuttan Fethullah Gülene 23.05.2009

Fethullah Gülen konferansı Kazakistan 22.05.2009

Akşamın F.Gülen iftirası itirafı 20.05.2009

Rusya’da F.Gülen konuşuluyor 19.05.2009

AKŞAM’IN İFTİRASINA TOKAT GİBİ CEVAP
Fethullah Gülen’in Almanya’da bir kilisenin restore edilmesi için yüz binlerce Euro bağışladığı iddiası bu kez habere konu olan kilise tarafından yalanlandı.

Hocaefendi’den mest eden röportaj 14.05.2009
RUSLARI KENDİSİNE HAYRAN BIRAKTI

Rus Gazetesi: Gülen Yaşayan Barış Elçisi 28.04.2009

Fethullah Gülen Kongo’nun da gündeminde 27.04.2009

Hocaefendi <B>ne zaman dönecek?</B>

.

Hocaefendi ne zaman dönecek?

.

HÜSEYİN GÜLERCE İLE FETHULLAH GÜLEN RÖPORTAJI

27.04.2009

Hüseyin Gülerce, Star Gazetesi’nden Fadime Özkan’a Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ve Gönüllüler Hareketi’ni anlattı.

Bilmeyenler, merak edenler, anlamak isteyenler için, dolaşımdaki iddialar da dâhil hemen her şeyi cemaatin önde gelenlerinden, Hocaefendi’nin ‘dostu’, Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce’ye sorduk. Gülerce, hiçbir sorumuzu geri çevirmedi. Röportajda tüm bu soruların cevaplarını bulacaksınız.

İşte o röportaj:

Fethullah Gülen kimdir?

Ülkesi, insanı ve insanlık için sancı çeken, dertlenen, çare için fikir geliştiren bir aksiyon adamı. Hem fikir, hem aksiyon adamı.

Cemaatin nesi olur?

Cemaatin büyüğüdür.

Önder denebilir mi?

Önderde bir işaretle arkasından gidilen ve son sözü söyleyen, anlamı var. Ama Sayın Gülen istişareye önem verir. İstişare edilecek insanı bilir, istişarede ortaya çıkan sonucu savunur.

Böyle bir çağda, yaşadığımız konjonktürde hele de 11 Eylül’ü yaşamış bir dünyada 110 ülkede okulları ve diyalog merkezleri olan biri olarak küresel anlamda neye tekabül ediyor?

Tablo ilginç tabii: Sayın Gülen önce Edirne’de bir cami hocası, İzmir’de öğrenci yurdu yöneticisi. Sonra vaazlara başlıyor, daha o yıllarda gençlerle ilgileniyor. Fethullah Gülen bugün gerçekleştirdiği planını genç yaşında yapmış biri. Eğitim var o projenin içinde, insan yetiştirmek var ama o insanı mana kökenimizde yetiştirme var. Yola küresellikle değil yerellikle çıkmış. Hani bir söz vardır; bir bayrak rüzgar bekliyordu, diye. Türkiye ve dünya böyle bir ses bekliyordu. Önce bizim insanımıza makul geldi Gülen’in fikirleri, sonra küresel manada makul geldi. Tavsiye ettiği sevgi barış diyalog yolu buna denk geldi. 2. Dünya Savaşı sırası olsaydı, insanlar o çatışma içinde dönüp bakamazlardı böyle bir sese. 11 Eylülden sonra ise Batı bir diyalog arayışına girdi. Bir bakıldı ki Gülen başından beri, diyalog ve barıştan başka yol yok, diyor. Kendisini anlatabilmek için iki şey önemli oldu; biri din dersinin verilmediği, insani değerlerin temsil edildiği Türk okulları, diğeri 110 ülkede olan diyalog merkezleri.

Sayın Gülen’in sağlığı nasıl?

Elhamdülillah iyi, konuşuyor, her hafta sohbetler yapabiliyor ama şekeri, tansiyonu var ve kalbinde stent takılı. Bir de artık o alışmış ama ciddi uyku problemi var. Günde toplam iki saat uyuyor. Onu da bölük pörçük, senelerden beri böyle.

22 SAAT ÇALIŞIYOR, 2 SAAT UYUYOR

Bütün o 22 saati nasıl geçiriyor?

Çalışıyor. Yazılarını tashih ediyor. İki ayda bir kitabı çıkıyor. Sohbet ediyor. Bunu da yine bizlerin, sevenlerin hatırı için yapıyor. Çünkü büyük bir çoğunluk onu görebilme imkânına sahip değil.

Nasıl bir hayatı var orada, günü nasıl geçiyor?

Sağlığı yerinde oldukça misafirlerini kabul ediyor. Yanında kalan 7, 8 kişi var. Sabah namazı tesbihatla kılınıyor ve namazda bulunuyor. Sonra istirahata çekiliyor. 10 gibi kahvaltı için odadan çıkıyor ve sonra istirahata çekiliyor. Sonra tekrar öğle namazı için çıkıyor. Orada zamanı saatlerden çok namaz vakitleri belirliyor.

Müslüman saati işliyor yani.

Evet, orada saat kaç denmez mesela. Bir de en çok sorulan soru; ‘odasından çıktı mı, odasına girdi mi’dir.

6 AY BAHÇEYE BİLE ÇIKMADI

Evden dışarı çıkmıyor mu hiç?

Sağlıkla ilgili olarak, göz ya da diş muayenesi için çıktığı oluyor tabi. Ama evin bahçesine bile altı ay çıkmadığı oldu.

Yarı münzevi hayatı yaşıyor sanki.

Normal bir insanın buna dayanması zor. İnsan istemez mi eş dost akraba gelinsin gidilsin. İnsanın yaşıtlarıyla rahatlaması da çok önemli. Hocaefendi’nin akranı yok orada. Şaka yapacağı kimse yok. 10 yaş küçüğüz ama bazen gittiğinizde o espri ihtiyacını görüyorsunuz onda.

O, cemaat için sıkıntılara katlanıyor, özlediği halde memleketine dönemiyor mesela, cemaatten bir yaşıtı da arkadaşlık etmeye gönüllü gidemez mi oraya?

O hayata dayanılması da kolay değil. İnsanlar hevesle gidiyorlar ama bir ay daha kalamaz mısınız dense, o kadar sevmeye rağmen düşünürler yani. Onun kendine göre bir hayatı var orada.

Siz Sayın Gülen’in nesi oluyorsunuz?

Ben arkadaşı, dostu oluyorum. Bunu da bana imzaladığı bir kitaptan biliyorum. Ne yazdığı bende kalsın.

Nasıl hitap ediyorsunuz?

Hocam, diye Efendim, diye hitap ederim. Zaten saygı gereği kendinizden büyüklere Efendim dersiniz.

O size nasıl hitap eder?

O bana Hüseyin Bey diyor.

DÖNÜŞ ERGENEKON’DAN SONRA MI?

Türkiye’ye ne zaman dönecek, planı ne?

Kendisi “dönmek için konjonktürü müsait bulmuyorum” dedi.

Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu kararıyla beraat etti, hiçbir engel yok, neyi bekliyor?

Evet, beraat etti, bu bir içtihattır fakat şunu söylüyor: “Türkiye’de henüz demokratikleşme sağlanamadı, ben geldiğimde harekete zarar vermek için birileri komplo yapabilirler, şu kadar yurt dershane okul var”. Düşünün ki Türkiye’ye ayak basar basmaz peş peşe üç dört tane hadise olsa, buna teşne medya ne diyecek? Beraat kararı açıklandığı günün ertesi günü Milliyet gazetesinin manşeti şuydu: “Gülen’in yeşil kart başvurusu reddedildi”. Oysa ne başvuru reddedilmiş, ne böyle bir şey var! Aldı da zaten o kartı. Bu bir tesadüf olabilir mi?

Amaç neydi sizce?

On yıl sürmüş bir dava beraatla neticelenmiş, edilmedik laf kalmamış. Çete kurdun, laik düzeni yıkmak için çalıştın denmiş. Bundan beraat etmiş. Milyonlarca seveni mutlu olmuş, hak yerini buldu demiş. Ama Milliyet ‘Gülen’e soğuk duş’ diyor. Göçmenlik bürosunun avukatı, savcı olarak takdim edildi o haberde ve Cumhuriyet gazetesinin iddiaları tekrarlandı. Sanki ‘Türkiye’de beraat etti ama bakın Amerikalıların da kafa karışık’ demeye çalışıyorlar. Bu iyi niyetle yapılmış bir şey olabilir mi?

NORMALLEŞMEYİ BEKLİYOR

Ergenekoncular planları ve silahlarıyla yargı karşısına çıkarılıyor artık ama burası Türkiye. Bu tür provokasyonlara her zaman açık ne yazık ki?

Ben öyle düşünmüyorum. Ergenekon davası inşallah demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldıracak. Kurumlar Anayasadaki görev alanlarına oturacak, herkes kendi vazifesini yapacak. Bakın, Ergenekon davası başladığından beri faili meçhul cinayet işlenmiyor artık Türkiye’de.

Sayın Gülen Ergenekon davası sonuçlandığında dönecek demek ki bu?

O dava 5, 6 sene de sürebilir. Dava, devlet içinde artık bir daha Ergenekon türü hukuk dışına çıkma hareketleri, yapılanmaları cesaret bulamayacak şekilde ilerlerse ve artık TSK, emniyet, başka kurumlar kendi içlerinde böyle yapılara asla taviz vermeyeceklerini kararlılıkla ifade eder, bunu davranışlarıyla sergilerlerse, bu, Türkiye’de demokratikleşmeyi çok hızlandırır. İşte buna o zaman normalleşme denebilir ve komplolara kimsenin izin vermeyeceği böyle bir atmosferde Sayın Gülen’in dönmesi mümkün olur. O, o atmosferi bekliyor.

SONRASINI ALLAH BİLİR

Allah uzun ömürler versin ama Sayın Gülen’in, Gülen sonrası için bir planı var mı?

Bu, bünye içinde asla konuşulan bir şey değil. Bu işin sahibi Allah. Sayın Gülen hep “Biz yapmıyoruz Allah yapıyor” diyor, okullar falan açıldığında. Her şeyin sahibi Allah olduğuna göre bu işin ortada kalması, göçmesi mümkün değil. Allah dilemezse hiçbir şey olmaz. Peygamberimiz (S.A.V) vefat ettiğinde de sahabe efendilerimiz büyük şaşkınlık yaşamış. Hz. Ömer, ‘kim öldü derse alırım başını’ demiştir. Makul ve doğru söz ise Hz. Ebu Bekir’den gelmiştir. Ayeti, Efendimizin de vefat ettiğini hatırlatmıştır. İslamiyet O’ndan sonra daha çok yayılmıştır. Bu hareket de Allah geçinden versin, Hoca efendi vefat ettikten sonra daha da büyüyecektir.

Cemaatin Hocaefendi ile ilişkisi, sahabenin Peygamber Efendimizle ilişkisi gibi midir?

Ben fizik hocasıyım, dinen yanlış olur mu böyle bir şey söylemek bilmiyorum ama Mehmet Akif de Çanakkale Şehitleri için “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” demiş. O kahramanlıklarını benzetmiş, ben de Peygamberimizin, sahabe efendilerimizin muhabbetini benzetiyorum. Başka bir örnek bulamıyorum.

Sizin bunu cevaplamak zor biliyorum ama sonrasında ne fark olur?

Şu olur: Bugünkü tat bir daha yaşanmaz. (gözleri nemleniyor) ben mesela üzüldüğüm sıkıldığım zamanlarda rahatlama, manen şarj olma adına Hoca efendiye gitmeyi arzu ediyorum. Bir şey çekiyor beni. Onu özlüyorum. Allah geçinden versin, ben hayattayken o vefat etse kime gideceğim? Hizmetlerimden elbette vazgeçecek değilim. Ama artık olmayan, yerine hiçbir şeyin konamayacağı bir durum olacak.

Hocaefendi hizmetin zarar görmeden devamı için mutlaka tedbir almıştır gibi geliyor bana.

O tedbir alınmış zaten. Bütün bu çalışmalar zaten bir istişare mekanizmasıyla götürülüyor. Çizgide bir değişiklik olmaz, yine öyle devam eder.

AMACIMIZ ALLAH’IN RIZASINI KAZANMAK

Cemaat için ‘Gülen hareketi’ deniyor. Nasıl bir hareket bu, ne hareketi?

Aynı duyguyu heyecanı hedefi paylaşan insanların bir araya geldiği bir hareket.

Hedef ne?

Hedef, sadece ve sadece Allah’ın rızasıdır. Mümin olmayan biri için bu laf sıradan gelebilir. Geç bunu kardeşim, senin bu işte menfaatin ne, diyebilirler. Halbuki bu dünyada en büyük kâr Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hocaefendi “Bu dünyada en pahalı şey Allah’ın rızasını kazanmaktır” demişti, öyle bir şeyi hedefliyorsunuz ki hiç kolay değil.

Bir ‘Gülen fenomeni’ oluştu. Humeyni’nin Fransa’dan dönüp devrim yapması gibi Gülen’in de ABD’den dönüp rejimi değiştireceği sanısı, bütün diyalog barış söyleminize rağmen cemaatle ilgili bir korku ve kuşku var. Cevabınız ne?

Sayın Gülen, Humeyni’ye benzetilmesine şiddetle itiraz ediyor. İran’daki İslami anlayışla Anadolu’daki anlayış bir değil, orada din adamları yönetimin içinde. Fakat ağzınızla kuş tutsanız, Türkiye’de dine düşman insanlar var fakat dürüst davranmıyorlar. Kur’an’a karşıyız diye yürüyüş yapmıyorlar, şeriat istemeyiz diyorlar. İyi de Türkiye’de şeriat isteriz diyen mi var? Cami avlusunda şeriat isteriz hilafet isteriz diyenler Ergenekoncu çıktı. Provakosyon var yani. Sayın Gülen 1994’te dedi ki “Türkiye’de ve dünyada demokrasiden dönüş yok2, 15 sene önce. Demokratik laiklikten, hukukun üstünlüğünden insan haklarından özgürlüklerden yana bir hareketin manevi büyüğü, diyalog ve uzlaşma yoluyla buluşmak istiyoruz diyen bir insanın laiklik karşıtlığıyla karşılanmasını anlamam mümkün mü?

KANLI ELİ TUTMAYIZ

Diyalog anahtar kelimelerinizden ama kırmızı çizgileriniz ne? Şeriat istemezük diyenlerle Ergenekoncularla diyalog kurar mısınız mesela?

Herkesle diyalog olmaz, yılan adamı ısırmış, yılanla diyalog kuramazsınız tabi. Ergenekoncularla uzlaşma olmaz, elinde kan olan adamın elini tutamazsınız.

Cemaatin devletle ilişkisi nasıl? Devleti ele geçirmeye çalışıyor, diyenler var. Yargıda f tipi, emniyette f tipi, eğitimde f tipinden devleti ele geçirdiğinden bahsediliyor.

İnsanları yargıya emniyete neyle alıyorlar? Sınavla! Sayın Gülen diyor ki; “Milletin evladı, devletinin bütün kurumlarına hak ettiğinde girer. Mülkiyeye de girer askeriyeye de girer tıbbiyeye de girer”. Ben bu vatanın evladıyım. Vergimi veriyorum, dürüst vatandaşım, kimse bana sen şu kötülüğü yaptın dememiş. Soruyorum: Ben bu milletin evladıyım. Devlet milletimin devleti. Kendi devletime nasıl sızmış oluyorum? Bunun mantığı yok. Birileri ‘girmiş’ oluyor, onlarla aynı fikirde olmayanlar girince ‘ele geçirmiş’ oluyorlar, nasıl oluyorsa. Mantık buysa ben de derim ki, demek ki onlar devleti geçirmiş zamanında.

GÜCÜMÜZ SAMİMİYETİMİZ

Peki. Gücünü nereden alıyor cemaat, siyasi, ekonomik, sosyal gücünü?

Bu hareket bütün gücünü bence samimiyetinden ve güvenden alıyor. Şimdiye kadar İslami camiada öne çıkan hareketler çok olmuştur. Fakat Müslümanların bu alanlarda çok kandırıldığına şahit olduk. Bu hareketin 80’den beri içindeyim. Gördüğüm ihlas, samimiyet, sevgi ve güven. Bir örnek anlatayım: Yalova’da özel bir okul olsun dedik. Biri arsasını verdi, biri çimentosunu, biri bir başka ihtiyacını. Yakın bir arkadaşıma da dedim ki ‘biz bu işi himmetle yapıyoruz. Her ay senden 10 lira talep ediyorum’. Olur, hocam, böyle bir şeye veririm dedi. Sonra kolejin açılışına geldi, bana dedi ki, “Ben sana kırıldım, Yalova’ya böyle güzel bir müessese yapıyorsunuz, çocuklarımız okuyacak, niye benden 10 lira değil de 20 lira istemedin”. Böyle bir güven itimada dönüşmüş, tecrübe edilmiş bir güven var. Bu hareketin adı gönüllüler hareketi. Gönüllüsünüz ve gönüllere girmek istiyorsunuz. Bu insanları kimse tutamaz. İnsanlar hayırda yarışıyorlar. Ama siz de çok oldunuz deniyor, hayır peşinde koşanların sayısının çok olmasının kime ne zararı var?

Sahip olunan bu güçten memnun mu peki cemaat?

Bir laf var: İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar diye. Aslında güç olmak hareketin kendisi için çok tehlikeli. Günlendikçe siyaset size göz kırpar. Sayın Gülen buradayken, her seçim dönemi bütün siyasetçiler geliyor görüşüyorlardı. Şu dönemde olsaydı yine olacaktı. Ama şöyle bir sözü var, 1996’da falan söylemişti galiba: “Ben isterim ki bir gün bu hareket büyüdüğünde ortaya koltuk çıkar, size koltuk teklif edilirse, arkadaşlarımız bizden bu kadar deyip gitsin. Eğer bu hareketin içindeki insanlar fiili olarak siyasete girerlerse bu harekete yapılmış en büyük hakarettir. Neden? Çünkü insanlar, bunu yapanlara derler ki, ha, meğerse dertleri iktidarmış. Bu kadar genişleme iktidar içinmiş. O samimi ihlâslı hizmetler üzerinde bir sürü soru işareti tereddütler oluşur” dedi.

DEMOKRAT OLSA BAYKAL’I DA DESTEKLERİZ

Fiili siyaset değil ama hep bir siyaset zannı vardır cemaatin üstünde?

Sayın Gülen “Ben bütün partilere eşit uzaklıkta değil eşit yakınlıktayım” dedi. Şu anda da bir kesim ısrarla demokratikleşmenin önündeki engeller kaldırılsın, AB reformları yapılsın, diyor bir kesim de CHP başta olmak üzere buna karşı çıkıyor. Zaman, Samanyolu demokratikleşme istiyor. İktidar partisi de demokratikleşme AB reformlar anayasa değişikliği için uğraşıyor. Bunu başka parti yapsaydı onu da desteklerdik. CHP yapsın onu destekleyelim.

Baykal ”din temelinde ayrışmaların ve cemaatleşmelerin, eğitimi, hukuku, yargıyı ve emniyeti yönlendirmeye başlamasına göz yumulması ihanet projesi değilse aymazlıktır” dedi.

Bu suçlama 98’den 2008’e kadar hem de çok ağır şekilde “devleti ele geçirmek için çete kurma” iddiasıyla yapıldı ve dava beraatla sonuçlandı. Ayıp değil mi yargısız infazlardan şikâyet eden Baykal yargıya kararına rağmen yargısız infaz yapıyor, üstelik kendisi de hukukçu. İnsanlar makul buluyorlarsa bu hizmetleri, metodu üslubu ki bu üslupta kavga yok hoşgörü var – bu hareketin genişlemesi Türkiye’nin o kadar yararına ki. Allah korusun tersi olsa, radikal insanlar genişleseydi ben de Baykal ile birlikte bu tehlikenin karşısında dikilirdim. E, bunlar mülayim insanlar. Ne yapıyorlar? Okul!

BAŞBUĞ DA HATIRLASIN

Başbuğ konuşmasında cemaati neden işaret etti sizce?

Aynı şeyi yine söylememiz lazım. Yargısız infaz yapılmamalı. Sayın Genelkurmay Başkanı’nın kast ettiği Gülen hareketi ise, herkese yapılan şu hatırlatmayı ona da yapmamız lazım: Burası bir hukuk devleti mi, burada insanların suçlanması ve mahkûm edilmesi mahkemeler kanalıyla mı oluyor? Evet. Peki. Sayın Başbuğ’un suçlarken söyledikleri 10 yıl sürmüş bir süreçte yargılandı ve beraat etti zaten. Yeni bir şey yok.

Kuzey Irak’ta 16 yıldan beri okulları var cemaatin. Erbil’de bir Kürt konferansı yaptınız. Bölgeyle ilişkileriniz iyi. Asker bundan, Kürt meselesiyle ilginizden rahatsız olmuş olabilir mi?

Kuzey Irak’ta ilk okulumuz açıldığında orada görevli bulunan rütbeli subaylarımız destek verdiler. Çok iyi bir şey yapıyorsunuz dediler. Hem Sayın Gülen Kürt meselesiyle özel olarak ilgileniyor değil. Bizi bölecek, birbirimize düşürecek, içerden ve dışarıdan kaşınan tüm yararlarla ilgileniyor. Mesela Sünni alevi çatışmasını önlemek için de çalışmaları var. 15 senedir camilerin yanında Cem evi açılmasını tavsiye ediyor. Laik dindar kavgası olmasın diyor. Yangına körükle değil köpükle gidiyor. Bunu, onu eleştirenler de biliyorlar ama yangını niye sen söndürüyorsun, kim oluyorsun, otur oturduğun yerde, diyorlar. Kendileri yapsa bunları sorun olmayacak. Saylan’ın okulları çok makbul değil mi?

TÜRKAN SAYLAN’A SAMİMİ BİR ÖNERİ

Bir iddiaya göre Fethullah Gülen Hareketinin “Işık evleri” ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin “Ata Evleri”nin kavgası sürüyor şu an.

Asıl rahatsızlık dinden ve dindar insanlardan. Bir hareket içinde dini motifler, dini motivasyon, Allah’ın rızasını kazanma varsa bu birilerini rahatsız ediyor. Kendileri gibi düşünenler inananlar iş yapıyorsa, ayrım da yapsa sorun olmuyor. Bakın Saylan’ın okullarında başörtülüye, imam hatipliye burs yok. Gülen’in burslarında böyle bir ayrım yapmaya, bu başörtüsü takmıyor burs vermeyelim demeğe kimse cesaret bile edemez. Çünkü Hocaefendi en başta demiş ki “İnsanları kılık kıyafetine görünümüne göre ayırmayın”. Ölçüyü Allah koymuş, ölçü takvadır.

ÇYDD’nin yaptığı işlere ne diyorsunuz, onlar da çocuklar, kızlar okusun diye koşturuyor?

Bizim kimseye hasım olmamız mümkün değil. Hocaefendi’nin en güzel sözlerinden biri, “Biz dostluğa dost, düşmanlığa düşmanız”. Dolayısıyla biz onları hasım kabul edemeyiz. Ama onlardan gelen karalamalara suçlamalara da bir şey söylememiz lazım. Saylan okullarıyla ilgili samimi olarak şunu söylemek isterim: Aslında insani hizmet ettiğini, hayır peşinde koştuğunu söyleyen vakıflar birbirleriyle kavga edeceğine, çatışacağına herkes kendi kulvarında eğitime gençlere destek olsun, doğru olanı budur. Mesela ben kiliselerden misyonerlerden para almasına bile itiraz etmem. Demokrasiden bahsediyorsanız, hukuka uygunsa nereden alırsa alsın. Burada yanlış olan şu: Hem ulusalcılık yapıyorsunuz hem kiliselerden para alıyorsunuz. Hem apartmanların altında kiliseler açılıyor diye şikayet eder hem kiliselerden yardım alırsanız, eleştiririm.

İDDİA EDEN İSPATLASIN

Sayın Gülen’in zaman zaman ‘önümüzdeki günlerde terör olayları çıkabilir’ demesini istihbaratının güçlü olmasına bağlayanlar, bunu da Tuncay Güney’in “Eskiden Gülen, Ergenekon’un alt yapılanmasıydı, zamanla onu geçti. Emniyette güçlendi. 28 Şubat sonrası Ergenekon, Gülen cemaatini tasfiye kararı aldı. Şimdi Gülen ile Ergenekon arasında çatışma var” iddialarına dayandıranlar var. Cevabınız ne buna?

Herkes her şeyi söyleyebilir, dilin kemiği yok. Cevap yetiştirmek de mümkün değil. Bir dönem de birileri çıktı, hem de Müslümanların arasından bir grup, dedi ki, “Gülen aslında gizli kardinaldir. Vatikan’da yüz kardinal var, 99’u biliniyor biri bilinmiyor, o Gülen’dir” dedi. Bu da dolaşımdaydı bir dönem. (gülüyor) Bizim gençliğimizde de sağcılık solculuk vardı. Solcular komünistti ve bize göre hepsi Rusya’dan para alıyordu. Solculara göre de sağcılar, Amerika uşağıydı. Şimdi öğreniyoruz ki Gladyo bütün NATO ülkelerinde kurulmuş, para da CIA’den gelmiş. O dönemde aynı silahla sabahtan solcuları sağcılara, öğleden sonra sağcıları solculara vurdurtmuşlar. Burada da önemli olan akla gelen her şeyi söylemek değil, hukuka başvurmaktır. Hukuk devletinde iddiaların ispatı belgeyle şahitle olur. Emniyette Gülenciler var deniyor. Son olayı ele alalım. İstek Vakfı arazisindeki silahlar ihbarla ele geçti. Emniyet gidip buluyor da ihbarı kim yapıyor. Emniyet değil herhalde. Emniyet ilk kez bağımsız çalışıyor. Türkiye’de demokrasi gelişiyor, devlet organları hukuk devleti gereği kendi görevini yerine getiriyor. Rahatsız olanlar da söyleyecek laf bulamadıkları için Gülen’ciler sızıyor diyor. İşini yapan insanları suçlamak ne kadar ayıp. İtalya’da derin devletin tasfiyesinde halbuki ‘cesur savcılar çıktı, devleti temizliyorlar’ diyorlardı, e şimdi burada da çıktı cesur savcılar çıktı. Niye eleştiriyorlar?

Niye eleştiriyorlar?

E, tezgâh bozuldu. Bir ülkede 60 sene boyunca darbe olur da darbeciler hiç yargılanmazken bir gün gelince yargılanmaya başlarsa bu bazılarının kimyasını bozmaz mı?

DEVLET ZAAFA UĞRAMASIN

Hoca efendi devletle her zaman uyumluydu fakat onu çok itaatkâr bulanlar, 80 darbesini desteklemekten öte Sızıntı dergisinde methiyeler düzdüğünü söyleyenler var. 28 Şubat’ta da mesela türban kavga haline gelmesin diye açıklamalar yaptı. Şu an demokrasi çizgisi çok net ama o zamanla bugün arasında ne fark var?

Çok güzel bir soru. Sayın Gülen’in devletle hükümetle ilgili tavırlarında bir yanlış anlama var. Bakın. Sayın Gülen, bundan önceki bütün hükümetlere destek çıktı. Özal hükümetine, Mesut Yılmaz’a, Çiller’e, Ecevit’e. Ayrım yapmış mı? Bu siyasallaşma değildir. Soru şudur: Gülen hareketi hükümetlere destek veriyor çünkü ekonomik, sosyal istikrar isteniyor. Bu hükümetler Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri değil mi, başarılı olsunlar isteniyor. Aynı şekilde devletle ilgili meselelerde de, devlet zaafa uğramasın, bir çatışmanın ortasında kalmasın, taraf tutmasın deniyor 28 Şubat sürecinde başörtüsü ile ilgili yumuşak bir şey söylüyor. 28 Şubata destek çıktı diyenler oluyor. Hayır, efendim o süreçte artan gerilimi tansiyonu düşürmek için bir şey söylüyor. Kavga çıkmasın diye, uğraşıyor. Ortam yumuşasın diye başörtüsü fürüattır dedi, onu da ¬teferruat anladılar.

NAZLI ILICAK: İLK KEZ KENDİMİ İSLAM DAİRESİNDE HİSSETTİM

Fürüat ne demektir?

Öncelikli değil demektir. İslam’ın şartı 5, imanın şartı 6. Burada başörtüsü var mı, yok. Asıl olan kelime-i şahadettir. Müminsiniz, günahlara dalıp çıktıktan sonra vefat etmeden önce tövbe etmiş olsa o kimse, kim diyebilir ki cennete gidemez diye. Sayın Gülen bu minval üzere konuşunca toplumdaki tansiyon düşüverdi. Hiç unutmuyorum: Nazlı Ilıcak gazetesinde Sayın Gülen’i tanımıyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi İslam dairesinde hissettim” diye yazdı. Yani sayın gülen dinin kolaylaştırıcı, hoşgörülü sevgi dolu yüzünü hatırlatıyor, birileri ise onu tehlike olarak görüyor. Oysa tehlikeli insan kavga çıksın ister?

ALLAH’A KUL OLAN AMERİKA’YA KUL OLMAZ

Cemaatin Amerika ile nasıl bir ilişkisi var?

Bir hareket evrensel insani değerlerde buluşalım bunun için hukukun üstünlüğünü, uzlaşmayı, hoşgörüyü diyalogu esas alalım diyorsa herkesle aranızın iyi olması lazım. Amerika dünyanın süper gücü, kavga etmenin kime ne faydası olur. Ama bu Amerika’nın yanlışlarını söylemenize de mani değildir. Hocaefendi Amerika’nın Irak işgalinin yanlış olduğunu, gücün menfaatler için kullanılmasının kimseye fayda getirmeyeceğini açık açık söyledi. Türkiye’de istikrar adına bütün hükümetlerle iyi geçiniyorsak dünyanın her yerinde okullarınız var, o ülkelerle de iyi geçinmek zorundasınız. O ülkelerde arkadaşların siyasetle hiç ilgisi olmaz.

Neocon iktidarında Bush döneminde Türkiye’de bir ılımlı İslam projesi güdüldüğü, ABD’nin bunu cemaat eliyle yaptığı iddia edildi.

Şuurlu Müslüman’ın Allah’ın rızasını kazanma gayretini hiçbir şey gölgeleyemez. Allah kul olan başka bir şeye kul olmaz. Ne makama, ne paraya, ne Amerika’ya Allahın adamı olan Amerika’nın adamı olmaz.

KOŞA KOŞA GİDİYORLAR

Cemaate giren herkes hizmeti, hayatının birincil amacı hedefi haline getiriyor. Hele ki uzak ülkelere öğretmen olarak giden gençler. Hepsi çok iyi okullardan mezun olmuş, burada kalsa çok konforlu güzel bir hayatı olacak ama o dilini bilmediğini, yemeğini yiyemediği yerlere gitmeyi göze alıyor. Bu nasıl oluyor?

Allah rızası için yapılan fedakârlıkları anlamanın en iyi yolu İstiklal Harbi ve Çanakkale’dir. Çanakkale şehitleri arasında 40, 50 yaşında hiç adam yok. Hepsinin yaşları 17, 19, 20, 23. Bu okullara giden çocuklar da Boğaziçi, ODTÜ mezunu. İsteseler çok iyi bir hayatları olur. Şehitler de isteselerdi bir yolunu bulur Çanakkale’ye gitmezlerdi. Koşa koşa gitmişler ama. Çanakkale’yi anlamadan bu hizmetteki gençleri anlamak mümkün değil.

Bu, bir kurtuluş savaşı mücadelesi midir?

Bugün şartlar değişmiş ama Allah Hz Âdem’den bu yana şu an doğan çocuğa kadar insanlara bir vazife veriyor. Emri bil maruf, Nehyil anil münker. İyiliği emret kötülüğe mani ol. Gülen Hocaefendi de bunu genç kuşağa güzelce anlatmış, onlar da bunu benimsemiş, kendilerinden Çanakkale’ye giden gençler gibi geçmişlerse, Vietnam’a Endonezya’ya okul açmak için gidiyorlarsa, bunda eleştirilecek bir şey yok. Bu bir hayat felsefesidir. Bu zorluğa gönüllü göğüs geriyorlar. Herkes gider misin dediğinde gitmiyor bu gençler Hocaefendi dediğinde gidiyor.

TEK TİP DEĞİLİZ, OLAMAYIZ

Tek tornadan çıkmış şekilde ‘altın nesil’ yetiştirdiğiniz için, herkese aynı format atıldığı için eleştiriliyorsunuz. Bu neden kaynaklanıyor?

Bu, kafadaki şablondan kaynaklanıyor. Gelse benim hayatıma baksa. Ben cemaatin önde gelen bir insanı değil miyim? Mesela evde kahvaltıyı yıllardır ben hazırlarım. Oğlumla maçlara giderim. Uzaktan bir şey söyleniyor da, bu camianın içindekileri kapsayan bir sosyal araştırma yapılsa şu görülecek: Kimse kimseye benzemiyor.

Zencilerin birbirine benzediği yanılgısı gibi mi?

Aynen öyle. Zaten isteseniz de tek tip insan yetiştiremezsiniz. Bir yandan demokratikleşmeyi bireyleşmeyi AB’ye girmeyi savunacak Almanya’da ABD’de okullar açacaksınız bir yandan da marangoz hızarından çıkar gibi tek tip insan yetişecek. Mümkün mü?

CEMAAT BASKISI OLUR MU HİÇ?

Cemaat üyeleri ne kadar birey, nereye kadar sorgulayabiliyorlar? “Aforoz edilme” riski yaşamadan itiraz etme, kendi doğrusunu yaşama, farklılaşma hakları var mı?

30 yıla yakındır hepsini yakından tanırım, ülkeyi geziyorum sohbetler ediyorum ve iddia ediyorum: Türkiye’de birey olma noktasında bu insanlardan daha ileri insanlar varsa ben onlarla tanışmak istiyorum. Bireyden nefsin her dediğini yapmak anlaşılmıyorsa? O arkadaşlar istişarede birbirlerine ne kadar ters şeyler söylüyorlar, ters fikirleri savunuyorlar. Hareketin içinde tam demokrasi var. Hareketin bir de nezaheti vardır. Tek tiplikte tek benzerlik, evet bunların tamamı kavgacı değildir. İnsanlarla uğraşmazlar fikirleri eleştirirler. Bir kere bireyleşmeyi istemeyen bir hareket diyalogtan kaçınır. Herkesle oturup kalkarsa etkilenebilirler diye düşünür ve içe kapanır. Ama bu hareket sürekli diyalog diyor ve herkesle diyalog halinde.

Cemaat baskısı var mıdır peki, aforoz edilmeyle sonuçlanmadan?

Bu hareketin hastalık derecesinde dikkat ettiği şey ‘insan kazanmaktır’. Siz kazandığınız insanı ki hiç kolay değildir kazanmak- kaybetmek ister misiniz? Baskı olur mu hiç?

TEKLİF VAR ISRAR YOK

Ayşe Arman bir röportaj yaptı gizemli bir Leyla hanımla. Kocamı kaptırdım, oğlumu vermem dedi kadın ve cemaat için “nezaketle insanların üzerine çöken bir kabus” dedi. Adam kazanmaya çalışırken ‘teklif var ısrar yok’ esası işlemiyor mu?

Bir insan siz onu kazanmaya çalışırken sizin kim olduğunuzu biliyor. Benimle 2 arkadaş bir sene ilgilendiler. Toptan anlamazlardı ama maçlara gelirlerdi. Defol git demedim onlara, arkadaşlıklarını sevdim. Israr da etmezler. Bana bir gün bile cumaya gidiyoruz sen de gel demediler. Ben bunu çok önemsiyorum. Teklif ile ısrarı ayıran üslup ölçüsü budur. Burada bir usandırma baskı olsa insanlar neden bunu kabul etsinler?

İnsan kazanma çabasının sınırı ne, küresel anlamda bir hedef var mı?

İnsanlık tarihine bakın, dünya hiçbir zaman tamamen müminlerden ibaret olmamış. Hz. Adem’in iki çocuğundan biri olmamış. Bu sizin elinizde olan bir şey değil ki. Allah’ın elinde.

Cemaatte kaç kişi vardır?

Bunu aslında en iyi devlet bilir, herkesi fişlediğine göre. (Gülüyor). Tahminim 70 milyonun 5 ya da 6 milyonudur. Bunun içinde dostlar, sevenler, fiilen katılanlar vardır, işini gücünü hizmete adayanlar hepsi vardır. Ama bana göre nüfusun yüzde 80’i 85’i bu hareketi destekliyor, iyi işler yapıyorlar diyor. Özellikle yurt dışındaki okulları, Türkçe olimpiyatlarını izleyip bravo diyordur.

110 ülkede okullarınız var. Türkçe dünya dili haline geliyor. Açılan okulların Türkiye’ye geri dönüşü ne olacak?

Bizim bir rüyamız var: 20 sene sonra BM’de Türkiye büyükelçisi kürsüye doğru giderken en az 80 büyükelçi ayağa kalkıp alkışlayacak ve Türkçe “yaşa, var ol” diyecekler. Onlar Türk okullarından yetişmiş insanlar olacak.

Star gazetesi

27.Nisan.2009 12:36:54 http://www.samanyoluhaber.com/haber-147572.html

Beraat Kararına Rağmen Gülen’e İnfaz Yapılıyor

Fethullah Gülen ve yargısız infaz 26.04.2009

F.Gülen Avukatı suçlamalara cevap 22.04.2009

Fethullah Gülen Ukrayna gündeminde 21.04.2009

STAR tv ve AVUKAT KADIN F.Gülen ve cemaat hakkında 20.04.2009

Yazıklar Olsun Dedirten Çifte Standartlar! 18.04.2009

Hürriyet Yalçın Doğan F.Gülen iftirası 18.04.2009

16.04.2009

Başbuğun düşündürdükleri >>> tr.mfethullahgulen.com

Fehmi Koru: Cemaatten korkulur mu

Org. İlker Başbuğ Gülen Cemaati’ni Niye Hedef Aldı?

________________________________________________________________

Ayşe Arman Kocamı elimden aldılar diyerek F.Gülen’e düşman olmuş 11.04.2009

Hocaefendi’ye nasıl iftira atacaklardı? 27.09.2009

Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Över yazıyor…Fethullah Gülen Kasetlerinin Atv’de yayınlanması…

O KASETLERİ KİM VERMİŞTİ… 28 ŞUBATÇILAR ERGENEKONCULAR

TÜRKİYE’NİN BUGÜNKÜ HALİ ÜMİT VERİCİDİR 13.03.2009

Hocaefendi <b>yüreklere su serpti</b>Hocaefendi yüreklere su serptiFethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye’nin bugünkü hali, hiç de ümitsizlik ve yılgınlığa sevk edecek durumda olmadığını belirtti.

Evvela şunu ifade etmeliyim ki, dünya ve Türkiye’nin bugünkü hali, hiç de ümitsizlik ve yılgınlığa sevk edecek durumda olmadığı gibi, bugünlerde yaşanılan kriz de, günümüze has bir problem değildir.

Geçmişte de bu kabil durumlar tekrar tekrar yaşanmış ve netice itibarıyla hepsi de bertaraf edilmiştir. Evet, hâlihazırdaki durum ne ilktir ne de son olacaktır.

Şimdiye kadar kim, yürekten ve samimî olarak kendi dâvâsına bağlanmışsa, Allah ona zafer ve muvaffakiyet ihsan etmiştir. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Meselâ, Havarilerin Hz. Mesih’ten aldıkları mesajla koca Roma İmparatorluğu’nu sarsmaları buna güzel bir örnektir. Hz. Mesih, Eyle’de veya bir kısım Hıristiyanların iddia ettiği gibi eğer İzmir civarında neş’et etmişse, bu insanların o günkü şartlarla nasıl çoğalıp Roma İmparatorluğu’nu sarstıklarına ve arslanların ağızlarına atılmalarına rağmen nasıl yılmadıklarına hep hayret etmişimdir. Bir avuç insanın, insanlık tarihinin seyrini değiştirecek şekilde o günün en mütegallip, en mütehakkim, en müstebit hükümdarların hükmettiği ve aşılmaz lejyonları bulunan bir ülkeyi temelinden sarsmaları akıllara durgunluk verecek bir hadisedir. İşte bu, Allah’ın gücü, Hz. Mesih’in kudsiyeti ve onun mesajının nuraniyetindendir.İkinci olarak, imanı olan bir insan, hiçbir zaman şu bezdirici ve yıldırıcı durumlardan dolayı ümitsizliğe düşmemelidir. Zira Allah’ın sonsuz kudretini mülâhaza ederken ümitsizliğe düşmeye ne hakkımız vardır ne de haddimizedir. Zira bizi mülkünde istihdam eden O’dur. Mülk O’nundur ve O, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. İsterse gecede gündüz; kışta da bahar yaratır.. ve isterse gündüzü geceye, yazı da kışa çevirir. Ayrıca âyetin ifadesiyle, “Allah’ın rahmetinden kâfir bir cemaatten başka kimse ümidini kesmez.” (Yusuf Sûresi, 12/87) Söz buraya gelmişken, merhum Mehmet Akif’in her zaman tekrar ettiğim, kendi döneminde değişik hadiselerle sarsılan insanımıza söylediği bir sözünü hatırlatmak istiyorum:”Ye’s öyle batak(lık)tır ki: Düşersen boğulursun.Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me’yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar.”

Ümit tomurcukları yeşeriyor

Hz. Sâhib-i Zaman’ın ifadesiyle, ‘Yeis, mâni-i herkemâl-dir’. Bu itibarla olgunlaşma yolunda ve yükselme helezonunda bulunan insanlar, ‘bu bâdireyi de atlatabilir miyim!’ tereddüdüne düşmemelidirler. Himmetler fevkalâde âlî, ruhlar gayet fâtihâne, azimler peygamberâne tutulmalı ve ‘Allah bizimle beraberse aşamayacağımız engel yoktur’ duygu ve düşüncesi içinde hareket edilmelidir. Yine o Ümit Güneşi, kaldığı Marmara Oteli’nin denize nâzır penceresinden parmağını ufka doğru uzatarak, ‘Kardeşlerim, ye’se düşmeyiniz, ilhadın bel kemiği kırılmıştır. O, ölüm heyecanları içinde çırpınmaktadır.’ diyerek çevresine hep ümit aşılamıştır. Bu söz, bundan senelerce evvel söylenmiştir ve o zamanın dünyası ile günümüz dünyası arasında kıyaslanamayacak kadar büyük farklar vardır. Bugün dünyanın dört bir tarafında ümit tomurcukları -Allah’ın inayet ve keremiyle- boy atıp yeşermektedir. Öyle ise ruhlarımızı coşturacak bunca ümitbahş gelişmeler varken neden ümitsiz olalım ki!

Öte yandan, “Cihanın şarkında ve garbında 20. asırda kan seylâpları, insanları kütükler gibi önüne katıp sürüklüyor ve 21. asra da yine aynı duygu ve düşünce içinde giriyoruz. Şimdi, böyle bir durumda nasıl ümitli olabiliriz ki?” gibi bir soru akla gelebilir. Burada bütün samimiyetimle ifade edebilirim ki; Allah, bir gün Kur’ân’ın elmas düsturlarını kendilerine rehber edinenlere, mutlaka dünyaya kendilerini ifade etme fırsat ve imkânını verecektir. Bunda hiç kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın. Bugün dünyanın değişik yerlerinde öldürülen o masum ve savunmasız insanlar, yeni yeni sürgünlerin meydana gelmesi için, tıpkı baharda ağaçların budanması gibi bir mânâ ifade etmektedirler.. bu sebeple 21. asır inşallah 20. asır gibi olmayacaktır. Şimdilerde biz, değişik yerlerde çiçeği başka, rengi başka, gülü ve bülbülü başka bahar edalı yamaçlar görüyoruz. İnşallah her yerde ayrı ayrı baharlar açacak ve on asırlık o müsâmahakâr Müslümanlığımızla, ayrı ayrı yerlerde meydana getirilen bu kanaviçeyi birbirine bağlayıp bütünleştireceğiz. Ne var ki bütün bunlar, durup dururken kendi kendine de olmayacaktır. Bunlar için azami ızdırap, dua, tazarru ve gayret gerekir. Evet, Allah’tan inayet için gayret göstermek şarttır. Şayet âhesterevlik edilmez, gerekli cehd ve gayret de gösterilirse, Cenâb-ı Hak -inşallah- bu son dünya kışını da bahara tebdil edecektir.

ÖZETLE

1- Dünya ve Türkiye’nin bugünkü hali, hiç de ümitsizlik ve yılgınlığa sevk edecek durumda olmadığı gibi, bugünlerde yaşanılan kriz de günümüze has bir problem değildir.

2- İmanı olan bir insan, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemelidir. Zira Allah’ın sonsuz kudretini mülâhaza ederken ümitsizliğe düşmeye ne hakkımız vardır ne de haddimizedir.

3- Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘Yeis, mâni-i herkemâldir’. Bu itibarla olgunlaşma yolunda ve yükselme helezonunda bulunanlar, ‘bu bâdireyi de atlatabilir miyim!’ tereddüdüne düşmemelidirler.

13.Mart.2009 07:51:10

http://www.samanyoluhaber.com/haber-141565.html

Mahmut Övür Fethullah Güleni anlatıyor 05.03.2009

Fethullah Gülen Gazeteciler sohbeti 05.03.2009

Hocaefendi'den <B>hüzünlü cevap</B>

TÜRKİYE’YE NE ZAMAN DÖNECEK?

DAVOS OLAYI

TÜRKİYE’NİN YENİ DURUMU

Hocaefendi’den hüzünlü cevap

“9 yıldır burada inziva hayatı yaşıyorum. Şu yakında bir göl var. Oraya bu 9 yıl içinde sadece üç kez gittim. Çıkmak istemiyorum. Gurbet bana giran geliyor.”

Bir an duruyor ve Türkiye’ye dönüp dönmemeye ilişkin şunları söylüyor:

“Siz olanaklı görüyor musunuz bunu? Orda hükümeti zora sokmamak için şu an dönmeyi düşünmüyorum. Hissi hareket etmemeli. Olabilecek sıkıntıları hükümete fatura ederler. Yargının en sıkıntılı zamanlarında beraat aldım. Hukuken bir sorun yok dönmemde ama hâlâ bazı dengeler aleyhte. Durumu bu haliyle korumak vacip gibi. Sonu nereye varır Allah bilir. Bizler üzerimize düşeni yapmalıyız.”

Peki Fethullah Gülen, Başbakan Erdoğan’ın “Davos Duruşu”na ne diyordu:

“Başbakanın çıkışı doğru bir çıkıştı. Halk da desteğini verdi. Zaten daha sıcağı sıcağına özür dilemeleri de bunu gösteriyor. Türkiye’de Yavuz Sultan Selim gibi karşılandı. Türkiye bölgede önemli bir ülke. Türkiye’siz bu bölge düşünülemez. Çünkü her yerde Osmanlı’dan kalma müthiş bir kredimiz var.”

Neo Osmanlılar!

Tam bu noktada Irak’tan ABD’nin çekilmesiyle neler olacağına ilişkin bir soru geliyor. Gülen’in bu soruya cevabı bir hayli çarpıcı:

“Bölgede gerginlik var. Bir otorite boşluğu var. ABD o boşluğu oluşturdu. Şu an kendi içlerinde çok ayrıldılar. Aralarında kin ve nefret var. Şiiler’in bile içlerinde bu var. ABD de bunu istiyordu. Girip çıktıkları her yerde problem bıraktılar. O bölgelerin kaderi bu maalesef. Hariciler, Moğollar, Emeviler, Bizans geçti o bölgelerden. Osmanlı’ya kadar hep kan revan içinde kaldı. Jeopolitik olarak çok önemli bir yer. En sorunsuz zamanları Osmanlı dönemi olmuş. Dileriz yeni Osmanlı ruhu olur oralarda. Neoconlar’a karşı Neo Osmanlılar …”

Araya girip “Türkiye, Yeni Osmanlı mı?” diye soruyoruz.

Gülen’in cevabı kısa oluyor:

“Neden olmasın? ABD’nin Neoconlar’ı varsa Türkiye’nin de Neo Osmanlılar’ı olur…”

Gülen’in ağzından bu cümleler dökülünce Ahmet Taşgetiren hemen yorumunu yapıyor:

“İşte gazete manşeti çıktı!”

Bugünlerde ABD’li stratejist George Friedman ‘ın Osmanlı benzetmesi yapması da bir hayli ilginç.

28 Şubat-Demirel-Cindoruk

İçinden geçtiğimiz süreç 28 Şubat sürecinin de yıldönümü. Fethullah Gülen’in sürgün hayatı da o günlerdeki kuşatmayla başladı ve bir süre sonra ülkesini terk etti. Yani Gülen, 28 Şubat Postmodern darbenin en önemli mağdurlarından. Konu 28 Şubat süreci ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e gelince, Gülen ilginç bir tespit yapıyor:

“O dönemde birçok kişi geçmişiyle tenakuza düşen bir tavır sergiledi. Demirel, bizim okullar için zamanında 30 tane imzasız açık mektup verdi. Özal’ın başlattığı devlet geleneğini sürdürdü. Ama sonra bizi üzen bir beyanatı oldu, Kurtul Altuğ’la konuşmasında ‘devlet için tehlikeli’ dedi. İnsan üzülüyor tabii. Daha sonra telefonla konuştuk, sesi sopsoğuktu. Belki bilemedi gerçekleri. Bu iş bitti diye inandırdılar onu. Aynı şeyi Cindoruk da yaptı. Geçmişte, 2000′lerin başında bizim avukatlığımızı istedi. Herhalde vermeyince böyle oldu. Ama ben yine de kimseye kırgın değilim.”

Peki, son dönemlerde en çok tartışılan ve nereye uzanacağı merak edilen Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla açılan dava ve süren operasyonları nasıl görüyordu?

İşte Gülen’in cevabı:

“Bu işlerin sulandırıldığı gibi bir kaygı var. Bana da öyle geliyor. Baksanıza sürekli Silivri Cezaevi’yle GATA arasında, bir ara Cengiz Çandar söyledi, yatay geçiş, yani yatış geçişi var. Bizim Erzurumlular bunu şöyle yorumluyor; ‘Bu işin içinde bir ‘GATA’kulli var.’ Hükümete karşı da bazı hesaplar seziliyor. Bunlar iyi şeyler değil.”

Bu mücadelede nereye gelindiğini ve neler olabileceğini soruyorum. Gülen henüz istenen noktaya gelinmediğini belirtip devam ediyor:

“Bunların üzerinden zırhları yırtılamadı. Fakat bazı gelişmeler de var. Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu.”

Bu noktada Türkiye’de siyasi kırılmaları yaratan en kritik konuya, AB Türkiye ilişkilerine nasıl baktığını soruyorum…

Gülen, “İnşallah devam eder” diyor ve ekliyor:

“Ama AB’ye almazlarsa ne olur? Sayın Başbakan’ın dediği gibi onlar kaybeder. Ama bu yolda bazı kazanımlar da oldu. Demokrasi adına mesela. Bazılarının endişeleri yersiz. Endişeler haklı olsaydı orda yasayan Türkler’de kaybolmalar olurdu ama olmadı. AB’yi istemeyenler kimler? Onlara bakmak lazım, altını araştırmak lazım.”

“Okyanus ötesi güç” değilim

Söz Ergenekon ve derin devlete gelince şunu da sorduk:

“Türkiye’de derin devlet sizinle uğraşıyor, peki ABD’nin derin devletiyle aranız nasıl?”

İlk dönemdeki kaygılara değinip şöyle diyor:

“Buraya ilk geldiğimizde kaygıyla çok ilgilendiler. Hatta üç kez FBI geldi soruşturma yaptı. Ama bizim terörle ilgili, “Müslüman terörist olmaz, teröristse Müslüman olmaz” sözümüz önemli güvence yarattı. Sonra karışmadılar.”

Yerel seçim sürecinin sürdüğü bu günlerde bazı siyasiler tarafından “Okyanus ötesi güç” olarak nitelenip eleştirilmesini sorunca bir an düşünüyor ve kırgın bir sesle üzüntüsünü dile getiriyor:

“Ben hiç müdahil değilim. Ama kamuoyu araştırmalarında bazı konularda adım geçiyorsa onu kullanıyorlar ne yapabilirim ki… Her gün gazetelere internete bakıyorum. En az bir iki kez ismimiz geçiyor. İnsan üzülüyor tabii ve bir süre sonra kanıksıyor da.”

Gülen’e dünyayı sarsan ABD’nin finans krizini ve bu krizin yeni bir siyasal yapı yaratıp yaratmayacağını da soruyoruz. Buna da şöyle cevap veriyor:

“ABD’de bir kesim bu krizin olacağını biliyordu. 100 binlik bir kesim bu krize iyi hazırlık yaptı. Çok sürmez ortaya çıkarlar. Bu arada ABD ve Çin’i iyi izlemek lazım. İlginç ilişkiler gelişiyor bu iki ülke arasında. Avrupa yaşlandı. Yeni gelişmeler olabilir. ABD’nin devre dışı kalması gibi bir şey söz konusu değil.”

Kahvaltı salonunda yaptığımız bu sohbet sadece üç kişi arasında sürmüyor, kahvaltıya katılan 50′yi aşkın insan da bizi dinliyor. Canlı televizyon programı gibi. Konuyu biraz değiştirip Pensilvanya’ya çok sayıda insanın geldiğini ama gelmenin de pek kolay olmadığını söylüyorum.

Fethullah Gülen bu tespite gülümseyerek “Bizde vize yok. Kapımız herkese açık.” cevabını veriyor. Gülen’i ilk kez gülerken görüyordum.

Bu gülümseme salonda oluşan “resmi” havayı da yumuşatıyor.

Sohbetimiz yaklaşık bir buçuk saat sürüyor.

Ardından, on yıldır Türkiye’den uzakta adeta sürgün hayatı yaşayan Gülen sessizce odasına çekiliyor.

Biz de ülkesinin özlemiyle yaşayan bu kanaat önderini, kar altındaki olağanüstü doğayla baş başa bırakıp, sadece selamlarını alıp Türkiye’ye doğru yola çıkıyoruz.

MAHMUT ÖVÜR-SABAH

06.Mart.2009 08:37:29

http://www.samanyoluhaber.com/haber-140675.html

Fethullah Gülen hareketi Can Dündar Neden 27.Ocak.2009

Fethullah Gülen hareketi Emniyet Önder Aytaç

Fethullah Gülen hareketi Nevval Sevindi

Fethullah Gülen hareketi Ergenekon Ömer Laçiner

Fethullah Gülen Hollanda Parlementosunda 05.02.2009

“F TİPİ” Cİ İNFAZCILAR BUNLAR!… 22.01.2009

Perinçek’e Kamer Genç’e özenmiş belli ki!… AHMET HAKAN’A AÇIK APAÇIK BİR TAVSİYE!…

ŞU SPARTAKÜS FİLMİNİ TEKRAR BİR İZLE!…

AHMET HAKAN’ın dili

ERGENEKON T.Ö. İLE İLİŞKİLENDİRİLMEYE ÇALIŞILAN HOCA EFENDİ’NİN AVUKATINDAN AÇIKLAMA GELDİ

F.Gülen hakkında Mahkemeye baskı Yalancı şahit 13.01.2009

F.Gülen hakkında Kanal D Doğan grubu Tuncay Özkan

Hoca Efendi Filistin Gazze acısı ve Yardım

Sızıntı 30 yaşında Hoca Efendiye ödül

Hoca Efendi Kurban Bayramı 2008 görüntüleri KLİP

Hoca Efendi Hac ve Kurbanla ilgili açıklamaları 2008

F.Gülen kadına şiddet

F.Gülen İlahiyatçılar Sigara

F.Gülen Sukutun Çığlıkları kitabı çıktı

F.Gülen Yunan basınında Eylül 2007

F.Gülen vize sorunu yok

F.Gülen beraati Milletvekilleri yorumu

Fethullah Gülen’in Güneydoğu temennisi gerçekleşiyor

Kurban ve Güneydoğuda kardeşlik tesisi

F.Gülen Kurban bayramı değerlendirmesi

F.GÜLEN 100 Dünya Entellektüeli ilki

F tipi kulak tartışması

F.Gülen’e “F Tipi” iftirasına cevap

Cumhuriyet gazetesi fgülen iftirası

Reuters FGülen ve Türk Okulları araştırması

Yunan medyasında fgülen yorumu

Fethullah Gülen’in Güneydoğu temennisi gerçekleşiyor

FGÜLEN VARLIĞIN METAFİZİK BOYUTU KİTABI

Hoca Efendi Ramazan Bayramı 2008 görüntüleri

F.GÜLEN VE TÜRKOKULLARI TBMM de – DÜNYAYA MODEL

Prof.Dr.İ.Doğan F.Gülen hakkında

Fethullah Gülen’den Alevilikle ilgili tarihi açıklama 1

Fethullah Gülen’den Alevilikle ilgili tarihi açıklama 2

F.Gülen hakkında S.Eraslan-Vakit

F.Gülen vize sorunu yok

F.Gülen yeşilkart olayına cevap

Dünya F.Gülen’i keşfediyor Bazıları hala

Gülen Nobel’e aday gösterilsin

KESİN KARAR FGÜLEN SUÇSUZ

F.GÜLEN 100 Dünya Entellektüeli birincisi

Son Görüntüler Hocaefendi kervan1can2′den

FETHULLAH GÜLEN BELGESELİ-1(ÜMİT YOLCUSU) 41 dk

FETHULLAH GÜLEN BELGESELİ-2(SEVGİ OKULLARI) 60 dk

FETHULLAH GÜLEN BELGESELİ-3(HOŞGÖRÜ VE DİYALOG 48 dk



ziyaret

  • 85,920